3
K om ik ve antrak tehlikesini
önleyen askerî lise
& İstanbul sahnesi firmasile Bursaya gitmiştik.. "^Temsilin başlamasına yarım saat kalmıştı. Par ter va kişede kimseler yok . Derken bir müş teri geldi. Komiğiniz kim dedi. Tabiî durakla- u dım. Aklıma bir muziplik esti. Dümbüllü Şinasi diyiverdim. Adam, Dümbüllü İsmail’ i işittik ama
sordu. Antrak, tulûat tiyatrolarda, kapının önün de müşteri davet etmek için hazırlanmış bir çalgı kümesidir.
Kanto başladığı zaman, içeri alınırdı. Bu tarzın bizim idemize aykırı olduğunu ve kaç gündenberi ilân dağıttığımızı söyledim, şu ce vabı aldım : O halde bu gece burada kimse yi bulamazsın arkadaş ? . O da evvelki gibi ki- şeden uzaklaştı. Hakikaten dediği de çıktı. Eğer ben, bir gün evvel asker! liseyi davet etme seydim karşımda bir kişi bile bulamayacak, tem sili tatil edecektim. Tabiî büyük bir zararda görecektik. Bereket versin lise, imdadımıza ye tişti de hem yüzümüzü güldürdü, hem de kişeye uğrayan o iki yerliyi utandırdı...
Yazan : Şİn C lSİ O k u r
4
G*mi düdüğü ötmezse
Bir gün de «Fener bekçileri» ni oynuyorduk. Ku duza tutulan oğlunu babası bilmecburiye boğduktan son ra fenere yaklaşan bir geminin kalın düdüğü işitileeektir. Biz de son sahneye gelmiştik.
Babam, beni boğdu ; yalnız mücadele esnasında ben, öyle bir yere yığıldım ki yandaki açık perdenin kanarı da, başımı tamamen örtüyordu. Baktım. Bizim yar dımcı arkadaşlar vazifelerini yapmıyor. Ben, hemen ge mi dü :üjü gibi ötmeğe başladım. Tabiî sesin, benim tarafımdan yapıldığını kimse görmüyordu. Arkadaş, üstüme kapanmış, gülmekten artık rolüne devam edemi yordu. Bu hâdise da üstümde ağlıyor hiss'ni veriyormuş. Biraz sonra kendine gelen zaralli baba kalktı ve rolünü bit'rdi Fakat piyes bi medi. Çünkü benim ikaz ettiğim arkadaşlar, şimdi harekete geçmişlerdi. Dışardan müte madiyen düdük sesleri geliyordu ama artık na işe yarar,,.
5
Bahçe kanapen bile eakimif
Eminönü Halkevinde »Himmetin oğlu» oynanıyordu. Dekoriat ve aksesuvar «Reşit» in ez'zliğimi, yoksa 40 gün devam eden oyunun eskitmesi mi nedir bilmiyorum, «Himmet Baba» rolünü yapan «Şakir» le btraber kanepe- ye otururken ikimiz de, hazin bir gıcırtile, yere yıkıldık. Yıkılmamızla beraber bir kahkıhadır başladı. Onlar gü ler de ben durur muyum. Ben ds bir kahkaha attım ve dedim ki :
Darılma Himmet ağa ama bahçe kanapsn bile es kimiş...
Yazan ;
Şinasi Okur
6
Sabırsız fafak.
«Genç amatörler» diye bir topluluk kurmuştuk. Sonra bu firma «genç Saha«» ve «lnkilâp tiyatrosu» di ye isimler değiştirdi. İşte bu «lnkilâp tiyatrosu» , filim çekilirken otomobil kazası geçiren «Sait» e bir menfaat tertib etti. O gün «Baykuş» u oynadık Rejisörümüz «Er- tugrul Sadettin» di. 3 üncü perdenin başında şafak sö kecekti. Rejisör, eline bir projeksiyon almış, niye bil mem, bunu, pencereden içeriye birden çeviriverdi. Anî bir aydınlıkla ortalık parladı. Bu acele ve sabırsız şafaka tabiî halk gülecek, gülecek ama bizim facia ne olacaktı. Halk güldü mü bilemiyorum. Fakat ben, agl.-
yordum galiba. .
7
Rakip nerde, râkip nerde..
Şehzade başındaki eski Ferah tiyatrosunda benim «Şafakta» facieeı temsil ediliyordu. Sehnemizds yalnız bir Türk kızı vardı. İkinci kadın rolünü eski Millî Türk operst trupunun grandamı «Peru* * Agobysn» yapıyoı- du Piyesin mühim bir yerinde rakibim diye haykırır ken arapça iyi bilen birkaç aeyircinin localarda raki bim, merkûbum diye gülüştüklerini işittim. Hakları da vardı bu tiyatro aaverlerin. Ufak bir uzatma ile «O r tak» kelimesini binen, binilen mânasına düşürmek kader gülünç bir şey olamazdı. Rakipleri duymamak için ku laklarımı tıkadım va büyük bir ıztırapla piyesin bitme sini bekledim. Piyea son buldu. Hiç şüpha yok kİ diksi yon kurbanı rakibim kelimesini eserden kaldırmek be nim için ilk yazife oldu...
Çelebi, Sahip Ata’nın bu iki ça|tn«al
hakkında: “Etkiden bu çeşmelerin bi
rinden bal akarmış birinden de «Qtn di
yar. Fakat, ne yazık ki bugün onların
• servetll göllerinden Allahın suyu bile
akmıyor.
Yazan : ŞİrtOSİ
Okul'
8
A p a r o l a r a k L o k m a n h a k i m i n
y a d e d i f i
«Arapça değil mİ uydur, uydur söy
le» piyesinde suflörlük yapıyordum. A k
tör acemi olduğu için mizansenleri de
sufle etmek lâzım.
Bir yerde sufleyi (öyle verdim ; a-
par olarak Lokman hekimin ye dediği..
Ne dersiniz bizim meşhur artist de apar
olarak Lokman hekimin ye dediği de
mez mi?
Bizim mizansen olarak verdiğimiz
apar yâni yavaıça kelimesini o, piyese
katmış ve en canlı noktayı mânâsız bir
hale koymu|tu.
t|l anlayanlar gülerken ben de hır
sımdan hafimi yumruklarmışım . . .
9
2 Y ı l d a ç ı k a n bi r p i y e s
Alay köfkünde tiyatro dersleri aldı
ğımız devirdeyiz. 2 yıl geçtiği halde tat
bikat sahnemizde bir temsil olsun ver
meğe müsaade olunmuyor.
15 gönde
bir bazan «Badia» ile «Hüseyin Kemâl»
bazan da “ Şaziye » ile “ Vasfl Riza „
skeçler yapıyor. Tam 2 yıl sonra «Celâl
Tahsin» hocamız bizi Tepebafindaki bir
baloya götürdü de orada ilk temsilimizi
verebildik.
Ben, bu baloda cüppeler ve kavuk
larla verilecek piyesin yarıda kalacağı
kayguslle üzülürken vakit geldi, çattı,
dans durdu. "L e Mariyaj forsa» nin
a-daptasyon elemanı "Pırpır! İvaz ağa»
rolile perdeyi açtırdım. Davetliler, bir
rüzgâr gibi önümüze aktı, bütün nefes
ler sanki durdu, bütün kalbler sanki
birletti. Artık yava»,
yavaf ön plâna
doğru gelebildim, bunu yaptım ve etra
fımı da yanıma topladım. Piyes bu klâ
sik hava içinde sona erdi.
Alkışlar arasında “Celâl Taksin» İn
eli bileğimden k a vram ı, beni "büyük
Behzat» ın
önüne getirmişti. Baktım ki
"Behzat» da beni beğenmiş . . .
Yazan
; ŞİnUSİ Okur
10
Cenap Fehim’in Gözlüğü il«
«Cemal Sahir» in bir operetinde « noter » rolünde çıkacaktım. Makyaj yapmaya vakit bu lamadığım için yüzümde bir değişiklik olaun diye bir gözlük aradım, «Üstat Fehim» in oğlu «Cenap Fehim» de kuliste bir sandalyeye otur- mu5ı gözlüğünün camlarını siliyordu. Elinden kaptığım gibi gözlüğü takmam bir oldu.
Sahneye girdiğim zaman baktım ki her ta raf buğlu.. Sandalyeye bile elyordamıyla otura bildim. Oyun icabı çay geldi. Şekeri karıştır maya başlamamla dışarıda bir kahkahadır koptu, onun arkasından da bir alkış., bir alkış.. Sol elimle gözlüğü şöyle bir çıkardım. Ne göreyim, benim kaşık havada sallanmıyor mu ? Hazretin gözlüğünde ne marifetler varmış meğer.. Bu ka dar yaklaşlırıcı vasat hanginiz gördünüz ? K a şığımı bile elimde iken fincanın içinde göste riyor ? . .
Sisin karnınız da kazan böyle
kayar m ı ?
11
Yine i Cemal Sahir » le oynuyoruz. Ben,
şişman bir komşu rolü yapıyorduas. Oyunun en hararetli bir yerinde «Cem al» amae dostum de d i: karnın sağdan sola doğru kaymış, mûaaade et de şunu bir düzelteyim. Kalktı, karnımı sol dan sağa doğru şöyle bir doğrulttu. Halk da, aahnedekiler de gülmekten kırılıyor, yalnız bir bendim soğuk terler döken.
Hakikaten bizim sun’î karın yerinden oyna mış . . Çünkü, kumaş tomarlarını örten kuşak adamakıllı gevşemişti...
★ ★ ★
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi