Abbasilerde Bayındırlık ve
Mimari
Abbâsîler iktidara geldiğinde eski Sasanî
İmparatorluğu’nun bir bölümü olan Irak bölgesine yerleşmişlerdi. Buna bağlı olarak İran etkisi
kendisini bir çok alanda hissettirir. Bu alanlardan biri de yapılanmadır. Bunun en tipik örneğini Bağdat
oluşturur. Halife Mansûr iktidara geldiğinde politik nedenlerin ön planda olduğu bir başkent kurmaya karar verir ve yer olarak da eski bir İran köyü olan Bağdat’ı seçer. Bağdat, iklimi, ekonomik koşulları ve askerî açıdan elverişli bulunur. Çünkü Bağdat’ın
bulunduğu yer Dicle’yi Fırat’a bağlayan ve gemilerin geçmesine imkan veren bir kanalın yakınında yer alıyordu. Bu özelliğinin yanı sıra bütün yönlere giden yolların birleştiği bir merkezde bulunuyordu.
Bağdat İran şehir geleneğinde yer alan dairevi bir plan üzerinde kuruldu ve etrafı surlarla çevrildi.
Şehrin inşası için Suriye, İran, Musul, Kûfe ve Basra’dan yüz bine yakın usta, kalfa ve
amelenin geldiği ve halifenin bu işçileri
denetlemek üzere dört kişiyi denetçi olarak
görevlendirdiği ve bu denetçilerden birinin İmam Ebû Hanife olduğu söylenir. 145/762 yılında inşası başlatılan şehrin ilk harcı Mansûr tarafından konur ve şehir dört yıl gibi bir sürede tamamlanır.
İnşaatta ana malzeme kerpiçtir. Kemer ve kubbeler için tuğla kullanılır. şehrin etrafına iki sur yapılmıştı. Her surda eşit uzaklıkta dört kapı vardı. Ana surdaki kapılar demirden
yapılmıştı. Kapılar ana caddelerin karşısında yer alıyordu. Kapılar açıldıkları yönler
itibarıyla Kûfe kapısı, Basra kapısı, Horasan kapısı ve Şam kapısı olarak adlandırılmışlardı.
Dairenin merkezinde, halifenin Babü’z-zeheb veya Kubbetu’l-hadra denilen sarayı ve
ulucamii vardı. Bunların etrafında muhafız birliklerinin kışlalarından başka bina yoktu.
Bağdat o dönemde İslam dünyasının en önemli merkezi olmakla birlikte şehrin
yerleşik halkı ve Mu’tasım’ın ordusunda yer alan Türkler arasında oluşan gerilim halifeyi yeni bir başkent kurma düşüncesine
yöneltmişti. Seçilen yer Bağdat’ın yaklaşık 100 km kuzeyinde ve Dicle’nin sol kıyısında bulunan Sâmarrâ idi. 221/836 yılında
inşasına başlanan şehir kısa sürede
tamamlandı ve başkent buraya taşındı.
Sâmarrâ 221-279/836-892) tarihleri
arasında başkent olma özelliğini sürdürdü.
Şehrin merkezinde ulucamii, etrafında da çeşitli meslek gruplarına ait çarşılar yer aldı. Sâmarrâ altı büyük ana cadde üzerine kurulmuştu. En büyük caddesi üzerinde halifenin oturduğu Hakan Sarayı, kamu binaları, üst düzey devlet memurlarının evleri, ulucamii ve merkezi çarşı bulunuyordu.
Halife Mütevekkil şehrin mimarisiyle çok yakından
ilgilendi ve yetersiz hale gelen ulucamiiyi yeniden inşa ettirdi, saray ve köşkler yaptırdı, yeni çarşılar kurdurdu.
Sâmarrâ mükemmel planı ve mimari özellikleriyle döneminin ihtişamını sergileyen bir şehir
konumundaydı.