• Sonuç bulunamadı

ALEVI-5 E KT AÇ>I KULTUQU ... GEÇMlÇ>TEN GÜNÜMÜZE. Ahmet Yaşar OCAK. ~ HACI BEKTAŞ~ 1 ' 'ELİ -...;.. -- ~ 800. Doğrun Yıl Dönümü.

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "ALEVI-5 E KT AÇ>I KULTUQU ... GEÇMlÇ>TEN GÜNÜMÜZE. Ahmet Yaşar OCAK. ~ HACI BEKTAŞ~ 1 ' 'ELİ -...;.. -- ~ 800. Doğrun Yıl Dönümü."

Copied!
20
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

~ HACI BEKTAŞ~ 1 ' 'ELİ -...;..__--

~

800.

Doğrun Yıl

Dönümü

GEÇMlÇ>TEN GÜNÜMÜZE

A A

ALEVI-5 E KT AÇ>I . . .. ..

KULTUQU

Edicör

Ahmet

Yaşar

OCAK

T.C. KÜLTÜR VE TURiZM BAKANLIGI YAYINLARI

(2)

i

© T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANUGI

KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜGÜ 3232

KÜLTÜR .ESERLERİ DİZİSİ

477

ISBN: 978-975-17-3457-0

WW\Y.kulrurturiı.m.goY.cr

e-posıa: yayimlar@kulrurmriım.gov.tr

Geçmişren Günümüze Alev1-Bekraşl Külrürü / Ed. Ahmet Yaşar Ocak.- Ankara: Kültür ve Turiı.ın Bakanlığı, 2009.

448 s.: rnk. res.; 31 cm.-(Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları; 3232.

Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü kültür eserleri dizisi; 477) ISBN: 978-975-17-3457-0

!. Ocak, Ahmet Y3§M. rı. k.a. ili. Serile.r.

297.62

FOTOGRAFLAR

- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü (Murat Gülyaz) -~tırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü Halk Kültürü Bilgi ve Belge Merkezi arşivi.

- Gaıi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araşurma Merkezi

Başka.nlığı arşivi.

- Grafıkcr Grafik-Ofset Matbaacılık Ltd. Şti. arşivi.

YAPIM

Fersa Matbaacılık Lrd. Şti.

Ostim 36. Sk. 5/C-D Yenimahalle/ANKARA Tel: 0.312.386 17 00

www.fcrsaofser.com

BİRİNCİ BASKI 2000 Adet

BASKI YERİ, TARİHİ Ankara, 2009.

(3)

ina n çt a n Kült e: ı\le Vılikte

Oniki lmam İnancı

... ~~ ~as ÜZÜM

·""~;..;.~

---

Giriş

Alevilik, Orta Asya'da, 1 O. yiizyıldan itibaren lslam' ı kabul etmeye başlayan göçebe Tiirk toplulukları·

nın, bu dini önceki inanç ve gelenekleriyle bir ~it

"harmanlaması"ndan oluşan tarihsel bir inanç zeminden yola çıkarak, Iran ve Azerbaycan üzerinden Anadolu'ya, sonra da Balkanlara taşıdıkları, ö1.cllikle 15. yiizyı­

lın ilk yarısında Hurlıfilik, ikinci yarısında lsnaaşeriyye Şiası'ndan (lmamiyye) aldığı yeni unsurları bünyelerine katarak bugiinkü halini verdikleri bir inanç, bir kült, bir toplumsal hayat canıdır.

Söz konusu bu hayat canı, işaret edilen yüzyılda Şii­

İiğin en büyiik kolu olan lsnaaşeriyyeden başka ba~ı unsurlar yanında "Oniki imam" kavramım almış, bu kavram bugüne kadar Aleviliğin ol maz;sa olmazları ara-

şıır n

~ruri görülmiiş, gülbanklarda ondört masum ve on- yedi kemerbesrle birlikte Oniki lmam'ın adı mutlaka zikredilir olmuş', bazı dergahlar Oniki 1mama tehnihen o~iki_gen olarak insa edilmiş2, ocaklar soy bakımından

ı Söz gdiml. oan b!ılcmc ~· ••. Müminler ıld obl Subr mcmuob! 1 lakk.Muh:unmcd-AU crcnla ocmlndc hizmet bczlcdaıkri. ccmdc bulunan bxılm·kordqlcri cümle muhibb-i Ehl·I llcyılc birlik« ru.Wlannd.tıı, kawından ayıtr1':ap! Onlki imam, ondön ını$um·ı p4k. on~ kcmcrbc:SJin himmctkri üı<ruıılulc.obi •• ." (Bı.yru!t, nır. Fuıc l!O'l.lrun, lstırıbul 1982, •· 169).

2 Ôrnck olar.Ut Şlhkulu Ocrglhı (lsuııbul, Mcrdiv.:nlcöy) vcrücbilir. Onlkigtn obtak yıpıb.n ana mc:ldnın iç bölümünde her le~ bir im.amuı adı yntlmtJ. bu w.mlc oniki imamın ismine ~t wıi.lmitt:iı.

Oniki imamdan edep öğrendim Muhammed-Ali'nirı haklığını bildim

Ttı eul euldnı bir ikrar vmlim

Okuduğum ilim ilm-i umranda Kul Hiınmcı

kendilerini mutlaka Oniki imama bağlamı(, talipler

çoğu zaman erkek çocukların isimlerini oniki imamın

isimleriyle adlandırrmşlardır. Nihayet giiniimüwe, do- ğuracağı teolojik ve hukuki sonuçlar dolayısıyla farklı değerlendirmelere konu olan Alevilik ıanımlamalarında,

söz gelimi, Hollanda'da bu amaçla coplanan Alevi dede- leri, canıma "Oniki lmamlarla devam eden ... n ifadesine yer vererek4, on iki imam anlayışının Aleviliğin en önem- li bileşenlerinden biri olduğunu belirtmişlerdir.

Bazı çaLşmalarda AleV'ılik'cc Oniki

lmam

anlayışına bir

şekilde değinilmiş olmakla birlikte, konu görebildiği­

miz. kadarıyla, baz.ı popüler nicelikli çalışmalar dışında

~iistakil olarak ele alınmamıştır. Bu arada Ahmer Yaşar Ocak, bu konuda farklJ bir probleme işarer ermektedir.

Alevilik tarihinin ıemel problemlerinden biri olarak Ni~­

ri İsmaillliği'ninin tesirlerine işarer eden Ocak, Alevilik ve Bekra{ılik'te görünürde güçlü bir Oniki imam külcünün bulunduğunu, bunun da Nizari lsmaiJ"ıliği'nin Aleviliğin oluşmasındaki etkilerinin dikkate alınarak araşrırılması­

ru engellediğini, bu alanda yapılacak şeyin AleV'ılik'ceki

imam algısı ile

1

marniyye (İsnftaşeriyye) Şiası' ndaki imam

algısmın karşılaşarılması olduğunu, bu karşılaştırmanın,

3 Bir ç:;ıJı-Jmıda, dedelerle y.apllan görü~nlcyc dayalı olarak AlcVI oc:t.kl:ırın en çok MW> K!ıım ('Mı22,7), Zqndabldln ('Mı14.5) ve Muhammed 1!4kır'ın ('Mı8,2) soyuna mensup olduklarına inanıldıgı omy.ı konulmuşruı (Ali Yaman, Ak<o//ık'u [)d,fik,.. OadLu, lsunbul 2002, ı. 243).

4 Bk. hnP'J/www.alC'\'lctcn.com/D<WS2/incla.plıp?An:im=320

c.;EçMljfE'S GONOMC 268 ' VI ~F<TA!I KOLTORC

(4)

Alevilikteki imam algısı ile İmamiye'dcki imam algısı ara- sındaki uyuşmazlığı açıkça gösrereccğini ifade eonektedir5.

Esas itibarıyla bu makalenin hedefi bir başlangıç ola- rak, kısaca, lsnlışeriyye Şiası'ndaki oniki imam anlayışı­

na işaret edip Alevi kaynaklarındaki Oniki imam tasav- vuruna temas ederek bu karşılaştırmaya imkan sağlaya­

cak cablo çizmektir. Ancak burada oniki imam anlayışı­

nın "hangi kültürel kodlar"la ilgili olduğundan çok bu- nun ~naaşeriyye'deki algılayış ile örtüşüp örtüşmediğine

--

ağırlık verilecektir.

Şüphesiı. böyle bir çalışmada en doğru yöntem her iki yapının remel kaynaklarını dikkace alarak oniki imam- dan her birini müstakil başlıklar alanda işlemek, ben- zeşen ve farklılaşan hususları açık olarak göstermektir.

Ne var ki Alevi kaynaklarını caradığımıı.da birinci imam (Hz. Ali) ve kısmen üçüncü imam (Hz. Hüseyin) dışın­

da müstakil başlık açmaya imkan verecek malzemenin olmadığı görülmüştür. Dolayısıyla burada fsnaaşeriyye Şiası kaynaklarının imamlar hakkında yansımğı bilgiler remel yönleriyle özetlenip Alevi kaynaklarında genel ola- rak oniki imam'ın nasıl algılandığı orraya konulacaktır.

Makalede Alevi kaynakları olarak vclayecnameler, çeşit­

li versiyonlarıyla Buyruk ve nefesler/deyişler üzerinde du- rulacaktır. Velayetname yahuc menakıbnamelerden, daha meşhur olmaları bakımından Hacı Bekcaş-ı Vell, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal ve Orman Baba velayecnameleri, Buyrullun daha sağlam kabul~ilen vcrsyonlarr ile ulu ozanlardan

Nesi~, viranı,

Hat'l!, Pir. Sulcan Xbdal ve

- --

Kul Himmet'in deyişleri esas alınacaktır.

-

v

Tarihi Arkaplan

Bu makalenin hedef ve sınırları dışında kalmakla birlik- te, çok kısa olarak Alevilik-Şiilik ilişkisine değinilmeli­

dir. En genel anlamda, Hı.. Peygamber'den sonra dev- let yönetiminin Hz. Ali'ye, ardından da Hz. Ali'nin çocuklarında ait olduğu fikri ecrafındaki gruplanma- ları ifade eden Şiilik 8. - 9. asırlar ve sonrasında ken-

5 Ahmet Yaı;ır Oc:ık, "Alcvfük Tarihinin Temel Bir Problemi: Alcv1lik ve: Niı:ari lımaillligi', Uluılamnm lklt"1[ilik ve Akvililt &mpozyumu ./., l<p:utı. 2005.

s. 26.

eli içinde Keysaniyye, Galiyye, Zeydiyye, İsmailiyye ve lsnaaşeriyye ile bunlara bağlı pek çok alt ~la ayrılarak hemen hemen İslam'ın yayıldığı her coğrafyaya ulaşmış, bazen müstakil devler kurarak, bazan da ftkri, casavvufı cereyanlara tesir ederek varlığını sürdürmüştür. Bu cesir Orta Asya'da lslam'ı kabul etmeye başlayan göçebe mu- hitlerde de az çok kendisinj göstermiştir; nitekim Köp- rülü, Ahmed Ycsevfnin telkin ettiği lslam'dan söı eder- ken bunun bazı Şii te7.ahürleri bünyesinde barındırdığı­

na işaret ermiştir6.

Şiilik konusunun Alevilik tarihiyle ilgili olduğu kadar Türk dinler tarihi ve tasavvuf tarihi açısından önemi- ne ve yeterince ele alınmaınışlığına vurgu yapan Ocak, hem Türkiye Selçukluları döneminde hem Osmanlı kla- sik döneminde Şii tesirlerin İsmailiyye Şiası karakterli o~dl.!ğuna dikkat çekeı Ona göre 1240 yılında Selçuk- lu yönetimine karşı meydana gelen Babailer İsyanındaki

"ibcilalci Mehdilik" ideolojisi pasif bir Mehdilik anlayı­

şına sahip İsnaaşeriyye Şiası ile değil, İsmailiyye Şiiliği ile açıklanabilir7• Aynca Ocak, Şah İsmail'in lran'da kurdu- ~ ğu Safevi Ocvleci'nin de İsnaaşeriyye Şiiliğine dayalı bir devlet olmasına rağmen Osmanlı topraklarındaki pro- pagandasının tsmaill inançlar doğrultusunda gerçekleş­

tiğini ifade eder. Ocak, Safevi propagandasının Osman- Anadolusu ve Rumelisi'nde kullandığı "da.ilik" sistemi- nin, hulul ve reenkarnasyon anlayışının, aynı şekilde na- maz, oruç, hac gibi ibadetlerin batın1 anlamlar yüklene-

6 M. Fuad Köprülü, "Ahmed Ycscv1", /slamAnsilt'4µdisi, Ankar.ı 1986, I, s. 212.

7 Ocak, a.g.m., s. 30. - -

l

2691 VI hl KTMI K 1 R

(5)

rek revil edilmesinin, Nizari İsmail!yye ile örrüşrü~'Ünü kaydeder; bazı araştırmacıların aksine bu unsurların bu sebeple Hurufllik'ren daha önce, 13. yüzyıldan itibaren nüfuz ettiğini, zaten büyük çapta lsmaili etkilerle oluşan Hurufıliğin ise bu tesirleri pekiştirdiğini belirtir'.

"Oniki imam" teriminin ortaya çıkışı ve bunun Alevi külrüre intikaline gelince, önce şunu if.ıde eanek ge- rekir

ki

İsnaaşeriyye müellifle~üliğin lslam'ın başın­

dan itibaren mevcut olduğunu, imamların sayısının on

iki olduğunu da bizzat Peygamber'in ~ dederler. Mc-ıhepler tarihçileri ise, siyasi bakımdan Hz.

Peygamber'den sonra Hz. Ali'nin ilk halife olması gerek-

tiğini düşünenlerin bulunduğunu, ancak carihl olarak İmamiyye Şiası'nın doktrininin ancak 10. asırdan son- ra teşekkül ettiğinin kesin olduğunu belirtirler. Nite- kim kendisi de İmamiyye Şiası mensubu olan Nevbahtl (ö. 922) her imamın vefatından sonra ortaya çıkan ih- tilaflara ve buna bağlı olarak teşekkül eden

cali

fırkala­

ra tahsis eniği eserinde, söz gelimi, on birinci imam Ha- san el-Asker!'nin (ö. 873) vefatından sonra taraftarları­

nın on dört gruba ayrıldığını belirrmiştir. Kaydettiğine

göre bunlardan bir losmı Hz. Hasan'ın ölmediğini, onun Mehdi olarak zuhur edeceğini, bir kısmı öldüğünü ancak imametin kardeşi Cafer'e intikal eniğini ileri sürmüş, bir

kısmı da Hasan'ın Muhammed isminde bir çocuğu ol- duğunu, onun Onikinci imam olarak Mehdi hüviyetiyle zuhur edeceğine inandıklarını söylemiştir'; bu grup bu- gün Şia'nın en büyük kolunu teşkil eden İmarniyye veya diğer adıyla İsnaaşeriyye'yi oluşturmuştur.

_ Bilin~ği üzere, ~imam kavramı Aleviliğe Safevllik'le birlikte geçmiştir. Sefevilik başlangıçta Şeyh Safıyyüddin el-Erdebill (ö. 1334) tarafından Erdebil'de (bugün İran Azerbaycanı'nda) kurulmuş bir rarikamr. Safıyyüddin'in vefatından sonra yerine oğlu Şeyh Sadreddin Musa (ö.

l 392), sonra sırasıyla Hoca Ali (ö. 1429) ve Şeyh İbra­

him (ö. 1447). ardından amcası Cafer'le baıı sıkıntılar yaşanmış olmakla birlikte Şeyh Cüneyd (ö. 1460), Şeyh

Haydar ve ondan sonra da Şah Is mail (ö. 1524) geçmiştir.

8 Ocak, 2.g,m., ı. 33.

9 H:uan b. Musacn-N<Ybahıl, Fınık11(.Şi11, B<yruı 1404/1984,ı. 96vd.

Kaynaklarda ve araştırmacıların yansıttığı bilgiler arasın­

da birtakım küçük farklılıklar bulunmakla birlikte, ağır­

lıkL olarak anlaşıldığına göre tarikat Hoca AJi 1.amanın­

da Şiileşmeye, Şeyh Cüneyd ile birlikre de siyasallaşma­

ya başlamışın. Ayrıca Şeyh Cüneyd bilhassa Anadolu'yu dolaşarak birçok oymağı tarikata bağlamakta önemli iş­

levler gerçekleştirmişrir. Kaynaklarda Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar'ın Şü kimliğe sahip olduğunda inif.ık ol- makla birlikte bu kimliğin içeriği konusunda yeterin- ce açıklık bulunmamaktadır. Özellikle Şeyh Haydar'ın kendi müritlerine oniki imamı temsil etmek üzere on iki

dilimJj kırmızı börk (Tac-ı Haydar{) giydirdiği, Kızılbaş kavramının de bu vesileyle kullanılmaya başlandığı dik- kare alrndığında10, en geç Şeyh Haydar'la birlikte oni- ki imam kavramının Safevtliğe yansıdığında hiçbir şüp­

he kalmayacaktır. Ancak yine kaynaklardan anlaşıldığına göre söz gelimi, Şeyh Cüneyd' in Karaman'da iken ikanm

ertiği zaviyede Sünni alim Abdüllatif ile yaptığı müna-

kaşa sırasında Kur'an hakkında olumsuz ve aşırı ifadeler

kullanması11, aynı şekilde Haydar'ın müritlerinin çoğu­

nun kendisine bir rür Tanrılık atfettiği, babasına da yine

Allah'ın oğlu gözüyle baktıldarı, çeşidi muhitlerden ge- len birçok kimsenin namazı ve orucu bırakıp kendisini

kıble ve mescit ranıdıkları gibi kayıtları2 dikkate alınırsa,

burada tamamen Batıni-İsmaili çizgide bir Şii tesirlerin

varlığı muhakkaktır, denilebilir.

Babası Haydar'ın ölümünde henüz altı yaşında bir ço- cuk olan ve Gilan'ın Lahican kentine kaçırılan İsmail, burada kaldığı yedi yıla yakın zamanda Şii alim Şemsed­

din Lahici'den de ders alır. Daha sonra giriştiği mücade- lede Anadolu'nun dört bir yanından gelen müritleriyle

Erıincan'da binlerce kişiden oluşan silahlı bir birlik kurup

gayrı Müslim Gürcüler, Şirvan ülkesi şahı Ferruh Yasar ve Akkoyunlu Elvand Mirı.a'yı yenip Tebriz'de şahlığını ilan eder (1501), böylece Safcv! Devleti'ni kurar. tik iş olarak oniki imam adına hutbe okucup para kestirir''·

10 Walıher Hinı. Uzwı HllSan 11t Ştyh Cım'J'f (ır. 1Mik Bıyıkoğlu). Ank.ın

1948,>. 65.

ı ı Bk. .\ııkp>pıJdc, Ttwlrih-ı IJ-i Omuın, l.12nbul ı 332, s. 265.

12 Gcnij ~il~ için bk. Doğan K.plın, Yazıb KIJ11111t"1m111 c;,,,. Akv/Ji1 .a.,l"'k EJamli Brr ç,,ıq,,,,,. (Basılm:ımıt doktorı ıcı.i), Kony.ı 2008, ı. 36 vd.

13 Bk. K:aplın, 2.g.o., s. 39.

270 ıı:

(6)

MelikofT, bir çalışmasında, söz konusu yapıya mensup

insanların belirleyici anlayışlarına işaret eder: Ona göre bunlar ilk Safevilerin propagandaları sonucu, cemcl- de oniki imam inancına bağlı kalmakla birlikte tecelli

(Tanrı'nın insanoğlu surecinde görünmesi), ımilsüh (ru- hun göçü, daha doğru olarak biçimlerin kesreti ve kes- ret §lemindeki göçü) inançları ve biz1.ac mazharu!Uıh (Allah'ın tecelli eniği beşer) olan Ali'de tecessümü (be- denlenmesi) sayılan Safevi hükümdarlara tapınış ile bir- likte aşırı Şiiliğin bütün ayırıcı niceliklerini bünyelerin- de taşıyorlardı 14.

Sonuçta tarihi olarak en geç Şeyh Haydar'la başlayıp Şah İsmail ile resmileşen lsnaaşeriyye Şiası ile temas ve fir- ka~ııı bünyeye yansıyan en önemli kavramları kelime-i şehftdete eklenen "Aliyyun veliyullah" ile aynı

;;,,an.

d:ı cıana ilave edilen " hedü enne Aliyyen veltyullah", Ehl-i Beyt'i sevenleri sevmek, sevmeyen er e o~

mak anlamındaki "tevelli-teberri", ondört masum ve el- bette oniki imam kavramları olmuştur. Ancak bütün bunlar adı geçen fukada benimsendiği şekilde değil ya·

pının "batıni-casavvufi" karakterine paralel bir mahiyete dönüştürülerek kabul edilmişdr.

!sn, .ştriyye Şiası'nın Oniki İm.ını

Algılayışı

inançlarının merkezine imameti koyduğu için lmlimiyye, imam saymnı on iki ile sınırlandırdığı için lmôtljeriyye, remel inanç ve görüşlerini özellikle Cafer-i S:idık'tan ge·

len rivayedere dayandırdığı için Caferiyye diye de anılan

mezhep, On ikinci İmamın gaybetc çekilip toplumla iliş­

kilerini, görevlendirdiği sefirler (mivvlib) vasıtasıyla yü- rüttüğüne inanılan küçük gaybet (gaybet-i suğra) döne- mimde (873-940) itikadı, frkhl ve siyasi doktrini büyük ölçüde tamamlamışur. Abbasi hanedanı içinde bir ba- kıma ilk lsnflaşerl devlet kabul edilen Büveyhtler döne- minde (932-1062) temel kaynaklar kaleme alınmış, fır­

ka alimleri İslami ilünlerio çeşidi dallarında eserler vücu- da getirmişlerdir.

En kısa haliyle ifade etmek gerekirse fırka dinin remel

inançlarını tevhit, adJ, nübüvvet, imamcı ve mcad olmak

14 lmıc Mdlkofr. Up.r IJJt IJJ=IJar (Ç<Y. Tur.ın AlpıclWı). lıı:ınbul 1993. s. 54.

üzere beş madde halinde sistemleştirmiş, füru-i dini ise

başlıca namaz, oruç, hac, zekat, humus, cihad, emir bi'l- maruf-nehiy ani'l-münkcr, tcvclli-teberri biçiminde baş­

lıklandırmış, ayrıca muamelata dair konularla ilgili olarak

miitanın (geçici nikah) c;ıiz olduğunu belirtmiştir.

İsoaaşeriyye'ııin kaynakları göz önünde bulunduruldu-

ğunda fırkanın oniki imam algılayışı şöyle özedeııebilir:

mniki imam tamamen tarihi

şahsiyetler

olup

h~

b~tlarının.

seyri bilinmektedir. Birinci imam Ali b. Ebl Talip olup 599 yılına doğmuş, 661 yılın­

da vefat ermiştir; kabri bugünkü Necef (Irak) şehrinde­

dir. İkinci imam Hasan b. Ali olup 624 yılında doğmuş,

670 yılında vefat etmiştir; kabri Medine'dedir. Üçüncü imam Hüseyin b. Ali olup 625 yılında doğmuş, 680 yı­

lında şehit edilmiştir; mcrkadi Kerbela'dadır. Dördün- cü imam Zeynelabidin lakabıyla da anılan Ali b. Hüse- yin olup 659 yılında doğmuş, 713 yılında vefat etmiştir;

kabri Medine'dedir. Beşinci imam Muhammed el-Bakır

b. Ali olup 676 yılına doğmuş, 733 yılında vefat etmiş­

tir, kabri Medine'dedir. Altıcı imam Cafer es-S~clık b.

Muhammed olup 695 yılında doğmuş, 765 yılında ve- fat ermiştir; kabri Medine'dcdir. Yedinci imam Musa el-

Kazım b. Cafer olup 745 yılında doğmuş, 799 yılında

vefat etmiştir; kabri Kiiıııncyn'dedir. Sekizinci imam Ali

er-Rıza b. Musa olup 765 yılında doğmuş, 818 lında

vefat etmiştir; kabri, Meşhed (İran) şehrindedir. Doku- zuncu imam Muhammed et-Takı b. Ali 811 yılında doğ­

muş, 835 yılında vefat etmiştir; kabri Kazımeyn'dedir.

Onuncu imam Ali en-Naki b. Muhammed olup 827 yı­

lında doğmuş, 868 yılında vefat etmiştir; kabri Samarra (Irak) şehrindedir. On birinci imam Hasan el-Askeri b.

Ali 846 yılında doğmuş, 873 yılında vefıı.t etmiştir; kabri Samarra'dadır. Onikinci İmam Muhammed el-Mehdi b.

Hasan olup 869 yılında doğmuş olup halen hayarıadır1'.

~niki

imam toplumun yöneticisi (devlet

başkanı) U~örcvlendirilmiş

olup

aynı

zamanda

Allah'ın

hiic-

widirler16. Hz. Muhammcd'in vefıı.tından sonra yönetici

1) Onilci inum luldond. b~ <ı<r bkmc alınmıı= 8unWduı Şeyh Müfl<fin ,/-/,,U fi _,,frı 1-r<.l/Jh .t.1-ıl>U adlı luıalıt (llcpuı 1993) kbsik biı ..., obnk bi~ çdıı=yı by=ldık cnniırir.

16 Niıclıim Külcynl firlu.nın da" ... ıuub ... cbn ilki oları ,/-Ki// (fahnn 1388) isimli t:Krinin oniki İm.tJN ayırdıgı bölümünün uhm '"Kia.bü1·

bücce' (1, 164-428) obnk adlındırmııcır.

( f M T 'lıl C.ONO 271 t\ •ut.: K r

(7)

(imam) olarak Hz. Ali, ondan sonra büyük oğlu Hz. Ha- san, sonra kardeşi Hz. Hüseyin, sonra da babadan oğla geçerek diğer imamlar bu işle görevlendirilmişlerdir.

~niki imamın

imameti ilahi tayin iledir. ilk imam

H~'nin

imameri

hakkında bazı

ayetlerde yer alan

işa­

retlerden başka Hz. Muhaınmed'in birçok hadisi var- dır ve bunların en meşhuru Veda Haccı dönüşü Gadlı--i Hum'da söylediği sözdür. Ayrıca On iki iınam'ın imameti ile ilgili olarak hadisler bulunduğu gibi, her imam ken- disinden sonraki imamın ismini de açıkça bildirmişcirı7

d) Oniki imam masumdur, başka bir ifadeyle ismet sı­

fatına sahip olup apkı peygamberler gibi haca ve günah- lardan korunmuşlardır.

e} Oniki iman1 masum olduğu için söz, fıil ve cak- rirleri dinin Kur'an'dan sonra ikinci dayanağıdır, dola- yısıyla da bağlayıcıdır. Onlara icaat Peygamber'e icaat ve Allah'a itaat ile aynı; onlara karşı çıkmak Peygamber'e karşı çıkmak ve Allah'a karşı çıkmakla eş değerdedir.

f) Oniki lmam zamanlarının en üstünüdür. Bu üs- tünlük iman, ibader, ahlak ve ilim gibi her alanda ken- dini gösterir.

g) On iki imam'dan çoğu, bizzat eser kaleme almış, bu eserler çağlar boyu okunmuştur Söz gelimi, Hz. Ali'nin Nehcü'l-beldğa, Zeynelabidi n'i n es-Sah!tifils-seccadiyye, Cafer es-Sadık'ın başta Tevhidü'l-mıifaddal olmak üzere sayısı bir düzineyi aşan kitapları, imam Rıza'nın iman ve ibadet konularıyla ilgili çok sayıda risalesi örnek ola- rak hacırlanabilir.

h) Oniki imamdan nakledilen rivayetler ilk dönem- lerden itibaren derlenmiş ve sonunda onlara atfedilen

"hadis"lerden oluşan ciltlerce eser vücuda getirilmişcir18 Bunlar imamların ropluma genel mesajları olup insan- lar bu rivayetler çerçevesinde dini hayatlarını düzenle- melidirler.

i) Onikinci imam beklenen Mehdi olup 873 yılın­

da küçük gizliliğe, 940 yılından sonra da büyük gizlili-

ı 7 Külcynl söı;ü cdil<n t&ttindc h..-ioumın imamctlne yöndik nasları milmkil baılıklar h.Jindc >kuımıJUr.

18 Muhımnıod B5kır d-Mcdisl HL Pcygambcr'le birlıkıe oniki imamdon nıklodilcn rivıycdcri Bihdni1·cmlradıylal ıo cUı olarak derlenıiıtir (Beyruı 1956-1974).

ğe intikal etmiş olup halen hayattadır ve bir gün zuhur edecek, "kötülüklerle dolmuş yeryüzüne adaleti getire- cektir". O gelinceye kadar insanlara düşen görev bireysel ibadetlerini yerine getirmek ve "zuhurunun çabuklaşma­

sı" için dua ecmektir19•

Şimdi bu bilgileri göz önünde bulundurarak Alevi kay- naklarındaki oniki imam anlayışına bakılabilir.

Menakıbnameler

/ Velayemimeler

Aleviliğin oniki imam tasavvurunu tespit ermek ıçın menakıbnamelerdcn diğer ifadesiyle velayemamelerden başlamak uygun olur. Zira bugün bile bu eserlerden özel- likle Hacı Bekcaş-ı Veli (ö. 1241), Abdal Musa (14. yy.), KaygusuzAbdal (ö. 1444) ve VeliBaba (ö. 1681) gibi yol büyüklerinin menakıbnamclerinin bilimsel veya amacör birçok baskısının yapıldığı ve aZL01sanamayacak oranda okunduğu bilinmektedir.

Burada ilkin Hact Bektaş-ı Veli Ve/ayemamesi'nden başla­

nabilir: Eserde, görebildiğimiz kadarıyla, "oniki imam"

kavramı yer almamakla birlikte, başta Hz. Ali olmak üı.e­

re bazı imamlara atıf yapılmaktadır. Bunlar şöyle sırala­

nabilir:

a) Eserde Hacı Bektaş-ı Veli'nin soyu anlatılırken, H~nk~r'ın Ali er-Rıza'nın soyundan geldiği, Ali er- Rıza'nın da Musa el-Kazım'ın oğlu olduğu belirtilip sil- sile geriye doğru Cafer es-Sadık, Muhammed el-Bakır, Zeynelabidin, Hı. Hüseyin'e kadar gidilir; onun da an- nesinin Peygamber'in kızı Faama; babasının Allah'ın as- lanı, müminleri cmiri Hz. Ali, dedesinin Muhammed Mustafa olduğu belirtilip ardından, "Hünkar Peygamber neslindendir, seyyiddir, evlad-ı resuldür" denilir20

b) Eserde, "ravilerden şöyle nakledilir" denilerek Ha- run Reşid'in emriyle lmam Musa-yı Kaıım'ın şehir edil- diği, ço~ının dört bir rarafa dağıldığı, burılardan bi- risi olan Ali er-Rıza'nın da Mekke'ye gittiği, sonra Harun Reşid' in oğlu Memun tarafından "biat ve inabec" için da-

19 ~riyye'nin oniki imam algılıNı ile ilgili birçok kaynak bulunm:aku ise de bur.ıcb b.w günümüz Alevi y.uadannın da kuUand18! bir eser olarak Abdülbaki Gölpınarlı'nın oniKı ımam (lswıbul 1989) adlı CS<"rini anmak gerekir.

20 Vr1Ay<tn4mr-/lncı Btkıaı·• Vrlf(nfr. Hamiye Duran), An.kara 2007. •· 61.

G ı,.~lls N <.O'ICM(. '.f. 272

I

ı \ 1 BEKTAŞi ~Ol !'CRC

(8)

vet edildiği ifade olunur. Devamında Musa-yı Sani'nin çocuğu olması için İmam Rıza'dan dua talep ecciği, onun da dua eniği, çok geçmeden çocuk sahibi oldukları anla-

tılır. Ayrıca Ali er-R.ı1.a'nın önüne şerbet konduğunda iç- mediği ve "Ceddimiz lmam Hüseyin Veli Kerbela'da su- suz şehit oldu, biz bunun nasıl içeriz" dediği belirtilir21

c) Eserde, Hacı Bekıaş-ı Veli'nin "muallim"e verilmesi işlenirken, onun bu amaçla Lokman-ı Pcrende'nin yam- na bırakıldığı, Perende'nin ise Ahmed Ycscvrnin ulu ha- lifelerinden biri olduğu ifade olunur, onun bir kerameti

anlatılırken, (alana imam) Cafer-i Sadık'ran "alemlerin sultanı, "gerçek kurup, gelmiş-gelecek alimlerin ilimleri- nin varisi" olarak tavsif edilip kendi hırkasını Perendc'ye gönderdiği söylenir22.

d) Başka bir kayıtta, Hacı Bekraş'ın, Lokman-ı Perende'nin mektebinde ilim öğrenirken, Lokman bir gün içeriye girdiğinde, Bekraş'ın yanında iki nur yüz- lü şahsın bulunduğunu, fakat yanlarına yaklaşnğında kaybolduklarını gördüğü; kim olduklarını sorduğun­

da Bckıaş'ın, "Sağ yanımda oruran muhakkiklerin ve rcslıllerin efendisi ceddim Hı. Muhammed, sol yanım­

da oruran velayet kurbu kevser sakisi, alemlerinin Rab- binin aslanı, müminlerin emiri Aliyyu'l-Murcaza'dır, biri Zilhir, biri barın ilmini bildirip Kur'an öğreıiyorlar", de-

diğilJ ifade olunur.

e) Yine eserde, Hacı Bekcaş-ı Velrnin Horasan eren- lerine karşı velayetini kanıtlanırken, kendisinin "zübde-i velayet" Ali'nin sırrı olduğunu belirtip "velayet ve kera- met bize Hakk'ıan miras olarak gelmiştir" dediği24 nak- ledilir.

f) Ahmed Yesevl'nin vasıfları sayılırken onun, alemlerin kutbunun kutbu olduğu belirtilip "sekizinci imam Ali er-R.ıza'dan icazet almışrır" dcııilirs.

g) Eserde, "elif-i cac"dan bahsedilirken, bunun Ceb- rail tarafından Allah'ın emriyle Hı. Peygamber'e, ondan

21 A.g.< .... 632~?.

22 A.g.< .... 78.

2J A.g.e., .. 82.

24 A.g.<.,s. 89.

25 A.g.< .... 97.

Hı.. Ali'ye, ondan Hı. Hüscyin'e, ondan Zeynelabidin'e

geçtiği, sonra baıı ara isimlerin ardından Muhammed el-

Bakır, Cafer es-Sadık, Musa el-Kazını ve Ali er-Rıza'ya

intikal ettiği, ondan sonra da Alımcı Yesevi'ye teslim

edildiği ifade olunur26

h) Eserde, imam Ali en-Nak1'nin abdallardan bahscı­

ciği bir rivayete yer verilir; bu özelliği taşıyan kimselerin bir taraftan insanlarla konuşurken bir taraftan da me- leklerle görüştüğü, sonra da dönüp insanları irşat ermek üzere bir veli olarak iş yapuğı anlauJ.ırl7

Haa Bektaş'ın ünlü halifelerinden olan ve bugün Antalya'da kendi adıyla anılan türbesi geniş ziyareıçi akı­

nına uğrayan Abdal Musa'ya (ö. 14. yy.) aic keramede- rin anlatıldığı velayern:imcdc oniki imam'a ait kayda ce- sadüf edilmcmiştir. Ancak ilk imam Ali hakkında dikkat çekici bir kayda yer verilmişıir: "Ali oldum bahane/ Ab- dal Musa oldum geldim cihane/ Arif anlar biz nice sır­

danız28" denilerek Adem, Ali ve Abdal Musa'nın aynı ru- hun farklı kalıplarda dünyaya gelmesi olduğu, bu sırrı ancak arif olanların anlayabileceği belirtilmiştir.

Kaygmuz Abdal 14/ayemıimestndc de oniki imam kavra- mına tesadüf edilmemekle Mrlikte, bunlardan Hz. Ali, Hz. Hüseyin ile diğer bazı imamların isimlerine yer ve- rilir. llgili kayıtlarda Kaygusuz'un Kerbela'ya gidip Hz.

Hüseyin'in merkadini ziyaret ettiği, sonra Medayin'e gi- dip Selman-ı Farisi'yi, ardından da Musa Kazım ve Mu- hammed el-Cevad'ın (Tak1) kabirlerine z.iyarerre bulun-

duğu anlanlır. Daha sonra ise Samarra'ya ulaşıp burada Ali el-Hadi (Nak1) ile Hasan el-Askerl'nin kabirlerini zi- yaret erriği, peşinden de Muhammed Mehdi'nin maka-

ınıru gördüğü, burada birkaç gün kalarak Kur'an okuyup dua ettiği ifade olunur??.

Balkanların fethinde önemli yararlılıkları dokunan ve türbesi Haskova (Bulgarisıan) yakınlarındaki Tekke kö- yünde bulunan Otman Baba'nm (ö. 1478) menkıbeleri­

ne tahsis edilen Oıman Baba \itldyernamestnde de kav-

26 A.g.< •• s.106.

27 Ag.< .. $. I 09.

28 Bk.AJJ,,/M,,..V~(nı<.Abdun>lım...Güıd),Anba 1999.s. IS3 29 ~A/!UIM<11.lltıbnlmnı (nır. Abdurrahnun G\ud), Anlun 1999,

$. 118 vd.

(9)

ram olarak "oniki imam"a yer verilmemekle birlikre, çe- şitli vesilelerle Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den söz edilmekredir. Eserde

,....

Adem ırararılmadan önce

bir

"nur"un var olduğu, bu nı1run Ademden sonra elli alnn- cı bacında (Hı. Muhammed'in dedesi) Abdülmurcalib'e gelip ikiye ayrıldığı, Abdullab'dan Pe)!gamher'jn Ebu Talip'r~ ise Hz. Ali'nin zuhur ettiği, Hz. Muhammed'in

"zahir"i, nübüvveti; Hz. Ali'nin ise "bacın"ı ve velayeti temsil ettiği, bazı hadislerinde

Hz.

Muhammed'in "Ben ve Ali bir nurdanız" diyerek bunu beyan ettiği, nübüv- vec veya velayeccen birini inkar etmenin hem diğerini inkar hem de A!Iah'ı inkar ile aynı anlamda olduğu ifa- de olunmaktadır.30

Konuyla ilgili diğer menak.ıbnamelerde de benzer nite- likli bilgiler yer almakradu31

Görüldüğü gibi menakıbnamelerde oniki imam kavra- mına yer verilmemiş, ancak bu listede yer alan imam- lar çeşitli vesilelerle övülmüştür. Hacı Bektaş-ı Veli

Me111ikıbnamestnde Hz. Ali ve soyuna karşı derin bir saygıya yer verilmiş, Hz. Hüseyin'e lmam Hüseyin Veli denilerek velayer atfedilmiş, Cafer Sadık'ın gerçek ku- tup belirtilmiştir. Abdal Musa ve/ayemdmesi'nde ruhun farklı bedenlere girerek dünyaya gelmesine işarer edi- lerek Hz. Ali'nin daha önce Adem, daha sonra Abdal (Musa olarak dünyaya geldiği ifade edilmiş, Ötman "Baha

~ veldyetnamesi'nde hilham ilk imam Alj'njn Hz. M~

hammed ile aynı nurdan olduğu vurgulanmışrır.

Buvruklar

-

Bugün Buymk diye anılan ve "yol"un adap-erkanını öğ­

recen eserler Aleviliğe İsnaaşeriyye Şiası' ıun aşılandığı Safeviler dönemi eserleri olmak bakımından özel önem raşır. Yapılan araştırmalardan anlaşıldığı Ü7.ere, Buyruk-

30 Otman Baba V-!Aptndmt1İ (FiU2 Kılıç ve dğr.), Ankora 20-07). s.3-8.

31 Bk. Oniki imamla ilgili en geniş bilgi V</1 Baba Mrnlikıbndmt1fndc >"''

.tmalcrulır. l 7. yüxyıldı y.ııadığı (ö. 1648) ,.., ıüıbcsinin Senirkent (lı~rıı)

~nb.nndıki Ulytbcy'dc bulunduğu bilinen VcU ıı.ba' nın ""Y obr.ık Zqncbbidin't ~tıi;ııu iıunılnukadır. Escnk "n(lr-ı Mulwnmcdi"

anlaN' içinde Hı. Ali'nin Hı. Mulwnmcdlc birlikte aynı o1.dcn gddip

iF.ıck olun malca, Hz. Hasın'" Hz. Hüscyin'c gm4 ya vcrilmdcıt, ayna her imam mGmltil ~ık .tunda de alınmakı::adır. Eserde bm wihl bilgiler

"Şianın inandıi;ı llwc" layııbn konularak ,..,.;Jmdctc, imıml>r :ağırlıklı olarak

"lwavvufl asavvur .. ÇCrÇC\'CSindc 5unulmaktadır. Söı gelimi. Şi.a'mn imam lan masum addettiği. oys:ı onların Allah'ın evliyası olduğu, büLün evliya için

"AU:ıh'ırı muhaF.ııası olcında olduldan"nın söylcncbU~i laydcdllmckıcdir (bk. V<// &lın MenAkıbnAmt1İ (nşr. Bedri Noyan), lsıanbul 1995. s. 23 vd).

lar Şeyh Safi Buyrukları ve imam Cafer-i Sadık Buyrııkla­

rı olmak üzere iki gurup olup bunlardan ilki lmam Ca- fer Sadık'a ve Şeyh Safiyyüddin'e, ikincisi sadece Cafer Sadık'a nisper edilmektedir. Bu iki Buyruk çeşidindeki en önemli fark Şeyh

Safi

Buymğı/ nda Safevi şablarının isimle- ri ve onlara dua varken imam Cafer-i Sadık Buymkları'nda Safevilere yönelik isimlerin bulunmayışıdır32

Esasen Buyruklar Şeyh Safıyyüddin'in menkıbeleri hü- viyetinde olan Farsça Safoetü'-Safa'nın "Kelimar ve cahktlcic" başlıklı dördüncü bölümünün Şah Tabmasb'ın {ö. 1578) isreği üzerine Ebü'l-Feth el-Hüseyni (ö. 1569) rarafından birtakım değişikliklere maruz bırakılarak ter- cüme edilmiş halidir. Bu değişiklikler esere daha çok bazı Şii unsurlar karması isrikametinde gerçekleşmişrir".

Öce yandan Safevilerin Anadolu'daki propagandalarında çok öne çıkarılmış olan Buyruklar ocaklara ulaşcırılmış, kuşaktan kuşağa geçerken farklı bazı tasarruflara maruz kalmış ve birçok değişik nüshası ortaya çık:mışar. Çeşidi isim ve yayınevleri tarafından piyasaya çok sayıda Buyruk

neşri sürülmüşse de bunlardan en otantik kabul edilen- lerden birisi Sefer Aytekin tarafından yayımlanan nüs- hadır. Bu nüshada oniki imama dair kayırlar şunlardır:

a) Eserde ilk olarak "oniki imam" kavramı "Pirlik ve Taliplik" başlığında yer alır. "Yol"un Muhammed- Ali'den kaldığı belirtilen başlıkra, evlad-ı resıllden gayri- sine pirlik ve calip olmanın caiı. olmadığı belirtilir, ardın­

dan bu ilkeye aldırış ermeycnlerin mahrumiyetleri sayı­

lır. Esere göre bu mahrumiyeclerden birisi söı.ü edilen in- sanların "oniki imam dergahından nasipsiz" kalacak ol-

mala.adıı-3'4.

b) Eserde "Tarikat Yolu" başlığında "yol"un önce Hz.

Muhammed, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in yolu olduğu belirrilip ardından daba genel ifade kulla- nılarak bunun oniki imam yolu olduğu35 ifade olunur.

c) "Tac" başlığında, Hz. Peygamber'in tacının rereği­

run on iki olduğu, aynı zamanda Şah-ı Merdan Ali'nin

32 Bk. ~ Kaplon, Ya~lı X,,,,,ak'4nn11 Gôrr Akvilik-8"7"'* EJtsmli Bır Çtıhpna· (B:ısılmamq dokrora rcıi), Konya 2008, s. 58 \'d., s. 17-28.

33 Doğan Kaplan, a.g.t., s. 71•72.

34 Buyruk (nır. Sefer Ayrckin), Anlara 1958, s. 12.

35 A.g.c., s. 80.

MI 'il L ( 1 I 274 fVI ft K A 1 K 1 R

(10)

racının tereğinin de on iki olduğu ifade edildikten son-

ra, "Ali on bir imamın atasıdır ve dahi gün yüzünde ya-

ıılmışar ki bu on ikinin eweli Ali'dir, ahiri Mehdi'dir, Silhibu'z-zaman'dır"36 denilir.

d) Eserde "İmamların Övgüsü" adıyla müsrakil bir

başlık bulunmakra olup burada Hz. Ali'nin, Allah'ın As- lanı olduğu, hakkında "la fera illa Ali, la scyfe illa Zülfıkar

"dendiği, onun Şilh-ı velayet olduğu, Hı. Muhammed'e gelen cacın kendisine verildiği vb. hususlar sıralarur; ar-

dından Hz. Hasan'ın, Muaviye'nin ralimaayla hanı­

rarafindan şchic edildiği, Hı. Hüseyin'in ise Kerbc- la şehici olduğu, annesi Facıma'nın mahşerde onun kan-

lı gömleğini eline alarak Hüseyni olanların bağışlanması­

nı dileyeceği ve gerçekcen Hüseynilerin suçlarının bağış­

lanacağı, Zeynelabidin'in Hiiseyni olduğu, Muhammed Bakır'ın Hüseyni yolu öğrertiği ifade edilip imam Cafer, imam Musa Kazım, Muhammed Taki, Ali Naki, Hasan el-Asker! ve Mehdi-i Sahib-i ıaman'ın isimleri anılarak

imamlar övülür37.

c) Eserin sonunda "Şia Mezhebi" adlı bir başlık bu-

lunmakradır. Burada, "Daha on sekiı bin alem yokken Muhammed Muscafa ve Aliyye'l-Murta7.a vardı ve nurla-

z.~hir idi" denilerek casawufcaki "mır-ı Muhammedi"

temelli bir açıklama yapılır. Bu nurun Abdullah'ran Mu- hammed, Ebu l"'alip'cen Ali olarak iki ayrı beden biçimin- de geldiği, bu sırrı bilenlerin hakikate erdiği ifude olunur.

Ardından insanların o dönemde yermiş iki bölüğe aynl- dığı, ocuı altısının Ebu Bekir, Ömer ve Osman' ı severek H8rici olduğu, diğerlerinin de Şia mezhebini teşkil eni- ği, bunların Muhammed ile Alrnin dört kapı-kırk ma- kam ve 011 yedi trkam rabi oldukları belirtilir. Ardından

"lahmuke lahmi" ifadesine yer verilerek "Muhammed ile Ali'nin bir gömlekten iki baş oldukları" dillendiriHp Ali'in, söı gelimi, beşiğinde yararken hamle lıp ejder- hayı ikiye biçtiği gibi bazı kahramanlıklarına auf yapılır.

Devamında ise oğullarına (Hasan ve Hüseyin) işaret edi- lip Oniki lmam'ın isimleri sayılarak imam Zeynelabidin, Muhammed Bakır, İmam Cafer, imam Musa Kazım, Ali

36 A.g.< •• ır. 81. 37 A.g.<..s. 90-91.

Rıza, Şilh Taki, Ali Naki, Hasan Askeri ve Muhammed Mchdi'nin onun soyundan olduğu söylenirl'.

f) Eserin baş kısmında da yine "nur-ı Muhammedi"

anlayışı işlenir. Hı. Muhanııned'in Miraç dönüşü Kırk­

lar Meclisi'ne uğradığı, Ali'nin Kırkların piri olduğu­

nu öğrendiği, sahabilerine "hakikat, Şilh-ı Merdan Ali

hakkında geldi, vann ona iradcr getirin", dediği ifa- de olunur. Bunun üzerine sahabenjn denileni yaptı­

ğı, ardından Hı. Muhammed'in Ali ile musahiplik

bağı kurduğu, Ali'yi bağrına basıp "lahmuke lahmi"

(benim varlığım senin varbğındır) dediği ve tek gövde iki baş olarak göründükleri ifade olunur. Devamında şeriatın Muhammed'in şanına, tarikat ve hakikatin Ali'nin şanına geldiği belirtiJir'9.

g) Son olarak eserde Cafer Sadık'a çok sayıda rivayec izafe edilir. Eserde birçok yerde "Bir kavilde İmam Ca- fer Sadık demiştir ki ... ," "İmam Cafer Sadık buyurmuş­

tur ki» gibi ifudclcrle rarihscl bakımdan Cafer-i Sadık'ın hiçbir eserinde bulunmayan, esas itibarıyla onun bili- nen düşünce dünyasıyla da örtüşmeyen, tamamen tasav- vufi içerikli rivayetler yer alır. Söı geümi, bunların bi- risi şöyledir: t mam Cafer Sadık Hazretleri buyurur ki:

"Pir olan kimselere gerektir ki kamil olalar. Dörr kapı ne- dir, bileler ... ". Keza başka bir örnek şudur: "Bir kavildc İmam Cafer Sadık Hazretleri öyle buyurmuşcur ki, "Yol ve erkan hakikarıe, tarikatta ve marifette Muhammed- Ali'den kaldı. Hakikat hakk oldu, rarikac zac oldu"40 Diğer taraftan başka bazı 811yruk nüshalarında oni- ki imamla ilgili dikkate değer kayıtlar bulunmakradır.

Bunların birisi "Huıbc-i Düveıdeh lmam» adıyla anılan oniki imam hutbesidir. Nüshalar arasmda bazı farklılık­

lar bulunan hutbenin bir örneği şudur (Tıirkçeleşriril­

miş olarak):

" ... Allah'ım! Muhammed Musı:af.ı'nın nuruna rahmet et!

imam Ali cl-Murtaza'ya, Faama-yı Zehra'ya, ve Haticc-yi Kübra'ya rahmet er! Allah'un! İmam Hasan hullc-ı rızaya rahmet et! Allah' ım! Kerbcla çölünün mazlum şehici lmam

38 A~ .... ıs-ıs2.

39 A.~ ... 7-1 s.

40 A.g.< .... ı 8, 28.

MI 1 275

(11)

Hüseyin'e rahrner er! Allah'ım! Masum ve pak olan imam Zeyndabidin'e rahmet et! Allah'ım! İmam Muhammed Bakıla rahmet et! Allah'ım! İmam Cafer Sadık'a rahmet et! Allah'ım! lmam Musa Kazım'a rahmet et! Allah'ım se- kizinci imam Ali Rıza'ya rahmer et! Allah'ırn!

imam

Mu- hammed Taki'ye rahmet er! Allah'ım! Ali Naki'ye rahmer

er! Allah'ırn Hasan el-Askeri'ye rahmet et! Allah'ım! imam

Muhammed Mehdi'ye rahmet ct!41"

Buyruk'lar hakkında çalışma yapan D. Kaplan'ın Sivas bölgesi dedpkrrmtı::n-e:ld.e_~~~!!J!:.

kayıtlara ·re "düvazdeh imam duası"ru kurnanın fazi- letine dair birçok rivayet yer alni ta ır. Söz gelimi, bun- ' ların birisinde şöyle denir:

"Bz

Muhammed buyurrnuş­

rı:r ki, kim oniki imam duasını sabah okursa akşama ka- dar on iki bin melek onu korur, kim de akşam okursa sa- baha kadar her türlü Ka:1.adan ve belaelan emili olur. Tüm dünya ona düşman olsa bile kimse ona en küçük zarar veremez42".

----

Başka bir Buyruk nüshasında "oniki imam, ondörc

ınasıım-ı pak, onyedi keınerbest" adlı başlıkra ilk imam Hz. Ali hakkında şöyle denilir: "Ali kimi zaman insanla- ra aslan donunda gözükürdü. Bu nedenle ona "Allah'ın aslanı" adı verilir. Devamında Hz. Hasan'ın Muaviye'nin

reşvikiyle hanımı tarafında zehirlenerekşehitolduğu, Hz.

Hüseyin'in gözü dönmüş canilerce şehit edildiği, Zeyne- labidin, Muhammed Bakır, Cafer-i Sadık'ın imamlardan

olduğu ifade edildikten sonra, "Musa Kazım tvliya hanı­

dır, imam Rıza vücudu pak, günahtan uzaktır" denilerek

anılır. Ardından Muhammed Takı, Ali Naki ve Hasan el- Askeri'nfo isimleri zikredildikten sonra Mehdi hakkında şu ifadelere yer verilir: "Son olarak gelir Muhammed Meh- di. Mehdi imamlar llfkına zülfikar çalacak, şah-ı mltan-ı Kerbela'nın intikamını alacak, Yezid'in boynuna lanet tas-

masını takıp mahşerden önce hazır duracakttt3".

Aynı Buyruk nüshasında cem erkanının detaylı bir şeki

de anlacıldığı kısımda cemlerin vazgeçilmez esaslarından

birisinin "düvaz imam" okumak olduğu, sırası geldiğin-

E<Unname I (nır. Dopn Kaplan},Ankaa 2007,s. 90. Buoun Arapça ve daha uzun baık> bir örneği için bk. Kaplan. a.g.e., s. ı 99·200.

42 Kaplan, a.g.c .. s. 92. Kaplan haklı olarak bu riw)";ılerin h•dis k>ynaklaiilrdı l.aynağının olmadığını söı~er (a.g.c .• s. 9ir-

43 Buyruk (nşr. Fuaı Bozkun}. lsıanbul 1982, s. ı34-135.

de zakirin pirinden izin alarak Pir Sultan Abdal ve Kul Himmet gibi ululardan oniki imam şiirleri okuması ge-

rektiği haurlatılu; örnek olarak imamları genel ifadelerle öven bir düvaza da yer verilir«.

Görüldüğü gibi Buyruk'larda oniki imam hakkıııda azımsanamayacak kayır bulunmaktadır. Ancak bu kayıt­

larda imamların siyasi a1ılamda velayetleri, imametleriyle ilgili haklannda naslar, dönemlerinin en üstünü olduk-

ları, peygamberler gibi ismet fatına sahip oldukları gibi lsniaşeriyye Şiası ile paralellik arz eden açıklamalar yer

almamaktadır.

Nefesler I

Deyişler

Aleviliğin hiç şüphesiz en önemli kaynaklarından biri, bu ropluma mensup ozanların tarih boyunca düşünce ve

duygularını en yalın, en içren ve en coşkulu yansımkJarı nefes/er/deyişlerdir. Söylenen şiir, daha doğrusu nefes yahuc

deyişler, belirtmek gerekir ki, kendi asularıyla sınırlı kal-

mamış, adeta "kutsal ifadeler" olarak kabul edilip cemler- de okunmuş, ezberlenmiş, kuşaktan kuşağa akrarılmışur.

Nefeslerin en önemli konularından biri "oniki imam" dır.

Oniki imam deyişi söylememiş hiçbir ozan düşünü­

lemez. Hangi ozanın şiirlerine bakılsa mutlaka Oniki İınam'la ilgili birçok şiirine rastlanır. Burada bütün Alevi edebiyauru göz önünde bulundurarak geniş değerlendir­

melerde bulunmak mümkün değildir. Ancak genel fı­

kir vermek üzere, "ulu ozanlar"dan kabul edilen N..!_Sirn.!.ı Yk;uı1, Hatal, Pir Sultan Al3dal ile Kul Hinum:t'in şiirle­

rini

kısa~e ala~.

44 A.g.c., s. ı60-ı6ı. Eseıde )'el' alın dilvn imam fiirine buracit yer "erilmelidir:

Medet ey Allah'ım nıeıteı Gel 1-Jakk'ran dilek dile Gel derdime derman eyle Mehdi sihib·i zaman gele Yetiş ey Ali·Muhammeıl O.dem oğlu secde kıla Gel derdime derman eyle Gel derdime dcı-man eyle imam llilm'ın !<.una 1-las.ın Müseyin aşkına Cafcı'in ilın u 1.ı\ıına Yardım eyle d~küne

Mu» Rııa hürmetine lnı•nı Zcynel aşkına Gd derdime derman eyle Gel derdime derman eyle

~Tık!"" b! Nıkt imam Hasanü0l-Askeri Y:arlıp men kemc~ri

Gd dctdime derman eyk (:ı..g.e., s. ı6ı.J62) 45 Adı ~pirlerin konuyb ilgıli birçok şiiri bulunmaktadır; dolayısıyla

bunlann Oniki lm>m anl>Nını sağlıklı 0"2)'a kO)'>bilmck için fiir sayın gnırfı olan pirlcrin her şiirine. konu hakkında nisp<tcn &ıla şüri bulunan şairlerin ise: imaml>r hakkında en çok bilgi''<""' fiirlerine bakılacakıır.

Diğer urafoan şiirlerin orijinal yaklaşımını yansnmak için, meıindcki yoğunluğa hald vereceğine 2ldını eımcksiıin, örnekler baıınd• her ıiirden asgari birk2ç mısraya yer v<:rilmcyc ç.ılışılacakur.

C.EÇM1~T N<.ON M(

l

276 1 fV! BtHA$1 KOITOR

Referanslar

Benzer Belgeler

Alevi dedelere maa ş bağlanması fikrini de doğru bulmadığını ifade eden Ulusoy, devletten maaş alan dedelerin Alevi toplumu taraf ından hiçbir zaman kabul

rü ile karşılanmaz. Alt külcür grupları 'büyük toplum'a karşı direnebilmek için güçlü hiyerarşi, sağlam norm sis- temi oluşturmak zorundadırl ar. Alevi-Bektaşiler de

Yapılan araştırmalarda, genellikle Tahtacıların kim ol- dukları ve kökenleri üzerine emik ve dini mahiyet- te tezler ileri sürülmüş ve kimi bilgiler

RAHMAN, Şevket (1984), Acik Künler, Gafur Gulam Edebiyat ve Sanat Neşriyatı, Taşkent. RAHMAN, Şevket (1986), Uygak Tağlar, Gafur Gulam Edebiyat ve Sanat Neşriyatı,

14 Fil : 4 6 4 3T - 4Ö Oyuncak Kodu Aslan 4 Kaplan 8 Fil 14 Zürafa 6 Gergedan 25 1Ö 2Ö 1T 2T 3T 4T 5T 3Ö 4Ö 5Ö 6Ö Fil Buna göre; Ömer Taha’nın tabloda verilen

Tanıdıkları­ nın kusurlarını yüzlerine vurup on- i ları bir gûna dilgir etmektense arka­ larından söyleyiverir!... Taklit kuvveti

A m a çok sazlı bir topluluk ile tek sesli müzik yapmak çok seslilik an­ lamına gelmediği gibi, çeşitli saz gruplarına bir türkünün ayn ayrı cümlelerini

Aktif tüberkülozlu olguların serum 25(OH) vitamin D düzeylerinin iyileşmiş tüberküloz sekelli olgulara ve sağlıklı kontrol olgularına göre anlamlı derecede düşük