• Sonuç bulunamadı

Mimar Yetiştirimi Prof. W. Schütte

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Mimar Yetiştirimi Prof. W. Schütte"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

M i m a r

Y

e

t

i

ş

t

i

r

i

m

i

P r o f . W . S c h ü t t e

G. S. A k a d e m i s i »tölye P r o f e s ö r ü

Türkçeye çeviren: Halet ÇAMBEL Arkeoloji enstitüsünde asistan.

Güzel sanatların özü yaratmak ve meydana ge-tirmektir; mimarlık diğer güzel sanatlardan, bir mak-satla mukayyet olması .itibariyle ayrılır; nitekim mi-marlık, lıayata (en geniş ölçekte) sahnelik eden bina ve yapılara taştan, demirden, ağaçtan ve camdan maddî jbir kalıp vermekle mükelleftir.

'Mimarlık, maksatla maddenin buluşmasıdır' - büyük üstad Schmkel yapı sanatını işte böyle tarif etmiştir. Fakat tabiatiyle bu, vaktiyle, tek taraflı faydacı

(utilitarist) bir fonksiyonalizmin iddia ettiği şekilde, her maksada uygun şeyin kendiliğinden güzel olduğu mânasını ifade edemez. Bir yapının kendi işini lâyıkı ile. görebilmesi için sırf faydalı olmaktan daha çok şeye ihtiyaç vardır: bu, eserin şekliyle maksadının uygunluğudur; ve işte bunun ne şekilde anlaşılması icap ettiğine Schinkel'in eserleri birer misaldir: ope-rası. temsilleri akustik ve optik bakımdan iyi bir şe-kilde takip edebilmek üzere, içinde bir çok insanların teknik itibariyle münasip tarzda yerleşebildikleri bir binadır; fakat şekil ve nisbetleri, madde ve renkleriy-le seyircirenkleriy-leri, sanat hazzınm duyulmasına hazırlayıcı bir ihtişam haleti ruhiyesi ile doldurur.

Muasır mimarlardan W . M. Dudok'un, talebe-leri, huzursuz sokaklardan okul binasına girmeden önce, bina boyunca çiçekler arasından geçirmesi de ayni şeydir; ve burada meselâ Sultan Ahmet camii-nin avlısına giren herkes hisseder ki, bu avlı pratik

olarak yalnız büyücek ibir kalabalığın toplanmasına değil, ayni zamanda insan benliğinin kendi kendisini toplanmasına da hizmet eder. Mimarî eserlerin hale-ti ruhiye muhtevalarını teşkil eden, ve onları güzel gösteren işte budur.

Yapı sanatında güzel, maksat ve vazifesini, a-melî ve mânevî bakımdan, işte bu mükemmel mâna-sında doldurabilendir. Mimarî ve mimarlıkta

gü-zellik, eserlerinin maksadına, ve kendi devrinin ya-şayışına bağlıdır, ve işe böylelikle yapı sanatı kendi devri kültürünün hususî şekilde bir ifadesidir.

( 1 ) . Yetiştirmenin maksadı

Mimarlık yetiştirim, genç adamı, kendi devri

kültür ve yaşayışının tam ortasına koymak; onu; yatın şefkillendirilmesine yaratıcı olarak iştirake ha-zırlamak hedefine müteveccihtir.

Mimarî bir eserin - ister bina, ister bir şehircilik projesi olsun - meydana getirilmesi,

inşaatın maksadına, geniş münasebetlere ve (mahallî, millî ve iklime göre) hususî şartlara

nüfuz ile başlar;

bunların tam idraki için de mimar, kendi tasavvur

kudreti ile, doğru fikre ulaşır (fikir, akla gelir.) daha sonra -'akla gelen'- bu fikrin işlemesi, müşahhas"

laşıtırılması ve Jbilhassa resim ve ayni zamanda tarif ile de- arzı icap eder ve nihayet sıra projenin gerçekleştirilmesine gelir. (Projesini

mi-mar - ressam ve heykeltraş gibi - kendisi gerçek-leştirmez: dıvarları kendisi örmez") fikrinin ne şekilde hayata geçirilmesi gerektiğine dair etraf-lı talimat verir. Bu, bol sayıdaki yapı işlerinden her biri için, her çeşit malzeme ve her çeşit inşa tarzının, taşıma kabiliyet ve sağlamlıklarının, maliyet ve uygunluklarının, tam olarak bilinmesi suretiyle, onları, mutasavver artistik tesirin temi-nini mümkün kılacak tarzda tayin eden plân ve tariflerden ibarettir.

Şu halde mimarın yetiştirileibilmesi iki ayrı noktayı birleştirir:

1. istidat ve kabiliyetleri inkişaf ettirir - bunlar-sız artistik faaliyet mevcut değildir,

ve 2. Sanatın icrası için lüzumlu bilgiyi verir. Bütün insanlar, kendilerini güzel sanatların te-sirlerine açık tutan kıvılcımı -kuvvetli veya zayıf- içle-rinde taşırlar; daha kuvvetli, daha faal olanlar, yaııi müstaitler' artistik bir velûaiyet derecesine kadar inkişaf edebilir.

Bu, -karakterin tekâmülü tarzında- kendi mu-ayyen devresini doldurmak ihtiyacında olan, ve genç adamın bütün varlığını kavnyan bir inkişaftır; ve

(2)

gereken Ibu yetiştirim, 'olmakta bulunan' sanatkâra 'has iç iktidarın durup (dinlenmeden kuvvet bulması-na yol açar.

Sanat öğretilemez. Öğretilen bilgidir, 'yardımcı ilimler' dediklerimizdir. Böylelikle, meselâ mihanik, kendi sorularının incelenmesini hedef tutan 'saf bir ilim' olarak değil - bir 'yardımcı' mahiyetinde ve

fa-kat yine de, formüllerinin sırf şeklî kullanışlariyle değil, akademik faaliyetin en iyi mânâsında, tam bîr

anlayışla tetkiki için lâzım ocuğu şekilde öğretilir. Yapı malzemesinin evsaf, istimal ve inşa şekilleri de öğretilir. Öğretilen bir de mimarî eserlerin hedefle-riyle mütenasip taleplerdir. Bütün bu bilgi kümesi çok mühimdir, o mimar için lüzumludur, ve -müma-rese yoluyla iktidara çevrilmiş olarak - tasavvurlarla fikirler üzerinde istikamet tayin edici bir tesir icra eder.

Tasavvur kuvvetinin açılıp serpilmesi; emîn bir

zevkin gelişip güzele ve sanakârane olana karşı has-sasiyetin uyanma ve artmasiyle başlar. Bu, hissediş ve kıymetlendiriş, kıymetliyi kıymetsizden ayırış ka-biliyetinin artmış şeklidir. Bu, meslekî terimler ve

- ızm'lerderı ibaret bir lâfıgüzaf değildir; bu, hakikî mânasında sanatkârane olanın kanat vuruşlariyle

a-henkli canlı bir ihtizazdır.

Sanatkârın, sanat 'müstahsilinin' eserleri, görü-cünün, sanat 'müstehlikinin' işte bu hassasiyet ve şaş-maz zevkine karşıdır. Yapı sanatı 'müstahsilinin' yani

mimaTin yetişimi, onun şek'l verme arzu ve şevkinin

açılıp serp ilmesidir; ve tasavvur kabiliyetini, fikirle-rin biribiri peşi sıra mânisiz fışkırıp taşmasını müm-kün kılacak bir inkişaf seviyesine ulaştırmak maksa-diyle, akla gelenin kroki hâlinde tesbiti teşvik olun--malıdır. Zaten öğretimin genç sanatkâra verebileceği en kıymetli şey, alabildiğine inkişaf ettirilmiş bir ta-savvur kuvvetidir.

V e ilk hamlıkla fikirlerin sökünü bir hercümerç manzarası gösterse bile -bunda korkulacak hiç bir şey yoktur - hayata geçirilme safhası her şeyi düzenler, ve yapı sanatında 'artistik serbestinin' mutlak bir keyfîli-ğe çevrilmesine izin vermez.

