O
günkü gazetenin tiyatro ilânları arasın da. «6 ağustos 1910 pazartesi günü, E-renköyünde, Caddebostan ında Avrupa
yazlık tiyatroları şeklinde müceddeten inşa
olunan tiyatroda BURHANEDDİN BEY ve
Kumpanyası tarafından, birinci defa olarak, yalnız hanımlara mahsus olmak üzere saat yedi de (14'te) ARLEZİYEN Piyesi oynanacaktır.» diye yazılıydı.
Paris tiyatro yaşamını izleyen rahmetti Kemal Emin Bora (1888-1957) ustamız bu piyesi Türkçeye çevirmiş, içinde de başrol lerden «Baltazam oynuyordu. Benim, arala rına katılmamdan önce hozmonan bu piyes te rolüm yoktu, sadece kulis arkasında gö revliydim. Behzat Budak, piyesin İlk tümce sini söylüyordu:
— Sonra Çoban?
Ve çobanın öyküsü boyunca bu tek cüm leyi yineliyordu. Ben de, sahnedeki avcının attığı her tüfek patlayışından sonra kendisi ne «Boşa gitti!» diye sesleniyordum. Perde süresince aralıklı sahne arkasından yineli yordum;
— Boşa gittil
Sanatçılar uzun rollerini ağustos sıca ğında kalın giysilerle güneş altında oynu yorlar, bir piyesin ilk kez oynanması heye canıyla terliyorlardı. Canlarını dişlerine tak mış bu sanatçılorı kulis arkasından izlerken her an yüreğinizin kafesinden fırlayacağını sanıyorsunuz. Neyse kİ oyun, tüm ek
sikliklerine karşın, az sayıdaki seyir
ci hanımların nazlı ellerinden çıkan sö
nük alkışla bitti. Perdenin tekrar açılması gerekmedi. Çünkü renk - renk yeldirmeli, meşlahlı, İşlemeli başörtülü seyirciler süzüle süzüle çıkıp gittiler.
Bu sahnedekilerin hepsi, geçmişleri kı sa olmasına karşın tanınmış, ün kazanmış büyüklerlmizdl. Aralarında Burhaneddin Tep si, Şahap Rıza, Dr. Celâl Tahsin, Kâmil Rı za gibi tanınmışlar vardı. Soyunma odaları na kendilerini atan bu sanatçılardan şunları
duyuyordum.-— Ben bilmez miydim böyle piyesler
seçmeyi? Niye polisiyelere otatıyorum? Se yircimiz daha uzun süre duygulu piyesleri sevmlyecekl
— Evet ama hep, seyircinin seveceği sunulursa, tiyatronun görevi nerde kalır?
— Bugün İçin görevden önce gişenin
geliri önemlil — T u m t t f t t i
Bu buruk söz alışverişi Erenköy'de bi nilen trende Haydarpaşa'ya kadar sürdü. Ben orada onlardan ayrıldım.
Üsküdar'a yürürken kendimle hesaplaşı yorum, günün toplamı şu üç tümce:
— Boşa gittil
Ağustos sıcağında karamsar olmaya
boşlarsam şubatın soğuğunda ne olurum.
Yolun başında umutsuzluğa yer yok. Yalnız bir gerçek var, tren paramla o pırıl pırıl gü nüm boşa gitti!
★★★
Böyle düş kırıklıklarıyla dolu anıları ar ka arkaya sıralamak İsterken birden gözüm; gazetemizin bu sayfasında geçenlerde çıkan (Türk Tiyatrosu Gerçekleri) başlıklı yazıdan
f-r~£öb/o£
Taksim'deki yapıtla ilgili şu satırlara kaydı.-«Taksim alanında bir kaç kez temeli a- tılan Şehir Tiyatrosu yeni yapısı bitmek bil miyordu. Basın ve aydın kesimi D.P. hükü
metlerinin kültür sevmezliğini buna neden
biliyordu. Ben de 1958 yazında Salzburg
Festivalini izlerken Clemens HOLZMEISTER ustayı bundan ötürü arayıp buldum. Büyük Festival sarayının yapımı işlerinin başınday
dı. Konuyu hemen açtım. Gülümsedi ve.-
(Şimdiye kadar yapılmış olanı yıkınız, yeni projeye göre yeniden yapılmalı.) deyiverdi ve anlamadığımı görünce.- (Tiyatro mimarlı ğıyla hiç bir yakınlığı olmıyan belediye baş mimarının yaptıklarının düzeltilebilecek yanı yok!) diye açıkladı. Onun bu görüşünü 1958
eylülünde VATAN’da yayınlamıştım. Yıllar
sonra yapı bitti. Orantıları ölçüsüz, kullanıl mamış boşlukları aşırı, bir yapıydı. Belediye baş mimarının projesiyle başlıyan yapı, bir
başka resmi mimarın kimi düzeltmeleriyle
bitirilmişti. Günün birinde tanıştığım mimar, VATAN’do çıkan o yazımı arşivinden çıka rıp gösterince.- (Peki neden yaptınız?) diye sormaktan kendimi alamamıştım.»
Sözü edilen belediye baş mimarı; şim di, küskün gittiği bu dünyadan ruhlar ülke sine göçettiği için, bu konuda karanlıkta
kalmış köşeleri aydınlatamaz. Ama ben; 4
şubat 1939 cumartesi gecesi rahmetli Dr.
Lütfi KIRCJAR’dan bir tiyatro binası
Istedi-ğimiz andan bu dilek gerçekleşinceye kadar bu konuyla yakından ilgilendiğim için her
noktayı açıklayacak durumda tek yaşıyart
tonıkım.
Tiyatro soluğuyla büyümüş yazar arka daşımızın yukarıya aldığım satırlarını oku yanlar demezler mi ki:
— Şu İstanbul ne talihsiz bir kentmiş ki başına getirdikleri Efendi, yıllarca özle nen bir Şehir Tiyatrosunu, sırodan bir bele
diye mimarına çizdirecek kadar üstünkörü
düşünen, yalm düzeyde, sorumsuz bir kişiy miş!.
Demezler mi ki:
— Bu ne gözü pek, bu ne kendini be
ğenmiş mimardır ki milyonlara maloiacak
böyle bir anıtı, üstelik binbir teknik özellikle ri olan bir tiyatroyu, hem de Taksim’in gö beğine dikmek cür'etini yüklenmişi.
Oysa ki; daha önceki başkan rahmetli MuhldrMn ÜSTÜNDAĞ da, yine Taksimde bir tiyatro yaptırmak istediğinde ilk işi, 1929 da, Almanya'nın başta Stuttgart tiyatrosu olmak üzere, otuza yakın kentte önemli ti
yatrolar yapan Prof. Max LİTTMANN'ı dâ-
vet etmek olmuştu. ÜSTÜNDAĞ’m önerileri
yüzünden bu görüşmeler boşa gitti. Daha
sonra Şehzadebaşında, arkası Bozdoğan Ke merine dayanan bir konservatuvarla Şehir
Tiyatrosu projesi için uluslararası bir yarış ma açtı ve birinciliği Berlin'de 1919’da Max
REINHARDT İçin SCHUMANN sirkini 5000
kişilik (Grosses Schauspielhaus)u yapan
Hans POELZİG kazanmıştı. Bunları yakın
dan bilen Dr. KIRDAR gibi olgun bir adam, nasıl olur da böyleslne önemli bir projeyi güvenmediği mimara bırakır?
★ ★ ★
Rahmetli mimar Rükneddln GÜNEY; Pa ris’te Güzel Sanatlar Akademisi mimarlık bö
lümü ve Ecole Spéciale d'Archltecture’de
profesör oları ünlü Auguste PERRET’nln öğ
rencisiydi. Üstelik dünyaca tanınmış (Le
Corbusier) gibi o da PERRET’nln özel atöl yesinde çalışmak mutluluğuna ermişti. Öğret meni, 1911 -13 arasında yapılan (Théâtre des Champs - Elysées’nin mimarıdır. İçinde üç ayrı tiyatro bulunan bu yapıt bugün de Pa ris’in en çağcıl tiyatrosudur. Her ne kadar 1926 - 29 arası, mimar SİCLİS'e Baron ROT- SCHİLD’in yaptırdığı Théâtre Pigalle’de en son teknikle döşeli tiyatroydu ama, işlerliği olmadığı için o canım yapıt 1959’da acıma dan yıktırıldı.
Harp sonrası ilk SHAKESPEARE festi
valine giderken Dr. KIRDAR, yedi yıldır için de özlemini çektiği tiyatro projesini, Mr. PROSTün bir mektubuyla beraber, Rükned- din Beyin hocası Prof. PERRET’ye götürüp inceletme görevini bana vermişti. İnceleme
için üç hafta süre istiyen Profesöre, Lond- dra’dan dönüşte uğradım. Bu kez büyük us tanın gözleri pırıl pırıldı. Her paftayı ayrı ay rı imzalıyarak onaylamış ve eleştirilerini de bir raporla bildirmişti. Dr. KIRDAR’a yazdığı özet mektupta şöyle bir tümce kutlanılmış tı: «Her hangi uygar bir ülkede, bir büyük kent belediye başkanının o şehre armağan edebileceği en güzet anıt böyle bir tiyatro dur. Bu otılımınızdan ötürü sizi candan kut lar, yapımında başarılar dilerim.»
Ayrılırken bana da:
—Güney gibi bir öğrencim olduğu için övünç duyuyorum! dedi.
İstanbul’a dönüp de PERRET’nin mek
tubunu Dr. KIRDAR’a verdiğim gün o da
bir çocuk gibi sevinmişti, Rükneddln de çe tin sınavı başarıyla geçmişti.
★★★
30 mayıs 1946 tarihli CUMHURİYET’ten şu satırları
alıyorum.-«İstiklâl marşından sonro vali bir hita bede bulunmuş ve tiyatro tarihinden bahisle temaşanın sosyal hayattaki rolünü belirttikten sonra demiştir ki: (Bina tahminen sekiz mil yon liraya çıkacaktır, kaba inşaat için beş- buçuk milyon lira sarfedllecektir. Bu sene bir milyon ikiyüzbin liralık kısmı yapılacak tır.» dedi ve elindeki malayla temele İlk harcı koydu. O yit binanın iskeleti yükseldi.
Ama seçim yüzünden Ankara’nın öfkesine
uğrayan Dr. KIRDAR, dürüstlük cezasına
çarptırıldı, Büyük Millet Meclisinde kızağa çekildi. Yerine gelenler, niçin olursa olsun, günahları boynuna, bir türlü o tiyatroya el uzatmadılar, iskelet yıllar yılı İstanbul’un yüzkarası olarak kaldı. Sekiz milyonluk ya pı 23 yıl bekletildikten sonra «113» milyonla bitirildi, 1969 da açıldı. Blrbuçuk yıl sonra da cayır cayır yandı ve yine bir o kadar milyon harcanarak tekrar açıldı, bu kez ses siz, sadasızl
Şimdi; bütün bu araya giren kirli politi ka oyunlarından doğan sürünceme suçunu,
eski projeye, İlk mimara yükleme eğilimi
var, ki beni de kaleme sarılmaya İten bu ol du.
★ ★ ★
Arkadaşımın yukarıya aldığım satırlarını okurken bir ân İçin Rükneddln GÜNEY’In ta
butunu SALZBURG'da musalla taşına kon
muş, HOLZMElSTER’den tezkiye bekler gibi gördüm. Çünkü sürüncemeyi yaratanları İçi
mizde aramak yerine, nedenlerini dışarıya
sormak bana ters düştü.
Aşağılık politika ve bürokrasi oyunla
rıyla, yaşamının başyapıtı kundaklanan bu
mimar ne kara talihli ve ne aksoylu kişidir ki bütün bu çelmeler karşısında ağzını aç maya iğrenir, tüm haksızlıklara gülücüklerle bakar?
Prof. PERRET'nin; değerli öğrencisi Gü neyin yaptığı İstanbul Tiyatrosunu ne denli beğendiğini, hele pro|eyi denetledikten son ra ne kadar benimsediğini kanıtlamak için (Technique et Architecture) dergisinin 1 - 2 sayısındaki şu satırlara dikkati çekerim.- «İs tanbul Tiyatrosu, Moskova Sovyetler Sarayı, Milletler Cemiyeti Sarayı proleteri de Au guste PERRET'nin katkıda bulunduğu yapıt lar orasındadır» diye yazılı.
HOLZMEiSTER’In söylediklerine gelince, uluorta sözleriyle bir çırpıda Belediye baş mimarlığını küçümseyivermiş. Oysa unuttu ğu önemli, tarihsel bir gerçek var.- Dünyanın en güze) operasını, bir sanatçı inceliğiyle işleyip yapan Charles GARNIER, Paris Bele diyesinde mimardı ve 1860-76 arasında Pa ris Operasını yapmıştı.
İçin İçin ağlata ağlata, inim inim inlete
inlete öldürdüklerimizi mezarlarında olsun
rahat bırakalım. Biz, katiller için başıboş gezmemiz yeteri kadar ceza değil mİ?
Yaşamının baş yapıtı zorla alınan, eller elinde ve gözleri önünde didik didik edilen olgun bir mimarın çektiği acı yanında be nim boşa giden tek günüm ve tren param nedir kİ? Onun yıkılan dünyası yanında be nim toy burukluğumun sözü mü olur?
Her yönden ustaca planlanmış, başlatıl mış bir tiyatroyu yıllar yılı sürüncemede bı rakanlar, başlarından atanlar, aramızda .elle rini, kollarını sallıyarak dolaşırken biz; göz leri açık, eli boş mezara soktuğumuz mima rın kefen!) boğazına sarılıp hesap
soruyoruz-— Peki.. Neden yaptın? diye!
Oysa, bu alavere dalavere arasında asıl onun ömrü, tüm çabası boşa gitti, gitti ki gittil
Anılar, Acılar
_____________________________
Muhsin ER TU Ğ R U L
ts i
Jc
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi