• Sonuç bulunamadı

Kariyerinin ikinci baharını yaşayan Mazhar Alanson:Şöhret afettir

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Kariyerinin ikinci baharını yaşayan Mazhar Alanson:Şöhret afettir"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

PAZAR, 20 Şubat 2000

Hurrıye

röportaj

Kariyerinin ikinci baharını yaşayan

Mazhar Alanson

M

I I azhar Alanson'un radyo için yaptığı reklam cıngılı radyolardan istek üstüne istek aldı. O kadar çok tutuldu ki, hiç hesapta yokken televizyon reklamı çekildi. Alanson artık eskisi kadar asabi de değil. Bu röportajda reklamın ortaya çıkış öyküsünü, son yıllarda mülayim olm asının sebebini, M FÖ 'y e dair düşüncelerini, serserilikten nasıl vazgeçtiğini, marazi çocukluğunu okuyacaksınız.

■ Zeynep GÜVEN

başarılı bir reklam.

■ Siz dışarıdan nasıl

göründüğünüzü düşünüyorsunuz?

- Başkalarından duyduğum şu. Benden çekiniyorlarmış. Benim öyle adım çıkmış. Onu kabul etmez, bunu yapmaz, kolay beğenmez diye. Öyle değil aslında.

■ Bu durum hoşunuza gidiyor mu?

- Hoşuma gidiyor, ama bazen de şaşırıyorum. Herkese de insan aynı yakınlığı gösteremiyor. Ben aslında yanımdaki ilk insanla öyle

konuşurum.

M

a zh a r a b

İ

beğ en m ezi

■ Soğuk ve mesafeli. Bu ekran görüntüsü olabilir mi?

- Geçen gün böyle bir konuşma geçti. Reklam nasıl dediler, ben iyi dedim. Mazhar Abi de hiç bir şeyi beğenmez dedi Cem (Yılmaz). Ben de sonra evde söyledim. Benim

beğenmem biraz zor çünkü yaptıklarıma layık olmak istiyorum.

■ MFÖ dağıldıktan sonra

çevreniz değişti mi?

- Hayır. Benim çevrem zaten değişikti. Ankara'da başka bir çevrem var. Daha uysal insanlar. Şarkıları dersen, çoğunu Ankara'da yaptım. Fuat'ın ve Özkan'ın da ayrı çevreleri vardı hep. Mesela ben Cem'le filmi yaptıktan sonra onun bütün arkadaşları ile tanıştım. Kemal (Kenan Ergen)'i nereden tanıyabilirdim ki.

■ Cem Yılmaz ve arkadaşları hayatınıza bir renk getirdi mi?

- Getirdi getirmesine. Birbirimize bir şeyler vermişizdir. Ama film çekimleri sırasında belli bir noktada ben Ankara'dan eşimi çağırmak zorunda kaldım. Çünkü sabaha kadar uyutmuyor Cem adamı. Baktım filmi çıkaramayacağım, gel dedim.

■ Çok eğleniyordunuz herhalde.

- Eğleniyorduk gerçekten. Bak o filmde dikkat et, ikimizin oyununda çok tabii birşey vardır. O sabah akşam birlikte olmaktan oldu.

■ Ankara'daki çevreniz nasıl?

- Operacılardan senfonideki arkadaşlardan oluşan bir çevre.

Benim eşim operacı. İstanbul'da başka bir çevrem var. Tasavvuf müziğine merak sarmıştım. Öyle bir çevrem oldu. Bir de Cemler'in çevresi.

E

ş

İM BASINA ÇIKMAZ

■ Karınızı neden çok az tanıyoruz?

- Kendisi öyle istiyor. Fuat'ın karısı da öyle, çok basma çıkmazlar. Bir de Ankara'da olduğu için. 71'de Fuat'la "Türküz Türkü Çağırırız" diye bir şey yapmıştık. Orada iki şarkı söyledi bize. Kendisi de sanatçı olmasına rağmen başka bir şey yapmak istemedi. Ben çocuklarımın da bu mesleğe girmelerini istemedim. Kızım 25 yaşında turizmci, oğlan 12. Ben çok erken evlendim.

■ Hayatın sırrını çözmüş gibi bir haliniz var.

- Yok öyle birşey. Sadece ölümlü olduğumuzu kabul ettik. O belki biraz rahatlattı. Neşe geldi ondan sonra.

■ Ne zaman?

- Yakında oldu. Eski vesveselerim

kuruntularım gitti. Çeşitli isimleri var, paranoya, panikatak, şu, bu. Hepsinden geçtik onların. Sırrını filan çözmedim de daha bir rahatladım sayılır.

■ Mülayim oldunuz.

- Bunu da hiç sevmiyor insanlar.

■ Asabi halinizi mi görmek istiyorlar.

- insanlar hep bir olay istiyor, hep bir şeyler bekliyor. Fotoğrafçıların resim çekerken başka pozlar vermeni beklemesi gibi. Halbuki ben ileride hatırlanacak bir kaç şarkı yazdım, o kadar. Bütün mesele bundan ibaret. Biraz da Türkiye'de sanata kendini gerçekten veren, gerçekten sanatı seven insanların sayısı da çok

olmadığı için, seviyor olabilirler. Şarkı sözlerim için çok iyi diyorlar. Tamam kabul ediyorum, çünkü çok

uğraşıyorum. Hiç bir zaman lokanta açayım, bar açayım gibi dertlerim olmadı.

■ Ben yine ısrar ediyorum. Sizin dünyevi bir görüntünüz yok. Uhrevi bir kişilik gibi dolaşıyorsunuz.

- O işte aşık olmaktan. İki arada bir

derede kalıyorsun. Aşık olanlar bilirler. Aşka aşık olmuş diyoruz ya.

■ Tasavvuftaki aşk kavramı gibi mi?

- Yok canım olur mu? Aşk aşktır. Tasavvuf meselesini soruyorlar hep.

■ Bir de tarikat meselesi var.

- Ben işin kültür tarafındayım. Mesela MFÖ'nün yaptığı her longplay'e bir tane ilahi alıyoruz ve onu aranje ediyoruz. Bu yüz yıl öncenin ilahisini alıp aranje ettiğiniz vakit bu bir kültür hizmeti oluyor. Yoksa bir şeyin propogandasmı yapacak halde değiliz.

■ Siz yaklaşık bir yirmi yıl filan şöhreti beklediniz.

- Evet meşhur olduğumuzda 34 yaşındaydım.

■ Geleceğine mi inanıyordunuz, gelmeyeceğine mi?

- İllaki istiyorduk. Bugün, o zamanki gibi aldırmıyorum tabu. Elmanın tadına baktık.

■ Tatlı mıymış?

- Şöhret afettir diye bir laf vardır, tasavvuftan bir laf. Sevilmek hem güzel hem zor.

Ş

a

ŞIRDIM KALDIM

■ Nasıl çıktı bu reklam?

- Diğerleri gibi çıktı. Sipariş aldım ve üç tane yaptım. Beni serbest bıraktılar, zaman olarak, sözler olarak. Biliyorsunuz cıngıllar kısadır. Limitimiz yok dediler. Üç tane onların isteği üzerine bir tane de hediye olarak içimden geldiği için yaptım. İster kullanın ister kullanmayın dedim. En çok tutan da o oldu. Alo Alo diye başlayan.

■ Cıngılın radyolardan istek almasına ne

diyorsunuz?

- Şaşırdım kaldım, anlamadım. Diğer

müzisyenler, radyo spotu yapanlar, şarkı yapanlar düşünsünler. Ne oldu da bu kadar tuttu? Darbukadan mı, ses tonundan mı? Bir şey var demek ki.

■ Televizyon reklamı fikri, baştan beri var mıydı?

- Hayır öyle bir şey yoktu hesapta. Reklam tutunca yapıldı.

■ Size birşeyler oldu. Artık eskisi kadar asabi değilsiniz.

- Evet doğru. Asabi değil de vahşi bir tarafım vardı. Zamanla değişti.

■ Yaşla mı ilgili bu?

- Hayır yaşla ilgili değil. Zamanla artık sinirlenmenin bir fayda

getireceğine inanmıyorsun. Sinirli bir kişiye sinirlenerek tepki

gösterdiğinde, işin iki katı daha reaksiyon almaya doğru gittiğini görüyorsun. Birinin daha alttan alması gerekiyor.

■ Aganigi reklamına çıkan Özkan Uğur'la bu alanda rakip oldunuz birbirinize. Onu nasıl buluyorsunuz?

- Özkan'ı çok beğendim. Çok

Koca

kafa

Mazhar

■ Ortaokulda çok iyi bir öğrenciymişsiniz. Sonra babanızı kaybetmişsiniz ve serseri bir çocuk olmuşsunuz. Tabancalar bıçaklar...

- Evet, bir sene. Sonra gitar aldım, aşık oldum geçti.

■ Gitara mı aşık oldunuz bir kıza mı?

- Kıza aşık olmuştum. O aşk zaten hemen geçiyor gidiyor. Sonra gitarla aşkın sıkıntılarım anlatır hale geliyorsun. Gitar aşktan yadigar kaldı. 18 yaşındaydım o zaman.

■ Kardeşiniz var mı?

- İki büyük ablam vardı. Biri öldü. Aramız 10-12 yaştı. Beni bebek yapıp evcilik oynuyorlarmış.

■ Anneniz hayatta mı?

- Hepsi gitti, bir ablam var şimdi.

M

a

RAZİ BİR ÇOCUKTUM

■ Nasıl geçti çocukluğunuz?

- Biraz marazi bir

çocuktum. Korkularım vardı. Tiklerim vardı. Boynumu oynatırdım. Ay kainim ağrıyor diye sınıftan dışarı çıkardım, eve götürürlerdi. Annem öğretmendi, onun arkadaşlarıyla okudum ben ilkokulu. İlletli bir çocuktum. Koca kafa M azhar derlerdi.

■ Tiyatroya nasıl başladınız?

- Babam senfonide baş trompetçiydi. Teyzem operacıydı. Tiyatroya gir dediler, sınavlara girdim kazandım.

■ Sesinize aşık oldu değil mi hocalar.

- Hayır onu ilk keşfeden sensin, bir de sizin

sorduğunuz o 22 kişi.

S

o l o a l b ü m m a y is

'

t a

■ M FÖ ile eskisi kadar sık çalışmamak iyi geldi mi size?

- Tabii iyi geldi. Çok iyi geldi. Kendimi daha özgür hissediyorum. Ara sıra da onlarla iş yapınca çok hoşuma gidiyor. Devamlı o bağlılık, herkesin eşit muameleye tabu tutulma zorunluluğu. Yani birinin elinde çiçek olacaksa, öbür ikisinin de çiçek alma zorunluluğu. Bunlar bir yere kadar iyiydi. Zaten o

kendiliğinden arasını veriyor. İlk Fuat, ben solo albüm yapacağım dedi. Sonra ben anlaşma yaptın). Özkan başta kızdı bu işlere. Ama bunlar olmasaydı belki de o reklam olmayacaktı. Herşey

yolundadır yani. Ben böyle yalnız çok rahat hissediyorum kendimi. Bu yaştan sonra kimseye hesap vermeden iş yapmak hoş bir şey. Mayıs ayında benim de solo albümüm çıkacak.

■ Buraya gelirken 22 kişiye sordum, Mazhar Alanson'un en çok neyini beğeniyorsunuz diye. Hepsi aynı şeyi söylediler. Siz ne olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?

- Hiç tahmin edemiyorum. Neymiş?

■ Ses tonunuzu ve konuşma biçiminizi.

- Öyle mi? Gözlerimi daha keşfetmemişler demek ki! Şimdi bir tane koyunlu reklam var. Orada beni taklit ediyorlarmış. Sen mi yaptın diye soranlar oldu. Aslında çok sigara içiyorum ve sesim kısık şu aralar. Joe Cocker'la Tom Waits arası bir

noktadayım.

■ Reldamm bu kadar tutmasının sebebi de ses tonunuz ve farklı konuşma şekliniz mi?

- Tam öyle

diyemeyebilirim. Biraz da bu işi devamlı aynı kişilerin yapmasından ileri gelen bir yeknesaklık ve milletin yeni bir şeye açlığı da olabilir. Söyleme tarzmda da bir

farklılık, ilginçlik olmuştur tabii.

öhret afettir

Referanslar

Benzer Belgeler

2- Lisemizin Emekli Öğretmenleri de davetli olup, G iriş Kartlarını 14 Aralık 1981 Pazartesi günü saat I4:00’ten itibaren Sayın Ferruhzat Turaç’tan

Bu­ güne dek hiçbir yazarın sormadığı bir soruyu bile sordu kendine “Ne­ den bu kadar çok sattı bu kitap.. A- caba bende farkında olmadığım bir bayağılık mı

İki yıl önce Yavuz İran üzerine yürürken o Kızılbaşlara karşı S ü n ­ nilik dolayısile memnun olup ta­ rafsız kalan Mısırlılar bu sefer teh­ likeyi

'Müzelik 7 Yeşil çam Türker Inanoğlu Vakfı (TÜRVAK) tarafından hazırlıkları sürdürülen Türkiye'nin ilk özel Sinema Müzesi ve Kitaplığı’nın,

Keywords: Rohingya, Human rights, Social rights, Challenges Facing Religion Especially Islam, Refugee Crisis, Security Implications, Southeast Asian and

Binanın harap bir durumda olduğunu, dik bir yar üzerinde yer aldığım ve dalgaların rıhtımın altım oyması nede­ niyle evin kaydığım belirten Hadiye Hanım,

Latmos Da ğı’ndaki 8000 yıllık, Burunkaya’da ve İzmir Karabel geçidindeki 4000 bin yıllık resimli yazılar, bugün Ege kıyılarında bilinen en eski tarihöncesi ve

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kaliteli eğlence programı yapan fazla televizyon kanalı olmadığı için birçok kişi söz konusu yarışmayı izliyor.. Zaten bu