• Sonuç bulunamadı

Son anında, yine "kuzucukları'na" seslendi:"Bir varmış bir yokmuş..."

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Son anında, yine "kuzucukları'na" seslendi:"Bir varmış bir yokmuş...""

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Reagan-Gorbaçev Zirvesinde, son gün

L

devler, sofrasında

T ü rk iye'yi de pazarlık kon usu yaptı.

• Wa£hington’daM “Süperler buluşm ası” Türkiye için “şok”la

kapandı. Sovyet Lideri Mihail Gorbaçev, Ankara açısından

“ciddi sonuçlar”a yolaçabilecek, “tehdit” kokan konuşm asın­

da, “Türkiye’nin nükleer ve konvansiyonel (klasik ) silah gü­

cünün pazarlık m asasına getirilmesi* çağrısında bulundu.

• Gorbaçev, “yeni nükleer yükümlülük alm a” konusunda, Türkiye'yi uyarırcasına, şöyle

konuştu:“Orta menzilli füzelerin yeri doldurulmaya çalışılırsa bu, gerilim ve sürtüşme

yaratır. Sovyetler'in yanı başındaki NATO güney kanadı, askeri yönden büyük üstün­

lüğe sahip. Burada, siiah miktarı sınırlandırılmış koridorlar kurulmalı.”!

12 Aralık 1987 Cumartesi

*

i

I I

1

E E E D E B

Prof. Dr. HALÛK ÜLMAN r

Zirvede

,

Papandreu ağzı ı

j

Hürriuet

TÜKKIYK

TÜKKI.KRİNDİK

YIL: 40 SAYI: 14249

TU. ¡ki.J 5’? 93 99

¡id «aıi

İlan Servisi; 526 40 04 526 40 05

GKJIML.UK MÜSTAKİL SİYASI GAZETE

Kurucusu: SEDAT SİM AVİ (1896

1953)

FİYATI 200 LİRA

(KDV DAHİLDİR)

Yeni dengeler, yeni

endişeler doğuruyor

Ankara-Moskova

"güven" arayışı

• Reagan ve G orbaçev ‘b a rışa im za”

atarken, A n kara’da da Sovyet ve Türk

D ışişleri heyetleri görü ştü

TÜRK GÖRÜSÜ:

"Kuzey komşumuzdan gü­

ven verici davranış bekliyoruz. Türkiye hiçbir ülke

için tehdit olamaz. Aramızdaki sorunlarda yolun

yarısını kat etmeye hazırız. Fırsatı kaçırmayalım."

SOVYET GÖRÜSÜ:

"Yeni NATO planlarında,

Türkiye'ye bugünkünden etkili bir taktik nükleer

yükümlülük önerilecek mi? Önerilirse ne olur? Bu

konuda kesin güvence istiyoruz.

Gorbaçev'in son gün

sürprizi için...

Ö zo ld o n

yorumsuz

• Sovyet Lideri Gorbaçev'in, NATO'

nun, güney kanadıyla Sovyet sınırın­

da büyük bir üstünlüğe sahip bulun­

duğu ve bölgede saldırıya yönelik

silahların arındırılması yolundaki söz­

leriyle ilgili sorulara Başbakan özal,

"kesin bir cevap" vermekten kaçındı.

• Özal, sorunun tam açıklık kazanm a­

dığını; kastedilen gücün, Amerikan

6. Filosu da olabileceğini belirterek

“Sayın Gorbaçev kimi, neyi kaste­

diyor ona bakmak gerekir” dedi.

17. sayfada

H ü r r i u e t ,

6Sf3fl

aydınlatıyor

M/n/nr

kaçırıldı, dövizler geldi... Kersnlık milyarlarla

köşe dönenler kurtuldu. J e olan,

SMDİ SİZ UDUEİİN

Çetin YETKEN

İrfan TAŞTEMUR

ı A ltın k a ç a k ç ılığ ın d a m e rk e z, Z ü r ih ’ti... A ltın la r , İs ta n b u l’d a n b u İ s v iç r e k e n tin e g ö tü rü lü y o rd u . D ö v iz le r is e B ey­

ru t’ta n Z ü r ih ’e, o r a d a n d a İs ta n b u l’a a k ta r ılıy o rd u . A lt ın tr a fiğ iy le h a y a li ih r a c a t, iş te b ö y le b ir lik te y ü rü d ü .

Pahalılığın

gerçek m a n ı

Gocuk arımız

• ilk ok u l öğrencileri arasında yapılan “sağlık ta­

ram ası’ ortaya, kara b ir tablo çıkardı. 6 -1 2 yaş

arasındaki yavrularım ızın hepsinde ‘beslenm e

bozukluğu” ve “beslenm e yetersizliği” var.

• Sabah, öğle ve akşam yemekleri, son derece yetersiz

olan çocuklarımızdan büyük bölümü “Sabah kahvaltısında

ne yedin?” sorusuna şu cevabı verdi: “Çay ve ekmek.”

• Araştırmayı yapan Prof.Dr. Yıldız Tümerdem ve Doç.Dr.

Bedia Ayhan, 250 çocuktan, sadece 4'ünün doktor yüzü

gördüğünü ve çocukların hemen hepsinde çeşitli hastalıklar

tespit ettiklerini söylediler.

16. sayfada

O dalar B irliğ i ve TÜ SİA D d an açıklam a:

"Ek zum a

HAZIRIZ"

• Ücretlere ek zam yapılmasında “ devlet inadı” sürerken, özel

sektörün iki “ağır” kuruluşunun başkanları, Ali Coşkun ve

Ömer Dinçkök “ Ek zamma olumlu bakıyoruz. Hükümet, işçi

ve işveren temsilcileri, birlikte çözüm bulmalı” dediler.'

• İstanbul Ticaret Odası

A P |

TADI

O G ültepe'deki K o ca te p e ilkoku lun da Öğrencileri sa ğb k ta ra m a sır- M U I m U L U dan geçiren d ok to rla r, yetersiz beslenm enin bü tü n sonuçlarını

buldular. Ö ğren cilerin yetersiz b eslen d ik leri su ra t ren klerind en belli oluyordu.

16. sayfada

Başkanı Niyazi Adıgüzel

de,’ ek zam verilmesini

desteklediğini söyledi..

• Ekonomi’de

KAZAN

M eh m et G ören ogiu Açıköğretım öğrencisi

İşsiz gence

2,5 milyon

• Bil-Bul-Kazan'dan 2,5

milyon lira kazanan De­

nizlili Mehmet Görenoğ-

lu, "Bir hafta önce işsiz

kaldım. Bu para bana

ilaç gibi geldi. Eve odun

kömür alabilirim” dedi.

m

» ı » | ılı ı n »

Bil bul

Başbakan Yardımcılığı

için çekişme hızlandı

ANAPta

"2. adam"

yarığı

• Kaya Erdem 'in, Başba­

kan Yardımcılığı görevin­

den “ kaydırılacağı” ve iki

“ yardım cılık” koltuğu açı-

lacağı ileri sürülüyor...

19. sayfada

DÜNKÜ HÜRRİYET 303.227 - İstanbul M a tba a sın d a 175.995 - Ankara 93.510 - Adana 87.620 - İzmir 32.810 - Erzurum________ 693.162 - Adet basılmıştır

300 milyarlık gaf

• Tarih, 30 Kasım... Merkez Bankası Başkanı Rüşdü Saraçoğlu, Londra'da 100 milyon dolarlık kredi

için yabancı bankalarla masaya oturmak üzere.. Ziraat Bankası da, 200 milyon dolarlık görüşmede.

• Ve Reuter Ajansı dünyaya, ANAP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Akarcalı nın şu demecini

duyuruyor: “33 milyarlık dış borcumuzun bir bölümünü erteleme yoluna gideceğiz.”

• Olayı, Ankara'da Saraçoğlu'ndan haber alan Özal, alelacele, “Hiçbir dış borç ertelenmeyecek”

açıklamasını yaparken, Reuter de, Saraçoğlu'nun Akarcalı'yt yalanlayan demecini duyuruyor.

İşte, milyarlık kredileri zora sokan “mini kriz”in perde arkası...!

A d ile T e y ze m izi ka yb e ttik

kuzıcükbrm

• Bankalarda, altın karşılığı

gelen paraları alacakları

gizlemek için, paravan ki­

şiler adına hesaplar açıldı.

Milyarlar, bu hesaplara

yattı. “Paravan” lardan

biri, “Küçük Hikmet Ola-

yı”nın kilit adamı Yaşar

Aktürk'e(Berber Yaşar)ça-

lışan Şevket Gesoğlu'ydu.

• "Altın-sarraf-bankacı- dö­

viz" çarkına, bir banker de

girmişti. Bu bankere, aynı

yolla bir defada İsviçre'den

30 milyar lira gelmişti.

• Söylenen o ki, Küçük Hik­

metin babası Ali Çaycı,

bir “taşıyıcı”ydı. Yurt dı­

şına götürdüğü 400 mil­

yonluk parti, bir “kaza”ya

uğramıştı. İşte Küçük Hik­

met, bu “mal’ln bedelini

alabilmek için kaçırılmış

ve sonunda öldürülmüştü.

17. sayfada

H ayali ih racatın

babası...

Ş ELLEFYA N

Cenevre'de

öldü

• Eski Demokrat Parti Mil­

letvekili ve Yassıada sa­

nığı Ermeni asıllı işa­

damı Mıgırdıç Şellefyan,

73 yaşında kalp yetm ez­

liğinden yaşamını yitirdi.

• Yahya Demirel ile hayali

mobilya ihracatı olayına

adı karışan ve Özal Hü-

kümeti'nce vatandaşlık­

tan çıkarılan Şellefyan;

1970'ten bu yana İsviç­

re'de yaşıyordu.

m

« ü

a d i l e

n a ş i t

i ç i n

..

N

E garip tecellidir ki, hayatta en sevdiğim insan­

ların başında gelen iki kişiyi, babam SEDAT

SİMAVİ'yi, 34 yıl önce bir 11 Aralık günü; ondan 34

yıl sonra da, aynı yaşta olduğumuz halde, kendisini

bir anne, bir abla kadar yakın bildiğim arkadaşım,

sırdaşım, ADOŞ'u (ADİLE NAŞİT), yine bir 11 Ara­

lık günü kaybettim. Onu en az benim kadar sevip

ikinci anne bilen MÜJDE AR'a, SEZEN AKSU'ya ve

diğer sanatçı dostlarıyla, son anına kadar gönlünde

taşıdığı “KÜZUCUKLART ’na, başsağlığı diliyorum.

Tanrı, rahmetini üzerinden eksik etmesin.

Erol SİMAVİ

sayfada

11

A k a rca lı ( Pot kırdı...

Marmara'ya

har kapıda

• 19. sayfada

Saraçoğlu (K urtardı...)

Meteorolojiye göre, Mar­

mara ve Trakya bölgele­

rinin yüksek kesimlerinde

bugünden itibaren aralıklı

kar yağışı bekleniyor...

17. sayfada

M uzır" d avad a

Hürriyet e beraat

U Hürriyet ve Hafta Sonu hakkında 2.Asliye Ceza Mahke­

mesinde açılan iki davada muzır niteliği bulunmadı,

t Mahkeme, kararında “Görüntülerin, gelişen toplum

şartları itibarıyla, plajların, filmlerin, zaman zaman

televizyonda bile gösterilen filmlerin görüntüleriyle

büyük bir zıtlık arz etmediğini” açıklandı.

17. sayfada

■ H Ü R R İYET le PARASIZ Bu

d k h b h s m m b s jy ılb aş ı ç ek iliş in d e bü yük ik r a m iy e : 1 a d e t 5 m ily a r ve 1 a d e t 1 m ily a r d ır .

H f t r r i u e t

t e n

/ Ş \

M İLYARLARA""''

S A N S ORTAKLIĞI

ortak

Olabilirsiniz

İLK KUPON

PAZARTESİ

H b_ jd » e * ten okurlarına

Adı:

Soyadı:

Adresi:

KUPON NO

(2)

12 Aralık 1987 Cumartesi

Son anında, yine "Kuzucuklarm a seslendi:

Bir yokmuş

I

T e l:5 7 4 5 0 4 8

-Dostlarmın ağzından

Muide Ar, telefonda ağlıyordu:

“ A n a m , sırdaşım

ç o c u ğ u m d u ”

M

Ü JDE A r ve Sezen A k s u , A dile Naşit'in kızı gibiydiler. İlk ameliyatında da, İkincisinde de, ba­ şında beklediler. Hatta. M ü jde A r, onu ilk ameliyatın­ dan sonra, Avrupa'ya tedaviye de götürdü, ölü m haberinin verildiği dün sabah. M üjde A r Ankara'day­ dı. Sezen A k su ise kara haberi çok önceden sezinlemiş, günlerce sanatçının başında hastanede bekledikten son­ ra, üç gün önce Amerika'ya gitmişti. M ü jde A r tele­ fonda ağlıyor, koııuşamıyordu. “ A n a m , ark a da şım , sırdaşım , ç o cu ğ u m d u . Bünyesinde bu k a d a r ç o k kişiliği b a rın d ıra n , başka b ir insan tan ım ad ım . İnsanları delicesine severdi. Zaten yaşam a karşı tek tu tku su, in san sevgisiyd i.” M ü jde Ar-, daha sonra ortak dost oldukları Sezen A ksu'n un duyguları­ nı dile getirdi:

“ S ezen'le A d o ş (d o s tla n on a b öy le hitap edi­ y or) birbirlerine şaşılacak ka d a r benzerlerdi. S e ­ zen , ç o k zam an on u n a n ıla n ın dinler ve ken di d a vram şla n yla şaşılacak b en zerlik ler bulu rdu. Bir parçasını k aybediyor gibi üzgün gitti A m e r ik a 'y a .”

A f i l i C T F Y 7 F ' Ç İ 7 I f A l İ l i l A R '^i ı e N aşit, 16 yaşında ölen oğlu A h m et'i y itird ik ten sonra kendisini ço cu k la ra I k l L t u l t l \ H L U I L H n adam ıştı. Hcı- fırsatta bunu dile getiren A dile Naşit “ Uykudan Ö n c e ” p rog ra ­ mıyla uzun süre ek ra n a g elerek k u zu cu k la rm a seslenm iş ve on lara m asallar an la tm ıştı. Ö lm eden ö n ce , çocu k la ra “ İyiyim , aranıza d ö n e c e ğ im ” diye seslenen Adile Naşit. son nefesini verirken de “ B ir va rm ış, bir y o k m u ş ” d iyordu ...

• G özlerinden yaşlar, h er an b o şa n a b ilird i Y a­

şam ı gerçek trajed iler için de başlam ış v e böy-

lece sürüp gitm işti... Am a, o bu trajedin in

içinden, gülm ek, güldürm ek iç in b ir şeyler

bulup çıkarm ayı b ilen ender insanlardandı...

• Ölen oğlunun yerine milyonlarca çocuğu

koymuştu. Yüreğindeki sevgi, tüm dün­

yayı kucaklayacak kadar g en işti N efreti

ve h ırsı içinden atmış, sevmeyi seçm işti

Zaman zaman, kendini, bir çocuk gibi güç­

süz hissederdi Ancak, çevresinde devamlı

bir güç ve moral kaynağı oluştururdu...

S EZEN İ KIZI GİBİ SEVERDİ

sinem ada

b irçok sanatçıyla birlikte çalışan A dile Naşit'in aynı sahneyi paylaştığı sanatçılardan biri Sezen A k s u 'y d u ... Naşit. kendisini son anına ka d a r yal­ nız b ıra k m a ya n Sezen A k su 'y u k ızı gibi severdi... • H ALD U N D O RM EN : “ Ç ok ya k m ım d ı, ço k üzüldüm . G erçi uzun bir zam andır b ek liyord u k . A m a yin e de şok e oldu m . B irçok oyu n u n u sa h n e­ ye k oym u ştu m . 1973 yılından b eri birlikte ça lışı­ yord u k , Hep birlikte, aynı sahnede o y n a m a k iste­ m iştik. O lm a d ı... O yu n cu o la ra k , in san ola ra k m ü k em m eldi diyebilirim . H asta haliyle galam ıza gelm esin e ç o k şaşırm ıştım ! 'Neden geldin?' dedim . 'Sana ayıp olur diye' dedi. San ırım b u , dışarıya son çık ışıy d ı.”

• M Ü N İR Ö Z K U L : “ H içbir ş ey s öyleyecek d u ­ lu m d a değilim . İn a n a m ıy oru m . Üç gü n d en beri perişan du ru m dayız. Ü zü ntüm ü ifade e d e m e m .” • E R T E M E Ğ İL M E Z : “ K ız ka rd eşim , ç o c u ğ u m ­ du . Ç ok ü zgü n ü m . K o n u şa m a y a ca ğ ım .”

• G A Z A N F E R Ö Z C A N : “ Ü zü ntüm ü ifade edecek söz b u la m ıyoru m . 30 yıh aşkın dostlu ğu m u z ve h u k u k u m u z vardı. B u yılların y a n s ı ayn ı evde, ay m sofrad a , ay m sahn ede g e çti. O K u ru n tu A i­ lesi'nin değil, b izim ailenin b ir ferdiyd i. A ilem den birin i yitird im . Sevenlerinin ve dostlarının başı sağolsun . Ç ok ü zg ü n ü m .”

• AYŞEN G R U D A : “ İn an a m ıy oru m . A lt katında otu ru y ord u m . B ir evde gibi yaşardık. Şim di b e n , bu evd e, nasıl y a ş a rım ?”

A

CI sonun geleceği belliy­ di... Günler öncesinden dostları, yakınları kara haberi almışlardı. Milyonlarca seveni ise gazetelerin bile yaz­ masına karşın inanmak isteme­ dikleri o umutsuz haberlerden durumu hissetmişlerdi! Ama yine de o korkunç haber geldi­ ğinde herkesin dudaklarından bir hayret nidası dökülüverdi. Gözler doldu, sesler titredi. İlk şok kısa süre sonra, yerini, onulmaz bir acıya bıraktı.

Sanki hepimiz, şu sözleri söylemek istiyorduk ona:

“ Adile Teyze,

“ Bize ekra n da anlattığın m asalları, öyk ü leri, ö ğ ü tleri öyle özledik k i... S evecen bakışlarına, iyim serliğin e, o ta tlı k a h k a h a n a , m in icik vü cudun la sanki hepim izi kolların a alır, bizi ok şa r gib i ya p tığın k o n u ş m a la ­ rına öyle h asretiz k i... Sen , hepim izi ç o c u k yaptın, ç o ­ c u k lu ğ u m u z a d ö n d ü rd ü n . Ç ünkü, sende büyüm eyen bir ç o cu k lu k vardı. S en , h em anaydın, h em k a rd e ş ­ tin ... Y akınların içinse ç o k zam an bir ç o c u k , b ir g e n ç kızdın. K orku ların la , c o ş k u ­ la r ın la , k a h k a h a la r ın ve g ö z y a ş la r m la a la b ild iğ in e in s a n d ın ... S e n i ç o k z o r unu tacağız.

“ Senin kalbim izdeki ye- rini dold u ram a ya ca ğız.” “ BEN D R A M O Y N A M A M ”

P

E R D E Y İ, babasının er­ ken ölümünden sonra, an­ nesini çalışmak zorunda bırakmamak için 16 yaşında açmıştı...

Bu dramatik başlangıç; ba­ bası K om ik N aşit'in sağlığın­ da, bir akşam “ H am let” i öğ­ retmek için, çocuklarım çevre­ sine topladığında, onun kula­ ğına fısıldadığı, “ B aba, b en d r a m o y n a m a m ” diyerek açıkladığı ilkesinden ödün ver­ meden sürdü.

Kırkbir yıl kaldığı sahneyi, hep gülmenin ve güldürmenin köprüsü olarak gördü.

Çünkü sahnenin ötesindeki yaşamın, trajik bölümlerden oluşan bir tuluat olduğunun bilincindeydi. Bu bilinç, onu, gülmenin ve güldürmenin sim­ gesi yaptı.

'Tiyatroda, sinemada, tele­ vizyonda hep “ Adile T eyze” , “ Adile A b la ” , “ Adile H ala” oldu.

Oturduğu mahallede de, çalıştığı setlerde ve sahnelerde de, h ep “ A d i le T e y z e ” ,

“ A dile H ala ” , “ Adile A b la ” olarak anıldı.

Kimse ona “ A dile H a­ n ım ” demedi.

O, herkesin ablası, teyzesi, halasıydı...

Ama, en çok kuzucukla- rımn...

Yaşamını adadığı oğlu A h ­ m et'in, 16 yaşında ölmesinden sonra, bu defa kendini adadığı kuzucuklannm “ Adile T e y ­ z e ” siydi...

Her fırsatta, “ Ben k en di­ m i on lara a da d ım ” dediği kuzucuklarma televizyondan seslenirken, bu kez ekranı ço­ cu kluğu n ve çocuksuluğun köprüsü olarak görüyordu.

Kuzucukları içinse, çocuk­ luk ve çocuksuluk dem ek, “ Adile T ey ze” demekti.

Yıllar önce, hastalığı yü ­ zünden televizyon programının çekimi tehlikeye girdiğinde hiç aldırm am ış. “ B en iy iy im . P rog ra m s ü re c e k ” demişti, hiç düşünmeden...

İlerleyen hastalığına karşın, yıllarca kuzucuklarma “ Bir varm ış, bir y ok m u ş ” demeyi başardı... Son nefesini verme­ den önce, kuzucuklarma son kez seslenirken de, “ B ir var­ m ış, b ir y o k m u ş ” diye mırıl­ danıyordu.

® r - ar 4

SANATÇI BABANIN SANATÇI KIZI

, Adile N a-

[ şit sa n a t­ çı bir aileden geliyordu . Babası ünlü K om ik Naşit tuluat tiyatrosunun en b ü y ü k san a tçıla rın d a n biriydi. Adile N a­ şit babasının ölü m ü ü zerin e 16 yaşında, ann esini zorda b ıra k m a m a k için sahneye çık m ış ve ça lışm a ya başlam ıştı.

Türkiye'den Hannover'©, Ham burg'a:

1:160.000TL.

¡:260.000TL.

Elveda kuzııcuklarım”

M eltem PUSAT

■ ■

Ü

NLÜ tiyatro sanatçısı. yediden yetmişe herkesin sevgilisi A dile Naşit, yaka­ landığı amansız hastalıktan

kurtulamayarak dün saat 11.15'de tedavi olduğu A l­ man Haslanesi'nde hayata gözlerini kapadı.

Sanat dünyamızın ünlü simasi. çocu kların sevgili Adile Teyzesinin ölüm ha­ beri sahne, sinema dünyasın­ da büyük üzüntü yarattı. Bir çok ünlü sanatçı gözyaşları içinde Alman Hastanesine koşarak A dile N aşit'in ya­ kınlarına sarılıp hıçkırıklara boğuldular. Bütün yaşamı boyuncu durup dinlenmeden çalışan! neşesi ile tamnan.hü- zünlii anlarını hep içine gö­ men A dile N aşit'i kaybettik­ lerine inanamayan tiyatro sanatçıları, senaristler, yö­ netmenler. sinema oyuncuları sanki ağız birliği etmişçesine “ O n u n yerin i k im se dol- d u ra m a z ” dediler. Çocuk­ ların dünyasına da büyük bir ustalıkla girerek onların dai­ ma yanlarında yakınlarında olmayı başaran A dile N aşit’ in vefat haberinin duyulması hemen tüm okullarda matem havası estirdi.

A dile Naşit'le son olarak “ A n n e m ” adlı filmde oyna­ yan ve o filmdede anneannesi rolündeki Adile Naşit'i kay­ beden K ü çü k Ceylan Alman hastanesinde gözyaşlarına boğularak, onu iki kez kay­ betmenin acısını yaşadı.

B İR DİZİ A M E L İY A T Küçükten büyüğe herke­ sin sevdiği A dile Teyze, ba­ ğırsak kanseri teşhisiyle 1 Aralık 1987 Çarşamba günü Alman Hastanesi'ne yatırıl­ mıştı. Yapılan konsültasyon sonunda ameli yete karar ve­ rildi.

Ç f l N F f l T f l C R A F İ H âstaneye yatırılan Adile Naşit d i l i l r l l I U Ü n M r l g e çir d iğ i am eliya ttan sonra a ğırlaşm ıştı... Y ine de du ru m u nu n k ötü lü ğü n ü son a n m a kadar k a b u llen m ed i ve iy ileşeceğ in i söyledi.

Hayata bağlılığı, canlılığı ve neşesi son dakikalarında bile kaybolmayan ünlü tiyat­ ro sanatçısını ameliyat eden Prof. Dr. K em a l  lem d a - roğ lu . tıbbın bütün imkanla­ rına rağmen uzun süreden beri çektiği kanser hastalı­ ğına şeker ve ona bağlı dola­ şım bozukldkları da eklen­ mesi üzerine ünlü sanatçının kurtarılamadığmı belirterek şunları söyledi:

“ D e ğ e rli s a n a t ç ım ız , tıbbın h enüz kesin çözü m getirem ed iği k a n ser d en i­ len illete bü tü n u ğra şıla rı­ m ıza karşı yen ik düştü. Bilindiği gibi, kendisi 20 yıl ö n cesi rah im am eliyatı g e ­ çirm işti. 1983 yıhruıı Şubat ayında ise y u m u rta lık ve on u rahim e bağlayan tüp kanseri nedeniyle iki b ü ­ yü k am eliyat dah a olm u ş­ tu. O gü n d en bu g ü n e, s o n s u z h iz m e t le r v e r e n aktivitesi ve can lılığın dan hiç kaybetm eyen Adile H a­ n ım , kansere karşı k u lla ­ nılan ilaçların tedavisi al- tm daydı.

G erek geçirdiği iki b ü ­ yü k am eliyat, gerek karın b oşlu ğu n da k i serbest su nedeniyle b a ğırsak faa liyet­ lerinin bütün düzeni b o ­

zuldu. D eğerli sanatçı, a r ­ tık n orm a l yaşantısını de­ va m ed em ez, yü rü y ü m ez, n efes a la m a z, yem ek y i­ yem ez h ale gelm işti. K a r­ nında k o c a b ir u r v e ser­ b e s t su taşıyordu. 2 A rah k 1987 t a r i h i n d e y a p ı la n am eliyatta , b ir k a ç k ilo ağırlığında k a n ser u ru , ve b a ğırsa k ta n 15-20 c m . in ce b a ğırsa k çık a rıld ı. Y akla­ şık , 10 g ü n süreyle tıbbın b ü tü n ola n a k la rı kullanıl­ m asına ra ğm en kendisin­ de bulu n an şek er lıastakğı ve on a bağlı dolaşım b o ­ zu k lu ğ u n a ka n ser h astalı­ ğı da ek len in ce v ü cu t d a ­ y a n a m a d ı.”

TİYATR OSU OLSUN İSTERDİ

Sanatçı bir aileden gelen Adile N aşit'in kardeşi S e­ lim Naşit de, ünlü sanatçı­ sının en son günlerine kadar bir tiyatrosu. olmasını istedi­ ğini, tekrar tiyatroya dönme­ sinin en son arzusu olduğunu söyledi.

A dile Teyze'nin cenazesi, yarın Şişli Camii'nde kılı­ nacak öğle namazından sonra Karacaahmet'tekl aile me­ zarlığında toprağa verilecek.

TALiA Havayolları 'ndan

Y E N İ Y I L 4 R M N Ğ 4 N I

N ehar

tü b lek

in gözüyle

--- ^

---

---M l*

ÇOK KIZDIĞIMIZ BİR KÖSE YAZARI!

İ l i

•':WÂÎ

İ l i

m

m

bir günün

hikâyesi

Ahmet ALTAN

G U N U N S O Z U

Tarih, okuyana kendi

gözünün görme dere­

cesine göre yol göste­

ren bir kılavuzdur.

J.J. Rousseau

Yatırımın tarihi

Ü

REMİZDE son yıllarda en çok du­

yulan sözcüklerden biri herhalde

“yatırım” sözcüğü

Profesör Haydar Kazgan, iktisat Fa­

kültesinde “ Finansman Tarihi" isimli

bir ders veriyor. Prof. Kazgan, bu ders­

lerinde çok ilginç gerçekler açıklıyor

Osmanlıca'da “yatırım” diye bir söz­

cük yokmuş Cumhuriyet Tarihimizde

de böyle bir sözcük yok.

Biz, yatırım sözcüğünü 1960'lardan

sonra keşfetmişiz.

Daha önceleri yatırım diye bir sözcük

bulunmamasının çok basit bir nedeni

var. Böyle bir sözcük yok. çünkü yatırım

yok.

Yani bizim atalarımız, yatırım yapma­

mışlar. Yatırım yapmadıkları İçin hiç bir

şeyde üretmemişler. AvrupalIlar, maki­

neler keşfedip, bu makinelerle fabrika­

lar kurarken, bizimkiler bu işlerle ilgi­

lenmemişler.

Atalarımız, özellikle iki yoldan geçini­

yorlar. Önceleri savaştan ganimet alı­

yoruz. AvrupalIlar geliştikten sonra bu

yol kapanıyor.

Bunun üzerine, borçlanma yöntemiyle

geçinme dönemi başlıyor.

OsmanlIlar, Galata'daki azınlık ban­

kerlerden borç alıyor. Bu borçları

öde-HİŞŞŞT!...

Buna hayat mı denir?

Uzmanlar alarm veriyor:

“Böyle yaşanmaz.”

Zaten, yaşamıyoruz kİ!...

H.Ü.

yemiyor. Yabancı ülkelerden borç alıyor

bunun üzerine. Böylece, iç ve dış borç­

lanmalar birlikte çoğalıyor

Galatalı bankerler ise ellerindeki para­

ları yatırıma dönüştüremiyorlar. Çünkü,

Osmanlı Sarayı, sürekli para çekiyor

bankerlerden. Bunların yatırıma dönüş­

mesine zaman tanımıyor.

Profesör Kazgan'ın açıklamalarına

göre, OsmanlI'nın son döneminde, ya­

bancı ülkelerle yapılan her anlaşmada,

borçlar konusu da gündemde bulunu­

yor

Hatta, Kazgan'a göre, Ayastafanos

Antlaşması sırasında, Ruslar ürkütücü

bir tehdit savuruyorlar.

- Eğer borçlarınızı hemen ödemez­

seniz İstanbul'u alırız...

Gene profesörün anlattığına göre, bu

borcu bir azınlık bankeri ödemiş de İs­

tanbul'u kaptırmaktan kurtulmuşuz.

Her altı ayda bir borçların ödenme sü­

resi geliyormuş. Ödeme tarihinin yakın­

laşmasıyla birlikte de Marmara'da ya­

bancı donanmalara bağlı gemiler orta­

ya çıkıyormuş,

Böylece, AvrupalIların makineleri ve

fabrikaları artarken bizim de borçlarımız

artıyormuş.

Görüldüğü gibi, bizim şu anda içinde

yaşadığımız sorunların kökleri epeyce

eskilere dayanıyor Ve, biz daha yeni

yeni neler olup bittiğini anlıyoruz.

Profesör Kazgan'ın bir de saptaması

var

- İktisat bilmeden tarih anlaşılmaz...

Bizce bunun tersi de geçerli

Tarih bilmeden de iktisat pek anlaşıl­

mıyor.

Eğer ikisini de bilmiyorsanız

O zaman da yaşam anlaşılmıyor işte...

Bakandan genç kıza mesaj

G

EÇEN gün, genç bir hanım okuyucu­

muzdan gelen bir mektuptan bölüm­

ler yayınlamıştık. On yedi yaşında oldu­

ğunu belirten okuyucumuz, günde an-

oak bir öğün yemek yiyebildiğini, Fakir

Fukara Fonu'na başvuran ailesine ise

yetkililerin bir cevap vermediğini söylü­

yordu.

Okuyucumuz, adını ve adresini be­

lirtmemişti.

Yalnızca, zarfın üzerindeki dam­

gadan anlayabildiğimiz kadarıyla mek­

tup Adana'dan gönderilmişti.

Devlet Bakanı Ahmet karaevli bu

mektupla ilgili olarak bizi aradı

Genç kızın durumuyla bizzat ilgile­

neceğini söyledi Ayrıca. Fakir Fukara

Fonu'nun. neden kızın ailesinin yardım

isteğine cevap vermediğini de araştı­

racak.

Şimdi, zor durumdaki bu genç oku­

yucumuzdan’ bir ricamız var

Eğer bu yazıyı okursa, lütfen bizi

arayıp adını ve adresim bildirsin.

Biz de bu bilgileri Bakan Karaev-

li'ye aktaracağız

Karaevli, genç kızla ailesi için elin­

den geleni yapacağına söz veriyor.

Kurs mu, değil mi?

A

DI bizde saklı olan genç bir doktor

hanım Cerrahpaşa'dan mezun oldu.

Sonra Çapa'daki Tıp Fakültesi'nde ihti­

sas yaptı. Genel cerrah oldu.

Sonra İstanbul Üniversitesi Sosyal

Bilimler Fakültesi'ne bağlı "Hastane ve

Sağlık kuruluşlarında Yönetim"

kürsü-Atarlar mı?

O

RTA yaşlı bir Katolik, papaza

gitmiş,

- Papaz efendi, karım geçen

gün etekliğini değiştiriyordu.

Onu öyle görünce dayana­

madım... Birden ona sarıldım...

Bu suçumuzdan dolayı bizi kili­

seden atarlar mı?

Papaz şaşırmış.

- Karı koca arasında böyle

şeyler olur... Bu günah değil­

dir... Kiliseden atılacağınız nere­

den aklınıza geldi?

Adam başını önüne eğmiş.

- Karımın eteklik aldığı ma­

ğazanın sahipleri bizi dışarı attı­

lar da...

DÜNYA HADİ

Vesayet

A

MERIKA'nın San Diego Kenti'nde

16 yaşındaki Brian Batey adında

bir çocuğun babası öldü. Çocuğun

AIDS hastalığından ölen babası eş­

cinseldi. Ve bir eşcinsel ile birlikte

yaşıyordu.

Çocuğun annesi, Brian'ın kendi

yanında yaşaması için mahkemeye

başvurdu. Brian'ın babasının eşcinsel

arkadaşı Cralg Corbett de çocuğun

bakımını üstlenmek istiyordu.

Konuyu görüşen mahkeme, çocu­

ğu babasının eşcinsel arkadaşının ya­

nına yerleştirdi.

Mahkeme, Craig Corbbett isimli

eşcinselin, çocuk için istikrarlı ve sıh­

hatli bir ortam sağlayabileceğini ileri

sürdü.

süne,

"lisansüstü öğrencisi"’ olarak

kaydını yaptırdı Bu kürsü yeni açılmıştı.

O sırada, doktor hanımın "mecburi

hizmet " sırası geldi. Mecburi hizmetim

nerede yapacağını belirlemek :çin kura

çekecekti

Genç doktor. Sağlık Bakanlığı'na

müracaat etti Yüksek lisans yaptığını

belirterek, mecburi hizmetini daha son­

ra yapmak için izin istedi. Eğer, bu izin

verilimezse o zaman mecburi hizmetini

İstanbul'da yapmasına olanak sağlan­

masını istiyordu.

Sağlık Bakanlığı 'ndan bir cevap geldi

Bakanlık. "Hastane ve Sağlık Kuru­

luşlarında Yönetim" Kürsüsü'nün bir fa­

külteye bağlı olmadığını, bunun yalnızca

“bir kurs” olduğunu söylüyordu. Bu ne­

denle mecburi hizmeti ertelenemezdi.

Genç doktor, bu kâğıtla İstanbul Üni­

versitesi Rektörlüğü'ne başvurdu.

Üniversite Rektörlüğü de bunun bir

kurs değil, bir yüksek lisans kürsüsü ol­

duğunu söyledi

Görüldüğü gibi. Sağlık Bakanlığı ile

İstanbul Üniversitesi'nin tanımları birbi­

rini tutmuyor.

Bunun kabahati de genç doktorun

değil. Ama cezayı o çekecek

ßWUM & W lk )

HeKijji

I

HeKijOi

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

İl genelinde tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında bulunan kurul ve birim görevlilerine hasta hakları uygulamaları ve eğitimi konusunda toplantı organize etmek, bu

Android 9 (SDK 28) sürümü izinlerinin arama anahtarları ... Sorgulama testleri sonuçları ... İyicil veri kümesinin oluşumu ... Talep edilen ve kullanılan izin istatistikleri

Windows 2000 ve XP altında, bahsedilen işlemi Bilgisayarım ikonuna sağ tıklayıp Özellikler’i seçtikten sonra Bilgisayar Adı sekmesindeki Ağ Kimliği adlı

Yerdim ama dedem bir ağlardı, bir ağlardı, şaşardım, çağırırdım arap bacıyı, başlardı dedeme bir masal anlatmaya, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer

YAZILIM, kendi takdirinize bağlı olarak üçüncü taraf hizmetleri ve uygulamalarından (bulut depolama hizmetleri dahil ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere) (toplu

 Çevre izin ve lisans belgesi bulunan işletmeler için yeni bir çevre izin veya çevre lisans konusu eklenmesi durumunda, işletmenin tüm çevre izin ve lisans konularını

Çünkü Kâmil Bey, her ne kadar sorumlu aydın olma yolunda çok büyük aşamalar kat etmiş olsa da onda hala halkın olduğu ortamlara... karşı bir aidiyet

Günümüzde internet, sadece bilgi alışverişi için değil sosyal medya kullanımı ve oyun oynamak amacıyla da