DİYABETİK AYAK İYİLEŞMESİNDE İMMÜNOMODÜLASYONUN YERİ
İshak Özel TEKİN
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi, İmmünoloji Anabilim Dalı, ZONGULDAK [email protected]
ÖZET
Diyabetik ayak, diyabetik hastalarda sık görülen bir komplikasyondur ve alt ekstremite amputasyonuna yol açması nedeniyle önemlidir. Diyabetik ayak ülserleri sık görülmelerinin yanı sıra tedavideki zorluklar nedeniyle ilgi odağı olmaya devam etmektedirler. Bu yazıda diyabetik ayak immünomodülatör tedavisindeki gelişmeler derlenerek sunulmuştur.
Anahtar sözcükler: diyabetik ayak, immünomodülasyon, yara iyileşmesi SUMMARY
The Role of Immunomodulation on the Healing of Diabetic Foot
Diabetic foot is common complication in patients with diabetes and is important because leading frequently to lower extremity amputation. There is still a concern on diabetic foot ulcers because of their high incidence and also difficulties in the treatment. In this article, new developments in immunomodulatory treatment of diabetic foot were reviewed.
Keywords: diabetic foot, immunomodulation, wound healing
ANKEM Derg 2012;26(Ek 2):212-216
İmmünomodülasyon, immün yanıtın arzulanan düzeyde artırılması, baskılanması ya da immün toleransın uyarılması anlamına gelir.
Bu süreç, genellikle immünomodülatör ilaçlar denilen bir grup biyolojik yanıt düzenleyicisinin kullanımını tarif ederken, immün yanıtlara deği- şik düzeylerde dokunan, kök hücre ve biyomal- zeme uygulamalarını da kapsamaktadır(12). 21.
yüzyılın modern tedavi yöntemleri içinde yer alan immünomodülasyon, otoimmün ve alerjik hastalıklardan kanser tedavisine, organ nakille- rinden infertiliteye, kronik yaraların iyileştiril- mesi ve rejeneratif tıp alanlarına kadar bir çok konuda kendine yer bulmuştur. İmmün düzen- leyici şebekenin bir ya da daha fazla elemanına etki ederek konağın immün yanıtına etki eden immün modülatörler, sitokinler, monoklonal antikorlar ve reseptör antagonistleri, immünog- lobulinler, glukokortikoidler, bazı sentetik ilaç ve moleküller ve bazı antikoagülanları içermek- tedir(12).
Diabetes mellitus’un, Dünya’da ölüm nedenleri arasında ilk onda yer aldığı bildiril- miştir. Hastalığın tedavisinin oluşturduğu mali- yetin yanında, hastalığın medikal komplikas-
yonlarının yol açtığı maliyet ve üretkenlik kaybı da büyük önem taşımaktadır. Bu komplikasyon- ların en önemlilerinden biri ‘’Diyabetik Ayak’’tır.
Diyabetik ayak önemli bir morbidite ve mortali- te nedeni olarak en uzun süre yatış gerektiren bir diyabet komplikasyonudur. Diyabetik ayak sendromu, diyabetik nöropati, periferik damar hastalığı, Charcot nöroartropatisi, ülser, osteom- yelit ve amputasyonların oluşturduğu klinik tabloları içerir(1). Nöropati ve arteriyopati nede- niyle gelişen ayak ülserleri hemen daima infekte olur ve bu infeksiyonlar genellikle polimikrobi- yaldir. İnfeksiyonlar ülserli dokuları etkileyerek osteomyelit veya derin plantar apse ve ekstre- mite kaybına neden olabilirler. Diyabetik ayak etyopatogenezinde rol alan hiperglisemi, nöro- pati, infeksiyon, vaskülopati gibi etkenlerden dolayı bu hastalığın takip ve tedavisinde mutla- ka multidisipliner yaklaşım gerekmektedir(1).
Diyabetik ayak ülserleri doğaları gereği kronik yara kategorisindedir. Amerikan Diyabet Birliği, kronik yarayı ‘iyileşmeye doğru kesinti- siz olması gereken ilerlemenin gerçekleşmediği’
yaralar olarak tarif etmektedir. Normal bir yara- nın iyileşme hızı haftada % 15’lik bir küçülme
olarak bildirilmiştir. Dört - altı haftadan sonra hâlâ iyileşme göstermeyen yaralar kronik yara olarak adlandırılırlar. Venöz ülserler ve bası ülserleri ile birlikte anılan diyabetik ayak şüphe- siz en önemli kronik yara nedenidir(5).
Yara iyileşmesi, yaralanmış dokuyu tekrar eski haline getirmeye çalışan normal bir doku yanıtıdır. Akut yaralar beklenen sürede iyileşir ve yaraya neden olan etken geçicidir. Sağlıklı bir insanda bu süreç hızlı ve düzgün bir şekilde gerçekleşir. Bazı lokal ve sistemik nedenlerle yara iyileşmesi uzayabilir. Kronik yaralar ise yavaş iyileşen ya da iyileşmeyen yaralardır.
Etken devamlıdır ve iyileşmeyi etkileyen lokal ya da sistemik nedenler vardır. Diyabet, yara iyileşmesini bozan hem lokal hem de sistemik nedenler arasında önemli bir yer tutmaktadır.
Diyabetik ayak ülserlerinin, diğer kronik yara- larda olduğu gibi genellikle orta yaş üstünde geliştiği düşünülürse yaşla birlikte bozulan yara iyileşmesi sürecinin fazladan bir zorluk çıkardı- ğı da aşikardır. Kronik yaraların büyük bir çoğunluğu şu üç kategoriden birine girmekte- dir: 1. Diyabetik ülserler; 2. Venöz ülserler; 3.
Bası ülserleri. Bu yara tiplerinin kronik olmasın- da ortak bir patolojinin yer almadığı, ama birkaç faktörün kombinasyonunun rol oynadığı düşü- nülmektedir. Bu faktörler arasında doku hipok- sisi, bakteriyal kolonizasyon, iskemi-reperfüz- yon hasarı, yaşlanma ile ortaya çıkan değişiklik- ler sayılabilir(2). Diyabetik ayak ülseri tüm bu faktörleri barındırır. Yara iyileşmesinin:
a) İnflamatuvar evre b) Proliferasyon evresi c) Maturasyon evresi
gibi üç aşamalı bir proçes olduğu düşünülecek olursa diyabetik ayak patolojisinin her üç evre- de de olumsuzluk yaratacağı görülebilir. Bütün kronik yaralarda ölçülebilir bir bakteri yükü mevcuttur ve bu bakterilerin bir biofilm tabaka- sı ile korunabildikleri gösterilmiştir. Ortamda bakteri bulunması granülosit infiltrasyonuna, bu da salgılanan proteazlar ve oksidan ajanlar nedeni ile sitokinlerin ve ekstraselüler matriksin yıkımına ve lokal hücrelerin stres altında kalma- sına yol açmaktadır(1,18). Kronik yarada ekstrase- lüler matriks ve özellikle fibronektinin yıkımı, yara kenarlarından çoğalan ve göç eden epitel- yal hücrelerin yara içinde destek görmemeleri
sonucu kendi üzerine katlanmasına yol açar(1,5). Sadece bakteri sayısının azaltılmasına yönelik agresif girişimler bile kronik yaraların daha hızlı iyileşmelerini sağlayabilir.
Yara iyileşmesinin üç evresi her ne kadar peş peşe gerçekleşmiş olsalar da birbiriyle örtü- şen dönemlerdir. Hatta bu örtüşme basit bir iç içe geçmeden daha fazlasıdır. Örneğin maturas- yon evresinin gelişi ve başarısı inflamatuvar evre ile ve proliferasyon evresinin oluşumu ve başarısıyla doğrudan ilgilidir. Diyabetik ayak ülserinde ateroskleroz ve ilişkili arteriyopati ve mikrovasküler bozukluklar her üç evreyi de olumsuz olarak etkilerler. Yara iyileşmesinin inflamatuvar fazının erken evresi olan koagülas- yon ve geç evresindeki lökosit infiltrasyonu ve ilişkili fenomenler dolaşım bozukluğu ve hipok- siden şiddetle etkilenirler(5). Buna iskemi- reperfüzyon hasarı da eklenince yara iyileşmesi daha da kötüleşir. İskemi-reperfüzyon hasarı oksidatif stresin neden olduğu modifikasyonlar- la iyileşme sürecini zora sokar. Oksidatif stres protein ve lipoproteinlerin hatta DNA ve RNA moleküllerinin modifikasyonuna, dolayısıyla yara iyileşmesinin her üç fazına olumsuz etki eden süreçlere neden olur(17). Bunlar arasında doku yaşlanması ve iyileşmenin her döngüde daha da bozulması eklenebilir. Diyabetik ayak ülserlerinde ise oksidatif modifikasyonlara glu- kozun eşlik ettiği modifikasyonlar da eklenir. Bu modifikasyonlar iyileşme sürecini bozan bir başka olumsuzluk yaratmaktadır. Hiperglisemiye bağlı sorunlara, insülin direncinin neden oldu- ğu, dokular tarafından glukozun yeterince kul- lanılamaması da eklendiğinde iyileşme bir hayal olmaktadır(5,15). Kronik yara iyileşmesinin her döngüsünde ortaya çıkan lökosit ve kompleman aktivasyonu, oksidatif hasar ve mikrovasküler işlev bozukluğu doku hasarına yol açar. Böyle bir mekanizmanın kronik yarada rol oynadığı- nın kabul edilmesi ise klasik tedavi yaklaşımla- rına ek olarak iskemi-reperfüzyon hasarının tedavisinde kullanılan ön koşullama, anti- inflamatuvar ajanlar, antioksidanlar ve komple- man tedavisi gibi yöntemlerin bu olgularda da denenmesinin önünü açar. Kronik yaradaki tek- rarlanan döngü hastaların ilerleyen yaşının yanında, lökosit ve fibroblastların hastanın tak- vim yaşına göre daha fazla yaşlanmasına ve
iyileşme sürecinin giderek daha da bozulmasına neden olur. Yaşlı fibroblastların hipoksiye uyum sağlayamadıkları ve daha çabuk öldükleri gös- terilmiştir. Bu sorunun çözümü telomeraz teda- vileri ya da mezenkimal kök hücre tedavilerinde aranmaktadır(9,10,11,19). Bu iki yöntem sadece doku yaşlanmasının önlenmesine neden olmaz, immünomodülatör tedaviler arasında da yer alır(11). Aslında kronik yaranın klasik tedavisi içinde yer alan etiyolojik nedene yönelik tedavi- ler (revaskülarizasyon, kan şekerinin düşürül- mesi); debridmanla yaranın akut yaraya çevril- mesi ve bakteri popülasyonun azaltılması; öde- min azaltılarak oksijenlenmenin ve kanlanma- nın artırılması gibi yöntemler de immünomodü- latör etkilere sahiptir. Hatta kanlanmanın artışı ve debridman mezenkimal progenitör hücrele- rin bölgeye gelişi ve yuvalanmalarını kolaylaştı- rır(11).
Diyabetik ayak tedavisinde immünomo- dülasyonun yerini anlamak için, diyabetik ayak- ta yara iyileşmesini hızlandırmak ve normalleş- tirmek için gerekli uygulamaları hatırlamak ve bunları yara iyileşmesi basamaklarıyla birlikte ele almak gerekir. Bu pencereden bakıldığında kronik yaranın muayenesi ve altta yatan soru- nun saptanmasıyla başlayan süreç immünomo- dülasyonun şekli, sırası ve başarısı hakkında bize fikir verir. Diyabetik ayak, şüphesiz diyabet hastalarında gördüğümüz, diyabetin sistemik etkilerinden soyutlanamayacak bir tablodur.
Diyabetin sistemik tedavisi, kan şekeri regülas- yonu tedavinin en önemli parçasıdır. Hiper- glisemi ve ilişkili durumlar hem proteinlerin uygunsuz glukozilasyonu, hem arteriyopati ve doku hipoksisi, hem de nöropatinin sınırlandı- rılmasında önem taşır. Hipergliseminin sistemik immün yanıtlar üzerinde de olumsuz etkileri vardır. Ayrıca, diyabetik hastalarda gelişen insü- lin direnci de yara iyileşmesini geciktirir.
Hipergliseminin düzeltilmesi gibi, insülin diren- ci ile mücadele etmek de bir anlamda immüno- modülasyon çalışmasıdır(1,5,15).
Diyabetik ayak ülserlerinde cerrahi deb- ridman diğer kronik yaralarda olduğu gibi, uygulanacak temel yöntemlerdendir. Ölü doku ve infekte materyalin uzaklaştırılmasından, kro- nik yara mikroçevresinin tümden değiştirilmesi- ne kadar faydası ispatlanmış bu vazgeçilmez
yöntem, bir yönden de kronik yaranın akut yara haline dönüştürülmesi eylemidir. Kronik yara- nın iyileşmesini engelleyen kısır döngünün cer- rahi olarak engellenmesi yöntemi aslında yara iyileşmesindeki en temel immünomodülasyon yöntemidir. Cerrahi debridman yanında, irigas- yon, kimyasal ve biyolojik debridman da aynı amaca hizmet eder(2,13,15).
Sistemik diyabet tedavisi ve debridman- dan sonra teorik olarak akut yaraya dönüşüm sağlanmış gibi düşünülse de diyabetik ayaktaki vasküler, metabolik, immünolojik ve fibroblast proliferasyonları ile ilgili sorunlar devam etmek- tedir. Bu yara iyileşmesinin başlangıç evresinde ilk basamaktan başlayarak çözülmesi gereken bir dizi sorun demektir. Normal pıhtı oluşumu ve yaranın fibrinle izolasyonunu artırmak için bir dizi yeni yöntem önerilmiştir. Bunlardan hastanın kendisinden elde edilen trombositle- rin, fibrinle birleştirilerek topikal uygulaması da denenen yöntemlerdendir. Bu şekilde mikrovas- küler sorunların geçilmesiyle hem pıhtı oluşu- mu ve izolasyon sağlanırken hem de Platelet Derived Growth Factor (PDGF)’nin lokal salını- mının olacağı speküle edilmektedir(3,14). Bu yeni tedavi argümanı Fibroblast Growth Factor (FGF) ve Granulocyte-Macrophage Coloni Stimulating Factor (GM-CSF) ve PDGF’nin topikal uygula- malarını da içermektedir. PDGF hücresel proli- ferasyonu ve anjiogenezi uyarmanın dışında lökositler üzerinde pozitif etkili bir immün modülatör olarak da çalışmaktadır. PDGF, ABD’de diyabetik ayak ülserlerinin adjuvan tedavisinde kullanılması kabul edilen tek farma- kolojik ajandır. Büyüme faktörü (GF) infekte olmayan diyabetik ayak ülserlerinde kullanılır ve aköz karboksimetilsellüloz jel içinde uygula- nır(6,8).
Epidermal Growth Factor (EGF) uygula- malarında plaseboya istatistiksel üstünlük gös- terilememiştir. GM-CSF’in intradermal ya da subkutan uygulaması ise bir venöz ülserleri de içeren 60 hastalık bir çalışmada iyileşme hız ve oranları açısından anlamlı sonuç sağlamıştır(7).
Diyabetik ayak ülserleri ve diğer kronik yaralarda uygulanan konvansiyonel yöntemler- den biri de şüphesiz kapama tedavileridir. Bu tedavi, aşırı yara sulanmasına izin vermemekle birlikte iyileşme için gerekli optimal nem orta-
mını sağlaması yanında yarayı mekanik ve kos- tik hasardan korumakta, bakteri invazyon ve proliferasyonunu engellemekte, nekrotik doku- ların debridmanını sağlamakta, canlı dokunun maserasyonunu önlemekte, analjezi sağlamak- tadır. Kronik yaralarda bu konuda sağlanan fikir birliği debridman evresinde hidrojel kapamala- rın; granülasyon evresinde köpük ve düşük aderens kapamaların; epitelizasyon evresinde hidrokolloid uygulamaların önerilmesi şeklin- dedir. Kapamalar da esas itibariyle immün modülatör etkilere sahiptir. Lökosit aktivasyo- nu, immün deviasyon, fibroblast proliferasyonu ve epitelizasyon süreçlerinde daha etkin olmala- rı için biyomühendislik alanı özel kapama materyalleri geliştirmektedir. Bunlar arasında, antimikrobiyal ilaçlar salan, büyüme faktörleri- nin kontrollü ve sıralı salınımı yapan, kemokin ligantlarını ve sitokinleri içeren bir dizi deneysel çalışma gündemdedir(4,6,8).
Hiperbarik oksijen tedavileri de iyileşme- yen diyabetik ayak ülserlerinde denenmekte ve başarılı sonuçlar alınmaktadır. Hiperbarik oksi- jen tedavisi uygulayan hekimlerin savunduğu yönlerden biri tedavinin immünomodülatör özelliğidir(5).
Yara iyileşmesinde, birbiriyle örtüşen evrelerin tamamında immün sistemin elemanla- rı iş başındadır. Başlangıçta inflamasyon evre- sinde etkili olan nötrofiller, monosit-makrofaj serisi hücreler ve T lenfositler inflamasyon yanı- tını artırıcı fenotipik ve işlevsel özelliklere sahip formlarda iken, son evrede bu hücreler sakin ve tamirci hücre profili gösterirler. İmmünomo- dülasyonun uygulandığı diğer tüm patolojiler- de immün sistemin ve inflamasyon yanıtlarının artırılması ya da azaltılması, en fazla özgül immünolojik tolerans ve sapmaların uygulan- ması yeterli iken, yara iyileşmesinde en iyi ihti- malle bimodal immünomodülasyon gerekmek- tedir. Yani, başlangıçta inflamasyon pekiştirilir- ken, ikinci evrede fibroblastlar üzerine oynan- malı ve son evre sakin ve soğuk bir onarımın, yeniden şekillenmenin evresi olmalıdır. Kısaca, ilk evrede aktif proinflamatuvar sitokin uygula- maları, adezyon ve fagositik aktiviteyi artırıcı, alevlendirici bir strateji hakim olmalı, ikinci evreden itibaren anti-inflamatuvar ve onarıcı mekanizmalar çalıştırmalıdır. Bu dönem için
glutamin gibi esansiyel amino asitler de proto- kole eklenebilir(16). İnfeksiyon ve diyabetin siste- mik ve lokal komplikasyonlarının bu ikinci ve üçüncü evrede alevli tabloyu sürdüren özelliği- ne ve infeksiyonlara izin verilmemelidir(2,3).
Tolstoy’un Anna Karanina’sı şu cümlelerle başlar: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer.
Her mutsuz aile kendi tarzında mutsuzdur”. Bu cümleden hareketle diyabetik ayakta yara iyileş- mesi için şunu söyleyebiliriz: Bütün sağlıklı dokular birbirine benzer. Her diyabetik ayağın kendi tarzında bir immünolojik serüveni vardır.
Bu da bize her diyabetik ayak hastası için özenle hazırlanmış bir tedavi protokolüne, gerektiğin- de uygulanacak hastaya özel immünomodülas- yon hazırlamamız gerektiğini anlatır.
KAYNAKLAR
1. Armstrong DG, Lavery LA, Harkless LB.
Validation of a diabetic wound classification system. The contribution of depth, infection, and ischemia to risk of amputation, Diabetes Care 1998;21(5):855-9.
http://dx.doi.org/10.2337/diacare.21.5.855 PMid:9589255
2. Atiyeh BS, Ioannovich J, Al-Amm CA, El-Musa KA. Management of acut and chronic open wounds:the importance of moist environment in optimal wound healing, Curr Pharm Biotechnol 2002;3(3):179-95.
http://dx.doi.org/10.2174/1389201023378283 PMid:12164477
3. Barrientos S, Stojadinovic O, Golinko MS, Brem H, Tomic-Canic M. Growth factors and cytokines in wound healing, Wound Rep Reg 2008;16(5)585- 601.
http://dx.doi.org/10.1111/j.1524-475X.2008.00410.x PMid:19128254
4. Blaker JJ, Nazhat SN, Boccaccini AR. Development and characterisation of silver-doped bioactive glasscoated sutures for tissue engineering and wound healing applications, Biomaterials 2004;
25(7-8):1319-29.
h t t p : / / d x . d o i . o rg / 1 0 . 1 0 1 6 / j . b i o m a t e r i- als.2003.08.007
PMid:14643606
5. Clayton W Jr, Elasy TA. A review of the pathoph- ysiology, classification, and treatment of foot ulcers in diabetic patients, Clin Diabet 2009;27(2):
52-8.
http://dx.doi.org/10.2337/diaclin.27.2.52 6. Fang RC, Galiano RD. A review of becaplermin
gel in the treatment of diabetic neuropatic foot ulcers, Biologics 2008;2(1):1-12.
PMid:19707423 PMCid:2727777
7. Falanga V, Eaglestein WH, Bucalo B et al. Topical use of human recombinant epidermal growth fac- tor (h-EGF) in venous ulcers, J Dermatol Surg Oncol 1992;18(7):604-6.
PMid:1624634
8. Galkowska H, Wojewodzka U, Olszewski WL.
Chemokines, cytokines, and growth factors in keratinocytes and dermal endothelial cells in the margin of chronic diabetic foot ulcers, Wound Rep Reg 2006;14(5):558-65.
http://dx.doi.org/10.1111/j.1743-6109.2006.00155.x PMid:17014667
9. Herdrich BJ, Lind RC, Liechty KW. Multipotent adult progenitor cells: their role in wound healing and the treatment of dermal wounds, Cytotherapy 2008;10(6):543-50.
http://dx.doi.org/10.1080/14653240802345820 PMid:18836914
10. KodeJA, Mukherjee S, Joglekar MV, Hardikar AA.
Mesenchymal stem cells: immunobiology and role in immunomodulation and tissue regeneration, Cytotherapy 2009;11(4):377-91.
http://dx.doi.org/10.1080/14653240903080367 PMid:19568970
11. Le Blanc K. Immunomodulatory effects of fetal and adult mesenchymal stem cells, Cytotherapy 2003;5(6):485-9.
http://dx.doi.org/10.1080/14653240310003611 PMid:14660044
12. Liles WC. Immunomodulators, “Mandell G, Bennett J, Dolin R (eds): Principles and Practice of Infectious Diseases, 6th ed.” kitabında s. 551-68,
Churchill Livingstone, Philadelphia, PA (2005).
13. Paul AG, Ahmad NW, Lee HL et al. Maggot deb- ridement therapy with Lucilia cuprina: a compari- son with conventional debridement in diabetic foot ulcers, Int Wound J 2009;6(1):39-46.
http://dx.doi.org/10.1111/j.1742-481X.2008.00564.x PMid:19291114
14. Pierce GF, Mustoe TA, Altrock BW, Deuel TF, Thomason A. Role of platelet-derived growth fac- tor in wound healing, J Cell Biochem 1991;45(4):
319-26.
http://dx.doi.org/10.1002/jcb.240450403
15. Sibbald RG, Woo KY. The biology of chronic foot ulcers in persons with diabetes, Diabetes Metab Res Rev 2008;24(Suppl 1):S25-30.
http://dx.doi.org/10.1002/dmrr.847 PMid:18442179
16. Tekin E, Taneri F, Ersoy E et al. The effects of glutamine-enriched feeding on incisional healing in rats, Eur J Plast Surg 2000;23:78-81.
http://dx.doi.org/10.1007/s002380050019 17. Tekin IO, Sipahi EY, Comert M, Acikgoz S,
Yurdakan G. Low-density lipoproteins oxidized after intestinal ischemia/reperfusion in rats, J Surg Res 2009;157(1):47-54.
http://dx.doi.org/10.1016/j.jss.2008.11.006 PMid:19482302
18. Vileikyte L. Stress and wound healing, Clin Dermatol 2007;25(1):49-55.
http://dx.doi.org/10.1016/j.clinderma - tol.2006.09.005
PMid:17276201
19. Vojtassak J, Danisovic L, Kubes M et al. Autologous biograft and mesenchymal stem cells in treatment of the diabetic foot, Neuro Endocrinol Lett 2006;27(Suppl 2):134-7.
PMid:17159798