ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ KALECİK TARİHİ KENT MERKEZİNİN KÜLTÜREL PEYZAJLAR KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ Kübra ÇINAR PEYZAJ MİMARLIĞI ANABİLİM DALI ANKARA 2020 Her hakkı saklıdır

117  Download (0)

Tam metin

(1)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

YÜKSEK LİSANS TEZİ

KALECİK TARİHİ KENT MERKEZİNİN KÜLTÜREL PEYZAJLAR KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Kübra ÇINAR

PEYZAJ MİMARLIĞI ANABİLİM DALI

ANKARA 2020

Her hakkı saklıdır

(2)
(3)
(4)

ii ÖZET

Yüksek Lisans Tezi

KALECİK TARİHİ KENT MERKEZİNİN KÜLTÜREL PEYZAJLAR KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Kübra ÇINAR

Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı Danışman : Prof Dr. Elmas ERDOĞAN

İnsanlar yerleşik hayata geçerek, toplu yaşamaya başlamış ve yaşadıkları çevreyi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmişlerdir. Doğa ve kültür arasındaki etkileşim sonucu oluşan kültürel peyzaj alanları sosyal, ekonomik ve kültürel etkilerle şekillenmiş, kültürün ve yerleşmelerin gelişim ve değişim süreçlerini anlatan dinamik çevrelerdir. Yapılan koruma çalışmaları bu kültürel miras alanlarının korunmasında yetersiz kalmakta ve bu alanları yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getirmektedir. Kültürel peyzaj alanlarına sahip çıkılması ve sahip olduğu değerlerin ortak bellek olarak kabullenilmesi alanın özgün özellikleri ile korunmasında önemli bir konudur. Uluslararası öneme sahip kültürel peyzaj alanlarının belirlenmesi ve koruma-kullanım dengesi içinde koruma planlarının hazırlanması tarihi yerleşim alanlarının kaybolmasına engel olacaktır.

Ankara’nın en eski yerleşimlerinden olan Kalecik birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, sosyal, kültürel ve ekonomik potansiyelleri bünyesinde barındıran bir yerleşimdir. Bölgede yaşanan sosyal ve ekonomik değişimler tarihi kent merkezinde nüfusun azalması, ticari faaliyetlerin azalması, geleneksel mimarinin bozulması, kültürel mirasın yok olması gibi tehditler oluşturmaktadır.

Bu çalışma kapsamında Kalecik tarihi kent merkezinin sahip olduğu tüm doğal ve kültürel peyzaj özellikleri incelenmiş ve kültürel peyzaj özellikleri saptanmıştır. Alanın sahip olduğu potansiyel ve sorunları doğrultusunda güçlü, zayıf yönleri, fırsatları ve tehditlerine ilişkin analiz yapılmıştır. Elde edilen veriler değerlendirilerek alanın mevcut potansiyelinin korunup geliştirilmesine yönelik öneriler getirilmiştir. Bununla birlikte Kalecik tarihi kent merkezi için kültürel peyzajlar rotası önerilerek, tarihi kent meydanı için peyzaj tasarım projesi gerçekleştirilmiştir.

Ocak 2020, 105 sayfa

Anahtar Kelimeler: Kültürel peyzajlar, tarihi kent merkezleri, Kalecik

(5)

iii ABSTRACT

Master Thesis

ASSESSMENT OF THE HISTORICAL CITY CENTER OF KALECIK WITHIN THE BOUNDS OF CULTURAL LANDSCAPES

Kübra ÇINAR

Ankara University

Graduate School of Natural and Applied Sciences Department of Landscape Architecture

Supervisor : Prof Dr. Elmas ERDOĞAN

Having adopted a sedentary life and started to live in community, human beings have shaped their environment due to their desires and needs. The cultural landscape sites created by the interaction between the nature and the culture constitute dynamic environments shaped by social, economic and cultural influences which describe the processes of development and change of both the culture and the settlement patterns. However, the efforts made for the conservation thereof has remained insufficient to protect those cultural heritage sites which consequently expose those sites to the danger of extinction. Protecting those cultural landscape sites and considering their value as a collective memory are of great importance in the conservation of those sites along with their specific characteristics. The historical settlements should be prevented from disappearing by identifying the cultural landscape sites of international importance and drafting conservation plans within the balance of conservation and use.

Kalecik, one of the oldest settlements in Ankara, is an area that has so far been home to many civilizations and embodies social, cultural and economic potentials. The social and economic changes being experienced in the region pose certain risks such as decline of population, decrease in commercial activities, degradation of traditional architecture, and oblivion of the cultural background in the historical city center.

This study aimed to analyze all natural and cultural landscape characteristics of the historical city center of Kalecik, by identifying its cultural landscape characteristics. Also, a review was performed on the strengths, weaknesses, opportunities and threats of/for the site, in line with its potentials and problems. The data collected were reviewed, and various approaches and suggestions were brought both for the conservation and the improvement of the existing potential of the site. Besides, a a cultural route fort he historical city center cas offered as well as a landscape design Project fort he square of the settlement.

January 2020, 105 pages

Key Words: Cultural landscapes, historical city centers, Kalecik

(6)

iv TEŞEKKÜR

Lisans ve yüksek lisans eğitim sürecim boyunca desteğini esirgemeyen, çalışmalarımda beni titizlikle yönlendiren, çok kıymetli hocam ve danışmanım Prof. Dr. Elmas Erdoğan’a teşekkürlerimi sunarım.

Çalışma alanına ilişkin veri temininde yardımlarını esirgemeyerek destek olan Kalecik Belediyesi çalışanlarına teşekkür ederim.

Hayatımın her döneminde olduğu gibi bu tez çalışması süresince de beni destekleyen, motive eden anneme, babama ve kız kardeşime teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Kübra ÇINAR Ankara, Ocak 2020

(7)

v

İÇİNDEKİLER

TEZ ONAY SAYFASI

ETİK ... i

ÖZET ... ii

ABSTRACT ... iii

TEŞEKKÜR ... iv

SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ ... vii

ŞEKİLLER DİZİNİ ... viii

ÇİZELGELER DİZİNİ ... x

1. GİRİŞ ... 1

2. KURAMSAL TEMELLER ... 3

2.1 Peyzaj ve Kültür ... 3

2.2 Peyzaj Kimliği... 6

2.3 Kültürel Peyzajlar ... 9

2.3.1 Kültürel peyzajlar ve kavramsal gelişimi ... 14

2.3.2 Kültürel peyzaj sınıflamaları ... 17

2.3.3 Kültürel peyzaj değerleri ve göstergeleri ... 23

2.4 Tarihi Kent Merkezleri ve Koruma Sorunları ... 25

3. MATERYAL VE YÖNTEM ... 31

3.1 Materyal ... 31

3.2 Yöntem ... 33

4. ARAŞTIRMA BULGULARI ... 36

4.1 Coğrafi Konum ... 36

4.2 Tarihsel Gelişim ... 38

4.3 Doğal Yapı ... 40

4.3.1 İklim ... 41

4.3.2 Bitki örtüsü ... 41

4.3.3 Topografya ... 43

4.3.4 Toprak yapısı ... 44

4.3.5 Su varlığı ... 44

4.4 Sosyo-Kültürel Yapı ... 46

(8)

vi

4.5 Ekonomik Yapı ... 47

4.6 Yerleşim Dokusu ... 48

4.7 Taşınmaz Kültür Varlıkları ... 53

4.8 Sivil Mimari ... 70

4.9 Sorunlar ve Olanaklar ... 77

5. TARTIŞMA VE SONUÇ ... 87

KAYNAKLAR ... 99

ÖZGEÇMİŞ ... 105

(9)

vii

SİMGELER DİZİNİ

°C Santigrat Derece

cm Santimetre

km Kilometre

km² Kilometrekare

m Metre

m² Metrekare

mm Milimetre

Kısaltmalar

ABD Amerika Birleşik Devletleri ASLA Amerika Peyzaj Mimarları Odası

CE Avrupa Konseyi

ESF Avrupa Bilim Vakfı

ICLS Kültürel Peyzaj Çalışmaları Enstitüsü ICOMOS Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi IFLA Uluslararası Peyzaj Mimarları Birliği M.Ö. Milattan Önce

SWOT Strength, Weaknesses, Opportunities, Threats (Güçlü Yönler, Zayıf Yönler, Fırsatlar, Tehditler) UNESCO Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü USANPS ABD Milli Park Servisi

(10)

viii

ŞEKİLLER DİZİNİ

Şekil 2.1 Sauer’in Kültürel Peyzaj Bileşenleri ... 15

Şekil 2.2 Malazgirt Ovası ... 18

Şekil 2.3 Dumlupınar Şehitliği ... 19

Şekil 2.4 Halfeti yerleşim alanı ... 20

Şekil 2.5 Kapadokya yerleşim alanı ... 20

Şekil 2.6 Dolmabahçe Sarayı ... 21

Şekil 2.7 Çin’de bulunan pirinç tarlaları ... 22

Şekil 2.8 Nemrut Dağı... 22

Şekil 3.1 Çalışma alanı sınırları ve imar durumu ... 32

Şekil 4.1 Ankara, Kalecik coğrafi konum ... 36

Şekil 4.2 Kalecik tarihi kent merkezi ... 37

Şekil 4.3 1903 yılında Kalecik’ten bir görünüm ... 39

Şekil 4.4 Şükrü Ağa Konağı... 40

Şekil 4.5 Kalecik Gölköy Yolu üzerinden ağaç topluluklarının görünümü ... 42

Şekil 4.6 Kalecik’in topografik yapısı ... 43

Şekil 4.7 Kalecik yeni yerleşim alanı ... 48

Şekil 4.8 Kalecik eski yerleşim alanı ... 49

Şekil 4.9 Kalecik eski yerleşim alanında kullanılamaz durumda olan konutlar ... 49

Şekil 4.10 Kalecik eski pazar yerinde bulunan dükkanlar ... 50

Şekil 4.11 Kalecik eski çamaşırhane ... 51

Şekil 4.12 Kalecik Baş Çeşme ... 51

Şekil 4.13 Kalecik Kale Çeşmesi ... 52

Şekil 4.14 Çalışma alanında bulunan mahalle çeşmeleri ... 52

Şekil 4.15 Kalecik Çanşa–Kale Mahallesi fırını ... 53

Şekil 4.16 İlçe merkezinde bulunan taşınmaz kültür varlıklarının konumları ... 55

Şekil 4.17 Kalecik Kalesi ... 57

Şekil 4.18 Kalecik Saray Camii genel görünümü ... 58

Şekil 4.19 Kalecik Tabakhane Camii ... 59

Şekil 4.20 Kalecik Develioğlu Köprüsü... 60

Şekil 4.21 Kalecik Çarşı Hamamı ... 61

Şekil 4.22 Kalecik Eski Hamam giriş bölümü ... 62

(11)

ix

Şekil 4.23 Kalecik Eski Hamam ... 63

Şekil 4.24 Kalecik Kazancı Baba Türbesi... 64

Şekil 4.25 Kalecik Alişoğlu Türbesi ... 65

Şekil 4.26 Kalecik Eski Kız Sanat Okulu ... 66

Şekil 4.27 Kalecik Hükümet Binası ... 67

Şekil 4.28 Kalecik Halk Kütüphanesi ... 68

Şekil 4.29 Kalecik Belediyesi Başkanlık Hizmet Binası ... 68

Şekil 4.30 Kalecik Belediyesi Hizmet Binası ... 69

Şekil 4.31 Kalecik Belediyesi hizmet alanı açık hava müzesi. ... 70

Şekil 4.32 Kalecik Devranlar’ın Konağı ... 71

Şekil 4.33 Kalecik ahşap cumbalı konut ... 72

Şekil 4.34 Kalecik Gemalmazlar’ın evi ... 73

Şekil 4.35 Kalecik Karahan Konağı ... 74

Şekil 4.36 Eski meydanda bulunan geleneksel konut ... 75

Şekil 4.37 Mehmet Maden'e ait geleneksel konut yapısının eski pazar yerinden görünümü ... 76

Şekil 4.38 Mehmet Maden'e ait geleneksel konut ... 77

Şekil 4.39 Kalecik kent merkezinde bakımsızlık sonucu zarara uğrayan konutlar... 78

Şekil 4.40 Kalecik tarihi kent merkezinde bulunan ve restorasyon/rehabilitasyon gerektiren yapılar ... 79

Şekil 4.41 Kalecik tarihi kent merkezinde görsel bütünlüğü olumsuz etkileyen müdahale ve durumlar ... 80

Şekil 4.42 Çalışma alanında tadilat gerektiren ve asfalt kaplama ile tadilatı yapılan yollar ... 81

Şekil 4.43 Eski pazar yerine yapılan bina ... 81

Şekil 4.44 Eski yerleşim alanında uyumlu olmayan donatılar ... 82

Şekil 5.1 Kalecik tarihi kent merkezi için peyzaj tasarımı öneri projesi ... 95

Şekil 5.2 Kalecik tarihi kent merkezi için kültür rotası ... 98

(12)

x

ÇİZELGELER DİZİNİ

Çizelge 2.1 ICLS 'nin kültürel peyzaj tanımı ... 11

Çizelge 3.1 Araştırmanın aşamaları ... 33

Çizelge 4.1 İlçe genelinde toprak grupları ... 44

Çizelge 4.2 Kalecik, yıllara göre nüfus dağılımı ... 46

Çizelge 4.3 Kalecik İlçesi taşınmaz kültür varlıkları ... 56

Çizelge 4.4 Çalışma alanına ait SWOT analizi ... 84

(13)

1 1. GİRİŞ

Diğer canlılardan farklı olarak insanlar, ihtiyaçları doğrultusunda üreten ve bu üretimin sonucu olarak yaşadığı mekanı şekillendirerek doğayla etkileşim halinde olan canlılardır. Dünya üzerinde insan faaliyetleri sonucu oluşan ve insanın çevresiyle olan ilişkisini yansıtan farklı peyzaj çeşitleri bulunmaktadır. Hızla değişen dinamik etkenler barındıran kentler, doğal ve kültürel mirasın hızla dönüştüğü mekanlardır. Tarihi kent merkezleri, kasabalar ve mahalleler geleneksel yaşam biçimlerinin ve yerleşim özelliklerinin ipuçlarını yansıtan kültürel peyzaj alanlarıdır.

İnsanoğlunun geçmişini, yaratıcılığını ve kültürünü yansıtan kültürel peyzajlar, gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için korunması gereken oluşumlardır. Sürekli değişim halindeki kentlerin sahip olduğu değerleri anlamak, değerlendirmek ve korumak ise kültürel peyzaj kavramının detaylı bir şekilde incelenmesi ile mümkün olabilmektedir.

Tarihi kent merkezlerinde özgün dokunun zarar görmesi, geleneksel yerleşimin bozulması ve yerel kimliğin yok olması kültürel miras değeri açısından büyük bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Uluslararası öneme sahip kültürel peyzaj alanlarının belirlenmesi, envanter kayıtlarının oluşturulması ve doğru yönetim kararlarının alınması, Türkiye’de sayısı çok fazla olan kültürel peyzaj alanlarının zarar görmesine ve kaybolmasına engel olacaktır. Tarihi yerleşim alanlarının yeniden canlandırılması ve çevresi ile bir bütün olarak planlanması sahip olunan doğal ve kültürel değerlerin devamlılığını sağlayacaktır.

Kültürel peyzajların koruması çalışmaları ile tarihi ve kültürel değerlerin devamlılığının sağlanması, kimlik değerlerini de koruyarak kültürel peyzaj alanlarının yaşam kalitesi yüksek olan alanlar olarak canlandırılması, kültür varlıklarının değerlendirilmesi, peyzajın ve geleneksel konut mimarisinin korunması amaçlanmaktadır. Bu sebeple etkileşim ve dönüşümün devam ettiği bu alanlarda doğal ve kültürel yapının gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için kültürel peyzajların tanımlanmasının ve koruma çalışmalarının yapılması gerekmektedir (Yazgan ve Çelik 2007).

(14)

2

Sürdürülebilirlik kavramı kentlerde sadece doğal kaynakların kullanımı ile sınırlandırılmamalı ve kültürel mirası oluşturan tüm öğeleri de içermelidir. Kültürel mirasın göz ardı edildiği, mekan kimliğinin kaybolmaya başladığı ve birbirinin aynı olan yaşam alanlarının oluştuğu durumlar, tarihi kent merkezlerinin varlığını devam ettirebilmesi üzerinde baskı oluşturmakta ve bu alanları yok olma tehlikesinde bırakmaktadır. Bu sebeple alan niteliklerini olumsuz yönde etkileyen faktörlerin tespit edilerek, tarihi alanların kendilerine özgü kimliklerinin sürdürülebilirliğini sağlayacak önlemlerin alınması gerekmektedir.

Bu çalışmanın amacı, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış Kalecik’in tarihi kent merkezi ile yerleşim arasındaki ilişkinin kültürel peyzajlar kapsamında ele alınmasıdır.

Kentleşme faaliyetlerinin oluşturduğu baskı ile tarihi kent merkezlerinde alanın kimlik değerlerini oluşturan kültürel peyzaj öğelerinin korunarak geliştirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda tarihi kent merkezinin yerleşim dokusu, geleneksel mimari özellikleri, doğal ve kültürel birikimi ile geçmişten bugüne geçirdiği değişimden nasıl etkilendiği ve bugün nasıl kullanıldığı belirlenmiştir. Pek çok taşınmaz kültür varlığının bulunduğu, geleneksel konut mimarisine sahip tarihi yerleşim alanı tüm doğal ve kültürel özellikleri ile incelenmiştir. Kalecik’in kaybolmakta olan değerlerinin korunması ve bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi amacı ile elde edilen bulgular değerlendirilerek, analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda ise öneriler geliştirilerek, tarihi kent merkezinde bulunan meydan için alanın ihtiyaçları belirlenerek peyzaj tasarım öneri projesi ve alanın sahip olduğu geleneksel yapı ve taşınmaz kültürel varlıklarını kapsayan kültürel peyzaj rota önerisi hazırlanmıştır.

Yapılan bu çalışma ile zaman içinde kullanım yoğunluğu azalarak terk edilen tarihi kent merkezinin yeniden canlandırılması ve sahip olunan kültür birikiminin korunarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi hedeflenmiştir.

(15)

3 2. KURAMSAL TEMELLER

Çalışmanın bu bölümünde peyzaj ve kültür ilişkisi, peyzaj kimliği, kültürel peyzajlar ve tarihi kent merkezlerine ilişkin ulusal ve uluslararası literatür araştırması yapılarak, araştırmaya temel oluşturacak veriler ve teorik bilgiler değerlendirilmiştir.

2.1 Peyzaj ve Kültür

Peyzaj kavramının içeriği ve bağlamı, bakış açısı ve uzmanlaşma alanı çerçevesinde farklılıklar göstermektedir. Peyzaj hakkında en çok kabul gören tanım ise, Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’nde yapılmıştır (Avrupa Konseyi, 2000). Bu sözleşmeye göre peyzaj

“ insanlar tarafından algılandığı şekliyle, karakteri doğal ve/veya insanî unsurların, eyleminin ve etkileşiminin sonucu olan bir alan” olarak tanımlanmaktadır. Bunun yanında çeşitli ülkelerin peyzaj enstitülerinin ve Uluslararası Peyzaj Mimarları Birliği (IFLA)’nin yaptığı tanımlamalar da literatürde mevcuttur (Etteger, 2016). Ancak, bu tanımlamaların varlığına rağmen araştırmacılar, Avrupa Peyzaj Sözleşmesindeki tanım yapılmadan önce ve bu tanım yapıldıktan sonra, kendi araştırmaları çerçevesinde, kendi özgün tanımlamalarını da yapmışlardır. Bu anlamda birçok tanımlama ve sınıflama söz konusudur (Swaffield 2005).

Forman ve Godron (1986) peyzajı, benzer formlarda tekrarlanan ve birbiriyle etkileşim içinde olan ekosistemlerin bir araya gelerek oluşturduğu heterojen bir arazi parçası olarak tanımlamaktadır. Turner (1987)’a göre peyzaj, ilgili bir faktörün mekansal olarak heterojen olduğu alandır. Bu geniş tanım, canlıların bulunduğu en küçük alandan, ekosistem ve bölge düzeyine kadar çeşitli konumsal ölçekleri kapsamaktadır.

Peyzaj sadece görsel bir olgu değildir. Peyzajda görsel değerler kadar; sesler, kokular, dokunsal algı ve hatta tatlar bile önem taşımaktadır. Peyzaj kavramında sadece görsel algıya odaklanmak diğer deneyimlerin dışlanması anlamına gelmemektedir.

Birçok kuramcı peyzaj tanımının altında insanın algısının önemini vurgulamıştır.

Örneğin Bourassa (1991) peyzajı, çevrenin algılanan bölümü olarak tanımlarken, Meining (1979) peyzajın çevredeki her şeyden oluştuğunu; ancak bunun peyzaj ile

(16)

4

çevrenin aynı şey olduğu anlamına gelmediğini belirtmiştir. Bu bakımdan çevre, yaşayan her şeyin doğasında doğal olarak bulunan bir mülkiyet ve toplumları çevreleyen, yaşamın devam etmesini sağlayan bir dış dünya iken peyzaj daha özel, daha bağımlı, yaşamın devam etmesine direkt olarak bağlı olamayan özelliktedir. Peyzaj bir anlamda Meining (1979)’in de belirttiği gibi, insanların tanımladığı ve zihninde yorumladığı bir çevre parçasıdır (Meining 1979). Bu çalışmada peyzaj kavramı ise,

“yapay (artifact) ve doğal (natural) unsurların oluşturduğu, yapıların dışında kalan açık ve yarı açık alanlarda, peyzajı oluşturan biyotik ve abiyotik faktörlerin, insan ile etkileşime geçmesiyle oluşmuş veya bu faktörlerden insan ile etkileşime geçme potansiyeline sahip olan mekanları barındıran, insan ölçeğinden başlayarak, daha üst ölçekleri de içerisine alacak şekilde, açık ve/veya yarı açık, insan tarafından algılanabilen mekanlar dizisi, insan tarafından tek seferde algılanabilen çevre parçası olarak” tanımlanmıştır.

Peyzajlar toplumların geleneklerini, örf ve adetlerini ve kültürlerinde bulunan tüm sosyal desenlerini içermektedir. İklim ve toprak koşullarının aynı seviyede olduğu farklı bölgelerde onu kullanan insanların ekonomik ve sosyal koşulları, kültür seviyeleri, örf ve adetleri birbirine tamamen zıt peyzajlar ortaya koyabilmektedir. Dünyada toprak, hayvan, bitki, su ve insan topluluklarının olduğu sayısız varyasyonlarda hızla değişmekte olan bir peyzajlar dizisi bulunmaktadır. Doğa görünümü ve içinde yaşamakta olan toplumların yaşayış ve görünüşleri mekanda olduğu kadar süreç içinde de değişmektedir. Bu yüzden peyzaj sosyal, doğal, kültürel ve ekonomik faktörler ile dönüşüme uğrayan, etkileşime açık bir yapıdadır (Gül, 2000).

Kültür; psikoloji, sosyoloji, antropoloji, tarih, sanat, mimari gibi bilimlerin ortak şekilde ele alınıp etkilendiği bir olgudur. Her bilim, kültürü kendini ilgilendiren yönleri ile incelenmektedir. Kültür kelimesi “ekmek, biçmek” anlamına gelen “cultivate”

sözcüğünden türeyerek bugüne ulaşmıştır. Tarih boyunca toplumların yaşadıkları her tür etkileşime, her türlü inşa etme ve oluşturma alışkanlıklarına, bütün maddesel ve manevi ürün ve yapıtlara kültür denmektedir (İzbul, 2004).

(17)

5

Kültür insana has bir özelliktir. Kültür, gelecek kuşaklara intikal ettirilen ve insanlar tarafından paylaşılan bir değerdir (Erdentuğ, l981). Hayvanların kültürü olmamakla birlikte, ilkçağda kuş yuvasını, arı bal ve peteğini nasıl yapıyorsa bugün de aynı şekilde yapmaktadır. Halbuki insanlar ilkçağda mağaralarda yaşarken bugün sağlıklı ve modern yapılar yapmakta ve her geçen gün bunu geliştirmektedir (Arslanoğlu, 2001).

Birlikte yaşayan her insan topluluğunun kendine özgü yaşayış ve alışkanlıkları o toplumun kültürdür. Geçmişten bugüne ulaşan maddi ve manevi değerlerin bütünü ya da toplumların doğayı ve birlikte yaşadıkları insanları idare etmek için ortaya koyduğu değerler bütünü kültürü meydana getirmektedir. İlk çağlardan beri insanın olduğu her yerde kültür yaşamın bir parçası olmuştur.

Kültürel peyzajlardaki her öğe kültürü anlamada önemli bir unsurdur. Peyzajı meydana getiren gerek modern gerekse geleneksel öğeler biri diğerinden daha çok ya da daha az değerli olmamaktadır. Peyzajı oluşturan her öğe bütünlük içerisinde kültürün parçaları olmaları nedeniyle oluşturuldukları dönemin kültürel yapısı ve peyzajları ilgili bilgiler içermektedirler. İnsanların davranış temelleri geçmişten gelmekte ve tarih içinde gelişmekte olan bütün olaylardan etkilenmektedir. Bu yüzden peyzaj çalışmalarında, peyzajların oluştuğu dönemlerin ekonomik ve sosyal özelliklerini içeren kültürel dinamikleri de tarihsel süreç göz önünde bulundurularak incelenmesi gerekmektedir (Lewis, 1979).

İnsanın olduğu her yerde peyzaj, kültürü anlamak hususunda önemli fikirler vermektedir. Kültür, çevresel şartlarının şekillenmesinde ve oluşumunda önemli bir rol oynamaktadır. Kültürlerin peyzaja yansıması o bölgede yaşamakta olan toplumların alışkanlıkları, geçmiş ve gelecekleri hakkında ipuçları vermektedir. Bu durum peyzaj üzerindeki değişikliklerin sadece bitki ve iklim örtüsünden kaynaklanmadığını ve toplumların yaşadıkları alanı şekillendirmelerinde kültürlerinin de etkin rol oynadığını göstermektedir.

(18)

6 2.2 Peyzaj Kimliği

Kırsal alanlar da tıpkı kentsel alanlar gibi kendilerine özgü ve ayırt edici birçok özelliğe sahiptirler. Bu özelliklerinin büyük bir kısmı sahip oldukları peyzaj değerlerinin birleşiminden meydana gelmektedir. Bu nedenle kırsal alanların kimliğinin anlaşılabilmesi için, öncelikle peyzaj kavramının anlaşılması gerekmektedir. Peyzaj kavramının kendisine planlama süreçleri içinde yer edinmesi, değişen ya da kimlik kaybına uğrayan alanlar için peyzaj odaklı arayışlar içinde olunması veya kimliğin peyzaj temelli olarak tanımlanabilmesi, peyzajın tam anlamıyla anlaşılması ile gerçekleşebilmektedir. Peyzaj farklı şekillerde tanımlanabilen, soyut ve somut anlamlar barındıran çok boyutlu bir kavramdır. Sözlük anlamıyla peyzaj “kır resmi” ya da “bir alanın görünüşü” anlamlarında kullanılmaktadır. En basit haliyle peyzaj denildiğinde, bir yerin, içinde bulunulduğu anda algılanabilen bir parçası akla gelmektedir. Bu görüntü genelde bir manzara anlamını içerebildiği gibi, o yere ait tarihsel geçmiş, kültürel birikim, işlevler gibi bileşenlerin tümünü kapsamaktadır.

Peyzaj bugün daha bütüncül bir kavram olarak değerlendirilmekte olup, kavramın birçok farklı açıdan tanımlamaları olsa da, insanların arazi ile olan ilişkisini konu edinen peyzaj yaklaşımları dikkate alınmaktadır (Erdem, 2012).

Bu tanımlamalardan yola çıkıldığında, peyzaja ait kimlik kavramı daha net olarak anlaşılabilmektedir. Peyzajın özellikle kırsal alanlar için büyük önem taşıyan anlamı, yerel kimlik ve kültürü ortaya çıkarması, koruması ve sürdürmesi yönünde olmasıdır.

Peyzaj tanımlamalarında temelde belirli bir bölgeden, bu bölgenin sahip olduğu özellik ve sınırlardan, bu özelliklerin birbirleri ve çevreleriyle ilişkisinden ve tarihi sürecinden bahsedilmektedir. Bu özellik ve sınırların korunması veya insanların algısında yarattığı izlenim ve görsel manzara, peyzaj çalışmalarının konusu olmaktadır (Fry, 2004).

Geniş mekânsal bir ortamdaki küçük bileşenlerin uyumu, peyzajın okunurluğu ve hikâyesini anlatması açısından önemlidir, bu şekilde değeri ve kimliği de anlatılmaktadır (Antrop, 2005).

(19)

7

Peyzaj kavramının, bulunduğu bölgeye özgü özellikler ile aidiyet ve yerellik duygularını içerdiği, tarihsel açıdan geçmişteki ve şu andaki ilişkilere tanıklık edip, geleceğe yön verdiği, yerel kültürleri şekillendirdiği ve böylece kendine ait bir kimlik ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu kimlik literatürde “peyzaj kimliği” olarak tanımlanmaktadır.

Peyzaj kimliği, çok sık kullanılan bir kavram olması nedeniyle oldukça yaygındır.

Ancak açık bir tanımının yapılmaması, kavramın bilimsel açıdan yorumlanmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle peyzaj kimliği, bir yerin algılanan eşsizliği olarak tanımlanmaktadır. Tanımda kullanılan eşsizliğin ise, mekânsal ve toplumsal faktörlerin ilişkisine dayandığı belirtilmektedir. İnsanların algısının hiçbir zaman tam olarak örtüşmemesi nedeniyle, peyzaj kimliğinin de hiçbir zaman kesin sınırlarının olamayacağı belirtilmektedir. Mekânla ilişkilendirilen kimlik, alana olduğu kadar gözlemcinin algısına da bağlıdır. Kavram genellikle bir bölgenin karakteriyle, tarihsel bir olayıyla ya da belirli bir insan grubunun algısı ile bağlantılı olarak kullanılmaktadır (Stobbelaar ve Pedroli, 2011).

Stobbelaar (2004) peyzaj kimliğini, peyzajı bir bütün olarak algılayan ve insanlar ve fiziksel çevreleri arasındaki ilişkiye dikkat çeken bir kavram olarak tanımlamaktadır.

Ancak kavramın planlama ve analizlerde kullanılmak için çok soyut ve genel kaldığını da eklemektedir.

Bu tanımlamalardan yola çıkıldığında peyzaj kimliği, bir alanı diğerlerinden ayıran ve alanın sahip olduğu eşsiz özellikler ile onu anlamlı hale getiren bileşenler bütünüdür.

Bir yerin sahip olduğu özelliklerin belirlenmesinde algı konusunun ön planda olması nedeniyle, peyzaj kimliğinin de farklı şekillerde tanımlanabilmesi mümkündür. Peyzaj kimliği, kapsadığı bileşenler dikkate alındığında sosyal ve toplumsal bir yapıdır. Bu nedenle bir yerleşimin sakinlerini birbirlerine ve mekâna bağlamakta, onları farklı mekânların sakinlerinden ayırmaktadır (Stobbelaar ve Pedroli 2011).

Kırsal alanlarda gerçekleştirilen ekonomik etkinliklerin arazi kullanımlarını ve dolayısıyla yerleşimin dokusunu şekillendirdiği bilinmektedir. “Kır” ya da “kıra ait”

(20)

8

kelimeleri düşünüldüğünde, doğal ve ekonomik aktiviteler otomatik olarak tanımlamaya dahil edilmektedir. Bu nedenle kır ölçeğinde söz konusu işlevler önem kazanmaktadır.

Bu noktada kimlik de işleve bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Ekonomik yapının kimliği ortaya çıkarması, kimliğin işlevin türüne göre tanımlanmasına neden olmaktadır.

Dong ve Liu’nun (2013) da aktardığı gibi, geleneksel kırsal yerleşimlerde arazi kullanımı, iç içe geçmiş bazı işlevler tarafından karakterize edilmektedir. Bu işlevler pazar yeri, konut alanı, çalışma alanları ve çeşitli dükkânlar gibi örtüşen alanlardan oluşabilmektedir. Bu durum, bu tür kırsal yerleşimlerin farklı kimliklere sahip olmasına neden olmaktadır.

Bir alana atfedilen peyzaj kimliği, süreç içinde değişime uğrayabilmektedir. İnsanların algıları ve değerleri değiştiği için, kullanımlar da buna göre şekillenmektedir. Peyzaj kimliğinin çıkar grupları arasındaki güç dengesinin ve amaçlarının değişmesi, yeni grupların gündeme gelmesi veya yeni işlevlerin önem

kazanması gibi bağlamların etkisi altında değişebilmesi mümkündür. Peyzaj kimliği ya da mekânsal kimlik, insanların çevrelerine kimlik kazandırması ya da peyzajı karakteristikleştirmesi demektir. Burada mekânsal (spatial) kelimesi geniş bir anlam kazanmaktadır. Peyzajın mekânsal kimliği formlara, dokulara, süreçlere, renklere ve hatta kokulara ve seslere dayanmaktadır. Bu özellikler sayesinde insanlar peyzajı tanımlayabilmektedir (Stobbelaar ve Pedroli, 2011).

Tanımlamalarda çoğunlukla algı kavramının öne çıktığı görülmektedir. Kavram bu algılama etrafında kendini geliştirmektedir. Bu noktada araştırmacının algısı ile o alanda yaşayan yerleşim sakinlerinin algısının uyuşması oldukça önem kazanmaktadır.

Peyzaj kimliğinin tasarımcılar ve plancılar için oldukça cazip bir tema olduğu ve böylece kimliğin anlaşılmasının, daha sağlam plan kararları üretmek için önemli katkıda bulunduğu belirtilirken, bu bağlamda peyzaj kimliği, toplumsal ve kültürel ortamlara göre üretim ve yaşama amacıyla arazinin kullanımını yönlendiren çevrede insanların etkileşimi tarafından belirli bir zaman içinde gelişen peyzaj olarak tanımlanmaktadır.

Kırsal bir yerleşimin peyzaj kimliğinin anlaşılabilmesi için 3 temel peyzaj karakterine

(21)

9

bakılması önerilmiştir. Bunlar doğal, yapısal ve sosyo-kültürel karakteristiklerdir (Erdem, 2012).

Bir alanın peyzaj kimliği tanımlanırken, o alandaki tüm özelliklerin belirli ana başlıklar altında sınıflandırılması ve bu sınıflandırmalara göre belirleme yapılması tanımlama açısından kolaylık sağlamaktadır. Doğal, yapay ve sosyo-kültürel değerlerin kimliği oluşturmadaki katkı düzeyi ise yerleşimlerin taşıdığı özelliklere göre farklılık göstermektedir. Yapılan tanımlamalar doğrultusunda peyzaj kimliğinin, kırsal alanları birbirinden farklı kılan özgün değerlerin birleşiminden meydana geldiği, söz konusu özgün bileşenlerin kimliği oluşturan peyzaj karakter özellikleri olduğu ve her kırsal alanın kendi özgün peyzaj karakterlerine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle her yerleşimi sahip olduğu temel özellikleri çerçevesinde değerlendirerek, kimlik tanımının ortaya çıkarılması gerekmektedir. Özetle kırsal alanlar için peyzaj kimliğini, arazi kullanım temelinde insanların birbirleri ve çevreleriyle ilişkileri çerçevesinde gelişen ve süreç içerisinde sürekli kendini yenileyen bir kavram olarak tanımlamak mümkündür.

2.3 Kültürel Peyzajlar

İnsanlar geçmişten bugüne yaşadıkları ortama uyum sağlayabilmek ve içinde bulundukları ortamın ihtiyaçlarını yerine getirebilmek için eğilim göstermektedir.

Bireylerin etkileşimleri insanı ilgilendiren her alanda etkili olduğu gibi peyzaj alanında da etken konumda olmuştur. Çalışmalar peyzajın ve çevre düzenlemelerinin kişilerin yaşamlarında ve sosyal çevrelerinde etkili olduğunu, insanlara hitap ettiğini öne çıkarmaktadır. İnsan ve onun doğal yaşam alanı arasındaki etkileşimin çeşitli etkenler ile şekillenmesi kültürel peyzaj olarak adlandırılmaktadır (Özsüle, 2005).

Üzerinde bir fikir varlığına varılamamış olan kültürel peyzaj kavramı göreceli bir kavram olması sebebi ile tek bir tanım ile tanımlanamamaktadır. İlk olarak kültürel coğrafya çalışmalarında, daha sonra ise doğal ve kültürel mirasın korunması çalışmalarında ulusal ve uluslararası kurumlar tarafından farklı tanımları yapılmıştır.

Yapılan tüm tanımların ortak noktası ise kültürel peyzajların doğa ve insan etkileşiminin sonucu olarak oluşan alanlar olmasıdır (Eryazıcıoğlu, 2012). Bugüne kadar farklı çalışmalar yaparak kültürel peyzajları tanımlayan uluslararası kurumlar Kültürel Peyzaj

(22)

10

Çalışmaları Enstitüsü (ICLS), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (UNESCO), Uluslararası Doğa Koruma Birliği (ICOMOS), A.B.D.

Milli Park Servisi (USANPS) ve Avrupa Konseyi (CE) olarak sayılabilir.

UNESCO Dünya Kültürel Miras Komitesi tarafından hazırlanan rehber kapsamında kültürel peyzaj kavramı, ‘doğa ve insanın etkilemişimi ile oluşan alanlar’ olarak tanımlanmaktadır. Ortak yansıtılan kültürün peyzaj üzerinde etken olduğu ve kültürel peyzaj alanlarının sonraki nesillere aktarılması için özellikle korunması gerektiği söz konusudur. Yaşam kalitesinin arttırılması, geleceğe yönelik faaliyetlerin bulunması, kültürel peyzaj alanlarının korunması ile mümkündür. Kültürel peyzajlar, insanlar ve doğal çevreleri arasındaki etkileşim olarak tanımlanmaktadır. Genel hatları ile ele alındığında kültürel peyzaj kavramı, yaşadığımız çevreyi şekillendiren ve doğa ile insan faaliyetlerinin etkileşimi ile sonucu oluşan alanlardır (Fowler, 2002).

Uluslararası kurumlardan olan Avrupa Konseyi 1995 yılında yaptığı tanımda kültürel peyzaj alanlarını; ‘yapay ve doğal faktörlerin birlikte oluşturduğu, beşeri toplumun evrimine ve toplumsal yerleşmenin zaman ve mekân içindeki karakterine tanıklık eden, geçmişteki arazi kullanımı ve faaliyetleri ile sosyal beceri ve gelenekleri tanıtarak, tarihsel olaylara tanıklık eden fiziksel izler taşımasından dolayı, tarihsel süreç içerisinde ve farklı sosyal değerlerle özdeşleştirilmiş olan tanımlı arazi parçaları’

olarak tanımlamaktadır (CE, 1995). Yapılan bu tanımla kültür etkeninin kültürel peyzajlar üzerindeki etkisi vurgulanarak, bir mekanın taşıdığı belirli bir dönemin özellikleri ile korunarak farklı kültürel etkilerle şekillenen alanlar olarak tanımlanmaktadır.

Vos ve Meeks’in (1999) tanımında ise kültürel peyzaj; büyük ölçekli alanlardan, en küçük ölçekli alanlara kadar tüm çevreyi kapsayan bir kavramdır. Kültürel peyzajların oluşumunda etkili olan arazi şekli, toprak özellikleri, flora ve fauna gibi doğal unsurlar, bu alanların gelişiminin de temel taşını oluşturmaktadır. Ancak kültürel peyzajın karakterinin oluşmasında doğal kaynaklar ile birlikte yerleşim dokusu, ulaşım

(23)

11

güzergahları, yapılar, açık alanlar ve bunlarla birlikte sahip olunan kültürel miras etkili olmaktadır. Doğal ve kültürel özelliklerin tamamı bir araya geldiğinde kültürel peyzajları tanımlamaktadır.

Çizelge 2.1’de Harvard Üniversitesi’nin Kültürel Peyzaj Çalışmaları Enstitüsü (ICLS) tarafından yapılan kültürel peyzaj kavramının tanımı verilmiştir.

Çizelge 2.1 ICLS 'nin kültürel peyzaj tanımı (Dessy,2007)

Farklı, Özel, Estetik Ortak, Tipik, Kullanışlı

Kültürel (Bilinçli tasarlanmış

objelerle) sanat ile ilişkili veya süreklilik gösteren değerlere ait fikirler

Toplumların gelenek ve inançları

Peyzaj Peyzaj mimarları ya da

tasarımcıların işi; Bir resimde veya fotoğrafta görülen ya da görülmeye değer manzara

Tek bir bakış açısından görülebilen arazi (genelde bir ‘mahalleden’ büyük,

‘bölgeden’ küçük) ‘dışarı çıkınca bireylerin gördüğü bütündür’

Rapaport (2004), peyzajın insanlar tarafından değiştirilmesi durumunu kültürel peyzaj olarak tanımlarken, bu değişimin artması ile kültürel peyzaj özelliklerinin de o düzeyde arttığını belirtmektedir.

Kanada Parklar Ajansı tarafından yapılan çalışma kapsamında kültürel peyzaj, insanlar tarafından değiştirilerek, kültürü yansıtan ve özel anlamlar yüklenen coğrafi alanlar olarak belirtilmektedir (Parks Canada, 2004). Kültürel peyzaj, tarihi olayların geçmişten bugüne kadar yansıtıldığı ve tarihin daha iyi anlaşılması konusunda yardımcı olan bir

(24)

12

araç konumundadır. İnsanlara ait değerlerin yansıtıldığı ve insan eliyle yapılmış fiziksel kalıntılar kültürel peyzajın bir parçası olarak belirtilmektedir (Anonymus, 2008).

Yapılan tanımlardan anlaşılmaktadır ki; doğal yaşam ile insanın sosyal hayatında geçmişten bugüne kadar bir etkileşim ve toplumları ilgilendiren durumlar söz konusu olmuştur. Bu tanımlardan ortaya çıkan en önemli sonuç ise bir alanın kültürel nitelikte olabilmesi için tarih bilimi ile desteklenmesi gerektiğidir.

Geçmişe, bugüne ve geleceğe yönelik bir belge olan peyzaj alanlarının, toplumların kültürel mirasını da yansıtması sebebiyle, toplum ve peyzaj arasındaki bu ilişkilerin geleceğe aktarılması gerekmektedir (ESF, 2010).

Toplumsal gelişim sürecinin izlerini taşıyan kültürel peyzajlar, doğal koşullar ve peyzajların insan ihtiyaçları ve eylemleri ile şekillenmesi sonucu oluşmaktadır. Doğal ve kültürel özelliklerin etkileşimi ile oluşan bu alanlar, o döneme ait insanların bırakmış olduğu miras değerindedir. Kültürel peyzajlar belirli bir dönemin ve/veya toplumun izlerini taşımaktadırlar. Dolayısıyla özel niteliği olan peyzaj alanlarıdır ve kültürel kimlik özellikleri de bu alanlara yansımaktadır. Dinamik yapısı olan kültürel peyzajlar zaman olgusu ve beraberindeki insanlar ile değişmekte, bu sebeple yapılan planlarla korunması gerekmektedir.

Kültürel peyzaj kavramının üzerinde durulması gereken ve uluslararası tanımında da vurgulanmış olan üç ana bileşeni bulunmaktadır. Bunlar; nitelikli bir doğal yapı, doğa ile etkileşim halinde süregelen bir kültürel yaşam ve bu etkileşimin sürekliliğinin yansımalarını somut olarak gözlenebilir kılan tarihsel bir süreçtir. Burada, doğal ve insan yapımı fiziksel öğeler ile kültürel yaşamın parçası olan sosyal beceri ve etkinlikler, kültürel peyzajın korunmaya değer kabul edilen niteliğini birlikte oluşturmakta; böylece kültürel peyzajın bu geniş kapsamını, kültürel mirasın iki ayrı türü olarak tanımlanan somut ve soyut türlerini de bir araya getirmektedir (Arkun, 2012).

(25)

13

Nemutlu (2017) yapmış olduğu çalışmasında; UNESCO tarafından hazırlanan bir rehber ile kültürel peyzajın; “doğa ile insanın etkileşiminin yansıması” olarak tanımlandığını belirterek, bu alanlardan insanların kültürel birikimlerinin etkisiyle şekillenmiş çevreler olarak söz ettiğini bildirmektedir. Hazırlanan bu rehberde toplumların gelişmesinde kültürün önemli bir yerinin olduğu vurgulanarak, çevre, turizm, ulaşım, eğitim ve iletişim politikalarının kültür ile birleştirmenin gerekliliğinin üzerinde durulmaktadır.

Ayrıca insan ve doğa etkileşimi ile oluşan bu alanların korunması ile gelecek kuşaklar için kimlikli yaşam ortamları oluşturulmakta ve yaşam kalitesinin arttırılması sağlanabilmektedir (Bekdemir, 2010).

Madran ve Özgönül (2005) kültürel peyzajın; insan topluluğunun evrimini, yer ve zaman içindeki davranış biçimlerini ve yerleşimini anlatan doğal elemanların ve insanların farklı bileşimleri tarafından biçimlendirildiğini ifade etmektedir. Bu özelliği ile kültürel peyzaj; içinde barındırdığı fiziksel çevre ve kültür birikimi ile birlikte tüm unsurların içinde yer aldığı bir miras niteliğindedir. İnsanoğlunun doğanın bir parçası olduğu düşüncesi kültürel peyzaj kavramının ortaya çıkışında etkili olmuştur (Çöteli, 2012).

Kültürel peyzajlar, doğal alanların insan müdahaleleri ile şekillenerek, peyzajları oluşturan doğa ile kültür arasındaki ilişkiler sonucu oluşan alanlardır (Bekdemir, 2010).

Nemutlu, (2017)’ya göre ise kültürel peyzajlar, ekonomik fayda sağlamasının yanı sıra, iyi yönetilemediği durumlarda bozulma ve tahrip olma tehdidi altındadır.

Kültürel peyzaj ögeleri değerlendirilirken, her bölgenin kendi iç dinamikleri ve sosyal yapıları göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun nedeni her bölgenin, farklı doğal özelliklere sahip olması ve ekonomik yapılarının birbirinden farklılaşarak ayrılmasıdır (Nemutlu, 2017). Peyzaj insanlar tarafından değiştirildiği ölçüde kültürel peyzaj niteliği kazanmaktadır. Tarımın başlamasından sonra insanlar tarafından peyzajlara belirgin bir şekilde müdahale olmuştur. Değişimin derecesinde farklılık olsa da bu oluşumların tümü kültürel peyzajdır. Bu durum; yıllar boyu süren ve birbirinden haberi olmayan ve bağımsız hareket eden birçok kişinin kararları sonucu oluşmaktadır (Özsüle, 2005).

(26)

14

Kültürel peyzajlar ile ilgili yapılan tüm tanımlar incelendiğinde kavramın 3 temel bileşeninin olduğu sonucuna varılmaktadır. Doğal çevre, doğal çevre ile etkileşim halinde olan kültürel yapı ve bu etkileşimin gözlemlenebileceği tarihsel süreç kültürel peyzajların oluşmasında etkili olan bileşenlerdir. Bu kapsamda yapılacak olan çalışmalarda kültürel peyzajlar değerlendirilirken, kültür varlıkları ve onların çevresini oluşturan doğal varlıklar, kültür birikimi ve süreç bir bütün olarak incelenmelidir.

2.3.1 Kültürel peyzajlar ve kavramsal gelişimi

Kültürel peyzaj kavramı, 1895 yılında Alman coğrafyacı Friedrich Ratzel’in insanların etkileşimleri ve aktiviteleri sonucunda şekillenen peyzaj alanlarını, insan faaliyetleri ile değiştirilmiş peyzaj olarak tanımlaması üzerine ortaya çıkmıştır. Kültürel peyzaj kavramı, 19. Yüzyıl sonlarında Alman tarihçi ve Fransız coğrafyacıların katılımı ve görüşlerini bildirmesi ile UNESCO tarafından düzenlenmiştir (Fowler, 2003). 1893 yılında Frederick Jackson Turner’ın ‘Significance of the Frontier in America History’

ile başlayan yayınları, Walter Prescott Webb’in ‘The Great Plains (1931)’i, James Malin’in ‘The Grassland of North America(1947) konulu yayını takip etmiştir. Bu süreçte 1925 yılında Carl Orwin Sauer, ‘The Morphology of Landscape’ çalışması ile bilimsel çalışmalar sürecine dahil olmuştur (Özsüle, 2005).

1960 yılında kültürel peyzaj olgusu araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Sam Hays’ın konu ile ilgili ‘Conservation And The Gospel Efficiency (1959)’ ve Roderick Nash’ın

‘Wilderness And The American Mind (1967)’ eserleri bu döneme aittir. Kitapların içeriğinde toprak sistemi, tarih gelenekleri ve toplumların politik durumları yer almaktadır (Williams, 1994).

Bu yayınları yapan araştırmacılar arasında alanda öne çıkan isim coğrafyacı Carl Orwin Sauer’dir. Sauer tarafından yapılan çalışmalar yoğun olarak insan kültürlerinin peyzaj üzerindeki etkilerini ele almaktadır. Değişen dünya düzeni, gelişen moda algısı insanların doğal yaşam alanlarını da etkisi altına almaktadır. Sauer bu durumu ‘Kültür

(27)

15

doğayı şekillendiren bir etken, doğa kültür etkisi ile şekillenen bir araç, kültürel peyzajlar da bu sürecin sonucudur.’ ifadesi ile açıklamaktadır. Bu söylem güncel olarak kültürel peyzaj kavramının tanımının ve çerçevesinin belirlenmesini sağlamıştır (Özsüle, 2005). Sauer’e göre kültürel peyzaj bileşenleri şekil 2.1’de verildiği şekilde tanımlanmıştır.

Şekil 2.1 Sauer’in Kültürel Peyzaj Bileşenleri ( Kıvrak, 2011)

1990’lı yılların başına kadar çevre düzenlenmesinde planlama ve korunma kavramları birbirinden ayrı ele alınsa da belirlenen amaçlar, gerçekleştirilmek istenen hedefler ve kökenlerin gelişmesi sürecinde ortak bir paydada buluşulmuştur. Tarihi ve kültürel değerlerin de göz önünde bulundurulması ve ayrı biçimlerde ele alınması amaçlar doğrultusunda önemli görülmektedir (Arslan, 2010).

1984 yılında ASLA (Amerika Peyzaj Mimarları Odası) tarafından bir form oluşturularak tarihi değer taşıyan peyzaj alanlarının kayıt altına alınması sağlanmıştır.

Bu form kapsamında ülke genelinde yer alan bu önemli bölgelerin özellikleri ve oluşum süreçleri kayıt altına alınarak resmi belgelendirmeleri yapılmıştır. Bu form kapsamında

(28)

16

diğer ülkeler de benzer değerlendirme çalışmalar yapmaya başlamışlardır (Özsüle, 2005).

Kültürel peyzajların korunması amacıyla 1987 yılında ABD’ndeki peyzaj alanlarının kayıtlarının oluşturulması ve özellikle tarihsel tasarlanmış peyzajların envanter kayıtlarının oluşturulması önemli girişimlerden olmuştur.

Kültürel peyzaj kavramının tam anlamıyla doğuşu 90’lı yıllarda gerçekleşmiştir. II.

Dünya Savaşı döneminden sonra doğal mirasların korunması konusunda girişimde bulunulmuştur. Bu kapsamda kültürel peyzaj alanlarının korunması ve düzenlenmesi de önem kazanmıştır. Korunma alanı olarak anıtlar, tarihi olayların geçtiği yerler, özel mimari yapılar ele alınmıştır. 2000 yılında Avrupa Peyzaj Kongresi kapsamında kültürel peyzajın gelişim göstermesi ve korunmasının sağlanması konusunda ilgili çalışmaların yapılması çağrısında bulunulmuştur (Taylor, 2009).

Kültürel peyzajların, Dünya mirası olarak değerlendirilebilmesi için 1992 yılında bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Sekiz farklı ülkeden uzmanların katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda kültürel peyzaj alanlarının Dünya mirası listesinde yer alabilmesi için altı farklı kriter belirlenmiştir. Bu doğrultuda belirlenen kriterlerin çoğunluğunun veya tamamının sağlanabilmesi önem kazanmıştır. Bu kriterler;

Artistik bir başarı, yaratıcı bir zekanın eserini temsil etmesi,

Kültürel bir mekan olarak, mimari donanımlarıyla, anıtsal eserleriyle, kent planıyla ya da peyzaj tasarımıyla, zaman içinde bitmeyen müthiş bir etkiye sahip olması,

Yok olmuş bir millet ya da kültürel bir geleneğe şahitlik etmiş, biriciklik vasfına sahip olması,

İnsan tarihinin önemli basamaklarına tanıklık etmiş; binalardan ya da tarihi kalıntılardan ya da peyzaj uygulamalarından oluşmuş çarpıcı örnekler olması,

(29)

17

Geleneksel yerleşim alanları ya da kültürü ya da kültürleri yansıtan alan kullanımlarını anlatan ve terse çevrilebilen değişimlerde ciddi incinmelere maruz kalabilecek çarpıcı örnekler olması,

Olaylarla, yaşayan geleneklerle fikirlerle ya da inançlarla, artistiği ile, literatürü ile, direk etkileşim içinde olan, evrensel bir çarpıcılığa sahip alanlar olması şeklinde belirlenmiştir.

Kültürel peyzajları kapsayan önemli belgelerden biri de 38 ülkenin taraf olduğu 2000 yılında imzalanan Avrupa Peyzaj Sözleşmesidir. Sözleşme belirli özellikleri ile öne çıkan peyzajların bütün özellikleri ile ele alındığı ilk uluslararası antlaşmadır. Bununla beraber 2003 yılında UNESCO tarafından yayınlanan ‘Dünya Mirası Kültürel Peyzajlar 1992- 2002’ belge ile kültürel peyzajların analizi yapılmış ve korunabilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Bugün kültürel peyzajların belirlenmesi, geliştirilmesi ve bir miras olarak korunması konularında Kanada, Almanya, Franda ve Norveç gibi gelişmiş ülkeler geniş kapsamlı çalışmalarda bulunmaktadır. Fakat gelişmekte olan ülkelerde bu alanların korunmasına yönelik yapılan çalışmalara gerekli önem verilmemektedir. Dünya geneline bakıldığında ise doğal peyzajlar, kültürel peyzajlara oranla daha çok talep görmektedir (Arkun, 2012).

2.3.2 Kültürel peyzaj sınıflamaları

Kültürel peyzajların oluşumunda arazi yapısı, toprak yapısı, vejetasyon gibi önemli etmenlerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Nitelikli bir doğal yapıya, doğa ile etkileşim halinde bulunulmasına ve bu etkileşimin de sürekliliğinin somut olarak gözlemlenebilmesine ihtiyaç duyulmaktadır (Özsüle, 2005).

Kültürel peyzaj türlerinin belirlenmesinde ve bu çerçevede düzenlemeler yapılmasında farklı görüşler mevcut olduğu için Amerikan Milli Park Servisi’nce hazırlanan ‘Kültürel

(30)

18

Peyzajlara Yaklaşım Rehberi’ kapsamında kültürel peyzaj alanlarını 4 temel bölüme ayrılmıştır. Bunlar; tarihi tasarlanmış peyzajlar, tarihi yöresel peyzajlar, tarihi alanlar ve etnografik peyzajlar olarak adlandırılmıştır (Fowler, 2003). Bu görüşün yanında UNESCO 1992 yılında kültürel peyzaj alanlarını 3 farklı kategoride incelemiştir. Yapılan toplantı sonuçlarında kültürel peyzaj kavramının tanımları ve çerçevesi oluşturulurken tasarlanmış peyzajlar, gelişmiş peyzajlar: ya fosil halde bulunan ya da hala yaşamakta olan ve etkileşim halinde olan peyzajlar, dini, sanatsal veya kültürel bir gerçekle özdeşleştirilen peyzajlar şeklinde kültürel peyzajların üç ayrı kategoride incelenmesine karar verilmiştir (O’Donnel, 2005). Bu kategorilerinin belirlenmesinde kolaylıkla tespit edilmesine ve yorumlanabilmesine dikkat edilmiştir.

Tarihi alanlar (historic sites): Toplumsal anlamda önem taşıyan bir olay ya da kişi ile ilgili olması nedeni ile önem kazanmış kültürel peyzaj alanlarıdır. Bu alanların oluştukları zamanın fiziksel görünüşüne katkı sağlayabilecek özelliklerinin bulunması gerekmektedir (Özdemir, 2003). Tarihi alanlara örnek olarak 1071 yılında Malazgirt Meydan Muharebesi’nin geçtiği Malazgirt Ovası (Şekil 2.2) örnek verilebilmektedir.

Türklerin Anadolu’ya gelişini sağlayan bu savaşın geçtiği ova bugün Malazgirt Meydan Muhaberesi Milli Parkı olarak korunmaktadır.

Şekil 2.2 Malazgirt Ovası (Anonim, 2019a)

(31)

19

Tarihi tasarlanmış peyzajlar (historic designed landscapes): Tarihi tasarlanmış peyzajlar öncelikli olarak sanatsal yaratıcılık kaygısı ile tasarlanan alanlardır. Sanat akımlarının yansıtılması ve toplumsal durumların ele alınması özellikle önem kazanmaktadır. Bu tasarımların önemli bir peyzaj mimarının elinden çıkması ve tasarımcının bu anlamda özgün ürünler vermesi önemlidir. Tarihi tasarlanmış peyzajlarda estetik değer en önemli boyuttur. Bu tip bölgelerde tasarlanmış alanlar orada geçen tarihi olayları yansıtmaktadır (Bekdemir, 2010). Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin Dumlupınar’da zaferle sonuçlanmasının anısına inşa edilen Dumlupınar Şehitliği tarihi tasarlanmış peyzajlara örnek verilebilecek alanlardandır (Şekil 2.3).

Şekil 2.3 Dumlupınar Şehitliği (Anonim, 2019b)

Tarihi yöresel peyzajlar (historic vernacular landscapes): Toplumların yaşadıkları belirli alanlardaki, etkin yaşamları doğrultusunda oluşan kültürel peyzaj türüdür. Toplumların yaşadıkları alanların, onların kültürlerinden etkilenerek zaman içinde değişim göstermesi durumudur. Oluşan peyzaj alanları, günlük yaşamlarda etkili olan fiziksel, biyolojik ve kültürel özelliklerden etkilenmektedir (Bekdemir, 2010).

Tarihi yöresel peyzajlara örnek olarak Şanlıurfa’da sular altında kalan Halfeti yerleşim alanı gösterilmektedir (Şekil 2.4).

(32)

20 Şekil 2.4 Halfeti yerleşim alanı (Orijinal, 2019)

Etnoğrafik peyzajlar (etnographic landscapes): Kültürel mirasın ve doğal- kültürel kaynakların ele alındığı, geleneksel dokunun bozulmadığı ve bu değerler doğrultusunda korunduğu peyzaj alanlarıdır. Kutsal kabul edilen alanlar, tören alanları ve jeolojik oluşumlar bu kültürel peyzaj sınıflamasında değerlendirilmektedir (Özdemir, 2003). Etnografik peyzajlara örnek olarak Nevşehir Kapadokya yerleşim alanı verilmektedir (Şekil 2.5).

Şekil 2.5 Kapadokya yerleşim alanı (Anonim, 2016)

(33)

21

UNESCO tarafından yapılan sınıflamada ise kültürel peyzajlar 3 sınıfa ayrılmıştır (UNESCO,2009).

Tasarlanmış kültürel peyzajlar: Peyzaj türleri incelendiğinde, özellikle tasarlanmış ve sanatsal özelliği olan kültürel peyzaj alanlarını kapsamaktadır. Park, bahçe ve çevresindeki yapı gruplarının estetik kaygılar ile tasarlandığı alanlar bu sınıfa girmektedir. İstanbul’da bulunan Dolmabahçe Sarayı ve bahçesi bu peyzaj sınıfına örnek verilmektedir (Şekil 2.6).

Şekil 2.6 Dolmabahçe Sarayı (Anonim, 2017a)

Organik olarak gelişerek, sürekli değişen peyzajlar: Kültürel peyzajlarda zaman içinde gelişen organik alanları kapsamaktadır. Bu alanların oluşumlarında ekonomik, sosyal ve yönetimsel durumların etkileri söz konusudur. Arkeolojik alanlar bu sınıflama içinde ele alınmaktadır. Belirgin özellikleri arasında evrimsel gelişim süreçlerinin devam etmesi ve o bölgede yaşayan insanların geleneksel yaşam biçimlerinden etkilenmeleri gösterilebilir. Çin’de binlerce yıldır pirinç yetiştirilen teraslanmış tarımsal alanlar bu tür kültürel peyzaj sınıfına örnek verilmektedir (Şekil 2.7).

(34)

22

Şekil 2.7 Çin’de bulunan pirinç tarlaları (Anonim, 2017b)

Dini, sanatsal veya kültürel gerçekle özdeşleştirilen peyzajlar: Doğal alanların dini, sanatsal veya kültürel bir değer ile önem kazanması sonucu oluşmuş alanlardır. Bulunduğu bölgenin doğal ve kültürel özelliklerini taşıması sebebiyle kültürel miras olarak gösterilmektedir. Nemrut Dağı bu peyzaj sınıfına örnek olarak gösterilebilecek alanlardandır (Şekil 2.8).

Şekil 2.8 Nemrut Dağı (Anonim, 2018)

(35)

23

Kültürel coğrafya alanında çalışmalar yapan araştırmacı Knight kültürel peyzajların yorumlanmasında kültürel tarih, insan algısı, ekoloji ve kültürel alanların da göz önünde bulunması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu kriterler göz önünde bulundurularak yapılan çalışmalarda hepsinin birbiri içinde uyumlu olmasına dikkat edilmelidir (Özsüle, 2005).

2.3.3 Kültürel peyzaj değerleri ve göstergeleri

Kültürel peyzajın değeri, aynı coğrafyada bulunan alanların yapısal özelliklerinin göz önünde bulundurularak değerlendirilmesine yönelik olmaktadır. Gösterge kavramı, başka bir durumun yerini alabilecek nitelikte ortaya çıkan nesne, varlık, olgu gibi birimleri temsil etmektedir. Kültürel peyzaj değerinin belirlenebilmesi için çeşitli göstergeler kullanılmaktadır. Bunlardan birisi de araştırmacı Hatcher (1995) tarafından ortaya konan kültürel peyzaj göstergeleridir. Bunlar;

Günlük peyzaj değeri Kültür ve doğa etkileşimi Tarihsel ve estetik değer Kimlik

Etnolojik antropolojik ve geleneksel değer Sembolik ve sanatsal değer

Kültürel çağrışımdır.

Ortaya çıkan bu göstergeler ele alındığında kültürel peyzajların insanların ve toplumları özellikleri doğrultusunda şekillendiği görülmektedir. Kültürel peyzajların önemli özellikleri arasında doğa ve insanların ortak çalışmasının yansıtılması önem taşımaktadır.

Bileşenleri nitelikli bir doğal yapı, doğa ile etkileşim halinde olan kültürel yaşam ve tarihsel süreç olan kültürel peyzajların ölçütleri;

Taşınmaz kültür varlıklarının bulunması, Kültürel değerler barındırması,

Fosil yatağı bulunması,

Özel tarım faaliyetlerinin olması,

(36)

24 Özel jeolojik oluşumların bulunması, Doğal yapı,

Biyolojik değerler, Ender olması,

Görsel değer taşıması, Kaybolmaya yüz tutması,

Simge özelliği ve kimliğinin olması,

Çevresindeki yaşam ile şekillenmiş olması olarak sıralanmıştır (Anonim, 2012).

Kültürel peyzaj değerine ilişkin yöntemler ve yapılan araştırmalar sonucunda bütüncül bir yaklaşımla kapsamlı unsurlar ortaya konmaktadır (Buckle, 1995). Yapılan araştırmalar kapsamında kültürel peyzaj kaynakları Buckle (1995) tarafından;

Tarihi kaynaklar Tarihi raporlar

Arşiv araştırmaları Yerel kayıtlar

Yerel kaynaklar, yöre insanları Hava fotoğrafları

Tarihi fotoğraflar ve haritalar Saha kaynakları

Arazi çalışmaları

Mevcut hava fotoğrafları Haritalar

Alanda yapılan sözlü görüşmeler olarak sınıflandırılmıştır.

Kültürel peyzaj tanımlarının ve türlerinin belirlenmesi ile birlikte en önemli unsur bu alanların korunması ve geliştirilmesi için yapılacak çalışmalar bütünüdür. Kültürel peyzajların değişim sürecinde gelişmeler öne çıkmaktadır. Doğada meydana gelen tahribatlar, olumsuz durumlar, negatif etkiler, fauna ve flora üzerinde kendisini

(37)

25

göstermektedir. Kültürel peyzaj niteliklerinde, estetik, ekolojik ve kültürel özellikler önem kazanmaktadır. Peyzaj alanı sabit kalmamakla birlikte sürekli gelişimlere açık bir yapıya sahip olmalıdır.

Kültürel peyzajda etki altında olan elemanlar, Doğal sistem ve özellikler, Alan kullanımı,

Kültür ve gelenekler,

Kümelenme, grup oluşumlar, Sirkülasyon,

Topografya, Vejetasyon,

Binalar ve yapılar, Manzara noktaları, Su yolları,

Küçük ölçekli özellikler,

Arkeolojik alanlar olarak sıralanabilmektedir.

Kültürel peyzajlar sahip oldukları tüm somut ve soyut değerleri ile korunması ve yönetilmesi gereken alanlar niteliğindedir. Bu nedenle bu alanların sahip oldukları değerlerin ve özgün niteliklerin belirlenerek koruma ilkelerinin belirlenmesi ve bu ilkeler doğrultusunda sahip olunan miras değerinin yaşatılması gerekmektedir.

2.4 Tarihi Kent Merkezleri ve Koruma Sorunları

Avrupa Kültürel İşbirliği Konseyi’nin “Avrupa Kültürel Mirası Envanteri” çalışmasında tarihi çevre, doğal olarak oluşmuş ya da insan etkisi ile oluşturulmuş, bütünlüğü ve sahip olduğu tarihsel, görsel, bilimsel ve efsanevi değerleri ile korunarak yaşatılması gereken alanlar şeklinde tanımlanmaktadır. Tarihi çevre, ulusal veya uluslararası öneme sahip olayların gerçekleştiği alanlar olabileceği gibi, belirli bir toplumun bir zaman dilimine ait izlerini taşıyan çevreler de olabilmektedir (Çelik 2004). Başka bir ifade ile tarihi çevre, tek başına anıt özelliği taşımayan, ancak tarihi, kültürel, görsel ve

(38)

26

geleneksel değerleri barındıran yerleşim alanlarının kendilerine özgü kimlik değerlerini oluşturan tüm unsurların bir bütün olarak değerlendirilmesidir (Yazgan ve Erdoğan, 1992).

Tarihi çevreler, tarih öncesi ve tarihi dönem yerleşmeleri olarak önemli bir tarihi olayın geçtiği tarihi alanlar, tarihi kent merkezleri, tarihi ticaret merkezleri, tarihi konut dokuları ve arkeolojik yerleşmeler olarak gruplandırılmaktadır. Tarihi çevreler belirli bir zaman diliminde insanlar tarafından oluşturulan alanlar olarak tanımlanırken, tanımın zaman ile ilişkili olması vurgulanmaktadır. Yapılanmış çevrenin tüm unsurları zaman dilimi ne olursa olsun bir yerleşim ve toplumun özelliklerini dolayısıyla kimliğini yansıtmaktadırlar ( Özcan ve Dündar, 2005).

Tarihi alanlar, izlerini taşıdıkları dönemlerin kültürel, sosyal ve ekonomik durumlarını, toplumların doğa- yapı- insan ilişkilerini ve günlük alışkanlıklarını anlayabilmek açısından önemli bir mirastır. Tarihi çevreler içinde barındırdıkları zenginlik ve çeşitlilik ile bugüne katkı sağlamakta, öğretmekte ve gelişimini yönlendirebilmektedirler. Sahip oldukları arkeolojik, tarihi, estetik değerlerin yanı sıra, folklorik ve kültürel değerleri ile tarihi çevreler büyük önem taşıyan alanlardır (Hatami, 2013).

Anadolu kentleri incelendiğinde, binlerce yıllık mimarinin, geleneğin ve birikimin izlerini görmek mümkündür. Uzun bir süre Türkiye’de yapılan planlama çalışmalarında öncelikli olarak müdahale edilmesi gereken alanlar olarak değerlendirilmeyen tarihi alanları, çoğu zaman doğal, kültürel, tarihi veya arkeolojik özellikleri ile korunması gereken alanlar ile iç içe bulunmaktadır. Tarihi çevre korumanın önem kazanması ile birlikte, tarihi kent merkezlerinin kentin bir parçası olduğu, tarihi kent dokusunun kente kimlik kazandırdığı, kent genelinde alınan kararların tarihi kent merkezlerini de kapsadığı ve tarihi kent merkezlerinin öncelikli planlanması gereken alanlar olduğu düşünceleri yaygınlaşmıştır (Tunçer, 1998).

(39)

27

Anadolu topraklarında bulunan pek çok kent, çok eski çağlar ve eski medeniyetlerden miras kalan sayısız tarihi alana sahiptir. Bu tarihi alanlar dönem, medeniyet, mimari, teknik, işlev ve kültür gibi etkenler ile farklı özelliklere sahiptir. Tek bir sınıflama ile tarihi alanlar olarak ele alınan bu alanların yapısal durumları, konumları, kent ile ilişkileri, potansiyelleri ve sorunları birbirinden farklı olabilmektedir. Bu sebeple kent içindeki tarihi alanların kendi özellikleri ile ele alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Koruma, kent bilimleri sözlüğünde kentlerin belirli bölümlerinde bulunan mimari ve tarih özellikleri ile bugün bir miras olarak değerlendirilen yapıtların ve doğal oluşumların gelecek kuşakların da yararlanabilmesi amacıyla oluşabilecek tüm yıkıcı ve zararlı faaliyetlere karşı güvence altına alınması şeklinde tanımlanmaktadır (Hatami, 2013).

Koruma kavramı, insanların tarihi süreç içindeki sosyal ve ekonomik durumlarını, kültürel değerlerini gösteren fiziksel yapının, bugünün ekonomik ve sosyal koşulları etkisinde yok olmasına engel olmak ve tarihi yapının değişen kentle işlevsel olarak bütünlüğünü sağlamak, tarihi alanları bir müze kenti halinde korumaya çalışmak yerine yaşama entegre etmektir (Gülersoy, 2006). Kentsel alanlarda koruma kavramı ilk kez 1931 tarihli Atina Tüzüğü’nde “ortak miras” ve “tarihi çevre” konularıyla ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Eski yapıların onarımı ve korunması ile ilgili doğru yöntemleri tespit etmek ve bu yöntemleri uluslararası bir temele dayandırmak için Venedik’te 25-31 Mayıs 1964 tarihlerinde bir araya gelen II. Uluslar arası Tarihi Anıtlar Mimar ve Teknisyenleri Kongresi “Venedik Tüzüğü” olarak bilinen kararları almıştır. Tüzükte;

koruma çalışmalarının devamlılığının sağlanması, anıtların çağdaş teknolojiden faydalanma, çevre düzenleme ve arkeolojik sit alanlarında yapılacak onarımlar konuları üzerinde durulmuştur. 16 maddesi bulunan Venedik Tüzüğü, tanım, amaç, koruma, onarım, tarihi yerler, kazılar ve yayın alt başlıklarından oluşmaktadır. Hem teknik hem de kavramsal konuları kapsayan tüzüğün diğer restorasyon adına yapılan çalışmalardan farkı, konuya soyut ve somut yönden bakan içeriğinde saklıdır. Mimari mirasın korunması düşüncesi genel olarak Avrupa uygarlığının bir ürünü ve anlayışı olarak kabul edilmektedir. Venedik Tüzüğü ile birlikte korunması gereken yalnızca mimari

(40)

28

eser değildir. “Bir uygarlığın, önemli bir gelişmenin, tarihi bir olayın tanıklığını yapan kentsel ya da kırsal bir yerleşme” de aynı derecede korunma gerektirir. Görülmektedir ki, korunması gerekenin tanımının genişlemiş, daha fazla kapsayıcılık kazanmıştır. Bu içeriğiyle Venedik Tüzüğü tarihî anıt ve çevrelerinin korunması konusunda çağdaş düşünceleri bir araya getirmektedir. 1964 Venedik Tüzüğü’nün Atina Bildirgesini temel alarak korumaya ilişkin getirdiği ilkeler:

Anıtsal eserler ile tarihi, kültürel ya da doğal öneme sahip ve miras niteliği taşıyan tüm eserler değerlendirilerek koruma statüsüne alınmalıdır.

Tarihi alanlar taşıdıkları niteliklerin yanı sıra belli bir dönem ve toplum için tarihi belge olma özelliği taşımaktadır.

Tarihi anıtlar tek yapı/yapı grubu olarak korunmak yerine yakın çevresi ile bir bütün olarak değerlendirilerek korunmalıdır.

Korunması gereken alanlar üzerinde olumsuz etkilere sebep olmayacak bir işlev yüklenerek, çevresi ile birlikte korunması sağlanmalıdır.

Özel durumlar olmadığı sürece, anıtların tüm özellikleri ile beraber bulundukları alanlarda korunması gerekir.

Koruma amaçlı yapılan tüm müdahale ve onarımlar bilimsel bir temele dayanmalıdır.

Yapılacak onarım çalışmalarında geleneksel yöntemler uygulanmalıdır. Gerekli durumlarda yapılan eklerin ayırt edilebileceği modern teknikler de kullanılabilir.

Zaman içerisinde anıtlara sonradan eklenen bölümlerin gereklilikleri önemsenmeli ve bu bölümlerin de anıtla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Arkeolojik alanlarda yapılan koruma çalışmalarda yeniden inşa yapılmamalı, yeni ve eski malzemenin bütünlenmesine dikkat edilmelidir.

Yapılan koruma çalışmalarında tüm süreçler hazırlanan raporlar ve çekilen fotoğraflar ile kayıt altına alınmalıdır olarak açıklanmaktadır (Göksu, 1993).

Kültürel ve tarihi değerlerin korunması yapılan planlama çalışmaları ile sağlanabilir.

Tarihi kent merkezlerinin korunabilmesi için yapılan planlama çalışmalarında planlama

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :