Sosyal bilgiler dersinde toplumsal cinsiyet etkinliklerinin öğrencilerin algı ve tutumlarına etkisi

215  Download (0)

Tam metin

(1)

GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

İLKÖĞRETİM ANABİLİM DALI

SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI

SOSYAL BİLGİLER DERSİNDE TOPLUMSAL CİNSİYET

ETKİNLİKLERİNİN ÖĞRENCİLERİN ALGI VE TUTUMLARINA ETKİSİ

DOKTORA TEZİ

Hazırlayan Fadime SEÇGİN

(2)

EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ İLKÖĞRETİM ANABİLİM DALI

SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALI

SOSYAL BİLGİLER DERSİNDE TOPLUMSAL CİNSİYET

ETKİNLİKLERİNİN ÖĞRENCİLERİN ALGI VE TUTUMLARINA ETKİSİ

DOKTORA TEZİ

Fadime SEÇGİN

Danışman: Prof. Dr. Şefika KURNAZ

(3)
(4)

ii

Bu araştırmada ve akademik hayatımda beni yüreklendiren ve bana katkı sağlayan birçok kişi olmuştur.

Öncelikle doktora sürecinde bana güvenen, içten ve samimi tavırlarıyla beni yüreklendiren değerli danışman hocam Prof. Dr. Şefika Kurnaz’a şükranlarımı sunarım.

Master ve doktora süresince çalışmalarımda bana destek veren, yol gösteren, emeğini ve yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen, bilimsel anlamda çok şey öğrendiğim değerli hocam Prof. Dr. Sedat Yazıcı’ya, yanımda olduğunu ve bana güvendiğini hissettiren değerli bölüm başkanım Doç. Dr. Eren Yürüdür’e ve samimi tavırlarıyla beni yüreklendiren Doç. Dr. Aslı Yazıcı’ya çok teşekkür ederim.

Her zaman yoğunluklarına rağmen bana yardımcı olan ve destek veren değerli dostlarım Öğr. Gör. H. Gamze Hastürk’e, Öğr. Gör. Yasemin Er Tuna’ya, Arş. Gör. Fatma Budak’a, Arş. Gör. Tuğba Kocadağ’a, Arş. Gör. Betül Alatlı’ya, Arş. Gör. Hande Çetin’e teşekkürlerimi sunarım.

Araştırmanın uygulama aşamasında bana yardımcı olan okul idaresine, öğretmenlerine ve ilköğretim öğrencilerine teşekkür ederim.

Manevi olarak her zaman yanımda olan ve dualarını esirgemeyen canım anneme, desteği ile yanımda olan eşim Öğr. Gör. Yılmaz Seçgin’e, son olarak yanında olmam gereken zamanlarda çalışmalarım nedeniyle yeterince ilgilenemediğim, parktaki oyun zamanlarından çaldığım, fakat yinede yaşına rağmen bu durumu büyük bir olgunlukla karşılayan biricik oğlum Yağız’ a sevgilerimi sunarım.

Fadime SEÇGİN Haziran–2012

(5)

iii

“SOSYAL BİLGİLER DERSİNDE TOPLUMSAL CİNSİYET ETKİNLİKLERİNİN ÖĞRENCİLERİN ALGI VE TUTUMLARINA ETKİSİ “

SEÇGİN, Fadime

Doktora, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof Dr Şefika KURNAZ

Haziran–2012

Bu tezde sosyal bilgiler dersinde toplumsal cinsiyet etkinliklerinin öğrencilerin algı ve tutumlarına etkisi araştırılmıştır.

Araştırmada, toplumsal cinsiyet etkinliklerinin uygulandığı deney grubu ile uygulanmadığı kontrol grubunun tutumları arasındaki farkı ortaya koymak amacıyla ön test-son test kontrol gruplu deneysel yöntemden yararlanılmıştır.

Araştırmanın çalışma grubunu 2011–2012 eğitim-öğretim yılında Tokat ili merkezde yer alan bir ilköğretim okulunda öğrenim görmekte olan 7. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışma grubu, deney grubu 26 (7/B), kontrol grubu ise 25 (7/A) öğrenci olmak üzere toplam 51 öğrenciden oluşmaktadır.

Araştırmada veriler, nicel ve nitel araştırma tekniklerine uygun olarak araştırmacı tarafından geliştirilen ölçekler aracılığıyla toplanmıştır. Nicel veri toplama aracı olarak, ilköğretim öğrencilerinin toplumsal cinsiyete ilişkin tutumlarını ölçen araştırmacı tarafından geliştirilen “Toplumsal Cinsiyet Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Nitel veri toplama aracı olarak da, ekonomi (çalışma yaşamı), eğitim, siyaset ve sosyal yaşam alanlarına ve cinsiyet kalıp yargılarına özgü toplumsal cinsiyet etkinlikleri hazırlanıp, drama, örnek olay, soru cevap, tartışma teknikleri ve bilgisayar destekli öğretim materyalleri kullanılarak öğrencilere uygulanmıştır.

Araştırmada nicel verilerin analizinde, aritmetik ortalama, frekans, bağımsız t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır.

Araştırma sonucunda çalışma grubundaki öğrencilerin deneysel işlem sonrası puanları arasında deney grubu lehine anlamlı bir farklılık olduğu (t=2.219, p<.05) sonucu ortaya çıkmıştır. Ölçeğin deney sonrası uygulamasında kontrol grubundaki öğrencilerin tutum düzeyleri ortalaması X = 113.76’ya düşerken, deney grubundaki öğrencilerin tutum düzeyleri ortalamasının X =128.88’e yükseldiği görülmektedir.

(6)

iv

ilişkin tutum düzeyleri cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermiştir (p<.05). Toplumsal cinsiyet etkinliklerine dayalı toplumsal cinsiyet eğitiminin öğretim süreci ve sürece ilişkin bulgular incelendiğinde; toplumsal cinsiyet etkinliklerinin öğrencilerin toplumsal cinsiyete ilişkin algılarını somutlaştırdığı ve onlara farkındalık kazandırdığı, toplumsal cinsiyet etkinlikleri yaşam örneklerini doğrudan sunduğu için öğrenciler üzerinde etkili olduğu, cinsiyet eşitliği bakımından duyarlılık kazandırdığı ve eğitim sürecini zevkli bir hale getirdiği uygulama sürecinde gözlenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler, Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet Eğitimi, İlköğretim Öğrencileri.

(7)

v

SEÇGİN, Fadime

Ph. D., Social Studies Teaching Department Advisers: Prof Dr Şefika KURNAZ

Haziran–2012

“THE EFFECT OF GENDER ACTIVITIES IN SOCIAL STUDIES LESSON ON THE PERCEPTION AND ATTITUDE OF THE PRIMARY EDUCATION STUDENTS”

In this dissertation, the effect of gender activities in social sciences lesson on the perception and attitude of the primary education students was studied.

In the research, it was made use of “pretest-posttest design with the control group” in order to show the differences between the experimental group’s attitudes on which the social gender activities were applied and the control group’s attitudes on which the activities were not applied.

6455The study group consists of the seventh grade students who study in 2011-2012 academic year at a primary school placed at the centre of Tokat. It consists of total 51 students; 26 of experimental group (7/B) and 25 of control group (7/A).

In data collection, the scales which were developed by the researcher in accordance with the quantitative and qualitative research techniques were used. As the tool of quantitative data collection, “Gender Attitude Scale”, developed by the researcher, which measures the attitude of the primary education students towards gender, was used. As for the qualitative data collection, gender activities on economy (work life), education, politics, social living space, and sex stereotypes were prepared and applied by using drama, case study, question-answer, discussion techniques, and computer assisted teaching materials to the students.

In the analysis of quantitative data, arithmetic average, frequency, variable t test, and Mann Whitney U test were applied.

At the end of the research, a meaningful difference on behalf the students in the experimental group (t=2.219, p<.05) amongst the experimental process scores of the study group students came out as a result. At the post-research implementation of the scale, it is seen that while the average of the attitude level of the students in the control group has decreased to X= 113.76, the average of the attitude level of the students in the experimental group has increased to X =128.88. When experimental group and

(8)

vi

gender presented a meaningful difference according to sex (p<.05). When gender education process based on gender activities and findings in relation to process were examined, in the application process it was observed that gender activities made the students’ perception of gender concrete and provided them awareness and because gender activities presented samples from the real life directly that they were effective on the students and created awareness in terms of gender equality and made the education process enjoyable.

Key Words: Social Studies, Sex, Gender, Gender Education, Primary Education Students.

(9)

vii

JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI ... i

ÖNSÖZ ... ii

ÖZET ... iii

ABSTRACT ... v

IÇINDEKILER ... vii

TABLOLAR, ŞEKİLLER VE GRAFİKLER LİSTESİ ... ix

KISALTMALAR LİSTESİ ... xi I.BÖLÜM ... 1 GİRİŞ ... 1 1.1. Problem Durumu ... 1 1.2. Araştırmanın Amacı ... 3 1.3. Araştırmanın Önemi ... 4 1.4. Araştırmanın Varsayımları ... 6 1.5. Araştırmanın Sınırlılıkları ... 6 1.6. Tanımlar ... 6 1.7. İlgili Araştırmalar ... 7 II.BÖLÜM ... 10 KURAMSAL ÇERÇEVE ... 10

2.1.CİNSİYET (SEX) VE TOPLUMSAL CİNSİYET (GENDER) TEMEL KAVRAMLAR ... 10

2.1.1. Cinsiyet (Sex) ... 11

2.1.2. Toplumsal Cinsiyet (Gender) ... 11

2.1.3. Toplumsal Cinsiyet Kavramını Açıklamaya Yönelik Kuramlar ... 15

2.1.3.1. Biyolojik Açıklamalar ... 16

2.1.3.1.1. Beyin Yapısı ... 16

2.1.3.1.2. Hormonlar ... 17

2.1.3.2. Psikanalitik Kuram ... 17

2.1.3.3. Sosyal Faktörler ... 21

2.1.3.4. Toplumsal Cinsiyet Şeması Kuramı ... 23

2.1.4. Toplumsal Cinsiyet Rolü (Gender Role) ... 24

2.1.5. Toplumsal Cinsiyet Kalıp Yargıları (Gender Stereotypes) ... 26

2.1.6. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (Gender Equality) ... 28

2.1.7. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği (Gender Inequality) ... 30

2.2. TARİHSEL SÜREÇ İÇERİSİNDE TÜRK TOPLUMUNDA KADININ YERİ VE ONA İLİŞKİN ALGI VE DEĞERLER ... 31

2.2.1 . İslamiyet’ten Önce ve Göçebe Devrinde Türk Kadını ... 31

2.2.2. İslamiyet ve İslamiyet’ten Sonra Türk Kadını ... 33

2.2.3. Cumhuriyet Döneminde Türk Kadını ... 38

1.5. Araştırmanın Sınırlılıkları ... 6

1.6. Tanımlar ... 6

1.7. İlgili Araştırmalar ... 7

2.3. TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİNİN ORTAYA ÇIKTIĞI ALANLAR ... 41

2.3.1. Eğitim ... 41

2.3.2. Ekonomi (Çalışma Yaşamı) ... 43

(10)

viii

2.4.1. Sosyal Bilgiler Ders Kitapları ve Cinsiyetçilik ... 55

2.4.2. Sosyal Bilgiler Dersinde Toplumsal Cinsiyet Eğitiminde Kullanılabilecek Yöntem ve Teknikler ... 58

III. BÖLÜM ... 60 YÖNTEM ... 60 3.1. Araştırmanın Modeli ... 60 3.2. Çalışma Grubu ... 62 3.3. Verilerin Toplanması ... 64

3.3.1 Veri Toplama Araçlarının Hazırlanması ... 65

3.3.1.1. Nicel Veri Toplama Aracının (Toplumsal Cinsiyet Tutum Ölçeği) Hazırlanması ... 65

3.3.1.1.1. Deneme Ölçeğinin Uygulama Verilerinin Analizi ... 69

3.3.1.1.1.1. Deneme Ölçeğinin Geçerlik Çalışması ... 69

3.3.1.1.1.2. Deneme Ölçeğinin Güvenirlik Çalışması ... 78

3.3.1.2. Nitel Veri Toplama Araçlarının Hazırlanması ... 78

3.4. Verilerin Analizi ... 83

3.4.1. Nicel Verilerin Analizi ... 83

3.4.2. Nitel Verilerin Analizi ... 83

IV. BÖLÜM ... 84

BULGULAR VE YORUM ... 84

4.1.Birinci Alt Probleme İlişkin Bulgular ... 84

4.2.İkinci Alt Probleme İlişkin Bulgular ... 86

4.3.Üçüncü Alt Probleme İlişkin Bulgular ... 88

V. BÖLÜM ... 141 SONUÇLAR VE ÖNERİLER ... 141 5.1. Sonuçlar ... 141 5.2. Öneriler ... 142 KAYNAKÇA ... 143 EKLER ... 154

EK1: İlköğretim Öğrencilerinin Toplumsal Cinsiyete İlişkin Görüşlerini Belirlemeye Yönelik Kompozisyon Formu ... 155

EK2: İzin Yazıları ... 158

EK3: Toplumsal Cinsiyet Tutum Ölçeğinin Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması ... 160

EK4: Öğrenci Tanıma Formu ... 164

EK5: Toplumsal Cinsiyet Tutum Ölçeği ... 165

EK6: Toplumsal Cinsiyet Etkinlikleri Haftalık Oturumlar ... 167

(11)

ix

Tablo 1:Toplum İçindeki Toplumsal Cinsiyet Rolleri ... 25

Tablo 2 :Türkiye’de 1935–2011 yılları arası Meclisteki Kadın Temsili ... 46

Tablo 3:Ön Test-Son Test Kontrol Gruplu Desen ... 60

Tablo 4:Araştırmada Uygulanan Deneysel Model ... 61

Tablo 5:Araştırmaya Katılan Çalışma Grubu Öğrencilerine Ait Bilgiler ... 63

Tablo 6:Deneme Ölçeğinin Madde-Toplam Test Korelâsyonları (2011, Tokat) ... 71

Tablo 7:Deneme Ölçeğinin %27’lik Alt ve Üst Grupları İçin Bağımsız Gruplar t-Testi Sonuçları (2011, Tokat) ... 73

Tablo 8:Toplumsal Cinsiyet Tutum Ölçeğini Oluşturan 36 Maddenin Faktör Yükleri (2011, Tokat) ... 77

Tablo 9:Deney ve Kontrol Gruplarının Ön Test Tutum Puanlarına İlişkin Bağımsız T-Testi Sonuçları ... 84

Tablo 10:Deney ve Kontrol Gruplarının Son Test Tutum Puanlarına İlişkin Bağımsız T-Testi Sonuçları ... 85

Tablo 11:Tutum Ölçeğinden Elde Edilen Betimsel İstatistikler ... 85

Tablo 12:Deney Grubunun Kız ve Erkek Öğrencilerinin Ön Test, Son Test Tutum Puanları Arasındaki Farkın Test Edilmesi (Mann-Whitney U Testi) ... 86

Tablo 13:Kontrol Grubunun Kız ve Erkek Öğrencilerin Ön Test, Son Test, Arasındaki Farkın Test Edilmesi (Mann-Whitney U Testi) ... 87

Tablo 14:Öğrencilerin “Kadın Erkek Eşit midir?” Sorusuna Verdikleri Cevapların Frekansları (n:26) ... 89

Tablo 15:Erkek Öğrencilerin Etkinlik Formlarına Yazdıkları Erkek Olmaktan Dolayı Sahip Oldukları Beğendikleri ve Beğenmedikleri Özellikleri (n:12) ... 93

Tablo 16:Kız Öğrencilerin Etkinlik Formlarına Yazdıkları Kız Olmaktan Dolayı Sahip Oldukları Beğendikleri ve Beğenmedikleri Özellikleri (n:14) ... 94

Tablo 17:Erkek Öğrencilerin Etkinlik Formlarına Yazdıkları Erkek Olmaktan Dolayı Sahip Oldukları Kolaylıklar ve Zorluklar (n:12) ... 95

Tablo 18:Kız Öğrencilerin Etkinlik Formlarına Yazdıkları Kız Olmaktan Dolayı Sahip Oldukları Kolaylıklar ve Zorluklar (n:14) ... 96

Tablo 19:Kız Öğrencilerin Etkinlik Formlarına Yazdıkları Kadın ve Erkek Özellikleri (n:14) ... 101

(12)

x

Tablo 21:Öğrencilere Göre Kadınlar ve Erkekler Ne Yapar/Ne Yapamaz (n:26)... 112 Tablo 22:Öğrencilerin Etkinlik Formlarına Yazdıkları Kadın ve Erkeğe İlişkin Kalıp yargılar (n:26) ... 113 Tablo 23:Öğrencilerin Röportaj Yaptıkları Kişilere Ait Bilgiler ... 122 Tablo 24:Kız ve Erkek Öğrencilerin İleride Seçmeyi Düşündükleri Meslekler ... 126 Tablo 25:Öğrencilere göre Bir Kadının Yapması ve Yapmaması Gereken Meslekler (n:26) ... 127 Tablo 26:Öğrencilere Göre Bir Erkeğin Yapması ve Yapmaması Gereken Meslekler (n:26) ... 128 Tablo 27Öğrencilere Göre Bir Kadının ve Bir Erkeğin Hiçbir Zaman Yapamayacağı Meslekler (n:26) ... 129 Tablo 28:Öğrencilerin “Kadın Erkek Eşit midir?” Sorusuna Verdikleri Cevapların Frekansları (n:26) ... 140

ŞEKİLLER

Şekil 1:Toplumsal Cinsiyet Kalıp Yargıları ... 27 Şekil 2: Toplumsal Cinsiyet Güç İlişkileri (Eşitsizliği) ... 30

GRAFİKLER

Grafik 1:Toplumsal Cinsiyet Tutum Ölçeğini Oluşturan 36 Maddenin Faktör Yüklerinin Değerlendirilmesi (2011, Tokat) ... 75

(13)

xi

CEDAW: Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi

KSGM: Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü MEB: Milli Eğitim Bakanlığı

NCSS: National Curiculum Social Studies (ABD Sosyal Bilgiler Ulusal Konseyi) TCTÖ: Toplumsal Cinsiyet Tutum Ölçeği

TÜSİAD: Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği UN: Birleşmiş Milletler

(14)

I. BÖLÜM

GİRİŞ

Bu bölümde araştırmanın problem durumu, problem cümlesi, alt problemler, araştırmanın amacı, araştırmanın önemi, araştırmanın varsayımları, araştırmanın sınırlılıkları ve tanımlara yer verilmiştir.

1.1. Problem Durumu

Toplum içinde varlığını sürdüren bireyler, davranışlarını ait oldukları sosyal dünyanın çeşitli kültürel düşünce kalıplarına uygun olarak gerçekleştirir. Kadınlar ve erkekler, cinsiyet itibariyle kendi başlarına biyolojik bir varlık iken toplumsal alana girdiklerinde, bu yapıdan farklı olarak çeşitli toplumsal rol ve değerlere sahip olurlar. Her toplum, üyelerine farklı yapılarda rol ve değerler biçebilir. Zamanın ve toplumun şartları itibariyle rol ve değerler de kendi içerisinde farklılaşabilir. Dolayısıyla bireyin cinsiyet değerlerinin, bir kültür motifini üzerinde taşıdığı söylenebilir (Ersoy, 2009:227).

Cinsiyetlere has bazı özellikler bulunsa da kültür, bireylerin cinsiyet kalıplarını ve tutumlarını belirleyen esas faktörlerden biridir. Ancak kültürün kadına ve erkeğe yönelik belirlediği rol ve modeller zamanla değişebilmektedir. Modernleşme süreçleriyle birlikte özellikle kadınların iş imkânlarını elde etmesi, eğitim seviyesinin yükselmesi cinsiyet rol ve değerlerinde de önemli değişmelere sebep olmuştur. Bu süreçte kadınlar daha çok erkeklerin, erkekler de kadınların rollerini üstlenmişlerdir. Kadınlar erkekler gibi evin geçimi için aile dışında çalışırken, erkekler de ev işlerinde ve çocuk bakımında eşlerine yardım etmektedirler. Bu süreçte geleneksel toplum içerisindeki kadının ve erkeğin rolleri arasındaki mesafe azalmış ve benzerlik göstermeye başlamıştır.

Genel olarak kadın ve erkek cinsiyet grubunun özelliklerinin kendine has yönleri bulunmakla birlikte, her iki cinsiyet grubunun da toplumsal faktörlerin etkisi altında olduğu söylenebilir. Bu sebeple kadının ve erkeğin davranışlarını yorumlarken, toplumsal yapının mevcut normlarının yanında, bu yapıya etki eden başka faktörleri ve her an içinde yaşadığımız değişim süreçlerini de dikkate almak gerekmektedir.

(15)

Birey, toplumsallaşma adı verilen bir süreçte doğumundan itibaren başlayarak, içinde bulunduğu toplum tarafından benimsenmiş olan bir takım değer ve yargılarla donatılır. Bu süreçte, dişilik ve erkeklik üzerinden kurgulanan rol kalıpları da (toplumsal cinsiyet rolleri) toplumun yeni üyeleri tarafından içselleştirilerek gelecek kuşaklara aktarılır. Her iki cinse özgü davranış kalıpları ve değerlerin öğrenilmesi, toplumsallaşmanın önemli bir boyutunu içerir.

Toplumsal cinsiyet kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılıktan ziyade, toplumsal, kültürel ve psikolojik farklılığa işaret eder. Kadın ve erkeğin toplumsal ve kültürel olarak belirlenen rol ve sorumluluklarını ifade eden bu kavram, toplumun kişiyi cinsiyetine göre nasıl gördüğü, nasıl algıladığı, nasıl düşündüğü ve ondan nasıl davranışlar beklediği ile ilgili bir kod sunmaktadır. Bu yönüyle toplumsal cinsiyet olgusu, toplum içindeki bireyi ve bu bireyin toplumla olan ilişkisini doğrudan etkilemektedir.

Biyolojik cinsiyetin üzerinde farklı bir güce ve anlama sahip olan toplumsal cinsiyet, cinsiyetler arası ayrımı da beraberinde getirmekte, bireyleri dolaylı veya doğrudan olumlu ya da olumsuz şekillerde etkilemekte ve yaşamlarını biçimlendirmektedir. Zamana, kültüre ve hatta aileden aileye değişebilen toplumsal cinsiyeti bireyler öğrenerek kazanmakta ve uygulamaktadır (Yaşın Dökmen, 2010; Bhasin, 2003; Akın ve Demirel, 2003).

Toplumsal cinsiyete ilişkin olumlu ya da olumsuz tutumların kazanılması öncelikli olarak ailede başlar. Ardından toplumsal cinsiyete ilişkin tutumların kazanılması okulda devam eder. Bu süreç içerisinde özellikle anne-baba ve öğretmenler, diğer taraftan kitle iletişim araçları (gazete, dergi, televizyon, internet…) öğrencilerin cinsiyete ilişkin tutumlarının kazanmalarında etkili ve önemli unsurlardır. Dolayısıyla toplumsal cinsiyete ilişkin tutumların sağlıklı olabilmesi için tüm bu unsurlara son derece önemli görevler düşmektedir. Şüphesiz çocuğun ilk sosyalleşmeye başladığı yer ailesidir. Bu dönem birincil toplumsallaşma dönemidir (Giddens, 2008:204). 0–6 yaş dönemine denk gelen bu süreçte kültürel öğrenmeler en yoğun olarak gerçekleşmektedir. Diğer taraftan bu dönemde çocuklar, daha sonraki öğrenmeleri için temel oluşturacak olan dil ve temel davranış kalıplarını öğrenmektedir. İkincil toplumsallaşma ise, çocukluğun sonraki dönemi ile olgunluk döneminde gerçekleşir. Bu aşamada çocukların sosyalleşmesi için okullar son derece önemlidir. Çünkü okullar, yoğun olarak eğitimin toplumsallaştırma işlevinin gerçekleştiği kurumlardır. Toplumda “cinsiyet” kaynaklı değerler ve algılayışlar yansımasını en yoğun olarak okullarda

(16)

gösterir. Eğitimin kültürel normları bireylere benimsetme işlevi, okullarda kasıtlı cinsiyet içerikli iletileri de beraberinde getirir. Bu nedenle de bu kurumlar cinsiyete dayalı eşitsizliklerin yeniden üretiminde de önemli bir rol oynar. Öğretmenler her ne kadar öğrencilere karşı eşit tutum ve davranış içinde olduklarını düşünseler de farkında olmadan kız ve erkek çocuklara farklı davranabilmektedir. Yapılan bir takım çalışmalar eğitimcilerin, cinsiyetçiliğin yeniden üretiminde aktif özneler olarak görev yaptıklarını göstermektedir (Tan, 2005, aktaran, Yurtsever, 2011:4).

Okullarda öğrencilere toplumsal cinsiyet eğitimini sosyal bilgiler dersi içerinde vermek son derece önemlidir. Çünkü sosyal bilgiler dersi, demokratik değerleri benimsemiş vatandaşlar olarak öğrencilerin içinde yaşadığı topluma uyum sağlamalarını ve öğrencilere bu bilgi birikimini yaşama geçirebilecek donanımlar kazandırmayı amaçlamaktadır. Bu derste öğrenciler karşı görüşleri ve bu görüşlere nasıl davranılması gerektiğini, birbirlerine saygıyı, kültürel benzerlik ve farklılıklara duyarlılığı ve sosyal sorumluluk almayı, öğrenmekte oldukları üzerine soru sormayı, düşünerek tepki vermeyi, görüşleri paylaşmayı öğrenir. Öğrenciler sosyal bilgiler dersinde, “Otantik etkinlik uygulamalarıyla pratik yaparak gerçek sosyal sorunlara ilişkin bilgili karar vermeyi gerektiren tartışma ve sorgulamalara katılarak ve buna göre uygun sosyal ve yurttaşlık eylemi sürdürerek yurttaşlık etkinliği geliştirirler” (NCSS, 2003:439). Sosyal bilgiler dersi kapsamında etkin bir şekilde verilecek olan toplumsal cinsiyet eğitiminin öğrencilere kazandıracağı son derece önemli faydaları olacaktır. Öncelikle bu eğitimle birlikte öğrencilerinin toplumsal cinsiyet konusunda bilgi düzeyi ve farkındalıkları artacak ve öğrenciler toplumsal cinsiyet konusunda duyarlılık kazanacaktır. Diğer taraftan toplumsal cinsiyete ilişkin ayrımcı ve olumsuz algı, tutum ve önyargılar bir nebze de olsa değişecek; gelecek nesiller açısından daha sağlıklı kararlar alabilen, etkin, kendine güvenen, daha eşitlikçi ve her şeyden önemlisi hem kendi cinsine hem de karşı cinsine karşı daha saygılı bireyler yetişecektir.

Dolayısıyla, “toplumsal cinsiyet etkinliklerinin öğrencilerin algı ve tutumlarına etkisini incelemek, araştırmaya değer bir konudur.

1.2. Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın amacı, ilköğretim öğrencilerinin toplumsal cinsiyete ilişkin algı ve tutumlarını cinsiyet değişkeni açısından değerlendirmek ve ilköğretim öğrencilerine uygulanacak toplumsal cinsiyet etkinlikleri ile onlarda toplumsal cinsiyet farkındalığı ve duyarlılığı kazandırmak; diğer taraftan toplumsal cinsiyete ilişkin ayrımcı ve olumsuz

(17)

algı, tutum ve önyargıları değiştirmektir. Bu amaçla aşağıdaki alt problemlere cevap aranmıştır.

Alt Problemler

1. Toplumsal cinsiyet etkinliklerinin uygulandığı deney grubu ilköğretim öğrencileri ile uygulanmadığı kontrol grubu ilköğretim öğrencilerinin deneysel işlem öncesi ve sonrası ölçümlere göre toplumsal cinsiyete ilişkin tutum düzeyleri arasında anlamlı bir fark var mıdır?

2. Öğrencilerin tutum düzeyleri arasında; cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir fark var mıdır?

3. Toplumsal cinsiyet etkinliklerinin öğretim süreci ve sürece ilişkin bulgular nelerdir?

1.3. Araştırmanın Önemi

Toplumsal cinsiyet ilişkileri, toplumda erkekler ile kadınlar arasında toplum tarafından kalıplaştırılan etkileşimleri belirtir (Giddens, 2008:505). Diğer bir ifadeyle, toplumsal cinsiyet kavramına yüklenen anlam doğuştan getirilmemekte, toplumun kendisi tarafından inşa edilmektedir.

Demokratik toplumlarda bireylerin hakları yasalar ile güvence altına alınmış olsa da yine de bireyler zaman zaman her türlü ayrımcılığa maruz kalabilmektedir. Yıllardır aynı şekilde süregelen, içselleştirilen ve sorgulama ihtiyacı duyulmayan toplumsal cinsiyet rolleri ve kalıp yargıları hayat boyunca insanı farkında bile olmadan cinsiyet ayrımı döngüsünün içinde var edebilmektedir. Küçük yaşlarda öğrenilen bu rollerin yarattığı küçük eşitsizlikler, ilerleyen yıllarda çok boyutlu ayrımcılığa yol açabilmektedir. Toplumda var olan geleneksel kadın erkek rollerine karşı eşitlikçi bir yaklaşımı sağlayacak eğitim anlayışı çocukluktan itibaren her yaştaki bireye, gerek örgün eğitim gerekse yaygın eğitim yoluyla aşılanmaya çalışılmalıdır.

Toplumsal cinsiyet farkındalığı oluşturarak toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadelede okul son derece önemlidir. Toplumsal cinsiyet eğitimine özellikle sosyal bilgiler derslerinde müfredat içerinde yer verilmelidir. Ancak verilen eğitim, klasik sınav-not sistemli bir eğitim olmayıp; sorgulatıcı, katılımcı, etkileşimli ve dönüştürücü olmalıdır.

(18)

Ülkemizde bugüne kadar yapılan toplumsal cinsiyet konulu çalışmalar özellikle eğitim alanında azdır. Yapılan araştırmaların çoğu sadece öğrencilerin algısını ortaya koymaktadır. Bu araştırmanın diğer araştırmalardan farklı yönü; toplumsal cinsiyet kavramını eşitlik değeri ve ilköğretim programlarının amaçları ile ilişkilendirerek sosyal bilgiler dersi kapsamında toplumsal cinsiyet eğitimi vermenin önemini ve bu eğitimin nasıl olması gerektiğini vurgulaması ve uygulanacak olan toplumsal cinsiyet etkinliklerinin öğrencilerin algısı ve tutumlarını değiştirme durumunu incelemesidir. Toplumsal cinsiyet bilincinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması; eşitlikçi ve demokratik bir toplum yaratmanın temel taşlarından biridir. Bu eşitlikçi topluma ulaşmanın yolu cinsiyetçi kalıplardan arınmış bir eğitim sisteminden ve okullardan geçmektedir.

Eğitim sistemi ve okullar; toplumsal değerlerin kuşaktan kuşağa aktarıldığı ve pekiştirildiği sosyalizasyon sürecinin temel kurumlarından biri olarak kilit bir noktada bulunmaktadır. Bu bağlamda özellikle sosyal bilgiler öğretmenlerine, öğrencilere ulaşarak toplumsal cinsiyet, eşitlik, kadın hakları vb. kavramları doğru ve etkili bir şekilde aktarmayı sağlamada önemli görevler düşmektedir. Toplumsal cinsiyet eğitiminin etkili olabilmesi için sosyal bilgiler öğretmenleri öncelikle kendi sahip oldukları toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını iyi tanımalı; toplumsal cinsiyet eşitliğini, yani kızlar ve erkekler arasındaki eşitliği yanlış anlaşılmadan açık bir şekilde ifade edebileceği öğretim yöntemleri ve kullanacağı dil üzerinde düşünmelidir. Sosyal bilgiler öğretmenleri, geleneksel toplumsal cinsiyet kalıplarını ve rollerini sorgulamalı, toplumsal cinsiyetle ilgili söylemleri tanımlamalı ve öğrenciler için toplumsal cinsiyet duyarlılığını örnekleyen rol modelleri geliştirmelidir. Öğretmenler sınıf içinde öğrencileri ile olan etkileşimlerinde cinsiyet ayrımcılığına yer veren davranışlardan ve söylemlerden kaçınmalıdır. Öğretmenler, okul ve sınıf içi etkinliklerde etkinlikleri düzenlerken, cinsiyet farkı gözetmeksizin bireylerin benzer potansiyellere sahip olduğu bilinciyle hareket etmeli, görev ve sorumluluk paylaşımını buna göre yapılmalıdır. Bu bağlamda bu çalışmada yer alan toplumsal cinsiyet etkinliklerinin sosyal bilgiler öğretmenlerine yol göstereceği ve öğrencilere toplumsal cinsiyet duyarlılığını kazandırmada etkili olacağı düşünülmektedir.

Vurgulamak istenilen önemli bir nokta ise bu araştırmanın amacının kızları oğlan, oğlanları kız gibi yetiştirmek olmadığıdır. Araştırma ile ortaya konulmak istenilen şey, haklar ve fırsatlar temelinde farkındalık yaratarak gündelik hayat içindeki önyargıları ve olumsuz algı ve tutumları değiştirerek sosyal gelişme sağlamaktır.

(19)

Bugün, kız çocuklarının “oğlan gibi” davranması üzerindeki baskılar belli ölçüde azaldıysa da, oğlanların “kız gibi” davranması kimi ana- babaları tedirgin etmektedir. Oğlan ve kız ayrımı yapmadan esas olarak “çocuk” oldukları kabulünden hareketle onlara yaklaşmak, gelecek kuşakların hayatlarını olumlu yönde etkileyebilecek, aynı zamanda hak ve sorumluluklarını bilen, her iki cinsin de birbirine daha eşitlikçi ve saygıyla yaklaştığı bir toplum oluşabilecektir.

1.4. Araştırmanın Varsayımları

Araştırma aşağıdaki varsayımlar üzerine kurulmuştur.

1. Araştırmanın yürütüldüğü çalışma grubunun, araştırma sonuçlarının genellenebilirliğini sağlayacak büyüklükte olduğu varsayılmaktadır.

2. Çalışma grubundaki ilköğretim öğrencilerinin ölçekte yer alan maddelere verdikleri cevapların gerçeği yansıttığı düşünülmektedir.

3. İlköğretim öğrencilerine uygulanacak toplumsal cinsiyet tutum ölçeğinin ve toplumsal cinsiyet etkinliklerinin kapsam geçerliliği konusunda başvurulan uzman görüşlerinin yeterli olacağı varsayılmaktadır.

1.5. Araştırmanın Sınırlılıkları Bu araştırma;

1. 2011–2012 eğitim öğretim yılında,

2. Tokat merkezde öğrenim gören ilköğretim öğrencileri,

3. Araştırmacı tarafından geliştirilen ölçme aracı ve etkinlikler ile sınırlandırılmıştır.

1.6. Tanımlar

Cinsiyet: Cinsiyet, kişinin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerini ifade etmektedir.

Toplumsal Cinsiyet: Toplumsal cinsiyet, toplumun bireye verdiği roller, görev ve sorumluluklar; toplumun bireyi nasıl gördüğü, algıladığı, ona ilişkin beklentileriyle ilgili bir kavramdır.

(20)

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Fırsatları kullanma, kaynakların ayrılması ve kullanımında, hizmetleri elde etmede bireyin cinsiyeti nedeni ile ayrımcılığa uğramamasıdır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği: Sosyal, kültürel veya hukuksal nedenlerle, kadın ve erkeğin eşit değere sahip olmaması; tüm kamusal alan ve özel yaşam alanlarında eşit seviyede yetki sahibi olmaması, bu alanlara eşit seviyede katılmaması ve bu alanlarda eşit seviyelerde görünür olmaması anlamına gelmektedir.

Toplumsal Cinsiyet Rolü: Toplumsal cinsiyet rolleri, kadınlar ve erkeklerle özdeşleştirilen özellikler, beklentiler ve davranışlar olup, “kadınlığı” ve “erkekliği” tanımlar.

Toplumsal Cinsiyet Kalıp Yargıları: Tüm kadınların ve tüm erkeklerin sahip olduklarının düşünüldüğü psikolojik ve davranışsal niteliklere ilişkin yerleşik katı ve genellenmiş inançlardır.

1.7. İlgili Araştırmalar

Toplumsal cinsiyet konusunda yerli ve yabancı literatürde birçok çalışma yapılmıştır. Aşağıda bu çalışmalar incelenmiştir.

1.7.1. Yurt İçinde Yapılan Araştırmalar

Kaya (2003), “İlköğretimde Kalıplaşmış Toplumsal Cinsiyet Rolü Algılama ve Sunumları: Burdur’da Bir İlköğretim Okulunda Alan Çalışması (2001/2002)” adlı araştırmasında, 2002002 eğitim öğretim yılında Burdur’da bir ilköğretim okulunun 1-5’inci sınıfında öğrenim gören öğrencilere okutulan ders kitaplarının toplumsal cinsiyet rolü kalıp sunumlarını ne şekilde içerdiklerini incelemiş; ardından öğrencilerin bu tür cinsiyetçi sunumlardan etkilenip etkilenmediğini araştırmıştır. Bu amaçla okutulmakta olan ders kitapları önceden belirlenmiş kategorilere uygun olarak analiz edilmiş, bu sunumların öğrencilerin üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi için onlardan resim yapmaları ve kompozisyon yazmaları istenmiştir. Araştırma bulgularına göre, okutulan ilköğretim ders kitaplarında toplumsal cinsiyet kalıp sunumlarına ve öğrencilerin resim ve kompozisyonlarında da aynı yansımalara rastlanılmıştır.

Erden (2004), “Okulöncesi Eğitimcilerinin Cinsiyet Rollerine ve Disipline Karşı Tutumları” adlı araştırmasında, okulöncesi eğitimcilerinin cinsiyet rollerine ve disipline

(21)

karşı tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda, okulöncesi eğitimcilerinin cinsiyet rolleri ve disiplin tutumları açısından eşitlikçi eğilimlerinin yüksek oranda olduğu saptanmıştır.

Gümüşoğlu (2004), “İlköğretim Öğrencilerinin Toplumsal Cinsiyet Algıları” adlı araştırmada araştırmaya katılan çocukların toplumsal cinsiyetle ilgili algılarının geleneksel kadın-erkek rollerine paralel olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan çocuklar anneleri çalışıyor olsa da annenin görevinin ev işleri ve yemek yapmak olduğunu, babanınsa gazete okumak ya da televizyon seyretmek gibi davranışlar içinde olması gerektiğini belirtmişlerdir.

Özdemir (2006), “Okulöncesi dönem Çocuklarının Cinsiyet Özelliklerine İlişkin Kalıp yargılarının İncelenmesi” isimli çalışmasında, okulöncesi dönem 5-6 yaş grubundaki çocukların cinsiyet özelliklerine ilişkin kalıp yargıları analiz edilmiş, araştırma bulgularına göre 5-6 yaş grubunda bulunan çocukların cinsiyet kalıp yargılarına sahip olduğu, yaşla birlikte cinsiyet kalıp yargılarının arttığı sonucuna varılmıştır.

Pınar, Taşkın ve Eroğlu (2008) “Başkent Üniversitesi Öğrenci Yurdunda Kalan Gençlerin Toplumsal Cinsiyet Rol Kalıplarına İlişkin Tutumları” adlı çalışmada Başkent Üniversitesi öğrenci yurdunda kalan gençlerin toplumsal cinsiyet rol kalıplarına ilişkin tutumları incelenmiş; yurtta kalan çoğu gencin toplumsal cinsiyet rolleri konusunda geleneksel bir bakışa sahip oldukları sonucuna varılmıştır.

Yazıcı ve Aslan (2011) “Değerler Eğitiminde Kahramanlardan Yararlanma: Sosyal Bilgiler Ders Kitapları ile Öğretmen Adaylarının Kahraman Tercihlerinin Karşılaştırılması Üzerine Bir Çalışma” adlı araştırmada, sosyal bilgiler ders kitaplarında değerler eğitimine rol model olacak kahramanlardan yararlanma konusunda kadın ve erkek kahramanlar açısından büyük bir eşitsizlik olduğunu tespit etmişlerdir.

1.7.2. Yurtdışında Yapılan Araştırmalar

Weitzman, Eifler, Hokada ve Ross (1972) okul öncesi çocukları için en çok kullanılan çeşitli kitaplardaki toplumsal cinsiyet rollerini incelemişler ve toplumsal cinsiyet rolleri arasında birçok farklılıklar bulmuşlardır. Onlara göre kitaplarda yer alan öykü ve resimlerde, kadınlara nazaran erkeklere çok daha fazla yer verilmektedir. Erkeklerle kadınların etkinliklerinde de çok çeşitli farklılıklar gözlenmektedir. Örneğin kitaplardaki öykü ve resimlerde erkekler macera türü uğraşlar ile bağımsızlık ve güç gerektiren ev dışı etkinlikleri gerçekleştirmede, kadınlar ise erkekler için yemek

(22)

pişirmekte, temizlik gibi ev işleriyle uğraşmaktadır. Diğer taraftan analiz edilen bütün kitaplarda, ev dışında bir mesleği olan hiçbir kadın yer almamaktadır.

Arditti, Godwin ve Scanzoni. (1991), çalışmalarında, kız çocukların cinsiyet rollerinin gelişiminde ebeveynlerin rolünü incelemişler ve kız çocuklarının toplumsal cinsiyete ilişkin gelişimlerinde, annenin etkisinin babadan daha fazla olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Ayrıca araştırmacılar, kız çocuklarının gelişimlerinde annenin davranışlarının belirgin etkisinin yanı sıra, annelerin daha çok kız çocuklarını kültürel olarak dişil içeriklere bağlı yöntemlerle kısıtlama eğilimi gösterdiklerini vurgulamışlardır.

Shu (2004), toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların kariyer, evliliğe ve cinsel özgürlüğe ilişkin çeşitli haklara sahip olma konularında Çinlilerin tutumlarını araştırmıştır. Araştırma bulgularına göre, özellikle iyi eğitim almış Çinli bireylerin, kadınların ifade edilen haklara sahip olmaları noktasında daha eşitlikçi tutumlara sahip olduğunu vurgulamıştır.

Ui ve Matsui (2008), Japon yetişkinlerin cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili kriterlerini, katılımcıların cinsiyet ve yaş grubu farklılıklarını analiz ederek, toplumsal koşulların nasıl etkilediğini araştırmıştır. Araştırmanın sonucunda kadınların özellikle de kırklı yaş grubunda olanların, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin daha eşitlikçi bir tavır takındıkları sonucuna ulaşmışlardır.

(23)

II. BÖLÜM

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu bölümde cinsiyet ve toplumsal cinsiyete ilişkin temel kavramlara, toplumsal cinsiyet kavramının açıklanmasına yönelik ileri sürülen kuramlara, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne anlama geldiklerine, tarihsel süreç içerisinde Türk toplumunda kadına ilişkin yer alan algı ve değerlere, sosyal bilgiler dersinde toplumsal cinsiyet eğitimi verilmesinin önemine, sosyal bilgiler ders kitapları ve cinsiyetçiliğe, sosyal bilgiler dersinde toplumsal cinsiyet eğitimi verilirken kullanılabilecek yöntem, teknik ve materyallere yer verilmiştir.

2.1. CİNSİYET (SEX) VE TOPLUMSAL CİNSİYET (GENDER): TEMEL KAVRAMLAR

Batı literatüründe sex (cinsiyet) ve gender (toplumsal cinsiyet) terimleri bazen birbirinin yerine bazen de farklı anlamlarda kullanılır. Bazı araştırmacılar arasında da iki kavram üzerine anlam tartışmaları devam etmektedir (Torgrimson ve Minson, 2005; Unger ve Crawford, 1993). İki kavramın anlamları üzerindeki tartışma daha çok nedensellik konusu üzerinde odaklanmıştır (Yaşın Dökmen, 2010:18). Kadınlar ve erkekler arasında çeşitli farklar olduğunu kabul edenlerin bu farklılıkların nedeninin biyolojik yapıdan mı yoksa çevresel faktörlerden mi kaynaklı olduğunu vurgulama noktasındaki görüşleri, bu iki kavramın anlamlarının farklı kullanılmasına da yol açmaktadır. Biyolojik temelli olan farklılıkların “cinsiyet” ile, sosyokültürel temelli olan farklılıkların da “toplumsal cinsiyet” ile ifade edilmesi gerektiğini savunanlar olduğu gibi, kadınlar ile erkekler arasındaki farklılıkların ikisinden de kaynaklandığını ve ayrı nedenler olarak gösterilmesinin uygun olmadığını ileri sürenler de vardır. Sex (cinsiyet) ve gender (toplumsal cinsiyet) sözcüklerinin ikisini de aynı anlamı verecek şekilde birbirinin yerine kullananlar ise, cinsiyetin biyolojik ve sosyal yönlerinin çok ilişki olduğunu ve ayırmanın bazen güç olduğunu belirtmektedir (Golombok ve Fivush, 1995). Kimi insanlar, erkekler ve kadınlar arasındaki farklılıkların genetik olarak belirlendiğini ileri sürse de, örneğin Giddens (2008)’a göre ise toplumsal cinsiyet farklılıklarının biyolojik temelleri olduğuna dair kesin hiçbir kanıt yoktur.

(24)

2.1.1. Cinsiyet (Sex)

Dünya üzerindeki bütün insanları kadın ve erkek olarak gruplandırmak ve farklılaştırmak için kullanılan ölçütlerden ilki cinsiyettir. Cinsiyet (sex), canlıların cinsiyet kromozomları tarafından belirlenen yapısal, işlevsel ve davranışsal özelliklerini içerir (Torgrimson ve Minson, 2005:785; The Penguin Dictionary of Sociology, 1986:95; Dictionary of Feminist Theory, 1986:201) En temel anlamda cinsiyet biyolojik olarak belirlenir. Cinsiyet, kişinin kadın ya da erkek olarak gösterdiği genetik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerini ifade etmektedir. Bu yönüyle cinsiyet doğuştan elde edilen bir statüdür.

2.1.2. Toplumsal Cinsiyet (Gender)

Toplumsal cinsiyet tanımları ise var olan cinsiyet kavramına yönelik, erkek ve kadın tanımlamaları ile, bu tanımlamaların eleştirileri üzerine oturmaktadır. Toplumsal cinsiyet konusunda yapılan açıklamalar uzun süredir varlığını korumaktadır. “Kadınlık” ve “erkeklik”e yüklenen anlamların temel kaynaklarının neler olduğu, bu anlamların kaynaklarının, sadece biyolojik olarak bedenin farklılaşmasından kaynaklanan ikilik mi olduğu gibi sorulara yönelik tartışmalar, cinsiyet kavramının toplumla ilişkilendirilmesiyle ifadesini bulan ve farklı teorilerle açıklanan “toplumsal cinsiyet” kavramlaştırmasına yol açmıştır. Toplumsal cinsiyetin ne olduğuna ilişkin, teorisyenlerin farklı bakış açıları çerçevesinde, farklı tanımlar ortaya çıkmaktadır.

Toplumsal cinsiyet kavramının kapsamlı bir şekilde ve bugünkü anlamıyla ilk defa 1970’lerdeki feminist hareket tarafından kullanıldığını söylemek mümkündür. 1970'lerde toplumsal cinsiyetin varlığını; başka bir ifadeyle, erkekler ile kadınlar arasındaki farklılıklar ve ayrılıkların biyolojik farklılıkla açıklanamayacağını, erkeklik ve kadınlıkla ilgili, kültürel açıdan egemen fikirlerin gerçekliğe ancak kabaca denk düşen kalıplaşmış yargıları temsil ettiklerini kanıtlamaya yönelik sosyolojik ve psikolojik çabalar vardır. 1970’lerin başından itibaren feminist Marksistler ve antropologlar cinsiyet ayrımının değişik toplumlarda değişik biçimlerde ortaya çıktığını, dolayısıyla biyolojik yapıdan kaynaklanan tek tip bir ayrımcılıktan söz edilmeyeceğini örnekler göstererek öne sürmeye başlarlar. Bu çalışmalar, toplumsal cinsiyetle ilgili düşünceler ve erkeklerle kadınların rolleri söz konusu olduğunda çeşitli kültürler arasında çok farklı değişiklikler bulunduğunu ortaya koymuştur (Marshall, 1999:98). Aynı dönemlerde, toplumsal cinsiyet terimini sosyolojiye sokan Ann Oakley (1972) “Sex, Gender and Society” (Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Toplum) adlı eserinde

(25)

cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ayrımını ele almıştır. Oakley, eserinde kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılıkları (üreme fonksiyonuna yönelik farklılıklar) anlatırken cinsiyet kavramına yer vermiş; eril (erkeklik) ve dişil (kadınlık) olarak sosyal sınıflandırmayı anlatırken de kültürel olarak inşa edilen toplumsal cinsiyet kavramına yer vermiştir (Agrawal,2011:2).

Toplumsal cinsiyet feministler sayesinde sosyolojinin önemli bir kavramı haline gelmiştir. Feministler kadınlarla erkekler arasındaki davranışsal ve psikolojik farklılıkların biyolojik sebepleri olmaktan çok toplumsal ve kültürel sebepleri olduğunu savunmuşlardır. Feministler toplumsal cinsiyet kavramını ortaya atmalarındaki neden, biyolojik bir takım farklılıkların toplumsal eşitsizliklerin meşru bir sebebi olamayacağını göstermek ve bu anlayışın yanlışlığını ortaya koymaktır. Cinsiyete dayalı ilişkiye çağdaş bir yorum getirenlerin başında Gayle Rubin gelir. Rubin, “Toward an Anthropology of Women” (Bir Kadınlar Antropolojisine Doğru) başlığıyla yayınlanan kitaptaki cinsiyet ve toplumsal cinsiyet konularını birbiriyle ilişkili ancak farklı iki kavram olarak ele alır. İnsanların biyolojik yapılarının onların cinsiyetlerini oluşturduğunu söyler. Rubin’e göre kadına ve erkeğe özgü diye ele alınan seksüel gereksinimler bile hep bu toplumsal düzenlemelerden etkilendiğinden içgüdüsel sanılan seksüel istekler ve bunların gideriliş biçimleri gerçekte biyolojik olduğu kadar toplumsal niteliklidir. Rubin’e göre, cinsiyet ayrımının hem başlangıç noktası hem de garantisi ailedir. Kadın ve erkeğin dünyaya geldiği ve cinsiyetlerin oluştuğu aile ortamı ataerkil sistemin egemenliğinde olduğundan aile her yeni kuşakta yeni yöneten erkekler; yönetilen kadınlar üretir (1975, aktaran, Mellor, 1993).

