• Sonuç bulunamadı

Genç Muhsin Ertuğrul'u tanımak...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Genç Muhsin Ertuğrul'u tanımak..."

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

i

mm

v

HAY1K

O K M AKBAL

Genç Muhsin Ertuğrul’u

Tanımak...

«

h sj

"Eğer biz bu kadar felâketten sonra adam olmak istiyorsak uygar ulusların uydukları ilkeleri kabul etmeye mecburuz. Onla­ rın iyi dediklerine biz fena, onların beyaz dediklerine biz siyah diyecek isek, böylece hep yerde sürünmekten kurtulamayaca­ ğız."

Muhsin E rtuğrul’un 9 Kasım 1918’te ‘Temaşa’ dergisinde çı­ kan yazısında tiyatroda kadın sanatçıların olmayışından söz edi­ liyor. Ertuğrul şöyle diyor:

“Avrupa’ya gider gitmez, hayır Avrupa’ya değil, Sirkeciden tre­ ne, Galata rıhtımından vapura biner binmez, bizden başka bü­ tün dünya milletlerinin başlığı olan şapkayı başımıza geçiriyo­ ruz. Hatta yalnız bizim ve kadınlarımızın geçirmesi kâfi değil, Avrupa’daki bütün sefaret imamlarımız üç gün evvel çıkardıkla­ rı sarığın yerine güzel güzel şapkalarını giyiyorlar, zevcelerini ve çocuklarını yanlarına alarak kahve, birahane, lokanta, tiyatroya gidiyorlar da, burada kadınlarımızdan biri çıkıp da çarşafıyla ol­ sun zararı yok, bir yerde oturamıyor, tiyatroya gidemiyor. Niçin, dindarlığı mı mani? Hayır. Kocası mı mutaassıp? Hayır. Kendisi m i istemiyor? Hayır. Ya neden? Mutaassıp kimselerden, bir de merkez kumandanından korkuyormuş!"

Muhsin Ertuğrul “ taassup’un yıkılması gerektiğini yazıyor, ta 1918’te!.. Yazısını da şöyle bitiriyor:

“Hayatta yegâne temennim budur: Bu memlekette taassubun sabun köpüğü g ib i sönüp gittiğini görmek... İçimde b ir his var ki daha artık çok beklemeyeceğiz. B ir gün kalbinde temaşa aş­ kıyla sanat hevesinden başka bir şey bulunmayan hanımlarımız­ dan elbet bir cesuru çıkacak ve sahneye atılarak temsile bilfiil iştirak ile senelerden beri kolumuzu budumuzu kımıldatmayan taassubun nasıl sahte b ir heyulâ olduğunu ispat edecek.”

İzm ir Üniversitesi öğretim üyelerinden Efdal Sevinçli’nin

‘M eşrutiyetten Cumhuriyete, Sinemadan Tiyatroya Muhsin Ertuğrul” (Broy Yayınları) adlı değerli yapıtını okurken bu

(2)

EVET/HAYIR

OKTAY AKBAL______________

(Baştarafı 2. Sayfada)

ya rastladım. 1918 yılında Muhsin Ertuğrul sahneye ilk adımı atacak kadın oyuncuyu bekliyor. Umutla, güvenle... "Hayatta yegâne temennim budur, memlekette taassubun sabun köpü­ ğü gibi sönüp gittiğini görmek" diyor. Düşündürücü bir dilek!

Aradan 70 yıl geçmiş, taassup, yani bağnazlık bu ülkede hâlâ yaşıyor, yaşatılıyor. Sabun köpüğü gibi dağılıp gitmemiş, tam tersine yoğun bir güç olmuş!.. Gerçi tiyatro sahnelerine çıkan pek çok kadınımız var, yaşamın her alanında görev yapan, po­ litikaya atılan kadınlarımız var. Bütün bu gelişmeler, ilerlem e­ ler bir gerçek... Ama bağnazlığın ve bağnazların da etkili ol­ duğu ayrı bir gerçek!.. Sıkmabaşlı genç kızlarımızın ‘hak ve hürriyet’ savaşı verdikleri bir ortamda bağnazlık yok oldu sayı­ labilir mi?

Sevinçli’nin kitabı büyük tiyatro adamı Muhsin Ertuğrul üze­ rine yapılmış ilginç bir araştırma... Genç yazar, eski koleksi­ yonları taramış, Muhsin Bey’in 1918’lerden bu yana yayımlan­ mış yazılarını, konuşmalarını toparlamış. Muhsin Bey’in Alm an­ ya, Sovyet Rusya ve Amerika izlenimlerini ilgiyle okuyoruz. Doğ­ rusu ben, bu altmış yıl önceki yazıları ilk kez görüyorum. Si­ nema ve tiyatro konulannda çalışan bütün sanatseverlerin Muh­ sin E rtuğrul’un 1920’lerin başlarında yaptığı gezilerdeki göz­ lem lerini, izlenim lerini bu kitapta bulacaklardır. Muhsin Bey, Almanya’da, İsveç’te, Rusya’da, Amerika’da en çok tiyatro ve sinema ile ilgilenir, ama bu ülkelerin genel durumlarını da ay­ rıntılarıyla anlatır.

Stockholm ’de, S trindberg’le ilgili bir sergiyi gezer Muhsin Bey. Yıl 1924. Serginin yöneticisi Muhsin Bey’in Türk olduğu­ nu anlayınca şunları söyler: "Demek Türkler de Strindberg7 ta­ nıyor! Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki kendimizi tanıtmak için ordu ile bir şehre girmeye lüzum yok. Adamlar yetiştirmeli ki milletin kafasına girsin, şehirlerine değil! Dahi yetiştirmeli... İşte yalnız onların hududu yok. Yalnız onlar bâki kalıyor. Şimdi size kralı­ mızın adını sorsam bahse girerim ki bilemezsiniz. Fakat Strind­ berg Lagerlöf, onlar kimsenin başlarından taçlarını alamayaca­ ğı ölümsüz krallardır."

Muhsin Ertuğrul, 1925’te ve 1927’de Sovyet Rusya’yı gezer, sanat çalışmalarını, tiyatroları, sinema dünyasını inceler. 1928’de de Amerika’yı... Bu uzun yazıları okurken biz de Muh­ sin Bey’le birlikte 1920’lerin Rusya’sında, Amerika’sında gez­ miş gibi oluyoruz. Özenli bir gözlemci, sanatına tutkun genç tiyatro adamının bu gezi notları bugüne bütün canlılığıyla kal­ mış... Sevinçli’nin bunları eski koleksiyonlardan çıkarıp kitabı­ na alması çok yararlı olmuş...

Muhsin E rtuğrul’un 1925'tekl bir yazısından bir parçayı bir­ likte okuyalım: “Büyük halk kitleleriyle yakından temas etme­ yen sanat, ancak sanat için yapılan.sanattır. Halbuki ben sana­ tı insanlık için, halk için yapmak isteyenlerdenim. Üç beş kişilik bir zümre için sanat yapmak devri geçmiştir. Yeni sanat herkes içindir. Yeni sanat hudutsuz bir ülkedir... Çocuklar için mektep lazım, çocuklar dahil olmak üzere halkı yükseltmek için tiyatro lazım, fakat dalağa değil kafaya hitap eden tiyatro."

Efdal Sevinçli’yi bu güzel ve yararlı kitabı için kutlamak iste­ rim.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Fikret, imparatorluğun yıkılışı devrine yetişmiş, yıkılışı sebeplerine derinliğine girmiş, sarayla yobazın, derebeyle defecinin elele vererek milleti

En meş ■ hur eserleri

Tarihsel olarak bakıldığında genel amaçlı teknolojilerin ortaya çıktığı dönemlerde yeniliklerin sayısında bir artış gözlenmiştir.21 Mal ve hizmetleri kapsayan ürün

Picardo Calero Marco D el ‘Pc Qerardo PHcrola D u c / 10 Olivier Çagnére Selma Qürbüz ‘Kpmet A ki ‘Kuroda 'François & Jean Lamore. Loïc Madec 'Victor Mira

Grif- fith’ten beri yerleşmiş olan klasik sinema­ nın estetik öğeleri Godard tarafından ters­ yüz edilmiştir...” “..Godard, yeni bir estetik çizgiyi gerçekçiliğin

Altı sene kaldığım ve geçen büyük harp müddetini gç çirciğim Yemenden dönmüştüm. Altı sene evvel ayrıldığım İstanbul şehir bakımından hiç

Çün- kü zaman algısı mikrosaniye (saniyenin mil- yonda biri), milisaniye (saniyenin binde biri), saniye ve biyolojik ritimler gibi farklı süre öl- çekleri için farklı

Çölaşan ısrarla, Barlas a- leyhine Sabah Gazetesi’nde yer alan “ fiıale Takipçisi Genel Müdür Kim?” başlıklı haberi gösterirken, bu gaze­ tenin Barlas