• Sonuç bulunamadı

Güle güle sevgilim Semiha...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Güle güle sevgilim Semiha..."

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

GÖRÜŞ

B E D R İ BAYRAM____________

Güle Güle

Sevgilim Semiha...

İşte 1941 tarihli fotoğraf önümde duruyor: Semiha

Berksoy Ankara’da Madame Butterfly rolünde. Bayan

Kelebek... Hangi başka canlı Semihacığımı daha iyi tarif edebilir? 0 hep bir tatlı kelebek gibi zarif danslar yaptı sa­ nat dünyasında. Tiyatro, sahne, resim, enstalasyon ve.. yaşama sanatı. Semiha b irte k gün geri adım atmadan son nefesine kadar kendi yaratıcılığıyla ve zamanla rekabet et­ ti.

Allah’tan onun başanlaria dolu ömrü bir “kelebek” ka­ dar kısa olmadı. 0 bir ulu çınar gibi 20. yüzyılımızın tam a­ mını kaplayan bir “Cumhuriyet lkonu"ydu. 1923’ün ve Atatürk devrimlerinin büyük bir sim gesiydi. Türk kadını sahnede onunla büyüdü, onun uluslararası beğeni ka­ zanmış meziyetleriyle kendi önünde kapılar açıldığını gör­ dü. Türkiye’nin ilk “ Yüksek Dramatik Sopranosu" aldığı her rolden yüzünün akıyla çıktı.

1995’te yaptığı bir resmin adı şöyle: “Ben Cennete Ka­

bul Edildim. " Tabii ki şimdiden kabul edildi cennete, ki­

min şüphesi olabilir ki? İşte şimdiden onu orada bekle­ yen bazı değerli insanlan görür gibi oluyorum. Kaybını bir türlü kabullenmediği sevgili annesi, biricik babası ona ku­ cak açıyor, büyük aşkı Nâzım elinde çiçeklerle bekliyor.

Fikret Mualla ve atlet Haydar Aşan bir köşede gülüm­

süyorlar... “Birazda onlar özlesin seni, biz yıllardır bekli­

yoruz" diyorlar.

Dünya sanat tarihi, 90 yaşına ulaşıp hâlâ o yaratıcılık dürtüsünü bu kadar yoğun bir tutku olarak yaşayıp ifade eden çok az insan görmüştür. Bir Picasso geliyor akla he­ men. Siz hiç 87 yaşında (1997) tehlikeli bir by- pass ame­ liyatı geçirip, hemen ardından Lüksemburg’dan Vıyana’ya, Bonn’dan M adrid’e, Berlin’den New York’a dünyayı baş­ tan aşağı sarsmak için yola düşen, bu kentlerde sahne­ ye çıkan ya da eserlerini sergileyen başka b ir insan duy­ dunuz mu? New York’un en ciddi gazetesi “The New

York Times”\n onun hakkında Lincoln Center’daki perfor­

mansının ardından yazdıklan, göğsümüzü kabartan sa­ mimi övgülerdi. Semiha her gün ölüme meydan okudu.

Semiha 97 yılında ikinci bahanyla beraber bu atağa kalkmasının ardından bu sefer de yine Dr. Bingür Sön­

mezin önderliğinde bir üçüncü bahara başlayabilmek

için bıçak altına yattı. Onu son ziyaret ettiğim de yan uyu­ tulm uş haldeydi. Dr. Bingür Bey’le ellerini tuttuk. Nihayet tepki verdi. Cumartesi günü Bingür Bey beni aradı ve her şeyin yolunda gittiğini bildirdi. İçim umut doldu. Yine ya­ nına gidecektik, o da önce en ciddi şekilde “Do sesini ver­

dim ölümü yendim” diyecek, arkasından da muzip bir şe­

kilde “Gittim gördüm, orada pek b ir şey yok, ‘sen daha dur bakalım’ dediler, biz de geldik işte!” diye kahkaha atacaktı. Pazar günü tam ona gitmeye hazırlanıyordum ki, telefonla acı haberi doktoru iletti.

Semiha’nın resim sanatının gizli kalmış değerini keşfet­ me, sanat dünyasına sunma şansına eriştim . 1986’da AKM’de açtığım sergiye geldi, hemen kaynaştık. Bana bü­ yük iltifatlarda bulundu. Ardından ziyaret sırası bana gel­ di. Şaşkınlığım akıl almaz boyutlardaydı. Semiha'nın tu- alleri, sahne dekorlan, desenleri Türk sanatında öncü bir role soyunuyor, üzerlerindeki yapım tarihleri, bu büyük sanatçının yıllardır nasıl gözardı edildiğini kanıtlıyordu. Hakkında ilk makaleleri yazıp onu Sanyer Belediyesinde düzenlediğim iz bir sergiye davet edip ısrarla dikkatleri üzerine çekme şerefine nail oldum . Çeşitli sanat tarihçi dostlanmı da, bu dehayı keşfetmeleri için Semiha'ya ta­ şıdım. Beral Madra ya da Yahşi Baraz gibi aynı heye­ canı paylaştılar benimle.

Gerisi hızla geldi. Bienallere davet edilme, uluslararası sanat düzenleyicilerinin ağzını ¿çık bırakma, dünya mü­ zelerinde sergiler açma...

Semiha’nın en büyük arzusu neydi biliyor musunuz? Eserlerinin topluca gezildiği bir yer ve oradan elde ede­ ceği gelirle Samandra’da Hayvanseverier Derneği’nin ç ift­ liğini geliştirm ek ya da daha iyi bir yere taşımak! Tann’nın yarattığı her canlıya karşı önyargısız bir dostluğu vardı. Sevgili köpeklerini, kedilerini yanından ayırmazdı.

Tabii bu sanatsal iletişim in ötesinde Semiha ile bizim 20. yıla yaklaşan “dostluğumuz” bu kelimeye de pek sığ­ mıyordu. Evet, sevgili biricik kızına bile söylemediği sıria- n bazen benimle paylaşırdı. O yüzden ben de size bir sır vereyim: Ben Semiha’nın deyimiyle onun “son sevgili- s/”ydim. Arada benden sonra kısa flörtleri oldu, değerli doktorian ya da onun hakkında o muhteşem film i, “Se­

miha Unplugged"\ yapan Kutluğ Ataman gibi... Ama

alınmasınlar, bizim uzun soluklu ilişkim iz başkaydı. Bana arşivinin kimseye göstermediği gizli fotoğraflannı da gös­ terirdi, birbirim izin aşk hikâyelerini de dinlerdik.

Güle güle benim güzel ruhlu, asil sevgilim. Yıllardır, öl­ düğünde seni toprakla benim buluşturmamı istem iştin. Bugün bu sözü tutacağım ne yazık ki. O tatlı sesini, bırak­ tığın tüm izleri, hiçbir zaman unutmayacağım. Görüşmek üzere...

e-mail: [email protected] Faks: 0212 227 34 65

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Septoplastiye bağlı bakteriyemi gelişiminin saptanması amacıyla septoplasti yapılan elli hastadan preoperatif nazal sürüntü ve kan kültürü ile perioperatif kan

Dizide okuyucunun daha az tanıdı­ ğı sanatçılarla ilgili ciltler, özellikle de çağımıza daha yakın dönemlerle ilgili klasikleşmiş yazarlara ayrılacak

Kültür endüstrisinin ideolojisi, panzehirini yine kendi içinde taşır (Dellaloğlu, 2001: 96). Endüstri’nin kendisiyle çelişir hale gelebilmesi için, belirli bir

Verilen bilgilere göre ayrıca darülkurra, Cumhuriyet döneminde önce sağlık müzesi, ardından müftülük binası, 1968’den sonra Kültür Bakanlığı’na bağlı

gını anlatırken, rüzgârın fazla olmasından dolayı ateşin pek zi­ yade tahribat yaparak kârgire de zarar verdiğini ve esnaf için bu hasarın bizzat telâfisi

Aralarında Abdülhamidin oğlu Selim E- fendi, Âbid Efendi, Abdülâzi- zin oğlu Seyfettin Efendi, Sul­ tan Reşadın oğlu Ziyaeddin E- feııdi, veliaht Yusuf

Devletçilik; 1923- 29 arasında devlet yardımlarıyla, bir ulusal burjuvazi yaratmak, özel teşebbüsü desteklemek şeklindeydi.. Özel teşebbüsün gücü buna yetmedi, bir

Altı aylık süre içinde ilk grupta bulu- nan 83 hasta (ilk gruptakilerin % 30,7’si) kalp yetmezliğine bağlı olarak hastaneye yatırılırken, ikinci gruptakilerden 120 ki-