Mimarın tasavvur kuvveti ve bilgisi, fikirlerini

ifade etme, ve tasavvurlarına plânlar hâlinde müşah-has bir şekil verme kabiliyetiyle tamamanmalıdir. Du-yulan ve aıanan nisbetler, yüksek ve basık bölümle-rin, aydın ve loş ışık tesirlerinin yekdiğerini kovalama-sı metreler ve santimetrelerle ifade olunmalı ve yapı-lan düşünülene uygun düşmelidir. Bu, meslek adamla-rı için olduğu kadar tatbikat içinde varittir.

Fakat bunun dışında genç mimarın, fikirlerini, meslekten olmiyanlarca anlaşılabilir bir hale koyma-yı, ayrı ayrı yapı sahipleri, resmî daireler ve icabında

ammeye de, plânı hakkında bir fikir vermeği öğ-renmesi lâzımdır. Bu, çizgi ve kelime ile olur. Şu hail-de kendi yapısını mimar, -mahallinhail-de olacağı şekilhail-de- şekilde-manazır kaidelerine göre çizebilmeyi öğrenmeli, ve bunun için de fikirlerini -resimle izah ve tefsir edebil-dikleri nisbette- açıkça anlatabilmelidir.

Tersim kabiliyetinin tekâmmülü, inkişaf halinde-ki mimar için, bir ifade vasıtası olması bakımından ehemmiyetlidir. Fakat bu cihet hiç bir zaman kendi

yardımcı mahiyetinin sınırı dışına çıkmamalıdır; (son devrin belki en ince zekâsına sahip mimarı Adolf Loos, yalnız resme kuvvet veren tek cepheli bir

öğre-timin tehlikeleri hakkında şunu der: 'Yapı sanatı mi-marlarca tersimî bir sanat derekesine düşürülmüştür. En mükemmel yapılabilen değil, plânlarına kâğıt ü-zerinde en gösterişli şekli verdbilen en çok iş yap-maktadır. V e bu ikisi, birbirine tamamile zıt iki ayrı kutuptur... En iyi bir desinatör en kötü bir mi-mar. en iyi bir mimar en kötü bir desinatör olabilir...

Şöyle bir kalemde çırpıştırıveren' bugünün hâkimi-dir'. - Fritz Schumacher de buna benzer bir ifadede bulunmuştur.)

Nihayet -meslekî bilginin yanı sıra- umumî bilgi, kültürel hayatla artistik bakımdan işbirliğinde bulu-nan herkes için zarurîdir. Bu mânada yetiştirim, esas itibariyle, kendi kendini yetiştirmeğe devam

fa-aliyetinde bir teşvik mahiyetini taşımalıdır.

(II). Yetiştirimin şekli

Bir doktor kendi sanatını yalnız teşrilh modelle, ri üzerinde ileri götüremez; bunun için o, canlı ada-ma muhtaçtır. Ayni şekilde miada-marın saha ve bölüm-lerle alâkalı tasavvurlariyle artistik tecrübeleri, 'mü-şahhas şey ve yapılmış yapı' olmadan kazanılmaz.

T a m b i r m i m a r î y e t i ş i m , a n c a k t a h s i l ) i l e t a t b i k a t ı n s ı k ı i ş b ir l i g i s a y e s i n d e m ü m k ü n d ü r .

Eskiden -zanaat erbabında olduğu gibi- öğre-timin mutat şekli, tek bir 'yapı üstadı' yanında geçi-rilen tatbikat ve yetişimden ibaretti: nitekim sanat tarihinde çeşitli sanat mekteplerinden bahsedilir. Bugün hayat o derece çok taraflı ve onun mimardan istediği şeyler o kadar çeşitlidir ki, mimarî yetiştirim de ayni nisbette çok veçheli olmak vaziyetindedir; bunu, bir çok hocalar yanında (bir yüksek mektepte sistemli bir tedris yoluyla) yapılacak bir tahsil temin edebilir. V e böylelikle mimar, muhtelif hocalardan veya muhtelif yüksek mekteplerde -hattâ muhtelif memketerde- yer değiştire değiştire, yapı işlerini başka başka zaviyelerden görebilmeyi öğrenir.

(3)

ifa-de. eder. Bu vaziyette tahsilin ilk iki veya üç yılı şunları muhtevidir:

a) Sanata hâs ibir düşünüş ve hjissiyata giriş; -bu, çok şey görmek, gezintiler, releveler (plâna al-mak) ve münakaşalar, ve bir de sağlam bir zevkin geliştirilmesi yoluyla yapılır.

b1) Malzeme ve inşa bakımından teknik

bilgi-ler edinilmesi, tasvir ve ıtarif vasıtalarının kullanılış-ların daki inkişaf, ve

c) Ufak tefek projelerin serbestçe krokiye alın-maları suretiyle, şekil verme melekesinin teşviki

Bütün bu bilgilerin tam bir bütünlük ifade etme-leri itibariyle, iki veya üç yıl nihayetinde muvakkat bir sonuca varılır. O zaman mezunlar, araya konulan böyle en az bir tatbikat yılı içinde, bir büroda yar-dımcı mahiyette, hakikaten faydalı işler görebilirler; ve bu, gerek nefse güven gerekse tevazu üzerinde çok yerinde bir tesir icra edecektir. (Bu amelî yılla-rın geçirilmesi için, ancak kendilerine yetiştirim hak-kı bahşolunabilir derecede mümtaz ve mükemmel -hususî veya resmî- proje büroları elverişli olabilir.) İlk tabii eleme müddetinin başlangıç noktası da iste tam bu sıraya rastlanır. İnşaat için amelî bakımdan istidat sahibi olduğu halde, kendi tasavvur kabiliyet-lerinin, tek başlarına proje tatbikine kifayet etmedi-ğini görenler, buradan başlıyarak, yollarına ehil bir mimann idaresi altında yardımcı bir unsur olarak seve seve devam edecekler; yüksek okulda geri d ö -nenler ise, tahsillerinin ikinci kısmını, ameliye ile keskinleştirilmiş bir görüşle silâhlı olarak, çok daha faydalı bir şekilde ileri götüreceklerdir.

Bundan sonra, tahsilin ikinci yarısında da, şe-hircilik ve yapıların iş ve vazifeleri ilmi okunacak, bilhassa yapı projeleri üzerinde talimler yapılacaktır. Burada mesele, atak bir hamleyle işe nüfuz ediver-mektir. Profesör Sesselberg, fazlasiyle 'ilmileştirilmiş bir mimari öğretim tarzından' kaçınılması ikazında bulunmaktadır; bu 'müzmin bir tereddüt çıkmazına, sistemli bir güdülme illetine, şekil ve renkçe bir nefse

itimat vaziyeti karşısında, bazan korkaklığa kadar varan bir yüreksizliğe' götürür. Bir okurun, bütün sahalarda ve bütün memleketlerde edinilmiş tecrü-belerden istifade edebilecek, ve kitaplar üzerinde ça-lışabilecek şekilde yetiştirilmesi tabiî mühimdir; fa-kat, okuru, kitapları tenkitçi bir gözle görmeğe alış-tırmak, 'her yazılı olanın şaşmazlığı' inanını baltala-mak, yabancı olandan, yalnız kendi şartlarına uygun

düşeni seçme, veya onu kendi şartlarına uydurabilme imkânlarına kavuşturmak, ve her şeyden çok, onu, kafasını işletmeğe teşvik etmek te aynı derecede e-hemmiyetlidir. Yalnız, bir kere krokiye alınmış diye, şekle karşı çok zaman görülegelen sımsıkı bir bağlı-lığın yerini kudretli bir cevvaliyet doldurmalıdır. Bütün bir mimarlar neslinin tecrübeli hocası Theodor Fischer, bu elâstikiyeti elde edebilmeleri için, talebler arasında bir çok müsabakalar tertibini tavsiye e-der.

Gezintiler talebelerin tasavvur ufuklarını geniş-letir. V e daha sonra son yıl içinde, tarihî şekillerle uğraşıldığı zaman, bu, artistik .muhayyileyi ('eklek-tisıst - yamalı bohçası' - zihniyetten ileri gelme bir üslup sapıklığı tehlikesine düşmeksizin) mukayeseler yapmağa teşvik eder.

Tatiller, seyahatlere imkân verecektir. Genç mimarlar, kendi memleketlerini, onun nebatlarını ve iklimini, kendi gözleriyle yine kendileri görerek kendileri tanımalı, ve memleketin ayrı ayrı parçala, rında, kendi hemşerilerinin nasıl yaşayıp nasıl çalış-tıklarını onlarla yine kendileri temas ederek kendileri

öğrenmelidir. Proje faaliyetinin temeli işte budur. Artık bugün, iskân, istihsal, rasyonelleştirilmiş ziraat ve sanayi, idare ve eğlence ihtiyaçlarının gittikçe na-sıl birbirlerine daha çok benzer bir mahiyet

aldıkla-rını görmekteyiz; ve işte bunun içindir ki, mimarı, bu derece bir örnek olmuş vazifeleri, kendi

memle-ketine uygun bir hal tarzına götüren istikamet, onun, memleketin arazi vaziyetinin ve memleket halkının örf ve âdetlerinin tâ içine girebilmesi keyfiyetidir.

İki yıl okul büro ve şantiye tatbikatı fasılasın-dan sonra bir veya iki büyücek proje ve bir kaç düzü-ne ufak tefek etüd ve kroki yapıyma kifayet eder ve bundan sonra: bir ân evvel dışarıya, talbik»ta,

yapı-ya!

Zamanımızın inşa ve plân işi, eski devirlerinkin-den daha büyük birlikler hâlinde yapılmaktadır. Ev-ler yerine kümeEv-lerin projesi çiziliyor; şehircilik, bütün bir bölgenin plânlaştırılması tarzında genişlemiştir. Yetiştirim, genç mimarî, -tutup, doğru mânasında, kendi devrinin tam orta yerinde oturtabildiği takdir-de- eşyayı, kendi geniş münasebetleri içinde görmeğe ve 'göstermeğe götürecektir:

Onu ancak büyük, muazzam; küçükse, sadece

hakir kılabilir. (ClausevvHz)

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu hol üzerinde ve denize nazır cephede büyük bir oturma odası vardır ki burası icabında çocuk oyun odası veya dikiş odası gibi sair meşgalelerin yapılmasına hizmet eden

Bu yeni mimarî de tezyine müteallik unsurları ancak hususî bir m a n a ifade ettikleri zaman kul- lanıyordu, bilâhara Salrisberg bilhassa şehirciliğe mütedair tetkikler

Tatbikatta perçin kuturları eklenecek lev- halara göre tayin olunurlar. Maruz oldukları kuvvete göre de lıesabolunurlar'iselerde bu pek doğru olmaz. lık bir kuvvete

Bursa kaplıcaları Türk anonim şirketi 1930 senesinde Bursa - Çekirge yolu üzerinde ovaya hâkim mail arazi üzerinde yapılacak iki otel ve bir kaplıca binası için Prof.

Demek oluyor ki mimardan sanat bekliyenlerin bir vazifesi de mimara gitmeden evel istediği işin malî, idarî cihetlerini talıtı temine almak ve sanat- kârı

3.Ahmet Çeşmesi-İstanbul 1.Londra Posta serisi Basım yılı: 1914 Basıldığı yer: Taydus, Bradbury Wilkinson- İngiltere Sanatçılar: Mimar Muzaffer Bey (nakışlar) Hattat

Mobilya sergi binası, büyük salonla- rın elde edilmesi için büyük açıklıkların örtülmesi, direkt güneş ışığından kaçınma ve aynı zamanda iyi bir aydınlatma ve

The aim of the study was to determine development of combine usage and to estimate the number of combines in the 2009-2020 periods in Turkey. Apparently, no study