Reagan-Gorbaçev Zirvesinde, son gün
L
devler, sofrasında
T ü rk iye'yi de pazarlık kon usu yaptı.• Wa£hington’daM “Süperler buluşm ası” Türkiye için “şok”la
kapandı. Sovyet Lideri Mihail Gorbaçev, Ankara açısından
“ciddi sonuçlar”a yolaçabilecek, “tehdit” kokan konuşm asın
da, “Türkiye’nin nükleer ve konvansiyonel (klasik ) silah gü
cünün pazarlık m asasına getirilmesi* çağrısında bulundu.
• Gorbaçev, “yeni nükleer yükümlülük alm a” konusunda, Türkiye'yi uyarırcasına, şöyle
konuştu:“Orta menzilli füzelerin yeri doldurulmaya çalışılırsa bu, gerilim ve sürtüşme
yaratır. Sovyetler'in yanı başındaki NATO güney kanadı, askeri yönden büyük üstün
lüğe sahip. Burada, siiah miktarı sınırlandırılmış koridorlar kurulmalı.”!
12 Aralık 1987 Cumartesi
*
i
I I
1
E E E D E B
Prof. Dr. HALÛK ÜLMAN r
Zirvede
,
Papandreu ağzı ı
j
Hürriuet
TÜKKIYK
TÜKKI.KRİNDİK
YIL: 40 SAYI: 14249
TU. ¡ki.J 5’? 93 99
¡id «aıiİlan Servisi; 526 40 04 526 40 05
GKJIML.UK MÜSTAKİL SİYASI GAZETE
Kurucusu: SEDAT SİM AVİ (1896
1953)
FİYATI 200 LİRA
(KDV DAHİLDİR)
Yeni dengeler, yeni
endişeler doğuruyor
Ankara-Moskova
"güven" arayışı
• Reagan ve G orbaçev ‘b a rışa im za”
atarken, A n kara’da da Sovyet ve Türk
D ışişleri heyetleri görü ştü
TÜRK GÖRÜSÜ:
"Kuzey komşumuzdan gü
ven verici davranış bekliyoruz. Türkiye hiçbir ülke
için tehdit olamaz. Aramızdaki sorunlarda yolun
yarısını kat etmeye hazırız. Fırsatı kaçırmayalım."
SOVYET GÖRÜSÜ:
"Yeni NATO planlarında,
Türkiye'ye bugünkünden etkili bir taktik nükleer
yükümlülük önerilecek mi? Önerilirse ne olur? Bu
konuda kesin güvence istiyoruz.
Gorbaçev'in son gün
sürprizi için...
Ö zo ld o n
yorumsuz
• Sovyet Lideri Gorbaçev'in, NATO'
nun, güney kanadıyla Sovyet sınırın
da büyük bir üstünlüğe sahip bulun
duğu ve bölgede saldırıya yönelik
silahların arındırılması yolundaki söz
leriyle ilgili sorulara Başbakan özal,
"kesin bir cevap" vermekten kaçındı.
• Özal, sorunun tam açıklık kazanm a
dığını; kastedilen gücün, Amerikan
6. Filosu da olabileceğini belirterek
“Sayın Gorbaçev kimi, neyi kaste
diyor ona bakmak gerekir” dedi.
17. sayfada
H ü r r i u e t ,
6Sf3fl
aydınlatıyor
M/n/nr
kaçırıldı, dövizler geldi... Kersnlık milyarlarla
köşe dönenler kurtuldu. J e olan,
SMDİ SİZ UDUEİİN
Çetin YETKEN
İrfan TAŞTEMUR
ı A ltın k a ç a k ç ılığ ın d a m e rk e z, Z ü r ih ’ti... A ltın la r , İs ta n b u l’d a n b u İ s v iç r e k e n tin e g ö tü rü lü y o rd u . D ö v iz le r is e B ey
ru t’ta n Z ü r ih ’e, o r a d a n d a İs ta n b u l’a a k ta r ılıy o rd u . A lt ın tr a fiğ iy le h a y a li ih r a c a t, iş te b ö y le b ir lik te y ü rü d ü .
Pahalılığın
gerçek m a n ı
Gocuk arımız
• ilk ok u l öğrencileri arasında yapılan “sağlık ta
ram ası’ ortaya, kara b ir tablo çıkardı. 6 -1 2 yaş
arasındaki yavrularım ızın hepsinde ‘beslenm e
bozukluğu” ve “beslenm e yetersizliği” var.
• Sabah, öğle ve akşam yemekleri, son derece yetersiz
olan çocuklarımızdan büyük bölümü “Sabah kahvaltısında
ne yedin?” sorusuna şu cevabı verdi: “Çay ve ekmek.”
• Araştırmayı yapan Prof.Dr. Yıldız Tümerdem ve Doç.Dr.
Bedia Ayhan, 250 çocuktan, sadece 4'ünün doktor yüzü
gördüğünü ve çocukların hemen hepsinde çeşitli hastalıklar
tespit ettiklerini söylediler.
16. sayfada
O dalar B irliğ i ve TÜ SİA D d an açıklam a:
"Ek zum a
HAZIRIZ"
• Ücretlere ek zam yapılmasında “ devlet inadı” sürerken, özel
sektörün iki “ağır” kuruluşunun başkanları, Ali Coşkun ve
Ömer Dinçkök “ Ek zamma olumlu bakıyoruz. Hükümet, işçi
ve işveren temsilcileri, birlikte çözüm bulmalı” dediler.'
• İstanbul Ticaret Odası
A P |
TADI
O G ültepe'deki K o ca te p e ilkoku lun da Öğrencileri sa ğb k ta ra m a sır- M U I m U L U dan geçiren d ok to rla r, yetersiz beslenm enin bü tü n sonuçlarınıbuldular. Ö ğren cilerin yetersiz b eslen d ik leri su ra t ren klerind en belli oluyordu.
16. sayfada
Başkanı Niyazi Adıgüzel
de,’ ek zam verilmesini
desteklediğini söyledi..
• Ekonomi’de
KAZAN
M eh m et G ören ogiu Açıköğretım öğrencisiİşsiz gence
2,5 milyon
• Bil-Bul-Kazan'dan 2,5
milyon lira kazanan De
nizlili Mehmet Görenoğ-
lu, "Bir hafta önce işsiz
kaldım. Bu para bana
ilaç gibi geldi. Eve odun
kömür alabilirim” dedi.
m
» ı » | ılı ı n »
Bil bul
Başbakan Yardımcılığı
için çekişme hızlandı
ANAPta
"2. adam"
yarığı
• Kaya Erdem 'in, Başba
kan Yardımcılığı görevin
den “ kaydırılacağı” ve iki
“ yardım cılık” koltuğu açı-
lacağı ileri sürülüyor...
19. sayfada
DÜNKÜ HÜRRİYET 303.227 - İstanbul M a tba a sın d a 175.995 - Ankara 93.510 - Adana 87.620 - İzmir 32.810 - Erzurum________ 693.162 - Adet basılmıştır300 milyarlık gaf
• Tarih, 30 Kasım... Merkez Bankası Başkanı Rüşdü Saraçoğlu, Londra'da 100 milyon dolarlık kredi
için yabancı bankalarla masaya oturmak üzere.. Ziraat Bankası da, 200 milyon dolarlık görüşmede.
• Ve Reuter Ajansı dünyaya, ANAP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Akarcalı nın şu demecini
duyuruyor: “33 milyarlık dış borcumuzun bir bölümünü erteleme yoluna gideceğiz.”
• Olayı, Ankara'da Saraçoğlu'ndan haber alan Özal, alelacele, “Hiçbir dış borç ertelenmeyecek”
açıklamasını yaparken, Reuter de, Saraçoğlu'nun Akarcalı'yt yalanlayan demecini duyuruyor.
İşte, milyarlık kredileri zora sokan “mini kriz”in perde arkası...!
A d ile T e y ze m izi ka yb e ttik
kuzıcükbrm
• Bankalarda, altın karşılığı
gelen paraları alacakları
gizlemek için, paravan ki
şiler adına hesaplar açıldı.
Milyarlar, bu hesaplara
yattı. “Paravan” lardan
biri, “Küçük Hikmet Ola-
yı”nın kilit adamı Yaşar
Aktürk'e(Berber Yaşar)ça-
lışan Şevket Gesoğlu'ydu.
• "Altın-sarraf-bankacı- dö
viz" çarkına, bir banker de
girmişti. Bu bankere, aynı
yolla bir defada İsviçre'den
30 milyar lira gelmişti.
• Söylenen o ki, Küçük Hik
metin babası Ali Çaycı,
bir “taşıyıcı”ydı. Yurt dı
şına götürdüğü 400 mil
yonluk parti, bir “kaza”ya
uğramıştı. İşte Küçük Hik
met, bu “mal’ln bedelini
alabilmek için kaçırılmış
ve sonunda öldürülmüştü.
17. sayfada
H ayali ih racatın
babası...
Ş ELLEFYA N
Cenevre'de
öldü
• Eski Demokrat Parti Mil
letvekili ve Yassıada sa
nığı Ermeni asıllı işa
damı Mıgırdıç Şellefyan,
73 yaşında kalp yetm ez
liğinden yaşamını yitirdi.
• Yahya Demirel ile hayali
mobilya ihracatı olayına
adı karışan ve Özal Hü-
kümeti'nce vatandaşlık
tan çıkarılan Şellefyan;
1970'ten bu yana İsviç
re'de yaşıyordu.
m
« ü
a d i l e
n a ş i t
i ç i n
..
N
E garip tecellidir ki, hayatta en sevdiğim insan
ların başında gelen iki kişiyi, babam SEDAT
SİMAVİ'yi, 34 yıl önce bir 11 Aralık günü; ondan 34
yıl sonra da, aynı yaşta olduğumuz halde, kendisini
bir anne, bir abla kadar yakın bildiğim arkadaşım,
sırdaşım, ADOŞ'u (ADİLE NAŞİT), yine bir 11 Ara
lık günü kaybettim. Onu en az benim kadar sevip
ikinci anne bilen MÜJDE AR'a, SEZEN AKSU'ya ve
diğer sanatçı dostlarıyla, son anına kadar gönlünde
taşıdığı “KÜZUCUKLART ’na, başsağlığı diliyorum.
Tanrı, rahmetini üzerinden eksik etmesin.
Erol SİMAVİ
sayfada
11
A k a rca lı ( Pot kırdı...Marmara'ya
har kapıda
• 19. sayfada
Saraçoğlu (K urtardı...)Meteorolojiye göre, Mar
mara ve Trakya bölgele
rinin yüksek kesimlerinde
bugünden itibaren aralıklı
kar yağışı bekleniyor...
17. sayfada
M uzır" d avad a
Hürriyet e beraat
U Hürriyet ve Hafta Sonu hakkında 2.Asliye Ceza Mahke
mesinde açılan iki davada muzır niteliği bulunmadı,
t Mahkeme, kararında “Görüntülerin, gelişen toplum
şartları itibarıyla, plajların, filmlerin, zaman zaman
televizyonda bile gösterilen filmlerin görüntüleriyle
büyük bir zıtlık arz etmediğini” açıklandı.
17. sayfada
■ H Ü R R İYET le PARASIZ Bu■
d k h b h s m m b s jy ılb aş ı ç ek iliş in d e bü yük ik r a m iy e : 1 a d e t 5 m ily a r ve 1 a d e t 1 m ily a r d ır .H f t r r i u e t
t e n
/ Ş \
M İLYARLARA""''
S A N S ORTAKLIĞI
ortak
Olabilirsiniz
İLK KUPON
PAZARTESİ
H b_ jd » e * ten okurlarına
Adı:
Soyadı:
Adresi:
KUPON NO
12 Aralık 1987 Cumartesi
Son anında, yine "Kuzucuklarm a seslendi:
Bir yokmuş
I
T e l:5 7 4 5 0 4 8
-Dostlarmın ağzından
Muide Ar, telefonda ağlıyordu:
“ A n a m , sırdaşım
ç o c u ğ u m d u ”
M
Ü JDE A r ve Sezen A k s u , A dile Naşit'in kızı gibiydiler. İlk ameliyatında da, İkincisinde de, ba şında beklediler. Hatta. M ü jde A r, onu ilk ameliyatın dan sonra, Avrupa'ya tedaviye de götürdü, ölü m haberinin verildiği dün sabah. M üjde A r Ankara'day dı. Sezen A k su ise kara haberi çok önceden sezinlemiş, günlerce sanatçının başında hastanede bekledikten son ra, üç gün önce Amerika'ya gitmişti. M ü jde A r tele fonda ağlıyor, koııuşamıyordu. “ A n a m , ark a da şım , sırdaşım , ç o cu ğ u m d u . Bünyesinde bu k a d a r ç o k kişiliği b a rın d ıra n , başka b ir insan tan ım ad ım . İnsanları delicesine severdi. Zaten yaşam a karşı tek tu tku su, in san sevgisiyd i.” M ü jde Ar-, daha sonra ortak dost oldukları Sezen A ksu'n un duyguları nı dile getirdi:“ S ezen'le A d o ş (d o s tla n on a b öy le hitap edi y or) birbirlerine şaşılacak ka d a r benzerlerdi. S e zen , ç o k zam an on u n a n ıla n ın dinler ve ken di d a vram şla n yla şaşılacak b en zerlik ler bulu rdu. Bir parçasını k aybediyor gibi üzgün gitti A m e r ik a 'y a .”
A f i l i C T F Y 7 F ' Ç İ 7 I f A l İ l i l A R '^i ı e N aşit, 16 yaşında ölen oğlu A h m et'i y itird ik ten sonra kendisini ço cu k la ra I k l L t u l t l \ H L U I L H n adam ıştı. Hcı- fırsatta bunu dile getiren A dile Naşit “ Uykudan Ö n c e ” p rog ra mıyla uzun süre ek ra n a g elerek k u zu cu k la rm a seslenm iş ve on lara m asallar an la tm ıştı. Ö lm eden ö n ce , çocu k la ra “ İyiyim , aranıza d ö n e c e ğ im ” diye seslenen Adile Naşit. son nefesini verirken de “ B ir va rm ış, bir y o k m u ş ” d iyordu ...
• G özlerinden yaşlar, h er an b o şa n a b ilird i Y a
şam ı gerçek trajed iler için de başlam ış v e böy-
lece sürüp gitm işti... Am a, o bu trajedin in
içinden, gülm ek, güldürm ek iç in b ir şeyler
bulup çıkarm ayı b ilen ender insanlardandı...
• Ölen oğlunun yerine milyonlarca çocuğu
koymuştu. Yüreğindeki sevgi, tüm dün
yayı kucaklayacak kadar g en işti N efreti
ve h ırsı içinden atmış, sevmeyi seçm işti
Zaman zaman, kendini, bir çocuk gibi güç
süz hissederdi Ancak, çevresinde devamlı
bir güç ve moral kaynağı oluştururdu...
S EZEN İ KIZI GİBİ SEVERDİ
sinem adab irçok sanatçıyla birlikte çalışan A dile Naşit'in aynı sahneyi paylaştığı sanatçılardan biri Sezen A k s u 'y d u ... Naşit. kendisini son anına ka d a r yal nız b ıra k m a ya n Sezen A k su 'y u k ızı gibi severdi... • H ALD U N D O RM EN : “ Ç ok ya k m ım d ı, ço k üzüldüm . G erçi uzun bir zam andır b ek liyord u k . A m a yin e de şok e oldu m . B irçok oyu n u n u sa h n e ye k oym u ştu m . 1973 yılından b eri birlikte ça lışı yord u k , Hep birlikte, aynı sahnede o y n a m a k iste m iştik. O lm a d ı... O yu n cu o la ra k , in san ola ra k m ü k em m eldi diyebilirim . H asta haliyle galam ıza gelm esin e ç o k şaşırm ıştım ! 'Neden geldin?' dedim . 'Sana ayıp olur diye' dedi. San ırım b u , dışarıya son çık ışıy d ı.”
• M Ü N İR Ö Z K U L : “ H içbir ş ey s öyleyecek d u lu m d a değilim . İn a n a m ıy oru m . Üç gü n d en beri perişan du ru m dayız. Ü zü ntüm ü ifade e d e m e m .” • E R T E M E Ğ İL M E Z : “ K ız ka rd eşim , ç o c u ğ u m du . Ç ok ü zgü n ü m . K o n u şa m a y a ca ğ ım .”
• G A Z A N F E R Ö Z C A N : “ Ü zü ntüm ü ifade edecek söz b u la m ıyoru m . 30 yıh aşkın dostlu ğu m u z ve h u k u k u m u z vardı. B u yılların y a n s ı ayn ı evde, ay m sofrad a , ay m sahn ede g e çti. O K u ru n tu A i lesi'nin değil, b izim ailenin b ir ferdiyd i. A ilem den birin i yitird im . Sevenlerinin ve dostlarının başı sağolsun . Ç ok ü zg ü n ü m .”
• AYŞEN G R U D A : “ İn an a m ıy oru m . A lt katında otu ru y ord u m . B ir evde gibi yaşardık. Şim di b e n , bu evd e, nasıl y a ş a rım ?”
A
CI sonun geleceği belliy di... Günler öncesinden dostları, yakınları kara haberi almışlardı. Milyonlarca seveni ise gazetelerin bile yaz masına karşın inanmak isteme dikleri o umutsuz haberlerden durumu hissetmişlerdi! Ama yine de o korkunç haber geldi ğinde herkesin dudaklarından bir hayret nidası dökülüverdi. Gözler doldu, sesler titredi. İlk şok kısa süre sonra, yerini, onulmaz bir acıya bıraktı.Sanki hepimiz, şu sözleri söylemek istiyorduk ona:
“ Adile Teyze,
“ Bize ekra n da anlattığın m asalları, öyk ü leri, ö ğ ü tleri öyle özledik k i... S evecen bakışlarına, iyim serliğin e, o ta tlı k a h k a h a n a , m in icik vü cudun la sanki hepim izi kolların a alır, bizi ok şa r gib i ya p tığın k o n u ş m a la rına öyle h asretiz k i... Sen , hepim izi ç o c u k yaptın, ç o c u k lu ğ u m u z a d ö n d ü rd ü n . Ç ünkü, sende büyüm eyen bir ç o cu k lu k vardı. S en , h em anaydın, h em k a rd e ş tin ... Y akınların içinse ç o k zam an bir ç o c u k , b ir g e n ç kızdın. K orku ların la , c o ş k u la r ın la , k a h k a h a la r ın ve g ö z y a ş la r m la a la b ild iğ in e in s a n d ın ... S e n i ç o k z o r unu tacağız.
“ Senin kalbim izdeki ye- rini dold u ram a ya ca ğız.” “ BEN D R A M O Y N A M A M ”
P
E R D E Y İ, babasının er ken ölümünden sonra, an nesini çalışmak zorunda bırakmamak için 16 yaşında açmıştı...Bu dramatik başlangıç; ba bası K om ik N aşit'in sağlığın da, bir akşam “ H am let” i öğ retmek için, çocuklarım çevre sine topladığında, onun kula ğına fısıldadığı, “ B aba, b en d r a m o y n a m a m ” diyerek açıkladığı ilkesinden ödün ver meden sürdü.
Kırkbir yıl kaldığı sahneyi, hep gülmenin ve güldürmenin köprüsü olarak gördü.
Çünkü sahnenin ötesindeki yaşamın, trajik bölümlerden oluşan bir tuluat olduğunun bilincindeydi. Bu bilinç, onu, gülmenin ve güldürmenin sim gesi yaptı.
'Tiyatroda, sinemada, tele vizyonda hep “ Adile T eyze” , “ Adile A b la ” , “ Adile H ala” oldu.
Oturduğu mahallede de, çalıştığı setlerde ve sahnelerde de, h ep “ A d i le T e y z e ” ,
“ A dile H ala ” , “ Adile A b la ” olarak anıldı.
Kimse ona “ A dile H a n ım ” demedi.
O, herkesin ablası, teyzesi, halasıydı...
Ama, en çok kuzucukla- rımn...
Yaşamını adadığı oğlu A h m et'in, 16 yaşında ölmesinden sonra, bu defa kendini adadığı kuzucuklannm “ Adile T e y z e ” siydi...
Her fırsatta, “ Ben k en di m i on lara a da d ım ” dediği kuzucuklarma televizyondan seslenirken, bu kez ekranı ço cu kluğu n ve çocuksuluğun köprüsü olarak görüyordu.
Kuzucukları içinse, çocuk luk ve çocuksuluk dem ek, “ Adile T ey ze” demekti.
Yıllar önce, hastalığı yü zünden televizyon programının çekimi tehlikeye girdiğinde hiç aldırm am ış. “ B en iy iy im . P rog ra m s ü re c e k ” demişti, hiç düşünmeden...
İlerleyen hastalığına karşın, yıllarca kuzucuklarma “ Bir varm ış, bir y ok m u ş ” demeyi başardı... Son nefesini verme den önce, kuzucuklarma son kez seslenirken de, “ B ir var m ış, b ir y o k m u ş ” diye mırıl danıyordu.
® r - ar 4
SANATÇI BABANIN SANATÇI KIZI
, Adile N a-[ şit sa n a t çı bir aileden geliyordu . Babası ünlü K om ik Naşit tuluat tiyatrosunun en b ü y ü k san a tçıla rın d a n biriydi. Adile N a şit babasının ölü m ü ü zerin e 16 yaşında, ann esini zorda b ıra k m a m a k için sahneye çık m ış ve ça lışm a ya başlam ıştı.
Türkiye'den Hannover'©, Ham burg'a:
1:160.000TL.
¡:260.000TL.
Elveda kuzııcuklarım”
M eltem PUSAT
■ ■
Ü
NLÜ tiyatro sanatçısı. yediden yetmişe herkesin sevgilisi A dile Naşit, yaka landığı amansız hastalıktankurtulamayarak dün saat 11.15'de tedavi olduğu A l man Haslanesi'nde hayata gözlerini kapadı.
Sanat dünyamızın ünlü simasi. çocu kların sevgili Adile Teyzesinin ölüm ha beri sahne, sinema dünyasın da büyük üzüntü yarattı. Bir çok ünlü sanatçı gözyaşları içinde Alman Hastanesine koşarak A dile N aşit'in ya kınlarına sarılıp hıçkırıklara boğuldular. Bütün yaşamı boyuncu durup dinlenmeden çalışan! neşesi ile tamnan.hü- zünlii anlarını hep içine gö men A dile N aşit'i kaybettik lerine inanamayan tiyatro sanatçıları, senaristler, yö netmenler. sinema oyuncuları sanki ağız birliği etmişçesine “ O n u n yerin i k im se dol- d u ra m a z ” dediler. Çocuk ların dünyasına da büyük bir ustalıkla girerek onların dai ma yanlarında yakınlarında olmayı başaran A dile N aşit’ in vefat haberinin duyulması hemen tüm okullarda matem havası estirdi.
A dile Naşit'le son olarak “ A n n e m ” adlı filmde oyna yan ve o filmdede anneannesi rolündeki Adile Naşit'i kay beden K ü çü k Ceylan Alman hastanesinde gözyaşlarına boğularak, onu iki kez kay betmenin acısını yaşadı.
B İR DİZİ A M E L İY A T Küçükten büyüğe herke sin sevdiği A dile Teyze, ba ğırsak kanseri teşhisiyle 1 Aralık 1987 Çarşamba günü Alman Hastanesi'ne yatırıl mıştı. Yapılan konsültasyon sonunda ameli yete karar ve rildi.
Ç f l N F f l T f l C R A F İ H âstaneye yatırılan Adile Naşit d i l i l r l l I U Ü n M r l g e çir d iğ i am eliya ttan sonra a ğırlaşm ıştı... Y ine de du ru m u nu n k ötü lü ğü n ü son a n m a kadar k a b u llen m ed i ve iy ileşeceğ in i söyledi.
Hayata bağlılığı, canlılığı ve neşesi son dakikalarında bile kaybolmayan ünlü tiyat ro sanatçısını ameliyat eden Prof. Dr. K em a l  lem d a - roğ lu . tıbbın bütün imkanla rına rağmen uzun süreden beri çektiği kanser hastalı ğına şeker ve ona bağlı dola şım bozukldkları da eklen mesi üzerine ünlü sanatçının kurtarılamadığmı belirterek şunları söyledi:
“ D e ğ e rli s a n a t ç ım ız , tıbbın h enüz kesin çözü m getirem ed iği k a n ser d en i len illete bü tü n u ğra şıla rı m ıza karşı yen ik düştü. Bilindiği gibi, kendisi 20 yıl ö n cesi rah im am eliyatı g e çirm işti. 1983 yıhruıı Şubat ayında ise y u m u rta lık ve on u rahim e bağlayan tüp kanseri nedeniyle iki b ü yü k am eliyat dah a olm u ş tu. O gü n d en bu g ü n e, s o n s u z h iz m e t le r v e r e n aktivitesi ve can lılığın dan hiç kaybetm eyen Adile H a n ım , kansere karşı k u lla nılan ilaçların tedavisi al- tm daydı.
G erek geçirdiği iki b ü yü k am eliyat, gerek karın b oşlu ğu n da k i serbest su nedeniyle b a ğırsak faa liyet lerinin bütün düzeni b o
zuldu. D eğerli sanatçı, a r tık n orm a l yaşantısını de va m ed em ez, yü rü y ü m ez, n efes a la m a z, yem ek y i yem ez h ale gelm işti. K a r nında k o c a b ir u r v e ser b e s t su taşıyordu. 2 A rah k 1987 t a r i h i n d e y a p ı la n am eliyatta , b ir k a ç k ilo ağırlığında k a n ser u ru , ve b a ğırsa k ta n 15-20 c m . in ce b a ğırsa k çık a rıld ı. Y akla şık , 10 g ü n süreyle tıbbın b ü tü n ola n a k la rı kullanıl m asına ra ğm en kendisin de bulu n an şek er lıastakğı ve on a bağlı dolaşım b o zu k lu ğ u n a ka n ser h astalı ğı da ek len in ce v ü cu t d a y a n a m a d ı.”
TİYATR OSU OLSUN İSTERDİ
Sanatçı bir aileden gelen Adile N aşit'in kardeşi S e lim Naşit de, ünlü sanatçı sının en son günlerine kadar bir tiyatrosu. olmasını istedi ğini, tekrar tiyatroya dönme sinin en son arzusu olduğunu söyledi.
