EĞİTİM PSİKOLOJİSİ-I
Prof. Dr. Fatma ÜNAL
SOSYAL BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMI
Davranışçı ve bilişsel kuramların öğrenmeyle ilgili ortaya koyduğu çalışmalar birçok araştırmacıyı etkilemiş ve öğrenme ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar sonunda ortaya çıkan kuramlardan biri de Albert Bandura’nın geliştirdiği sosyal bilişsel öğrenme kuramıdır.
Albert Bandura, insan öğrenmesinin sosyal bir ortamda başkalarının davranışlarını gözleyerek oluştuğunu savunur. Bandura bu tür öğrenmeye gözlem yoluyla öğrenme adını verir.
Sosyal Öğrenme Kuramı’nın temel ilkesi: Başkalarının davranışlarını gözleyerek ve bunlardan bir sonuç çıkarılarak öğrenmenin olabileceğidir.
Bandura’ya göre, kişi kendisinin ya da başkasının ortaya koyduğu davranışların sonuçlarını gözlemleyerek, pekiştireç almasa bile öğrenir ve modelden olumlu ya da olumsuz olarak etkilenir. Sosyal bilişsel öğrenme modeline göre; davranışlar pekiştirme sonucu değişebileceği gibi pekiştirme yokluğunda da değişebilmektedir.
Öğrenmeyi Sağlayan Dolaylı Yaşantılar
Bandura öğrenmenin hem doğrudan yani bireyin kendi davranışlarının sonuçlarından, hem de dolaylı olarak yani başkalarının davranışlarının sonuçlarını gözleyerek meydana gelebileceğini belirtmektedir. Dolaylı öğrenmede, pekiştirme, ceza, güdülenme gibi tüm süreçler dolaylı şekilde gerçekleşmektedir. Sosyal bilişsel öğrenme kuramı kapsamında dolaylı yaşantılar şunlardır;
Dolaylı Pekiştirme: Model alınan kişinin davranışının pekiştirilmesi, gözlemci için de pekiştirici olmaktadır. Dolaylı pekiştirme, doğrudan pekiştirme kadar etkilidir.
14. Hafta
Formasyon Programı Ders Notları I-II-III
Dolaylı Ceza: Modelin davranışının cezalandırıldığı durumda, gözlemci için dolaylı ceza oluşmaktadır.
Dolaylı Güdülenme: Bireyin, bir başkasının davranışını gözlemleyerek bir davranışta bulunmaya motive olması durumudur.
Dolaylı Duygu: Model alınan kişinin duygularını yansıtması durumunda, benzer duyguların gözlemcide de oluşma durumudur.
Model ve Gözlemcinin Özellikleri
Bandura’ya göre. öğrenmenin etkili bir şekilde gerçekleşmesi, öğrenenin modelden gözlemlediği davranışı taklit edebilme yeteneğine bağlıdır. Bu nedenle sosyal bilişsel öğrenme kuramına göre öğrenmeyi etkileyen önemli faktörlerin başında model ve gözlemcinin özellikleri gelmektedir
Modelin özellikleri; sosyal bilişsel öğrenme kuramının en önemli unsurlarındandır.
Modelin özellikleri gözlemcinin ilgisini etkilemekte ve davranışın taklit edilebilirliğini önemli ölçüde belirlemektedir. Gözlemci ve model arasındaki etkileşimin yüksek olması ve gözlemcinin modelin davranışlarını taklit etmesi için modelin bir takım özelliklere sahip olması gerekir. Bunlar;
Birey, en fazla benzer yaş aralığında olan ve
Aynı cinsiyette olan kişilerin davranışlarından etkilenmektedir.
Statüsü ve prestiji yüksek modellerden daha fazla etkilenilmektedir.
Basit davranışlar kompleks davranışlara göre daha fazla taklit edilmektedir.
Düşmanca ve saldırgan davranışlar özellikle çocuklar tarafından daha çok taklit edilmektedir.
Gözlemcinin Özellikleri: Gözlemcinin sağlıklı bir şekilde zihinsel ve psiko-sosyal gelişim sürecini tamamlamasının yanı sıra, sembolleştirme, geleceği düşünme (öngörü), dolaylı öğrenme, öz düzenleme ve öz yeterlik kapasitelerine sahip olması modeli taklit etme ve öğrenme düzeyini etkilemektedir.
Modelden Öğrenme
Bandura’ya göre insanların sergilediği birçok davranış, diğer insanların yaptıkları davranışları gözlemleme ve onları modelleme yoluyla kazanılır. Örneğin; saldırganlık da modelleme yoluyla öğrenilebilir
Etkili Modellemenin Oluşması İçin Gerekli Süreçler
Bandura‟ya göre gözlemleyerek öğrenmenin ve bunu gerçekleştirmenin birbirine bağlı dört temel süreci vardır. Bunlar; dikkat etme, hatırda tutma, davranışı ortaya koyma ve güdülenme süreçleridir.
1.Dikkat: Öğrenmenin olabilmesi için birey modele ve modelin davranışına dikkat etmelidir. Modelin özellikleri, davranışın gözlemleyen bireyin amacına uygun olması ve gözlemcinin geçmişte aldığı pekiştirmeler dikkat sürecini etkilemektedir. Modelin tanınırlığı, yaşı, cinsiyeti ve statüsü gibi özellikleri modele dikkati arttırmaktadır. Modelin davranışlarının, basit, anlaşılır aynı zamanda sıra dışı ve ilgi çekici olma dikkat sürecini etkilemektedir.
2.Hatırda Tutmak: Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için kişi davranışı sembolleştirerek, belleğinde saklamalıdır. Çünkü bireyin davranışı, gözlemden hemen sonra ortaya çıkmayabilir ya da birey bunu yeri geldiğinde kullanmak isteyebilir.
3.Davranışı Sergileme: Birey, gözlemlediği davranışı sergilemeli, böylece performansa dönüştürmelidir. Gözlemci kendini, model aldığı davranışı gösterebilecek yeterlilikte görmelidir.
4.Motivasyon: Modelin davranışının sonucunda aldığı ödül ya da ceza, davranışın taklit edilmesinde etkili olmaktadır. Sonucunda ödüllendirme olan bir davranışın, tekrar edilme olasılığı daha yüksektir.
Sosyal Öğrenme Kuramının Dayandığı Temel İlkeler: Sosyal bilişsel öğrenme kuramının dayandığı temel ilkeler şunlardır;
1. Karşılıklı Belirleyicilik 2. Sembolleştirme Kapasitesi 3. Dolaylı Öğrenme Kapasitesi 4. Öngörü Kapasitesi
5. Öz Düzenleme Kapasitesi 6. Öz Yargılama Kapasitesi:
7. Öz Yeterlilik Algısı:
1. Karşılıklı Belirleyicilik: Bireysel ve çevresel faktörler ile bireyin davranışı karşılıklı olarak birbirlerini etkileyerek, sonraki davranışlarını
şekillendirmektedir. Bireysel ve çevresel faktörlerin davranışı etkileme derecesi durumdan duruma değişmektedir.
2. Sembolleştirme Kapasitesi. Bandura’ya göre insanlar deneyimlerini sembolleştirerek hafızalarına kaydeder ve anlamlandırırlar. Düşünme sürecinde sembollerden yararlanılır. Bu semboller, resim, şekil ve sözel ifadeler olabilmektedir.
Nasıl ki birey kendi deneyimlerini sembolleştiriyorsa, bir başka kişide gözlemlediği davranışı da sembolleştirerek, daha sonra benzer bir davranış sergileyebilmektedir.
3. Dolaylı Öğrenme Kapasitesi: Sosyal bilişsel teorinin temelindeki kavramlardan biri olan dolaylı ya da gözlem yoluyla öğrenme, kişinin pekiştirme olmaksızın, sadece bir başkasını model alarak davranışı öğrenmeyi ifade etmektedir.
Birey, davranışı bizzat kendisi yapmasa da başkalarının davranışlarının sonuçlarını gözlemleyerek öğrenebilir.
4. Öngörü Kapasitesi: Bireyin sembolleştirme kapasitesi olduğu gibi gelecek için plan yapabilme kapasitesi de vardır. Dolayısıyla kişi gelecekte başkalarının kendisine nasıl davranacağını, nelerle karşılaşabileceğini tahmin edebilir ve geleceğe dair hedefler belirleyebilir. Bu çerçevede, bireyin geleceği planlama yani öngörü kapasitesi, daha sonra sergileyeceği davranışlar için belirleyici olabilmektedir.
5. Öz Düzenleme Kapasitesi: Bireyin kendi davranışlarını kontrol edebilme düzeyidir. Bandura’ya göre, insanların bütün davranışları sadece cezalar ve dışsal pekiştireçlerle kontrol edilemez. İnsanlar birçok davranışlarını kendi kendilerine düzenlerler. Birey başkalarını gözlemleyerek öğreniyor olmasına karşın davranışlarından kendisi sorumludur.
6. Öz Yargılama Kapasitesi: Bireyin kendisini değerlendirme, yargıda bulunma ve sorgulama becerisidir. Bireyin, bir davranışı gösterip gösteremeyeceğine ilişkin yargısı, model aldıklarını taklit etme eğilimini etkileyecektir.
7. Öz Yeterlilik Algısı: Bireyin birtakım davranışları başarı ile sergileme, engellerle başa çıkabilme gibi konularda kendisine ilişkin yeterlilik algısını ifade etmektedir. Bu nedenle öz yeterlilik algısı, sosyal bilişsel öğrenme sürecini doğrudan etkilemektedir.
Öte yandan, öz yeterlilikle ilişkili farklı psikososyal süreçler, öğrenme sürecinde devreye girmektedir.
Sosyal Bilişsel Öğrenme
Bandura ’ya göre bireyin modeli gözlemesi sonucu, sosyal bilişsel öğrenme yoluyla bazı davranışları öğrenebilir. Bunlar;
1. Birey başkalarını gözleyerek yeni bilişsel beceriler ve yeni psiko-motor becerileri öğrenebilir.
2. Yeni değerler, inançlar, düşünme biçimleri kazanabilir.
3. Gözlemci modelden çevrenin ve eşyaların nasıl kullanılacağını öğrenebilir.
4. Ayrıca, modelin duygularını açıklama biçimini gözleyerek kendi duygularını ifade etme şeklini, sosyal öğrenme yoluyla öğrenebilir.
Sosyal-bilişsel öğrenme kuramının ortaya koyduğu ilkeler ışığında ulaşılan sonuç;
sosyal bir varlık olan bireylerin her ortam ve koşulda kendilerine model alabilecekleri ya da model olabilecekleri bireyler olduğudur. Bu bağlamda; yetişkinler, çocukların iyi bir gözlemci olduklarını bilerek kendileri model olacak davranışlarda bulunabilecekleri gibi, onların uygun modellerle de karşılaşmalarını sağlamalıdırlar.
EĞİTİM PSİKOLOJİSİ-II BİLGİ İŞLEME KURAMI
Öğrenmeyi bilişsel açıdan inceleyen kuramlardan biri de “Bilgiyi İşleme Kuramı” dır.
Bilgiyi işleme kuramı bilişsel bir kuram olup, bilginin dışarıdan nasıl alındığını, ne gibi zihinsel işlemlerden geçirildiğini, nasıl depolandığını ve depolanan bilginin nasıl hatırlandığını kapsamlı bir şekilde açıklar.
Bilgiyi işleme kuramı temel olarak şu soruları yanıtlamaya çalışır;
1. Yeni bilgi dışardan nasıl alınmaktadır?
2. Alınan yeni bilgi nasıl işlenmektedir?
3. Bilgi uzun süreli olarak nasıl depolanmaktadır?
4. Depolanan bilgi nasıl geriye getirilip hatırlanmaktadır?
Bilgiyi işleme modeli, bu sorulara cevap ararken bazı varsayımları da yaklaşımının temeline alır.
Bilgi İşleme Modelinin Öğeleri: Bilgiyi işleme modeli, üç ana bileşenden oluşmaktadır. Bilgi işleme modelinin öğeleri şunlardır;
1.Bilgi depoları 2.Bilişsel süreçler
3.Yürütücü kontrol- (Üst-biliş)
1. BİLGİ DEPOLARI
Bilgi depoları, bilgilerin saklandığı, bilgiyi işleme kuramının ilk bileşenidir.
Bilgi depoları;
Duyusal kayıt,
Kısa süreli bellek ve
Uzun süreli bellek olarak adlandırılan üç bellekten oluşur (Şekil.1).
Şekil 1. Bilgi Depoları
1.1. Duyusal Kayıt: Çevredeki uyarıcılar, duyu organları ile kişi tarafından duyusal kayıt sistemine alınmaktadır. Duyu organlarıyla algılanan çevreden gelen uyaranlar “duyusal kayıt” aracılığıyla sinir sistemine girer. İlk algılamadan duyusal kayıt sorumludur. Duyusal kayıt her duyu için farklı kodlama biçimlerinin olduğu, sınırsız kapasitesi ile bilginin çok kısa tutulduğu bir bellek türüdür. Gelen bilginin sınırsız kapasiteye sahip duyusal kayıt kısmında anında işlenmesi gerekmektedir. Ayrıca duyusal kayıta gelen uyarıcılardan sadece dikkat edilenlerin kısa süreli belleğe aktarımı söz konusudur. Bilginin duyusal kayıtta kalış süreci çok kısadır. Bilginin duyusal kayıtta kalış süresi çok sınırlı olmakla birlikte, duyusal kayıtın alan olarak kapasitesi sınırsızdır. Duyusal kayıt, kendinden sonraki öğrenme süreçleri için kritik bir öneme sahiptir. Duyusal kayıta gelen bilgi anında işlenmezse çok hızlı bir şekilde kaybolur.
1.2. Kısa Süreli Bellek: Kısa süreli bellek sınırlı bir zaman içinde bilgiyi geçici olarak depolamakta ve zihinsel işlemleri yapmaktadır. Duyusal kayıttan aktarılan bilgileri yeniden
düzenleyip kodlayarak, uzun süreli belleğe göndermektedir. Duyusal kayıttan dikkat ve algı süreçleri sonunda ayrılan bilgi, sistemin ikinci ögesi olan kısa süreli belleğe geçer. Kısa süreli belleğin hem bilgi tutma süresi, hem de kapasitesi sınırlıdır. Araştırmalar kısa süreli belleğin kapasitesinin yaklaşık 7±2 birim bilgilik olduğunu göstermektedir. Kısa süreli belleğin bilgiyi koruma süresi ise yaklaşık 20 saniyedir. Gelen bilgi ortalama 20 saniye içerisinde işlenerek uzun süreli belleğe gönderilmezse unutulur ve unutulan bilgi geri getirilemez
Kısa süreli belleğin bir işlevi sınırlı bilgiyi kısa süreli de olsa depolamaktır. İkinci işlevi ise, bilginin uzun süreli bellekte depolanmasını sağlamak ve bilgiyi uzun süreli bellekten geriye getirerek hatırlamak için zihinsel işlemleri yapmaktır. Bu nedenle kısa süreli bellek, “İşleyen Bellek” olarak da adlandırılmaktadır.
1.3.Uzun Süreli Bellek: Uzun süreli bellek, öğrenilen bilginin sürekli olarak depolandığı yerdir. Uzun süreli bellek, sürekli bellek deposu olarak kabul edilir. Bir bilginin öğrenilmiş kabul edilmesi için mutlaka uzun süreli bellekte depolanmış olması gerekir. Uzun süreli bellekte bilgiler kaybolmaz, ancak bilgi, uygun biçimde kodlanmamış ve uygun yere yerleştirilmemişse, geri getirmede zorluklarla karşılaşılır. Sınırlı kapasitesi olan kısa süreli belleğe kaydedilen bilgiler çok kısa sürede unutulurken, uzun süreli belleğe aktarılan bilgiler uzun yıllar unutulmadan hatırlanabilmektedir.
Alan araştırmacılarına göre, uzun süreli belleğe gelen bilgiler yapılarına (çeşidine) göre farklı bellek türleri içine kaydedilmektedir. Buna göre, uzun süreli belleğin üç temel bölümden oluştuğu söylenebilir. Bunlar;
Anısal,
Anlamsal ve
İşlemsel bellektir.
Anısal Bellek: Yaşantı içerisindeki kişisel olayların depolandığı bölümdür. Yaşantısal anılara duygular, ses vb. unsurlar eşlik ettiği için unutulması zordur.
Anlamsal Bellek: Uzun süreli belleğin, olgu, ayrıntı, kurallar, genellemeler, kavramlar, problem çözme becerileri, ilişkiler, farklılıklar gibi genel bilgilerin yer aldığı bölümüdür. Okulda öğrendiklerimizin çoğunluğu anlamsal bellekte saklanır.
İşlemsel Bellek: Herhangi bir şeyin nasıl yapılacağı ile ilgili bilgilerin işlemlerin depolandığı yerdir. Özellikle fiziksel beceri gerektiren davranım ve bilgilerin kaydedildiği bellektir. İşlemsel bellekte işlemlerin basamaklarının oluşması uzun zaman alır, ancak oluştuktan sonra anımsanması çok kolaydır.
1. BİLİŞSEL SÜREÇLER
Bilgiyi işleme kuramının ikinci bileşeni olan “Bilişsel Süreçler”, bilgilerin bir bellekten diğerine aktarılmasını sağlayan içsel zihinsel etkinlikleri içermektedir. Bu süreçler;
1.Dikkat, 2.Algı, 3.Tekrar, 4.Gruplama, 5.Kodlama 6.Geri getirme
2.1. Dikkat: Öğrenme, dikkat etme süreciyle başlar. Dikkat uyarıcılar üzerinde bilinçli bir odaklaşma sürecidir. Ortamdaki uyaran bombardımanına rağmen sadece dikkat edilen ve birey için önemli olan bilgi kodlanır. Dikkatin yoğunlaşacağı bilginin seçiminde dışsal ve içsel özellikler etkili olur.
2.2. Algı: Algılama, duyusal bilginin anlamlandırılması, yorumlanması sürecidir.
Çevresel uyarıcılar, doğrudan algılanmayıp, bireyin bilişsel yapısı, geçmiş yaşantıları, ön bilgileri, güdülenmişlik düzeyi ve pek çok başka içsel faktörden etkilenmektedir. Önceden oluşturulan şemalar yeni gelen bilginin algılanmasını etkiler.
2.3. Tekrar: Tekrar bir bilgi biriminin şeklini değiştirmeksizin sesli veya sessiz olarak defalarca söyleme seklidir. Tekrar öğrenmede önem taşır. Tekrar bilginin kısa süreli bellekte tutulma sürecini artırmaktadır. Bazı tür bilgiler yeteri kadar tekrar edildiğinde uzun süreli belleğe aktarılabilir.
2.4. Gruplama: Bilgiyi gruplayarak birim sayısının azaltılması kısa süreli belleğin sınırlı kapasitesini etkin kullanmak için katkı sağlar.
Örneğin, 05324485265 olan bir telefon numarasını bu şekilde bir bütün olarak kısa süreli belleğe almaktansa 0532 448 52 65 şeklinde 4 birim olarak işlemek kısa süreli belleğin bu bilgiyi daha etkili bir şekilde işlemesini sağlar.
2.5. Kodlama: Kodlama, kısa süreli bellekteki bilginin uzun süreli bellekte, var olan önceki bilgilerle ilişkilendirilerek, yeni bir organizasyon içerisinde uzun süreli belleğe aktarılmasıdır. Kodlamada, yeni gelen bilgiyi varolan bilgilerle tamamlama, anlamlandırma ve örgütleme söz konusudur. Anlamlı kodlama hatırlamayı kolaylaştırmakta ve bilginin kalıcılığını artırmaktadır.
2.6. Geri getirme: Uzun süreli bellekte depolanan bilgiler kullanılmak üzere kısa süreli belleğe getirilir yani bilgi hatırlanır. Bilginin uzun süreli bellekten kısa süreli belleğe getirilmesi “geri getirme” veya “hatırlama” olarak adlandırılmaktadır. Bilginin tekrar geri
getirebilir olması öğrenmenin gerçekleştiği sürede ne kadar iyi bir kodlama kullanılarak depolandığı ile ilgilidir.
Hatırlamanın tam tersi ise “unutma” olarak ifade edilmektedir. Gelen bilgiye dikkat etmediğimiz takdirde bilgi geri getirilemeyecek şekilde kaybolmaktadır. Diğer bir deyişle bellek izi, tamamen yok olmaktadır. Unutma olarak ifade edilen bellek izinin kaybolması duyusal kayıt ya da kısa süreli bellekte gerçekleşmektedir.
1.3.YÜRÜTÜCÜ KONTROL (Üst-Biliş)
Bilgiyi işleme modelinin üçüncü bileşeni üst-biliştir. Yürütücü kontrol (Üst- Biliş) , bilişsel süreçlerle ilgili bilgileri ve bunların denetimini içerir.
Yürütücü kontrol (Üst-biliş), bilgi işleme sürecinde oldukça önemli bir yere sahiptir.
Bilgiyi işleme sürecinde üst-biliş, öteki bileşenler olan bilgi depoları ve bilişsel süreçlerin bir bütünlük içinde işlemesini sağlar. Üst-biliş dikkat, algı, yineleme, kodlama ve geri getirme gibi bilişsel süreçleri denetler ve yönlendirir.
Bilgiyi İşleme Modelinin İşleyişi
Bilgiyi işleme süreci; şekilde (Şekil 2) de görüldüğü gibi, çevredeki uyarıcılar duyu organları yoluyla alınarak duyusal belleğe kaydedilir. Ardından bu uyarıcılardan dikkat ve algı süreçlerinden yararlanılarak seçilen bilgi kısa süreli belleğe aktarılır. Bu bilgi hemen kullanılmak istenildiğinde davranışa dönüştürülür. Bilgi daha sonra kullanılmak istenildiğinde anlamlı biçimde kodlanarak uzun süreli belleğe aktarılır. Uzun süreli bellekte saklanan bilgi, gereksinim duyulduğunda kısa süreli belleğe geri getirilir ve davranış olarak gösterilir. Bu bellek sistemi içerisinde bilginin nasıl ve ne zaman akış göstereceği yürütücü kontrol ile denetlenir.
Şekil 2. Bilgiyi İşleme Modeli Şeması
Bilgiyi İşleme Kuramı ve Eğitim Ortamı: Eğitim ortamında, bilgiyi işleme kuramını dikkate alan bir öğretmen, öğrenme ortamını, öğrenme materyalini, öğretim ilke, yöntem ve tekniklerini etkili bir biçimde kullanır. Öğrencinin, gelen bilgiyi hafızasına kalıcı şekilde yerleştirmesine ve gerektiğinde etkili bir şekilde hatırlayıp kullanabilmesine olanak sağlar.
EĞİTİM PSİKOLOJİSİ-III
GESTALT ÖĞRENME KURAMI
Gestalt kuramının ilkeleri Wertheimer ile beraber Köhler ve Koffka tarafından geliştirilmiştir.
Wertheimer,Köhler ve Koffka tarafından kurulan Gestalt psikolojisi tecrübeleri parçalara indirgeyen yapısalcı algı kuramlarına ve tecrübeleri basit uyarıcı-tepki reflekslerine indirgeyen davranışçılığa tepki olarak ortaya çıkmıştır.
Max Wertheimer (1880-1943) tarafından temellendirilen, Wolfgang Köhler (1887- 1967) ve Kurt Koffka (1886-1941)’nın katkılarıyla gelişen kuram, bireyin dış dünyadan gelen uyarıcıları soyutlayarak almak yerine bir bütün (gestalt) olarak değerlendirdiğini belirtmektedir:
Gestaltçı kuramcılara göre “Bütün, parçaların toplamından daha fazladır.” Bir portreye bakarken teker teker burun, göz, dudak, saç gibi parçaları değil, bir portre görürsünüz. Bir konserde her bir müzisyenin katkısını değil, hepsinin katkısından oluşan müziği dinlersiniz.
Gestalt kuramında algılama: Çevreyi algılama biçimi, uyaranları anlamlandırmada en önemli faktördür. Algı bir tür örgütlemedir. Duyu organlarına gelen uyarıcılar, gruplanır, yorumlanır ve örgütlenir
Pragnanz Yasası: Psikolojik örgütlenmelerde, mümkün olduğunca iyi bütün, iyi biçim, iyi şekil olma eğilimidir Dışsal uyarıcılar beyinde reaksiyona dönüşür ve yaşantı kazanılır. Gestatltçılar beyne gelen duyusal uyarımların pragnanz yasasına göre işlenip anlamlı bütünler haline dönüştüğünü ileri sürerler
Algısal Örgütleme İlkeleri/Yasaları
Gestalt Kuramı, algısal örgütleme yasaları ile uyaranların nasıl örgütlendiğini açıklamıştır. Bu yasalar kuramcılara göre, öğrenmeyi açıklamaya yardım eden dinamiklerdir.
Gestaltcılar belli uyarıcıları bir arada nasıl gruplayacağımızı ya da yorumlayacağımızı belirleyen çok sayıda uyarıcı değişkenleri tanımlamışlardır. Algı yasaları olarak da ifade edilen bu algısal organizasyon(örgütlenme) ilkeleri şunlardır:
Şekil-zemin ilişkisi
Yakınlık ilkesi
Benzerlik ilkesi
Tamamlama ilkesi
Süreklilik (Devamlılık) ilkesi
Basitlik ilkesi
Gestalt kuramına göre birey; bütünü parçalara ayrıştırarak değil, anlamlı örgütlenmiş bütünler halinde algılar. Daha sonra bütün ve parçaları arasındaki ilişkileri keşfeder. Bu durumda öğretmenin önce bütün olarak dersin temel çerçevesini anlamlı bir bütünlük içinde vermesi, daha sonra ayrıntıya girmesi daha etkili olacaktır.
KAYNAKÇA
Binnur Yeşilyaprak (2016). Eğitim Psikolojisi, Gelişim Öğrenme-Öğretim, Ankara.
PegemA Yay.
Nuray Senemoğlu (2013). Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Kuramdan Uygulamaya,23.
Baskı, Ankara. Yargı Yayınevi.
Mustafa BAYRAKCI (2007). Sosyal Öğrenme Kuramı Ve Eğitimde Uygulanması.
Süleyman Demirel Üniversitesi Dergisi.
Salim Atay (2011). Kişisel Gelişimde Öğrenme. Marmara Üni.
Zafer Yıldız (2014). Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı Ve Din Öğretimi. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 2, Sayı: 33
http://www.journalagent.com/kuhead/pdfs/KUHEAD_11_3_11_15.pdf
http://www.krmgelisim.com/bilimsel-calisma-ve-makaleler/sosyal-ogrenme-kurami- albert-bandura