Feminizmin öncülerinden Simon de Beauvoir 1949’da yayınlanan ve Second Sex (İkinci Seks) adını verdiği kitabında ataerkil toplumlarda kadının nasıl erkeğe göre, yani norm kabul edilen, geçerli sayılan cinse göre; “başka”, “eksik”, “edilgen”, “güçsüz”, “duygusal” ve “yeteneksiz” diye tanımlandığını anlatmaktadır. Toplumdaki birçok kurumdaki iş ve özel ilişkilerin yanı sıra bireylerin kendi aralarındaki ilişkiler de kadınlarla ilgili gelenekselleşmiş bu önyargılarca düzenlendiğinden, Simon de Beauvoir’a göre en bağımsız kadın bile bu çarpık görüşlerin etkisinde kalır, bilincinde olarak veya olmayarak kendini korkunç bir kısır döngünün içinde bulur (Arat, 1995:52).

Uzun yıllar boyunca kadınlar hemen hemen her alanda ayrımcı uygulamalara maruz kalmışlardır. Bu uygulamaların temelinde, kadınlar ve erkekler arasında mevcut olan ayrımcılıkların doğal ve değiştirilemez olduğu inancının hâkim olduğu görülmektedir. Diğer bir deyişle, kadınlarla erkeklerin toplumsal, psikolojik ve

(26)

davranışsal özelliklerinin tümünün temelinde metabolizma gerçeği bulunmaktadır. Bu metabolik gerçekler, yalnızca kadınlarla erkekler arasındaki davranış farklılıklarının açıklanması için kullanılmakla kalmamış; bununla birlikte toplumsal ve siyasal düzenlemelerin nasıl olması gerektiği konusunda meşrulaştırıcı birer araç olarak da kullanılmıştır. Örneğin kadınlara siyasal haklar tanınması, kadınların biyolojik özellikleri nedeniyle bu hakları kullanmaya uygun olmadıkları gerekçesiyle yararsız görülmüş, hatta çoğu kadın da bu hakların kendine uygun olamayacağını düşünmüştür (Sayer, 2011: 9).

İkinci Seks’te “anotomi kaderi değil”, “insan kadın doğmaz, kadın olur” denirken, cinsiyet kavramının aslında biyolojik değil, toplumsal olduğu vurgulanmaktadır. Sosyolog Agrawal’e göre Simon de Beauvoir’ın iddiası erkekler için de eşit ölçüde geçerlidir (Agrawal,2011:1-2). Çünkü toplum, kadın ve erkek kimliklerini kurgulamakta; yalnızca kadınları değil, erkekleri de bu kimlikler içine sokmaktadır. Sonuçta, cinsiyetler arasındaki ayrım veya ayrımcılık hiçbir zaman “işlenmemiş” bir halde ortaya çıkmamakta; aksine her zaman toplumda yaratılan bir hiyerarşi içinde erkek veya kadını önceden içine alan bir yorumla ortaya çıkmaktadır (Agacinski, 1998). Buna göre, kadınlar ve erkeklerle özdeşleştirilen davranış özellikleri kromozomlardan veya anatomiden kaynaklanmamakta; aksine kültürel olarak öğrenilmekte ve kazanılmaktadır.

O halde cinsiyet kavramı salt biyoloji ile içeriğini bulurken, toplumsal cinsiyet kavramı açıklanırken, sosyoloji ve psikolojinin kavramlarına sık sık başvurulma gereksinimi hissedilmektedir. Toplumsal cinsiyet kavramı kadın ve erkek arasındaki sosyal ve kültürel ilişkilere bağlı olarak yapılandırılmış ve tanımlanmış olup cinslerden her birine yüklenen kimliklere, statülere, rol ve sorumluluklara dayanan ilişkiyi tanımlamaktadır. Toplumsal cinsiyet, toplumun bireye verdiği roller, görev ve sorumluluklar, toplumun bireyi nasıl gördüğü, algıladığı, beklentileri ile ilgili bir kavramdır. “Toplumsal cinsiyet, toplumsal olarak kurulmuş erillik ve dişilik kavramlarıyla bağlantılıdır ve bireyin biyolojik cinsiyetinin doğrudan bir sonucu olmak zorunda değildir.” (Giddens, 2008:505) Rice’a göre toplumsal cinsiyet, bireyi kadınsı ya da erkeksi olarak karakterize eden psikososyal özelliklerdir (1996, aktaran, Yaşın Dökmen, 2010: 20). Toplumsal cinsiyet, kültürel olarak belirlenir (Torgrimson ve Minson, 2005:785; Unger,1979; Kessler ve McKenna, 1978:7). Kadınlar genellikle kadınsı (feminen), erkekler ise genellikle erkeksi (maskülen) olarak sosyalleştirilirler (Yaşın Dökmen, 2010:22). Toplumsal cinsiyet kavramı dinamiktir. Diğer bir değişle

(27)

toplumsal cinsiyete yüklenen anlamlar toplumdan topluma değişebileceği gibi toplum içerisinde de zamanla bu kavram farklı anlamlar kazanabilir.

Bazı araştırmacılar için en basit kullanımında toplumsal cinsiyet, “kadınlar” ile eş anlamlıdır (Scott,2007:9). Scott’a göre kadın tarihi üzerine yazılmış çok sayıda kitap ve makalenin başlığında “kadınlar” sözcüğünün yerine “toplumsal cinsiyet” kullanılmıştır. Ona göre, toplumsal cinsiyet sözcüğü, kadın sözcüğüne göre daha nötr ve nesnel bir anlam taşıyor gözükmektedir ve kendini feminist politika ile ayrıştırmaktadır. Toplumsal cinsiyet ifadesi kadınları kapsar ama isimlerini zikretmez ve böylelikle eleştirel bir tehdit ortaya koyuyor gibi görünmez (2007:10).

Scott’a göre toplumsal cinsiyet cinsler arasındaki toplumsal ilişkileri düzenlemek için de kullanılır. Söz konusu kullanım kadınların farklı şekillerde tahakküm altına alınmasına ilişkin ortak payda olarak ifade edilen kadınların doğurganlığı ve erkeklerin fiziksel olarak daha güçlü olmaları biyolojik açıklamaları reddeder. Aksine “toplumsal cinsiyet”, kadınlar ve erkeklere ilişkin uygun rollerin tamamen toplumsal olarak üretildiğini ifade eden “kültürel inşalar” a işaret etmenin bir yoludur. “Toplumsal cinsiyet”, erkeklerin ve kadınların öznel kimliklerinin sadece toplumsal kökenlerini belirgin kılmanın bir yoludur. Bu tanımlamada “toplumsal cinsiyet”, cinsiyeti olan bir bedene zorla kabul ettirilmiş bir toplumsal kategoridir ( 2007:11).

Scott toplumsal cinsiyetin bir ‘inşa’ olduğunu ifade etmektedir. Öyle ki; bu tanım, kadınların doğurgan olmaları ya da erkeklerin fiziksel olarak daha güçlü olmaları gibi biyolojik açıklamaları reddetmekle birlikte, bu tür açıklamaların, kadınların tahakküm altına alınmasına neden olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla, kadınlar ve erkeklere uygun rol davranışları, aslında toplumsal bir üretim olarak ortaya çıkmaktadır.

O halde, cinsiyete ilişkin fizyolojik farklılıklar cinsiyetlerin ürettiği hücrelere, yumurta veya sperm üretimine bağlı anatomik yapılara (ilk cinsel özellikler), göğüsler veya saçlar gibi belli fiziksel özelliklere (ikincil cinsel özellikler) bağlıdır (White, 2003:90). Çocuklar dünyaya biyolojik cinsiyetleri bakımından bir kız çocuk ya da bir erkek çocuk olarak iki farklı türde gelmiş olabilir. Toplumsal cinsiyet ise sonradan kazanılır, yani “bir kadın olmak” ve “bir erkek olmak” üzerine her şey anlaşılabilir (http://www.eycb.coe.int/gendermatters/contents.html). Biyolojik cinsiyet farklılıkları öğrenilmemiş, yukarıda da vurgulandığı üzere doğuştan getirilen özelliklerdir. Toplumsal cinsiyet farklılıkları ise, öğrenilen, sosyalleşme sürecinde kazanılan farklılıklardır. Bir kişinin cinsiyeti biyolojik olarak karar verilse de kişinin cinsiyeti kültürel ve sosyal olarak oluşturulur. Sherif’e (1982) göre toplumsal cinsiyet bireylerin

(28)

sosyal sınıflanması için bir şemadır (White, 2003:90) Toplumsal cinsiyet kavramı şu şekilde tanımlanabilir: (1) kadın ve erkekler için kültürel olarak uygun kabul edilen cinsiyetin fizyolojik olmayan bileşenleri, (2) kadın ve erkekler için kültürel olarak uygun kabul edilen özellikler veya (3) sosyal kategoriler için etiketler, örneğin erkek, dişi, veya çift cinsiyetli (Bern 1974; Spence ve Helmreich,1978).

Dünya sağlık örgütünün (WHO) cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ayrımı üzerine belirlediği bazı kriterler vardır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre “cinsiyet” özellikleri yönünden insan toplulukları arasında önemli ölçüde farklılık olmazken, toplumsal cinsiyet özellikleri açısından çok büyük farklılıklar olabilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ne göre, cinsiyete ilişkin bazı özellikler şu şekildedir (http://www.eycb.coe.int/gendermatters/contents.html):

• Kadınlar regl olurken erkekler olamaz. • Kadınlar hamile kalırken erkekler kalamaz. • Erkeklerin testisleri varken kadınların yoktur.

• Kadınların genellikle süt üreten göğüsleri gelişmişken, erkeklerin gelişmemiştir. • Erkekler genellikle kadınlara göre daha iri kemiklere sahiptir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ne göre, toplumsal cinsiyete ilişkin bazı özellikler ise şu şekildedir (http://www.eycb.coe.int/gendermatters/contents.html):

• Birçok ülkede kadınlar erkeklerden daha az kazanmaktadır.

• Vietnam’da erkekler kadınlara göre daha çok sigara içmektedir. Çünkü, kadınların sigara içmesi geleneksel olarak hoş karşılanmaz.

• Suudi Arabistan’da erkeklerin araba kullanmasına izin verilirken, kadınların araba kullanmasına izin verilmez.

Toplumsal cinsiyet kavramı üzerine yapılan farklı tanımlamaların odağında, toplumsal cinsiyet üzerine geliştirilen değişik kuramlar yer almaktadır. Bu kuramların irdelenmesi kavramın daha iyi incelenmesi açısından yararlı olacaktır.

2.1.3. Toplumsal Cinsiyet Kavramını Açıklamaya Yönelik Kuramlar

Bu kısımda toplumsal cinsiyet kavramının oluşumuna, gelişimine ve açıklanmasına yönelik geliştirilen kuramlara ve tartışmalarına yer verilmektedir. Literatürde, cinsiyet rollerine ilişkin farklı kuramsal bakış açıları mevcuttur. Bu farklı kuramsal bakış açıları birbirlerini yanlışlamazlar fakat aynı davranışın farklı yanlarına

(29)

odaklanırlar. Bu farklı bakış açıları biyolojik açıklamalar, psikolojik ve sosyal faktörler açısından ele alınıp irdelenecektir.

2.1.3.1. Biyolojik Açıklamalar

Kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıkları dolayısıyla toplumsal cinsiyeti açıklama noktasında kimi araştırmacılar toplumsal cinsiyet kavramının açıklanmasına yönelik ortaya koydukları fikirlerde kadın ve erkek arasındaki farklılıkları ortaya koyarlarken sosyolojik verilerle yetinmeyip, biyokimya alanına yönelmekte, biyolojik açıklamalara yer vermektedir. Biyolojik açıklamalardan kasıt kadın ve erkeklerin beyin yapısı farklılıkları ile bu farklılıklara hormonların etkisini ortaya koymaktır.

2.1.3.1.1. Beyin yapısı

Biyolojik açıklamaları öne süren kimi araştırmacılara göre erkekler kadınlardan farklıdır. Çünkü öncelikli olarak her iki cinsin beyin yapıları da farklıdır. Her türlü yaşam fonksiyonlarının ve duyguların düzenlenmesinde en etkin role sahip olan beyin erkeklerde kadınlara göre daha farklı şekilde oluşmaktadır. Bu farklı oluşumun sonucunda ise beyne gelen bilgiler her iki cins arasında farklı şekilde değerlendirildiğinden, erkekler ve kadınlar olguları farklı şekilde değerlendirmekte, konuları farklı bir önem sırasıyla ele alıp farklı davranmaktadır (Moir ve Jessel, 2002:13).

Cenin döllenmenin ardından altı yedi hafta sonra beynin “erkek” ya da “kadın” olarak gelişmesi gerektiğine karar vermekte ve ana rahminde bu kritik dönemde beynin yapısının ve bilincin nasıl oluşacağı belli olmaktadır. Bireyin kişisel özelliklerini taşıyan yapısal planda 46 kromozom mevcuttur. Bu kromozomların yarısı anneden diğer yarısı ise babadan alınmaktadır. Annede oluşan yumurtaların hepsinde birer X kromozomu vardır. Bu yumurtalar döllenirken eğer babanın spermi X kromozomu taşıyorsa sonuç ceninin kız cinsiyetine sahip olmasıdır. Diğer taraftan sperm eğer Y kromozomu taşıyorsa o zamanda doğacak olan çocuk erkek olmaktadır (Keller, 2009).

Diğer taraftan beynin işleyişiyle ilgili ilk bilgilere beyin zedelenmesine uğrayan hastalardan elde edilen verilerden ulaşılmıştır. Bu veriler doğrultusunda nörofizyologlar, psikologlar beynin belli bölgelerinin sahip olduğu işlevleri ortaya koymuştur. Örneğin, beynin sol yarımküresinde; mantıksal sıralama, karar verme, harfleri yorumlama, dil ile ilgili fikirlerin işlenmesi, düşüncelere yapı ve sıra verilmesi, fikirlerin sınıflandırılması, sayılarla ve hesaplarla ilgilenerek fikirlerin kritik analizinin

(30)

yapılması ve vücudun sağ bölümünün kontrol edilmesi işlevleri yapılmaktadır. Beynin sağ yarımküresinde ise; görsel şekillerin ve imajların (grafikler, haritalar ve çizgiler), uzamsal bilginin, kendiliğinden rastlantısal, açık uçlu fikirlerin işlenmesi, sezginin kullanılması, yeniliklerle, belirsizliklerle ilgilenme ve vücudun sol bölgesini kontrol etme işlemleri yapılmaktadır (Caine ve Caine, 2002:36).

Biyolojik açıklamaları öne çıkaran kimi araştırmacılara göre erkeklerde kadınlara nazaran beynin sol tarafı çok daha fazla özelleşmiş ve gelişmiştir. Bunun sonucunda da, mekanı algılama, soyutlama yeteneği erkeklerde çok daha iyi noktada olmuştur. Örneğin, daha ilkokul yıllarında matematik alanında yani soyut düşünebilme, rakamları yorumlayabilme, formülleri anlayabilme noktasında erkek çocuklar kız çocuklardan daha başarılı olabilmektedir (Moir ve Jessel, 2002: 27). Benbow ve Lubinski matematikte üstün yetenekli 13 yaşındaki çocuklarla yürüttükleri araştırmalarında, erkeklerin kızlardan matematik, uzaysal ve akıl yürütme yeteneklerinde daha üstün olduklarını, ama sözel muhakemede aralarında fark olmadığını bulmuştur (1972, aktaran, Yaşın Dökmen, 2010:50). Benbow ve Lubinski, bu sonuçları erkeklerin beyninin sağ yarım küresinin çok daha fazla özelleşmesine bağlamıştır.

Biyolojik açıklamaları öne süren araştırmacılara göre büyüdükçe gelişen kişiliği, nasıl davranılması gerektiğini, ne şekilde düşünüleceğini, beyin belirlemektedir. Beynin oluşumu ve faaliyeti ise hormonlar tarafından şüphesiz etkilenmektedir.

2.1.3.1.2. Hormonlar

Kimuraya göre (1996) cinsiyet hormonları cenine ait beyinin yapısını ve işlevini kalıcı olarak değiştirebilir. Ona göre hormonal etkiler, cinsellik ve üreme davranışları ile sınırlı değildir. Hormonal etkiler, erkek ve kadınlarda farklı olduğu bilinen tüm davranışları aynı zamanda genişletebilir. Hormonlar beyinle çok belirleyici bir etkileşim içine girmektedir. Anne rahminde erkeklerin oluşmakta olan beyinlerinin erkeklere özgü özelliklere kavuşabilmesi için erkek cinsiyet hormonuna ihtiyacı vardır. Özellikle insan sinir sistemine en yakın hayvanlardan biri olan fareler üzerinde yapılan deneylerde hormonlarla ilgili çarpıcı sonuçlara ulaşılmıştır. Eğer gelişmesi sırasında beyin erkek cinsiyet hormonundan mahrum kalırsa dişi beyin gibi gelişmekte ve şekillenmektedir. Eğer beynin gelişmesindeki kritik zaman dilimi içinde hormonlar değiştirilirse, beynin gelişmesi de değişmekte ve karşı cinse özgü yapılanmaya doğru yol almaktadır. Örneğin, hayvan daha annesinin rahmindeyken, hormon miktarının

(31)

değiştirilmesiyle bazı davranış biçimlerinin değiştiği de tespit edilmiştir (Moir ve Jessel, 2002: 40).

Biyolojik açıklamaları önemseyenlere göre, erkekler soyutlama yeteneklerinden ötürü daha rahat harita okuyabilmekte, kadınlar ise beyin yapıları nedeniyle her türlü uyarıya daha duyarlı olabilmektedir. Kadınlar insani ilişkileri daha rahat kurabilmekte, iletişimde daha başarılı olabilmektedir. Kadınların işitme yetenekleri daha çok gelişmiştir. Karanlıkta kadınlar çok daha iyi görebilmekte, dünyaya daha geniş açıdan bakabilmektedir. Kadınlar erkeklere nazaran daha iyi empati kurabilmekte, insanlar arasında gelişen ince mesajları daha iyi anlayabilmekte, ayrıntıları daha iyi fark edebilmektedir (Moir ve Jessel, 2002: 100-110).

Yaşın Dökmen (2010:52) ’e göre cinsiyet farklılıklarının biyolojik faktörlere bağlanması çoğu zaman erkek üstünlüğünün kabulü anlamına gelmiştir. Ona göre bu görüş, kadının haklarının ve aktif olabileceği etkinliklerinin kısıtlanması riskini taşıyabilir. Bu durumun örnekleri geçmişte çok görülmüştür. Kadınların çalışma yaşamında aktif olmaları, onların zayıf ve güçsüz olabilecekleri göz önüne alınarak bilhassa eşler ve babalar tarafından engellenmiştir. İşveren erkek patronlar tarafından da yine kadınların duygusallıkları ve zayıf olabilecekleri bahane edilerek işe alınmaları sık sık engellenmiştir. Mühendislik gibi daha mekanik düşünmeyi gerektiren meslekler, şüphesiz toplumsal bir takım yargılar nedeniyle de erkek mesleği olarak düşünülmüş, kadınlar tarafından çok az tercih edilmiştir. Bu tarz meslekleri yapanlara da şaşırtıcı gözle bakılmıştır. Çok az tercih edilen ya da kadınların tercih etmeyi bile düşünemedikleri sürekli olarak engellenen bir diğer meslek de siyasettir. Hala günümüzde bile mecliste aktif olan kadın siyasetçi oranı genele nazaran son derece azdır. Giddens (2008: 505-506)’a göre ise kimi araştırmacılar kadın ve erkek arasındaki doğuştan gelen davranış farklılıklarının nedeninin insan biyolojisi yani hormonlardan, kromozomlardan, beyin yapısından dolayı olduğunu vurgularken, aslında toplumsal cinsiyet yerine cinsiyetin sonucunu ortaya koymaktadır. Bireylerin doğuştan gelen bir tür eğilime uyduklarını savunan kuramlar, insan davranışının oluşumunda toplumsal etkileşimin oynadığı rolü göz ardı etmektedir.

2.1.3.2. Psikanalitik Kuram

Toplumsal cinsiyetle ilgili kuramlara bakıldığında özellikle kızların toplumsal cinsiyet gelişimine ilişkin yaklaşımlarından dolayı ilk dönemlerinden itibaren eleştirilse de Sigmund Freud’un Psikanalitik kuramı ön plana çıkmaktadır. Freud’ un görüşlerine

(32)

dayanan psikanalitik yaklaşım, toplumsal cinsiyetin gelişimine ilişkin olarak getirilen ilk kuramsal açıklamalardan biridir.

Freud’un toplumsal cinsiyetin oluşmasına ilişkin kuramı yani psikanalitik kuram, libido kavramlaştırmasına dayanır. Libido, biyolojik ve toplumsal cinsiyeti organize eden, biyolojik temel olan cinsel enerjidir (Yaşın Dökmen, 2010:42). Freud, libidoyu erkek cinsel organını merkeze alarak açıklamaktadır. Freud’un kuramında toplumsal cinsiyetin kazanımına ilişkin üç dönem görülmektedir: Çocukların cinsiyetler arasındaki farklılıkların farkında olmadıkları dönem, farklılıkları anlamaya başladıkları dönem ve ödipal dönem (Yaşın Dökmen, 2010:43).

Oral ve anal dönemleri içeren ilk dönemde doğumdan itibaren erkek ve kız çocukların cinsiyet ve toplumsal cinsiyet deneyimleri aynıdır. Erkek çocuklar yaşama erkek anatomisine sahip olarak başlarlar; yani libidoları erkek cinsel organı olan penisle bağlantılı olarak erkektir. Kız çocukları ise anatomik olarak dişilik organı olarak vajinaları ve erkeklik organı olarak da klitorisleri olmak üzere iki cinsiyetlidir. Yaşamın başında kız çocuklarının deneyimleri içinde sadece klitoris yer almaktadır. Yani libidoları erkektir. O halde Freud’a göre ilk dönemde kız çocuklarında erkek çocuklarında cinsiyetleri erkektir ve toplumsal cinsiyetleri de erkeksidir. Bu dönemde her iki cins de anneye bağlıdır (Yaşın Dökmen, 2010:43).

Fallik dönemini içeren ikinci dönemde ise çocuklar, kadın ve erkek arasındaki farklılıkları anlamaya başlar ve 5 yaş civarında da kimlikleri oluşur. Freud’a göre, bebek ve küçük çocukların toplumsal cinsiyet farklılıklarını öğrenmelerinin merkezinde, penisin varlığı ya da yokluğu yer almaktadır. “Benim bir penisim var” demek “Ben bir erkeğim” demekle özdeş iken; “Ben bir kızım” demek ise “Ben bir penisten yoksunum” demekle özdeştir (Giddens, 2008: 212). Yani penisin varlığı ya da yokluğu erkeklik ya da kadınlık için bir simgedir.

Toplumsal cinsiyet rolünün kazanımının üçüncü döneminde, yani ödipal dönemde, anneleri için babaları ile erkeklik yarışına giren erkek çocuk, babalarının kendi penisini kesmek istediğini düşleyerek kendisini tehdit altında hisseder. Bu korkuyla babalarıyla olan çekişmelerinden ve annelerine olan cinsel yönelimden vazgeçer, babalarıyla özdeşleşir ve kendi erkek kimliğinin farkına varır. Diğer taraftan kızların ise “penis kıskançlığı” duyduğu varsayılır. Kız çocuklar babaları ile yeni ilişkilerinde, önce babalarının onlara istedikleri cinsel organı vereceğini umarlar (Giddens, 2008: 212). Ancak sonra bu istekten, ilişkili davranışlardan ve saldırganlıktan vazgeçerler ve babalarıyla pasif kadınsı bir ilişki içine girerler. Freud’a göre, kız

(33)

çocuklarının anneleriyle tamamen özdeşleşme zorunlulukları olmadığı için süper egoları da erkek çocuklarınki kadar gelişmemiştir. Bu nedenle, Freud’a göre, kadınlar hem cinsel hem de ahlaki olarak erkekler kadar üstün değildir (aktaran, Yaşın Dökmen, 2010: 45).

O halde, özdeşleşme ve içselleştirme gibi bilinçaltı süreçleri vurgulayan psikanalitik kurama göre, toplumsal cinsiyete uygun davranışlarda bulunma (erkeklerde erkeksi, kadınlarda kadınsı davranış) ya da toplumsal cinsiyet rolü kazanma çocuğun küçük yaşlardan itibaren kendi cinsiyetinden olan ebeveyni ile kurduğu özdeşim sürecinde kazanılır. Freud’a göre çocuk kendi cinsiyetindeki ebeveyniyle özdeşim kurarak onun özelliklerini alır ve sonuç olarak erkek çocuklar nasıl bir erkek olmaları gerektiğini; kız çocuklar da nasıl bir kadın olmaları gerektiğini öğrenir (Dusek, 1987). Özdeşim süreci süper egonun gelişimiyle sonuçlanmaktadır. Süper ego, toplumsal cinsiyeti de içeren toplumsal standartların içsel sunumlarıdır (Dusek, 1987). Ebeveynler çocuklarına toplum tarafından beklenen kuralları ve normları öğrettiklerinden dolayı, ebeveynle kurulan özdeşim çocuk ve ergenler için önemli bir sosyalleşme sürecidir (Dusek, 1987).

Freud’un kuramı pek çok yazar, özellikle de feministler tarafından çok ciddi eleştirilmiştir Bu eleştiriler şu şekildedir (Giddens, 2008: 212): Öncelikli olarak toplumsal cinsiyet kimliğini Freud, cinsel organların fark edilmesiyle gereğinden fazla ilişkilendirmektedir. Olabilecek farklı etkenleri göz ardı etmektedir. İkinci olarak kuram, penisin, yalnızca erkeklik organının yokluğu diye düşünülen vajinadan daha üstün olduğu anlayışına bağımlı görünmektedir. Oysa kadın cinsel organı da erkeğinkinden üstün olabilir. Üçüncü olarak Freud babayı, birincil disiplin edici kişi olarak görmektedir. Oysaki pek çok kültürde anne, disiplinin uygulanmasında daha önemli rol oynayabilmektedir. Dördüncü olarak ise, Freud, toplumsal cinsiyetin öğrenilmesinin 5 yaş civarında yoğunlaştığına inanmaktadır. Oysa daha sonraki yazarların çoğu bebeklikte başlayan öğrenmenin önemini vurgulamıştır.

Chodorow ’a göre kişilik gelişimindeki farklı yönelmelerin kaynağı kişilerarası dürtü çatışmaları değil, kız ve erkek çocuklarının anneleriyle yaşadıkları farklı ilişki sürecidir. Preoedipal dönemde anneler erkek çocuklarına ayrı cins olduklarını gösteren davranışlar sergileyerek onların bireysel farklılığı deneyimleyen bir benlik gelişimine neden olurlar. Bu nedenle erkek çocuklar ayırmayı ve öteki eğilimli düşünmeyi öğrenir. Kızlar ise anne tarafından kendi cinsinin benzeri olarak görülerek özdeşleştirme

(34)

deneyimi yaşar. Sonuçta erkekler ayırmayı, kızlar özdeşleştirmeyi ve ilişki kurmayı içselleştirir (Yazıcı ve Yazıcı, 2011:87).

2.1.3.3. Sosyal Faktörler

Toplumsal cinsiyetle ilgili literatürde kullanılan en yaygın yaklaşım, toplumsallaşma kuramıdır. Cinsiyetin toplumsallaşması kuramları, daha çok işlevselci yani, oğlanların ve kızların cinsiyet rollerini ve bu rollere eşlik eden erkek ile dişi kimliklerini erilliği ve dişiliği öğrenerek elde eden düşünürlerce tercih edilmektedir (Giddens 2008: 506).

Toplumsallaşma (sosyalleşme), “yardıma gereksinimi olan bebeğin, yavaş yavaş içerisinde doğduğu kültür için geçerli olan becerileri edinerek, kendi bilincinde olan, bilgili bir kişi haline gelmesi sürecidir ” (Giddens, 2008: 201). Diğer bir deyişle, dünyaya gelen birey-insanın; ailesinin, akraba ve komşuluk çevresinin, kent ve köyünün ve nihayet ulusunun bir parçası olduğunu öğrenmesi ve böylece toplumun bir üyesi haline gelmesidir (Kağıtçıbaşı, 1999). İnsanın sosyalleşmesi çok karmaşık bir süreçtir. İnsan, etrafında bulunanların, her gün karşılaştığı sayısız olayların ve kişilerin, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ve kültürel koşulların, gelenek, töre ve yasaların, fiziksel çevrenin, kalıtım yoluyla geçen birçok özelliğin ve daha pek çok etkenin etkisindedir (Kağıtçıbaşı, 1999). Toplumsallaşma sırasında, özellikle yaşamın ilk yıllarında çocuklar, etraflarındaki özellikle yaşça kendilerinden büyük olan ebeveynlerinin, ya da diğer büyüklerin davranışlarını gözlemleyerek, bu davranışları öğrenir. Böylelikle toplumsallaşma yeniden üretime yardımcı olur. Çünkü yaşça kendilerinden büyük bireylerin davranışlarını gözlemleyen çocuklar, bir süre sonra onların değerlerini, normlarını da benimseyip, sürdürür.

Toplumsallaşma kuramına göre, toplumsal cinsiyetin oluşumu, toplumsal normların öğrenilmesi ve içselleştirilmesine bağlıdır. Birey, içinde doğduğu toplumun kültürünü, değerlerini zamanla içselleştirmekte ve bu sayede doğduğunda sadece biyolojik bir cinsiyeti olan bireyin, zamanla toplumsal cinsiyeti oluşmaktadır. Connell bu sürecin oluşumunu şu şekilde açıklamaktadır:

Çocuk büyürken toplum da çocuğun önüne cinsiyetine uygun bir kurallar, şablonlar ya da davranış modelleri dizisi koyar. Belirli toplumsallaştırma etkenleri ya da failleri özellikle aile, medya, arkadaş grupları ve okul-söz konusu bu beklentileri ve modelleri somutlaştırarak çocuğun bunları sahipleneceği ortamı hazırlar. Bu ortamda öğrenme yoluyla çocuk bunları içselleştirir. Bunun sonucunda, normalde belirli bir cinsiyetin toplumsal

Şekil

Tablo 20 incelendiğinde erkek öğrencilerin tamamı da tıpkı  kız öğrencilerin  tamamı gibi kadın özelliği olarak ev işlerini yapar (f:12) ifadesini kullanmıştır

Tablo 20

incelendiğinde erkek öğrencilerin tamamı da tıpkı kız öğrencilerin tamamı gibi kadın özelliği olarak ev işlerini yapar (f:12) ifadesini kullanmıştır p.115
Tablo 23 incelendiğinde, öğrencilere göre bir kadının yapması gereken  meslekler arasında öğretmenlik (f:21) ilk sırada yer almaktadır

Tablo 23

incelendiğinde, öğrencilere göre bir kadının yapması gereken meslekler arasında öğretmenlik (f:21) ilk sırada yer almaktadır p.141

Referanslar

Updating...

Benzer konular :