A dile Teyze'nin cenazesi, yarın Şişli Camii'nde kılı nacak öğle namazından sonra Karacaahmet'tekl aile me zarlığında toprağa verilecek.
TALiA Havayolları 'ndan
Y E N İ Y I L 4 R M N Ğ 4 N I
N ehar
tü b lek
in gözüyle
--- ^
---
---M l*
ÇOK KIZDIĞIMIZ BİR KÖSE YAZARI!
İ l i
•':WÂÎ
İ l im
m
bir günün
hikâyesi
Ahmet ALTAN
G U N U N S O Z U
Tarih, okuyana kendi
gözünün görme dere
cesine göre yol göste
ren bir kılavuzdur.
J.J. Rousseau
Yatırımın tarihi
Ü
REMİZDE son yıllarda en çok du
yulan sözcüklerden biri herhalde
“yatırım” sözcüğü
Profesör Haydar Kazgan, iktisat Fa
kültesinde “ Finansman Tarihi" isimli
bir ders veriyor. Prof. Kazgan, bu ders
lerinde çok ilginç gerçekler açıklıyor
Osmanlıca'da “yatırım” diye bir söz
cük yokmuş Cumhuriyet Tarihimizde
de böyle bir sözcük yok.
Biz, yatırım sözcüğünü 1960'lardan
sonra keşfetmişiz.
Daha önceleri yatırım diye bir sözcük
bulunmamasının çok basit bir nedeni
var. Böyle bir sözcük yok. çünkü yatırım
yok.
Yani bizim atalarımız, yatırım yapma
mışlar. Yatırım yapmadıkları İçin hiç bir
şeyde üretmemişler. AvrupalIlar, maki
neler keşfedip, bu makinelerle fabrika
lar kurarken, bizimkiler bu işlerle ilgi
lenmemişler.
Atalarımız, özellikle iki yoldan geçini
yorlar. Önceleri savaştan ganimet alı
yoruz. AvrupalIlar geliştikten sonra bu
yol kapanıyor.
Bunun üzerine, borçlanma yöntemiyle
geçinme dönemi başlıyor.
OsmanlIlar, Galata'daki azınlık ban
kerlerden borç alıyor. Bu borçları
öde-HİŞŞŞT!...
Buna hayat mı denir?
Uzmanlar alarm veriyor:
“Böyle yaşanmaz.”
Zaten, yaşamıyoruz kİ!...
H.Ü.
yemiyor. Yabancı ülkelerden borç alıyor
bunun üzerine. Böylece, iç ve dış borç
lanmalar birlikte çoğalıyor
Galatalı bankerler ise ellerindeki para
ları yatırıma dönüştüremiyorlar. Çünkü,
Osmanlı Sarayı, sürekli para çekiyor
bankerlerden. Bunların yatırıma dönüş
mesine zaman tanımıyor.
Profesör Kazgan'ın açıklamalarına
göre, OsmanlI'nın son döneminde, ya
bancı ülkelerle yapılan her anlaşmada,
borçlar konusu da gündemde bulunu
yor
Hatta, Kazgan'a göre, Ayastafanos
Antlaşması sırasında, Ruslar ürkütücü
bir tehdit savuruyorlar.
- Eğer borçlarınızı hemen ödemez
seniz İstanbul'u alırız...
Gene profesörün anlattığına göre, bu
borcu bir azınlık bankeri ödemiş de İs
tanbul'u kaptırmaktan kurtulmuşuz.
Her altı ayda bir borçların ödenme sü
resi geliyormuş. Ödeme tarihinin yakın
laşmasıyla birlikte de Marmara'da ya
bancı donanmalara bağlı gemiler orta
ya çıkıyormuş,
Böylece, AvrupalIların makineleri ve
fabrikaları artarken bizim de borçlarımız
artıyormuş.
Görüldüğü gibi, bizim şu anda içinde
yaşadığımız sorunların kökleri epeyce
eskilere dayanıyor Ve, biz daha yeni
yeni neler olup bittiğini anlıyoruz.
Profesör Kazgan'ın bir de saptaması
var
- İktisat bilmeden tarih anlaşılmaz...
Bizce bunun tersi de geçerli
Tarih bilmeden de iktisat pek anlaşıl
mıyor.
Eğer ikisini de bilmiyorsanız
O zaman da yaşam anlaşılmıyor işte...
Bakandan genç kıza mesaj
G
EÇEN gün, genç bir hanım okuyucu
muzdan gelen bir mektuptan bölüm
ler yayınlamıştık. On yedi yaşında oldu
ğunu belirten okuyucumuz, günde an-
oak bir öğün yemek yiyebildiğini, Fakir
Fukara Fonu'na başvuran ailesine ise
yetkililerin bir cevap vermediğini söylü
yordu.
Okuyucumuz, adını ve adresini be
lirtmemişti.
Yalnızca, zarfın üzerindeki dam
gadan anlayabildiğimiz kadarıyla mek
tup Adana'dan gönderilmişti.
Devlet Bakanı Ahmet karaevli bu
mektupla ilgili olarak bizi aradı
Genç kızın durumuyla bizzat ilgile
neceğini söyledi Ayrıca. Fakir Fukara
Fonu'nun. neden kızın ailesinin yardım
isteğine cevap vermediğini de araştı
racak.
Şimdi, zor durumdaki bu genç oku
yucumuzdan’ bir ricamız var
Eğer bu yazıyı okursa, lütfen bizi
arayıp adını ve adresim bildirsin.
Biz de bu bilgileri Bakan Karaev-
li'ye aktaracağız
Karaevli, genç kızla ailesi için elin
den geleni yapacağına söz veriyor.
Kurs mu, değil mi?
A
DI bizde saklı olan genç bir doktor
hanım Cerrahpaşa'dan mezun oldu.
Sonra Çapa'daki Tıp Fakültesi'nde ihti
sas yaptı. Genel cerrah oldu.
Sonra İstanbul Üniversitesi Sosyal
Bilimler Fakültesi'ne bağlı "Hastane ve
Sağlık kuruluşlarında Yönetim"
kürsü-Atarlar mı?
O
RTA yaşlı bir Katolik, papaza
gitmiş,
- Papaz efendi, karım geçen
gün etekliğini değiştiriyordu.
Onu öyle görünce dayana
madım... Birden ona sarıldım...
Bu suçumuzdan dolayı bizi kili
seden atarlar mı?
Papaz şaşırmış.
- Karı koca arasında böyle
şeyler olur... Bu günah değil
dir... Kiliseden atılacağınız nere
den aklınıza geldi?
Adam başını önüne eğmiş.
- Karımın eteklik aldığı ma
ğazanın sahipleri bizi dışarı attı
lar da...
DÜNYA HADİ
Vesayet
A
MERIKA'nın San Diego Kenti'nde
16 yaşındaki Brian Batey adında
bir çocuğun babası öldü. Çocuğun
AIDS hastalığından ölen babası eş
cinseldi. Ve bir eşcinsel ile birlikte
yaşıyordu.
Çocuğun annesi, Brian'ın kendi
yanında yaşaması için mahkemeye
başvurdu. Brian'ın babasının eşcinsel
arkadaşı Cralg Corbett de çocuğun
bakımını üstlenmek istiyordu.
Konuyu görüşen mahkeme, çocu
ğu babasının eşcinsel arkadaşının ya
nına yerleştirdi.
Mahkeme, Craig Corbbett isimli
eşcinselin, çocuk için istikrarlı ve sıh
hatli bir ortam sağlayabileceğini ileri
sürdü.
süne,
"lisansüstü öğrencisi"’ olarak
kaydını yaptırdı Bu kürsü yeni açılmıştı.
O sırada, doktor hanımın "mecburi
hizmet " sırası geldi. Mecburi hizmetim
nerede yapacağını belirlemek :çin kura
çekecekti
Genç doktor. Sağlık Bakanlığı'na
müracaat etti Yüksek lisans yaptığını
belirterek, mecburi hizmetini daha son
ra yapmak için izin istedi. Eğer, bu izin
verilimezse o zaman mecburi hizmetini
İstanbul'da yapmasına olanak sağlan
masını istiyordu.
Sağlık Bakanlığı 'ndan bir cevap geldi
Bakanlık. "Hastane ve Sağlık Kuru
luşlarında Yönetim" Kürsüsü'nün bir fa
külteye bağlı olmadığını, bunun yalnızca
“bir kurs” olduğunu söylüyordu. Bu ne
denle mecburi hizmeti ertelenemezdi.
Genç doktor, bu kâğıtla İstanbul Üni
versitesi Rektörlüğü'ne başvurdu.
Üniversite Rektörlüğü de bunun bir
kurs değil, bir yüksek lisans kürsüsü ol
duğunu söyledi
Görüldüğü gibi. Sağlık Bakanlığı ile
İstanbul Üniversitesi'nin tanımları birbi
rini tutmuyor.
Bunun kabahati de genç doktorun
değil. Ama cezayı o çekecek
ßWUM & W lk )
HeKijji
I
HeKijOi
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi