l (J.JJ
'1
L. Uluslararası
Bursa Tasavvuf l(ültürü
Seınpozyuınu
4
BURSA KULTUR SANAT VE
TURIZM VAKFI
BURSA IdTAPLIGI 18
Uluslararası Bursa Tasa11vuj Kültiirii Scmpozyumu 4
ISBN ...- 975-7003-16-6
B irinci Basım
Eylül2005
Ya)luıa Hazırlayan
Mehrned Temelli
Baskı
F.Özsan Matbaacılık San. ve Tic. Ltd. Şti.
İzmiryolu No:221 Beşevler 1 BURSA Tel: O (224) 441 33 82 e-mail: [email protected]
Açıkhava Tiyatrosu Yanı, Kültürpark 1 Bursa Tel: (O 224) 234 49 12 (3 hat)
Faks: (O 224) 234 49 ll E-posta: [email protected]
Veedin Söze Galebesi
ve Şathiyyelerin Anlaşılına Meselesi
Yrd.Doç.Dr. Sadettin
EGRi*
Aşk ateşi tüm alemi sanp, yandırdığında; türlü şekillerde tecelli eder.
Öyle haller olur ki, aşıklann varlığı aşk ateşiyle nur gibi parlar ve farldılık
lar zuhur etmeye başlar. Dost ve aşkın isteldisi olan sı1fi, bu durumun sar- hoşluğu ile kendinden geçer, garip bir ruh ve beden heyecanına dalar. Ken- dinden geçecek şekilde Allah sevgisine dalan ve belirli bir seviyeyi yakala- yan aşık, vecdi yaşamaya ve hissetmeye başlar. A.şılan canı canan ile yan- maya ve yok olmaya başlar. Böyle hallerde artık "lcil"in, maddi alemin hiçbir değeri kalmamıştır. Bu andan itibaren söylenen söz, yapılan hareket normal ve aldi ölçülere sığmaz. Aşık varlığını saçıp, yolduk yolunu tercih
etmiştir. Bu alem artık ateşten bir deniz olmuş, onu süreidi yakmalctadır.
Zaten aşlan ve aşıklığın menzili de odur. Yani mutlak güzeliilc olan Allah'ın
nurunda ve güzelliğinde ebediyen yok olmaktır.
Dost derdi ile süreidi yüreği kanayan sufi, aşk sımnı keşfetmeye başla
dığında, belli merhaleleri aşaralc, anlaşılmaz durumlarla karşı karşıya kalır.
Artık madde, söz sona ermiş ve aşk deryasına yelken açmaya başlamıştır.
Hale'tan gelen tecellilerle şuur ve varlığını terk eden salik, Nuri'nin de be-
lirttiği gibi "Rabbimi bulunca kalbimi (kendimi), kalbimi bulunca Rabbimi kaybediyorum." noktasına gelir. IGmi salilcler bu vecd anında garip hallere bürünüp, garip ve ilk balaşta saçma sapan gelen, ama derin manalar ihtiva eden sözler söylemeye başlarlar ki buna "şatl1" denir. Türk edebiyatında ve
• Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi.
tasawuf tarihinde bu sözler, "şathiyye" adı verilen bir türü meydana geti- rir.
Hareket, kıpırdanma, köpürrne anlamlarına gelen şath-şathiyye; tasav- vufta "üzerinde benlik ve dava kokusu bulunan söz" diye tarif edilir. Zahiri itibariyle şer'i hükümlere aykırı düştüğü için, ne kasdedildiği kolay kolay aniaşılmayan kapalı veya sembolik ifadeler olarak değerlendirlir. İlaili feyz ve kuwetli tecellilerle kendilerinden geçeı:ı,_ coşan ve taşan velilerin gayr-ı
ihtiyar! söyledikleri sözlerdir. 1 ~
"Dudaklarda tebessüm uyandırmak ...-iıl.aksadıyla söylenen sözler ve rnanzurneler" olarak tarif edilen şathiy_yelerin, rneczupların sözlerini taldiden yazılmış, zahirde saçına zannolunan, fal(at şerh ve tahlili halinde manidar olduğu anlaşılan bir de şatlıtyyat-ı siifiyane nev'i bulunrnakt.;ı.dır.
Şath, tasawufi aşk hillinin sarhoşluğu ile söylenen, halkın anlayaınayacağı
veya hoşuna gitıneyeceği sözlerdir. İnançlardan teldifsizce, alaycı bir dille söz eder gibi yazılsalar da, görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlan-
dığinda tasavvufla ilgili türlü kavrarnlara değindiği anlaşılır. Şatl1 kelimesi, IX. ve X. yüzyıllardan itibaren tasawufi bir teriın olarak anlam kazanmış
tır. Bir teriın olarak "şatl1", şu şekilde tarif edilir: "Bazı ınutasawıfların vecd ve istiğrak halinde kendi iradeleri dışında, manasını düşünmeden söyledik- leri, içinde bir iddia ve alda aykırı bir taraf bulunan ve dıştan, şeriata mu- halif gibi görünen aşırı derecede söz olup, bu söz kabul veya redde-
dilernediği gibi, onu söyleyen de bundan dolayı ınuaheze edilemez." Çünkü
şath, bir arbede yalmt sunnin Tanrı'ya nazıdır.2
Tasawufi açıdan ise şatıhlar daha değişik bir anlam kazanır. "Hald('a
aşık olan, Hald('ın Cemali ile ünsiyet galebe ettiği zaman kendisinde Cemal
sıfatı zahir olur. O, kurb-ı Esma, kurb-ı Sıfat, kurb-ı Zat ile ünsiyet eder.
Ona, güzel ve doğru yolla visalini lütfeder. Garip sırlarını açar ve onu ma- karn-ı imtihandan çılcarır. Muhabbet şarabıyla sarhoş edip, gözlerinden perdeleri kaldırır. Onda açılma ve geıi.işlerne nurları meydana gelir. Nail
olduğu vecd halleri ve sevinci, onu insanların bilmediği ibarelerle ifşaya
sevk eder. Bu görünüşte yanlıştır ama iç yüzü ile ihn-i haldkatte doğrudur."
diye tarif eden Abdülkadir Geylani'nin sözleri bunun en açık izahıdır.
Cüneyd-i Bağdadi "Şath fetihlerin ruh dili ile konuşmasıdır. Haiin söze galebesidir." cümleleri ile bu tarifi özetler.
Serrac et-Tfısi ise, "Şathiyye öyle bir sözdür ki, dilden çıkar. Kelarnı ise Yaradan'dan gelir. Herhangibir meseleyi dava ederek gelir. Bu sözü söyle- yen geçmişte yaşayışı İslarn'a uygun ve söz söylediği anda iradesi kendisin- den alınmış olmalıdır." sözleri ile onun şartlarını sıralar.
ı Bk. Süleyman Uludağ, TasavvufTerinıleri Sifzlüğü, Marifet Yayınları, İstanbul, 1991, s.445.
2 Şath ve Şathiyyeler konusunda geniş bilgi için bk., Cemal Kumaz-Mustafa Tatçı, Tiirk Ede- biyatında Şathiyye, Akçağ Yayınları, Ankara, 2001.
VECDiN SÖZE GALEBESi VE ŞATHIYYELERiN ANLAŞILMA MESELESi 105
Cürcin1 "Şath bir sözdür ki, hakikat ilmine arif olduğu halde ahmaklık
kokusu ile bir zor halde ve bir iddia ile ondan çıkar. Bu hakikat ehlinin aczidir. Bunu söyleyenin söylediği Hak olmasına rağmen söyleme izni dahi yoktur." diyerek bu halingizlenmesi gerektiğini belirtir.
Ahmed Rıfru "Bir makama vasıl oldum ki, kalbime asi olsam Allal1'a asi olurum" diyerek bu ruh halini tasvir eder. Genellikle cezbe halinde iken ehl-i tasavvufun dilinden dökülen bu sözlerin zahiri manası, zaman zaman zahiri ilim ehli ve halk tarafından İslam'a aylan bulunduğu için sahibinin eziyet çelunesine, hatta canından olmasına' sebep teşldl ettiği vakidir.
Hallac-ı Mansur'un "Ene'l-Hak!" sözü bunun en meşhur misalidir. Sehl- i Tusten; Bayezid-i Bista.mı, Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş Veli, Abdülkadir Geylani gibi büyük mutasavvıflar bu vadide örnekler vernlişler
dir.
Mevlana'ya izafe edilen mısralar:3
Duş Fakt-i sublı dem der çar/ı pftyftn yajtem Der mryfln-ı dane-i Jıaşlıf1ş sindan yajtem Yek küllllıf daştem ez-leblebU güm şod zi-men Der mrylln-ı difter-i Molla Sültyman yajtem Yek katar şu tur be-kulı-ı ICaj buJJed ender güzer Der kenar-ı balır-i bf-pftyftn be-ceJJlan yitftem Nilka-i Sali/ı asa-yı Miisf JJii rulı-i peder Her sera der batn-ı milder zinde bf-can yaftem An bar İsa JJÜ an SÜZeTl ki büdeş pqy-bend An lıiir ender lıiine sıl zen der giıiblln yiiftem
[Dün gece, seher val(ti gökte nihayet buldum. Haşhaş tanesi içinde örs buldum.
Kaybettiğim bir külah leblebim vardı, onu, molla Süleyman'ın defteri içinde buldum.
Bir deve katarı Kafdağı'na doğru giderken onu, sonsuz bir denizin salli- linde dolanır buldum.
Salih'in dişi devesini, Musa'nın asasını ve babanın ruhunu her üçünü, . ana karnında cansız yaşar buldum.
Isa'nın eşeği ve iğnesi ona ayal( bağı oldu. O eşeği evde, iğneyi yakada buldum]
3 Şath konusundaki tarif ve örnek metinler için bk., Neclii Pekaleay-Emine Sevim, Yunus Emre 'nin Şalısiyeti ve Yunus Emre Şer/ıleri- Yunus Emre 'nin Bir Eseriyle İlgili Şer/ılerin Yazma/arı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991.
Abdülkadir Geylani'nin:
Ben İbrahim'le beraber ateşe alıldım.
Ateşler ancak benim duam İle soğudu ..
Ben Rabbine münacaatta Musa ile birlikte idim.
Onun asası benim asamdan imdat diledi.
Belii zamanmda Eyyub'la birlik(; idim.
Onun belası ancak benim duannie şifa buldu.
manasma gelen sözleri bunlardan sadece kİsa örneklerdir.
Bu tür sözlerin sadece İslam tasavvufunda yer almadığı; alcsine ilkel dinlere kadar dayandığı fikri de mevcuttur. Buna göre, ilkel dinlerdeki a- yinlerde; şaman, kahin vb. din temsilcilerinin coşup kendinden geçtiği anda söyledilderi birbirleri ile ilgisi alınayan tutarsız sözleri de bu grupta ele
alınabilir. Bu çeşit sözleri şeldl yönünden incelediğimiz zaman, birkaç ke- limeden ibaret olduğu gibi, manzum veya mensur metinler halinde de ola-
bileceğini görürüz. Buna göre bu metinleri üç gurupta ele alabiliriz:
ı. Birkaç kelimeden ibaret olan şatıhlar;
2. Mensur şatıhlar;
3. Belli bir nazım şeldine göre yazılmış manzum şatıhlar. Şathiyye adı
ile kastedilen genellilde budur.
Bu manzum metinleri demana itibariyle, ild gruba ayırabiliriz:
ı. Görünüşte saçma olup, içinde çeşitli remizler bulunan tasavvufı me- tinler;
2. Bunlann taldidi olarak yazılan metinler. Bunlar her zan1an tasavvu-
fı mana taşımayabilir.
Türk edebiyatına göz attığımız zaman, mutasavvıflann ve bazı hall<. şa
irlerinin bu yolda örnelder verdiğini görürüz. Bektaşi tarikatırun büyülde- rinden olan Baral<. Baba'nın:
Bismillalıi dem Jıer dem Be dem dem dem dem bu dem Yaf al Allalı ma yeşa
Ve yahkümü ma yürfd Ulu Tanndm fennan
Femıandın tingiz diller Süt göller balımıaklar
Hanlar Jlezirler bikler
Kadılar danişmentler Meşayihler ahiler Bazar bozar din bozar
Danişmentler ni yazar
VECDiN SÖZE GALEBESi VE ŞATHIYYELERiN ANLAŞILJM MESELESi 107
Yom yazar hayır yazar Yom varyola düzer Yom Jlaryoldın azar Tünki hazar ni hazar Bazar bu künki hazar Bu sabakm okugan Yolunda nite azar Kar su kar su çardaklar
!(arsa karsa qyunlar Tokuz öküz bir sokum
şeklindeki şathiyyesi bunun ilk ömeklerindendir. En bilineni ise Yunus Emre'nin şathiyyesidir. Bu şathiyyeye daha sonraki asırlarda nazireler ya-
zılmıştır.
Şathiyyelerin pek çoğu anlaşılmasındald zorluk, sembollerin ve zıtlık
ların yoğunluğu dolayısıyla açıldanmaya ve şerhe muhtaçtır. Tasavvuf kül- türünde şöhret bulmuş bu türden eserler pek çok kez şerh edilmiştir. "Her- hangi bir metni açıldama metodu olarak şerh, dini ilimlerden aritmetiğe,
fizikten edebiyata kadar çok farldı sahalarda yazılmış eseriere tatbik edil-
miştir. Osmanlı Medreseleri'nde sürdürülen eğitim ve ilim faaliyetlerinde Bu şerh türünde yazılmış eserlerin önemli bir yeri vardır. Dini ve tasavvufı muhtevalı şerhlerin yoğunluğu dildeatİ çekmektedir. En fazla şerh edilen eserler: Kırk Hadis mecmuaları, evrad mecmuaları, hilye-i nebi mecmua)arı,
Esma-i Hüsna risaleleri, Fıkh-ı Ekber, Fususü'l-Hikem; Mesnevi, Gülşen-i
R.az, Bostan, Gülistan, Bal1aristan; en çok şerh edilen kasideler: Kaside-i Bürde, Kaside-i Bür'e, Kaside-i Münferice, Kaside-i Taiyye, Kaside-i Mirniyye, Mevl~na ve Urfı'nin kasideleri; şiirleri en çok şerh edilen şai.rler:
Mevlana, Hafız, Urfı ve İbni Fariz'dir. Din dışı konularda yazılan şerhler ise daha çok dil ve astronoıni ile ala.Iealıdır. Şarihler arasında Şem'i
Şem'ullah Prizreni, Sudi-i Bosnavi, Davud b.Muhammed Karsi, İsmail
Haldcı Bursevi, Muhammed Vecihi Paşa ve Müstaldmzade Süleyman Sadeddin öne çıkarken, yazdıldarı ,şerhle anılan Sarı Abdullal1 Efendi
(Şarih-i Mesnevi) ve Sofyavizade Bati Efendi (Fusus Şarihi) de bu vadinin
şöhretli isimleridir. "4
V ecd anında söylenen sözler, kuş dili olarale nitelendirilir. Bu tür sözle- re "kuş dili" adı verilmesinin temelinde, Kur'an'dald Hz. Süleymanla ilgili ayetin bulunduğu açıktır.
"Süleyman kuş dilin bilür didüler Süleyman var Süleyman'dan içeri"
diyen Yunus Emre, şathiyyelere neden kuş dili denildiğini de açıldar.
4 Ömür Ceylan, TasCIVYufi Şiir Şerh/eri, Kitabevi, İstanbul, 2000, s.24.
A.ş ık dilin bilnuyen ya delüdürya delu·f
Ben kuş dilin bilürem si!Jller Siil~ynıan bana Yfınus Emre
Yılnus bildi lıftlindcıı
Si!Jlledi kuş dilinden Si!Jllenecek söz budur
Bu aşıklar içinde Aşık Yfınus
.---·
Bir mektebe uğradum kuş dilini okitrlar
SiPri sinek halife hacası pen,mzeden idris-i Muhtefi
Türk edebiyatında manzum şathiyyeler kimi zaman mensur, ldmi za- man da manzum şeldlde şerh edilmiştir. Defalarca vurgulandığı gibi bu tür
söyle)rişleri sözlük yardımıyla veya var olan bilgilerle açıklamak oldukça güçtür. Geçen asırlar boyu tasavvuf kültüründe oluşan semboller dünyası
nın gizli hazinesini elde eden şarihler, bu zenginlikten yola çıkarak onları
açıklamışlardır. İdris-i Muhtefi'nin bir şirinin şerhini örnek olarak vem1ek istedikOS Hüseyin Vassaf Bey'in Sifine-i EPlryft'sındald ifadesine göre Şeyh
· Mahmud Efendi ile birlikte değerlendirdiideri bu şiir, "Ledünni manası
itibariyle ayn-ı haldkattir":
İşbu deme eıince üç kez doğdum aneden Nice yaıwu uçurdum nice ftşryftnedeıı
l. Mısra: Bu mısraın manası tafsil olunur. l. Alem-i a'madan. dünyaya gelip adem-i mana ve insan-ı kamil olmaya işarettir. Ademi-zade, ukfıl-ı tis'a, nüzfıl ve hübfıt ile tavran ba'de-tavrın mevalid-i selaseye güzer etmek- tir. Buna nüzfıl-i manevi dahi derler. Mevalid-i selase maden, nebat ve hayavandır. Maden bu arz ve topraktır. 2. Baba sulhünden ana rahmine nüzuldür. 3. Ana rahminden hurfıcdur. İnsan-ı ldmil terbiyesine mazhari- yetle adam olmaktır.
2. Mısra: Ukfıl-i tis'adan nüzfıl-i manevi ile hübfıt vald' oldukça, nice nice avalimi, yani bir alemden nuzul ve hübfıt ve mürur, her biıini birer güna tavr-ı ubfır eylemeyi ve her demde bir dem, her nefeste bir nefes güzeran eylemeyi müş'irdir.
5 "Asıl adı Tırhalalı Hacı Ali Bey'dir. Asıl sanatı terziliktir. Filibe, Sofya ve Belgrat arasında ticaretic meşgul olmuştur. Hazrna Bali'ye bağlanınca 1556'dan sonra İstanbul'a gelmiş, ti- careti adamları yürütmüştür. Hazma Bıi.li'nin öldürülmesinden sonra Bayramiyye Melamile- ri gizlice yönettiği için "Muhtefı" lakabıyla anılmıştır. Ölünceye kadar bu gizliliği sürdür-
müştür. Aruzla yazılmış şiirleri, çeşitli rjsaleleri vardır. Mezarı Kasımpaşa'dadır. Meşhur
Mesnevi Şiirihi Sarı Abdullah Efendi onun yetiştirmesidir." Örneğini. verdiğimiz şiir ve bu
açıklamalar için bk., Cemal Kumaz-Mustafa Tatçı, Türk Edebiyatında Şathiyye, Akçağ Ya-
yınları, Ankara, 200 I.
VECDiN SÖZE GALEBESi VE ŞATHIYYELERiN ANLAŞILMA MESELESi 109
Dö1t doğurdum anamı lıfmıil oldum babadan Babam dokuz ayaklı anlama ejsfinedeu
I. Mısra: Anasır-ı erbaa ki ab, ateş, rüzgar ve hak ile imtizaca işarettir.
Tabayi'-i erbaadır. Bu tabayi'-i semavlden semavl olduğu hasebiyle
semavat-ı seb'a ve uklıl-i tis'a, arza nisbetle babadır. Baba da tabayi'-i erbaa- i mezküreyi manen hamile olup, bi'n-nisbe ana itibar olunan arza imtizaç ve istizvac-ı manivl çar unsuru doğurdum, demektir.
2. Mısra: Vücüd-ı insanı, görünen kevn ü mekan maflhasmı belki her
dü-serayı cami' ve aynı ve ayn-ı aynıdır. ( için ukül ki, "dokuz" demektir,
fı' 1 -mesel dokuz ayaklı göklere, "babamız" derler. Bu müstearatı ve kelaın-ı
evliya ve meşayıhı efsane zannetme.
On ta)mya emzirdüm iki yüzlü bir çocuk Kara libfis gi;ydürdiim gösterdüm kfişanedm
"İlct yüzlü çocuk", nefs-i natıka-i insanıdir. iıct yüzlüdür biri alem-i gayba, biri alem-i kevn ü mekana nazırdır, kevn ü mekana nazır olan cihe- tini, "emmare, levvame, müll~ime" sıfatlarından geçirip, ınutınainneye
vusulünde natıka ayıne-misal musaykal ve mücella oldulüa, alem-i gayb
tarafına olan yüzü küşad olup razıyye, marzıyye ve kamileye varır, kalb, musaykal ve ınücella olmak için. "On tayaya emzirdiın." demesi, on şeyhe vardıın, telkin aldım, onu tasfiye için emzirdim, demektir. Bu n11Sra-ı sani fena fillah sırrıdır.
Kaj dağmı arkama yük/endüm etme aceb
Balır-i mulıiti içdüm kmımadum amma nedeu
I. Mısra: Emanetullahtır. Mesned-i hilafet-i maneviyedir.
2. Mısra: Emmare, levvame, mülhemeve mutmainne alemlerini geçip vuslata erince ona kanılır mı? Ulüm-ı zahiriyye vü batıniyyenin inldşafıdır.
Altmış arşm menfire çıktım anun üstüne
Çağırılhan cilıam doldurdum efsaneden Ba'de'z-zeJJk eb ii' 1-JJakt olmaktır.
Yüz tinfiblı bir çadır dikdürdüm si per için Ana tutdum yüzümi doğdum ol kfir-lıfmeden
Manası: "Derecat-ı maneviyye olan suluktan murad, ancak kalbine du- hül ve mi'rac-ı maneviyyeye urüc için bir .sırrı beyan"dır. "Kemal-i tav' ile tarik-i irfana süluk etmeye o zevk ile teveccüh etlim. Kemal-i sıdk u hulü- sumdan naşl yüz çevim1edim.
Fir'aım ile görüşüp biraz nasihat etdüm Didi sözün tutmazam dömnezem Hamaneden
"Fir'avin"dan murat, nefs-i şeytanldir. Esna-yı sülukta bir derekeye va-
rır Id, başlar sahibine niyaz etmeye, ben senin nefsin değil miyim? Biraz da bana bak, sana mütercimim." der. O zaman sahibi olan sahib-i hiınmet ona
nasihata başlar, "Bana ram ol." diye ibram eder. O ise mukteza-yı tabiatİ,
sahibini çengellerle siccin-i tabiata, habse çeker. İşte, "Fir'avn-sıfat nefsimi görüp, nasihat ettim. Kabul ettiremedim. Fakat bana dedi ki, Fir'avn'a mahsus olan tabiat Haman'ından dönmem."
Yedi başlı biryılan gördüm ki lı.akim almış
Sureti lıq]Jllmı değil bi lmezem amma neden
Nefs-i emmaresine mergub olan çok I~bcamış dünya benim ardıma düş
tü. Dünya kendinden yüz çevirenin peşine, kendine ragıb olanın önüne
düşer. Dünya o kadar zinetlenmiş Id, o ldniseyi sicn-i tabiata indirmek için
uğraşır. Cehenneme düşürmeye çalışır.
Ak sakallı bir avret düşdi benüm peşime
Zfnet etmiş kendine lü'lü' PÜ dürdfmedeiı
Yedi başlı ejderha, nefs-i bed-hudur. Seyr ü suluk sahibierine bunun
manası malumdur.
Yetmiş iki diliice düdük aldum çarşıdau
Çaldum ağır sadasm geçdi asumflneden
Yetmiş iki mezheptir. Esna-yı sulukta haldkatlerini gördüm ve bildim ve güzer eyledim ve haldkate erdim. Asuman-ı kalbimde cümlesinin mahi- yeti malum oldu.
Bir top atdum maşrıkdmı geldi düşdi mağı·ibe
Bu bir rengin rumuzdur mı/ama ejsfmeden
Kelime-i tevhiddir; la-yı nafiyesi toptur, "illallah"ı insan! olan süveyda-
yı kalbime hizb ettim.
Bir mektebe uğı·adımı kuş dilini okurlar
Siıwi sinek halife lıocası pen,aneden
Hankah-ı evliyadır. Gördüm Id, orada ilm-i tevhid, ilm-i ledün müza- kere ederler. "Sivri sinek" tabirinden murat, asi riyazettir. Gece gündüz ah u enin üzeredir. Kemal-i tehafütten kinayedir. Halife tabiri ise, Allah'a talib, nza-yı şeyhe ragıb olup, şeyhlerine istihlafa şayan olarak halef-i şeyh
te müterakkıb olmağa işarettir.
Alaim-i senu'lyı olta edip sarkıtdum
Bin bryıklı bir balık çıkardım deıyflneden
Esna-yı sulukta, sema-i dilde olan himmetim kavs-ı ktızahını "alta" e- dip, derya-yı hakikate sarlattım. Gördüği nesneyi hak sandım. Nice nice
şüünat-ı ilahiyyeyi müşahade ettim. Ancak o menzilde tevaldcuf etmek
vartatarı ve mezalik-i akdamı cami'dir. Bila-tevakkuf edeb-i maneviyye ile geçtim. "Bin bıyıldı balık", derya-yı !1akikatteld müşahededir. O müşahade
bin türlü merahileden ibaret imiş. Heman kendimi necat tarafına attım,
kurtuldum.
VECDiN SÖZE GALEBESi VE ŞATHIYYELERiN ANLAŞILMA MESELESi 111
Gördüm Nuh'un gemisin girdüm anun içine Buldum anda necatılwrJ...7nadım tUfaneden
Tabirat-ı rneşayıhta kilçekden murat, salilderdir. "Gerni"den murat, şe
riat-ı garra-yı Muharnrnediyyedir. TUfan-ı dala.Ietten necat verici şer'-i şerife
ternessük edip emriyle arnil oldum. Hal<. gemisine binip ahlak-ı Ahrnediyye ile arnil oldum. Allah Taa.Ia, dalalatten beni halas etti. Siz sülukunuzda şer'
ile arnele rnüdavernet ediniz ki, tUfan-ı dala.Ietden necat bulasınız.
Senin İdris hakikat bu rumüzftt sözlerin
Anladı insan olan bilmedi Jıaypaneden
Ey idrisi Senin bu sözlerin cümlesi hakikatten hikaye, rurnuzdan iba- rettir. Bu kelirnat-ı halukat-amiz sözlerimi erbab-ı sülfık. olup bu ha.Iata va.Iuf olanlar anlar. Sureti insan, sireti hayvan olaniann anlayacağı şey de-
ğildir.
Şathiyyelerin diğer pek çok edebi türlerle yakın bir ilişkisi vardır. Özel- likle halk kültüründe sıkça rastladığımız tekerlerne, devriye, bilrnece gibi türler de şathiyyelerin vazgeçilmez yapılanndandır. Şathiyyelerin rnuhteva ve şekil bal<.ırnından zenginliği aynca gizemli ifadeleri dolayısıyla tekke
şiirinde de yer alıp, gelişmesine katl<.ıda bulunur. Türk edebiyatının önemli simalanndan Pir Sultan Abdal'ın bir şathiyyesini ve Cavit Sunar'ın açıkla
masını bu anlarnda sunmayı uygun bulduk:
Uyur idik uyardılar
Dir!Jle saydılar bizi Koyun olduk ses anladık
Sürüye saydılar bizi
"Uyur idik", yani a.Iernden rnüstağni idil<.; "uyardılar", yani farka getirdi- ler. Bu uyanmak ezeli uyanrnaktır. "Diriye saydılar", farka gelirdiler. Zira fark hayattadır. "Koyun olduk ses anladık", bu ses "Elestü bi-Rabbiküm"
sesidir. Mürşidin aşl<.ıdır. Bu sesin nereden geldiğini istidadırnızla anladık.
Bu ses de ezel sesidir. Sürü, nefs askeridir, meniden çıkmalda sürüye katıl
dık. Bütün insanlar aynı sürüdendir. Bizi sürüye sayan çoban da "Rab"dır.
Sürülüp kasaba gittik Kenareyi mesken tuttuk Dfdar defterineyettik
Şükür Jıoş gördüler bizi
"Kasaba gittik", yani fenMillah olduk; maddeten öldük, şekil değiştir
dik; manen de "ölmeden önce öldük". "Kenare (mezbaha)yi mesken tut- mak", ölmeden önce ölmeyi mesken tutmaktır ki böyle olan için artık ölüm yoktur. Çünkü, ölmeden önce ölrnenin sımna eren ebedi hayata nail olur.
Bizi "didar defterine" yazdılar, Hald<.'ın defterine koydular. Bu haldkatlere
arif olduğumuz için de Allah'ın cemaline vardık ve bu yüzeden de bizi "hoş
gördüler".
Halimizi lılll eyledik Yolumuzu yol eyledik Her çiçekten bal eyledik Arrya saydılar bizi
"Halimizi hal eyledik", yani Allah'ın ahi~İ<ı ile ahlaklandık. "Yolumuzu yol eyledik", seyahat ede ede, gide gele he(yolu sırat eyledik. Yani bütün
esrarı anladık, artık bilmediğimiz bir şey kalh1adı. Zira her şey bize yol _ oldu. "Her çiçekten bal eyledik", her renge girdik, her şeyde göründük. "A- nya saydılar bizi", devrettik durduk. Çiçek ve baldan murat, zevktir, visal- dir. An da aşıktır, ariftir. Zira an çiçeğin zevkini tatmıştır. Balda bir nebze de acılık vardır, işte bizim ilmimizde de ne de ofsa bir noksanlık vardır.
Hulasa, bal, madde-i aşktır ve biz insanlar da an gibi her zerreden bir şey alıyoruz. Her zerrenin özünü alıp zevk ediyoruz.
Hak defterine yazıldık
Pfr dfFilmna düzüldük Bal olduk şerbet ezildik Doluya saydılar bizi
"Hal<: defterine yazıldık", insan bir yazıdır. İnsan ezelden Levh-i Mah- fG.z'da yazılıdır, nakş olmuştur, insanın ruhu rüh-ı sultaniydi, bilgimiz, ilmimiz orada yazılıdır. Hulasa, maddeten vücüdumuz, manen de ruhumuz
yazıdır. "Hak divanına dizildik", işte o yazılada sıralandık, satır olduk ve pir divanında hizaya geldile Pir, Halele'ın zuhurudur, aşıkın zata ulaşmasını sağlayan, zattır. "Pir divanına dizilmek" de kesretin vahdet etrafında dizil- mesidir. Pir, birdir, vahdettir. Oizilmek de ariflerin bir araya gelmesidir, bu da külll kudrettir ki birdir, bir olmaktır. ve bu surette visale ermektir. "Bal olduk şerbet ezildik", madde-i aşk bir yere toplanmış ve ondan da içilecek
tatlı şerhetler yapılmıştır. Arifler, birbirlerinin balıdır, yani onların balı onların ilm ve İrfanlarıdır ve ariflerin birbirlerinin ilim ve irfanları ile zevk
etıneleri de ballı şerbet içmek gibidir. "Bizi doluya saydılar", çunkü artık biz bütün devranı tamamladık ve her şeyi anladık. Artık şerbet bardağı doldu.
Burada "doldulc" denıeyip "doluya saydılar bizi" demek, bir kul olmale dola-
yısıyla tevazu göstermektir. Zira, biz dizlerde bir şey yoktur. Bizi doldu- ran.ve doluyasayan kudret-i külliyedir.
Pfr Sultfimm Haydar şunda
Çok keramet Far insanda O cilıa11da bu cihanda Aliye saydılar bizi
"Ali'ye sayılma", ulviyyete em1ektir, ayn-ı ulviyyet olmaktır.
VECDiN SÖZE GALEBESi VE ŞATHIYYELERiN ANLAŞIL.MA MESELESi 113
Türk edebiyatında ayrıca şathiyyelerin manzum şerhleri de mevcuttur.
Tasavvuf dünyasında tanınan, bilinen ve sevilen pek çok şairin bir şiiri
veya bir beyti; başka bir sufi tarafından şiir şeldinde açıldanmıştır. Buna örnek alınası bakınundan Verdi'nin ınanzumesine Mehmed Nes!m Efen- di'nin manzum şerhinden ild beyti veriyoruz:
Bir pek taşun üstüni sürüp nadas tyledüm Dirler tyü tarladur görenlerfevkfineden Pek taşun üstün sürüp dahi nadas itmesi Nefs-i emmfiredür ol itmiş müselmfineden Eyü tarladan murad mezraatü'l-filıiret
Hadis-i valfidur ol yüksek asumfineden
Tarlayı talısfn iden cümle melekler durur Nefsi müselmim iden medlı olurjeJlkaneden Pek taşı sünnek nice müşkil ise ol dahi Nefs ile temsil ider tmz-ı Ferlıildfineden
Nefs ile güreş tutan gör nice zahmet çeker
Aşk ile yener am kuPPet-i Imfineden Bir pek taşun üstüni sü1iip nadas tyledüm Dirler tyü tarladur görenlerje11kfmeden Pek taşwı üstün sürüp dahi nadas itıııesi
Nefs-i emmfiredür ol itıniş müselmfineden F;yü tarladan murfid mezraatü'l-ahiret Hadis-i v!ilfidur ol yüksek fisumfineden
Tariayı tahsfn iden cümle melekler durur Nefsi müselmim iden medlı olurjePkfiııeden
Pek taşı sürmek nice müşkil ise ol dahi Nefs ile temsil ider taJZ-ı Ferh!id!ineden Nefs ile güreş tutan gör nice zahmet çeker . Aşk ile yener am kuPPet-i Imfineden
[Hz. V erd1'yi bil Id, o keramet denizi dir. Ona yönelen herkesin şam
yüce dir.
Sert bir taşın üstünü sürüp nadas eylediın, yukarıdan onu görenler, iyi
tarladır, derler.
Pek taşın üstünü sürüp nadas etmesi, emmare nefsi müslüman etmesi- dir. "İyi tarlan1dan maksat, "dünya ahiretin tarlasıdır" yüce hadisidir ki, o göklerden daha yüksektir.
Tarlayı beğenenler melelderdir. Nefsini müslüman edenler yükselder- den medhedilirler.
Sert taşı sürmenin, yani nefsi müslüman etmenin ne kadar zor oldu-
ğunu, Ferhat'ın dağları delmesiyle anlatır.
Nefs ile güreşen kişi gör ne kadar çok zahmet çeker! İman kuvveti ve
aşk ile onu yener.]
Bu örnekler ve verilen bilgiler neticesinde şunu söyleyebiliriz: Çok zengin bir birikim ve kaynağa sahip olan tlı.savvuf kültürü ve edebiyatı;
temeli İslam ahlakına dayanan eserler v~rp.1iştir. Tasavvuf bir hayat tarzı olduğuna göre, bu hali yaşayan kimi velil9-"1 zihnen ve bedenen farldı halle- re bürünmüş, eaşkuyu yaşamıştır. Bu vecd.anında madde ve akıl ile izahı
mümkün olmayan sözler dile getirmişlerdir:'" Bu sözler tamamen remizlerle dolu olup, açıklanmaya muhtaçtır. Şathiyyelerde geçen kelimelerin anlam-
larını bilerek veya bu eserleıi nesre çevirerek göründüğü manasıyla yorum- lamak yanlış sonuçlar doğurur. Nitekim Türk edebiyatında da adeta iki dostun söyleşmesi ve sohbeti havasında geçen şatıhları "Tanrıya yiğitçe başkaldırı, Tanrıya çağdaş isyan" gibi ifadelerle yorumlayan kişiler vardır.
Bu durum ya art niyetten veya cahillikten kaynaklanmaktadır. Tasavvufun zengin deryasına dalmadan, kelimelerin mecaz! anlamını, mazmun olarak
edebiyatımızdaki karşılığını ve hele tasavvufı derinliğini bilmeden bu tür söz ve eserleri yonımlamak, açıklamak hem esere ve hem de şatıh sahibine
yapılan haksızlıktır. Şathiyyeler şerhe muhtaç remizler manzumesidir. Ehil olmayan kişilerin bunları yorumlaması doğru değildir.