Parakrin
MENTOL TADINDA BİLİMSEL FERAHLIK İÇEREN POPÜLER SAĞLIK DERGİSİ Şubat - Mayıs 2019 Yıl: 2 Sayı: 3 İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Sağlık ve İnovasyon Kulübü’nün yayınıdır.GEROTEKNOLOJİ
Haberler Etkinlikler Röpörtajlar
*SAINO Senkronize İlaç Takip Sistemi’nin temsili görselidir.
İÇİNDEKİLER
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Sağlık ve İnovasyon Kulübü
Adına Sahibi Mehmet Akif KARAN Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
ve Editör Mustafa KAHRAMAN Editör Yardımcıları
İrem YÜKSEL Elif Beyza BOZ Hasan Ediz ÖZBEK
Elif MERT Grafik Tasarım
Elif Beyza BOZ İletişim
İstanbul Tıp Fakültesi Fatih / Çapa İstanbul 34093 Türkiye [email protected]
Dört ayda bir yayınlanır.
Dergide yer alan yazılardan yazarları mesuldür.
© Yayın hakları yayıncıya aittir.
Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
5 7 8
12 20 24 27 34 37
42 46 50 54 58
Danışman Hocamızdan: Geroteknoloji Editörden: Yerli Sağlık Girişimcileri Aranıyor
Görüntüleme Teknolojisinde Gelinen Son Nokta: Explorer ve Medipix
Başhekim İle Röportaj: Prof. Dr. Mustafa Oral ÖNCÜL Bluetooth İle Kontrol Edilebilen Yutulabilir Akıllı Kapsüller Ölümden Sonra Hayat Vermek
Dr. Numan BALKİ İle İlaç Sektörü Üzerine Söyleşi İlaç Keşiflerinin Hızlandırılmasında Yapay Zeka Desteği 2018 Nobel Fizyoloji/Tıp Ödülü: İmmün Sistemin Kanserle Savaşa İkna Edilmesi
Temel Tıp Bilimleri: Beyin Haritalama Çalışmaları
Moleküler Biyobelirteçler ve Teknolojiyle Yaşlanma Tahmini Sağlıkta Yapay Zeka ve TETLAB
Sağlık Girişimleri Tanıtım Yazıları #1: Yesil Science Etkinliklerimiz: SAİNO Toplantıları
Danışman Hocamızdan
Yaşlının İhtiyaçlarına Yeni Çözümler Bulmak İçin Multidisipliner Bir Alan: GEROTEKNOLOJİ
B
ilimsel gelişmelerin yolunu açan ilk aşama karşılaşılan sorunlar veya me- rak edilen konulara odaklanmaktır. Üretken ve yenilikçi bir zihin sorunlar karşısında çö- züme yönelik bir “soru”yu ortaya koyabilme- lidir. “Soru” doğru ve net olarak sorulduktan sonra çözüm arama süreci başlar. Bu aşama- da mevcut bilimsel literatür gözden geçirilir, soruna yeterli bir çözüm bulunup bulunma- dığı, denenmiş ama başarılı olamamış çözüm yolları araştırılır. Bu bilgiler ışığında “soru”lar yenilenir ve güncellenir. Bilgiler ışığında ön- görüler belirir ve bir “hipotez”oluşturulur. Oluşturulan hipo- tez bilimsel araştırmalarla “yan- lışlanamazsa” artık bir soru(n) için çözüm ışığı yanmaktadır.
Günümüzde sıkıntılı bireylerin sağlık ih- tiyaçlarına cevap verebilmek için teknolojik gelişmelerden yoğun bir şekilde yararlanıl- maktadır. Sağlık teknolojileri multidisipliner bir çalışma alanıdır; sağlık konusunda çalı- şan tüm disiplinlerle mühendislik, bilgisayar, elektrik, elektronik, mekanik, temel bilimler, vb. birçok alanın mensuplarının birlikte çalış- ması gerekmektedir. Özel olarak yaşlı bireyler için faydalı olacak teknolojik gelişmeler “ge- roteknoloji” olarak isimlendirilmiştir. Geliş- miş, gelişmekte olan veya az gelişmiş, tüm ül- kelerde yaşlı nüfusun sayısı ve oranı giderek
artmaktadır. Bu durum geroteknoloji çalış- malarının giderek hızlanmasına yol açmıştır.
Geroteknoloji ürünleri tutunma barları, yar- dımcı yürüme aletleri gibi basit gereçlerden, yarı-otonomik vital bulgu izleme sistemleri, akıllı ev teknolojileri gibi karmaşık ürünlere kadar geniş bir alanda yer almaktadır. He- kimler, fizyoterapistler, meşguliyet terapistle- ri, konuşma terapistleri, odyologlar, hemşire- ler, sosyal tıp uzmanları ve diğer sağlık
meslekleri mensupları gerotekno- lojik gelişmelerde birçok aşamada
rol oynarlar: Yaşlının ihtiyaçları- nın belirlenmesi, ürünlerin tasa- rımları, geliştirilmesi, çalışma- ların teşvik edilmesi, ürünlerin hastaya uyumunun sağlanması ve uygulanması gibi.
Geroteknoloji çalışmaları akut ve kronik sağlık sorunları için koruyucu tıp, tanı, takip, tedavi ve rehabilitasyon evrelerinin herhangi birine yönelik olabilir. Geliştirilen teknolojik ürünlerin etkin bir kullanım alanı bulup bu- lamayacağı da birçok etmene bağlıdır. İhtiyaç algısı, fonksiyonel kısıtlılıklar ve yetenekler, inançlar, istekler, duygular, teknolojik ürün- lere yaklaşım gibi kişisel faktörler önemli be- lirleyicilerdir. Teknoloji genel olarak yaşlının bağımsızlık yeteneğini desteklemeyi amaçla- maktadır; fonksiyonel kayıpların düzeyi ve bunlarla mücadele gücü ve iradesi bu nok- İlk Aşama:
Sorunu ortaya koymak ve doğru
soruyu sormak.
tada öne çıkmaktadır. Yaşlının bulunduğu çevre de teknolojiden yararlanması veya vaz geçmesi üzerine etkilidir. Burada hem fizik- sel ortam hem sosyal ortam söz konusudur.
Estetiklik, kullanım kolaylığı, kullanıcı dos- tu olması, maliyeti, kullanım süresi, çevreyle uyumu gibi teknolojik ürünün özellikleri de etkilidir. Elektronik ve dijital teknolojilerin (izlem monitörleri, düşmeyi tespit edici sensörler, e-sağlık uygula- maları vb.) kullanılması ihtiyaç algısı, beklenen yararlar, alter- natif yöntemler ve cihazlar, sos- yal kabuller ve yaşlının kişisel özelliklerinden etkilenmektedir.
Yaşlılar yeni dijital teknolojileri kullanmaya karşı önyargılı değil- lerdir. Kullanıcı dostu ve fonksiyonel kısıtlılıklara uyumlu teknolojilerin geliştiril- mesi başarıyı artırmaktadır.
Geroteknolojik ürünler değişik amaçlara göre sınıflandırılabilirler. Fonksiyonel düzeyi artırmaya yönelik, spesifik kısıtlılıkları gide- ren teknolojiler, denge, eklem hareket açıklı- ğı, kas gücü ve koordinasyonunu etkileyerek transfer, ambulasyon ve hareketleri destekle- yen ürünler geliştirme amacını taşırlar. Tu- tunma barları, trabzanlar, manuel veya akülü sandalyeler, banyo ve tuvalet iskemleleri, kal- dırma cihazları, koltuk değnekleri, yürüme yardımcıları, yardımcı yemek yeme kapları, ka- şıkları, robotik kollar bu konudaki örneklerdir.
Sağlık, fonksiyon, güvenlik ve konfor sağlayıcı teknolojiler genellikle akıllı telefon- lardan yararlanırlar; akselerometre, jiroskop- lar, sensörler, GPS ile hareketler izlenebilir.
Saatler, giyilebilir ürünler ve diğer kişisel ci- hazlarla kalp hızı, vücut sıcaklığı, uyku şekli, nabız oksimetresi takip edilebilir.
İletişim ve sosyal katılımı artır- maya yönelik olarak telekomü- nikasyon teknolojileri kullanıl-
maktadır. İnternet vasıtasıyla görüntülü görüşme programla- rı, konuşma ve anlama bozuk- lukları için yardımcılar, sesli emirleri yapan veya konuşmaları yazıya çeviren programlar örnek gösterilebilir.
Geleneksel yardımcı teknolojilerle ile- ri teknolojik yöntemler birlikte kullanılarak daha çok soruna çözüm bulunacak gibi gö- rünmektedir. Çalışmalarda tedaviye yönelik girişimsel yöntemler ve kısıtlılıkları kom- panse edecek cihazlar geliştirmek ön plana çıkmaktadır. Geroteknoloji çalışmaları mobil ve giyilebilir ürünler, akıllı ev sistemleri ve robotik yardımcılar üzerinde yoğunlaşmak- tadır. Sağlık çalışanı olarak hastalarımızın ih- tiyaçlarını anlamak ve ortaya koymak onlara yardımcı olmanın ilk aşamasıdır.
Gelecek:
Mobil ve giyilebilir ürünler, akıllı ev sistemleri ve robotik
sistemler.
Mehmet Akif KARAN
S
ağlık ve bilgi teknolojile- rindeki yaşanan gelişme- ler hastaların yaşam tarzını ve tedavi sürecini, sağlık kurumla- rının hasta takip yöntemlerini ve ülkelerin sağlık politikalarını doğrudan etkileyebilecek sevi- yeye yükselmiştir. Dünyaca ünlü teknoloji firmalarının çıkardığı ürünlerde sağlık verileri adı al- tında aktivite, beslenme, uyku düzeni vb. uygulamalar yer al- maktadır. Bireylerin günlük ha- yatlarını kontrol etme ve yeniden yapılandırma imkanı sağlayan bu uygulamalar kullanıcıları daha sağlıklı yaşamaya sevk edi- yor. Her gün adımlarımızı sayı- yoruz, daha dikkatli beslenmek için tablolar oluşturup notlar tu- tuyoruz, kalori hesabı yapıyoruz veya buna benzer birçok sağlık uygulaması- nı kullanıyoruz. Her ne kadar bu uygulama- ların verimliliği tartışılır olsa da sağlığımıza katkısı yadsınamaz bir gerçektir. Ancak ül- kemizde sağlık girişimcilerinin ve toplumda kabul gören yerli sağlık uygulamalarının sa- yısı yetersizdir.Hastanemiz İç Hastalıkları Bölümü Po- liklinikleri’ne başvuran hastalarda yaptığı- mız bilimsel anket çalışmalarında, 18 – 65 yaş aralığında bulunan hastaların çok büyük bir çoğunluğunun akıllı telefon, tablet ve saat gibi son kullanıcı odaklı teknoloji ürünleri- ni kolaylıkla kullanabildiklerini ve ciddi bir uyum sorunu yaşamadıklarını tespit ettik.
Ayrıca T.C. Sağlık Bakanlığı’nın son yıllar- da e-nabız kişisel sağlık sistemi platformuna yatırım yaptığını ve ana akım medyada ve- rilen kamu spotu reklamlarıyla halka bu uy-
gulamayı duyurduğunu biliyoruz. Hem sağ- lık yönetiminin teknolojik altyapıya önem vermesi ve bu konu üzerine çalışmalar yap- ması hem de toplumun teknoloji konusun- daki bilgi ve tecrübesinin artmasıyla birlikte ülkemizde sağlık girişimlerinin kısa vadede sonuç vereceğini, toplum tarafından kabul göreceğini öngörebiliriz. Sağlık girişimcile- rinin özgün fikirlerini hayata geçirip, insan- ları kodladıkları uygulamaları kullanmaya teşvik etmeleri onları başarıya ulaştıracaktır.
Tüm bunların dışında ülkemizde hasta- ların aynı şikayetleri için birden fazla sağlık kuruluşuna peşi sıra başvuru yaparak aynı tahlilleri farklı laboratuvarlarda tekrar tek- rar yaptırması sağlık sistemimizin ciddi bir sorundur. Bu durum maliyeti artıran önem- li bir etmendir. Ayrıca hekim başına düşen hasta sayısını artırmakta, kaynakların ve- rimsiz kullanılmasına yol açmaktadır. Has- tanın doktor değiştirdiğinde ya da sarı renk- li serum taktırdığında kolaylıkla iyileşeceği düşüncesine kapılması ise ayrıca irdelen- mesi gereken bir psikolojik sorundur. Eko- nomik olarak zor zamanlardan geçtiğimiz bir dönemde sağlık harcama kalemlerinde bazı tedbirler alınması gerektiği aşikardır.
Sağlık profesyonellerinin kazançlarını asga- ri düzeyde artırarak, hastanelerin borçlarını öteleyerek bu soruna geçici çareler bulma- ya çalışmak yerine, yukarıda bahsettiğim çok yönlü probleme sistemsel bir dönüşüm yapmak en akılcı çözüm yolu olacağı dü- şüncesindeyim. Umarım sağlık girişimcileri sistemde olan bu problemleri ortadan kaldı- racak, hasta/hekim/sağlık yönetimi gibi tüm birimlerin kazanmasını sağlayacak yenilikçi sağlık yazılımları, hasta kayıt takip sistemle- ri gibi uygulamaları geliştirirler ve toplumun hizmetine sunarlar.
Yerli Sağlık Girişimcileri Aranıyor
Editör den
Mustafa KAHRAMAN
GÖRÜNTÜLEME TEKNOLOJİSİNDE
GELİNEN SON NOKTA: Explorer ve Medipix
Teşhis ve tedavide yer alan görüntüleme yöntemlerinde son gelişmeler…
B
inlerce yıllık geçmişi olan Tıp biliminin, 19.yy‘ın sonlarında Wilhelm Röntgen ta- rafından keşfedilen X ışınları ile hızla geliştiğini söyleyebiliriz. Böylelikle doktorlar cerrahi müda- halede bulunmadan vücudun içinde neler olduğu- nu görme fırsatına sahip olmuştu. Radyoterapi gibi kanser tedavisinde kullanılabilen güçlü X ışınları aynı zamanda çeşitli sıkıntılara sebebiyet vermesiyle gündeme geldi. Getirilen sınırlamalar ve kullanma yöntemleriyle sağlıklı sonuçlar elde etmek mümkün olsa da gelişen teknoloji ve her zaman daha iyiye ulaşma isteği bilim insanlarını çok daha kullanışlı cihazların icadına yönlendirdi.İnsan vücudu görüntülerinin bilgisayara akta- rılması ve PET, MRI gibi sistemlerin geliştirilmesi, geleneksel X-Ray görüntülemesinden
ziyade vücudun kompleks parça- larının monitörlerden detaylı olarak görüntülenebilece- ğini ortaya çıkardı.
Günümüzde ge- liştirilen yeni cihaz- lar, görüntü kalitesi açısından teşhiste kolaylık sağlıyor-
ken hastalara daha az radyasyon ve ilaç dozuyla avantaj sağlıyor. Bu cihazlardan biri, PET ve BT gö- rüntüleme cihazlarının bir harmanı olan Explorer.
2019’da Sacramento’da kullanıma sunulacak olan Explorer, dünyanın ilk 3 boyutlu görüntüler yakalayabilen cihazı. Teşhis biliminin ilerletilmesi, hastalık seyirlerinin takibi, yeni ilaç tedavilerinin araştırılması konusunda umut ışığı.
UC Davis’ten Simon Cherry ve Ramsey Badawi ismindeki iki bilim insanının fikri olan Explorer’ın ge- liştirilmesi elbette bir anda olmuyor. İlk olarak 13 yıl önce ortaya atılan bu fikir ABD Ulusal Kanser Enstitü- sü’nden 2011’de alınan 1,5 milyon dolar ödenek ile ta- nıtılabiliyor. Daha sonra 2015 yılında ABD
Ulusal Sağlık Enstitüleri’nden sağla- nan 15,5 milyon dolarlık hibe ile
önemli bir yükseliş gerçek- leşiyor. Çalışmaya destek
fonun bulunması ile ti- cari bir ortakla birlik- te çalışılmaya ve ilk
Explorer cihazının üretilmesine olanak sağlanmış oluyor.
Görkem BAŞ İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi
Bir saniye kadar kısa sürede görüntü üretebilen ve bu görüntüleri hareketli hale getirerek video for- matında sunan cihazın geliştiricileri Simon Cherry ve Ramsey Badawi’nin açıklamalarından duydukları heyecanı hissetmek mümkün.
“Yıllarca görüntülerin nasıl gözükeceğini düşü- nürken, hiçbir şey beni, bu ilk taramada göreceğimiz inanılmaz detaylara karşı hazırlamamıştı.” diyor UC Davis Biyomedikal Mühendislik bölümünün pro- fesörü Cherry. “Halen daha birçok dikkatli analiz yapılması gerekiyor olsa da Explorer’ın söz verdik- lerimizi takriben yerine getirdiğini düşünüyorum.”
UC Davis Nükleer Tıp Bölüm Başkanı olan Ramsey Badawi ise; United Imaging Healthcare (bir sağlık hizmeti şirketi) ve Şangay-Zhongshan Hasta- nesi’nin Nükleer Tıp Bölümü iş birliği ile elde edilen ilk görüntülemeleri gördüğünde şaşkınlıktan küçük dilini yuttuğunu ifade ediyor. “Detay seviyesi hay- ret verici; özellikle yapılandırma metodunu en üst düzeye çıkardığımızda, sıradan bir PET tarama- sında göremeyeceğiniz özellikler görüyoruz.” diyor Badawi. “Açıkçası, oluşturulan bir dizi görüntüyle, vücutta dolaşan radyolojik işaretli bir ilacın 3 boyut- lu olarak gösterilebilmesi insanın aklını başından alıyor. İnsan vücuduna dair böylesine yüksek mik- tarda veri elde edebilen başka bir cihaz yok, yani bu gerçekten de çok ilginç.”
Explorer, mevcut PET görüntüleme tekniğine kı- yasla 40 kat daha hızlı olup 20 ile 30 saniye kadar kısa bir sürede tüm vücudun görüntülemesini yapabiliyor.
Cherry, Explorer’ın rutinde kullandığımız cihazlara kıyasla çok daha yüksek kalitede PET görüntülemesi yaptığı için klinik araştırma ve rutin tıbbi görüntüle- mede büyük katkısı olacağını umduğunu da belirtiyor.
Explorer’ın diğer bir özelliği de şimdiki PET görüntülemesine göre 40 kat daha az radyasyon dozuyla tarama yapabilmesi ve bir kişide defa- larca çalışma yapmayı mümkün kılmasıdır. Ayrı- ca biriken radyasyon dozunun kontrol edilmesinin yüksek önem arz ettiği pediatrik çalışmalarda, do- zun anlamlı ölçülerde düşürülebilmesini sağlamak- tadır.
Peki ya bir doktorun, bir kanser hastası için siyah beyaz görüntüler yerine renkleriyle dokula- rı tarif eden görüntülere ulaşması mümkün olsay- dı? CERN’de geliştirilmiş olan Medipix3 teknolojisi sayesinde bu artık mümkün. Canterbury ve Otago Üniversiteleri’nden baba-oğul bilim insanı olan Pro- fesör Phil ve Anthony Butler, yıllarını bu yeni tekno- loji ürünü cihazı geliştirmek için harcadılar.
Yeni bir buluş olan bu renkli x-ray görüntüleme tekniği daha net ve hatasız görüntüler elde ederek doktorlara doğru teşhis koymasında yardımcı ola- bilir.
Resim: Simon Cherry Resim: Ramsey Badawi
Özünde kamera gibi çalışan Medipix piksellere çarpan her özgün parçacığı tespit edip sayıyor ve bu da yüksek çözünürlüklü, yüksek kontrastlı ve olduk- ça güvenilir görüntüler elde etmeye olanak sağlıyor.
Medipix3 çipi yüz yıllık görüntülüme serü- veninde bugün ulaşabileceğimiz en gelişmiş çip.
Profesör Phil Butler ise bunu, şu sözleriyle onaylı- yor: “Bu teknoloji küçük pikselleri ve keskin enerji çözünürlüğüyle apayrı bir cihaz olarak karşımıza çı- kıyor. Demek istediğim şu ki; bu görüntüleme cihazı diğer cihazların yakalamayı başaramayacağı derece- de iyi görüntüler elde etme yetisine sahip.”
Medipix’in en büyük avantajı yağ, su, kalsiyum ve hastalık belirteçleri gibi farklı vücut bölümlerinin bileşenlerini tespit edebilmesi.
Yapılan yeni çalışmalarla daha kaliteli tarama, daha düşük radyasyon ve daha hızlı görüntü eldesi ya da bu üçlünün kombinasyonları artık mümkün.
Araştırmacılar, bir süredir geliştirilen bu cihazın küçük bir versiyonunu kanser, eklem ve kemik sağlığını ayrıca kalp krizi ve inmeye sebep olan vasküler hastalık- ları incelemek için kullanıyorlar. “Tüm bu çalışmalardan elde edilen umut verici ilk sonuçlar, spektral taramanın kliniklerde rutin olarak kullanımıyla; daha kesin teşhis- lerin ve hastaya özgü tedavilerin mümkün olduğunu düşündürtüyor.” diyor Profesör Anthony Butler.
Tıp dünyası ilk defa tüm organ ve dokularda ne- ler olup bittiğini aynı anda değerlendirebilme kabili- yetine sahip olacak. Örneğin; Explorer ile kanın akışı veya vücudun tüm bölgelerinde glikozun nasıl absorbe edildiği nicel olarak ölçülebilir. Bu sayede araştırmacı- lar tek bir tümörden yayılmış kanserler, inflamasyon, enfeksiyon, immünolojik veya metabolik rahatsızlıklar ve diğer birçok hastalık üzerinde çalışmayı planlıyor.
Tüm bu sistemlerin hem klinik hem de araştırma alanlarında olan yararının gösterilmesiyle tüm dün- yada yayılması an meselesi. Artık araştırmacıların bu aşamadaki hedefi cihazların insana dair sağlık ve has- talıklarla ilgili bilgilere katkı sağlayacak bilimsel çalışmalar planlamak.
KAYNAKLAR:
1. https://reverehealth.com/live-better/mri-ct-pet/
2. http://broughttolife.sciencemuseum.org.uk/brought- tolife/themes/technologies
3. https://www.trod.org.tr/hastalarimiz_icin.php?id=991 4. https://home.cern/news/news/knowledge-sharing/
first-3d-colour-x-ray-human-using-cern-technology
5.https://health.ucdavis.edu/publish/news/newsro- om/13358
Prof. Dr. Mustafa Oral ÖNCÜL ile Enfeksiyon Hastalıkları Söyleşisi
1. Zamanınızı ayırıp bizimle röportaj yaptığınız için teşekkür ederiz. Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Askeri Tıp Fakültesi’ne 1984 yılında girdim ve 1990 yılında mezun oldum. İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Enfeksiyon Hastalıkla- rı ve Klinik Mikrobiyoloji ihtisasımı 1993-1997 yıl- ları arasında tamamladım. Ağrı’da, 2 yıl süren doğu görevimin ardından, 1999 yılında akademik kariyer yapmak üzere İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim ve
Araştırma Hastanesi’ne geri döndükten sonra 2004 yılında doçent, 2010 yılında ise profesör ünvanlarını aldım. Türk Silahlı Kuvvetleri’nden albay rütbesi ile 2014 yılında emekli oldum. Aynı yıl İstanbul Üniver- sitesi İstanbul Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladım ve 4 yıldır bu göre- vime devam etmekteyim. Bunun yanında 3 yıldır de- kan yardımcılığı ve son 5 aydır da başhekimlik görev- lerini sürdürmekteyim.
Elif MERT Elif Beyza BOZ Hasan Ediz ÖZBEK İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi
2. Bölümünüzden de biraz bahsedebilir misiniz?
Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji bilim dalının tarihi aslında çok eskilere dayanmak- tadır. Tıbbın var oluşundan bu yana etkinliğini ve gücünü her zaman ortaya koyan, toplum sağlığını yakından ilgilendiren sorunları hem koruyucu hem de tedavi edici tıp bağlamında ele alan bir bilim da- lıdır. Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanı olan kişi; hastalarını muayene eder, labora- tuvar çalışmaları yapar, tanı koyar, tedavi eder ve de tedavi süreçlerini takip eder. Ayrıca koruyucu he- kimlik yönü son derece güçlü olan enfeksiyon hasta- lıkları ve klinik mikrobiyoloji bilim dalı, hastalıklar oluşmadan önce koruyucu politikalar geliştirerek onların oluşmalarını engeller ve salgın potansiye- li taşıyan pek çok durumun daha ortaya çıkmadan imha edilmesini sağlar. Bugün birçok insanın haya- tını kaybetmesine yol açan hastane kaynaklı enfek- siyonların önlenmesi ve böyle hallerin yönetilme- sinde enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanının majör rolleri bulunmaktadır.
3. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyo- loji Ana Bilim Dalına olan ilginizi nasıl fark ettiniz?
Bölüm seçiminizde sizi etkileyen faktörler nelerdir?
Aslında ilk tercihim plastik, rekonstrüktif ve es- tetik cerrahiydi. İkinci tercihim ise immünolojiydi.
O yıllarda İmmünoloji ihtisası yapabilmek için önce enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji ihti- sasının yapılmış olması gerekiyordu, bu sebeple en- feksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji’yi tercih ettim. Ancak ihtisasımın 3. yılındayken immünolo- ji, dahiliye anabilim dalına bağlandı. O dönemde çok üzülmüştüm ancak ilerleyen süreçte Enfeksiyon
Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji’yi gerçekten çok sevdim. Önceleri istifa edip Dâhiliyeye geçmeyi düşünsem de işin içerisine girdikçe araştırma ola- nakları ve sürekli artan güncel bilgiler bu bilim da- lına olan sevgimi artırdı. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı olarak kalmaya karar verdim ve bu kararımdan hiçbir zaman pişman ol- madım. Şimdi olsa yine aynı bölümü seçerim.
4. 2015 yılından beri dekan yardımcısı olarak, bir süredir de başhekim olarak görev yapmaktasınız.
İkisini bir arada yürütmek zor oluyor mu?
İkisini bir arada yönetmek zaman zaman zor- luklara neden oluyor ancak dekan yardımcılığında 3 senedir sürdürdüğümüz oturtulmuş bir sistemimiz var ve ekip bu işi çok iyi biliyor. Belli bazı düzen- lemeleri 3 sene boyunca gayet başarılı bir şekilde yaptık. Akreditasyon çalışmaları, elektronik karne sisteminin oluşturulması, ders programlarının dü- zenlemeleri, asistanların mezuniyet sonrası eğitim- lerinin standart düzene oturtulması hususundaki politikalar gayet iyi bir şekilde yürütülüyor. Dedi- ğim gibi dekan yardımcılığı konusunda oturmuş bir sistemin olması bizi fazla yormuyor ama başhekim- lik tek başına ağırlığı fazla olan bir birim. Çünkü burada, başta mali tablo işin içerisine girmekte. Bir taraftan sağlık hizmeti veriyorsunuz bir taraftan da bu sağlık hizmetini iyi çevirebilmek için iyi bir mali getiri sağlamanız gerekiyor. İyi bir kadro ile önce ge- lir kaybını önlemeyi, daha sonra geliri artırmayı ve kaliteli bir sağlık hizmeti vermeyi amaçlıyoruz. Güç- lü politikalar uygulayarak amacımıza adım adım yaklaştığımızı düşünüyorum. Son 4 aydır gelirimiz giderek artmaya başladı. Ameliyat sayılarımız, po- liklinik sayılarımız ve hasta memnuniyetinde artış söz konusu. Bunlar bize doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Elde edilen bu başarılar da bizi ekip ola- rak daha da motive ediyor.
5. Daha önce antibiyotik direnci üzerine çalış- malar yaptığınızı biliyoruz. Antibiyotik direnci top- lum sağlığını ne derece tehdit etmektedir?
Türk toplumu açısından düşünecek olursak teh- didin gerçekten de çok büyük olduğunu düşünüyo- rum. Son derece riskli, son derece problemli bir du- rum. Şu anki hedef politikalarımız arasında direnç gelişimini önlemek yok ve bu konuda eksik oldu-
ğumuzu söyleyebilirim. Biz daha çok direnç ile mü- cadele konusunda yoğunlaşmış durumdayız. Yani dirençli suşları nasıl tedavi edebileceğimizin, bu suşlarla enfekte olan hastaları nasıl iyileştirebilece- ğimizin peşindeyiz. Oysaki bugün batılı toplumlar- da antibiyotik direncinin önüne geçen başarılı poli- tikaların uygulandığını görüyoruz. Bu politikaların uygulandığı ülkelerde hastalar, doktora başvurduk- larında taramadan geçirilmekte ve bulaştırıcılığın önlenmesi üzerine çalışmalar gerçekleştirilmekte- dir. Bu hem ucuz hem de etkili bir yöntem. Bizde, halk arasında; “Hiç antibiyotik kullanmazsam riskli gruba girmem.” şeklinde yanlış bir anlayış söz konu- su. Oysaki hiç antibiyotik kullanmayan kişiler dahi risk altındadır. Kişi hiç antibiyotik kullanmamış olsa dahi karşılaştığı mikroorganizma başka birinden antibiyotik direnci kazanarak kendisine bulaşabilir.
Antibiyotik direnci konusu birey bazından ziyade toplumsal olarak ele alınması gereken bir konu. Zira oldukça hızlı ilerleyen bir direnç söz konusu ve bel- ki, gelecek kuşaklarda basit enfeksiyonlar için dahi kullanılabilecek antibiyotik seçenekleri çok kısıtlı olacak. Belki de bazı enfeksiyonlar için hiçbir anti- biyotik bulunamayacak. Antibiyotik direncini çok detaylı bir şekilde değerlendirmek ve dirençle top- yekûn savaşmak lazım. Bu sadece hekimleri ya da sağlık personelini ilgilendiren bir sorun değil. Başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere sağlık politikalarını oluşturan yöneticilerin gerekli adımları atması; sivil toplum kuruluşları ve medyanın halkı bilinçlendir- mesi ve aydınlatması gerekmektedir.
6. Toplumsal bağışıklık (herd immunity) kav- ramı hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
İki tane toplum düşünün. Bunlardan ilkinde o
hastalığa karşı antikor pozitiflik oranı çok yüksek, diğer toplumda ise bu prevalans daha düşük olsun.
Aynı sıklıkta ya da aynı oranda mikroorganizma ile karşılaştırılan bu iki toplumda, hastalık etkililiği oldukça farklı olacaktır. Serum antikor titresi yük- sek pozitif olan ilk toplumda etkilenme kısıtlanmış olacak, mikroorganizma ile karşılaşan insanlarda tahripkâr sonuçlar izlenmeyecektir. Oysaki serum antikor titrasyonu düşük olan toplumda mikroor- ganizmaya bağlı hastalıklar, son derece yaygın bir şekilde görülecek ve fazla komplikasyon ile seyre- decektir. Bu bağlam, toplumsal bağışıklığın önemi- ni göstermektedir. Günümüzde, aşı ile önlenebilen hastalıkların – tıpkı çiçek ve polio hastalıklarında başarıldığı gibi – eradike edilmesi hedeflenmektedir.
Duyarlı bireylerin korunması hususunda toplum- sal bağışıklığın öneminin altını çizmek gerekiyor.
Çünkü aşı karşıtı görüşlerin toplumsal bağışıklığı olumsuz yönde etkilemesi, başta duyarlı olan birey- leri riske atmaktadır. Dolayısı ile aşılanma oranının artırılması, toplumsal immüniteyi güçlendirerek muhtelif enfeksiyonlara karşı direnç kazanmamızı sağlayacaktır. Destekleyici yöndeki bu yaklaşımın sürdürülmesi gerekmektedir.
7. İdeal Aşı nedir?
İdeal Aşı’nın öncelikle yan etkiler açısından her- hangi bir sorun oluşturmaması lazım. Güvenilirliği gösterilmiş, etkileri bilinen, her yaş grubunun gü- venle kullanabileceği bir aşı olması gerekiyor. İdeal Aşı canlı aşı olmamalıdır, son teknoloji yöntemler kullanılarak üretilmelidir ve bileşimine eklenen ad- juvan ve diğer katkı maddelerinin vücuda herhangi bir zararlı etkisinin olmadığı gösterilmelidir. Klinik çalışmaları gerçekleştirilmiş, dünyanın her yerinde kabul edilebilir ve kolay ulaşılabilir olmalıdır. Ayrı- ca kabul edilebilir düzeyde immünite oluşturmalı- dır. İdeal Aşı’yı tanımlarken Türk toplumu için belki bir parantez daha açmak lazımdır, zira günümüzde aşılarımızı kendimizin üretmesi gerektiğine inanı- yoruz bu nedenle de yerli aşı ifadesini, İdeal Aşı ta- nımına eklememiz elzemdir. Geçmişte, 1. Dünya Sa- vaşı ve 2. Dünya Savaşı’nda, çeşitli devletlere kendi aşımızı üretip satan bir devlet iken; günümüzde ne yazık ki yerli aşımız bulunmamaktadır. Aşı çalışma- ları yürüten merkezler var, bizde bu aşı çalışmaları- nı yürütmekteyiz ancak henüz başarıya ulaşmış bir
ürün söz konusu değil. Ancak ben, aşı konusunda önümüzdeki yıllarda başarıya ulaşacağımıza ve daha iyi noktalara geleceğimize inanıyorum.
8. Son yıllarda aşı karşıtı tutumlar medyada ve toplumda giderek arttı. Aşılanmayan bireyler top- lum sağlığını nasıl etkilemektedir?
Aşılanmayan bireylerin toplum sağlığını olum- suz etkileyeceği çok açık. Çünkü onlar duyarlı po- pülasyon oranını artırmaktadırlar. Toplumda dola- şan virüs sayısının, duyarlı popülasyon nedeni ile giderek katlandığı bilimsel çalışmalar neticesinde ortaya konmuştur. Bu durum, aynı zamanda virüs- ler arasında heterojeniteye de neden olmaktadır.
Daha dirençli, immün sistemin denetiminden ka- çabilen farklı suş sterotiplerinin oluşması söz ko- nusudur. İdeal olan, duyarlı
popülasyon yerine immüni- tesi sağlanmış bir popülas- yonun oluşturulmasıdır. Bu da aşı ile sağlanmaktadır. Aşı, etkinliği yıllardır bilinen bir uygulamadır. çiçek, polio gibi hastalıklarda ne kadar başa- rılı olduğu görülmüştür. Bu nedenle yan etkilerinin oldu- ğu varsayımından yola çıkıp enfeksiyon tehlikesinin göze alınması, toplum sağlığı içim büyük bir risk teşkil etmekte- dir.
9. Her sene yeni grip aşıları üretilmektedir. An- cak herkes bu aşıyı yaptırmamaktadır. Grip aşısı en- feksiyonları önlemede ne kadar etkilidir? Özellikle aşı yaptırması gereken belli bir grup var mıdır?
65 yaşın üzerindeki kişiler, kronik obstrüktif ak- ciğer hastalığı (KOAH) olanlar, kronik akciğer has- talığı olanlar, bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler, kemoterapik ilaç kullananlar… Bu saydıklarım gibi riskli grup içerisine giren kişiler, her yıl düzenli ola- rak grip aşısı ile aşılanmalıdır. Çeşitli aşı federasyon- ları, dernekleri, kurumları ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu grupların, grip aşılarını düzenli olarak yaptırmaları gerektiğini belirtmektedir. Türk Kli- nik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Der- neği’ne (KLİMİK) bağlı enfeksiyon hastalıkları ve
klinik mikrobiyoloji uzmanları olarak bizler de yine bu grupların düzenli olarak aşılanmalarını tavsiye etmekteyiz. Toplumda: “Ben grip aşısı yaptırdım ve yaptırdığım için çok daha kötü bir şekilde hastalan- dım, grip oldum.” şeklinde yanlış bir algı var. Oysaki üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan on- larca virüs bulunmaktadır. Karşılaşılan her solunum yolu enfeksiyonu influenza kaynaklı değildir. Rhi- novirüs, parainfluenza virüsleri gibi pek çok farklı virüs, üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden ola- bilmektedir. Aşı ile çok daha ciddi komplikasyon- lara yol açabilecek, belki de hastanın hayatına mal olabilecek ağır bir klinik tablo oluşturma potansiyeli taşıyan influenza virüsünün önüne geçilmektedir.
Dolayısı ile kazanımları oldukça fazladır. Ancak bu farkındalık ne yazıktır ki bizim toplumumuzda çok azdır. Bu konunun çok daha iyi işlenmesi ve insanoğlunun far- kındalığının artırılması gerek- mektedir.
10. 1999 Depremi’nden sonra toplum sağlığı ile ilgili çalışmalar yaptığınızı biliyoruz.
Kan grupları, kandaki enfektif belirteçler, hastane enfeksiyon- ları üzerinde çalışmalarınız var.
Bunları değerlendirerek nasıl bir sonuca ulaşabiliriz?
1999 Depremi’nden sonra biz iki alanda çalışmalar yap- tık. Bunlardan birinde gözlem- lediğimiz, o dönemde yoğun bakıma yatırdığımız travma hastalarında ani başlayan ve kontrol etmek- te zorlandığımız hastane enfeksiyonları ve sepsise bağlı kayıplardı. İlginç bir şekilde bu hastaların kan kültürlerinde acinetobacter izole etmeye başladık.
Oysaki biz o zamana kadar acinetobacter ile tanış- mamıştık. Türk toplumu olarak ilk kez deprem son- rası acinetobacter ile tanışmış olduk. Bu bakteri ile ilgili bilgi edinmeye başladıkça onun doğada, özel- likle toprakta yaygın olduğunu, antibiyotiklere son derece duyarlı olduğunu gördük. Ancak bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda, özellikle antibiyotik ile karşılaştıkları hastane ortamlarında çok dirençli hale geliyorlardı. Acinetobacter’e bağlı nozokomiyal enfeksiyon ile ilgili yayınımız dünya çapında çok
ilgi gördü. Irak Körfez Savaşı sonrasında ABD’de de askeri travma sonrası acinetobacter sorunu ile kar- şılaşıldı. O zaman acinetobacter gerçeği batıda da büyük yankı uyandırdı.
Kan grupları ile ilgili de yayın yaptık. Özellikle bazı kan grupları arasındaki farkların tedavi yanıt- larını ne denli etkileyebildiğini gözlemledik. Aynı travmaya maruz kalan ve aynı tedaviyi gören has- taların tedaviye yanıtlarının çok değiştiğini gördük.
Duyarlı popülasyonun bazı kan gruplarında değiş- tiği gerçeği ile karşılaştık. Deprem çok travmatik ve trajik bir süreç oldu; ancak bilimsel anlamda çok deneyim elde ettik. Deneyimlerimizi de dünya ile paylaştık.
11. İçinde bulunduğumuz küresel dönemde pandemilerden nasıl sakınabiliriz?
Pandemi deyince bütün dünyayı ilgilendiren ve kıtalar arası yayılım gösteren hastalıklardan bahse- diyoruz. Mesela influenza ve son dönemlerde zika virüs enfeksiyonları pandemi yapma potansiyeli taşımaktadır. Pandemi etkenleri öncelikle kendi ül- kemiz ve popülasyonumuz açısından değerlendiril- melidir. Mesela zika virüs, Brezilya’da ortaya çıktı ve Ekvator Kuşağı boyunca yayılıyor. Biz endemik bir ülkede miyiz? Etken veya vektörü ülkemizde yaşıyor mu? Bulaşma yolları nasıl? Bizi nasıl etkiler?
Bir pandemi durumunda öncelikle koruyucu toplumsal politikalarımızı iyileştirmeliyiz. Bunun için de hastalığı çok iyi tanımalıyız. Normal bir dönemde biz ülkemizde bu hastalıkla karşılaşıyor muyuz? Karşılaşıyorsak bizdeki seyri, etkilenen po- pülasyonun oranı nasıl? Bu hastalık toplumda bir bağışıklık oluşturuyor mu?.. Kısacası, bütün epide-
miyolojik verileri ortaya çıkarmak gerekiyor. Eğer biz, bu hastalık ile daha önce hiç karşılaşmadıysak ve aşısı yoksa koruyucu politikaları geliştirmek ge- rekiyor. Olası indeks vakaları baştan takip edip ona göre önlem alınmalı. Mesela zika virüs için, ende- mik bölgeye giden var mı? Özellikle duyarlı popü- lasyon takip edilmeli; o bölgeye giden gebeler gibi…
Hastalık influenza gibi endemik görülen bir enfeksi- yon ise ve aşısı varsa tüm popülasyona uygulanmalı.
Aşı yoksa koruyucu önlemler halka uygulanmalı ve halk bilinçlendirilmelidir. Pandemi ile mücadele ge- niş bir alanda toplu bir şekilde yapılmalıdır.
12. Üniversitede öğrenciliğiniz sırasında aktif olarak bir bilimsel çalışmaya katıldınız mı?
Hayır, bir bilimsel çalışma imkânı bizlere su- nulmadı. Belki askeri okul olması nedeniyle böyle bir fırsatımız yoktu. Ancak, öğrenci olarak bilimsel bir çalışmanın içinde olmayı isterdim. O dönemde böyle bir şey gerçekleştirememiş olmam, eksikliğini duyduğum bir konudur. Biz öğrencilerimizin bilim- sel projelere katılmalarını teşvik ediyoruz. Mesela bu yıl ve önceki yıl başvurusunu yaptığımız Avrupa Birliği Horizon Projesi’ne öğrenci arkadaşlarımızı dahil ettik. Ulusal ve uluslararası projelere öğrenci arkadaşlarımızın katılmasını mutlaka destekliyoruz.
Bu hem onların daha motive edecek hem de gelece- ğin bilim insanlarının öğrencilik yıllarından itibaren tecrübe kazanmasını sağlayacaktır. Bilimsel çalışma yapan tüm akademisyenlerimizin de öğrencileriy- le ortak çalışmalar yapmalarını istiyoruz. Böyle bir bilinç, farkındalık artık var ve daha da yayılacağını düşünüyorum.
13. Bir bilimsel çalışma veya yayın yaparken ön- celikleriniz nelerdir? Nelere dikkat etmek gerekir?
Bir defa projeyi çok iyi kurmamız gerekiyor. Hi- potezlerimizi iyi tasarlamalıyız. Bu araştırmanın so- nuçlarında ne bulmayı umut ediyoruz? Bu çalışma bilimsel olarak tıp dünyasına ne katkı sağlayacak?
Sağlık alanında ne kazanımlar elde edeceğiz? Bunları çok iyi belirlemek gerekiyor. Sonra metodolojiyi çok iyi planlamak lazım. Yol haritasını nasıl çizeceğiz?
Hangi araçları kullanacağız? Verileri nasıl toplayıp analiz edeceğiz? Bu analizleri nasıl yorumlayacağız?
Sonuçlar bizi nereye götürecek? Benzer çalışmalar yapılmış mı? Bu çalışmalarla bizimkini nasıl kıyas-
layacağız?.. Bu soruları daha çalışmaya başlamadan önce cevaplandırmamız gerekiyor. Vaka sayısı ve örneklem boyutları da istatistiksel yöntemler ile he- saplanmalıdır. Çalışma mümkün olduğunca objektif olmalıdır. Bias dediğimiz yanlılıktan kaçınmalıyız.
Elde ettiğiniz sonuçların dünyanın başka bir yerin- deki insanları da etkileyeceğini asla unutmamak ge- rekiyor.
Bir bilimsel çalışma yapıyorsunuz ve sonuca yö- nelik bir beklentiniz var. Ama araştırmanızın sonu- cunda beklentinizin tam tersi bir sonuçla karşılaş- tınız. Hedeflediğiniz noktada değilsiniz. Bu bile bir bilimsel çalışmadır. Mesela yeni geliştirdiğiniz bir ilaç var ve bir hastalık üzerinde deniyorsunuz, çok etkili olmasını bekliyorsunuz. Sonuç beklediğiniz gibi çık- mıyor. Bir ilacın bir hastalık üzerinde hiçbir etkisi ol- madığını göstermek ve yayınını yapmak dahi önemli bir bilimsel çalışma niteliği taşımaktadır.
14. Çalışma yaparken ekibinizi nasıl seçiyorsunuz?
Benim prensibim şudur, sadece bilimsel çalış- malarda değil her konuda: “Bilgili birini tercih et- mem, ilgili birini tercih ederim.”. İlgili birisinin bi- limsel açığını çok kısa sürede kapatabilirsiniz. Bu
kişilerin motivasyonu ve iş disiplini başarıyı her zaman beraberinde getirir. Çok bilgili kişi ise sizi yavaşlatabilir veya ana hedeflerden uzaklaştırabilir.
Ekibimi seçerken farklı kültürlerden, farklı bilim alanlarından bir ekip oluşturmaya önem veriyorum.
Örneğin, ABD Harvard Üniversitesi’ndeki meslek- taşlarımızın en çok iş birliği yaptığı kişiler MIT’deki (Massachusetts Institute of Technology) mühendis- lerdir. Farklı disiplinlerden bilim insanlarının bir araya gelmesi inovatif çalışmaların ortaya çıkması için önemlidir. Son olarak, yapmış olduğumuz yol haritasındaki takvime uymak gerçekten mühimdir.
Programın zamanında uygulanması başarıyı bera- berinde getirir.
15. Teknolojinin tıpta kendine yeterince yer bu- labildiğini düşünüyor musunuz? Teknolojiye bakış açınız nedir?
Teknolojinin tıpta çok önemli bir yere geleceğini düşünüyorum. Önümüzdeki 5 yılda kanser tedavi- sinin tamamen değişeceğini ön görüyorum. İmmün tedavilerin, koruyucu yaklaşımların ön plana geçece- ği, şu anki kemoterapi sisteminde karşılaştığımız yan etki profilinin tamamen değişeceği kanısındayım.
Önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde çok düşük kemoterapik ilaç doz- larıyla ve nano-partiküllerin kul- lanıldığı hedefe güdümlü taşıyıcı sistemlerle üstün başarı gösteren tedavi yaklaşımlarının elde edi- lebileceğini düşünüyorum. Bu sene Kyoto Üniversitesi’nden bir bilim insanı, kanser hücreleri ve T hücreleri arasındaki inhibis- yon mekanizmasını ortaya koyan çalışması ile Nobel ödülüne layık görüldü. Dolayısıyla yeni jene- rasyon tedavilerde, bu inhibisyon mekanizmasını hedefleyen mo- noklonal antikor tedavilerindeki gelişmelerin hız kazanacağını dü- şünüyorum.
Uzaktan kumanda edilebilen robotlarla buradaki başarılı bir cerrahımızın, yurtdışındaki bir hastayı ra- hatlıkla ameliyat edebileceğini düşünüyorum. Nano Teknoloji ve Yapay Zeka’nın (YZ) tıpta öne çıkacağı görüşündeyim. YZ’nın radyoloji ve patoloji gibi bazı branşları fonksiyon dışı bırakabileceğini öngörüyo- rum. Girişimsel Radyoloji her zaman devam edecektir ama en basitinden grafi yorumlamasında YZ önemli yerlere gelecektir. Ön tanı ve teşhisin konmasında da YZ’nın yer bulabileceğini düşünüyorum. Yakın bir ge- lecekte, modern tıbbın ötesinde, daha bilimsel ve tek- nolojik bir tıp ile karşılaşacağımız kanısındayım.
16. Yoğun çalışma temposuna rağmen 90 civa- rında yayınınız mevcut. Bilimsel çalışmaları hayatla iç içe nasıl yürütebiliriz?
Benim mezun olduktan sonra uygulamaya başla- dığım bir politikam vardır. Her gün mutlaka bir lite- ratür okurum. Yoğun tempoma rağmen bu kuralım- dan kopmamaya çalışıyorum. Bu bana inanılmaz bir background kazandırıyor. Olaylara daha kolay vakıf olabiliyorsunuz. Yoğun tempomuz, yayın yapma alış- kanlığımızı biraz kısıtladı. Ancak, İTF Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı olarak çok deneyimli bir ekibe sahibiz. Bütün hocala- rımızın, arkadaşlarımızın bilimsel yönü çok güçlüdür.
Görev yaptığınız yerdeki ekip, bu yönlerden güçlü ise yayın hazırlama faaliyetleri kendiliğinden devam eder.
Bu bir kültür aslında. Bilimsel çalışma yaptıkça onun
hazzına varmak, gizemli dünyasına dalmak sizi daha çok motive ediyor. Ekibiniz de öyle düşünüyorsa o za- man bu çalışmaları başarı ile sürdürebiliyorsunuz.
17. Son olarak eklemek istediğiniz, öğrencilere iletmek istediğiniz bir şey var mı?
Öğrenci arkadaşlarıma çok iyi bir tıp fakültesin- de okuduklarını vurgulamak istiyorum. İstanbul Tıp Fakültesi gelenekçi ve sağlam bir kültüre sahiptir. Sizi mesleki ve akademik olarak bilim dünyasına en iyi şe- kilde hazırlayan bir kurumdur. Burada okumuş olma ayrıcalığının mutlaka farkına varın. Öğretim üyeleri- nin sunmuş olduğu verilerle sınırlı kalmayın. Mutlaka kaynak kitap okuyun, güncel yazıları takip edin, ya- bancı dilinizi iyileştirin. İhtisasınızı yaparken en iyisi olmaya çalışın. İhtisasınızı yaparken veya yaptıktan sonra bu konuda en iyi hale nerede gelebilirim sorusu- nu kendinize sorun. Bu, dünyanın neresinde ise mutla- ka oralara ulaşıp oralarda bilgi ve görgünüzü artıracak fırsatlar yakalayın. Mutlaka orada öğrendiklerinizi bu ülkeye getirin. Bunların ardından sizler de kendiniz- den çok daha iyi olabilecek insanları yetiştirmeye gay- ret edin. Hekimlik, doktorluk demek değildir. Herkes doktor olabilir ancak herkes hekim olamaz. Hekimler her yönüyle topluma örnek olan insanlardır. Siz hayat kurtarırsınız ama sadece sağlık alanında işlev görmez- siniz. Aynı zamanda toplumun parlayan yıldızısınızdır.
Vurgulamak istediğim en önemli şey şu: “Gelen hasta, çaresiz olduğu için yanınıza gelir. Hep sağ duyulu olun, empati yapın ve hastaya değer verin. Olayları sakin ve güler yüzlü yönetin. İyi bir hekim olun.”
A
raştırmacılar kablosuz Bluetooth tek- nolojisini kullanarak kontrol edilebi- len yutulabilir bir akıllı kapsül tasarladı. İlaç salınımı yapmak, çevre koşullarını algılamak veya bunların her ikisini birden yapmak adına özelleştirilebilen kapsüller; midede en az bir ay kalabiliyor. Bu süreçte bilgi aktarımını sağlaya- biliyor ve kullanıcının akıllı telefonundan gelen talimatlara yanıt verebiliyor.Akıllı kapsüllerin 3 boyutlu yazıcı tekno- lojisiyle üretimi sayesinde ileride isteğe bağlı olarak, çeşitli hastalıkları iyileştirmek adına
-özellikle de uzun bir süre boyunca ilaç kulla- nılması gereken durumlarda- kapsül ilaç salını- mı yapmak üzere de programlanabilir. Kapsül- ler ayrıca enfeksiyonları, alerjik reaksiyonları vb. durumları tespit etmek, yanıt olarak da ilacı serbest bırakmak için tasarlanabilir.
Giovanni Traverso, tasarım hakkında
“Akıllı kapsülden gelen bir sinyal, ilaç salını- mı veya doz ayarlaması için rehberlik etmeye yardımcı olabilir. Böylece de sistemimiz kapalı döngü halinde izlem ve tedavi sağlayabilir,” di- yor.
Bluetooth İle Kontrol Edilebilen
Yutulabilir Akıllı Kapsüller
Son teknoloji ürünü olan akıllı kapsüller, teşhise yardımcı olmak adına bilgi sağlayabiliyor, vücut değişiklerine veya akıllı telefondan gelen komutlara göre ilaç salınımı yapabiliyor.
Elif Beyza BOZ İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi
Yutulabilir akıllı kapsüller ayrıca, diğer giyilebilir ve implante edilebilir medikal cihazlarla bağlantı kur- mak için de kullanılabilir. Bu yolla da hastanın veya doktorun akıllı telefonuna iletilecek bilgilerin toplan- dığı bir havuz oluşturabilir.
“Bu 3 boyutlu baskıyı ve mobil sağlık uygula- malarına olanak tanıyan yeni cihazlar vasıtasıyla yutulabilir teknolojilerin insanlara nasıl yardımcı olabileceğini göstereceğimiz için heyecanlıyız.” di- yor Robert Langer.
Geçtiğimiz birkaç yıldır Robert Langer, Giovan- ni Traverso ve meslektaşları çeşitli yutulabilir sen- sörler ve ilaç salınımlı kapsüller üzerinde çalışıyor- lardı. Enjekte edilmesi gereken ilaçların uzun süreler boyunca kişiye verilebilmesi adına bu akıllı kapsül- lerin kullanışlı olacağına inanıyorlardı. Ayrıca akıllı kapsüller, HIV veya sıtma hastaları için gereken katı doz düzenlemelerine uyulması için de yardımcı ola- bilirdi.
Araştırmacılar en son çalışmalarında daha önce geliştirdikleri pek çok özelliği bir araya getirmek için işe koyuldu. 2016’da altı kola sahip, yıldız şekilli bir akıllı kapsül tasarladılar. (Şekil 1,2) Akıllı kapsülün yutulabilmesi için kollarını katlanabilir, böylece bir ilaç kapsülü içine yerleştirilebilir hale getirdiler. Yu- tulan kapsül mideye ulaştığında çevre koşullarının etkisiyle dış kısmındaki normal ilaç kapsülü çözü- nüyor, iç kısmındaki akıllı kapsülün kolları da tekrar açılıyordu. Bu da akıllı kapsülün mideye yerleşme- sini sağlıyordu. Benzer şekilde yeni akıllı kapsül de yutulduktan sonra Y şeklini alacak şekilde açılıyor.
Bu da akıllı kapsülün midede bir ay kadar kalmasını sağlıyor. Bir ayın ardından kapsül küçük parçalara ayrılıyor ve sindirim kanalı boyunca ilerliyor.
Akıllı kapsülün kollarından biri çeşitli ilaçların yüklenebileceği dört küçük bölme içeriyor. Yüklene- cek ilaçlar, birkaç gün boyunca kademeli salınma- larını sağlayacak polimerler içerisinde paketlene- biliyor. Araştırmacılar ileride, kablosuz Bluetooth
Şekil 1: Araştırmacıların 2016 yılındaki benzer tasarımı.
bağlantısıyla uzaktan açılabilecek bölmeler de tasar- layabileceklerini belirtiyorlar.
Akıllı kapsül, mide ortamını izleyen sensörler de taşıyabiliyor ve kablosuz bir sinyal aracılığıyla bilgiyi aktarabiliyor. Daha önceki çalışmalarında kalp hızı ve solunum sayısı gibi vital bulguları tes- pit edebilen sensörler tasarlayan araştırmacılar, bu çalışmalarında iç sıcaklığı takip etmek ve bilgiyi bir kol boyu uzaklığındaki akıllı telefona doğrudan aktarmak amacıyla da kapsülün kullanılabileceğini gösterdiler.
“Sınırlı bağlantı uzaklığı, istenen bir güvenlik artışı,” diyor doçent Yong Lin Kong. “Kablosuz sin- yal gücünün kendini kullanıcının fiziksel alanı da- hilinde sınırlaması, akıllı kapsülü istenmeyen bağ- lantılara karşı koruyarak kullanıcı mahremiyetinin korunması ve ek güvenliğin sağlanması adına fizik- sel izolasyon sağlıyor.”
Akıllı kapsüle ait tüm kompleks parçaların üre- timine olanak tanımak için, araştırmacılar ilk aşa- mada kapsülleri 3B yazıcı ile yazdırmaya karar ver- di. Bu yaklaşım, kapsülün taşıdığı çeşitli bileşenlerin hepsini kolayca birleştirmelerini ve art arda gelen sert ve esnek polimer katmanlarından kapsülü oluş- turmalarını sağladı. Bu da kapsülün midenin asidik ortamına karşı koymasına yardımcı oldu.
“Çok materyalli 3B yazdırma teknolojisi, ge- leneksel üretim teknikleriyle üretilemeyen, çok bileşenli eşsiz yapıları ve fonksiyonel cihazları oluşturabilmemizi sağlayan çok yönlü bir üretim teknolojisidir,” diye belirtiyor Yong Lin Kong. “Spe- sifik medikal uygulamalara dayalı olarak, midede kaldığı sürenin uzunluğu düzenlenebilecek özelleş- tirilmiş yutulabilir elektronik cihazlar tasarlamamız mümkün. Bu şekilde üretilen akıllı kapsüller, ulaşı- labilir ve kişiselleştirilmiş teşhis ve tedavilere olanak sağlayabilir.”
Şekil 1: Araştırmacıların 2016 yılındaki benzer tasarımı.
Araştırmacılar bu akıllı kapsüldeki gibi bir sen- sörün hastalıkların erken belirtilerini teşhis etmek ve uygun ilaçlarla yanıt oluşturmak için kullanılabi- leceğini öngörüyor. Örneğin, bu kapsül kemoterapi alan veya immunsupresif ilaç kullanan hastalar gibi, enfeksiyon açısından yüksek risk altında olan belir- li kişileri izlemek için kullanılabilir. Bu şekilde eğer enfeksiyon tespit edilirse, kapsül antibiyotik salını- mına başlayabilir. Ya da alerjik bir reaksiyon tespit ettiğinde antihistaminik salınımı yapacak şekilde tasarlanabilir.
“Mideye yerleştirilen elektronik akıllı kapsül- lerin, hastalara uzaktan yardımcı olabilecek mobil sağlık platformları şeklinde hizmet verme potansi- yelinden dolayı gerçekten heyecanlıyız.” diye ifade ediyor Giovanni Traverso.
Araştırmacılar ayrıca kapsüllere yerleştirile- bilecek başka tür sensörler geliştirmek üzerine de çalışıyorlar. Bu araştırmada domuzlarda sıcaklık sensörünü test eden araştırmacılar, yutulabilir akıllı kapsüllerin sensörlerini yaklaşık iki yıl içerisinde in- sanlarda test etmeye başlayabilecekleri tahmininde bulunuyor.
İnsanların kullanımına yönelik teknolojiler ge- liştirmek üzerine çalışan bir şirket kuran bilim in- sanlarının ileride ne tür yeni fikir ve tasarımlar orta- ya atacağı ise merak ediliyor.
KAYNAKLAR:
1. http://news.mit.edu/2018/ingestible-pill-cont- rolled-wirelessly-bluetooth-1213
2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5264553/
figure/F1/
3. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/29317618
Şekil 2: Araştırmacıların 2016 yılındaki benzer tasarımında ilaçların yüklenebileceği bölmeler.
İnfertilite tedavisinde genişleyen ufuklar ve yaklaşımlar söz konusu: Rahim transplantas- yonu da en yeni yöntemlerden biri.
B
rezilyalı bir bebek bu ay ilk doğum gü- nünü kutlayacak. Neredeyse iki sene önce annesi ona çocuk sahibi olma imkânı tanı- yan bir rahim nakli (transplantasyonu) geçirdi.Bu, dünyadaki ilk başarılı rahim transplantasyo- nu değildi ama ilk kez olarak bağışlanan rahim hayatını kaybetmiş bir donörden sağlanmıştı.
Araştırmacılar bu yöntemle sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebileceğinden emin değildi. Ancak her şeye rağmen başarılı bir sonuç elde edildi.
Transplantasyon ekibinin lideri olan Sao Pa- ulo Üniversitesi’nden Dr. Dani Ejzenberg’in söy- lemine göre doğan kız çocuğu sağlıklı ve normal bir şekilde gelişimini sürdürüyor.
Yıllardır araştırmacılar rahimi olmadan do- ğan veya tıbbi bir gerekçeyle rahimi alınan kadın- ların çocuk sahibi olmasını sağlayacak çözümler geliştirmeye çalışıyorlardı. Dünya üzerinde canlı donörlerden rahim transplantasyonu yaklaşık 50 defa gerçekleştirildi. Operasyonun ve sonrasın- daki sürecin başarılı olduğu 12 vakada sağlıklı bebekler dünyaya geldi. 2011 yılında Türkiye’de Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden bir ekip ilk kez olarak hayatını kaybetmiş donörden sağ- lanan rahim transplantasyonunu gerçekleştirdi;
ancak bu operasyon ile canlı doğum sağlana- madı. Prof. Dr. Ömer Özkan ve Prof. Dr. Mü- nire Erman Akar’ın liderliğindeki ekip organ transplante edilen hastaya embriyo implante etti
ÖLÜMDEN SONRA HAYAT VERMEK
Elif MERT İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi
Ivan Shidlovski
ve oluşturulan gebelik beta-HCG seviyeleri aracılığı ile takip edildi. Embriyo transferinden 15 gün sonra kandaki beta-HCG düzeylerinde düşme tespit edildi ve bunu takiben gebelik spontan olarak sonlandı.
Ejzenberg, Türkiye’deki bu çalışmanın onu Brezilya’da benzer bir program başlatmaya teşvik ettiğini belir- tiyor. Rahim transplantasyonu üzerinde deneyimli araştırma- cılarla çalışmak için İsveç’e giden Ejzenberg ülkesine dö- nünce operasyonlara başladı ve hayatını kaybetmiş donör- den bağışlanan bir rahimi Bre- zilyalı bir kadına transplante etti; ancak rahim komplikasyon- lar yüzünden ameliyattan iki gün sonra alınmak zorunda kaldı. Hali hazırda transplantasyon için uygun verici bekleyen başka katılımcılarda mevcut.
Ejzenberg’in projesinin başarı elde ettiği vaka The Lancet’de yayınlandı. Donör 45 yaşında inme- den hayatını kaybeden üç çocuk annesi bir kadındı.
Organ transplante edilen hasta ise rahimi olmadan doğan, sağlıklı, 32 yaşında bir kadındı.
Transplantasyon 20 Eylül 2016 tarihinde ger- çekleştirildi ve döllenmiş bir embriyo 7 ay sonra
rahime yerleştirildi. Bebek sezaryen do- ğum ile 35. haftanın sonunda doğdu.
Doğumun biraz erken olmasının sebebi doktorların gebeliğin so-
nundaki olası komplikasyon- lardan kaçınmak istemesiydi.
İsveç’teki çalışmalarda bazı katılımcılar vücudun yabancı rahimi reddetmesini engelle- yen bağışıklık baskılayıcı ilaç- lar yüzünden böbrek sorunları ve preeklampsi gibi komplikas- yonlar geçirmişlerdi.
“Gebelik sırasında sağlık sorunları yaşanmadı”, diyor Ejzenberg. Ancak rahim sezaryen sırasında çıkartıldı çünkü Ejzenberg’in amacı ço- cuk sahibi olamayan birden fazla kadına yardımcı olmaktı, bir katılımcının birçok çocuğu olmasına Beta-HCG
Beta-HCG, plasenta tarafından üretilen bir hormondur. Kandaki seviyesi gebelik tayininde, sağlıklı gebeliğin
değerlendirilmesinde ve ektopik gebeliğin (döllenmiş yumurtanın rahim dışına yerleşmesiyle ortaya
çıkan gebelik komplikasyonu) tanısında kullanılır.
değil. Aynı zamanda, organ transplante edilen hasta yabancı rahimi taşıdığı süre boyunca ba- ğışıklık sistemi baskılayıcı ilaçlar almak zorunda kalacaktı.
Pennsylvania Üniversitesi rahim transplan- tasyonu programının eş-direktörü Kate O’Ne- ill, “Rahim transplantasyonu çalışmalarının ilk aşamalarındayız” diyor. “Uzun vadede canlı do- nörden mi yoksa hayatını kaybetmiş donörden mi alınan rahimlerin daha başarılı olacağı belli
değil. Bu sebeple her iki operasyonu da gerçek- leştirmek önemlidir. Bilinmeyen bir faktör de vücudun transplante edilen bir rahimi reddetme olasılığı ve organ transplante edilen hasta için ne kadar bağışıklık baskılayıcı ilaç tedavisinin gerektiğidir. Transplante edilen her organ farklı düzeyde bir bağışıklık tepkisini tetikler ve rahim;
kalp ve böbrek gibi hayati organlara kıyasla kısa bir süre için gerekli olduğuna göre hastaların nispeten daha az tedavi görmesi yeterli olabilir.”
Önümüzdeki yıllarda rahim transplantasyo- nu uygulamalarının gelişmesi ile infertilite teda- visinde ilerleme kaydedilmesi bekleniyor. Anne ve bebeğinin sağlığı için yüksek başarı elde edi- lecek ve daha az komplikasyonla karşılaşılacak yeni transplantasyon protokolleri geliştirilecek- tir. Bu gelişmelerle birlikte birçok kadın anne olma fırsatını yakalayabilecektir.
KAYNAKLAR:
1. https://www.scientificamerican.com/artic- le/first-successful-uterus-transplant-from-decea- sed-donor-leads-to-healthy-baby/
2. http://www.gvntip.com/panel/r_dosya/
beta-hcg(serum)(gebeligin_teshisi_ve_takibi).pdf 3. http://perinataljournal.com/Files/Archi- ve/tr-TR/Articles/PD-1993001102.pdf
4. https://www.slideshare.net/mbolmez/riza-madazli 5. https://www.medicalpark.com.tr/preek- lampsi-nedir/hg-1820
PREEKLAMPSİ
Preeklampsi, gebeliğin 20. haftasın- dan sonra ortaya çıkan ve doğum sonrası 1. haftaya kadar devam edebilen, idrarda protein atımı ve ödem ile birlikte görülen tansiyon yükselmesidir. Preeklampsi- nin nedeni tam olarak bilinmemektedir.
Ancak başlıca risk faktörleri obezite, an- nenin hipertansiyon tanısı almış olması, önceki gebelikte preeklampsi geçirmiş olması ve diyabettir. Preeklampsi vak- tinde tedavi edilmezse fetüste gelişim geriliği ve erken doğuma; annede böb- rek yetersizliği ve organ hasarı gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilir.
Dr. Numan BALKİ İle İlaç Sektörü Üzerine
Söyleşi
Sencer TORAMAN İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi
Ö
ncelikle bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
Teşekkür ederim. 1963 yılı Sivas doğumluyum. Lise 2. sınıfa ka- dar Sivas’ta yaşadım. Sonra İstanbul’a taşındık, mecburi hizmet ve askerlik hariç hep İstanbul’da idim. İstanbul Tıp Fakültesi’ne 1980’de girdim, 1986 mezunuyum. Arkasından 2 yıllık mecburi hizmetimi Tokat Turhal’da yaptım. Sonrasında 1,5 yıl Erzurum’da askerlik gö- revimi yaptım yine hekim olarak tabii. Okula kaydolduktan yaklaşık 10 yıl sonra diplomayı aldım ve ertesi gün de istifa ettim, hekimliği bıraktım. Devletten ayrılmış oldum. 28 yıldır ilaç sektöründeyim. 25 yıldır da Nobel İlaçtayım. Çeyrek yüzyıl olmuş yani.
Mezun olduktan sonra sizi ilaç sanayine yön- lendiren ne oldu? Bu alana olan ilginizi nasıl fark ettiniz?
İlaç sektöründen tanıdıklarım vardı ve öğrenci- lik ya da hekimlik yıllarında ziyaretler olurdu. İlaç sektörünü bilirdim. O günlerde düşündüm ki benim hekimlik yanında başka birikimlerim de var. Çün- kü öğrencilik yıllarında her yaz çalışırdım mutla- ka, ihtiyaç nedeniyle. Turizm sektöründe çalıştım, Mahmutpaşa’da çalıştım, başka küçük işler yaptım.
İlgi alanım biraz genişti. Hekimlik de bunlara cevap verebilir tabi; hekimlik hayatı da bu anlamda renkli geçebilir ama ilaç sektörünü hem hekimliğimi kul- lanabileceğim hem de bu tür özelliklerimi beraberce değerlendirebileceğim bir alan gibi gördüm. Hekim- likte kalsaydım da pişman olmazdım tabii severek yaptığım bir meslekti. Fakat böyle denk geldi diye- lim, biraz da kısmet… Başlarken tabii bu kadar uzun süre, 28 yıl sektörde kesintisiz kalabileceğim aklıma gelmezdi ama demek ki memnun kalmışım bu sek- törden.
Bir hekim olarak ilaç sanayide nasıl bir rol üstleniyorsunuz?
Başlangıçta, bir tıp fakültesi mezununun ilaç sektörüne girişinde 2 kapı var: Biri ürün yöneticiliği denilen pazarlama tarafı. Diğeri de medikal uzman- lık denilen tıbbi ve bilimsel kısmı. Ben ürün yöneti- cisi olarak, pazarlamada başladım. Ama devamında çok değişik görevler üstlendim, 28 yılda değişik de- partmanlarda yöneticilik yaptım. Yıllardır da yöne- tim kurulu üyesiyim. Dediğim gibi tıptan mezunsa- nız ve ilaç sektörüne giriyorsanız önünüzde 2 kapı var. Ama sonuçta yıllar geçtikçe değişik görevler yapma şansınız da doğuyor.
Nobel İlaç’ın Ar-Ge politikasından bahsede- bilir misiniz? Ar-Ge araştırmasında hekimlere nasıl bir rol düşüyor?
Ar-Ge ilaç sektörü için vazgeçilmez bir alan. Biz de Ar-Ge’ye değer veren ve pay ayıran şirketlerden biriyiz. Hekim olarak, eğer bir uzmanlığınız yoksa Ar-Ge’de doğrudan bir görev üstlenmeniz zor. An- cak mezuniyetin üstüne farmakoloji gibi bir ihtisas
yapmışsanız tabii ki çalışabilirsiniz Ar-Ge’de. Ama ilaç sektörünün Ar-Ge’sinde daha çok eczacılar var.
Eczacılıktan sonra değişik branşlarda ihtisaslar yap- mış olanlar var. Dediğim gibi olmaz değil ama he- kimlerin sayısı Ar-Ge’de azdır, bir uzmanlık gerek- tirir.
Sağlık sektöründe inovasyon ile ilgili düşünce- leriniz nelerdir? Yeterli buluyor musunuz?
Yeterli demek eşyanın tabiatına aykırı olur. Sağ- lık öyle bir alan ki herhangi bir inovatif girişim için
‘bu son’ denemez. Kanserin tamamen ortadan kalk- tığını, Alzheimer’ın artık bitirildiğini, Parkinson’un konuşulmadığını görmeden bu ihtiyaç bitmez. He- nüz bilmediğimiz başka sağlık sorunlarını da ekle- yin mesela. Sağlık sorunu hep var olacak. Onun için inovasyon lazım, bu bitmeyecek bir iştir. Şöyle genel bir tabir yapabilirim: İnsan var oldukça inovasyona ihtiyaç bitmez.
Sağlık alanında inovatif fikirlerle gelen genç girişimcilere (doktor, eczacı, hemşire) nasıl bir yaklaşımda bulunuyorsunuz? Desteklediğiniz Start-up‘lar bulunuyor mu?
Zor bir iş. İnovatif denebilecek bir düşüncenin, bir önerinin hayata geçmesi için çok büyük kaynak aktarmak gerekiyor. Bir firmanın bunu tek başına üstlenmesi kolay bir şey değil. Ama tabii ki öneri- leri ve düşünceleri değerlendirebilecek bir sistemi- miz var kendi içimizde. Ancak mesela bir arkadaşı- mız gelse ve dese ki: ‘’Ben bir etken madde buldum.
Bunun da şu hastalığa iyi geldiğini düşünüyorum.
Bunu geliştirebilir miyiz?’’ Bu çok uzun, çok mas- raflı ve yorucu bir iş. Bu bir molekül keşfi demek.
Sadece kendi firmam adına söylüyor değilim, bir firma için ağır bir yük. Geniş bir işbirliği platformu lazım. Mesela bu günlerde Sağlık Bakanlığı yeni bir proje başlatıyor. SEDAP, Sağlık Endüstrileri Dönü- şüm ve Araştırma Platformu adı altında. Bir havuz olacak orası, bu tür inovatif fikirler gelecek, devlet tarafı olacak, sektör tarafı olacak, üniversite tarafı olacak. Beklenen bu kuluçka merkezlerinin bu işin öncüsü olması. Yani öneri oraya gelsin, bunu herkes görsün, ilgilenen firma el atsın, yanına bir üniversite
alsın, devlet onayını alıp finansmanını halletsin ve yürüsün. Bu bir firma bünyesinde olacak bir iş değil, kaynaklar da yetmez zaten. Ama Türkiye bu konu- da ilerleme kaydediyor. Yeni bir konu bu. Bence çok değerli bir şey.
Bize biraz NOBEL İlaç’tan bahsedebilir misi- niz? Birçok ödül aldığını medyadan öğreniyoruz.
Bunları da anlatır mısınız?
NOBEL yarım asrı geride bırakmış, tamamen yerli sermayeli bir firma. 1964’te kurulmuş, 55 yılı dol- durduk. Tabii bu serüven içinde övündüğümüz epey başarı hikayesi var. Aldığımız ödüller var. Biz 55 yılı görmüş bir firma olarak şunu önemseriz: Önümüz- deki 50 yılda ilaç ve sağlık alanında var olabilmenin şartları nedir? Yani yarınlarda da var olabilmek için bu şirket neler yapmalı. Deminden beri konuştuğumuz inovasyon konuları, yeni moleküller, yeni metodlar vesaire. Bunlar da tabii takdir görüyor bir yerlerden, ödüller alıyoruz.
TÜBİTAK önderliğinde “Biyobenzer İlaçların Yerli Olarak Geliştirilmesi ve Üretilmesi” progra- mı için seçilen tek firmanın NOBEL ilaç olduğunu biliyoruz. Bu proje hakkında bilgi verebilir misi- niz?Aslında ilk ve tek demek lazım. Sonrasında ka- tılanlar oldu ama o gün için ilk ve tektik. Biraz geniş bir açıdan bakmak lazım konuya. Türkiye’nin şöyle bir yarası var: Eczacılık sektöründe ithalatımız ihra- catımızdan çok çok fazla. Ekonomi diliyle cari açık denilen şeye yol açıyor bu. Ülkenin en çok cari açık verdiği sektörlerinden birisidir eczacılık sektörü ve
bu acı bir şeydir bizim için. Bunun değişmesi, dü- zelmesi lazım. Burada firmamı biraz överek de söy- lüyorum; açığı olmayan tek firma da biziz çünkü ihracatımız ithalatımızdan fazladır. Ama tabi ki bu, ülkenin sorununu çözmeye yetmiyor. Devlet doğru bir yaklaşımla dedi ki: ‘’İlaçlarımızın çoğunu ülke- mizde üretebilir hale gelmemiz lazım. İlaçta dışa ba- ğımlılığı azaltmamız lazım.’’ Bu yüzden de ilaç dev- let tarafından stratejik saha seçildi. Devletin 2023 vizyonu ve 10 yıllık kalkınma planı dâhil birçok hedef planına da işlenmiş oldu. Bu çerçevedeki pro- jelerden olmak üzere TÜBİTAK kanalıyla bir proje duyurusu yapıldı: ‘’Biyobenzer İlaçların Yerli Olarak Geliştirilmesi ve Üretilmesi’’ diye. Hem Ar-Ge faali- yetlerinin hem de sonrasında üretiminin ülkede ya- pılacağı ve dolayısıyla ihracatın da olacağı bir proje.
O yıl TÜBİTAK’a 23 firmadan 28 dosya gitti. Evet, ilk ve tek olarak da bizim projemiz onaylandı. De- mek ki devlet bizi uygun görmüş. Çalışmalar devam ediyor. Çok mutlu olduğumuz işlerden birisi tabii.
Yarın hem Türkiye’de tıbbın hizmetine vereceğiz bu ürünü hem de ihracatı mümkün. Çünkü bizim 20 ülkede faaliyetimiz var NOBEL İlaç olarak. Yerli bir firma olmakla beraber dışarıya en yaygın şekil- de açılmış firmayız. Dolayısıyla Türkiye’nin bütçe açığına, cari açığa bizim katkımız yok.
Bunu övünerek söyleriz.
İlaç sektörünün geleceği ile ilgili görüşleriniz nelerdir?
Sağlık ihtiyacı ve dolayısıyla bu hizmetin arzı insan var oldukça süre- cek bir konu. Bunun bir ucu da ilaç.
Gelecekte elbette var olacak. Önemli olan şudur: Biz ülke olarak ne kadar kendimize yetebiliyoruz? Patent ve ke- şif için ne kadar mesai ve kaynak ayı- rıyoruz ve başarılı oluyoruz? Dışarıya
muhtaç olmadan ne kadar kendi kendimizi yönete- biliyoruz? Bunları sağlamak lazım. Yoksa insanoğ- lu her zaman ilaca ihtiyaç duyacak. Hekimlik hep var olacak. Sağlık ihtiyacı var oldukça yeryüzünde birileri bu hizmeti sunacak. Bakın ilaç sektörünün devlet tarafından stratejik saha seçilmesi de bu yüz- dendir. İyi günde kötü günde ülkenin kendine ye-
tebilmesi hedeftir. Önemli olan biz ne kadar ken- dimize yetebiliyoruz, kendi sorunumuzu ne kadar çözüyoruz.
Bilimsel yayın olan Nobel Medicus dergisini destekliyorsunuz. Bu süreçten de bahseder misi- niz?Bu dergide 14 yılı doldurduk. En son 42. sayımız çıktı. Şu anda her sayısı 5000 adet basılıyor ve ücret- siz olarak hekimlerimizle paylaşılıyor. İçeriği tama- men yerli yayınlardır. Araştırmalar, olgu sunumu ve derleme tarzında yayınlar olan hakemli bir dergidir.
Prof. Dr. Mehmet Akif KARAN hocamızın da içinde bulunduğu editörler kurulumuz var. Kararları onlar verir, onlar yönetirler. Biz destek oluyoruz. Dediğim gibi tamamen bilimsel, hakemli bir tıp dergisidir. Bir- çok kütüphanede bulunuyor. Bilimsel endekslerde listelenen dergilerden biri haline geldi. Yurtdışına da gönderiliyor. Bu gurur verici bir şey tabii ki. Türki- ye’den çok az dergi var böyle. Türk hekimlerinin yap- tığı çalışmaların yayınlandığı bir dergi. Yönetim Ku- rulu Başkanımızın fikriydi bu. Bir bilimsel dergi olsa Türk hekimlerinin çalışmalarının yayınlanacağı, bir platform olsa ne kadar anlamlı olur gibi. Ülkemiz için bir ihtiyaçtı. Hocalarımız da yıllardır ilgilerini kesme-
diler, arkasında durdular. Kolay bir iş de- ğil. Kariyer yolunda çalışmalar yapan ve bunları yayınlatma ihtiyacı duyan çok sayıda hekim arkadaşımıza da bir plat- form sunmuşuz. Bundan daha değerli bir şey olabilir mi? Evet övündüğümüz işlerden birisidir bu da.
Tıp ve ilaç sektörü dışında tarıma da ilgi duyduğunuzu öğrendik. Bu bir hobi mi? Biraz anlatabilir misiniz?
Çocukluk hevesi diyelim. Anlattı- ğım gibi Sivas’ın bir köyünde doğmu- şum. Çocukluğumun yaz ayları o ortamda geçti. Suyu, ırmağı olan, tarım yapılar bir yer. Orası bende hep bir heves olarak kaldı. Yani toprakla ağaçla yeşille ne za- man bir araya gelsem çok mutlu olurum. Aradan yıl- lar geçti biraz da emeklilik yaklaşıyor hissine kapılınca beni ileride ne mutlu eder diye düşündüm. Birkaç şey geldi aklıma. Mesela müziği severim keşke müzikle uğ-
raşsam derim. Ağacı severim keşke marangozluk yap- sam derim. Her gün içinde dolaşabildiğim bir bahçem olsun isterim. Fırsat oldu arkadaşlarla bahçeler kurduk Çanakkale’de. Şu anda çok gidip gelemiyorum İstan- bul’da yaşadığım için ama çocukluk hayalime doğru bir adım atmış olduğum için mutluyum. Umarım ileride daha çok vakit geçiririm. Ağaçla toprakla uğraşırken kendimi iyi hissediyorum. Dediğim gibi ayrıca müzi- ğe ilgim var. İstanbul Tıp Fakültesi’nde korolar kurul- muştu 1983 yılında. Türk Sanat Müziği korosunun ilk solistlerinden birisi bendim mesela. Bunlar hayatın renkleri, iş dışında insanı rahatlatan, motive olmasını sağlayan şeyler. Bahçe de benim için böyle bir şey.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Öğrencilere neleri tavsiye edersiniz?
Sağlık gibi çok özel bir alandayız. Hekimlik ge- nel tarifin ötesinde çok kutsal bir iş. Öğrencileri- mizin, genç arkadaşlarımızın hep akılda tutmaları
gereken şu, çok özel bir iş yapıyorlar, çok ağır, çok önemli sorumluluk taşıyorlar. Zorlukları da çok el- bette, yakından biliyorum. Son zamanlarda basında da sıkça yer alan ve bizleri çok rahatsız eden bir ta- kım sıkıntılar var. Yılmamak lazım, bunları bir şekil- de aşarız. Demin dediğimiz gibi arkadaşların daha araştırmacı, dünyaya daha açık, bilimsel konulara daha ilgili olmaları lazım; hasta bakmak, nöbet tut- mak gibi günlük mesainin yanında. Bunların hepsi zor ve yorucu işler ama genç nesil bizden daha ilgili.
Umuyorum ki yeni kuşaklar bizlerin yaptığı işlerin ötesine geçecekler. Bu özel mesleğin farklında olma- lı herkes. İçinde bulunmaktan gurur duyulacak bir saha. 38 senedir bu işin içindeyim ve övünürüm ben de. Teşekkür ederim.