PRİMATLARIN VE ERKEN HOMİNİDLERİN PRİMATLARIN VE ERKEN HOMİNİDLERİN
YAYILIMLARI YAYILIMLARI
Paleoantropoloji, bizim ve ilişkili olduğumuz yakın
akrabalarımızın (Hominidler) evrimini konu alır. Zaman zaman araştırmalar genişletilerek Hominoidea evrimini (ape ve
insanları kapsayan üst aile) ve daha da genişleyerek diğer
primatları kapsar. Bu durumda insan evrimi konusunda yeterli bilgiye sahip olmak için gerek primatların, gerekse ilk kez
Afrika’da ortaya çıkan ve dünyaya yayılan hominidlerin evrimsel süreçleri ve yayılımlarını araştırmak gerekir. Hominoidea’ların dağılımını anlamanın en eşsiz yolu büyük bir ilişki içerisinde oldukları memelilerin diğer üyelerinin dağılımlarını incelemekle mümkün olmaktadır.
1. Afrika’da Primatların Erken Akımları: DNA dizilimlerine bağlı 1. Afrika’da Primatların Erken Akımları: DNA dizilimlerine bağlı moleküler analizler memeli takımlarının küçük bir kısmının
moleküler analizler memeli takımlarının küçük bir kısmının (filler, karıncayiyen ve deniz inekleri) eşsiz bir grup olan (filler, karıncayiyen ve deniz inekleri) eşsiz bir grup olan Afrotheria’da (Eutheria alt sınıfının 4 büyük grubundan bir Afrotheria’da (Eutheria alt sınıfının 4 büyük grubundan bir tanesi) birleştiğini göstermektedir. En yakın akraba grupları tanesi) birleştiğini göstermektedir. En yakın akraba grupları (sister grup) Güney Amerika’daki plasentalı memelilerin bir (sister grup) Güney Amerika’daki plasentalı memelilerin bir grubu olan Xenarthra’dır (tembel hayvan ve armadillo). Bu grubu olan Xenarthra’dır (tembel hayvan ve armadillo). Bu durumda bir Afrotheria’nın tanımlanmasında akla en yatkın durumda bir Afrotheria’nın tanımlanmasında akla en yatkın
öneri kıtaların ayrılması konusunun irdelenmesidir. Afrotheria’nın öneri kıtaların ayrılması konusunun irdelenmesidir. Afrotheria’nın bulunmayışına karşın Primatlar kuzey yarımkürede evrimleştiler.
bulunmayışına karşın Primatlar kuzey yarımkürede evrimleştiler.
Afrotheria kökenlerini Gondwana’nın kırılmasından sonra izole hale gelen kıtadaki farklı bir gruptan almaktadır. Afrika ve Arap Yarımadası’nın güney kısımları yaklaşık 18-25 milyon yıl önce Erken Miyosen’de Avrasya levhasına yanaştı. Avrasya’yla
birleşme süreci Tetis denizinin en doğu ucunun kapanmasına yol açtı ve bir kara köprüsü meydana geldi. Afrika ve Avrasya
arasındaki bu kısa mesafenin karasal hayvanlar için bir göç yolu oluşturduğu açık değildir, ancak primatların bazı grupları
(Oligosen yaşlı 33-40 milyon yıllık Mısır Fayum yataklarında ve 45 milyon yıllık Cezayir sedimanlarında) Afrika’da bilinmektedir.
Tektonik güçler Tetis denizinin bu bölümünde bir kamburluk
meydana getirerek, bu alanı kurak hale getirmeye başladı. Afrika ve Avrasya arasındaki bağlantının kurulmasından sonra birçok Geç Miyosen faunası bu kıtalar arasında karşılıklı olarak hareket etmeye başladı.
Benzer kuvvetler Afrika ve Hindistan’ın kuzeyinde birleşerek güney Avrupa’dan başlayan ve Toros (Türkiye) ve Zagros (İran)
sıradağlarını da içine alarak Himalayalar’a kadar uzanan büyük bir dağ sırasını oluşturdu. Miyosen dönemin sona ermesiyle birlikte, Messiniyen tuzluluk krizi süresince, en batıdaki bölgenin
kapanması nedeniyle Akdeniz’in Atlantik ile bağlantısı kesilmiş ve Akdeniz kurumaya başlamıştır. Erken Pliyosen’de Akdeniz tekrar dolarken, Kızıl Deniz genişleyerek Arap Plakasını uzağa itmiş ve nihayetinde Bab-el-Mandeb kara köprüsü Geç Pliyosen’de nihayet kırılmıştır. Afrika’nın doğu parçasının çatlama süreci günümüzde de devam etmektedir. Buna karşın Messiniyen boyunca güney İspanya ve kuzey Afrika arasında bazı noktalarda kara köprüleri oluşmuştur. Plio-Pleistosen çağlar boyunca Afrika ve Avrasya arasındaki memeli göçlerinin tümü Levant ya da Arabistan aracılığıyla olmamıştır.
Mısır Fayum’daki primatlar oldukça çeşitlidir. Birçok genus tanımlanmış, ancak bunların günümüzdeki modern primat
örnekleriyle ilişkileri henüz tam olarak çözülememiştir. Oligosen dönemdeki bu çeşitlilik, Miyosen dönem ortalarına doğru
fakirleşmeye başlamıştır.
Buna karşın Afrika’daki ape’lerin (kuyruksuz büyük maymun) ortaya çıkışı da bu dönemlerde gerçekleşmiştir. En eski ape örneklerinden biri 27
milyon yıl öncesine ait Kuzey Kenya’daki Lothidok Hill sedimanlarından bulunmuştur. 22–17 milyon yıl öncesine ait Erken Miyosen dönem ape örnekleri ise Uganda ve Kenya’da bulunmuştur. Bu hayvanlar Proconsul, Rangwapithecus ve Nyanzapithecus genuslarına dahil edilmektedirler. Bu canlıların en önemli ayırtedici özellikleri arboreal quadropedal (ağaçsıl dörtayaklı) olmalarıdır.
Hominoidea’lara ait daha gelişmiş ape grupları 17–12 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Bunlar Dryopithecinae üst ailesi içerisinde yer alan
Afropithecus, Kenyapithecus ve Dryopithecus genuslarıdır. Bu aşamada ilk kez Primatların tekrar Afrika dışına çıktıkları görülmektedir.
Afropithecus Afrika ve Arabistan’a, Kenyapithecus Afrika, Türkiye ve Güneydoğu Avrupa’ya, Dryopithecus Avrupa’ya yayılmıştır. Primatların Afrika’daki en eski göçleri ilkel yırtıcılar olan Creodonta’yla birlikte
olmuştur. Creodont’ların üyesi olduğu Hyaenodontidae (Sırtlangiller) ilk kez Geç Eosen dönemde görülmüştür. Yaklaşık 20 milyon yıl önce bu iki grubun karşılaştıkları bilinmektedir. Avrasya’dan göç eden diğer gruplar arasında erken gergedanları ve Chalicotherium’u sayabiliriz. 17,5 milyon yıl önce Kenya ve Namibya’da ilkel domuz, ilk antilop ve zürafaların
yaşadıkları da fosil kayıtlardan anlaşılmaktadır. Gelişmiş Cercopithecoid maymunların, ilkel primatlarla yer değiştirdiği görülmektedir.
2- Hominidae Ailesinin Kökeni: Afrika genellikle insan soy ağacığının kökeninde yer alan bir kıta olarak
değerlendirilmektedir. Avrasya apelerinin 12,5-8 milyon yılları arasındaki baskınlığına karşın bu kronolojik zaman diliminde Afrika apelerinin bulunmaması büyük tartışmalara yol
açmaktaydı. Bazı araştırıcılar insan grubunu da kapsayan Afrika apelerinin Avrasyalı atalardan evrimleştiğini savunmaktaydılar.
Yani Orta Miyosen dönemde Afrika dışına göç eden genusların burada gelişimlerini sürdürdükten sonra, Üst Miyosen dönemde Afrika kıtasına geri göç ederek Hominidae evrimini başlattığını öne sürmekteydiler. Buna karşın diğer bilim adamları ise
Afrika’dan Avrasya’ya yayılan genusların Hominidae evriminde hiçbir zaman direkt rol oynamadıklarını, Orta Miyosen dönemde Afrika dışına çıkmayan grupların gelişimlerini sürdürerek daha sonra Hominidae evrimine yön verdiklerini savunmaktaydılar.
Son yıllarda Etiyopya’da Chororapithecus abyssinicus ve
Kenya’da Nakalipithecus nakayamai fosillerinin bulunması bu tartışmayı yeniden alevlendirdi.
9,9-9,8 milyon yılları arasına tarihlendirilen Nakalipithecus nakayamai dişi bir goril boyutuna sahip iri bir ape olarak tanımlanmıştır. Buluntunun dental morfolojisi kalın enamelli molarları, kalın bir mandibular gövdeyi ve alçak taçlı üst
canineyi göstermektedir. Bu özellikler Nakalipithecus
nakayamai’nin 9,6-8,7 milyon yıl öncesine tarihlendirilen
Ouranopithecus macedoniensis’e (Yunanistan) oldukça yakınlık sergilediğini göstermektedir. 8,7-7,4 milyon yıl öncesine ait
Ouranopithecus turkae (Türkiye) buluntusu ise onlara göre
daha genç bir döneme tarihlendirilmektedir. Nakalipithecus’un, Yunanistan ve Türkiye’den bulunan iki Ouranopithecus ile
birlikte sert meyvelerle (fındık veya çekirdek) beslenmeyi
simgeleyen dental özelliklere sahip olması, iri hacimleriyle de karasal otlaklarda yaşadığı anlaşılmaktadır.
14-7 milyon yılları arasında Afrika’da görülen boşluk sadece Nakalipithecus’la değil, Kenya’da eşzamanlı olarak yaşamış olan Samburupithecus kiptalami (9,6 milyon yıl) ve yine goril benzeri bir ape olan Chororapithecus abyssinicus (10,5-10 milyon yıl) ile de doldurulmaktadır.
Yine Kenya’da 12,5 milyon yıla tarihlendirilen Ngorora kalıntıları
Afrika’daki büyük tür çeşitliliğinin kanıtlarındandır. Acaba Afrika’daki hominid evrimi bu türlerden mi gelişti? Afrika’da görülen büyük
evrimsel boşluk yeni bulunan bu türler ile doldurulacaktır.
Nakalipithecus, Samburupithecus ve Chororapithecus türleri Afrika riftinde yaşamışlardır. Bu bölge tropikal ve subtropikal ormanlık koşullardan, sezonsal koşullara sahip çok açık alanlara doğru bir
değişme gözlenmektedir. Avrasya’da bu değişmeler Pikermiyan biomu olarak isimlendirilmektedir. İspanya’dan Çine kadar (8-5 milyon yıl
önce) fil, gergedan, zürafa, antilop ve atlara ait türlerin çeşitlenerek iri memelilerin ortaya çıkması bu dönemde gerçekleşmiştir. Bu
topluluğun kökenleri çok iyi bilinmemekle birlikte Türkiye’de Sinap faunası (10,6-9,7 milyon yıl) en eski örneklerini içermektedir.
Geç Miyosen Afrika kayıtları, 8 milyon yıl öncesinin Kuzey ve Doğu Afrika türlerinin Pikermiyan faunasıyla uygun olduğunu
göstermektedir. Fakat Nakalipithecus buluntusu Ouranopithecus’dan daha eskiye tarihlendirilmek ve daha ilkel özellikler göstermektedir.
Araştırıcılara göre Nakalipithecus ve Samburupithecus türlerinin
yaşadıkları alanlar sezonsal olarak Pikermiyan biomunun sezonsal ve daima yeşil ağaçlı arazilerine benzemekteydiler.
Araştırmacılar Afrika’nın 4,5 milyon kilometre karelik
yüzölçümüyle büyük bir arazi olduğunu ancak günümüze kadar çok az bir kısmının araştırılabildiğini savunmaktadır.
Geçmiş dönemlerde Avrasya buluntularının hem fosil
çeşitliliği hem de lokalitelerin çokluğu bakımından baskın olması nedeniyle hominoid/hominid geçişinde gözlenen
büyük boşluğun Avrasya orijinli olarak doldurulması yönünde görüş bildirenler olmuştur. Bu görüşe en yakın aday da
Ouranopithecus macedoniensis’tir. Buna karşın
Miyosen/Pliyosen hominoidlerinin en eski ve en çeşitli örnekleri Afrika’da bulunmaktadır. Biyocoğrafya bize
öğretmiştir ki, coğrafik ve çevresel koşullarda meydana gelen değişmeler türlerin ortadan kalkmasına yol açar.
Son buluntuların analizi bizlere Hominoid/Hominid geçişinin Afrika merkezli olarak gerçekleştiğini, Afrika buluntularının özellikle de Nakalipithecus’un bilindiği kadarıyla insan, goril ve şempanzenin son ortak atası olabileceğini ve Afrika’da sonraki dönemlerde ortaya çıkan hominidlerin bu
dönemlerden itibaren farklılaşmalarının başladığını göstermektedir. Paleoantropologlar Afrika’nın büyük
yüzölçümü nedeniyle henüz tam olarak araştırılamadığını ancak hominoid evrimi açısından bir kesintinin söz konusu olmadığını bu yeni buluntularla dile getirmektedirler. Bilinen en eski ape fosili 25 milyon yıl önce Kenya’da bulunmuştur.
16-17 milyon yıl önce Avrupa’ya, 13 milyon yıl önce Asya’ya ape göçleri başlamış ve bu kıtaların her yerine yayılmışlardır.
Ancak Afrika’daki apelerin soyu hiçbir zaman tükenmemiş ve onlar Geç Miyosen dönemde Afrika’da görülen bipedal
hominidlerle, quadropedal pongidleri ortaya çıkarmışlardır.