• Sonuç bulunamadı

Bisikletin Türkiye serüveni

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bisikletin Türkiye serüveni"

Copied!
18
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

7 7 \ o U I b & &

BİSİKLETİN TÜRKİYE SERÜVENİ

^ 00

Kemal SUMAN

1323 (1907) yılında “Bursa'da sergi münasebetiyle tertip olunan velosiped müsabakası"

Bisikletin 1791 yılında, Paris’te bir saray bahçesinde “tahta at” adı ile başladığı yolculuk önce Avrupa sonra Amerika kıtasında ve dünyanın dört bucağında değişik isimler altın­ da sürdü gitti. Tahta attan sonra “koşma makina- sı, célèrifere, draisine, vélocipède, michaudine bicycle adları" ile gezisini sürdüren bisiklet gü­ nün birinde İstanbul sokaklarında görünüverdi. O güne kadar böyle garip bir araçtan habersiz İstanbul halkına müjdeyi 31 Ağustos 1855 tarihli Tarik Gazetesi vermişti. Bu habere göre Mösyö Thomas Stefance namında bir ecnebi seyyah çelebi bu alete binerek Selanik tariki ile İstan­ bul’a gelmişti. Üstelik yan yana olmayıp, arka ar­ kaya ve bir hizada bulunan iki tekerlek üzerinde­ ki bir oturağa oturmakta ve düşmeden uzun me­ safeler katedebilmekte idi. Bu mösyö Thomas iki ayağı ile döndürdüğü pedal, dişli ve zincir ile ar­ ka tekerleği henüz sayın muharririn anlayamadı­ ğı bir şekilde müteharrik (hareketli ve itici) kıl­ makta, ön tekerleği ise bir dümen tertibatı ile sa­ ğa sola çevirebilmekte idi... Bir bisiklet tanıtma misyoneri olduğu kesin olan bu yabancının önce İzmit’e oradan da beş günlük bir yolculuktan sonra Ankara’ya vardığını biliyoruz (Tarih ve

Toplum Dergisi, Ağustos 1995 sayısı). Burada şose üzerinde, velospid ile üç defa yürüyüp 1200 yarda (1096 metre) mesafeyi, iki dakika ondört saniyede katetmiş, valinin ve temaşa için toplanan halkın takdirine mazhar olmuştu.

Bu yıllarda Fransa’da reklamı yapılan

Securi-I

(2)

tas marka bisikletin Paris'ten İstan­ bul’a gidebilecek kadar dayanıklı ol­ duğu belirtilmekte idi. Tüm bu verileri bir araya getirince Fransız bisiklet üreticilerinin Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde geniş bir pazarla­ ma hazırlığı içinde olduklarını anlıyo­ ruz. Nitekim, kısa bir süre sonra İstan­ bul gazetelerinde ve o dönemlerde yıllık olarak basılmaları adet olan al­ manak ve annüerlerde çoğunlukla Fransızca ilanlar görülmeye başlan­ mıştı. Bundan anlaşılan ise, alıcı ke­ sim olarak hedeflenenlerin gayrimüs­ lim ahali olduğudur. Daha tutucu olan müslüman halkın o yıllarda yeni bu­ luşlara olan tepkisi büyüktü. Bu konu­ nun en güzel işlendiği yapıtlardan bi­ ri, Turhan Selçuk’un, 1970’li yıllarda oynanan, bisikletin şeytan icadı ola­ rak ele alındığı “Abdülcambaz” isimli

Eski bir fotoğraf, kırda bisiklet yarışı yapan heveskarlar

Zaptiyelerin bisiklet talimleri, (ortada)

Büyüdüğünde dışişleri bakanı bile olacak Necmettin Sadak'm (1892-1953) ilk gençlik yıllarında iki tekerlekli bisikleti ve tüm konak ahalisi ile birlikte çektirdiği fotoğrafı, (sol altta)

Hem Velosiped, hem sandal

(3)

tiyatro eseridir. Reşat Ekrem Koçu, İstanbul An­ siklopedisinde bisikletin İstanbul’a 1890 yılında getirildiğini yazıyor. Koçu, ayrıca bisiklete o sıra­ larda verilen ismi de ele alarak, velospid kelime­ sinin halk arasında yerleşmesini, Servet-i Fünun sahip ve yazarı Ahmet İhsan Bey’in bir makale­ sinde bu araçtan söz ederken bir zuhul eseri (yanlışlıkla) olarak bu sözcüğü kullanmasına bağlamakta. Kanımca R.E.K bu yargısında ya­ nılmış. Fransa’da, 1890 yılında “bisiklet” adı ye­ ni yeni kullanılmaya başlanmıştı. Halk arasında geçerli isim “vélocipède” idi, dolayısı ile bizde velospid, velespit, vulispit, vilisipit gibi bozuk te- laffuzlu isimlerin kullanılması gayet doğal olup, bu sözcükler 1950’li yıllara kadar kullanıldılar.

19. asrın sonlarına doğru halkımızın alıştığı ve bu nedenle geçtiği zaman kimsenin bakmadı­ ğı ve artık ne sütçü ne de araba beygirlerinin ür­ küp parlamadıkları velospid, zamanın yazar, şa­ ir ve gazetecilerinin ilgisini çekmeye devam edi­ yordu. Servet-I Fünun ile yaşıt ve rakip olan Malûmat dergisi yazarlarından Ahmet Raslm “Şehir mektupları” sütununda bisiklet ve binicile­ rine fena halde takmış olarak durmadan bisiklet­ lilere sataşmakta ve onları alaya almakta. Ünlü yazarlarımızdan Refik Halit Karay, hiçbir zaman hoşlanmayacağı bisikletin, ağabeyine

(4)

pa’dan getirtilişini ve bu olayın çevre ve ai­ lede yarattığı heyecanı “Billur Bisiklet" hikayesin­ de anlatır. Bu güzel öyküyü, Gökhan Akçura’nın bisiklet kitabının içinde bulabilirsiniz. Tevfik Fik­ ret’in Servet-i Fünun’da 1894’de yayınlanan bir şiirinin konusun da bisiklet idi.

Bu yıllarda basılan iki kitapçık dikkatimizi çe­ kiyor: İlki, Ahmet Tevfik tarafından yazılmış “Ve- losiped İle Bir Cevelan”. Bu, seyahatname havasında 126 sayfalık bir eser olup, ya­ zar ve bir arkadaşının İstanbul-Bursa-İs- tanbul arasında bisikletleri ile yaptıkları gezinin hikayesidir. İkinci kitapçık, bir bisiklet kullanım kılavuzu niteliğinde olup, “Bisiklet Meraklılarına Yadigâr” başlığını taşımaktadır. Bisiklete na- sil binileceği, nasıl giyinmenin uy­

gun olduğu, bisikletin yapısı, tamiratı ve satın alınışında nelere dikkat edilmesinin gerektiği, bu kılavuzda ele alınmış. Kitabın en ilginç ta­

rafı ise içindeki bir yorum: Yazar bisikletin istik­ balini oldukça parlak görüyor ve yurda ilk gelişin­ de alay konusu olmasına rağmen sonraları çok tutulan şemsiye kadar olmasa bile ahali tarafın­ dan benimseneceğini söylüyor.

20. asrın başlarında bisiklet artık İstan­ bul’un yabancısı değil. “Şamlı İskender Kanto Mecmuasf’nın sayfaları arasında bulduğumuz “Bisiklet Kantosu” bakın neler anlatıyor: “O ilk bisikletin sahipleri de he- j v men umumiyetle Galata ve Beyoğlu’nda yerleşmiş AvrupalI tüccarların delikanlı

f oğulları, yine delikanlı veya genç adamlar, 20-35 yaş arasında tatlı su Frenkleri, Er- * meni, Rum zenginleri idi. Yazın ekseriya Makriköyü (Bakırköy), Ayastefanos (Yeşil­ köy), Tarabya, Büyükdere, Şişli, Taksim’de görülürlerdi. Çoğu küstah, şımarık, mağrur, ^ sık sık duvara, direğe, ağaca, insana çar-t

Naumann Fabrikası’nın “Germanya" koşu ve promenad bisikletleri çok zarif ve metindir. Fiyatı 80 ve 75 liradır. Olimpiyatlar bize güzel bir mevki kazandıran Cemal Bey-Merkez deposu Galata Voyvoda Caddesi, Agopyan Han Naun Mağazasında, telefon Beyoğlu 2798. Spor A le m i 1927 OsmanlI ordusuda bisikletli askerler (Şehbal 1912)

(5)

parlar idi.” Böylelikle halen ülkemizde Mercedes-

çeşitii mecmua ve lerle sürdürülen magandalığın bir vakitler bi-

gazeteierde yer alan sikletler ile bile yapılabildiğini öğrenmiş oluyoruz.

bisiklet Hanları. Bisiklet tüccarları velospid’i halka daha iyi ta­ nıtıp, herkesin ona kolaylıkla binebileceğini gös­ termek amacı ile tanıtım gösterileri tertip etmeye başladılar. İlk yarış tipi etkinlik, 1897’de Sela­ nik'te yapıldı. Gene Selanikli girişimcilerin teşeb­ büsü ile İstanbul Tepebaşı semtinde bir velod- rom yapıldı. Burada Leon ve Papazyan Efendiler tarafından bisiklet yarışları düzenlendi. Bir süre sonra, toplumsal niteliği nedeni ile jurnal edilerek yasaklanan bu gösterileri Ahmet İhsan, Servet-i Fünun’da ‘‘bir bahçe etrafında bir saatte 120 kez dönmek” olarak tarif ediyordu. İstanbul’da bun­ dan sonra Kuşdili çayırında, Bursa’da ise sergi­ ler nedeni ile bisiklet yarışları tertip edildi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ülkemizde bi­ sikletin nasıl kullanıldığına dair bilgi kısıtlı.

An-155-1

C O N S T A N T IN O P L E (PÊRA).

*

1 LÉON HAZAROSSIAN

-Tt

T

3

Grande Eue de Pèra, 147.

MAM ffACTim t: . ..

• Mcdjidlt £*•« Ordre Méilallle d Arjent

D 'A P P A R E IL S D’ É C L A IR A G E |

3

à gaz, huila al bougies.

}j

3

FABRICATION SUR DESSINS

35

-t*

,

g

T

de lustres, tprnndoles, suspensions, luntemes, etc.

g

T ©t d.® t o v ite s e r t ® d.® b e c s à. g raz.

-

î \\ vz»7***~

3jj

A ireueft ©*

n

T: Dorure, argenture et nickelage sur tous métaux, g

F ' A . S F l I C A . T I O l S r S O I G N É E ,

3

1

3

R A Y O N S P È C I A L

3

POUR CYCLISTES

3

---1« Licyclouos île première marquo

3

CRESCENT. -*s

3

---T ? Accessoires cl jm-cd lUtuchccs.

1

---PRIX MODÉRÉS. irOpBs H itr SVSTftMK EDISON Seul ilépil île cylindres

de lu iikiIsoh rdnonmtt A . r. C . C .

il’lulic. t

S E F A -

. £

Grund Dépôt. Rue F.stî 2nptiô, 7, Sbwboul,

{ireni dtii d'airs lires, trata, tic. |*

Eski bir takvim altı, bisikletli sporcu Ajîllrf. L j ! Al J _j

¿»O

J A^İL.»- jVO j \ oUMjj» >a ^ JI-lLI ^.1*- - 1--li AÁJkM AjbuJj ^ Uj ^ ^ Á j> t s ~ '(Z-5^ iS-*—**' u j f i jj^jUäW f i o J jA • jJ-• J J t ' J b j í

27 TOMBAK

(6)

P A R S

V E

T A R Z A N

D O L A Ş I Y O R i

Bunların dolattığım gBmMKttnfc mİ T «m» tlmt* m tattı tswihtirf U i i t i , « bllnranz,

Magaznun* riya/«! ed'mz.

tarm o « o>ıtt* UrtkUsm ItyU w r ü m # m ı» Mete kiı uçuk ntıMöal ta HM. s # n . prM rMdi n

tnH» Btsftkttırt tu t» çıı tarmcefcku.

Bahusus.

Nam yapmış bir Bisikletle dolaşmak h e r k e s i n t a k d i r i n i k a z a n ı r .

cak, bu dönemde çok işe yaradığını düşünüyorum. Savaş ne­ deni ile aksayan taşımacılık, kısa mesafeler ve hafif yükler için iyi bir çözümü bisiklet ile buldu. Sessiz, ucuz, hafif, yakıt gerek­ tirmeyen ve yer tutmayan bir dost...

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında bisiklet hızla yurda yayıldı. Özellikle İstanbul, İzmir, Adana, Antalya, Bursa’da bisiklet sayı­ sı otomobil sayısının on, Konya’da ise otuz katına çıktı. Ucuz, yararlı ve az yer tutan bir araç olması, gençler tarafından hem oyuncak, hem de spor aleti olarak kullanılması, bisikletin popü­ laritesini artıran nedenler arasında sayılabilir. 1930 ve 1940 yıl­ larında artık genç kızlarımız da bisikletle tanışmışlardı. Beyoğ­ lu, Şişli, Bebek, Tarabya, Suadiye, Erenköy, Moda veAdalar’da gençler kız, erkek karışık bisikletle dolaşıyorlar ve bu güzel ara­ cın keyfini çıkartıyorlardı. İkinci Dünya Savaşı’nın sıkıntısı ge­ çip, 1950’li yıllarda ithalat rahatlığı gelince, Türkiye bir sürü ye­ ni marka ile tanıştı. Bu yıllarda onun için uykusu kaçmamış, onun için ağlamamış, onu kıskanmamış, ona bir kez dokunabil­ mek için gururundan ödün vermemiş kaç çocuk vardı acaba? Bugün bisiklet sevgimi, ona olan aşkımı bir bisiklet koleksiyonu­ na kadar götüren duygum, aslında çocukluğumda hiç bisikleti­ min olmamasındandır. Memur olan babamın hemen her yıl bir vilayetten diğerine sürülmesi sonucu hiç belimizi doğrultama­ dık, ben de 30 yaşıma kadar bisiklet sahibi olamadım.

Benim bu tek yanlı amansız aşkı ümitsizce yaşadığım 1955 yıllarında, yukarıda saydığım İstanbul semtlerine ek olarak Ak­ saray civarındaki tek 400 metrelik asfalt yol olan Mesihpaşa Caddesi üzerinde yoğun bir bisiklet trafiği vardı. Zengin birkaç ailenin çocukları ile ancak kiralık bisikletlerle yarışabildiğimiz bu devirde benim de kiralık bir sevgilim vardı. Aksaray tramvay de­ posunun yanından kiraladığım bordo Rudge ile Mesihpaşa’ya

Çeşitli mecbua ve gazetelerde yer alan bisiklet ilanları.

(7)

1963 yılında Muzaffer Onay’ın, Hulusi Şenkaya ve Leon Alaluf ile birleşerek "Bisiklet Sanayi Limited Şirkeff'ni (Bisan) kurduğunu görüyoruz. Bisan uzun yıllar “Türkiye'de tek komple bisiklet fab­

rikası" unvanını korudu, (sağda)

gelene kadar 10 dakika geçer ve tamamı 50 ku­ ruş olan kira bedelinin önemli bir bölümü bu şe­ kilde boşa gitmiş olurdu. Eğer Rudge’ım benden önce davranan bir başka çocukta ise bisikletçi­ nin önündeki limon sandığına oturup beklerdim. Geçmişini ve markasını o zaman pek iyi bilme­ den aşık olduğum sevgilim meğerse bir asilmiş! Yıllar sonra konuyu daha derinlemesine incele­ yip, neredeyse uzmanı olunca Rudge’ın bisiklet dünyasının bir yıldızı olduğunu sevinerek öğren­ dim. Rudge, ünlü İngiliz dikiş makinası fabrikası Coventry Sevving Machines tarafından Notting- ham’da üretiliyordu. Aynı fabrikada tanıdığımız üç büyük marka imal edilmekteydi: Raleigh, Humber ve Rudge. Raleigh, çok el değiştirmesi ve farklı ülkelerde üretilmesine rağmen günümü­ ze kadar erişebildi. Halen Türkiye’de üretilmek­ te. Kullanılan aksesuar markaları da ayrı bir prestij unsuru idi. Örneğin, bisiklet selesinin, şimdi bile en geçerli markası olan Brooks tara­ fından İngiliz köselesinden, vites ve kontrpedal düzeninin ise gene bir İngiliz markası, Sturmy Archer tarafından yapılmış olması, bisikletin de­ ğerini çok arttıran nedenlerdi. Armut pompalı kornalar, çın-çın ziller, dinamolu lambalar ve zin­ cir kapmasın diye pantolon paçalarına takılan maşalar ise unutulmaması gereken diğer akse­ suarlar arasındalar.

1960’lara yaklaştığımız dönemlerde, Kadıköy

yakasında ve Adalar'da bisiklet, gençler için vaz­ geçilmez bir dost olmuştu. Arkadaş gruplarının oluşumu, plaj kaçamakları, Saat 5 gezileri, ak­ şam yemeği sonrası buluşmaları... Bisikletin tüm bu olaylarda vazgeçilmez bir rolü vardı. İyi aile kızları bisikletlerine belli saatlerde binerlerdi. Bu bisikletler seçkin markalardan olup, kadroları ön­ den açık, arka lastikleri tel örgü bir elek ile etek­ leri kapmayacak şekilde korunmuş, genellikle pembe renkli olurlardı. Bisiklet giysileri ise bu işe uygun dizayn ve markalardan seçilirdi. Genellik­ le yurtdışından getirtilen bu giysilerin etiketleri İngiliz HardyAmes, Fred Perry, Amerikan Reve- re ve Robert Bruce olurdu. Bisiklete iyi binen gençler ise, razı edebildikleri kız arkadaşlarının bisikletin ön demirine yan oturtarak biraz daha

BİSAN DÜNYASINDA

YENİ BİR YILDIZ

HUDAVERDÍ.

(8)

uzaklara götürmeyi başarırlardı. Bugünlerde Erenköy, Yeşilköy ve Adalar’da hafif çarpık yü­ rüyen 55-60 yaş arası hanımlar görürseniz anla­ yın ki bu kusur, vaktiyle bisikletin önüne yan bin­ mekten kalan bir hatıradır. Bisiklet üzerinde hafif akrobatik hareketler yapmak, gidonu bırakıp el­ leri iki yana sarkıtarak gitmek, yokuş aşağı ka­ yarken pedalları çıtırdatarak ters çevirmek, bisik­ letin arkasını savurtarak dönüşler yapmak en gözde hareketlerdendi.

1960 yılından sonra bisiklet ithalatı çok yavaşla­ dı, beş cente muhtaç olduğumuz yıllarda ise Al­ lah’tan ilk Türk bisiklet fabrikası Bisan, çoktan kurulmuştu ve ihtiyacımız karşılanıyordu. Bisan, bugün tüm dünya markalarına kafa tutacak kali­ tede bisiklet üretiyor, ilk Türk bisiklet imalatları arasında eski yarışta Sayın Cavit Cav’ı da unut­ mamak gerek. Bizim hikayemiz, klasik bisiklet­ lerin sonu olan “mountain-bike”ların piyasaya çıktığı güne kadar geliyor, bisikletin koleksiyon konusu olarak ele alınabilen çeşitleri benim için o noktada bitti. Belki 50 yıl sonra, “mountain-bi- ke”lar antika sayılırsa, oğlum Selim, Tombak için bu konuda bir yazı hazırlar...

7 Gün Dergisi’nin kapağı, 7 Haziran 1938

Amatör, Sayı 5 (Şubat 1945)

(9)

Yüzyılın başı Avrupa basınından:

KARİKATÜRLERDE TÜRKİYE

(10)

S U M M A R Y

TH B IC Y C L E S A D V E N ­

T U R E IN T U R K E Y

The bicycle was first mounted in the garden of a palace in France in 1791. It was called the “Wooden Horse” and soon made its way around Europe, over to the Americas and the four corners of the world. On th e 31 A u g u s t, 1855, T ank Newspaper reported that the bicycle had made its appearan­ ce to the astonished people of Istanbul. The news item stated that a certain foreigner by the name of Thomas Stefance had come to Istanbul via Thessalo-

d a ys.In th a t sam e p e rio d a bicycle manufacturer (Securi­ tas) in France promoted its pro­ duct with the claim that it was sturdy enough to make the jo­ urney from PARIS to ISTAN­ BUL. From this we surmise that the bicycle manufacturers con­ sidered the Ottoman Empire to be a potentially fruitful market. Promotion of the new conve­ yance began in earnest. Yet the reaction from the conservative moslem populace was not very positive at first. It was conside­ red an innovation of Satan.

By the end of the nin e te ­ enth century the people had gotten used to the idea of the b ic y c le . S ales so a re d . The bicycle made its way into the li­ terature of writers like Refik Ha­ lit Karay and Tevfik Fikret. By the begining of the twentieth century the bicycle was seen everywhere in Istanbul. The yo­ ung men sporting bikes were renowned for their vulgar, rude behaviour and lack of concern for the safety of others. In this w ay one m ight add th a t the contemporary obssession with Mercedes and the reputation of

their drivers is a continuation of | this tradition.

P rom otion of the bicycle was through racing, the first one being held in 1897 in Thes- salonica. A velodrom was later built in Tepebasi, Istanbul. Bur­ sa was next to follow the trend and thus the two-wheeler soon was available everywhere. In the first years of the Republic the bicycle became even mo­ re wide-spread. There were as many as twenty times the num­ ber of bicycles as cars in Tur­ key at that time. In the 1930’s young girls began to use them as well. After the austerity im­ posed by the Second W orld War, the 1950s saw an influx of imported bicycles. With the easing of im port restrictions T urkey was in tro d u ce d to a greater variety of brands and styles. After the advent of the 1960s imports wained and the first Turkish bicycle producer, Bisan, came into being.

B ic y c le ra c e in B u rsa , 1907. Young G e n tle m a n in th e country. P o lic e u n it m o u n te d o n bike s.

(11)

adı gibi unutulup gitti... Yaklaşık yirmibeş yıl son­ ra yeniden ortaya çıktığında yeni adı, Latincede “hızlı taşırım” anlamına gelen bir ifadeden türe­

tilmiş ve o yıllarda şehirler arası posta hizme­ tinde kullanılan atlı arabalara da takılan “ceieri- fere” olmuştu. Fransız ihtilali sırasında bu isim

Üste Solda,

Baron Von D R A IS 'in koşm a m akinası DRAISINE. 1820 Alm anya Üstte Sağda, C E LE R IFE R E Timsah başlı koşm a aleti. 1780-1790 En Solda, Prens Fürstenberg koleksiyonundan D R A IS IN E Solda W illard SA W YE R bisikletin atası Quadricycle üzerinde 1850 D o ve r İngiltere

(12)

“vélocipède” haline dönüştü. 1950’li yıllarda Türk- çede bisikletin bir eş anlamı olan “velespid” bu­ radan gelmektedir. Aynı yıllarda Almanya’da baş­ ka bir ad geçerliydi: Draisine. Bu isim aynı za­ manda bisikletin Almanya’da 1817 yılında alınan ilk patentinde de geçiyordu. Patentin sahibi

Ba-Üstte Solda, E rn e st M IC H A U X

im alatı M IC H AU D IN E (Fransız 1867)

(13)

variayalı Baron Kari Friedrich Drais von Sauerb- ronn (1785-1851), üçüncü ¡ismini Draisine’e çe­ virerek buluşuna isim yapmıştı.

Daha önce bir denizaltının, bir periskopun ve bir tür yazı makinasının planlarını çizmiş olan Fried­ rich Drais, ilk olarak dört tekerlekli bir koşma ma- kinası tasarlamıştı. O yıllarda bu gibi yeni buluş­ lar kralların, prenslerin, prenseslerin, asillerin ve diplomatların seyirci olarak katıldıkları gösteriler­ de tanıtılırdı. Baron von Drais, dört tekerleğin aks­ larının ortasına gerili kösele bir seleye vücut Ağırlığını vererek düz bir alanda ayaklarını yere vurarak uzun süre koşabiliyordu. İlk gösterisini Napoleon’u hezimete uğratan Rus Çarının Karls- ruhe’ye yaptığı resmi ziyaret sırasında gerçek­ leştiren von Drais buluşuyla çarı çok etkilemişti. Dört tekerleğin sürtünme nedeniyle hareketi zor­ laştırması üzerine, önce üç, sonra iki tekerlek ile

deneyler yapan Drais, sonunda iki tekerlek üze­ rinde dengede kalmayı başarınca bisikletin ilk halini keşfetmiş oldu.

Baronun bu aracı daha önce Paris’de Sivrac Kontu tarafından kullanılırken görmüş olması ya­ da anlatılanlardan yola çıkmış olması da müm­ kün. Drais’in bundan sonra geliştirdiği yenilikler arasında, ön tekerleğe bağlı pedallar ve yine ön tekerleğin sağa, sola dönmesini sağlayan dikey mil ve yatağı var. Böylelikle o güne kadar sade­ ce yokuş aşağı yada yere ayak vurularak düz gi­ debilen Draisine, artık pedallar ve gidon yardımı ile her yere ve her yöne gidebilir olmuştu. Bir di­ ğer söylenti bu gelişmeleri başka bir olaya bağ­ lıyor: Bu anlatıma göre, Baron von Drais günün birinde yokuş aşağı giderken karşısına bir köpek çıkınca düşerek Draisine’nini kırmıştı. Tamir için aynı zamanda çilingirlik de yapan bir

marango-FANTOM R eynolds & M ays im alatı İngiliz 1869 Velocipede

(14)

Üstte Solda, C H A LLE N G E S in g e r & Co. ürünü İngiliz 1885

Üstte Sağda, R O U SS EA U im alatı M onosiklet M arsilya 1869

Altta, M E Y E R b isikle ti A lm anya 1873

za bırakılan Draisine, burada maran­ gozun küçük oğlu Ernest’ln çok ilgisi­ ni çekti. Baron’a bildirilen bir haftalık tamir süresini babasının kalfasına yal­ vararak birkaç saate indiren Ernest, geri kalan sürede Draisine’e beceri ile binmesini öğrendi. Üstelik bazı yeni­ likleri de bisiklete katarak...Mesela pe­ dallar ve sağa sola dönebilen ön te­ kerlek. Bir hafta sonra Draisine’i tes­ lim almaya gelen Baron bu değişiklik­ lerden çok hoşlanarak Ernest’le bah­ se tutuşur. Eğer Ernest pedallar yar­ dımıyla 25 metre gidebilirse Draisi-

(15)

Solda, L A K IN ’s siklom etre b isikle t için m il g ö stergesi

Ortada, A m e rikan y a p ım ı 1896 TON K M anufacturing Co. Tahta, O LD H IC K O R Y m od e l b isikle t ve çatal, gidon ve e l tutamağı, ana d işli detayı Altta, Fransız b isikle t satış tam ir ve boya m erkezi. C om pagnie Parisienne (Lem ercier & Cip) 1869

MANEGE

COUVERT, 27

RUE

JEAN GOUJON, 27

(16)

C O V E N TR Y RO TAR Y TR IC YC LE 1884 (İngiliz) B ir büyük ik i küçük tekerlekli

Ve Laufmaschine (koşma makinası) adını verdi­ ği aracıyla, 12 Haziran 1817’de Mannheim- Schwetzingen arasını (15 km.) bir saatin altında gidip gelerek aynı yolu bir posta arabasından daha çabuk aşar.

Bisiklet bu olaydan sonra çok popüler olur. Ba­ ron ise artık ilk bisiklet üreticisi sıfatını kazanmış durumdadır...

Bu öykü, 1935 yılında İstanbul Ülkü M atba­ asında basılmış “İlk Bisiklet Nasıl Keşfedildi” ad­

lı küçük bir kitapçıkta anlatılmaktadır. Yazarı bi­ linmeyen, ancak tercümesi Mücahit tarafından yapılmış diye belirtilen bu kitapçığı bulmak ko­ lay değil. Kendi bisiklete meraklı olmadan, bu konuda olağanüstü güzellikte bir kitap yaratan Gökhan

Akçura, “Bisiklet Kitabı” adlı yapıtının son bölümü­ ne tıpkı basım olarak bu kitapçığı eklemiş. Bu ya­ zının hazırlanmasında kaynak olarak çok yararlan­ dığım bu kitabı her bisiklet meraklısına öneririm.

(17)

Üstte Solda, Ressam PAUL D U P O N T çizim i D E E S S E 1898 Paris Reklam po s te ri Sağda Üstte, 1890-1895 1895 Üç a d e t reklam po s te ri Altta,

G ladiatör bisikletleri ilanı Paris 1900

(18)

Üstte Solda, İtfaiyeci bisikleti BSA (İngiliz) 1905 Üstte Sağda, H a fif p iya d e bisikleti.

B ia n ch i (İtalyan) 1912

Altta, Piyade subayları için m erasim bisikleti. B ia n ch i (İtalyan) 1914

Bisiklet, 1850 başlarında Fransa, İtalya, Alman­ ya ve Amerika’da benzer yeniliklerle yaygın ola­ rak üretilmeye başlandı. Fransa’da ilk patenti 1850’de Michaux adlı bir teknisyen aldı. 1861 yı­ lında bu araca Michaudine adını veren Michaux ilk yıl içinde 160, ikinci yıl içinde ise 460 bisik­ let satmayı başardı. 1867 Paris Evrensel Sergi- si’nde yeni modellerini sergileyerek, tamamı tah­ ta bir bisikleti 1800 franga Sagan Prensi’ne sa­ tan Michaux, bisiklete fren tertibatı gibi bazı ye­ nilikler de uygulamıştı.

Aynı dönemlerde, üzerinde dengenin kurulması oldukça zor olan büyük tek tekerlekli “Monocyc- le” ve bir büyük, bir de küçük tekerlekli “Vélocipè­ de” modelleri de, önce 1873’de Almanya’da, son­ ra 1878’de İngiltere’de patent aldılar. Tasarım ola­ rak çok güzel fakat kullanımı sırasında binilmesi zor ve tehlikeli olan bir başka Monosiklet, Marsil- yalı yapımcı Rousseau tarafından 1869’da de­ nendi. Bu, bir büyük ana tekerleğin içinde dönen değişik çaplarda daha küçük tekerleklerle yapıl­ mış bir araçtı. Sürücü, çapı 2 metreyi geçen ana tekerleğin ortasında bulunan ikinci tekerleğin üs­ tündeki seleye oturuyor ve tüm sistemi pedallar aracılığıyla hareket ettiriyordu. Ancak Monosik­ let hem ağırlığı, hem büyüklüğü, hem de hızlan­

Referanslar

Benzer Belgeler

Özkan U ğur'un söylediği ve albümdeki ikinci bestesi olan Bazen'de ise Mazhar Alanson kısa kelimelerle şarkının sözlerini yazarken. Mazhar'ın akustik

Osmanlı Diplomatiğinde Mühür ve Bir Vaka Olarak Sahte Mühür Kullanımı Seal in Ottoman Diplomacy and Use of Fake Seal As

Özellikle 1953-1955 yılları arası Menderes’in kişisel olarak devreye girmesinin yanı sıra, zaman zaman yardımcısı Zorlu ve Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Erkin

Bu tartışmada başvurulacak soru şu olmalıdır: tek tek depremlerin doğru, güvenilir öndeyisi gerçekçi bir bilimsel hedef midir ve eğer öyle değilse deprem kuşağı

Mahalden olan ısı kayıpları birçok faktöre bağlı olmasına ve ısıtma yapılan bir mahal için en önemli ısı kayıpları dış ortam sıcaklığına bağlı olarak

Mahalden olan ısı kayıpları birçok faktöre bağlı olmasına ve ısıtma yapılan bir mahal için en önemli ısı kayıpları dış ortam sıcaklığına bağlı olarak

gördürülmesinde hizmet, (a)kamu idaresi tarafından doğrudan doğruya görülebilir (b) hizmetten sorumlu kamu idaresinin kurduğu diğer kamu tüzel kişisi

 Kombinasyon sendromu üst çene tam dişsiz arkın Kombinasyon sendromu üst çene tam dişsiz arkın karşısında alt çenede Kennedy Sınıf I diş.. karşısında alt