Biiyiik dostumuz Claude
Farrere ile mülakat
Birinci dünya harbinin
kara
günlerinde
Türklerin
bize
düşman
olamıyacakları-nı anlatmağa çalıştım
ve haklı çıktım.
Muzaffer Mustafa Kemal ordusu
nun gelişini de gördüm ve
onunla da görüştüm
Claude Farrere muharririmizle goruşuyor Dün saat 13.30 da Kızkulesl
açığında ufak bir römorkörden «Ankara» vapuruna geçtim. Ka mara memurlarından birine rastlar rastlamaz:
— Claude FarrĞre’in kamara sı nerede? diye sordum.
— Sizi götüreyim, dedi. Geniş bir salondan geçip koridora girdik. Soldan ikinci kamaranın kapısını vurup açan memur, ziyaretimi haber ver dikten sonra bana yol verdi. Girdim.
. Köşedeki koltukta güler yüz lü yaşlı bir zat oturuyor. Saçı
bembeyaz, kaşı bembeyaz, mun tazam taranmış sakalı bembe yaz, elbisesi, gömleği bembeyaz, yalnız çoraplariyle ayakkabıla rı kahverengi. Yüzü dinç, göz leri canlı, fakat umumî hali yaşlı.
Güçlükle yerinden doğruldu. Sağ elindeki kalın bastona yas lanıyor. Zorla yerine oturttum. Claude Farrere epey heyecanlı.
— Sizi, dedim, Istanbulda bekliyen dostlarınızın sayısını bilseniz...
(Arkası 4 üncü sahifede)
l i l i l í UiSJüg
-tt-SöUlIrö
I 9 A ' I a ¿a kú * ■ ?■ / 9 <r0(Baş tarafı 1 inci sahifede) Gözleri daldı. Yarını asır ön ceki îstanbula ulandığı belli oluyor. Ağır ağır, tane tane ve çok kibar bir tavırla konuştu:
— 48 yıl önceki îstanbulu dü şünüyorum. Bu gazel şehre 1902 de İlk defa geldim ve 1904 e kadar kaldım. O zaman Plerre Lotiyle aynı gambotta bulu nuyordum. O, benim komuta nımda Sonra 190Ö inkılâbına şahit oldum. O heyecanlı gün leri Türklerle beraber yaşadım. Daha sonra tatsız günler geldi. İstanbul İşgal altında kaldı. Bense bütün harb boyunca ken di milletime Türklerln düşman olamıyacaklarım anlatmaya ça lıştım. Üzerimde subay ünifor ması olduğu halde göğsümde Mecidiye nişanını taşıdım ve Pariste, birinci cihan harbinin en karanlık günlerinde kon feranslar vererek Türk - Fran sız dostluğunu savundum. Türklerln bize düşman olamı- yacaklannı, belki kısa bir za man İçin rakip olabileceklerini haykırdım. Ve bu İddiamda haklı çıktım.
ulaşmıştı. Tanınmış yazarın 26 yıllık sekreteri M. Alfred Sexer İle beraber önce Vali ve Bele diye Başkanı adına vilâyet protokol müdürü Nabi Up, son ra Turing Klüp adına Kadri Cenanl ve Milli Eğitim Bakanı adına Yüksek Ticaret Okulu profesörlerinden Saffet Şav, gazeteciler ve bir yığın ziya retçi kapıda göründüler. Usulca çekildim.
Şahap BALCIOĞLÜ
Bir an durdu. Derin bir nefes aldı. Sonra devam etti:
— Ben bu memlekette Musta fa Kemalin muzaffer ordusunun gelişini de gördüm. Ordunun ilerlediğini haber alınca İstan- buldan İzmlte, oradan da Ada- pazarma geçip muzaffer ko mutanla tanıştım. Türkler o sı rada Fransızlarla henüz sulh anlaşmasını İmzalamış olma dıkları halde benim İçin bir tak kurup nefis bir tören yap tılar. Mustafa Kemal beni dost ça kabul edip görüştü. O konuş mamızın bende derin izleri kal dı.
Durdu ve bir müddettenberi yere diktiği bakışlarını yüzüme çevirdi:
— Ya... Böyle İşte dostum, memleketinize dair yığınla hâ tıram var. Bu topraklarda ya şadığım zaman genç ve mes’ut- tum. Şimdiyse artık ihtiyarım. Yaşım yetmiş dördü buldu. Is- tanbula onuncu defa geliyorum. Kıymetli dostum kont Jean Ostrorogue’un Kandilli’dekl evinde bir müddet istirahat edeceğim Bakın bacaklarım ar tık eskisi gibi çalışmıyorlar. Beni bastona muhtaç ettiler.
— Burada ne kadar kalmayı düşünüyorsunuz?
— 8 - 8 hafta kalmak İstiyo rum amma, bakalım, belli ol maz.
— Burada konferans verecek misiniz?
— Böyle bir şey düşünmemiş tim. Mamafih İcap ederse ve ririm. Konuşmam hâlâ canlüı- ğmı muhafaza ediyor.
— Ankara’ya gidecek misiniz? .— Hayır, bu defa ziyaret ede-mlyeceğba. Benim gibi yaşlı ve yorgun bir adam İçin orası çok ! uzak.
— Türk edebiyatının son se nelerde geçirdiği safhalar ve kaydettiği mühim ilerlemeler den haberiniz var mı?
— Hayır. Edebiyatınızı iste diğim gibi takip edemiyorum. Ben türkçe bilmiyorum. Sizin eserler de Fransızcaya çevrilmi yor. Bu yüzden uzak kalıyorum Türk edebiyatından.
»Ankara» vapuru rıhtıma
ya-Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi