• Sonuç bulunamadı

Düşünen MusikiDoktor Abdullah Djevdet Beyin Şiirleri. İntişar etmişdir . 90 sahifelikdir.

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Düşünen MusikiDoktor Abdullah Djevdet Beyin Şiirleri. İntişar etmişdir . 90 sahifelikdir."

Copied!
16
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ÎD JTÎH A D

J A M E S R E D iïO U S i;

İ Ç İ N D E K İ I. İsyan ve Du‘ a. [ Edebi tahlil ]

İşimiz bitmemişdir Tebdili hava

Jam es Redboııse

Uçan sevgili Ura f K ıl‘ a ] Namık K em ale [Şiir] Canan [ Acrostişler ] serisi Solm ayan güzellikler Hatıralarım

IVArtSmise

Hakem m ah m elerinin kıymeti

I R A. D. A hm et İhsan l)r. Şükrü Mac Callum A R . DJ. Mithat Cental İrfan E m in İran şa irleri Ebubekir Hazini A . M . De Cazals G. Ee Bon

Düşünen Musiki

Doktor Abdullah Djevdet Beyin Ş i i r le r i . İntişar etmişdir . 9 0 sahifelikdir. l i : 5 0 kuruş. Kitapçılarda ve köprü üzerinde gazeteci Kemal efendide bulunur.

İsmail Hakkı Matbaası

(2)

YENİ N EŞRİYYAT

BİR R E N K V E B İR A H E N K 1932 Sahife 120 : f i : 60 kuruş

Ali Mustafa Bey in bu kitabı bir romandır fakat vekurve tok3özlü bir roman seri.bir gözden geçirene bu fikiri veriyor . İfade gürbüz ve tannandır,« Benim gençliğimin huzurla geçmiş bir günü bile yok . Memleketi bu günkü gibi görmemek arzusu bana gençliğimi unutdur - muşdu...»diyor. Görünüyor ki bu genç ve her halde taze muharrir bir İdealist dir . Çünkü İdealist, istediğini hiç bir zaman göremiyeeek bir ınütehassirdir. İdealist için gayeler , mer - haleler olur. O kaplan gibidir. Dağın tepesinde duruyor gibi gördüğü avı kucaklamak için dağın tepesine koşar, koşar, her dağın başına koşar , Ayı hiç bir zaman derağûş edemiye - cekdirl..

M A A R İF İM İZ İN M İH V E R İ NE O L A B İL İR ?

IŞ , İKTISAD , İHTİSAS

Ma‘ arifi Umûmiyyemizin, prineiplerini tah­ lil ediyor . Her halde mevzu* çok mühimdir . Yazan Mu‘ allim Osman Nuri Beydir. İlk sahi - jfesinde Gazi Paşanın şu sözleri yazılıdır :

« Efendiler: Terbiye ve tedriste tatbik edilecek usul: malûmatı insan için fazla bir »üs, bir vasıtai tahakküm , yahut medenî bir zevkten ziyade, maddi hayatta muvaffak ol - mayı temin eden aı^eli ve kabili istimal bir cihaz haline getirmektir. »

Kitabı temam en okudukdan sonra mütala­ am ızı yazacağız .

E M E L M ECM U A SI

Roman yada çıkan aylık İlmî, edebî, İktisadî, siyasî mecmu‘ adır . Rusya ve Romanyadaki dildaşlarımızı tenvir etmeye çalışıyor. Umuûmî nazarları eyidir, tavsiye ederiz. Adres şöyledir: Bazarcığ - Roumanie .

Dr. Yorği Fotaki Mavromatis

Em razı dahiliye

Beyoğlu Venedik Sokağı

M

5

Cuma ve cumartesinden başka hergün 2,5 dan 7 ye kadar.

Çarşanba günleri parasızdır. Telefon : B. 4707

GLlSERO FOSFATLI ŞARK

M ALT HULÂSASI

Eczacı Ekrem Beyin nezareti altında sureti hususîyede i‘ mal edilmekdedir. Deposu Ekrem Necip Ecza Deposu

Telefon : İstanbul : 78

Rafale de Parfums

SO N N E TS

PAR LE Dr. AB. DJEVDET Edition de luxe, pages 131, P rix : 100 piastres

A p,r a h a m E k ş i y a u

Kerestecilerde No. 412

Dépôt de bois de construction en tous genres Tëléfon : Stamboul : 2827

îctihad m bulunduğu ba‘ zı yerler

“ İçtihad „ ın İstanbulda satıldığı ba‘ zı yerler :

Kadı köyünde Muvekkithane caddesinde Tütüncü Dtkran Efendi, Köprü üzerinde M. Kem al Efendi, Büyük Ada da İske­

le başında Tütüncü Niko Efendi, Üsküdar da İskele başında Tütüncü İllıaıni Efendi

Dükkânları

İSTANBUL

ÇlNKOGRAFHANESl

Ankara caddesinde İlhami matbbaası üstünde, her nevi' çinkograf işleri dikkat ve sür‘atle

(3)

ABONNEM ENT Pays étrangers

Pour un an : 2 Dolars

Edition spéciale : 3 Dolars

A D R E S S E «Idjtihad» Constantinople Téléph : 20865 xxvmème ANNÉE 1 5 Septembre 1 9 3 2

İ Ç T İ H A T

Türkçe ve Fransızca

İLMİ, E D E B İ, İK T İS A D İ

No : 353

A BONN EM AN

Seneliği ( 24 Nüsha ) Türkiy» için: 2 1,2, ‘ lâ kâğıdlın

5 liradır

A D R E S

Cığaloğlunda Içtihad Evi

Tarihi T e’sisi :

1904 — Genève Yirmi sekizinci sene

1 5 Eylül 1 9 3 2

EDEBÎ TAHLİL

İSY A N V E D E ‘ A

« Türkçe şi‘ irler » şa‘ iri Mehmed Emin Bey braderimizin bu küçük kitabı lâyık olduğu büyük ma'rufiyyete vasıl olmamışdır . Kitab iztırablı bir devrde intişar etmişdi. Top batar- yeleri işlerken musiki susar , susmasa da kim­ senin kulağında , musikiyi, dinlemek şöyle durBun, işitmek kudreti kalmaz .

Geçen gün Celâl Nuri Beyin evinde ken - dişile mülaki oldum . Bana gücenmiş olduğunu, çünki, galiba, ( Akşam ) gazetesinde intişar eden bir mülakatımda kendisinin heyecansız bir şa‘ ir olduğunu söylemiş olduğumu söyledi. Buna hayret ve esef ve hiç bir gazeteye bir mülakat vermeye bir kere daha tevbe etdim . Mehmed Emin Bey braderimizin şa'irliği hak - kında belki şöyle bir mutala‘ a serd etniiş olabilirim

,

ki bu gü n de kaııa‘ atım bu merkez­ dedir: Mehmed Emin Beyin heyecanları, k e li- melerine sığdıramayacak kadar btiyükdür . diğer bir ta‘ birle Mehmed Emin Beyin ruhun­ da feveran eden şa‘ irlik kâğıd üzerine geçen şiirlerinde cari şa‘irlıkden üstündür . Mehmed Emin Beyin şiirlerini okumakda olduğundan pek çok ziyade dinlemekde, kendi tarafından inşad Olunduğunu dinlemekde zevk ve şa'iriy- yet vardır. Bu müşahede ve mülahazada şair için, benim anladığıma göre sena vardır . Bu izahat üzerine, haberim ve taksirim olmaksızın benim için kapadığı gönlünü bana tekrar açdı ▼e bana İsyan ve I>W‘ a ile Dante için

adlı manzumelerini gönderdi . Bu gün yalnız birinciyi gözden geçiteceğiz, diğer hır nüsha - dada Dante için den bahs edeceğim.

İsyan,

Ben en büyük elemlerin diyarının şaMriyim Gözlerimde o korkunç yangınların aksleri Ayağımın altında göz yaşları kan izleri ...

diye başlıyor ve bu edâ ve mü'eddâ ile devam ediyor. Shakspeare in Hamlet [*] de komed - yacılar troupuna okutduğu ve Troie muharebe­ sini ve Priam m kati olunmasını tasvir ede» manzumenin reftarındadır . Beyaz kafiyeli [ ya'ni kafiyesiz ] olan o manzumeden işte bir kaç mısra1:

Pyrus ki k an lı, mühlik silâhları Fikri gibi sim siyah dı, benzerdi Gicenin -z-ifiri karanlığına ,

Meş’um a t 'n sırtında uyuyorken , Kanla mülemma4 bu müdhiş ve muzlim Manzar bir kat daha müdhiş renk ile Gözünün önüne gelir , başından Tırnağına kadar bir kızıl arma , Ki boyanmış oğulların , kızların Anaların , babaların kabile ...

Görülüyor, ki millî şa'irimiz bu manzume - sinde , en büyük İngiliz şa‘ irile Timpo tut - muşdur .

['] Bu facı'anın, tarafımızdan yapılmış olan man - zum ve mensur yeni tercemesi bir çok haşiyelerle ve

(4)

5804 i ç t i h a t

Mehmed Emin Beyin bu manzumesinde altını çizdiğim mısra'lar şunlardır :

Kırıyorum gazablı bir yel gibi ağaçları Aşıyorum köpürmüş atlar gibi yamaçları

Bu bir Energie ifadesidir . Fakat şa'irin Energie si ağaç kırmakda değil fakat âbideler, ma'bedîer yükseltmekde münceli olacakdı. Ağaç kırmak bir gönül kırmak gibi olsun ve şa‘ ir bunu istemesin ! Şa‘ir Energie sini azğm ve gazablı rüzgârlara karşı bir mu‘azzam kaya gibi durmakda göstermeli diyorum : Ben Karlı Dağdan S e s de Şa‘ irin lisanından Hürriyyete şu kıt‘ ayı hitab 'ederken bunu ifade etmek

istemişdim: (

Söndüren değilmiyim zulmun cehennemini i Meşgaleni şi'rimin alevi yakmadımı V Göğsüm dağ olmadımı rüzgârların önünde ? Hayatını sana doğru sel gibi akmadın» ?

Hak perest dostum müsa‘ ade ederler : İ s y a n da

Ey d u 'a s ı, niyazı isyan olmuş saf m a'bedler !

rmsra'ı gibi dolğun ve olğun mısra'larm içine

Bir san‘ atkâr o s o ’uk mermerlere can nefh eder Bunlar eski ma‘ budlar lisanile hitâb eyler

gibi mücef ve solğun mısra*¡ar mahzun ve diğerlerine gıbta eder bir vazı‘ da bulunmiyor mı?

« Sazlıkdaki yaralı kamış gibi inliyorum .. >■

« Rüzgârların önünde bükülüyor kanadlarım.. » « Şu bulutlar kimlerin birer kara habercisi »

>

« Neler diyor şu yolcu turnaların acı sesi » « duyuyorum her yerde çirkin serhoş sadaları » « Kemanların udların çıldırtdığı horaları »

Şu parça düşündürücüdür:

Bıkdım artık bu mel-un temaşayı seyr etmekden Bundan sonra etden g ö z , taşdan kulak istiyorum Kâ’inatı şafaksız gice bulmak istiyorum .

Bu üç mısra'da ifade olunmuş hissi hayli seneler evvel ( Karlı Dağdan Ses ) in şu kıt'asmda ifade eder gibi olmuşdum :

Kalbime ateş dolar kalbini dinledikçe Dakikanın, sa'atın, günün, haftanın, ayın ; Aman, kurtarın beni bu zalim temaşadan : Aman, hayata açık pencereyi kapayın .

Mehmed Emin Bey Efendi şu ınısra‘!arda yükseliyor:

Ben de şarkın bir başka diyarında bir « Buadha » yıra Onun gibi beşere gençliğimi feda etdim

O tahtından geçmişse ben de aşka veda' etd im . Kalbi ruhu altuna satan eski müdahinler Kâ’ inatda zulumdan başka bir şey göremedim. ['] « Artık yeter din, vatan , hak , hürriyyet düşm anlığı» O kalbim ki dünyanın içi gibi yanıyorum .

Hülâsa İsyan ve Du‘ a ile Türkçe Ş i‘ irler arasına muhakkak bir sülüs asırlık fikrî ve edebî bir inkişaf devri girmişdir .

Dante için de Young un Giçeler inden aksi şadalar vardır, 0 mensurdur fakat o daha

tannan ve muhakkak daha uzaklara gidecek bir

sesdir. A . D.

J d — ® |*k> [ " !

[0<f]

lii. öly'S' ¿r’ J0 CP J-> tfjU.

J*

İşimiz Bitmemiştir

Yazan: A hm et İhsan , Ordu Mebusu »

351 Numrulu İçtihat’ ta « işimiz bitme - iniştir » ser Ievhalı mekalenizi çok dikkatle

ve zevkle okudum. Zaten yazdıklarınızı daima takip eylerim . Bu mekale > muharrirlerden Peyami Sefa Beye hitap eyleyor ve eski dos -

tu m şair İsmail Sefa merhumun oğlu ve gaze­

tem günlük olarak senelerce çıktığı zaman matbaamda bana arkadaşlık eden lihami Se -

fa’nın kardeşi olan Peyami Sefa beyefendiye

Abdullah Cevdet Beyefendiye

çok güzel hakikatler anlatmak istiyorsunuz. Makalenizin bir yerinde S e r v e t i f ü m ı ı ı dan ve benden dahi bahseyliyorsıınuz, bu beni ay - rica mütehassis eyledi ve gördüm ki Servetifü - nunda benim yazdıklarım da sizin dikkatli göz­ lerinizden kaçmıyor.

Azizim Abdullah Cevdet B ey; müsaade edi­ niz de makalenizin ser levhasını değiştirelim ; buraya

s

İşimiz bitmemiştir » değil ;

(5)

İ Ç T İ H A T

5805

* İşe yeni (taşladık » yazalım . Ben bile yazıcılık, gazetecilik âleminde kırk dört senedir çalışıyorum^ Yalnız Servetifünun kolleksiyonu

72 cildile başlı başına ve yarım asırlık bir kü - tüphane yapmıştır . Böyle olduğu halde tam manasile yükselme ve ilerleme çalışmasına yeni başladığıma inanmışım. Büyük Gazi, köhne im­ paratorluğun enkazından Türkiye Cümhuriye - tini kurdu. Etrafımızı saran, elimizi ayağımızı tutan, gözlerimizi kapayan bütün engeller or - tadan kalktı ve bilhassa, yeni harfler kabul olunduktan sonradır ki Türklük ilerleme, garp­ lılaşma ve yükselme haraketlerine başlamıştır ve Türklük kayb edilmiş zamanları kazanmak için çok çalışmağa , ama durmadan çalışmağa mecburdur. İş e yeni başladık, serlevhasını kabul edelim deyişimin sebebi budur azizim.

Deyirmendere’den yazdığım « Köy Mek - tujdarı » arasında bir tanesin de anlattığım yaralının macerası acıklıdır , fakat bu o kadar değildir; köy mektuplarımda sırası geldikçe yazdım ; meselâ İzmitten K aram nrsal’a "gelinciye kadar 6 0 kadar köy vardır,

5 0 ,0 0 0 den ziyade nüfus yaşar ve bunların bir tek Doktoru bir eczaha- ııesi yoktur , ve daha acısı , bir tek ebesi yoktur . Sonra elli veya yüz am ele işleten sınai müesseselerde bir doktor bulunsun diye telâş eyleriz !

Ben orada bir tifo mücadelesi gördüm ; kuyu - lardaıı su içilmesin diye gelen sıhhî komisyon ne yaptı biliyor musunuz? Yerden yapm a, bileziksiz kuyuların üstüne birer tahta koydu, tahtanın iki başına, yere yani toprağa iki kar- fiçe çaktı. Karfiçeden karfiçeye sicim bağladı ve sicimin ortasına koca kırmızı mühür bastı. Akşam üzeri tahtalar üzerinde sicimlerin ye - rinde yeller esiyordu ve köylüler bıyık altından gülerek : Doktorlar gündeliği doğrulttular ya ! sen ona bak diyorlardı !

İşte azizim Abdullah Cevdet B e y ! Cehle karşı muharebede muzaffer olduk ! Şimdi p a ­ lavracılarla yarım âlimlere karşı mücadelede kolları sıvamak ve böyle gülünç tifo mücadelesi yapanların kökünü kazımak lâzımdır....

[Serveti Fünun N o: 195] Ahm et İhsan

HALK İÇİN SIHHÎ SÜTUN

T E B D İL İ H A V A

Tebdili hava ve ta'til gezintilerinin sıhhat üzerine ne kadar büyük fa’idesi olduğunu her kes az çok tecrübe etmiştir zan ederim. Bunun maddî sıhhâttan ziyade manevî sıhhat üzerine olan te’siri her türlü tahminin fevkindedir • Maneviyat yükselir, sinirler kuvvetlenir, harp­ larda maneviyatın te’siri hakkında Napolâonun söyledikleri, hastalıklar ve rahatsızlıklar hak - kında da temamile doğrudur.

Napolöonuıı.söylediklerini temamen b ilm e- yorsam da her halde manevî kuvvetin maddî kuvvete nisbetle bire on nisbeti derecesinde harbin neticesine te’siri olduğu suretindedir.

Düşman karşısına çıkan kumandan ve nefer harbi mutlak kazanmak suretinde maneviyatı yükselmiş ve sinirleri o türlü hamle almış ve

gerilmiş ise harp her halde yarı yarıya kaza - mlmış demektir .

Sıhhatimizi te’ min hususundaki da’imî mü - cadelelerimizde dahi ayni hal vaki‘ diç Ekseri - mizin eyi veya rahatsız olmamız da hemen e li­ mizde gibidir . Hiç bir hastalık veya keyfsizlik yoktur ki maneviyatın onda derecesine göre az veya çok te'siri olmasın . Maneviyat da'inıa medhaldardır . Sıhhat ve ziııdeğimiz üzerinde da’inıa itimatkâr bir his ile neş’eyab olmalıdır . Maneviyatı yükselmiş ve tatmin edilmiş kimse­ ler > bu sayede bir çok vücut hastalıklarından

kendilerini muhafaza ederler. Ve bir takım ufak tefek rahatsızlıklara böyle kuvveti kalble bakı­ lırsa onların hiç ehemmiyetleri kalmaz . Zirâ neş’e , keyf , ümit , itimad onların derecesini haddi asgariye’ indirir. "

(6)

5806 İ Ç T İ H A T

işte tebdili havaların, ahvali ruhiyemizde hasıl ettiği böyle hoş te’sirler ve uyandırdığı latif duygular sayesindedir ki kıymeti pek bü­ yüktür . Da’irna bizimle beraber bulunan bir takım endişe ve düşünceler ttbdili hava yerle - rindeki yeni intiba'lar yeni hisler ve yeni duy­ gular sayesinde ber taraf edilmiş olur . Hasılı bu gibi yerlerde bulunan kimselerin etrafındaki tabiiatin bin bir şekilde gösterdiği renklerden, denizden, kırdan zevk alarak eğlenir, neş’elenir.

Bu yenilik ve zevk tj şadî içinde geçen hayat şehirlerin ve yevmi vazife ve işlerin verdiği

kayğu ve sıkıntılar ve tatmin edilmeyen emel ve ihtiraslarla ruhumuzun paslanmış köşeleri ve tozlanmış höcreleri temizlenir ve parıldar . Bu itibarla fikir ve tasavvurlarımıza serbest bir cereyan vermeğe kadir oluruz ki asıl isti - iadenin en büyüğünü bu suretle te’min etmiş oluruz . Zirâ arzu ve kararlardan ziyade yük - selmiş bir maneviyat hakikîjselâmet fikri te’ min eder ve bu sayede hastalıkların savletinden kendinizi masun bulundurmağa muvaffak olu ­ ruz . Hattâ savleti halinde bile marazı yen - meğe muvaffak oluruz .

Büyük Ada Dr. Şükrü

J A M E S R E D H O U SE

Her zeman düşünürdüm, dilimizin ilk luğat kitabım yazmış olan bu Ingilize karşı millî ve ferdî minnet ve şükranlarımızı ifade etmeyi düşünürdüm . Bu

muhterem Türk mukibbini Türk- lere tanıtmak lâ- mm ve hattâ fo­

yan borcudur de­ rdim . 46 Num - rulu Muhit refi - kimizde bu büyük

vazifenin yapıldığı ve fakat Londres da bu­ lunan, Amerikalı L. Mac Callum tarafından * »uhibbimiz Dr. M. Callum un oğlu tarafından yapıldığını görüyorum. Makalenin en mühim kısmını aşağıya nakl ve ( Içtihad ) ın kari’lerine arz ediyorum:

« James Redhouse 1811 senesinde Londra civarında doğarak daha on beş yaşında bir deli­ kanlı iken Istanbulu tesadüfen ziyaret etti . Osmanlı hükümetinden kendisine teklif edilen memuriyeti kabul etti ve fstanbuFda yerleşti. Tophane atölyelerinde ressamlık ederken ken - dişi büyük bir zevkle türkçe öğrenmeğe baş - lıyoT. Beş sene sonra Şarkî türkçe lehçelerini tetkik etmek için Rusya’yı ziyaret ediyor . Henüz bıyıkları yeni bitmesine rağmen ağır başlı olan bu genç, hedefine varmak için olanca

kuvvetini sarfetmekte devam ediyor. Yirmi üç yaşma girince Türkçe , İngilizce ve Fransızca bir lügat neşretmek maksadile Londra’ya dö

-nüyor. Fakat bu esnada Paris’te « Bianchi » ni* Türkçe - Fran Ç sızca 1 û ğatı mu intişar e t m e s i Redhouse’ ın te * şebbüeüııü b ir müddet için akim bırakıyor.

Bu vakitlerde Londra’ya Türkiye sefiri ola­ rak ve beraberinde bazı askerî ve bahriyeli zabitan getirerek Namık paşa isminde birisi gelmişti. Namık paşa Redhouse’ın en kıymetli dostlarından biri i d i . Redhouse Istanbulda iken beraberce tbni Batuta’nın seyahalnamesini tiirk- çeye çevirmişlerdi. Vücuda getirdikleri eser Ingiliz kralı tarafından Sultan Mahmud’a hediye edilmişti . Londra’da tekrar görüştükleri vakit paşanın ısrarlarile Redhouse Türkiyeden gelen genç zabitlerin tahsillerde meşgul oldu . Dört sene sonra İstanbul hasretine dayanamıyarak Sadrazamın tercümanlığını kabul etti .

Bir müddet sonra hariciye nezaretinde aynı vazifeyi ifa etmeğe başladı . Bu devri gerek Redhouse gerek Türkiye için hassas ve sıah

-|r T"T" T ; T ''T ▼ ’T T T' T V T 'T T ▼ T ” T 'T

UÇAN SEVGİLİ ‘ ITRA

Yüreğim olsa da gufran ii ‘inayetle dolu Etm iyor ruhumu bir lıüsni sem avi tehziz;

y Yaşadım yadi şemim inle dikenliklerde ,

Ey gülistani muhabbetden uçan ‘ ıtri ‘aziz.

► 3 Temmuz 1931 A. D .

(7)

i ç t i h a t 5807

suldar bir mevsim saymalıyız. Zira burada kalem arkadaşları Ahmet Vefik ve Fuat efen - diler idi ( Sonra her ikisi sadrazam oldu . ) Bu iiç güzide gencin arkadaşlığı hayatlarını aynı vadiye dökmüş olabilir ki artık her iiçü de Garbı Türkiyeye ve Tiirkiyeyi Garba tanıtmak gayesinde hayatlarını sarfettiler . Burada iken Redhouse İngilizceden Nelson’un hayatını ve « Seyrisefain hülâsası » m Türkçeye çevirdi . Bu ikinci kitap bahriye mektebinin matbaasın­ da basıldı.

Bu sene, yani 1840 ta , Osmanlı hükümeti bir Bahriye meclisi vü­ cuda getirdi ve meclise âza tayin edildi. Türk.

Ingiliz ve Avusturya donanmalarından mü - rekkep bir filo Suriye sahillerini abloka ede rek Türk ordularına yar dım ve refakat ediyordu.

Redhouse bu sahaya gönderildi ve mühim hizmetler ifa etti. Ge­ rek iiç donanma arasında gerek filo ile kara kuv­ vetleri arasında pek iyi muhabere vasıtaları organize ederek deniz ve kara kuvvetlerinin elbirliği ile çalışmalarını temin etti;. Bu muha­

rebe Tiirkiyeniıı lehine neticelendi ve Redhouse iftihar nişanile taltif edildi .

1843 senesinde Türkiye ile Iran arasında sulh muahedesinin şartlarını tanzim etmek için Erzuruma hey’etler gönderildi. Bitaraf hakem miralay VVilyams’ın refakatinde Redhouse da hazır bulundu . Müzakereler dört sene sürdük­ ten sonra , esas principler tesbit edildi ve muıhedeniıı tanzuni Redhouse’a bırakıldı . Bu nazik vazifeyi Redhouse o kadar mahiraııe ikmal etti ki yazdığı Türkçe , Fransızca ve Farisî müsveddeler avneıı kabul edildi ve bir

.IA M K S I l C M I O l S I

tek kelimenin değiştirilmesine lüzum görül - meden imzalandı.

Bu Erzurum seyahati Redhouse için pek fa'al bir devir oldu . Türkçe kamusunu burada ikmal etti ve Erzurum valisinin tavassutile eser Sultan Mecid’e takdim edildi . Padişah bunu memnuniyetle kabul ederek hazinei hii - ırîayun hisabına tab‘ edilmesini emretti. 1845 senesinde intişar eden taşbasma lügatin bu eser olması gerektir . Yine Erzurumda iken 1846 senesinde Pariste çıkan « Grammaire

raisonnée de la langue Ot to mane » ünvanh eserini yazdı.

Istanbula avdetinden sonra Fransanın orman kanunu ve nizamlarım Türkçeye nakletti. Bu tercüme tfirkiye orman kanunlarının esası o l ­ du . Bu günlerde Red­ house tercüme daire - sinde mühim birkütüp- h .nenin tesisi için çok emek sarfetti. Türk ve Ingiliz kütüphaneleri arasında gayrıresmi mu­ habereler hep Redhouse. vasıtasi le cereyan ederdi Maalesef, Erzurum da Redhouse’ ın silili iti çok ■ bozulmuştu € ve nihayet bu rahatsızlığın devamı alimin Tiirkiyeyi terketmesini ve İn - giltereye çekilmesini icap ettirdi . Londrada Hariciye Nezaretinde tercümanlık yapmağa başladı .

B r sene sonra Krim muharebesi koptu . İngiliz zabitlerine mahsus ve Türkçesi lâtiıı harf­ lerde yazılmış bir cep lügatini hazırladı.

Az vakit sonra bir İngilizce - Türkçe ve Türkçe - İngilizce lügati hazırlaması müstacel ve miibrem bir ihtiyaç oldu . 1851 senesinde Redlıouse’ın Paristeki sulh müzakerelerine i ş ­ tirak etmesile âlimin resmî vazifelerine niha­

(8)

5808 i ç t i h a t

yet verildi . Tekaütlüğünü talep ederek «Kıl- buru » na çekildi ve edebiyatla meşgul oldp . Artık arzu ettiği tarzda emsalsiz bir lügati vücuda getirmeğe başladı. Amerikalıların Istan- bulda neşrettikleri büyük lügat bunun ufak bir cüzü sayılabilir. Redhouse’ m lügati harf sıra- sile Osmanlı ve Şarkî Türkçe, arapça ve Farisi lisanlarında mevcut bütün kelime , tabir ve ıstılahlm ihtiya edecekti. Kelimeleri iki def-* terde yazarak birisinde İngilizce ötekinde türk- çe olarak izahat verirdi Bir kaç yüz sahifeyi doldurduktan sonra eserin sahasını daha ziyade genişletmeğe karar'vererek bitirdiği kısmını yeniden yazmağa mecbur kaldı. Yeni şekilde kelimelerin izahatından ma‘ ada , edebiyatta kullanış numuneleri , İran şairlerinden mufas­ sal iktibaslar. Kuranı - Kerimin her kelimesinin tarzı istimali . derlenmiş bütün arap darbı me­ selleri ve arap manzume ve bedayiinden yüz - lerce nümuneleriııi dercetti . Eser o kadar et - raflıca oldu ki bir kelimenin izahatı defterde mutat gazete Bahifesi cesametinden elli sahife tnttuğunu görmek mümkündür. Bu kadar vâsi bir teşebbüsü ikmal etmek için bir ömür az gelir . Redhouse otuz iki sene mütemadiyen çalıştı ve artık seksen yaşına girince işi başa- ramıyacağını gördü. Lügatin Türkçe ciltlerini Tiirkiyeye , İngilizce on iki büyük cildini « Brit ş Museum » a teslim ettikten iki sene sonra,ya:ni 189 3 te, Redhouse vefat etti.

Bu son devirde Türkiyeyi tanıtmak için ve Ingilterede Türkiye hakkında beslenilen batıl itikatların izalesi için Redhouse pek çok uğraştı.

Bu meyaııda Türk şairleri müdafaa eden (SjVe müslümanlıkta kadının mevkiini izah eden eserlerini zikretmek kâfidir . 1877 senesinde ueşredilen « A Vindication of the Ottoman Sultans Litle of Caliph » ( Osmanlı Sultanının Halife Unvanının Mütalebesi ) unvanlı eseri tarihî bir noktai nazardan dikkate lâyıktır. Her halde bunu Sultan Abdülhamidin teşvikile yazmış olmalı. Sultanın tngilizlere karşı kulla­ nacağı hilâfet iddiasına evveli - emirde Ingiliz- leri kandırmak lâzım geliyordu . Genç Sultan

daha tahta ancak yerleşmiş bulunduğu halde , bu propaganda fırsatını kaçırmıyordu .

Zikredilen bu iiç eser broşür şeklinde inti­ şar e tti. Bundan maada 1881 senesinde Red - house, Mevlânanın hayatını ve mesnevin n ter­ cümesini manzum olarak ihtiva eden bir kaç yüz sahifelik bir etüdü neşretti. Ararpça ve Farisi lisanlarından bir çok tercümeleri de mevcuttur .

Fakat bunların hepsi lügatin yalnız haşiye­ leridir. Redhous’ ın ismini bizim günlerimizde yaşatan ve bu büyük üstat ve Türk muhibbiniıı hakikî abidesi yalnız bu hârikulâde eseridir.')

James Redhouse bizim Kamus mütercimi Asım Efendi. Şemseddin Sanıi Bey gibi, Türk irfanına Türk harsına büyük hizmeti sebk et - miş ve heykellerini yapmaya da‘ vetli olduğu - muz irfan evliyamızdandır . En büyük razilet - lerden biri dé şükür kiizarlıkdır . Türk şükür kiizardır. Bunun da’inıa böyle olduğunu ve böyle kaldığını fi'len de göstermemiz ahlâkî vecibe - lerimizdeııdir. Ab. I>j.

Ş İ İ R

NAMI K K E M A L E

Azmindeki kaplanlara, kartallara bakmış . Bilmişdim ufuklar neye çökmüş, neye sinmiş . Yıldızları görmüş tanımışdım : kara bir zulnı , Zulmet kesllüb atdığııı oklarla delinmiş

Millini Cemal

« Akrostişler » Serisi

CANAN

Canıma değmişti şirin bakışın; Ansızın gönlüme bir şeyler oldu .. Nasıl da gözümün ferini aldın : Ayrılıp gidince nsş enı de soldu Nur idin nâr oldu hasretin bana 1..

Irían Emin

SOLMAYAN GÜZELLİKLtR :

y aJLj-üM J j j y - j y

[d /-] jU.Í jl J&- ö>> j-l

Senin evsafının düşünüldüğü gice de hayret nuru, nice yüksek akl şahinini yuvasından atmışdır.

(9)

t Ç T I e A T 5809

D’ A R TÉ M ÎSE

Mon regard incrédule, en lumière maudite, Pénètre dans le sein du néant ornoureux ; Sous mes paupières perle une larme inédite Et mon chemin fleurit d’un trépas bienheureux.

J ’adore et je maudis. je rêve et je médite, Mon idole est noyée en mon amour peureux : Le désespoir grandit, la Foi reste petite ; Qui peut guérir ce mal glacial et fiévreux?

En mon luth le délice à l’horreur se marie , La caresse du Rêve a trop blessé mon front : Je vais mourir de soif, ma coupe s’est tarie.

J’ai chanté ma douleur et ma Muse morose Car ma voix est fragile et vos tendresses font A votre âme d’azur une âpre apothéose .

Ab. Dj.

H A T I R A L A R I M - Kastamuni - kırk sene evvel

Patates, Haşhaş (A fyon ) ziraatlarının ta'mimi teşebbüsü ve bir cehalet garibesi.

Kastamuni ve mülhakatının ekserinde arpa, buğday ziraatlarından en feyzli senelerde bile ancak yüzde 6,7 nisbetindd1 mahsul alınabildiği için daha bereketli ve kıymetli şeyler, ve bil­ hassa haşhaş (Afyon) ve patates ziraatlarının ihdas ve ta‘ mirnirıi, 1888 senesinde Vali mer­ hum Abdurratıman paşa arzu etmişdi.

Ben müşarün ileyhin hususî kâtibliği, mü - hürdarlıgı vazifeleri de munzam olmak üzre mektubî kalemi mümeyyizi ve Vilâyet gazete­ sinin muharriri idim ; bir müddet sonra Pdadi mektebinin kavanini mülkiye ve mecelle mu - !alJimliği de ilâve edilmişdi

O zamanlarda ecnebi memleketlerden Kas - tamuniye kadar getirilen patateslerin okkası iki kuruşa satılıyordu .

Halbuki vukuf erbabı okkası on paraya satılmak şartile patates zira'atının her dönüm de iki bin kuruş kâr bırakdığını hisab ediyor­ lardı .

Haşhaş zira'atı ve afyon istihsali ameliy - yesıni dokuz on yaşlarında İsparta da pek yakından gördüğüm için bunun ta'mirrıi işini ben üzerime aldım. Almanyada zira‘at fennini tahsil etmiş olan l‘ dadî Miidiirü ( Esbak da - biliye Nazırı ) merhum Calâl Beye de patates işini der'uhde çjdirdim ,

Celâl Bey patates , ben de kitablara ve

vukuf sahihlerine müraca’at ederek köylıile - rinde anlayabilecekleri kadar sade bir lisan ile haşhaş zira‘atına ve afyon istihsaline da’ir mufassal tadimatnâmeler yazdık. Bu iki ta‘ li - mat Vilâyet gazetesine dere olunarak ( o zaman Bolu , Sinub ve Çanğırı livalarınızda ihtiva eden ) Vilâyetin üç bin kadar köylerine gön - derildiği gibi haşhaş kozalarını çizerek afyonu akıtdıran çakılardan da Kastamunide lüzumu kadar yapdırılarak nürnune olmak üzre her kaza ve nahiye merkezlerine birer tane yollamışdık .

Bu kadarla da iktifa edilmeyerek Afyon Kara Hisarından ve sa’ir mahallerden tuhjımlar getirderek meccanen her tarafa gönderdik.

Bizde Kastamuni de yarım dönüm ve bir evlek birer sahaya bu iki mahsulu ekerek fi‘ len vaki* olan müşahede ve tecrübelerimizi ve mulhakatdan bunları eken kazalardan, na - biyelerden aldığımız rnadûmatı muntazamen gazeteye yazıyorduk .

Biz Kastamuni de altmış kuruşluk arpa . veya buğday istihsal oluna bilen bir yerde altı yüz kuruşluk afyon ve buna yakın bir nisbetde patates husule getirdik.

Mülhakatdan bacılarında afyondan ziyade patatesden istifade edildi. İkinci sene.için resmî muharrerat ve gazete ile mükerrer teşv.ikatda

(10)

5810 İ Ç T İ H A T

bulunuldu. Zira‘ at mevsimlerinin hululünde bu iki şeyden nerelerde ne mıkdar tohum ekil­ diğine da’ir ma'lûmat istedik , hiç birinden memnuniyyeti mucib bir cevab gelmedi. Alel- husus Taş Köprü kazasından gelen cevab ziya- desile esef ve hayreti mucib oldu. Abdurrahman Paşanın gazabına uğramak korkusile kaza ka’immakamı bu cevabı yalnız başına verınek- den çekinerek Meclisi idare mazbatasile ver - rnişdi ■ Bu mazbatada şöyle deniliyordu :

« Afyon zira‘ atı gülfetli isede patates ye - tişdirmekdeki koliylıkdan dolayı bu havaliye ve ahalinin kabiliyyetine pek muvafık ve sa’ir mezru‘ ata nisbetle çok kârlı isede babadan , dededen görülerek alışılmamış olduğu için geçen sene teşvik ve hattâ bir azda tazyik ile ekenlerden bir çoğunun bu sene ekmemiş ol - dukları ma‘alesef ma‘ruzdur . »

Ben her tarafdan gelen cevabları, bilhassa bu mazbatayı Paşaya okumak üzre iken, Yaver içeriye girerek : « Tosya kazasından bir köylü geldi efendimize ıııa‘ ruzatı varmış. » d ed i.

Paşa, Kastamuninin en ileri gelenlerinden de her za’iri derhal kabul etmiyerek misafir odasında az , çok bekletdiği halde fakirleri , alelhusus köylüleri derhal kabul ve sözlerini pek ziyade dikkatle dinlerdi.

Hayrete şayan bir hafızaya sahib olan mer­ hum, Kastamuni de dokuz sene kadar Valilik ve Vilâyetin her tarafını miikerreren devr ve teftiş etdiği için köylerin bir çoğunu ve köy­ lülerin ileri gelenlerini tanır ve alel’ıtlak köy­ lülerden bir iş için Kastamuniye geliib kendi - sine miiraca‘ at edenlerin işleri her ne ise ihti­ mam ile ta‘kib ve ta cil etdirirdi.

Tosyadaıı gelen köylüye müraca‘ atı sebebini sordu .

— Efendime teşekkür için geldim . - - Hayır ola ?

— Bıldır, bizim kazaya afyon tohumu gön- deriib bunları köylüler eksinler buyurmuşsun.

Paşa:

— Evet, dedi ve köylüyü yazı masasının önündeki sandalyeye oturtdu . Köylü sözüne devam etd i.

— Kaymakam bu tohumlardan Karğı na - hiyesindeki bizim köye de gönderdi . imam kâğıdını okudu. Birkaç kişi ekdik . Askerden gelen kayın bilâderim Mehmed kur‘ a me’muru bir Binbaşı ma‘iyyetinde Afyon Kara Hisarına gitmiş olduğundan bunun ekimini, dikimini ve kozalakların çizilmesini, filanını biliyormuş . Bizim su basan tarlaya ekdik . Ve Tosya da bir kaç çakı yapdırdık . Allah verdikçe verdi ; Haşhaşlar büyüdü , çiçeklendi, kozalaklandı . Çizdik , suları çıkdı ve bal gibi koyulaşdıkdan sonra topladık . Bunlar afyon imiş . Kayın bilâder bunlardan bir çok.yuvarlaklar yapdı ; Tosyaya götıirüb satdık . Bir az ucuz saldığı­ mızı sonra anladık , ne yaparsın ? acemilik var . Fakat çok şükür o tarladan her sene al­ dığımız arpa veya buğdaydan kat, kat ziyade kâr etdik . işte bu afyon parasile Istanbulda börekçilik eden büyük bilâderimi görmeye gidikorum ".

Paşa pek sevinçli bir sima ile:

Çok memnun oldum , Madamki faydasını anlamışsınız artık bundan sonra Hükümetin emrjne, teşvikine hacet kalmamış demekdir.

Dedikden sonra bana:

Bu haberi kim bilir gazeteye ne kadar allandırub pullaııdırub yazacaksın ; d e d i.

Ben de pek memnun olduğumdan : Tabi'î efendim dedim .

söz kesildi fakat , ayağa kalkan köylü gitmiyordu.

— Baba, dedim, daha bir diyeceğin vaaıııı? Yok, fakat, Paşa efendinin emrini tuta­ rak gönderdiği tohumları ekdik ; hazır Istan - bulada gidiyorum bahşiş filan yokmu

demesinmi ? !

Fena halde kızan Paşa mükerrer ( lâ havle velâ ... ) dan sonra bana: « Bunun cevabını siz

veriniz . » dedi .

- Be adam, dedim, şimdi evvlki sözleri - nizin de doğruluğuna inanmamaya başladım ya; her ne ise hikâyelerine göre haşhaş zira'atın - dan hayli kazanmışsın Paşanın emrini yerine getirdiğini ve sözlerinizin doğruluğunu isbat için istihsal etdiğiniz afyonlardan numune

(11)

i ç t i h a t 5811

olmak üzre fındık kadar olsun küçük bir y u ­ varlak getiriib Paşaya takdim etseydin değe - rinden çok ziyade bahşışa müstahik olurdun .

Utanmaz köylü meşru1 bir hakkı verilmemiş gibi abus bir çehre ile ç.ıkdı, gitdi.

Şu patates ve afyon tecriibelerile Anadolu düğünlerinin mueib olduğu tahribkâr israfların men‘ i yolundaki bunca mesa‘ inin muvaffakı^ - yetsiz liğinden his etdiğim hüzn ile Kastamuni gazetesine yazdığım bir baş makaleye şöyle başlam şdırıı :

« memleketimizde bir kerre nasılsa adet olmuş bir şey ne kadar muzır olursa olsun Halkımıza onu terk etdirebilmek ne derecede müşkül is e , ne kadar menfeatlı olursa olsun adet olmamış bîr şey’e alışdırmak da o kadar zordur ...»

On üç sene kadar sonra ben de bir Vali olarak Aııadoluııun ba‘ zı Vilâyetlerinde, Rum ilide , Süriye d e , Irak da , Hicaz da uzun se - neler zarfında vaki4 olan müşahade ve tecrti - belerim da’ima kastamuninin bu ilk ve acı tecrübesine mütefavit derecede benzedikleri için bu hal yalnız biz Tiirklere değil bütün

şarkın cahil insanlarına mahsus olduğuna ka­ ni* oldum .

« Cahil » deyince o senelerde Kastamuni de şahid olduğum garib bir cehil hadisesini hatırladım .

Kameri 1305 ( 1888 ) senesi zilkadesinin yirminci gecesi alaturka sa‘at altı raddelerinde şehrin kenarında bir serhoş tarafından havaya atılan beş altı el silâh sadasile uykudan uya - nanlar Aya bakmaksızın ve kaç günlük old u ­ ğunu düşünmeksizin Ay tutulmuş zannile ve adet olduğu veçhile silâh atmağa , lenger , tencere kapağı ve sahan çalmağa başladılar . Bu gürültü bütün şehir ahalisini uyandırmış ve Aya bakanlarda yirmi günlük olduğunu tahattur etmeyüb yarımlığını hüsüfe atf ederek onlarda bu hengâmeye iştirâk etmiş olduğun - dan bir buçuk sa‘ at kadar süren bu cehil garibesine ancak Vali tarafından şehrin muh­ telif semtlerine zabtiyelel gönderilüb : « Ay yirmi günlük olduğu için yarımdır

,

tutulma - rtıışdır ! » diye bağrıltuıak tedbirde nihayet verile biİmişdi !

¿8 Mayıs 1929 Ebubekir lla zim

C İ H A N I N Ş İ M D İ K İ İ N K İ Ş A F I

Hakem M ahkemelerinin kıymeti hakkında kuruntular | Maba‘ t ]

Bina’en'aleyh, eski felsefeye göre, İlâhların ve insanların iradetlerine hâkim olan bu tali‘ in te’sirile Fransa, nihayet , menafdini kadim haş­ ininin ırıenfa'atlarile birleşdirmeye mecbur olacak görünmekdedir. Locarııo d a , M Briand m pek eyi anlamış olduğu veçh ile, uzun bir sulh menba

‘1

olacak olan işte bu menfa'atlar birliğidir ,

* ■*

*

Locarno«conférence*i, yalnız kavinler ara - sında, rnenfa*atların bir ittihadını te’sise bir adım atmakla kalmadı, çünki bu «conférencç»i idare eden büyük Fransız Devlet adamı, aklî mantıkin delillerini, beşer ruhu üzerine hükmü te’siri pek biiyük olan suri [ Mystique ] nüfuz

ve te’ sirlerle tahkim etmeyi bildi, bedihi bir su- retde nâ kabili tahakkuk olan şey, Locarno da derrneyân olunmadı ve bu sebebindir, ki terki teslihatuı büyük projeleri hakkında pek az

konuşuldu .

Asırların müruru esnasında bir çok defalar, kavinler, şe’niyyetlerin önünde, anlanıamazlık - larıntn di varının dikildiğini görürler. Bu di var, belki, hiç bir zaman , bu günkü kadar, kalın olmamışdır.

Şimdiki anlanıamazlığın ve bundan tekev - vün eden «Anarchie» ez cümle , şundandır, ki kavmlerin hudavendleri, kavmlerin zimamdar­ ları, hissi ve sırrî te’sirlerden müııba’is ve ak­ lın bigâne olduğu hususî bir mantıkin siyakına

(12)

5812 İ Ç T İ H A T

tabi' mes’eleleri , aklî mantıkla hail etmek iddiasındadırlar .

İşte asıl bunun içindir, ki cihan sulhunun lehinde Genève de dermeyan olunan bütün aklî delillerin az te’siri olnıuşdur , halbuki Locarno da kullanılan hissî ve sırrı smıfdan deliller pek mühim neticeler verıııişdir. Haki- katde , Genève Ceniiyyetinin faydalı te’siri ancak sırrı nevi'den olabilirdi. O zaman , bu Cerıiiyyet , vaktile Boudhisme , Hıristiyanlık,

s-Müslümanlık ve şimdide Socialisme, Commu - ııisme gibi, ruhları feth eder etmez fi'il ü icra âmillerine tahavvül etmeye musta‘ id yeni i‘ ti- kadların kurulduğu o büyük dînî Cemüyyet [ Coııcil ) lerden biri olurdu. [*]

Hakikat şu merkezdedir, ki ilmin bütün terakkilerine rağmen sırrî kuruntular , yine tekrâr ediyorum, her zaman icra etmiş olduğu hâkim nüfuzunu muhafaza etmekdedir. Onların silır-enğiz te’siri altında , cihan , bir kaç defa değişdi. Bu sırrî kuruntular muhalden rııüm - kini zuhur etdirdiler . tuıperatorluklar te’sis veya tahrib etdiler ve büyük ınedeniyyetleri istihaleye uğratdılar.

Ü Ç Ü N CÜ KİTAB

A S K I H A R IÎL E R , SE H E R LE R İ Ve N E T İC E L E R İ

BİRİNCİ MEBHAS

MÜSTAKBEL HARBLEİİİN TAHRİBKÂR SECİYYELERt

Alman filosoflan diğer Avrupa ulemasının «ThèseGeiinden hayli farklı «Thèse»ler mııdafa'a

! ‘ l Fransa ile Almanya arasında "Esprit de Locarno» diye tavsif olunan haleti zihniyyeyi te’sis etmek için Aris - tide Briand yüksek mevki*i manevisinden istifade etmeye azm etdiği vakit , pek eyı anlamış olduğu bu idi . Bu işin azim müşkilâtı, meşhur Recüli Devlete meçhul kaimamtşdı. Teşebbüsünün ihtidasında bana göndermiş olduğu küçük bir resimli kart postal da bunun isbatma destres oldum :

Locarno, 17 Teşrini evvel 1925 Sevğili eyi Doktorum

Bu pek güzel »Paysage» da, endişelerimle pençeleşirken sizi, gelecek bir öğle ta‘ amı mülakatımızda hayal perestane teşebbüs tesmiye edeceğiniz teşebbüsümü delik deşik ede

-ederler. Alman filosoflara göre, kuvvet, hakkın yegâne menbâhnı teşkil eder ve meydan mu - harebeleriniıı neticesi ve yalnız bu netice, hak­ kın hanği tarafta olduğunu göstere bilir. Mu - harebelerin, en ziyade istfdadlılann, en ziyade salihleriıı istifasını [*] viicude getirdiğini bu Alman filosoflar iddfa ederler. Bina’en‘ aleyh onların fikrînce muharebeler, muzaffer memle­ ketler için büyük fa’ide olurmuş.

Muvazzaf ordular, nüfusun ancak kiiçük bir kısmını teşkil etdiği ve muharebede öledler şimdiki gibi milyonlar değil, bir kaç bin oldu­ ğu vakit muharebelerin viicude getirdiği ıstı - falar faydalı olabilirdi.

Harbden doğan istifaların neticeleri bu gün büsbütün başkadır . Yeni mübarezeler , yalnız mağlubu değil galibi de iflâsa sevk ediyor ; bundan başka kavinin gürbüzlüğü tenezzül ediyor. Askerî melhameler, en kuv - vetlileri en gürbüzleri i t lâf etdiğinden ziirriyyet için en az kavi unsurlar kalır. Bina’en‘ aleyh bu menfî istifa , terakkinin değil, tedenninin mas- darı olur .

Eski Alman filosoflarının bilmedikleri dé - mocrate şı‘ ar yeni fikirler, modern muharebe - lerin imhakâr seciyyesiııin başlıca menşe’leridir.

Son Avrupa harbinin, mal olduğu on milyon insan, cihan umurı hakkında yeni démocrate şı’ ar fikirlerin kurbanı olmuşlardır. Bu fikirlere tnünkad olmak için, muvazzaf küçük orduların yerine milyonlarla muharib ka’im oldu . Bu suretle démocrate şi ar nazariyyeler tatmin olunmuş bulundu. Fakat bu fikirlerin rmıvaffa- kıyyetleri insaniyyet için miidhiş bir suretde harabiyvet enğiz oldu .

*

* *

Büyük harbin daha bidayetlerinde adedin, asri muharebelere . Démocrate şı‘ ar idhalinin rnülılik neticesini tahmin etmek giiç değildi.

Bununla beraber. Harbin müddeti devamı ,

cek <■ Sarcasme » larınızı , acı istihza, ekseria düşündüm Neyse , tali* ba*zı kerre delilere yaver olur. En derin muhabbetlerimle. Yakında görüşürüz. Aristide Briand

(13)

İ Ç T İ H A T

malıiyyeti ve seciyyesi bakında garib ziı'üm - larda bulunuyorlardı Harbin kısa olacağı be- dibî görünüyordu ve La Haye mahkemesinin evamiri sayesinde meydan muharebelerinin pek (,-ok munsıfâııe, pek çok insaniyyetle yapılacağı lâbud görünüyordu

Bütün bu tahminlerin hilâfına olarak, Harb, pek uzun , pek hunlıarâne ve belki Tarihin kayd etmiş olduğu harblerin en barbarcası oldu. Bunun böyle olacağını evvelden kesdirınemek, evvelden görmemek için hakikaten ( Philan - trop) lamı ve diplomatların gafleti lâzımdı.

Avrupa Harbin n ilk zamanlarında,bir çok gaze-, teler yirmi sene evvel S iy a s i P s y e h o lo t jia [*] kitabımda bir Avrupa harbinin iııtac edeceğiava- kıba da’ir şu satırları istinsah ve dere ediyorlardı:

« Unutmayalım , ki Avrupada bir harb , muharib milletlerden birinin k a fi ve tam suretde m a bvii nâyab olmasını intaç eden niha’î musara'alardan biri olacakdır. * Merhamet nedir bilmeyen ve esnayı vuku'unda, ne bir ev , ne bir ağaç, ne bir insan kalmaymcaya kadar mem­ leketler. méthodique bir suretde tahrib edilecek olan müdhiş muharebe bir nıüdhiş boğaz boğaza gelme! » .

Bu keşfde bulunmak için, ne üzerine biuavi fikr etmiş olduğum ekseriya bana soruldu Istinâd etdiğirn «ebebler pek basit idi ve hiç­ bir hususî uiifuz veıttıla* istilzam etmezdi. Eski lıarbierde her memleket , yerlerine yenisinin getirilmesi gayri ıııütnkin olan küçük bir or - duya malik bulunduğu halde, yeni muharebe de, milyonlarla insanın karşı karşıya gelece - ğini nazarı i'tibara alan en mütevazı4 bir Dip­ lomat tarafından ayni tahmin, ayni keşf yapıla, bilirdi . Eski muharebelerde, eksik veya rııahv olan bir ordunun yerine hemen yeni ordu celb ve ikame etmek imkânsızlığı sebebile gayb edilen bir iki meydanı muharebesi mağlubu sulh iste­ meye mecbur etmek için kifayet ediyordu

İster iste ez azim bir cebhe üzerine uzan­ mış ve milyonlarla askerden müteşekkil ordu­ larla her biri elli bin adama mal olsa da ga'ib edilen bir, yahud on meydan muharebesinin ne ehemmiyyeti olur?

Bina’en‘ aleyh Napoléon zamanında tehakkuku

kabil olan o kısa müddetli muharebeleri hatırdan, akıldan geçirmek mümkin değildir . şu halde meydan muharebeleri zaferlerinin fa’idesizliğini bilen galib tarafın . Almanların yapmış olduğu veçh ile. meydan muharebeleri kazanmakdan daha

ırıii essir olan tedhiş vasıtalarile hasını mfinkad etmeye çalışacağı bedihî oluyordu .

İransa) um dokuz on departmanını tahrib ve ahalinin eli silâh tutarlarından bir kısmını, eşgalı şâkkaya vaz" etmek üzre esir alub götür­ dükleri vakit. Almanlar temamen böyle haraket, atililer. Bu tedhiş usulü , zaten Alman askeri muharrirlerinin en nüfuzluları , ez cümle Bernhardl tarafından sena olunmuşdu (*].

Kablelvuku* sabık ihbarda mevzu*! bahs olan ve Avusturya İmperatorluğuııuıı dağıl - 1,1 asile te’eyvüd eden Imperatorlukların nâyab olacağı mes’elesi, bir tarziye idi , ki mübareze- nin uzun imtidadile pek kuvvetli b r ihtimal halini almışdı . Eğer müttefikler mağlub olmuş olsalardı s yaseten ortadan kalkacak Avusturya olmazdı , Belçika ile beraber b;r çok Fransız -departmanları ııâbud olurdu .

* îfî i):

Son Harbin hunhar seciyyesiııi , vaktile , evvelden haber vermeme yaramış olan unsur lardan istintaç oluna bilirki müstakbel miiba - rezeler - Tayyarelerden atılan mevadı infilâ - kıyye ile şehirlerin ve sakinlerinin tahribi , boğucu gazlar, Bacteriologia’î usuller v. s. yüzünden daha çok lıuııha.rane, daha çok bı rahmâne olacaklardır. Harbden , sivil ahali her halde ordudan daha ziyade muztarib olacakdır.

Bu ihtimâller gizlenmemelidir, bil'aks ulu orta Plân olunmalıdır , ta ki yeni bir harbe girişmek fikrinden muhtemel bir muta'arrızı vaz geçirmek için, birleşmekdeki azim istifade­ lerini kavinler anlasınlar .

Mudafa‘ a vasıtaları , kendisinin mağlub edilemez olduğuna hükm etdiren bir ma‘ şeriy- yete hücum edilmez.

( Harb ve Sözde Eyilikleri ) unvanile neşr etmiş olduğumuz mütercem kitabımızı da okuyun. A. D.

( Miiessis sahibi : Dr. AB. Djevdet ) Mes’ul imtiyaz Sahibi avukat İrfan Emin

[ İsmail Hakkı matbaası ]

5813

(14)

Leit - Gruudsaetze der Zeitschrift « Idjtihad » gegründet 1 9 0 4 in Genf von Dr. Abdullah Djevdet Bey.

I. Von allen Formen der Freiheit ist die Gewissensfreiheit die wichtigste und heiligste; « ein Mann , der nicht frei seinen Glauben waehlen und bekennen kann, verliert seine halbe Seele.»

II. Die wirtschaftliche Unabhaengigkeit ist die Grundlage jeder andern Unabhängigkeit, der individuellen» kollektiven, politischen.

III. Der Krieg ist kein Mittel zur Lösung von internationaler Fragen. Jeder Angriffskrieg ist verwerflich.

IV. Es ist ein gewaltiger Irrtum zu glauben» dass das Unglück eines Volkes das G ück eines andern bedeute ; die gegenseitige Abhaengig- keitder Völker untereinander ist eine allgemein auerkante .

V- « Ein Unrecht , das einem Einze nen zugefügt wird» ist eine Bedrohung für alle . »

VI. Der Zweck der Erziehung und des Un - terrichts sollte sein, den Einzelnen dah,n zu führen, dass er sich selbst vertraut und sich nicht auf die Gesellschaft verlaesst. Es ist wich­ tiger den Charakter zu entwickeln und zu starken als den Verstand .

VII. Der Mut zur Tate wie zur Rede ist die Beredsamkeit des Charakters.

VIII. Kunst, Poesie, Musik veredeln die Seele und geben ihr eine göttliche Weite.

IX. Die soziale Krise kann nur vermieden werden » indem man die landwirschaftliche Besiedelung des Landes fördert und das Un - terrichtssystem aendeit, und zwar muss ver - hütet werden, dass die Schulen weiterhin, wie bisher, Brutstaetten von Politikern und wilden Revolutionaeren sein können .

X. Der vernünftige Zweck der Religion b e ­ steht darin, den Geist der Eintracht, der Freund­ schaft und der Barmherzigkeit unter den Menschen zu entwickeln. Es ist besser das Fl ei 1- mittel nicht weiter zu gebrauchen » wenn es anstatt zu heilen und zu lindern nur das Leiden verschlimmeit.

XL Und solche Menschen und solche Volker sind wirklich stark , die sich zu verteidigen wissen, ohne Zuflucht zur Gewalt zu nehmen.

XII. Die Gewalt kann wohl vor dem Recht gehen doch kann sie es ersetzen nie.

XIII. Unter den Hauptgründen, warum der Orient weniger fortgeschritten ist als das Abend­ land, sind die untergeordnete Stellung derFrauin der sie gelassen wurde und der allen Formenseiner

Regierung innig verbundene diktatorische Geist-XIV. Die wirkliche Grösse eines Landes besteht weder in seiner Bevölkerungsdichte ,

noch in der Fruchtbarkeit seines Bodens, noch in seiner Au-dehnung, noch in seiner Militaer- macht , sondern in dem gesellschaflicben Wert seiner Bürger.

XV. Der Glaube an ein höchstes Wesen,welches das Universum nach eigner Laune regiert, beweist nicht nur eine erstaunliche Leichtgläu­ bigkeit, sondern bewirkt auch eine beklagens­ werte Schwaeche der menschlichen Seele und führt zu unlösbaren Widersprüchen .

XVI- Tugend ist der Trieb, der uns anspornt anderen Gutes zu tun : die tiefe Freude , die uns ihre Ausübung schenkt und die innere Qual , die das Unterdrücken dieses erhabenen Glücksgefühis verursacht, machen die einzigar­ tige Macht und Weihe unsrer Taten aus.

XVII. Der Mensch ist nicht nur für das Böse, das er tut verantwortlich, sondern auch für das G ute, das er nicht

tut-XVIII. Derjenige ist ein vollendeter Mensch, der tugendhaft lebt , ohne Anreiz einer Belohnung , oder Furc.it vor Strafe.

XIX. Das Ziel einer hohen sittlichen Kultur besteht darin, die Übung"der Tugendhaftigkeit so natürlich und leicht' werden zu lassen , wie das Atmen .

XX- Kapital und Ai beit sollten sich gegensei­ tig achten und in Eintracht miteinander leben. Die Tyrannei des einen endet mit der gleich - zeitigen Vernichtung des Unterdrückten und des Unterdrückers.

XXL Kapital ist für die Arbeit das was der Stützpunkt für den Hebel is t.

XXIL Es gibt nur eine einzige und Zivilisation sie ist das Erbe der grossen menschlichen Familie.

XX1IL Die Völker weiden sich eine eigen - artige und weniger abhängige Existenz sich ­ ern, wen sie inden charakteristischen Merk - malen der Gesittung übereinstimmen .

XXIV. Die allgemeine Wohlfahrt ergibt sich aus den vereinigten Bemühungen aller Einze­ lnen . Daher sollte der Mensch , der arbeiten und schaffen kann , es aber vorzieht untaetig zu bleiben , nicht mehr als berechtigtes Mitglied der Gesellschaft angesehen werden und somit das Recht verlieren die Früchte der menschli - eben Arbeit zu gemessen .

X X V . Ein volk schöpft ebenso wie ein Einzeldindividuum seine fruchtbarste Energie in dem İdeal, dass sie sich selbst gibt ; der Wert dieser Energiequelle wird um so grösser sein, als die Nation die daraus schipft sie höher stellt . « Die Höh ■ des zu verw rklichen den Ideals, ersetzt die Glaubensenergie in seinen un mittelbaren Realität » .

(15)

Tarif de publicité cuns

T « Idjtihad »

Ltq,

1 pour chaque 3 centimètres de. hauteur dans les colonnes de 1’ “ Idjtihad,,. soit 3 X 8 centimètre carrés, par insertion .

Le prix des avis et annonces est encaissé après leur insertion, contre reçu dûment établi.

Les numéros de 1’ "Idjtihad,, dans lesquels les avis et annonces ont paru sont envoyés,

aux intéressés, à titre gratuit.

Le prix des avis et annonces est de 1 Ltq

au minimum, par insertinon .

‘ A K L İ S E L İ M

Meşhur Rahib M e s lie r nin V o l t a ir e ta­ rafından hulasa edilen bu eseri Dr. Abdullah Djevdet B. tarafından ba‘ zı mühim haşiyeler ‘ ilâvesile Türkceye çevrlmiş ve basılmışdı.

Arab harflerinin kaldırılmasından bir az evvel tab‘ ı hitam bulan bu kitab ilk iki ay zarfında emsalsiz bir sür'atle satılmış ve nus - İtası azalmışdı . Bunun üzerine geçen sene ikinci def‘ a ve yeni Türk harflerde de basıl - mışdır. Kitaba, mütercim, ba‘ zı ma'nidar re - simler ‘ ilâve etmişdir ve bunlardan ilk basılış için yapılmış bir danesini aşağıya koyıyoruz .

Eski harflerle basılmış nüshalar azalmışdır 828 sahifelidir fi. 1 liradır. Yeni Türk harfie- riie basılmış nüshalar 135 kuruşdur.

«ÎÇTİHAD»Kütübhanesi

M evcud kitablari:

Kuruş

Aklı Selim { Eski harflerle) 527 sahifeli 100 Aklı Selim (yeni Türk harflerde) 135 Rahib “ Meslier„nin Vasıyyetnamesi 20

KuhulEkvam (eski harflerle) 274sahife 100 Dün ve Yarın ( » ) 254 * 100 İlmi ruhi ictima‘ i( » » ) 287 » 50 Adabı mu aşeret rehberi ( Resimli, eski harflerle ) 509 sahifeli 150

Giullame Teli joo

Dilmesti'i Mevlana ( Eski harflerle ) 50 Bir Zekâyi feyyaz (Eski harf ve resimli ) 25 Mekârimi ahlâkiyye ve Din(Eski harflerle) 25 Karlı Dağdan Ses(AB. Djevdetin Şi‘ irleri)100 Harb ve sözde İyilikleri (Eski harflerle)

219 sahifelik ıoo

Asırların Panoraması ( Eski harflerle ,

resimli). 246 sahifelik 100 Felsefe'i istibdad ( Eski harf )Alfieri nin, resimli 272 sahifeli

50

Ruba'iyyatt Khayyam ve Türkceye - tercüme!eri.(Eski harf!erle)resimli,âdi cildlf 150

a‘ lâ kâğıdlı, a‘ Iâ cildli ve imzalı 500 Persefon-Esatiri nefis bir menzume

75

Avrupa harbinin Psikolocyası (Eski harflerle) resimli, 708 sahifelik

150

Bankalar ve muamelâtı (Eski harflerle) 50 ‘ Ameli Ruhiyyat 223 sahifeli 100

İngiliz Kavmı

«150

Dimağ ve Melekâti ‘akliye [Resimli] 250 Ilit.ii . Haneden siparişlere yüzde yirmi nisbetiııde ta‘ ahhndlu irsaliyye ücreti zam olunur. Siparişlerle beraber posta havalesi gönderilir. Havalenamenin vüsulu günü iste­ nilen kitab ta'ahhudlu olarak postaya verilir. (İçtihat) abonelerine yüzde

20

nisbetinde iskonto yapılır. Yahut ta‘ ahhüdlü posta ücreti alınmaz.

Cumhuriyet Mücellithanesi

Babıâli caddesinde * Karagöz » ittisalinde . Ki­ taplarım hem metin bir suretde, hem mutedil

fiatla ciltletmek isteyenlerin mücellithanesidir.

(16)

Bütün

«

classique » kitaplarla diğer neşriyyatı ve mektep levazımınızı

almak için

İstanbulda Beyoğlu istiklâl caddesinde 4 6 9

numarada:

LA G R A N D E L İ B R A İ R İ E M O N D I A L E

Müessesesiııe m üraca‘at ediniz

Şarki karibin en büyük ve çeşidleri en iyi intihab edilmiş kitabhanesidir.

Telefon: Beyoğlu: 2918

' ** ** *r ” ** *r ** *" ** ” ” ** ** ** * * ** ** ** ♦» *» ♦» « » ♦» «* •» « » « » «« «> •» « » « » « » a » «

Türkiye SA N A Yİ* ve M A ‘ A D İN B A N K A S I

Fabrikalarına ait

Y E R L İ M A L L A R P A Z A R I

İstanbul, Bahçe kapu Birinci Vakıf han Telefon : İstanbul : 517

Mağazada münhasiren bankaya merbut fabrikalar mâ'mulâtından ipekliler ve döşemelikler» yünlüler, battaniyeler, kostümlük kumaşlari, şallar, ipekli mendiller, ince ve kalın bezler, metin ve zarif bavulu, çanta, kunduralar ve saire topdan ve perakende olarak satılır.

HEREKE MENSUCAT FABRİKALARI MA‘MULÂ

t

Î

Satış mahalleri:

Yalnız topdan, Herekede Fabrika merkezi

,

İstanbul ve Ankara da

YERLİ MALLAR PAZARLARI

Perakende için istanbulda Bahçe kapıda birinci vakıf han altında

YERLİ MALLAR PAZARI

A ı ı k a r a d a Ç o c u k S a r a y ı c a d d e s i n d e

Verii mallar pazarile İstanbul ve sa’ir vilâyetlerdeki bilumum kumaşc* mağazalarından ve terzilerden talep

ediniz-T . C.

E M N İ Y E T

S A N D I Ğ I

Turkiyemn en eski millî bir müessese’i mâliyesidir . Muhtelif müddet ve fa’izle tevdiat a ul ve Mücevherat ve Altın ve Gümüş ve Emlâk mukabilinde mutedil şeraitle para ikraz eder. Merkezi idaresi Cagaloğlunda kâin dairei mahsusadır . Hiç bir yerde şubesi yoktur.

O s m a n l ı B a n k a s ı

b a n q u e o t t o m a n e

rzçm ayesı 10 milyon Ingiliz lirası.

Umumî merkez : Oalata Telefon : B. 36 Tiirkiyeniıı her şehrinde şu‘ beleri vardır.

S A T t E

Her nevi tenvirat ve kuvve’i muharrike te’iisatını, mötörleri, alâtı beytiyyeyi 6 - 18 ay vade ile, veresiye yapar ve satar. Telef B. 4800

stanbul 24378.

K e p h a l g i n e

«

Kaşeleri baş ağrısı ve her nevi* ağrı için müessirdir.

Öksürük ve boğaz hastalıkları

O x y m e n t h o l

PE R R A U D İN

Pastillerini alınız

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Ta h a To ro s Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Fourteen cases of angioimmunoblastic T-cell lymphoma (AITL) were excluded as there were no reliable criteria to differentiate whether the CD52-positive cells were neoplastic

Grup no. Şekil 2.2), hesap doğrultusunda üç farklı yakıt bölgesi ve dört kenar levha bölgesi olmak üzere yedi bölgeye ayrılmıştır (bak. Bu bölgeler için

It is also important that the low temperature peaks o f oxygen molecules release from undoped cerates irradiated at high temperatures were also found though

Taşkışla, M açka ve Gümüşsü­ yü binalarının İT Ü ’nün kent içi öğretim merkezleri olduğu ve bu binaların çevresine bilim ve kültüre ağırlık verecek

Böylece tarikatlar, halkın manevi gücü ile birlikte siyasi iktidarlar karşısındaki maddi tepkisini de temsil eder oldular.. Bazı tarikatlar bu­ nu,

Sonra sırasıyla Nazım’dan Ahmet Güvenç'in bestelcdiği“Yaşamak”şiirini, Aslıgül Ayaş’ın bestelediği “Seviyorum Seni” şiirini, Aslıgül Ayaş’la

fienli¤i düzenleyen ekip olarak biz- ler yani Bilim ve Teknik çal›flanlar› ve uzman gözlemciler flenlikten birkaç gün önce Sakl›kent’te bulufltuk ve flen-

Lorsque nous nous mettrons à rechercher notre pain quotidien dans les domaines de l’agriculture, de l’industrie et du commerce, qui sont les véritables sources