• Sonuç bulunamadı

UlUSl orosı. ~Q[i~ füzil ~ISü~OfQ~ SQm~ozuumu MAYIS KONYA

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "UlUSl orosı. ~Q[i~ füzil ~ISü~OfQ~ SQm~ozuumu MAYIS KONYA"

Copied!
18
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

UlUSl ·orosı

. ~Q[i~ füZil ~ISü~OfQ~

SQm~ozuumu

20-22 .

MAYIS

2013 .

KONYA

(2)

ULUSLARARASI NECİP FAZIL IQSAKÜREK SEMPOZVUMU 20-22 MAYIS 2013 -KONYA/ TüRKİYE

INTERNAT!ONAL NECİP F.A..ZIL KISAKÜREK SYMPOSIUM lV'lAY 20-22, 2013-KONYA j TURKEY

BİLDİRİLER KİTABI/ PROCEEDINGS

KOORDİNATÖR / COORDİNATOR: DR. MüCAHiT SAMi KÜÇÜKTIGLI

EDiTÖRLER

1

EDİTÖRÜ:R: PROF. DR. ALiM GÜR Doç. DR. ALi TEMiZEL

Oıcr. HARUN YILDIZ

EDiTÖR YARDIMCILARI / ASSİSTANT EDİTORS: AR. GÖR. AYSUN EREN

ISBN 978-605-389-128-4

KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR YAYlNLARI/

THE METROPOLITAN MUNICIPALITY OF

AR. GÖR. GAMZE GiZEM ERTAN AR. GÖR. YAşAR KESKİN

KONYA CULTURAL PUBLICATIONS: 228 SERTİFİKA No/ PRODUCER CODE: 21473

BASıa-CiLT / lSSUE-YOLUME: ÜLGUN ÇELİK +90 332 342 3220

FEvzi ÇAI<MA.K MAH.10670 SO K. No:26 KARATAY/KONYA

· ·· YAPİM / PRODUCTION: KÜLTÜR A.Ş.

+90 332 352 8111

KONYA NisAN2014

KONYA

BÜYÜKŞEt:tiR

BELEDIYESI

(3)

BiR ARAYlŞlN ADRESi OLARAK "TOHUM"A GiTMEK

Going to The "Tohum" As an Adress to Searching

Zeynep Kevser ŞEREFOGLU .

Yrd. Doç. Dr., Fatih Sultan Mehmet Vak!{Oııiversitesi, Edebiyat Falritltesi, Tiirk Dili ve Edebiyalı Bölümü.

zlıserefıı[email protected]

ÖZET

Ara~, insanın yaşamına bir anlam verme çabası içinde psikolojik ihtiyaca karşılık gelen bir durumdur.

Din, hayata anlam verme çabasuun ulaşacağı nihai bir zirve olarak uluslararası platformda kabul gör-

müş ve "dindarlık düzeyi U e ve anlamlılık düzeyi arasındaki karşılıklı ve tutarlı ilişki" Victor E. Frank!' ın kurduğu varoluşçu psikoterapi Ue temellendirilm.iştir. "Sanatçı büyük hakikati arayandır" diyen Necip

Fazıl da, aramış; bir vesUe Ue bulmuş; bu buluştan sonra yazdığı Uk eserinde ise yönünü çevirdiği yer bir Anadolu şehri olan Maraş olmuştur. Varlığını anlamlandınna noktasında aradığını Maraş'a ve insania- nna hasrettiği değerlerde, ruhta bulmuştur. Bu çalışmada Necip Fazıl'ın kendini ve dünyayı aramalan- lama mücadelesi; kendine ve dünyaya dair sorularına cevap bulmaya evirUen yolda karşımıza çıkardığı Uk eser olan Tohum'un içeriği, varoluşçu psikiyatride 'Üçüncü Viyana Ol,.'Ulu' olarak bilinen Victor E.

Franld'ın geliştirdiği varoluşçu analiz (logoterapi) metodu bağlamında incelenmeye çalışılınışbr.

Anahtar Kelimeler: Arayış, varoluşçu psikoterapi, Vıctor E. Frmıkl, logoterapi, Necip Fazı/, Tolıum.

ABSTRACf

Searching is a case that is in returo to psycological need of human struggling for giving m eaning to life.

Religion is accepted to be the surnmit of struggling for giving m eaning to life in international platform.

"The coherent relation among the level ofbeing religous and be ing meaningful" was grounded by exis- tentialistic theraphy which Victor E. Frankl generated. Necip Fazı!, who said "artist is the one who is searching the great reality" searched and found his way by inducement and later on,the place he first turned towards in his first book was an Anatolian city, Maraş. At the point of making 'ex:istance' mea- ningful, he fo und w hat he was locking for in spirit and m erit of people living in Maraş. In this study. the content ofNecip Fazıl's first work Tohum; the struggle ofNecip Fazı! searchinglunderstanding himself and the world, was tried to be investigated using the method of ex:istentialistic theraphy (logoteraphy) generated by Victor E. Frankl, which is known as 'Third Vienna School:

Key Words: Seardıing. existentialistic theraphy, Victor E. Frankl, logoteraph)~ Necip Fazı/, Tohum.

UWSU.AASI rıEdP FAZil KJS:.t<.iiR:EK SEMPOZ"fUMU 20-22 1.\.\VIS 2013 ·KONYA/ TOAKJYC

1543

(4)

I l l i i l l i i l l i t

SUIHiSiUI

miP

ın~ ııımr~ı

Giriş

1923'de Yeni Mecmua'da yayımlana1_1 ilk şiirleriyle edebiyat dünyasına giriş yapan, 192S'de henüz 21 yaşındayken ilk şiir kitabı 'Örümcek Ağı'nı okuyucularla buluşturan Necip Fazı!, 1932'de yayımlanan 'Ben ve ötesi'nden sonra ise artık bir "şiir dahisi" olarak kabul edilir. Kimseyi beğenmemesiyle meşhur Ahmet !-faşim bile Necip Fazıl'a, "Çocuk, bu sesi nereden buldun?" diyecek, ancak hiçbir beğeni ve övgü cümlesi. köklü bir ailesi, iyi bir tahsili, yurt dışı görmüşlüğü, şairlik dehası ve ünü olan bu şaire yetmeyecek, onu doyura-

mayacaktır.

Aradığı şeyi bulmadan Necip Fazıl'a rahat yoktur. Onun hayatı sürekli bir arayışın iz- lekleri ile doludur. Arayış hali, sadece ,Necip Fazil'ın şahsına ait bir durum değildir. Büyük

yılalışlar ve çöküşler içinde geçen tarihimizin son dönemleri, sosyal, siyasi, ekonomik, kül- türel değişim ve gelişimlerle ülke insanını etkilemiştir. Etkinin büyüğü ise, fikir adamları ve sanatçılar üzerinde olur. Özellikle .de bu döneme şahitlik eden topluma karşı duyarlı büyük

şair

ve yazarlar üzerinden, toplu;nun bahsi geçen çalkano dönemdeki

grafiğini

okumak

mümkündür.

Fransız İhtilalı ile başlayan fikir alarnlarının akabinde bütün dünyada farklı boyutlarda,

şekillerde de olsa, farklı çıkarımlarla da sonuçlansa, hep bir arayış göze çarpar. Varoluşçula­

nn çırpınmalan nı hatırlayalım. Kimi için "hiçlik" tir sonuç; Nietzsche ya da Sartre tanrıtanı­

maz bir sona doğru evrilir; Mareel ya da Pascal içinse son, bir inanca bağlanı ı: Fakat her şe­

kilde savaş ve bunalım onları aramaya yöneltir. Joachim Ritter; varoluşçuluğun "köklerinden

kopmuş" "temelini yitirmiş': "geçmişe, tarihe güvenini kaybetmiş': "toplumda yabancılaş­

mış·: "mutsuz, huzursuz insan varlığını dile getiren" bir felsefe olduğunu söyler. Toplumun içinde yaşayan bireyin "tehdit altında olduğu': "günümüzle gelenek arasındaki bağlantının

koptuğu': "insanın manasız bir varlık haline geldiği': "kendi kendini yitirmek tehlikesinin

baş gösterdiği yerde" varoluşçuluk ortaya çıkmıştır.1

Farklı medeniyet dairesi, farklı inanç sistemleri sebebiyle aynı arayışı aynı şart ve şekil­

lerde yaşamasa bile, bizim sanatçılarımız, şair-yazarlarımız da, bir yerinden eklemlenmek durumunda olduklan yeni bir dünyanın sorularını ödünç almışlardır.

Edebiyatımııda bu arayışın izlerini bulmak mümkündür. Divan Edebiyatı'nın geleneği

içinde görmeye pek de alışık olmadığımız sorularla ve arayışlarla Tanzimat neslinden itiba- ren karşılaşmaya başlarız.

Temelinde varoluşsal bir sorgulamayı barındıran 'arayış: sonu bulmakla sonuçlanmasa da başlı başına önemli bir eylemdir. Arayış, bir farlandalık durumuna tekabül eder ve soru

sormanın kendi başına önemli olduğu bir dünyada fels~fenin çılaş noktası olur.

'1\ntropolojik anlamda hem ezeli hem de ebedi olan"2 hakikat arayışı, insanda potansiyel olarak var olan en önemli niteliklerden biridir. Bu arayış, ''benliğin.filizlendiği ilk yıllardan

itibaren çok sınırlı ve tamamen somut varoluş~, yani duyu organlan ile algılanabilen olay ve nesnelere yönelik olmasına karşın ilerleyen yaşla birlikte gittikçe güç kazanır ve ilgi ala-

nı genişler.'' 3 Sonrasında ise hakikat arayışı, "düşünce, tutum ve davranışları belirleyen en güçlü güdülerden biri"4 haline gelir. Arayış hali, esaşen varlığı/varlığını/varlıkları düşünen

joachim Ritter; Varoluş Felsefesi, Çev. Hüseyin Batuhan,lstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınlan,lstan­

bul,1954, s.3-10.

Alexis Carre!, Başarının Sırlan, Çev.Refik Özdek, Yağmur Yayı nevi, Istanbul, 1991, s.185.

Abdülkerim Bahadır, Insanın Anlam Arayışı ve Din -Logoterapik Bir Araştırma-, İnsan Yay., Istanbul, 2011, s.20.

A.e.

544 IUTERNAl10NAl tıECIP F).l)L KIS.:J((IR.~ S'fl,lPOSJUM t.'.AY Z0.22. aı3 KO:NAilUAıLCV

(5)

insanın vazgeçilmez süreçleri nden, ara uğraklanndan birisidir. Ancak, dünya şartlannın dü-

şünen insanı getirip bıraktığı yere bir de şahsi özellikler eklenince arayış; sonu cinnet ya da cennet tasavvuruyla biten bir azaplı yola dönüşüp, ruhu ıstıraplara sevk edebilir; tıpkı

Necip Fazıl'da olduğu gibi...

Necip Fazırın Arayışı

Arayış, "Sanatkaı; büyük hakikati arayan bir arayıcıdır.''5 cümlesinin sahibi olan bu ada-

mın peşini hiç bırakmamış, onun gerek dizelerinde, gerekse yazılannda sürekli olarak kar-

şımıza çıkmıştır. Çile şiirindeki; '1\.ylarca gezindim, yıkık ve şaşkın/ Benliğim kazan ve ak-

lım kepçe" 6 ya da "Bir göz gibi süzüyor beni camlardan gece/ Dönüyor etrafımda bir sürü kambur cücej Fırıl fınlj Fırıl fırıl..." 7 dizelerinde, hayatı ve kendini sorgulayan ancak bunu yaparken de aklının acizliğini ve yetersizliğini ifade eden bir Necip Fazıl görürüz.

O, kimi zaman aradığı şeye yaklaştığını fark eder, ondan izler hissettiğini de ... Ancak ara-

dığı şeye tam olarak vakıf olamaması ya da onu kuşatamaması, tanımlayacak kadar ele ge- çirememesi sebebiyle çıldıracak hale geldiği de çok olur: _ .

" ... Şiirin, fikrin, bilginin üstünde bir a!emden, kapılarımı tırmıklayan, pencerelerimi zan-

gırdatan işaretler almış ve artık onları bir daha bulamaz olmuştum.

Bütün dış hayat, bildiğimiz bütün ol~şlarıyla, başımın üstünde birtakım basık tavanlar- dan ibaret.. Onları bir bir yıktı kça, çıkan ikinci katın tavanı da bana alçak geliyor ve ciğerle­

rimin muhtaç olduğu havaya bir türlü çıkamıyordum:' 8

Özellikle 'O ve Ben'de Necip Fazı!, peşine düştüğü bu arayışın kendisini nasıl bir azaba

düşürdüğünü uzun uzun anlatır:

"Bu, yarı hikmetli, yarı mecnun vehim, tırnaklarını çocuk ruhumun zarına öyle geçirdi ve beni öyle sıkıntılı bir id rak cenderesine soktu ki, haftalarca ondan sıyrılamadım. Teki, tek

olanı, mutlakı, mutlak olanı arayan ruhum, aradığının değil, kendi varlığının sıkıntısı içinde

bunalıyor ve "bedahet" dediğimiz seziş zevkini kaybettikçe anlamayı kaybettiği hissini ve- ren cehennemden beter bir azaba düşüyordu."9

"Bu arayışa cevap acaba kadın mıdır?", diye düşünür; ancak kadın, ona "mahrum! uğu mu anlatmaktan başka bir şey getirmez:' içki ile de "zaten marazi çaptaki coşkunluğunu kam-

çılamaya muhtaç olmadığı için" bağdaşamaz, anlaşamaz, onu fıtrattan sevmez. "Kendimden kaçmak ve içimdeki sabit fikirleri uyutmak için bende ilaç haline gelen gebertici zehir" ola- rak tanımladığı kumarsa kendi tabiriyle onun "felaketi" dir. Bu felaket de bir zamanlar bir müddet de olsa Necip Fazıl'ı oyalamış ancak arayışının gerçek cevabı olamamıştır. 10

Kendisinin, 1928'den 1934'e kadar, altı yıl sürdüğünü ifade ettiği11 bu arayış, gerçekte etkisi daha uzun süren bir dönemdir. Takvim olarak karşılık geldiği altı yıldan çok ötede bir boşluk oluşturan ve oluşturduğu dehlizde şairi sürekli rahatsız eden bu durumu, Necip

Fazı!, "bohem hayatı" olarak adlandıracaktır: "Bu hayatın kendisi yok ama ismi var. (Bo- hem) hayatı ... Mide gurultusu kadar başıboş insiyaklann ve ta bak gıcırdatılınca duyulan si-

Necip Fazıl Kısakürek, Konuşmalar. Büyük Doğu Yay., istanbul,1990, 5.172.

Kısakürek. Çile, Büyük Doğu Yay., Istanbul, 2009, s.16-20.

A.e.,s.303.

Kısakürek. O ve Ben, Büyük Doğu Yay., Istanbul, 2011., s.72.

A.e.,s.45.

10 Ae.,s.73.

11 A.e.

IliSlifiSI llnP fdlllllSUIIII SUPOIIUIIU

ULUSURASI tıECIP FAZIL KISAI<OA:ı< SEI.\POZ'fUJ,,U 20-22 MAVI$ 2013 • Y.O~:VA nURKiVE

(6)

ll I l l i i l l i l l l

SIIHUSiDIII liUP lt nt ıiSı=DIII

nir kamçılan maları gibi en kaba teessüriyetlerin hayatı .. .''12

Her ne kadar altı yıl dese de hayatı daha çocukluğundan başlayarak dünyayı ve insanı

derin teemmül ve tefekkür yoluyla kavrama girişimi şeklinde tanımlanan metafiziksel ür- pertiler içinde geçen 13 Necip Fazıl'ın bu halleri aslında "gaybı kurcalama" "kavrama, anlama, erme çırpınışı"dır.14

"Necip Fazıl'ın bu arayışının eğitimini yarıda bıraktığı ama peşini bırakmadığı felsefe- de yeri var mıdır?" sorusunu sormak isteriz ama cevaplamamıza Necip Fazı) izin vermez.

Çünkü Necip Fazı!, Batı düşüncesi neredeyse bütün kavrayış ve seziş imkanlarını bilim ya da rasyonel düşünme lehinde kullaı;ıdığı ve bu çeşit bir düşünme düzleminde de kalbin doğ­

rularına hemen hemen hiç yer vermediği için bü yoldan giden felsefeyi de eleştirmektedir.

Çünkü ona göre "din buluş, felsefe ise eninde sonunda hatalı veya hata etmesi muhtemel bir

arayış"tan ibarettir. Batı felsefesinin en büyük zaafı kendini eşyanın plastik zeminde aşma­

ya ve en büyük mücerredi bu P.lastik zeminden elde etmeye çalışmasıdır. Sonuçta bu çaba onun iç aleme yabancı kalmasına i'ıe.den olmaktadır.15

Burada onun, "Sokrat, Bergson, Şekspiı; Dekart, Va leri, bunlar beni doyuramıyoı; büsbü- tün acıktırıyordu. Maddeciler, kuru akılcılar, ölçüp biçidier ve beş hasse kadrosunda yaşa­

yaniarsa dairemin dışında ... " 16sözleri de hatırlanmalıdır.

Ancak sınırları iyi çizilmek şartıyla felsefeden yararlanmanın binbir çeşit şekli

'!e

ma- kul yolu olduğunu söyleyenin de yine Necip Fazı! olduğundan hareketle, iç alemi okumayı dışlamayan, bilaids kişinin varoluş gayesinin ışığını iç aleminden aldığı savıyla yola çıkan

psikoterapik bir yaklaşıma makul balolabilir, diyerek Necip Fazıl'ın bu arayışına, bilim dün·

Y?Sında Freud'un Psikanaliz'i ve Adler'in Bireysel Psikolojisi'nden sonra "Üçüncü Viyana Psikoterapi Ekolü" olarak şöhret bulan, Varoluşçu Psikiyatri'nin bir kolu olan "Varoluşçu

Analiz ve Logoterapi" penceresinden balonaya çalışacağız.

Amacımız, Necip Fazıl'ın psikolojik olarak içinde bulunduğu süre ve süreçleri psikiyat- rideki herhangi bir akıma, ekole göre tahlil etmek değil. Öyle olsa, onun babası ile kurduğu sınırlı ilişkiyi, babasının annesinden ayrılarak başka bir evlilik yapma ve Necip FazıJ'Ja il- gilenmeme durumlarını17 Freud'un "Kusurlu Baba" çıkışıyla ilintilendirebilir, babanın ye- tersizliklerinden, aileden ayrılmasından ve ölmesinden doğan bir kopukluk ve arkasından·

gelen biraz da babayla özdeşleştfrilmiş Tanrı'nın suçlanmasıyla ortaya çıkan bir inançsızlık şekli olan Tanrı'ya lozgınlık olarak yorumlayabilirdik Oysa babasıyla aynı ilişkileri yaşayan

nice inançsızlar vardır ki, onların inkar nedenleri bambaşkadır ve edebi bir eserin arka pla-

nını ya da bir şairin ruh durumunu psikiyatrik bir kabule uydurma zorunluluğu da elbette yoktur. Ancak, yazımızda söz konusu edeceğimiz Varoluşçu Analiz, tam da Necip Fazıl'ın

hakikat arayışını gerekçelendiren ve anlamaya yönelen bir ekol olarak bu konuda dikkate

alınması gereken şekliyle karşımızdadır.

Varoluşçu Psikiyatri'de Bir Yaklaşım: Varoluşçu Analiz

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iyice yaygınlaşan varoluşçu düşünce, yalnızca akademi

12 A.e., s.67.

13 Turan Koç, "Necip Fazıl'a Göre Felsefi Tefekkür ve Tasavvuf'; Hece, Yıl:9, S:97, Ocak 2005, s.27.

,. A.e.

15 A.e., s.26.

16 Kısakürek, O ve Ben, s.71.

17 Bu konuda daha aynntıh bilgi için bkz. Kısa kürek, Kafa Kağıdı, Büyük Doğu Yayınlan,lstanbul,l999.

546 r:ıTePtt.:0110'~:.ı. r:ecr, FAZIL KISAKÜR!'X S'l'r.•POSIW.l MAV 20·:;'2, l3i3 • KO!IVA.ITOR-ıc...CV

(7)

ve sanat çevrelerini, toplumsal hareketleri değil; psikanalitik düşünceyi, psikoloji ve psiki- yatriyi de etkiler. Dünyanın karşı karşıya kaldığı anlamsızlık ve girdiği arayış çabaları, bu ekolün çıkış noktasını oluşturur. Varoluşçuluğun psikiyatri ve psikoloji üzerindeki etkisi

anavatanı olan Avrupa'dan başlayarak Amerika'ya doğru giderek yayılır.18 Çoğu Freudiyen ve bir kısmı da Jungiyen, Avrupadaki varoluşçu fenomenolojik psikiyatri ve psikoloji hare- ketinin önde gelen birçok ismi, "dönemin egemen yaklaşımı psikanalize karşı çıkmak" ve

"yaşamın teorikleştirilemezliğine dayanan yeni bir alternatifin bulmak" çabası içindedir- ler.19

Bu çabaların ulaştığı bir yaklaşım olarak çıkar "varoluşçu analiz" karşımıza. Elbette va-

roluşçu psikiyatrinin önerdiği tek yol Frankl'ın "varoluşçu analiz" adım verdiği yaklaşım değildir. Hatta Frankl'ın bizzat kendisi, dünyadaki varoluşçu psikiyatrist sayısı kadar va-

roluşçu pskiyatri yaklaşımı olduğunun söylenebileceğine de dikkat çeker.20 Ancak varoluş

felsefesinin psikolojiyle yalaniaşma mesaisinde, varoluşçuluğun Amerika'daki macerasına

geçmeden önce Amerika'yı da Avrupa'yı da ortak kucaklayan ve bu yüzden de "panoramada

ayrı bir konuma sahip olması gerektiği"21 düşünülen Frankl, bu kdnuda önemli bir isi md ir.

Freud ve Adierden sonra Üçüncü Viyana Okulu diye anılan çalışmasının ilk ürünleri- niNazi toplama kampında veren Frankl, "1920'1erden başlayarak "logoterapi" yani "anlam terapisi" adını verdiği psikoterapi modelinde, insanın Freud'un öngördüğü gibi haz peşin­

de koşan ve sürekli yaşadığı gerilimi sönümlendirmeye odaklı bir psişeye indirgenemeye-

ceğini, öte yandan Adler'in iddia ettiği gibi güç isteğinin insanda hakim dürtü olmadığını

ileri sürer. Frankl'a göre insan değerli amaçlar ve anlamlar peşinde koşan ve etkinliklerde bulunan bir varlıktır. Logoterapi, ıstırabın kaynağında insanın hayatına anlam verememesi

gerçeğinin yattığından yola çıkar.22

"inancın zayıflaması ve bilimsel dünya görüşünün yaygınlaşması, doğadan kopuş, iş bö- lümünün yaygınlaşması ile üretilen metanın bütünü (ve dolayısıyla anlamı) yerine parçasıy­

la kurulabilen yabancılaştıncı üretim ilişkisi, zenginlik refah ve tanınmışlığın hayatın gayesi haline gelmesi ve rekabetçi sosyoekonomik düzen içerisinde insanların kendi dururnlarını

benzer statüde insanlarla karşılaştırarak kendilerine sürekli değişen bir değer biçmeleri,

çalışma süresinin kısalması, yaşamsal güvenliğin artması sonucu dikkatin hayatta kalmak- tan yaşamın anlamı konusuna dönmesi, emek ürününün anlam ve estetik olarak yaratl-

cısından koparak yalnızca parasal karşılığının tatmin konusu haline gelmesi, seri üretim yapan fabrikalarda yaratıcı ediıniere yer vermeyen tekdüzelik (kim olsa aynısını yapar)"23 gibi üzerine daha pek çok madde ekleyebileceğimiz gerekçeler nedeniyle insanların yaşarn­

Iarına ilişkin bir anlam ve amaç bulma ihtiyacı 20.yy'ın temel meselelerinden biri olur.

Değişen "dünya ve üretim ilişkileri" sorgusuz bir hayata son verdiği, insanların artık

maddi zenginlik, saygınlık ve ün istediği, saygınlık ve ünün ise maddi zenginliğe bağlı oldu-

ğu ortamda, anlamlı bir hayat insan için hayatını kolaylaştırdığı kadar diğer insanlara nispet yapacak ölçüde meta biriktirmek bağlamında açımlanmakta; bu çerçevenin dışına çıkarak

olan biten e bakmak isteyen insanlar için ise" anlamsızlık krizi': bir "varoluş vakumu" ortaya

11 Erol Göka, Varoluşun PsikiyaOisi, Vadi Yayınlan, Ankara, 1997, s.80·81.

" Ae.

10 Engin Geçtan, Varoluş ve Psikiyatri, Remzi Kitabevi, istanbul, 1999. s .. 24.

21 Göka, a.g.e. s.80-81.

12 Frank!, a.g.e.

n Can Gürgen, Varoluşçu Psikoterapl, http:ffwww.varoluscupsikoterapi.net/Varoluscu_psikoterapi.hbnl, (Erişim tarihi: 05.07.2013).

Bl!SIUISI

oım fd!ILuısmm

S i (ij Pl l gg lil O

UL\JS:..;.M$1 NECIP FAZII. KISAl\1İRE< S:!.'.POZ\'U~.:U Zo).U ı,;.yıs :013 4ı<O~lY..\/itJ;:KIYE

(8)

Iliiriiiiiiii

SUHISillll

mıwmiimmı

çıkmaktadır.24

Bahsedildiği üzere modern çağın bir olgusu olarak can sıkıntısı durumunda dışa vuran

varoluşsal boşluk, hafta içinin yoğun işlerinin telaşından sıynldıktan sonra kendi içindeki

boşluk belirginleştikten sonra yaşamlannın içerikten yoksun olduğunun farkına varan in-

sanların yaşadıkları Pazar günü nevrozları, tatil depresyonlan, emekli ve yaşlı insan krizle- ri, depresyon, saldırganlık, uyuşturucu gibi maddelerde destek arama25 gibi görünümleriyle modern insan için tanıdık bir ruh haline gelmiştir.

İnsanın bu sıkıntılı süreç içinde anlam arayışı ise, "içgüdüsel i tki leri n 'ikinci bir ussallaş­

tırması' değil, yaşamındaki temel bir güdüdür. Bu a_nlam sadece kişinin kendisi tarafından

bulunabilir oluşuyla ve böyle olması gereğiyle, eşsiz ve özel bir yapıdadır; ancak o zaman bu, kişinin kendi anlam istemini d oyuran bir önem kazanabilmektedir:'26

Frankl, ikinci dünya savaşında. Auschwitz toplama kampındaki esirler arasındadır. Bu esnada hayatta kalabilen esirlerin·, hayatlarında her şeye rağmen hala bir anlam bulabjlen bireyler olduğu dikkatini çeker. Savaşın bitiminden sonra "logoterapi" modelini olgunlaştı­

rır. Frankl, her bireyin hayatında Tanrı tarafından verilmiş bir anlam olduğunu ileri sürer.

Bu anlamı keşfetmek ve yerine getirmek kişiye kalmaktadır.

Klinik çalışmalarında karşılaştığı nevraziarın yüzde 20'sinin köken bakımından "no- ojenik" olduklarını, yeni hayattaki anlamsızlıktan doğduklarını ifade eden Frankl'a göre, herhangi bir semptomatik tabloya (varoluşsal kriz) belirgin bir biçimde yerleştirilemeyen anlamsızlık krizi, Viennese'deki bir hastanenin hastalarının %50'sinden daha fazlasında

daha yaygm olarak ortaya çıkmaktadır. Anlam eksikliği ise, kişi için en büyük varoluşsal

strestir.27 Ona göre insan, düşebileceği en kötü koşullara bile direnerek ve mücadele ederek,

göğüs gere bilir. "Dünyada kişinin en kötü şartlarda bile yaşamını sürdürmesin e, yaşamında

bir anlam olduğu bilgisi kadar etkili olan başka hiçbir şey yoktur."28 Çağımız insanının en önemli psikolojik sorunu olan, yaşamda anlamsızlık ve varoluşsal boşluk için bu önemli bir ipucudur.

Victor Frankl'ın geliştirdiği lo go terapi, terapi sürecinde etkili olabilecek bir yöntem olan

varoluşçu psikoterapinin bir varyantıdır. Logoterapiye göre kişinin ~ayatında anlamlı ola-

bulmaya çalışmak, insanlarda en temel motivasyonel güçtür. Frankl teorilerini varoluş,

sorumluluk, sevgi ve acı gibi kavramlar üzerinde temellendirmiş; insanın her şeydeh önce

"anlam" sahibi olduğu zaman ruhen ve bedenen sağlıklı olabileceğini öne sürmüştür. Baş­

ka bir ifadeyle her türlü sıkıntının temelinde insanın anlam bulamaması, anlal)l baştuğuna düşmesi vardır.29

Frankl, "anlam arayışı" fikri ile "anlam''ı, insan davranışının; düşünce, tutum ve duygu- sal hayatının merkezine yerleştirmiştir. Çünkü Frankl düşünce sisteminin anahtar kavramı

olarak karşımıza çıkan "anlam", insanın en asi yönelişine işaret etme~e ve yaratılışı gereği

insan, anlamı bulmaya yönelik tek varlık olarak ?u arayışını son nefesine kadar sürdüren

canlı olarak30 hayata devam etmektedir.

" A.g.m.

ıs Victor E. Frank!, insanın Anlam Arayışı, Çev. Selçuk Budak, Okyanus Yay., Istanbul, 2010, s.121.

26 A.e., s.113.

27 lrvin Yalom, Varoluşçu Psikoterapi, Çev. Zeliha iyidoğan Babayiğit, Kabalcı Yayınlan, Istanbul, 2001, s.656.

zıı A.e., s.llB.

29 Gürgen, a.g.m.

10 Walter Böckman, "Logotherapie und Slnn-Theorie", journal des Viktor Frank! lnsbtut, VoLS, Nr.2, Wien 1997, 107'den aktaran; Bahadır. Insanın Anlam Arayişı ve Din, s.33.

548 •~rreı:utAno::AL r:EciP FAZll KtSAKitA:.x svw:ırıosıuı.~

IAAY 20.22, 2013 • KOUYA/TURKE'Y

(9)

Çoğunlukla bizim anlam arayışımız ruhsal ve manevi açmazlarla doludur. Logoterapi de bu ruhsal ve manevi sorunların tetkikini teşvik eder. Tanrı'nın varlığını dikkate almadan

hayatın nihai gayesini düşünmenin mümkün olmadığı iddiasıyla yola çıkan logoterapi eko- lünün psikoterapistleri, dinsel inanç ve değerlerin bireyin sorunlarının çözümüne kuşkusuz katkı sağlayacağını belirtir ler. (M ay, Existential Psychotherapy, s. 180). Çünkü din, açıklana­

mayan hayat olayiarına anlam katar.31

Frankl'a göre varoluş analizinin temel görevlerinden biri, "derılni hayatı ilahi boyuttan gelecek mesajları ağırlayacak tarzda hazırlamak ve ruha açılan kapının, her zaman açık kal-

masını sağlamaktır. Zira geçek dindarlık bu kapıdan giren ilahi etkilerle gelişir ve dindar ancak bu kapıdan çıkarak kendi ötesindeki gerçek dini tabiatla kucaklaşabilir. Böyle bir sü- reç, psikoterapinin insanın güven duyabileceği aşkın bir varlığa bağlanabilmesine imkan ta-

nımasıyla gerçekleşebilir. Aşkın bir varlıkla bağlantı kurabilen insan, başka hiçbir bağlılıkta

b ulamayacağı eşsiz bir güven ve emniyet duygusu yaşar. İşte bu duygu, psikolojik yapıyı pek çok tehlikeye karşı korur; sağlıklı ilişkilerin doğmasına yol açar:'32

Bazı istatistikler din ile psikolojinin artık barışması ve bütünleşmesi gerektiğini, psiki- yatrların insanı tarafsız şekilde ele almak adına dini görmezden gelmekten vazgeçmeleri,

dindarlık görünürnunden uzak bir anlayışı psikolojinin bir gereği olmaktan çıkaracak dev- rimi yapmaları gerektiğini gösteriyor. Amerika örneğinde kimi araştırmalar Amerikalılar'ın

%93'ünün kendilerini dinsel bir grupla özdeşleştirdiklerini ortaya koyuyor. Bu araştırmala­

ra göre Amerikan halkının çoğu için din çok önemlidir.33

Açıkçası din ve anlam merkezli böyle bir yaklaşım, iki ünlü psikiyatra ait olan "seküler psikoterapist köre yol gösteren şaşı gibidir"34 ve "psikoterapistin ahlaki fonksiyonu seküler

rahipliğin fonksiyonuyla örtüşmektedir"35 sözlerinden de anlaşılacağı üzere modern psiko- loji ve psikiyatrinin yaşadığı epistemolojik bunalıma çare olabilir gibi görünmektedir.36

Varoluşçu Analiz Çerçevesinden Necip Fazıl

Modern insanın içinde bulunduğu güç durum karşısında logoterapinin varoluşu anlamlı kılmaya yönelik ileri sürmüş olduğu çaba ve çözüm yolları37 ile bu çerçevede dini n üstlen-

diği fonksiyonun büyük ölçüde örtüşmesi,38 arayış halindeki birçok insanın buluşu dini bir

atınosferde yapması ile sonuçlanmıştır ki, Necip Fazı! da bu isimlerden birisidir.

31 Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Ali Rıza Ayd:ın, "Din ve Psikoloji Ilişkisi Üzerine", Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 2004, S.l, s.15-29.

32 Victor Frank!, "Zeit und Verantwortung" in Der Wille zum Sinn, 3.Auflage, Piper Veri., Miinchen 1996, 75 ve B.Grom-j.Schmidt, Auf der Suche na ch dem S ın n des Lebens, 4. Auflage, Herder Veri. Feriburg. 1979, 9'dan akta- ran Bahadıı; Insanın Anlam Arayışı ve Din, s.49.

33 Aydın, a.g.m., s.25.

" Bu söz usta bir psikiyatr olan R. D. La ing' e aittir. Bkz. Kemal Sayar, Hüzün Hastalığı, istanbul: iz Yay., 1995, s. 51.

35 P. London, The Mode and Morals of Psychotherapy, New York: Holt & Winston, 1964,s.156'den aktıran Aydın,

a.g.m., s.26.

36 A.e.

37 Bu çözüm yollanndan biri de Tanrı'nın varlığını delillendirme çabasıdır ki, Frank! bunu şöyle yapar: "İnsan, varoluşunu ancak anlam ve değerlere bağlı gerçekleştirebileceği için bu yönelişi, insan ötesi bir varlığa doğru

olmak zorundadır.'" "Eğer varsa m, anlam' a ve değere yönelik varımdır. Anlam ve değerlere yönelik varolduğuma

göre benim değerimden zorunlu olarak daha üstün değerlere sahip bir "şey" e (Etwas) yöneliğimdir. Başka bir ifade ile ben öyle bir şeye yöneliğimdir ki, aslında O, bir "şey" değil, aksine bir "birisi" Oemand), bir "kişi" (Per- son) olmak zorundadır. Ancak. bu kişi beni aşan, bir "kişi-üstü" (Überperson) olmalıdır. Bir cümle ile varoldu- ğuma göre, her zaman Tann'ya yöneliğimdir" Başka bir sözünde Frank! şöyle der: "insanin ruhsal derinliğinde güçlü bir özlem hakimdir. Bu şiddetli özlemin, susuzluğun konusu ve hedefi Tanrı'dan başkası olamaz:• Abdülke- rim Bahadıı; "Psikoterapide Yeni Bir Ya.klaşım Logoterapi ve Victor Frank!'; Uludağ Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı:9, Cilt:9, 2000, s.9-10.

38 Bahadıı; insanın Anlam Arayışı ve Din, s.lS.

ll B S l H! S 1 li[iP f4ZiliiSöVDIOY

H~PBZVO~I

ULUS!.A.RAS, NECiP FAZIL 20.22MAY1S 201KISAKÜREK SEt.t?OZVW.~U 3 • KO>·NAiiORKiYE

1 549

(10)

i l l i i l l i f i i l i

SU lllPHSlDIII uır" ıtn! 11smr~ı

Necip Fazıl'ın yaşad)ğı "varoluşsal boşluk"a cevap ararken, Frankl'ın yaşamın anlamını keşfetmek için ileri sürdüğü üç farklı yolu39 da kullandığım görürüz:

1. İnsanın başardığı veya kendi yarattıkları ile dünyaya verdikleri/Bir eser yaratarak ya da bir yaparak hayata tutunmak: Frank!, Auschwitz toplama kampında geçirdiği sene- ler boyunca hayatta kalabilmesini; insanların anlam aı:ayışlarına dair edindiğini düşündü­

ğü değerli bilgiyi açıklama arzusuna bağlar. İnsanlar eğer kendi yaratımiarına özgü anlamı keşfederlerse (ki burada Frankl böyle bir anlamın Sartre'nin iddia ettiği gibi bir insan icadı/

yaratımı olmadığını; keşfedilrnek üzere bekleyen Tanrının yaratımı olduğunu düşün ür) ve

yaratıcı bir etkinlikle bu anlamı gerçekleştirirlerse bu onların dünyaya verdikleri bir hediye olacaktır. Ve Frank! burada, küçük-büyük anlam farla gözetmez: "Önemli olan şey" der; "et- kinliklerinizin yarıçapı değil, çizdiği halkayı ne kadar doldurduğunuzdur.40

Evet, Necip Fazı) da eser verir, üretir; üstelik çok da veluttur. Ancak insanların takdir- le karşıladığı, gençlerin peşine:düştüğü hiçbir dize, ona yetmez. Aradığı anlam dünyasına ulaşacak köprüyü ona kurmaz. Çizaiği halkada doldurduğu daire ile yetinmez. Çünkü son- radan bizzat kendisinin "has is gayelere bağlı aşağılık tebliğ şiirleri" olarak eleştireceği şiiri, Yaratıcının fikriyle dolmadan "ham ve yarım bir poetik anlayış"la oluşturulmuş ve Frankl>ın kastettiği o "Tanrı yaratımı" boyutuna ulaşamamıştır. Ona ulaştığı zamansa, Necip Fazıi>ın,

dünyaya verdikleri ile iz bıralanış olan Yunus Emre, ~uzuli, Baki, Şeyh Galip için söylediği şey şu olur: Şiirin de gayesi Allah. Saf şiirin bu en büyük ustaları başka bir mihenge vurula- bilir mi?

2.İnsanın etkileşim ve deneyimleri sonucu dünyadan edindikleri/ Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek hayatı anlamJandırmak: İnsanın güzellikten, gerçekten ve sevgiden elde ettiği anlamdır. Derin yaşantıda bağlanmak anlamı meydana getirir. Frankl sorar: "En

sevdiğiniz müziği dinlerken birisi omzunuza dokunur ve hayatınızın anlamı olup olmadığı­

sorarsa, "Evet" diye yanıt vermez misiniz? Bir dağın tepesinde ot,uran doğasever; bir ayine

katılan dindar kişi, insana ilham veren bir serninere katılan entelektüel, bir sanat şaheseri­

nin karşısındaki sanatsever de aynı yanıtı verecektir.41

Necip Fazıl'ın kurtaneısıyla tanışmasından sonraki hali de aynen böyledir. Hep buna-

lım cümlelerine aşina olduğumuz, karşılaştığı her şeyin hep ve daima ardındaki sorusunun çengeline talalı kalan Necip Fazıİ, "O ve Ben" adlı eserinin "Onu Tanıdıktan Sonra" bahsinde,

"hastalıklardan kurtuluş" cümlesini kullanacak ve güzellikten, gerçekten ve sevgiden elde

ettiği anlamı bize şöyle ifade edecektir:

"Bundan böyle gözlerinin pası silinmiş, üstündeki buğu alınmış ve ilk imtihandan geçi-

rilmiş insan olarak, Efendimi, aydınlık gözle görebilirim.

Artık önümde yol, tek:

Allah ve Resıllü ...

istanbul'a dönerken trenin tekerlekleri beniJn ağzımdan haylanyor:

Efendime gidiyorum! Efendime gidiyorum!"42

3. İnsanın acı çekmeye, değişmez ka dere karşı aldığı tutum/ Kaçınılmaz aqya yönelik bir

tavır geliştirerek hayata bağlanmak: insan her daim acıyla, ıstırapla karşı karşıyadır. Dünya-

39 Franld. insanın Anlam Arayışı, s.125.

'0 Gürgen, a.g.m.

•ı Ay.

" Kısakürek, O ve Ben, s. ll.

IU'T:e.MN..\TIO:~AI. t:et;!P FAZI!. KJSAKÖRfK S''t:o:>s:~ . .l'.', r.ı;..y 2D-U. 2013 ·KO:JYA /TUFU<IV

__ ,

(11)

nın güzellikleri ve kişisel yaratımımızın bize sağladığı anlam duygusu ne denli doyum verici olursa olsun, yaşlanmak, hastalık, düşkünlük, savaş halleri, doğal felaketler; kazalar, insanlar

arası ilişkilerde yaşanan bozgunlar; kırıklıklar ve ölüm üstesinden gelinemez ıstırap kay-

nakları olarak karşımızda durmaktadır. :Acı'nın anlamı insanı daha iyiye götürmesidir. Acı hayatın gerçek tabiatına dairdir ve ancak yaşanarak gerçek anlamda öğrenilebilir. Acının deneyimlenınesi eşduyum yoluyla diğer insanların çektikleri acıyı anlamamızı sağladığı

gibi, bizi acıya karşı savaşmaya ve ızdırabı dindirmeye çağırır. Gerçekten yapmak istedik- lerimizi yapabilmek için acıya katlana biliriz. Hatta acıyı çağırabil,iriz. Acı bizi daha iyiye gö- türüyorsa anlamlıdır. Ve son olarak "acı çekme ve ölümden kaçış umudu olmadığında" der

Frankl"diğerlerine, Tanrı'ya ve kendisine onurla acı çekip ölünebileceğini gösterınede bir anlam vardır:'43

Necip Fazıhın şu satırları, onun, anlamı bulmak adına bahsedilen ıstırabın nasıl peşin­

den koştuğununbirçok örneğinden biridir:

':Aylarca şehrin gündüzünden habersiz bir gece yaşayışı. .. Oteldeki odaının aynası kar-

şısında, yanaklarımı tırmalayarak döktüğüm gözyaşları ... Ve ıstırap, ıstırap, ıstırap ... Kendi kendine gelrnediği zam~n zorla arayıp bulduğum, bulmak için her şeyi yaptığım, her ve- sileyle tökezleyip dümdüz yürümeye razı olmadığım ve daima inkisarına istekli çıktığım ıstırap .. :'44

Anlam arayışında insana yol gösterecek pek çok anlam imkanları söz konusudur elbette ve birey hayatını anlamiandırma sürecinde bu imkanların birinden, bir losınından ya da hepsinden istifade edebilir. "Dini inancın davranışlar üzerindeki belirleyici etkilerind!en hareket edersek, bu bağlamda en büyük etkileşimin, anlam-din ilişkisinde ortaya çıkacağı açıklık kazanır."45 Necip Fazıl'a da arayışında yol gösteren "din" ve "tasavvuf" olur.

Buluş

Necip Fazı!, varlığının anlamını, bir vesileyle bir gün eve dönmek için bindiği Şirket-i

Hayriye Yapuru'nda karşılaştığı, gözlerini sabit bir biçimde kendisine yönelten, hiç tanıma­

dığı, bir daha da görmeyeceği 'Hızır tavırlı' bir adamın uzattığı kağıtta yazılı adrese gittiğin­

de bulur.

1 934'ü düşüncelerinin istikamet değiştirmesi anlamında bir milat olarak tayin edile-

bileceğini bizzat kendisi de ifade eden Necip Fazı!, o zaman kadar lalettayin bir şair iken, 1934'den sonra asıl sanat anlayışının ve istikametinin belirdiğini söyler. 46

Ona cevabı hatırlatan kişi, 1934 yılının sonlarına doğru Abidin Dino'yla önce Beyoğlu Ağa Camii' nde, sonra da Eyüp Sultan'daki evinde ziyaret ettiği Alıdülhakim Arvasl'dir. Her iki ziyaretin de Necip Fazı! üzerindeki etkisi fazladır. İlk zamanlar, Arvasl'nin yanından ay-

rılınca kendi tabiriyle eski havasına dalsa da, gidişlerini sıklaştırarak bu işe bir çare arar.

Aklından Geothe, Rimbaud, Pascal gibi dahilerin krizleri geçer. İmam-ı Gazali'nin ve büyük velileri n bulıranını düşünür, tam bir entelektüel krize girer. Ancak artık bir yoldadır ve yol onu yavaş yavaş kendine çekecektir. Sonunda akıl la ruh arasındaki çarpışmaları ruhun hak-

kını teslim etme yönüne sonuçlanır.

43 Gürgen, a.g.m.

•• Kısakürek, O ve Ben, s.64.

45 Bahadıı; Insanın Anlam Arayışı ve Din, s.143.

46 Kısakürek, Konuşmalar, s.173.

D llSltilSI

oım fllll rısaıım

SQII,_IO&RU

ULUSLARASI HECIP PAZIL KI$.AK0REl< SEl.~?OZ'YUMU ı 55 ı 20•22 M.4VIS 2013 • KONYA/TÜf;Kh'E

(12)

-"',.;;.~ll

l~ «~{~ ~ -~

~~

~~

~ ~

l l l l l l l l l l l l l

SUIIIPOSIUIII

am'

ıtr~ listnın

Evet, bulmuştur. Ona göre, yaşadığı yüzyılın insanlannın sayısız teknolojik keşif ve mad- di imkanlarına rağmen içine düştüğü bl!nalım ve bulıranların temel sebebi de iman eksikliği

ve kainattaki oluşa gafil kalışıdır. Zira insan Allah'ın halifesi makamındadır ve kainat onun emrindedir:

"Seni ararnam için beni uzağa attın

Alemi benim için, beni kendin için Yarattın"

dizeleri dökülür şairin dilinden. Sırrı "ancak mürşid kapısında üflenen havanın yüzüne

çarpmasıyla" çözebUdiğini söyleyecek ve bu sırra erişmeden evvelki halini "sert ve dikenli bir benlik kabuğunda mahpus ve alabildiğine başı boş, genç, pek genç sanatkar" ya da "sa-

natı sanat için bildiği gibi toprak üstü sürüngen yaşayışını da gerçek hayat sanan ve başını göğe kaldıramayan mağrur c~ce" olarak tanımlayacaktır. 47

"Tam otuz yıl saatim işlemiş. ben durmuşuro Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum"

yada

'J\nladım işi, sanat Allah'ı aramakro ış

Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış"

gibi dizeler de, şairin bize bu buluştan sonraki önemli armağanlarındandır.

Buluştan Sonraki İlk Eser: Tohum

Aradığını bulan Necip Fazıl'ın içindeki huzur, eserlerine ve üretkenliğine de yansır. "To- . hum" ilk ve buhranJı günlerinden kurtuluş niteliği taşıyan bir eser olarak karşımızdadır.

Necip Fazıl'ın '1\Jlah, ölüm, san'at, san'atın çilesi, kadın, dost ve cinnet.. Bütün bunla-

rın kula mahsus yaratma hududunu zorlayan ve birdenbire cinnetle burun buruna gelen bir san'atkarda nasıl bir vahdet arzettiğini size eser söyleyecek"48 cümleleri Necip Fazıl'ın

Tohum'dan önce geçirdiği evreterin kanıtı gibidir.

Tohum'a yazıldığı dönemqe Anadoluculuk hareketi açısından ya da Milli Mücadele'de Anadolu'ya yöneliş penceresinden balolm ış, hakkında bu konuda başta Peyami Safa'nın be-

ğenileri olmak üzere birçok şey söylenmiştir. Peyami Safa, eserde bu yöne evirilebilecek

tarafları öne çıkararak bundan duyduğu memnuniyeti ziyadesiyle dile geqrmiştir. Nitekim 1935 yılı Hafta Mecmuası'nın 4. Sayısında "Necip Fazıl'ın Tohum adlı harikası" diyerek baş­

ladığı övgü dolu sözleri, daha sonraki Tohum baskılarının sonuna alınmıştır.49 Agah Levent

"Milli mücadelenin ruhunu bu kadar kuvvetle bize duyuran bir eserin henüz ' yazılmadığını

itiraf etmek, en doğru hak tanımak olur" şeklinde esere yaklaşırken, Kadir Mısıroğlu da "Ke- malizm Anadolu Davası gütınekte kendine göre haklıdır ama N ecip Fazı!' ın güttüğü dava ile bunu nasıl bağdaştırdığını anlayamıyorum" aiyerek eseri eleştirmiştir. Ona göre Nurettin Topçu da aynı yanlışa düşmüştür.50 Diğer yandan Necip Fazı! ise eseri ni, "Her türlü pohpoh-

layıcılıktan uzak, tam has bi ve samimi bir eser''51 olarak ni tel er.

Ne bu değerlendirmeler, ne Muhsin Ertuğrul'un eserdeki başrol oyuncusu Ferhat Bey'in

47 Kısakürek, O ve Ben, s.66.

40 Kısakürek, Konuşmalar; s.22.

49 Kısakürek, Tohum, Büyük Doğu Yay., istanbul, 2010, s.105.

50 Kadir Mısıroğlu, Ostad Necip Fazıl'a Dair; Sebil Yay., istanbul, 1993.

51 Kısakürek. Babıali, Büyük Doğu Yay., istanbul,l999, s.119.

5521

INTEAtlAnONAl NI!:CfP FAZII.KISAK0AEKSYWPOSa.:ı' MAV CG-22.. 2013 • KO!('{A/TV.RKEV

(13)

rolünü üzerine alarak oyunu bizzat kendisinin sahneye koyması, ne farklı beğenilere rağ­

men eserin halk tarafından yeterli ilgiyi bulamayarak perde kapatması bizim konumuzun merkezinde değildir. Tohum, bizim için Necip Fazıl'ın anlam arayışından sonra vardığı,

önünde durduğu kapının tesiriyle yazdığı ilk eser olması hasebiyle önemlidir ve biz konuya buradan bakacağız.

Necip Fazıl'ın buluşunun vesilesi Abdülhakim Arvasl Hazretleri, bir gün Necip Fazıl'a

döner ve ona "Sen Maraşlıymışsın, öyle mi?" der. Necip Fazılda "evet" deyince, "dur sana

Maraş'tan laf açayım" diyerek söze başlar. Maraş'ta bir Cuma namazı öncesinde olanlan an-

latır: "Hep birlikte mabetten çıkıp kaleye gittiler. Bir ibadetin sonuna ancak bu kadar güzel bir hareket eklenebilir. 'Biz Allah'a inananlardanız. Ölüm, bizce korkulu bir son değil. Bütün

silahımız bu! Elinden yalnız ölümü hiçe saymak gelen bir insan kümesiyle pençeleşmek­

te ümit ve değer buluyorsanız topraklarımııda kalırsınız, bulmuyorsanız gidersiniz.' ... Bir Anadolu türküsündeki ruhi tavır kadar saf ve derin olan bu hitap, ruhun bütün bir telmik ve alet dünyasıyla yaptığı ani muhasebeden, vardığı karardan, silaha karşı çıkardığı silahtan ne

eşsiz örnektir! Maddeyi yeneceğini taahhüt eden ruhun bu alıdinde bütün teminat, yalnız erişebildiği sadeliktir.''52 Hocasının bu sözleri, Necip Fazıl'ıri dikkatini Maraş'a ve Maraşlı'ya

çeker. Ve Tohum'u, bu dikkatle kaleme alır.

Tohum Neyi Anlatır?

Tohum'da insanın hayatının sürdürülebilir olmasında en önemli işlevlerden birini gören bir nimet çerçevesinde değerlendirilebilecek olan 'akıl' ile dinlerin ve felsefenin çok üzerin- de durduğu ancak kavrama ve kuşatma noktasında aciz kaldığı 'ruh' karşı karşıya getirilir.

Necip Fazı! yazılarında haddini bilen ve gayesini anlamış selim akıl ile bu farkındalık dü- zeyine erişememiş olan kuru akıl olmak üzere fonksiyonu açısından iki tür akıldan bahse- der.53 Kuru aklın iman ile selim akıl düzeyine erişebilmesi mümkünse de, akla, maddeye, madde üstüne hakim, latif ve şekilsiz, kalp üzerinde taalluk etmiş olan bir nur mahiyetin- deki 'ruh'tıır aslolan. Sınırsız aşk, haya, merhamet, doğruluk, ihlas, vakar gibi sıfatlar hep ruhun vasıflarıdır.54

İşte Tohum, Necip Fazı!' ın 'akıl' ve 'ruh' ile ilgili bu fikirlerinin Maraş'taki olaylarla mecz

olduğu sahnedir. Tohum'da kuru aklın sınırlılığına rağmen ruhun kanatlanması Kurtııluş Savaşı yıllannın Maraş'ında geçen destansı olaylar örneğinde ele alınır. Başkahraman, Maraş'ın soylu ailelerinden birisine mensup olan, okumuş, bilgili "münevver" olarak bilinen kuru Batı taklitçisi ve öz benliği ni yitirmiş mahut güruhtan uzak olan, ercüment kişilikli 39

yaşındaki Ferhat Bey' dir. Kendisi kuru aklın, düz mantığın mantıksızlık olduğunun, işin ruh- ta ve keyfiyette hayat bulduğunun örneklerini gösteren birisi olarak, eserde Necip Fazıl'ın

sözcüsüdür.

Ferhat Bey, Anadolu ruhunu keşfederek, direnişin öncülerinden olur. Tekniğe ve akılcı görüşe karşı direnişin sembolüdür. "Ferhat Bey, biraz düşün! AkıL." diyen Maraşlı Ağa'ya cevabı şu olur:

"Biz çoktan beri kaybettik aklımızı. Onu çoktan beri rüzgara savurduk ( Ayağınin ucun- daki iskemleyi çizmesinin ucuyla çeker, üstüne basar) Bir avuç Maraş'lı memleketinizi ya-

sz Kısa kürek, O ve Ben, s.87.

53 Kısakürek, iman ve Islam Atlası, Büyük Doğu Yay., istanbul, 1985, s.302-303.

54 Kısakürek. Bab Tefekkürü ve islam Tasavvufu, Büyük Doğu Yay., Istanbul, 1997, s.133.

IliSlifiSI

aırıJ mırımmı

SIR,.lllill

OA.I/SURASI t:ECiP FAZJI. KISAI<OIIEK 20-22 l.t.\Y1S 2013 • Y.O.vtA/1\rrU<iYE l;a~.IU

1 553

Referanslar

Benzer Belgeler

[r]

Whitman's great subject was America, but he wrote on an expansive variety of smaller subjects to accomplish the task of capturing the essence of this

Açık Ders Malzemeleri Sistemine eklenmek üzere hazırlamış olduğum, yukarıda bilgisi verilen ders, düzen, kapsam ve ders ekleme kılavuzunda belirtilen standartlar

Erzincan'ın İliç ilçesinin çöpler köyünde altın çıkarmaya hazırlanan çokuluslu şirketin, dönemin AKP'li milletvekillerini, yerel yöneticileri ve köylüleri gruplar

Öte yandan, hemen her konuda &#34;bize benzeyeceksiniz&#34; diyen AB'nin, kendi kentlerinde yüz vermedikleri imar yolsuzluklar ını bizle müzakere bile etmemesi; hemen tüm

İstanbul'un ulaşım sorununu çözmek adına Kadir Topbaş'ın büyük proje olarak sunduğu metrobüs, şubat ayı sonunda Anadolu yakas ına erişecek.. Bir &#34;tercihli

İstanbul'da Taksim Meydanı'nda bir araya gelen çok sayıda yaşam savucusu, UNESCO Dünya Mirası listesine al ınması için çalışmalarının sürdüğü Allianoi'nin baraj

Bir ilacın stabilitesi, bir yandan ilaç formülasyonu geliştirilmesi sırasında iç faktörler olarak tanımlanan; bütün komponentlerin fiziksel ve kimyasal