• Sonuç bulunamadı

Atatürk Türkiyesi ve dünya memleketleri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Atatürk Türkiyesi ve dünya memleketleri"

Copied!
8
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

H akikî zafer, m uharebe

m eyd an ların d a m u vaffak o l­

m ak d eğ il, asıl za fer d e k i

m u v a ffa k iy etlerin pıenabiini

kuvvetlendirm ek, m illeti yük­

seltm ektir.

K. ATATÜ RK

Cumhuriyet

OnbeşincI yıl sayı:

5214

t

* . . ™

t u n * * *«

Çarşamba

16

¡kinciteşıln

1938

Telefon: Başmuharrir ve evi: 22309. Tahrir heyeti: 24298. İdare ve matbaa kısmı 24299 - 24290

B enim için bir taraftık

yardır; bir tarafım .

O d a

C um huriyet ta ra fta r lığ ı, fik-

rî, İçtim aî in kılâb ta ra fta r lığ ı.

K. ATATÜ RK

Cenaze

merasimi

Aziz

naşın Ankarayanakli

için hazırlıklar ikmal edildi

Dolınabahçenin tayyareden alınmış bir resmi ve ( ok îşaretlerile) bugün aziz ölüyü ziyaret için tutulacak giriş ve çıkış yolu

Atatürke tazim

Bütün İstanbul, bugün ebedî

Şefe son ziyaretine başlıyor

Atatürk Turkiyesi ve

ıromtoMtoıi

Demek ki bir memlekete ve

insanlığa hayırlı bir adam,

bütün insanları tahakkuk et­

tirilmiş ulvî bir idealin hay­

ranlığında birleştirebiliyor

izim için iftiharı mucib olduğu kadar insanlık için de büyük şe­ reftir ki şarkta Türkiyeden me­ deniyete yepyeni bir memleket ve millet ihda etmiş olan Atatürkün ölümü uzak yakın dünyanın her diyarında büyük te­ essürler uyandırdı ve bu teessürler Büyük Adamın büyük eserine karşı takdir ve hayranlık hislerinin izharına vesile teşkil etti. Atatürkten inhilâl eden Türkiye Cumhuriyeti Başkanlığına İsmet İnönünün intihabı da Türk milletinin A tatürk eseri­ ni ebediyete kadar ayni kuvvet ve salâ- betle yaşatacağının yeni bir delili olarak telâkki olundu. Bilhassa dost memleket­ lerden bu çok samimî hislerin hararetle iz­ harı bütün Türkleri memnun ve minnettar M an bir tezahür teşkil etti. Atatürkün biz ıTürklere yalnız saygı değer bir vatan ve millet yükseltmekle kalmıyarak bu mem­ leket ve millete bu kadar çok da dost te­ min etmiş olması bizim için' ayrıca sevine, inanç ve iftihar kaynağı oldu. Bu vesile ile kendi kendimize bu dostluklara lâyık bir millet olmakta devam etmek için vic­ danlarımızın'derinliklerinde yeni kararla­ rın azim ve iradesi kaynamış olduğunu bütün dünyaya ve. bilhassa dost memle­ ketlere açık ve yüksek söylemeği kendimiz için zevkli olduğu kadar mukaddes bir vazife de biliyoruz.

Büyük kayıbımızm yasma ortaklık eden ve A tatürk Türkiyesinin istikbalin­ de daima parlak ufuklar görmek kanaati- le mahzun kalblerimizi tesliye eden mil­ letlerden hangi birini sayalım? Sıcak ve­ ya buzlu bütün Okyanusları ihata eden beş dünya kıt’asmın her tarafından çok samimî teessür ve taziyet avazeleri yük­ seldi. Yunanlı dçstlarımızın yanıbaşında İsveç ve Norvecin sesini duyuyor, Rumen ve Yugoslav matbuatının kalbî sayhaları­ nın Fransız gazetelerindeki en ciddî dost­ luk teranelerile karıştığını görüyor, necib İngiliz milletinin berrak sesleri yanında Alman ve M acar milletlerinin takdir sa- daları yükseldiğini farkediyorduk. Kendİ- sile mütekabilen İstiklâl Cidali arkadaşlı­ ğı yaptığımız komşu Rusyamn Büyük Şe­ fimiz hakkmdaki doğru takdir ve

müşa-Y U N U S NAD1

. lArkası Sa. 7 sütun 6 dal

D o k u z k işilik M e clis

heyeti yarın geliyor

Heyet, Meclis namına tazim ziyaretinden sonra

aziz na’şı alarak Ankraya dönecek

Yüce Şef Atatürkün naaşım, büyük bir ıstırab ve unulmaz bir yas içinde zi­ yaret için sabırsızlıkla bekliyen Türk milleti, nihayet sevgili ve aziz ölünün naaşı etrafında tavaf etmek fırsatım ka­ zanmıştır. Hazırlanmış olan ziyaret prog­ ramına göre, bugün, saat 9,30 da Büyük Millet Meclisinin ve diğer heyetlerin mü­ zeyyen çelenkleri merasimle tabutun baş tarafına konulacak, müteakiben ve mu - ayyen saatler dahilinde askerî ve mülkî zevat, başlarında Rektör Cemil Bilsel ve profesörleri bulunduğu halde Üniversite ve yüksek tahsil gençliği, komutanlar,

öğretmenleri ve subayları başta olmak üzere H arb Akademisi, bünu takiben Yedek Subay okulu talebeleri; Cumhu­ riyet H alk Partisi erkânı ve Halkevi ida­ re heyetleri, malî, ticarî ve İdarî teşekkül­ ler, izciler; öğleden sonra lise ve orta de­ receli mekteb talebelerile halk, tazim ge­ çidine iştirak edeceklerdir.

Yarından itibaren iki gün devam et - mek üzere ilkmekteb talebelerile halk ay­ ni şekilde ziyaretlerde bulunabilecekler - dir.

Ziyaretçiler, saat kulesi civarındaki

[Arkası Sa. 7 sütun ö tel

Atatürkün vetatı ve dünya matbuatı

L eT em p s’ın ve Taymis’in

mühim m a k a le le ri

Her iki gazete de

başmakalelerinde

Büyük

Şefin ölmez eserine İsmet İnönünün muvaffa­

kiyetle devam edeceğini tebarüz ettiriyorlar

: T H

E ‘

T IM E S

On «'afoni» aus Bureaus du iw m l. 5, ROE 8«S ITAUBKS. k PARIS (»1. dt dam wut lt» »urwus de

«bpi*' jufd* Uop» 1-fWft-.' iur ¿ Vj : ge COEUR DE MARIE-LOUISE 1 EN G KAXW .-BKETACNE t ¡0 U't- J . ... j . - **** ¿LECTIONS

Paris’te münteşir L e Temps ga­ zetesi, 12 teşrinisani tarihli nüsha­ sında aşağıki başmakaleyi neşret -

mektedir:

Türkiye Millet Meclisi, Atatürkün ye­ rine, İsmet İnönünü, ittifakla Cumhur

Reisi seçti. Devlet Reisinin vefatının he­ men ertesi günü yapılan bu intihabın, için­ de cereyan ettiği millî birlik havası, yeni Türkiyenin kudretli yapıcısı ve canlandı­ rıcısı tarafından vücude getirilen muazzam

[Arkası S a. i sütun 3 te 1

Hükümetin kararı

Pazartesi günü resmî ve

nimresmî bütün mües­

seseler kapalı olacak

Ankara 15 (Telefonla) — Ata­ türkün Ankarada cenaze merasimi­ nin yapılacağı 21 teşrinisani günü, bütün memleketin saygı ve ihti­ ram tezahürleri olacaktır. Bu hu­ sustaki hükümet kararını hulasa­ ten bildiriyorum:

1 — Ankarada cenaze merasimi yapılacak olan 21 teşrinisanide bü- ıün memleketin resmî veya nim­ resmî mahiyeti haiz olan daire­ lerle mektebler kapanacaktır. Hu­ susî müesseselerin de kapatılması için Vilâyetler tarafından tavsiye­ de bulunulacaktır.

2 —- Cenaze merasiminin ferda­ sı gününe kadar bayraklar yarıya çekilecek, sinema, tiyatro, bar gi­ bi eğlence yerlerinin açık kalma­ sına ayni şekilde tevessül edilecek­ tir.

3 — Atatürkün vefatı tarihi o* lan 10 ikinciteşrinden itibaren bir ay zarfında hükümet memurları, suvare ve akşam yemeklerine ica­ bet etmiyecekler, kendileri de ver- miyecekl erdir.

4 — Vilâyet ve kaza merkezle­ rinde cenaze merasimi günü Ata­ türkün hatırasını taziz için mera­ sim yapılacak, nutuklar

verilecek-Başvekil bugün

itimad istiyecek

Celâl Bayarın programın­

da mühim değişiklik olmı-

yacağı tahmin ediliyor

Anakra 15 (Telefonla) — Meclis ya - nn saat 15 te toplanacaktır. Başvekil Celâl Bayar yeni kabineyi teşkil etmesi dolayısile yarınki Mecliste programını okuyacak ve Meclisten itimad reyi iste­ yecektir.

Evvelce bütün tafsilâtiîe bildirilmiş olan Celâl Bayar hükümeti programın­ da bir değişiklik olmıyacağı tahmin e- dilmektedir.

Başvekil Celâl Bavarın yarın akşam tstanbula hareketi ihtimali vardır.

[Arkası Sa. 7 sütun 5 tel

Kral KaroPun

Londra’yı ziyareti

M üttefik Romanyanm sayın hüküm­ darı Majeste KaroVun Londrayı ziya­ reti etrafında telgraf ajanslarının ver­ diği malûmatı altıncı sahifemizde son haberler kısmına koyacağız. Mahsus surette Londradan istihbarımıza göre Majeste Romanya Kralı Londraya vâsıl olmuş ve İngiliz Kralı Majeste Jorj’u ziyaret eylemiştir. Avrupa ahvalinin bir müddettenberi geçirmekte olduğu buhranlı safhalar içinde bu ziyaretin haiz olduğu büyük ehemmiyeti bilhas­ sa 'tebarüz ettirmek m uvafık olur.

Çehosloımk buhranının Münih konfe- ransile iktiran ettiği hal şeklinden son­ ra Romanya, yeni vaziyetlerin az çok

müessir olmağa çalışan telkinatma kar­ şı hareketlerinin istiklâlini muhafaza - da takdire lâyık bir tecellüd göstermiş­ tir. Romanya, Avrupa ahvalinin buh - ranları arasında hiçbir tarafa hususî bir husumet çehresi göstermeksizin es­ ki dostluklarına riayetkâr kalmak gibi bir vefakârlık faziletile sulhun muhafa­ zasına aid vazifelerine karşı sadakatle hareket etmeği bilmiştir. Bu şartlar içinde vaki Londra seyahatinin beynel­ milel münasebetlerde sulhun muhafa­ zasına birinci ehemmiyet derecesini at­ fettiği ve bilhassa Yakmşark münase - betlerine kuvvet ve kıym et verdiği biz­ ce ^nalûm olan Londra mahfillerince

ı—a \u n iy e tle ' karşılanacağını ve bu telâkiden müspet neticeler çıka- 11 fii^nni şüphesiz sayıyoruz.

1 V

-Büyük Ölüyü İzmite götürecek

olan Yavuzla diğer harb gemi­

lerimiz limanımıza geldi

Ebedî Şefimizin bir müddet içinde muhafaza .edileceği Ankaradaki Etnografya müzesi

A nkara 15 (Telefonla) — Atatürkün A nkarada yapılacak cenaze merasimi programının esasları üzerinde bu gece de geç vakte kadar çalışıldı. Programın kat’î şeklini almış olarak yarın ilân edileceği anlaşılmaktadır.

Esaslara göre merasime pazartesi saba­ hı saat 10 da Meclis önünden başlana

-çaktır. Mevkib, Meclisten itibaren istas- yon caddesini takiben istasyon istikamet tine teveccüh edecek, oradan Sergi Evine imtidad eden 16 M art caddesini takib e* derek Hariciye Binasının yanından Sa - manpâzarı istikametine açılan Atillâ cad"

desinden sonra Numune hastanasT önüude [Arfcasj Sa. 7 sütun l del

Bugün Ankara ve İzmir

büyük mitingler yapacak

Halk, Ebedî Atasının aziz hatırasını bir kere

daha tebcil ve tazize hazırlandı

A nkara 15 (Telefonla) — A nkara gençliği, yarın saat 13 te Ulus meyda­ nında bir miting akdedecektir. Miting akdi için telgrafla müracaatte bulunan İzmir gençliğine de müsaade verilmiştir.

İzmir gençleri, yarın İzmirde A tatürk heykeli etrafında toplanacaklar ve A n - karada yapılacak mitingin bütün safaha­ tını radyodan takib edecekler, müteaki­ ben heykelin önünde geçid resmi yapa - rak dağılacaklardır.

Yarın A nkara gençliğinin yapacağı mitingde Başvekil Celâl Bayar, Dahili" ye Vekili Refik Saydam da bulunacak­ tır.

A n k a ra B e le d iy e M eclisin d e

A nkara 15 (Telefonla) — A nkara Belediye meclisi, bu akşam saat 17,30 da toplandı. Bu toplantıda A tatürkün hatırası gözyaşları arasında tebcil edildi-. Söz alan hatiblerden Makbule Eldeniz*

[Arkası Sa. 7 sütun 5 sel 1

... ... ...

Dolmabahçe sarayındaki

taziyet defteri

--- i -r

----Dün birçok zevat defteri imzaladılar; Orgeneral

Fahreddin Altay son hazırlıkları gözden geçirdi

Orgeneral Fahreddin Altay dün Dolmabahçeden çıkarken

Dolmabahçe sarayındaki taziyet def­ terini, dün de birçok zevat imzalamıştır. Bu meyanda, Çin Müslümanları Yakın- şark M uhadenet cemiyeti namına İbra - him Matieniyin, Celâleddin Vanzişan, Saat Vanşimin, Yusuf Tankoli, Davud Şüevinpa’dan miirekkeb bir heyet, toplu bir halde, Dolmabahçe sarayına gelerek

hususî taziyet defterini imzalamışlar - dır.

O rdu Müfettişi Orgeneral Fahreddin A ltay, İstanbul Komutanı Korgeneral Halis Bıyıktay ve Merkez Kumandam İhsan İlgaz, dün, Dolmabahçe sarayına gelerek, büyük ölüye aid son hazırlıklari gözden geçirmişlerdir, '

(2)

2 CUMHURİYET

' € Î İ L T A R iH D E B t y i iK DEMİZ

D» MUHAREBELERİ?

v

Tefrika No. 9

N a k led en : ABİDİN D A V ER

Aksiom

Antuvan ve arkadaşları, zevk ve safalarına

devam ederek Oktav ve Agrippa’nm denize

hâkim olmasına mâni olmadılar..

Daimî talim ve idmanlarla çelikleşmiş vücudlerini artık zırh yerine Mısırlı dil­ berlerin amber kokulu ağuşu sarıyordu. Başlarına sert tolgalar yerine çiçekli çe - lenkler, elmaslı taçlar giyiyorlardı.

Süreriz tigımızm zevkü sefasın herdem Sim tenlerle olan lezzeti pehlû yerine Severiz esbi hünermendi saba reftarı Bir peri şekli sanem, bir gözü ahu yerine

Diyen Kırım H anı Gazigiraym söyle­ diklerinin tamamile aksine olarak işü nuş içinde yaşıyorlardı. Onun için A ntuan ile ileri gelen bazı arkadaşları, hemen şid - detli ve amansız bir taarruza girişecekleri yerde zevklerine devam ederek teşebbüsü basımlarına bıraktılar ve sayı itibarile da­ ha kuvvetli bir donanmaya sahib oldukla­ rı halde Agrippa ile Oktav’m deniz hâki­ miyetini ele geçirmesine aldırmadılar.

Müttefik Mısır ve Roma orduları, Ambracian körfezinin kıyısında toplan - mışlardı. Donanmanın bir fırkası, körfe­ zin methalini teşkil eden girintili çıkıntılı geçidin içinde demirli idi amma, taarruzî değil, tedafüi hareket etmek emrini almış­ tı. Donanmanın büyük kısmı, körfezin i- çinde idi. Büyük gemiler demir üstünde yatıyorlardı, küçükleri ise sahildeki kum­ salların üstünde karaya çekilmişlerdi.

Bu büyük donanmanın eksik olan mü­ rettebatını ikmal için, katırcıları, çiftçileri ve bir sürü diğer tecrübesiz kara adam­ larını gemilere almışlardı. Bunlar, biraz denizde dolaşsalar, belki gemicilik öğre­ nirler ve denize alışırlardı amma körfezin göl gibi sakin iç sularında yaptıkları bir­ kaç talim ve idmandan sonra, hareketsiz ve idmansız bırakıldılar. Aralarında çı­ kan hastalıklar onların sayısını da bir hayli azalttı. Gerçi A ntuan’ın donanmasında görülmemiş miktarda bol gemi vardı am­ ma bu gemilerin hepsinin mürettebatı ek­ sikti.

Çoğu harb gemisi olmak üzçre 5.00 gemiden mürekkeb olan donanmanın ga- lerleri arasında, alelacele harb gemisi ha­ line sokulmuş olan tüccar gemileri de var­ dı.

Büyük H arbe gelinciye kadar, büyük zırhlılar, torpile karşı teknelerini muhafa­

za etmek için bordalarında çelik ağlar taşırlardı. Sonraları, hiçbir faydası ol - madiği, bilâkis mahzurları bulunduğu an­ laşılarak ilga edilen bu çelik ağlar gibi, A ntuan’ın donanmasındaki bazı büyük gemilerde, düşman gemilerinin mahmuz­ larına karşı iptidaî birtakım müdafaa ter­ tibatı yapılmıştı. Geminin su kesimi hiza­ sında ve küreklerin altında, bordalara ka­ lın kirişler mıhlanmıştı. Bu putrellerin teş­ kil ettiği zırhın, o zaman «gaga» denilen mahmuzların zinde kuvvetini sıfıra indi­ receği tahmin ediliyordu. Fakat bu ica­ dın, gemilerin sür’atini azaltmak ve on­ ların çabuk manevra yapmalarına mani olmak gibi bir mahzuru vardı. Bu mahzur ise büyüktü, çünkü, kaçınmak istenilen tehlikeyi daha ziyadeleştiriyordu. Filva­ ki o zaman, galerler, düşmanın mahmuz­ lama teşebbüsünü ancak çabuk manev - ralarla önliyebiliyorlardı. Halbuki ma - nevrayı güçleştirmek ve ağırlaştırmak mahmuzdan kaçınmak imkânını azaltıyor­

du. Bu arada mahmuzun da îspartalılar tarafından icad edilmiş olduğunu kay - dedelim. Kıymetli deniz subaylarımızdan ihtiyat filo kumandanı deniz albay Er- tuğrulun «Akdeniz hâkimiyeti ve Türk- ler» adlı kitabında bu hususta şu izahat vardır:

«Atina ile İsparta arasındaki deniz muharebelerinde Atmalılar evvelâ İspar­ ta donanmasını Kızık’ta (Erdek şarkı) ve sonra, Dikili cenubunda Bademli li­ manı önünde ve İstanköy cenubunda

(Cnidus) da üç defa bozdularsa da ni­ hayet îspartalılar Gelibolu garbı cenu - bunda Egos Potam i’de -gemilerine mah­ muz ilâve etmek suretile- Atina donan­ ması üzerine son galebeyi kazanarak mu­ zaffer oldular. Milâddan evvel 4 0 5 ).

O tarihe kadar, eşleri henüz hiçbir do­ nanmada görülmemiş bir cesamette olan bu büyük gemilerin -ki bunlara o devrin dretnotları diyebiliriz- diğer bir fevkalâ­ deliği daha vardı. Üst güvertelerine ah- şab kuleler dikilmişti. Bugünkü dretnot­ ların muazzam taretlerine benziyen veya en yeni Avrupa harb gemilerinin kuman­ da kulesi, atış kontrol mevkii gibi fevka­ ni kısımlarım andıran bu ahşab kule veya burçlarda iptidaî bir topçunun muhtelif numuneleri vardı. Kuleler, mancınıklar, sapanlar ve diğer bunlara benzer aletlerle teçhiz edilmiş olup düşmana mekanik bir surette ok, kargı, cirid, mızrak veya ağır taşlar atıyorlardı.

Fakat Ambracian körfezine tıkılıp kal­ mış olan bu muazzam, «yüzen devler» fi­ losu, yüksek kulelerine ve burçlarına rağ­ men sanki kıyılar üstünde yapılmış sabit kuleler gibi, deniz harbinin ilk safhası ü- zerinde hiçbir tesir gösteremedi. Agrippa, önceleri, hâsım donanmanın denize açı­ larak ordunun nakli esnasında nakliye gemilerine hücum etmesinden çok korku­ yordu-, fakat çok geçmeden, A ntuan’ın,

lOO.OÖO.kışile 12,000 attan mürekkeb Kocaman‘bîr ordunun İtalyan kıyıların - dan karşıki Yunan sahillerine nakli gibi uzun ve nazik bir işi bozmağa teşebbüs etmiyeceğini anladı. A ntuan kale gibi ge­ milerine rağmen, adeta Adriyatik deni - zine çıkmaktan korkuyordu.

Agrippa tecrübeli ve ihtiyatlı bir ami­ ral sıfatile, Ambracian körfezinin açık - larına küçük fakat seri gemiler gönderdi. Bunlar, körfezi ve etrafını tarassud edi­ yorlardı. Düşman donanması denize çık­ mağa teşebbüs edince, çala kürek gelip amirale haber vereceklerdi. Zaten kör­ feze girip çıkmak güçtü. Girintili çıkın­ tılı dar kanal, bir düşman filosunun bo­ ğazı zorlayıp geçmesini güçleştirdiği gibi büyük bir donanmanın denize çıkmasını da müşkül bir iş haline sokuyordu. Bu se- beble körfezin tarassudu da muhasarası da binnisbe kolaydı. Hele A ntuan’ın do­ nanması gibi, atıl, tembel ve hareketsiz bir deniz kuvvetine karşı. A ntuan’m engi­ ne çıkmak için herhangi bir teşebbüsü gö­ rülür görülmez Oktav’ın, açık denizde büyük bir muharebe yapmak üzere, bü - tün donanmasını toplamasına imkân ve zaman vardı.

(Arkası nar)

Maliye Vekâleti

¡ve Türkiye Cumhuriyeti

Merkez Bankasından:

28/5 ve 15/12/1934 tarih ve 2463 - 2614 numaralı kanunlar muci­ bince ihracına salâhiyet verilen ve geliri tamamen Sivas - Erzurum de­ miryolunun inşasına tahsis olunan % 7 gelirli Sivas - Erzurum istikra­ zının 20 senede itfası meşrut 4,5 milyon liralık beşinci tertibinin kayıd muamelesi 19/11/938 sabahından başlıyarak 5/12/938 akşamı nihayet bulacaktır.

Tahviller hâmiline muharrer olup beheri 20 ve 500 lira itibarî kıy­ mette birlik ve 25 lik olarak iki kupüre ayrılmıştır.

Bu tahviller umumî ve mülhak bütçelerde idare olunan daire ve müesseselerce, Vilâyet Hususî idareleri ve Belediyelerce yapılacak mü- . zayede ve münakaşa ve mukavelelerde teminat olarak ve hâzinece satıl­

mış ve satılacak olan Millî Emlâk bedellerinin tediyesinde başabaş ka­ bul olunacakları gibi gerek tahvil ve gerek kupon bedelleri de tahville­ rin tamamen itfasına kadar her türlü vergi ve resimden muaf buluna­ caklardır.

Tahvillerin ihraç fiatı % 95 olarak tesbit edilmiştir. Yani 20 liralık birlik tahvil bedeli 19 ve 500 liralık 25 lik tahvil bedeli de 475 liradır.

Kayıd muamelesi Türkiye Cumhuriyet Merkez, Türkiye Cumhu - riyeti Ziraat, Türkiye îş, Emlâk ve Eytam, Halk, Türk Ticaret, Beledi­ yeler Bankalarile Sümer, Eti ve Denizbanklar tarafından icra edilmek­ tedir. Diğer bankalar vasıtasile de tahvil alımı temin olunabilir.

Sermaye ve tasarruflarım en emin ve en çok gelir getiren sahalar­ da işletmek istiyenlere keyfiyet ilân ve 15 günlük Suslcripsiyon müddeti zarfından bankalara müracaatlerinin kendi menfaatleri iktizasından bu­ lunduğu işaret olunur. (8443 )

16 İkinciteşrin 1938

( Şehir ve EV8 emle ket Haberleri )

Bir parti vapur

daha alınacak

Siparişe aid temaslar

son safhaya girdi

Aldığımız malûmata nazaran, Deniz- bankm yeniden bir parti vapur siparişi hakhındaki temasları son safhaya girmiş­ tir. Bu temaslar, bilhassa dördü Mersin, yedisi Bartın ve Ayvalık, biri de Kara- biga hattına mahsus tiplerde inşa ettirile­ cek olan on iki vapur üzerinde cereyan etmektedir. Bu siparişi İngiliz tezgâhları­ nın alacağından şüphe edilmemektedir.

Diğer taraftan Denizbankın yük nak- liyatile yolcu nakliyatını ayırmak huşu - sundaki kararı da kuvveden fiile çıkmak­ tadır. Bu, 6 vapurdan mürekkeb şilep fi­ losunun, gene gemilerden teşkil edileceği anlaşılıyor.

Gerek birinci parti ve gerek bu ikinci partiye aid sipariş ve satın alma işlerinin gelecek ay başına kadar halledilmiş ola­ cağı muhakkak görülmektedir.

ADLI YEDE

A d lıy e y e verilen yankesici

Sabıkalı yankesicilerden bıçakçı Kâ­ mil, bir müddet evvel Eminönünde ka­ labalık bir tramvaya binerek yolcular­ dan birinin içinde 6 lira bulunan para çantasını çarparak kaçmış, fakat biraz sonra yakalanmıştı.

Kâmil, mahkemede bu yankesiciliği kendisinin yapmadığını, çünkü ayni gün Çarşıkapıda Fatma Zehra adında birinden yankesicilik suretile 150 lira çarptığı iddiasile Beyazıd polis merke­ zinde bulunduğunu ve işin bundan ga - lat olduğunu söylemiştir. Muhakeme başka bir güne bırakılmıştır.

Z orlu m üşteri

Bekir isminde biri, evvelki akşam Ga- latada Arabcamiinde bir lokantaya gi­ rerek adamakıllı karnını doyurmuş, fa­ kat para vermemek istemiştir.

Lokanta sahibi, yediği yemeğin para­ sım ödemesini ihtar edince, Bekir kız­ mış ve eline geçirdiği tabakları, bar - dakları kırmıştır.

Bekirin dün asliye dördüncü cezada muhakemesi yapılmış ve şahidlerin ifa­ delerde suçu sabit görüldüğünden bir buçuk ay hapse mahkûm olmuştur.

V apu ra giren hırsız

Evvelki gece sabaha karşı Denizb,W kin Göztepe vapuruna giren Hidayet isminde sabıkalı bir hırsız, ikinci çark­ çının ve yağcının kamaralarında öte­ beriyi karıştırırken yakalanarak polise teslim edilmiştir.

Dün öğleden sonra asliye dördüncü cezada muhakemesi yapılan Hidayet, suçunu alelûsul inkâr etmiştir. Suç,' şa­ hidlerin ifadelerde sabit görülmüş, ne­ ticede bir buçuk ay hapse mahkûm e- dilmiştir.

GÜMRÜKLERDE

M uhafız U m um kum andam

şehrim izde

Gümrük Muhafaza Teşkilâtı Umum kumandanı General Seyfi Düzgören dün sabah Ankaradan şehrimize gelmiştir. Umum kumandan, şehrimizde birkaç gün kalacaktır.

Türkiyede kaçakçılık, fevkalâde azal­ tılmış, bilhassa cenub hududumuzda fevkalâde muvaffakiyetli neticeler alın­ mıştır. Fakat gene mücadele vasıtaları­ nın tezyidi için yeni tedbirler alınmak­ tadır.

Mevcud gümrük muhafaza teşkilâtı takib botlarının ekserisi tamir edilmek­ te ve yeni yedek aksam alınmaktadır. Ayrıca yerli olarak dört motor yaptı - alm aktadır.

Cenub hududumuzdaki muhafız kıta­ atı, bu sene içinde tamamen makineleş- tirilmiştir. Bilhassa yeni getirtilen ta ­ kib otomobilleri matluba muvafık gö - rülerek cenub hududumuza sevkedil - miştir. Hududdaki kıtaat telsiz cihaz - larile teçhiz olunmuştur. Bundan başka zırhlı otomobil ve tanklar da alınması mukarrerdir. Bunların da bu sene sipa­ rişi muhtemeldir.

Bir d eli boğulm uş!

Evvelki gece, Mumhane Gümrük Mu­ hafaza memuru Mümin, şubeye müra­ caat ederek denizde bir cesed gördüğü­ nü bildirmiş, hüviyeti meçhul cesed ka­ raya çıkarılmıştır. Yapılan tahkikatta bunun, Çiçekpazarında dayısı manifa - turacı Leonun yanında çalışan 18 - 20 yaşlarında aklî muvazenesi bozuk Moiz olduğu anlaşılmıştır.

A khisar tütünleri iyi fia tla

satılıyor

Akhisar (Hususî) — Tütün piyasası a- çıldı. Fiatlar 80 - 100 arasında satış ve alış hararetle devam ediyor. Bu yıl tü ­ tün rekoltesi diğer yıllara nisbeten az ise de nefaset itibarile iyidir,________

Ramazan 23 Çarşamba

Hırsız m ahkûm ! Doksan üç kuruşu

vermemek için...

Arkadaşının parasıni

çaldı, tekrar Adliyeye

verildi

Kaçakçılıktan mahkûm ve hâlâ hapi- sanede bulunan 60 yaşlarında İsmail, bir­ kaç gün evvel hapisane hamamında yıka nırken çamaşırlarının ve yeleğinin, astığı yerden çekildiğini görmüş ve bağırmıştır.

İsmail yeleğinin ceblerini muayene e- dince parasının çalınmış olduğunu anla - mış, yarı çıplak bir vaziyette dışarı fırlı- yarak Şevket ve Yusuf adlarında iki mah­ kûmun koridordan koşarak uzaklaştıkla - rmı görmüştür.

İsmail hapisane müdürüne müracaat etmiş ve Şevketle Yusufun üzerlerim a- ramalarını söylemiştir. Yapılan araştırma neticesinde para Şevketin cebinde bulun­ muş, derhal bir zabıt varakası tanzim edı lerek, Şevket, mahkemeye verilmiştir.

Birinci sulh cezada yapılan muhake - mede dün, şahid olarak, ihtilâstan suçlu Seyfi isminde birisi dinlenmiştir. Suçlu Şevket, verdiği ifadede kendisine isnad e- dilen hırsızlığı inkâr etmiş, üzerinde bulu­ nan paranın kendisine aid olduğunu söy­ lemiştir.

Muhakeme, diğer üç mahkûm şahidin celbi için başka bir güne talik edilmiştir.

Şehir Meclisi

İçtima müddeti 15 gün

daha uzatıldı

Şehir Meclisi dün birinci reis vekili Necib Serdengeçtinin riyasetinde toplan­ dı. Reisicumhur İsmet İnönü ve Başvekil Celâl Bayarla Büyük Millet Meclisi ri­ yasetine çekilen taziyet telgraflarına ge­ len cevablar okundu.

Riyaset makamından gönderilen bir tezkerede ayın on beşinde içtima müddeti bitmiş olan Şehir Meclisinin çalışma za­ manının on beş gün daha uzatılması is teniyordu. Bu teklif tasvib olunduktan sonra beş imzalı bir takrir okundu. Bun­ da Ulu Önder A tatürk için A nkarada yapılacak olan âbideye İstanbuldan da toprak gönderilmesi teklif ediliyordu. İt­ tifakla kabul edildi.

Ruznamenin müzakeresine geçilerek yapı ve yollar kanununun sureti tatbikma dair talimatnamenin tetkik ve tasdiki hak- kmdaki teklif N afıa ve Kavanin encü - menlerine havale olundu.

Bostancıda Vükelâ caddesile Erenköy caddesi arasında pazartesi günleri kurul - makta olan pazarın Yazmacıtahir sokağı­ nın deniz tarafında kurulması uygun ola­ cağı hakkmdaki Mülkiye encümeni maz­ batası tasvib edildi.

K araağaç ve Düşkünler Evinin 935 ve 936 senelerine: Konservatuvar ve Şehir bandosunun 936 senesine aid hesab ra­ porları Tetkiki hesab encümenine verildi.

Şehir Meclisi cuma günü toplanacak - tır.

ş e h i r

i ş l e r i

E m inönünde istim lâke b aş­

lanan adalar

Eminönü meydanının açılması için şimdiye kadar bu sahada istimlâk edi - len binaların istimlâk bedellerinden ya­ pılan iki yüz bin lira tasarrufla İzzet- paşa mescidinin bulunduğu adanın is - timlâkine başlanması kararlaşmıştır. Burası bittikten sonra bu adanın arka­ sında bulunan diğer iki adanın daha istimlâkine geçilecektir. Emlâk Banka­ sının bulunduğu adadaki binaların tak­ diri kıymetlerine de başlanmıştır. Kıy­ met takdiri işi bitince mal sahihlerine tebligat yapılacak, bu ada da istimlâke tâbi tutulacaktır.

Tepebaşmdan denizin Haliç tarafına kadar olan kısmına aid plân da şehirci­ lik mütehassısı profesör Prost tarafın - dan hazırlanmaktadır. Bu saha denize kadar anfiteatr şeklinde olacak ve ara- yerlerde bahçeler tanzim edilecektir.

Makbuz üzerinde tahrifat

yaptı ve yakalandı

Eyübsultanda Karayel sokağında otu­ ran Kirkor oğlu Z are adında biri, bir ar­ kadaşından alacağı olan paraya mahsu­ ben habersizce paltosunu almak suçundan bir müddet evvel yedi ay hapse mahkûm olmuş ve mahkûmiyetini ikmal ederek tah­ liye edilmişti.

Suçlu, mahkûmiyet müddeti esnasında yediği ekmek bedeli olan 593 kuruşun beş lirasını ödemiş, doksan üç kuruş borcu kal­ mıştır. Eyüb kaymakamlığı bu borcu ö- demesi için kendisine tebligat yapmıştır. Bunun üzerine Z are, elindeki beş liralık makbuzdaki beş rakamının yanına bir doksan üç rakamı daha ilâve ederek E- yüb kaymakamlığına müracaat etmiş, bor­ cu olmadığını söylemiştir.

V aziyet tetkik edilmiş ve doksan üç rakamının sonradan ilâve edildiği anlaşı­ larak Zare, resmî evrakta sahtekârlık su- çile ağırcezaya verilmiştir.

Dünkü celsede suçlu Z are, altı lira verdiğini, kendisine makbuzu verenin yan­ lışlıkla makbuzu beş lira üzerinden dol­ durduğunu iddia etmiş ve bu hususun tah­ kikini istemiştir. H eyeti hâkime, tevsii tahkikata lüzum görmiyerek suçlunun ta­ lebini reddetmiş .evrakın tetkiki için iddia makamına tevdine karar vermiştir.

m ü t e f e r r i k

D ahiliye V ek ilin in v ilâ y e tlere

tam im i

Yeni Dahiliye Vekili doktor Refik Saydam vilâyetlere şu tamimi gönder miştir:

«Yeni teşekkül eden kabinede Dahili­ ye Vekâletine intihab olundum. Bu ağır vazifeyi üzerime alırken bende hâkim olan fikir, Reisicumhurumuzun itimad- larma ve kabine reisimizin hakkımdaki teveccühüne ve kendilerde çalışmak bahtiyarlığında bulunduğum yüksek idare âmirlerinin bana yardım edecek - lerine kani bulunmaklığımdadır» Hepi nizi saygı ile selâmlar, yardımlarınızı dilerim.»

Dahiliye Vekili doktor

Refik Saydam

DENİZ İSLERİ

B alık tutulam ıyor

Son günlerde Karadenizde hafif bir karayel fırtınası başlamıştır. Boğaz çır­ pıntılıdır. Balık tutulamamaktadır. Li­ manımızda havaların düzelmesini bek üyen 11 İtalyan ve Yunan vapurile 20 kadar yelkenli ve motor vardır.

D enizbankta y en i m esai

saatleri

Denizbank, bu sabahtan itibaren U- mum müdürlük ve İstanbul şubesi me sai saatlerini değiştirmektedir. Mesai, bürolarda sabahları saat dokuzda baş layıp 12 ye kadar devam edecek ve öğ­ leden sonra 12,30 da başlayıp 17 de bi­ tecektir. Akşamları yalnız günlük işleri biten memurlar çıkabilecektir.

ECNEBİ MEHAFtLDE

İran konsül gen erali

İstanbul İran konsül generalliğine Bay Asaf Berhia tayin edilmiş ve şeh­ rimize gelerek ifayi vazifeye başlamış tır.

Çocuğun düşm esine sebeb

olan doktor

Bostanbaşında Çukurcuma Cami so­ kağında 11 numarada oturan seyyar sütçü Mehmedin karısı beş aydanberi hâmiledir. Hediye, birkaç gün evvel san­ cılanmış, bir doktora müracaat etmiş­ tir. Doktorun verdiği ilâçlar, sancıları durduracak yerde biraz sonra artırmış ve cocuk düşmüştür.

Hediyenin kocası Mehmed polise mü­ racaat etmiştir. Hasta, Haseki hastane­ sine kaldırılmıştır. Suçlu doktor yaka - lanmıştır. Müddeiumumilik tahkikata el kovmuştur.

C

Somada tütün piyasası

açıldı

D

..

ö ğ l e İ k i n d i A k ş a m Y a t s n * * n s a k j S . D . S . D. S . D. S . D . ’g i . D . E z a n i 7 09 9 44 12 1 3 f i n İ 2 i 7 Z e v a l i 11 59 14 34 16 49 18 2sak)5 0

-Soma ( H ususî) — -Somada tütün piyasası açılmıştır. Tütünler 85 ku­ ruştan 25 kuruşa kadar satılmaktadır. Tütünlerin birinci ve ikinci nevileri üzerinde hararetli muamele olmaktadır. Gönderdiğim resim Spmada bir tütün evinde çalışan işçileri göstermektedir. ı ■ • ■ < ı

Siyasî icmal

Akdeniz ve Kızıldeniz

İçdenizde mevcud vaziyetin mu- hafazası, yani bu denizde sahili bulunan Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan, İspanya ve Mısır müstakil devletlerile İngiltere, Fransa ve İtalyaya aid yerlerin bugünkü hükümranlık hakla­ rının mahfuz kalması için İngiltere ile İtalya arasında geçen nisanın on altısın­ da Romada imza edilen muahede düne tesadüf eden teşrinisaninin on beşinde tat­ bik mevkiine konuldu.

Bu muahedenin tatbiki için İngiltere ta­ rafından İspanyadaki İtalyan gönüllüleri­ nin geri çekilmesi ve İtalya tarafından da Habeşistan İmparatorluğunun İtalyaya ilhakının ve İtalya Kralının ayni zamanda Habeş İmparatoru olduğunun resmen ta­ nınması şart koşulmuştu.

Fakat, bu iki şart, iki büyük devlet ara­ sında bir türlü mütekabil itimad ve emni­ yet teessüs edememesinden dolayı yerine getirilmemekte idi. A ncak Çekoslovakya meselesi yüzünden bir A vrupa harbinin çıkması tahakkuk ettiği bir zamanda İn­ giliz Başvekilinin İtalyan Başvekilinden yardım ve tavassut dilemesi, Mussolini - nin de bu müracaati kabul ederek Münih- te İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya arasında bir konferans akdedilerek Avru­ pa sulhunun kurtarılması üzerine ilk defa İngiltere ile İtalya arasında hakikî bir iti­ mad meydana gelmiştir.

^ Mussolini nin, kendiliğinden General Franko tarafındaki gönüllü İtalyan mu - hariblerinden on bin kişiyi geri çekmesi İngiliz Başvekili tarafından malûm şar - tın yerine getirilmesine kâfi görülmüştür. İngiliz parlamentosunun bu telâkkiyi tas­ vib eylemesi üzerine Roma muahedesi tatbik mevkine konulmuştur.

Bundan Akdeniz emniyeti ve Avrupa sulhu çok istifade edecektir. Çünkü A k- denizın asıl iki büyük devleti olan İtalya ile Fransanm anlaşmalarına artık zemin hazırlanmış bulunuyor. Diğer taraftan bütün Akdeniz devletleri hükümranlık ve istiklâl haklarının ve mülkî tamamiyetle- rinin Roma muahedesile teyid ve himaye edildiğini görerek ati hakkında müsterih olacaklardır.

Bu devletlerden Mısır hatta müttefiki İngiltereden evevl davranarak İtalya K ra­ lının, ayni zamanda, Habeş İmparatoru olduğunu tanıdı. Şöyle ki, teşrinisaninin ön üçünde Romadaki Mısır mâslâhatgü - zarı, itimadnamesinin metbuu tarafından «İtalya Kralı ve Habeşistan İmparatoru» namına hitab edilmiş sayıldığını Kahire - den aldığı emir üzerine Kont Ciano’ya bildirmiştir. Kahiredeki İtalyan sefirine de ayni yolda malûmat verilmiştir.

Roma muahedesi yalnız Akdenizdeki mevcud vaziyete ve statükoya aid değil­ dir. Bu denizin H ind Okyanusuna uza­ nan kolu mesabesinde bulunan Kızıl de­ nizle bunun ağzı olan A den körfezine aid mühim ahkâmı da ihtiva etmektedir.

Şöyle ki, İngiltere ile İtalya, müteka- büen, Kızıl denizde sahili bulunan, M ek­ ke ve Medine ile ıbrlikte bütün H icaza hâkim olan Siiudiye A rab devletile Ye - men İmamı devletinin istiklâl ve tamami- yetine dokunmamağı ve bunların sahille­ rindeki adalarda istihkâmlar vücude getir­ memeği taahhüd etmişlerdir.

İngiltere, A den körfezinde, Arabista- mn cenub sahilinde, kendi himayesi altın­ da bulunan A rab hükümetlerini ilga et - memeği İtalyaya karşı taahhüd etmiş ve İtalya dahi bu sahillerde arazi ve nüfuz sahibi olmak davasından vazgeçmiştir.

Gene Roma muahedesile İngiltere H a- beşistandaki ahdî haklarını ve emniyetini korumaktadır. Çünkü İtalya, Sudanla Mısırı yaşatan Nil sularının mühim bir hâ­ zinesi bulunan T ana gölünün sularım baş­ ka tarafa akıtmıyacağını deruhde etmiştir. Bu taahhüdler İngiltere ile birlikte mütte­ fiki Mısırın da İktisadî ve askerî emniye­ tine yarıyacaktır.

Roma muahedesinin mühim ahkâmın - dan bir kısmı da, iki tarafın da yakınşark- ta birbirinin aleyhine propaganda ve tah- rıkâtta bulunmıyacaklarına aiddir.

Lâkin Roma muahedesinin meri’yet mevkiine konulmasile bütün meseleler hal­ ledilip yoluna konulmuş değildir. D aha pürüzlü ve halledilecek nazik meseleler vardır. İtalya matbuatı, şimdiden Süveyş kanalı meselesini ileriye sürdü. Kanaldan geçecek İtalyan gemilerinin daha az resim vermesini istiyorlar. İtalyanın, kanalın idaresine ve kontroluna da iştirak etmesi için ısrar ediyorlar. Yeni bir büyük mese­ le daha çıkıyor demektir.

Muhorrern Fevzi T O G A Y

C u m h u r i y e t

Nüshası 5 kuruştur.

Abone şeraiti: {

Senelik Altı aylık Üç aylık Bir aylık Türkiye Hariç için için 1400 Kr. 2700 Kr. 750 » 1450 » 400 » 800 » 150 » Yoktur

(3)

Iß İkinciteşriu 1938 CUMHURİYET 3

[

O nun sözleri üstünde : 1

)

|

Atatürkün vasılları: 3

j

A t a t ü r k : C u m h u riy e t

Halk Partisi Umumî Şefi

Atatürk

Atatürkün yekpare bir millet telâkkisi vardı: Hangi sınıflardan ve zümrelerden mürekkeb olursa olsun, millet, müşterek bir temayüle, müşterek bir düşünceye, müşterek bir iradeye sahib, tam bir ünite­ dir:

«Varlığım ızı, istiklâlimizi kurtaran bütün e f’al v e harekât, milletin m üş­

terek fikrinin, arzusunun, azminin

yüksek tecelliyatlından başka birşey değildir.»

A tatürk, istisnasız bütün nutuklarında, yaptığı büyük işi daima millete maletmiş- tir. Bu düşünce onda, bir nezaket veya politika değil, millete aid bütün sözlerinde nâzım fikir halinde görünen ve dilinden düşmiyen tam bir kanaatti:

«Bende fazla bir teşebbüs görül- düyse, bu, benim değil, m illetin m u hassalasmdan çıkan bir teşebbüstür.»

Ayni sözü başka bir nutkunda ayni sa­ rahatle tekrarlar:

«Bütün bu m uvaffakiyetler yalnız benim eserim değildir v e olam az. B ü­ tün bu m uvaffakiyetler, b ü tü n m ille­ tin tevhidi mesaisi neticesidir.»

Çünkü Atatürk her milletin bir muhas- sala kuvveti olduğuna inanmıştı. Nerede ki bir millet vardır, orada mutlaka bu kuvvet de, gizli veya açık, yaşar:

«Bir heyeti içtim aiyeyi parçalama­ dan onların k u v v ei m uhassalasını in- hilâl ettirm enin im kânı tabiisi yok­ tur.»

Atatürkü daima başını milletinin göğ­ süne dayamış, elini onun nabzına koymuş, daima onun isteklerini keşif ve takibe ça­ lışan, kelimenin bütün şümulde millî ola­ rak görürüz:

«B en im için en büyük sıyanet ve şefaat noktası m illetim in sinesidir.»

Bütün işlerini milletin ruhunda saklı büyük cevhere temas ederek yaptığını açıkça söyler:

«M em leket ve m illet işlerinde pi* şüva olmak istiyenlerirç ilham m em - baı milletin hakikî hissiyat v e amali dir. Bizim zikre şayan bir hareketi­ m iz varsa o da m illetin hissiyat v e te- m ayülâtm a, varlığına tem as etm ek­ ten ibarettir.»

A tatürk, kollektif ve millî bir şuurun mahsulü olmıyan hiçbir harekete inanma­ mıştır. M illî kaynaktan ilham almıyan hiç bir ferdî hareketin muzaffer olabileceğini kabul etmez:

«Bir m illet, bir heyeti içtimaiye, yalnız bir ferdin gayreti ve mesaisile bir hatve bile atam az.»

İlham membaı her zaman, her yerde bir tektir:

«Bizim ilham m em baım ız doğru­

dan doğruya b ü yük Türk m illetinin vicdanı olm uştur v e daim a da öyle kalacaktır.»

«Her türlü m u vaffak iyetin , her n e­ vi kuvvetin m em baı hakikisi m illetin kendisi olduğuna kanaatim tamdır.»

«Türk milletinin son senelerde

gösterdiği harikaların, yaptığı siyasî ve İçtimaî inkılâbların sahibi hakikisi

ve

Mîllet

Y a za n : P E Y A M İ S A F A kendisidir.»

Atatürk, büyük Türk milletinin bütün milletlerden manen üstünlüğüne o kadar inanmıştır ki, bir nutkunda bu kanaatini yeminle te’kid eder:

«B ütün dünyanın m illetlerini tanı­ rım v e bu muarefem harb sahalarında olm uştur, ateş altında olm uştur, ölüm karşısında olmuştur. Y em in le temin ederim ki bizim m illetim izin kuvvei m an eviyesi bütün m illetlerin kuvvei m aneviyesinin pek çok fevkindedir.»

Ancak, böyle bir milletin kuvvetlerini dağınık bir halde bulundurmaktan kaç­ mak lâzımdır. Her millî muvaffakiyetin tek sırrı: Millî kuvvet ve işbirliği. Gözle­ rini pek uzaklara diken A tatürk, etrafın­ dakilere ve milletine hep bu birliği tavsiye etmiştir:

«Bilelim ki vâsıl olduğum uz mu­ vaffakiyet, m illetin tevhidi kuva et­ mesinden, teşriki faaliyet etmesinden ileri gelmiştir. Eğer ayni m uvaffaki­ yetleri atide de kazanm ak istiyorsak ayni esasa istinad edelim v e ayni su­ retle yürüyelim .»

Atatürkün en çok neye inandığı soru­ lursa tereddüd etmeden verilecek cevab şudur: «Milletine». Ayrı ayrı nutukla­ rından alman bu sözleri ömrünün sonuna kadar tekrarlamaktan asla yorulmamıştır. Bu sözleri birbirine benzemesi, onun, en büyük kanaatine bütün hayatında nasıl sadık kaldığını gösterir. Arkadaşlarına da en çok bunu tekrar ve telkin ediyordu:

«Bütün m illetin hakikî hissiyat ve tem ayülâtm a tercüman olmak vazife v e m evkiinde bulunuyoruz.»

Millete inandığı için muvaffakiyete inanan A tatürk, bütün millî muvaffaki­ yetlerin sırrını gayet sade ve sarih bir ka­ nun halinde ifade etmiştir:

«M illet, m üşterek gayeye m üşte­ rek faaliyet sarfederek yürürse behe­ mehal m uvaffak olur.»

Fakat bu hedef ve bu işbirliği her mil­ lete nasib olamaz. Tek adam gibi birleş­ mek ye çalışmak imkânı ancak büyük

milletlere mev’uddur:

«İcabında vatan için bir tek ferd gibi yekpare azim ve kararla çalışm a­ sını bilen bir m illet elbette büyük bir m illet ve elbette büyük istikbale m üs­ tahak ve nam zed olan bir millettir.»

A tatürk mü bu milleti yarattı, bu mil­ let mı Atatürkü yarattı? V e yahud da, o, milletin babası mıdır, oğlu mu? tarzında bütün muhakemeler abestir; çünkü, mil­ letle Atatürkü birbirinden ayrı iki hüviyet gibi telâkki etmekten doğan bu nevi se­ bebiyet araştırmaları, bizzat A tatürkün millet telâkkisini anlamamak olur. A ta ­ türk için bir milletin en büyük evlâdı ol­ mak demek, onun temayüllerini en çok anlamak ve bu yolda kendini en çok har­ camak demekti. Bunun için de o milletin meknî kudretlerini kendisinde en çok top­ lamış bir mihrak olmak lâzımdı ki, mo­ dern sosyoloji de millî dehayı bundan başka türlü tarif etmiyor.

«

Saat k a c

Atatürkün son

sözü bu oldu

S A A T 18,30 DU

Rutubetli, melâlli, puslu bir İstanbul akşamı... Hayatla ölüm arasındaki me­ safeyi kısaltan, bezgin ve bezdiren bir tabiat dekoru içindeyiz. Gökten kasvet akıyor; yerden elem ve acı fışkırıyor.

Deniz, gümüş rengini kaybetmiştir; parlamıyor. Martiler uçmuyor. Engin deniz bir avuç su kadar dar, hududsuz tabiat bir mahbes gibi mahdud ve sı - kıçıdır.

İnsanlar, niçin ve nereye gittiğini kendilerinin de bilmediği birer şuursuz mahlûk halinde kımıldıyor; eşya sakit ve mağmum tabiat içinde, manasız ve meçhul bir esrar yığını halinde..

Boğazın yer yer kudurmuş hissini ve­ ren akıntısında bu akşam bir sesszilik okunuyor; köpüklü dalgalar dinmiş, Boğaz mehtab altında bir ışık seli gibi akıyor, Dolmabehçenin beyaz ve temiz gölgelerini kırıştırıyor.

A tatürk hasta...

O, bu bina içinde, günlerdenberi ö- lümle mücadele ediyor. Fakat hiçbir gün «ah» demeden ve bütün dehşetile görünüp kaybolan ölümün karşısında en küçük bir mağlûbiyet zâfiyeti gös - termeden...

Bütün Türk milleti öyle biliyor; dün­ ya Onu böyle tanıyor. Harb meydanla­ rının muzaffer kumandanı; talihsizlik - lerin ve bahtsızlıkların galib kahramanı ölümü de yenecek sanıyoruz: Belki te­ selli bulmak için ve fakat daha çok ha­ kikat olduğu için...

Tarih, Onun ölüme güldüğünü bilir. Gene o tarih ölümün Ondan korktuğu­ nu da kaydeder.

O, ya istiklâl, ya ölüm demişti. İstik­ lâli aldı ve ölümü, bütün bir medeniyet dünyasının önünde öldürdü.

Fakat, Atatürk, Dolmabehçede has­ ta yatıyor.

Olmıyacak şeyleri oldurduğu, muhay- yetülukulü mümkün kıldığı için Ona inanıyoruz: Korktuğumuz basımıza r°l-

miyecektir. Fakat ya tabiat? Ya, o her verdiğini geri alan, hasis ve zalim ha­ yat... Onu nasıl tatmin edebilirdik?

Dolmabahçenin önü Atatürkün sıh - hat haberini almak için dertıir kapının parmaklıklarına sarılan gene, ihtiyar, kadın, erkek vatandaşlarla doluydu.

— A tatürk nasıl? diye soruyor, Onun sıhhati hakkında malûmat almadan ev­ lerine dönemiyorlardı.

Onun müdavi doktorlarından biri şun­ ları söylüyor:

— Atatürke pazartesi günü bir ponc- tion yapıldı. Midelerinde bir bulantı hissettiler. Bundan sonra umumî halleri yavaş yavaş fenalaşıyordu.

Salı günü akşamı saat 18,30 da artık koma başlıyordu. Bu esnada Atatürkün gözleri açıldı. Ve sonra yavaşça sordu:

— Saat kaç?

Kendisine cevab verdiler; sustu. Ve bir daha konuşmadı.

Saati niçin sormuştu? bilmiyoruz. Zamansız ebediyete intikal ederken za­ mana aid fani suali bu oldu.

Saat 19,15 te artık tamamile kendi - sinden geçmişti. Etrafmdakileri bile farkedemiyorlardı.

Çarşamba gününü tamamen baygın bir halde geçirdiler. Sıhhat raporlarına imza atan doktorlar gece gündüz Onun başı ucunda idiler. Nabzı, ateşi ve te - neffüsü mütemadiyen kontrol ve tesbit ediliyordu.

Perşembe sabahı saat dokuza on kala hastanın başı ucuna gelen doktor, kal­ bini muayene etti: Sağlamdı. Fakat tam dokuzda yeni bir muayene kalbde bir zafiyet işareti verdi. Doktor, hemen ar­ kadaşlarım çağırdı. Kalbin mukaveme­ tinde bir ârıza gördüler.

Bütün doktorlar, Büyük hastanın başı ucuna toplanmıştı. İki gündenberi bay­ gın bir halde yatan Büyük Önderin göz­ leri bütün havatiyetile parlıyordu. Dok­ torlar son bir ümidle çırpınıyorlardı. O, son dakikalarda etrafını alan bu ke­ derli insanlara, tahlili mümkün olmıyan bir hisle derin derin baktı. İlk defa ola­ rak gözlerini sanki sıhhatte imiş gibi canlı ve parlak açmıştı.

Ve sonra, tek kelime söylemeksizin o derin manalı, delen ve titreten gözlerini kapadı.

Büyük salonu bir ölüm sükûtu kap­ lamıştı. Dolmabahçenin üzerindeki bay­ rak yavaş yavaş yarıya iniyordu.

<*Ulus» tan

tatürkün dâhi idaresi altında teş­ kilâtlandırarak inkılâblarla ve

onların feyizli tatbiklerile büyük tekâmüle sevkettiği memleket ve milleti­ miz içinde yarattığı ve derece derece te­ kemmül ettirdiği büyük işlerden biri de Cumhuriyet H alk Partisidir ki Büyük Önder bu millî hareketin banisi olduğu kadar kendisinin bütün ehemmiyetle üze­ rinde durduğu, muta ve muhterem, en büyük Şefi idi de.

Bazı vesile ve fırsatlarda şunun bunun tarafından A tatürkün Cumhur Reisi oia- rak bir fırka şefi olmaması lâzım geldiğim söyliyenlere .karşı Atatürkün kendi fırka­ sına taallûk eden işlerde bitaraf olamıya- cağını açıkça söylemekten çekinmemiş ol­ duğunu hatırlarız. Bu açık ve canlı sözler söyliyen Büyük Şef şimdi aramızdan çekilmiş olduktan sonra o nurlu hatırala­ rın hiç kimseyi aldatmaması lâzım geldi­ ğini tebarüz ettirmeliyiz. A tatürk parti kelimesinin dünyada malûm manasında partizan değildi, ve onun anlayışında ken­ disinin riyaset ettiği parti gerek mahiyeti, gerek maksadı itibarile memleketşümul bir müessese idi.

Şurasını iyi bilmek gerektir ki Atatürk inkılâblarınm kâffesi kendisine maledil- miş olan Cumhuriyet H alk Partisi, son tahlilde Kemalizm unvanına istinad eden Türk yenileşip yükselişinin timsali ol­ muştur.

Parti fikri memlekette siyasî hayatın millî umumî terbiye ile tekâmül ederek teşkilâtlandırılması demek olduğuna göre Atatürk bu meseleyi bütün memlekette parti fikrini ve partizanlığı bertaraf edici bir neticeye götürmek üzere münakaşa et­ miştir. A tatürk memlekette manası anla­ şılmadan hüküm yürütmeğe çalışmış fır­ kaların memlekete muzır olmuş oldukları- ra kat’î surette kani idi. O bir parti teşki- ıSi ne zaman tasavvur etmişse memlekette rasgele fırkacılıkların bu millete ne ma­ zarratlara, hatta ne felâketlere mal olmuş olduğunu herkesin gözünde canlandırarak bilhassa milletin bu zararlı oyunlardan korunmsını kendisine başlıca hedef tut­ muştu.

Cumhuriyetten evvel Türkiyede bir meşrutî saltanat devri geçmişti, ve bu meş­ rutiyet devrinde memleketimizde Avrupa- yı takliden bazı partiler türeyip faaliyet göstermeğe çalışmışlardı. A tatürk bu par- tierden ekserisinin, adeta hepsinin derin ırllet tabakalarında halk ihtiyaclariîe hiç aikası olmıyarak siyasî oyunlarını yürüt- mk istiyen bazı kimselerin ellerimde sa- dce alet olduklarına ve netice itibarile yediğerile mücadele eden bu faaliyetler­ di memlekete çok ziyanlar geldiğine dkat etmişti. Atatürkün açık görüşünde mnleketin manasız ve zararlı mücadele­ ce geçirilecek vakti olmayıp bilâkis bü- tii milleti selâmete götürecek bir birlik voeraberlik cephesi kurulmasına ihtiyaç vali. İşte Atatürkün Türkiyemiz hesabı- naoarti mefhumundan anladığı fikir ve ma buydu. O istisnasız bütün memleke- tinütün halkını seviyor ve bu halkın hep- sinbirden onu selâmet ve saadete götü- reç en doğru yolda rehberlik etmek is- tiyiu. İşte Atatürkün parti unvanını veıği hareketin manası bu idi, bu kadar büt memleket ve millete şamildi. Ve ge­ ne dan dolayıdır ki Atatürk kendi fik­ rine bitaraf olamıyacağını söylerken meıket ve millet işlerinin en can alacak hedere şevkinde alâkasız kalamıyaca- ğınnlatmak istiyordu.

Aiirkün böyle memleketşümul ola­ rak şündüğü parti fikri Erzurum ve Si­ vas rgrelerinde Anadolu ve Rumeli Mü<aai Hukuk Cemiyeti şeklinde ilk ifad'ini bulmuştu. Bu cemiyet, bütün ferdnin kalbleri ayni idealle çarpmak lâzırelen yekpare bir vatan cephesi dü- şünüle en yakın gaye olarak memleke­ tin onaan içine düştüğü istilâ ve taksim felâkrinden kurtarılmasını istihdaf eder, hakikati en etraflı bir surette an- lamalm Sivas kongresinde Anadolu ve Rum M üdafaai Hukuk Cemiyeti va- zifele zeyil olmak üzere bir de Millî Misalnzim edilmişti ki kurtarılacak vataiMgap hududlarını gösteriyordu.

İştçirkiye Büyük Millet Meclisinin de, Cıuriyet H alk Partisinin de

esas-Y a z a n : Y U N U S N A D t

lan bu M üdafaai Hukuk Cemiyeti mu- karreratı arasında Sıvasta kurulmuştu. Fikir sonra safha safha tatbik olunarak inkişaf ettikçe hep millî birlik ve beraber­ lik lüzum ve zaruretlerini muhafaza ede­ rek büyümüş, bir taraftan Büyük Meclis­ le, diğer taraftan H alk Partisi ve nihayet Halkevlerile bütün memlekete dalbudak salan ve hemen hemen bütün millete ma olan umumî mahiyetler almıştır.

Silâhların zaferi tahakkuk ettikten son­ ra askerî’ muvaffakiyetlerle bir memleke­ tin tam selâmet ve emniyeti bütün kat­ iyetle temin olunamaz diyen ilk salâhiyet- tar ağız Atatürkün mübarek ağzı olmuş­ tur. Türkiye, sağlam bir Cumhuriyet ida­ resinin millet sahasına intikal etmiş bütün feyizli faaliyetlerile büyük medenî ham­ leler yapmalıydı ki kendisini, o zamana kadar devam etmiş gaflet ve ihmallerin tesirile her taraftan kaplıyan inkıraz uçu­ rumundan kurtarabilsin. Bunun için ahenkli, verimli bir faaliyete ihtiyaç vardı, ve bu faaliyet millî şuurun nurlarile ay­ dınlanarak beyhude partizanlık münaka­ şaları içinde kararıp gitmemeliydi.

A tatürk Kurtuluş ve İstiklâl Cidalini müteakıb memleket içinde yaptığı uzun bir seyahatte bütün millet tabakalarile bu meseleler üzerinde açık konuştu. Şüphesi olanları açık konuşmağa davet ederek her yerde herkese kanaat verici cevablarla mukabele etti. A tatürk bu açık konuşma­ larda herkesin dikkat gözünü bazı nokta­ lar üzerinde topluyordu:

1 : Türkiyede Avrupa taklidi fırkalar memlekete çok acı ziyanlar getirmiştir.

2 : Avrupadaki fırkalar bilhassa sınıf mücadelelerine istinad ederler. Türkiye­ de yekdiğerile mücadele edecek sınıflar yoktur. V e Türkiye memleketinin elbirli- ğile çabuk başarmağa mecbur olduğu iş­ ler o kadar çok ve mühimdir ki burada bi­ lâkis sınıf fikrinin yer bulmamasına çalış­ mak belki ehemmiyetli bir vazifedir.

3 : H iç parti fikri olmadığı zaman memlekette ne görüyoruz? Yekdiğerini seven vatandaşların biribirini ikmal eden mesleklerini. Demek ki hakikî hayatta daha ziyade tesanüd vardır. İşte Türki­ yede bu tesanüdü şuurlandıracak, canlan­ dıracak ve çok verimli faaliyetlere sevke- decek bir elbirliği mevzuu bahsolabilir.

A tatürk esasları bunlardan ibaret olan fikirlerini izah ederken kendisinin Tüki- yede bizzat başına geçerek memleketin saadet ve selâmetine hâdim kılacağı böyle bir parti kurmak istediğini anlatıyordu, işte Atatürkün kurduğu parti budur ki mahiyeti itibarile memleketşümul olarak düşünülmüş ve hep öyle de yürütülmüş­ tür.

Anadolu ve Rumeli M üdafaai Hukuk Cemiyetile Cumhuriyet H alk Partisi ara­ sında A tatürk memleketin hakikî halâs ve itilâsına aid en başlı düşüncelerini (umdeler) unvanı altında neşretmişti. Bu umdeler tahakkuk ettirildikçe H alk P a r­ tisi hakikî şeklini almış ve nihayet bu­ gün gördüğümüz Kemalist müessese de­ recesine yükselmiştir. Cumhuriyet H alk Partisinin bugün dayandığı esaslar, bütün memlekete maledildikten sonra Teşkilâtı esasiyemize de ithal edilmiş olan şu vasıf­ larda hulâsa olunuyor:

Cumhuriyetçilik Milliyetçilik Halkçılık Lâiklik Devletçilik înkılâbcılık

Büyük A tatürk eserinde bugün bütün dünyanın gıptalarla hayran hayran tema­ şa ve takdir ettiği güzellikler de bu vasıf­ ların Türkiyede filiyata kalbedilmiş ol­ masından ibaret değil midir? Atatürkün Parti Umumî Şefliği bütün memleket ve milleti ihata eden yüksek gayelere müte­ veccih olduğu içindir ki Büyük Şefimiz

junu hiçbir zaman Avrupanm sınıf kav­ galarını tecelli ettiren partizanlıklarile bir tutmamış, ve her zaman kendi fırkasına bütün kuvvetile sarılmıştır.

Çünkü A tatürk bu parti işinde bütün milleti kucaklıyan yüksek gayelerini tek­ sif etmiş bulunuyor ve onları yüksek Baş­ kumandan ehliyet ve salâhiyetile yürütü­ yordu.

y U N U S N A D t

Atatürk ve

T ürk ordusu

Atamızın adı, dünya askerlik ve harb tarihine, büyük bir serdar olarak geçmiş­ tir. Çünkü, O , Türk milletinin yetiştir­ mekte asla hasis olmadığı büyük kuman­ danlardan biridir. Gazi Mustafa Kemal, harb san’atında, bir Dâhi idi. Bu Dehayı Türk ordusu yetiştirmiş. O Deha da ken­ disini Türk ordusile göstermiştir. O , kah­ ramanlık mucizeleri yaratan Türk ordu­ suna, T ürk ordusu da, harb san’atında harikalar gösteren bu Başkumandana lâ­ yıktılar. İkisi birbirini bulunca T ürk or­ dusu, Çanakkalede aşılmaz bir kale, Sa- karyada geçilmez bir sed, Dumlupmarda önüne durulmaz bir süngü oldu.

Atatürkün varlığında büyük bir Baş­ buğ kudreti mündemiç olduğunu ben,

1910 da, şimdi ismini unuttuğum bir Fransız zabitinden duymuştum. 1910 ya­ zında, Pikardi de yapılan büyük Fransız manevralarında iki Türk zabiti de bulun­ muştu. Bunlar, o zaman Paris ataşemili- terimiz olan kolağası Fethi ve bu manev­ ralarda bulunmak üzere Fransaya gön­ derilen kolağası Mustafa Kemal Beyler­ di. Bu tarihten beş sene sonra, Çanakka­ lede ilk parlak zaferini ve yüksek şöhreti­ ni kazanması mukadder olan kolağası M ustafa Kemal Beyle, ilk defa, bir ak­ şam, Pariste Lüna P a rk ’ta tanışmıştım. Birkaç gün sonra, bir kitabcıda bir kartpostal gördüm. Bu, M ustafa Kemal ve Fethi Beyleri, manevralarda, bir tay­ yareyi seyrederlerken gösteriyordu. K art­ postalı aldım. Muahharen, bilvasıta A ta ­ türke takdim ettiğim bu kartpostal evvelâ Cumhuriyette, sonra da müteaddid defa­ lar başka gazetelerde çıkmıştır. O zaman bu kartpostalı otelin holünde seyrederken gene bir Fransız erkânıharb zabiti, elimde gördü. Bana, Atatürkü göstererek şu sözleri söyledi:

— Bu gene Türk zabiti yaman bir as­ ker. Pikardi manevralarında ecnebi zabit­ lerinin refakatine memurdum. Onunla ta­ nışıp görüştüm. Zekâsının parlaklığına ve görüşlerinin kuvvetine hayran oldum. Gö­ receksiniz, bu gene zabit, ömrü varsa, istikbalde, mutlaka büyük bir kumandan olacaktır.

Ben, o zaman, bu sözleri Fransız zabi­ tinin, bu sözleri daha ziyade, bana cemile olsun diye söylediğini sanmıştım. H albu­ ki, insandan anlıyan bir adammış ki bir kaç gün beraber bulunduğu o gene kola- ğasmın büyük bir kumandan olacağını görmüştü. Şüphesiz Mustafa Kemal Bey de, o kısa zaman içinde kendini göstermek fırsatını bulmuş olacaktı. Çünkü Fransız zabiti zeki bir istihbarat zabiti idi; yoksa bir falcı ve kâhin değildi.

1915 ilkbaharında, 19 uncu fırka ku­ mandanı kaymakam M ustafa Kemal Be­ yin Başmuharririm Yunus Nadiye Ça- nakkaleden yazdığı mektubları okudu­ ğum ve ihracın ilk günü Cönk Bayırı ve

Coca Çimen Tepesini ve buralarla bera­ ber Boğazı, îstanbulu ve memleketi kur­ tardığını öğrendiğim zaman, Fransız za-

jitinin 1910 da onun için söylediklerini hatırlamıştım. Fransız yüzbaşısı,

— Bu gene zabitte etoffe( istidad ve kabiliyet) var; demişti. Eksik söylemiş, o gene zabitte mevcud olan yalnız «isti­ dad ve kabiliyet» değil, «deha» idi. F a­ kat ondaki bu «deha» yı göremiyenler veya çekemiyenler, Atatürkü dehasına lâ­ yık büyük makamlara çok geç getirdiler. Getirdikleri zamanlarda da keskin, derin ve uzak görüşünün ilham ettiği tavsiyeleri dinlemediler. Onun dedikleri yapılsaydı, Büyük H arbde memleket bir çok felâket­ lere uğramazdı.

A tatürk, T ürk ordusunun Başkuman­ danı olur olmaz, başta Cumhur Reisimiz İsmet İnönü ve Mareşal Fevzi Çakmak olmak üzere, cok kıymetli bazı arkadaşla- rile beraber, Türk ordusunu yoktan var etti. Kendi dövdüğü ve kendi su verdiği kılıçla savaşa giden bir cengâver gibi, Türk ordusu denilen keskin ve kırılmaz süngü ile tarihin eşini ender kaydettiği za­ ferler kazandı, mucizeler yarattı. Ordu 'le Başkumandan birbirini bulmuşlardı. İkisi de birbirini tanıyor, ikisi de birbirine inanıyordu. Başbuğ ne emrettiyse ordu onu yaptı; çünkü ordu ne istediyse Baş- bı>« onu emretti.

Bugün Türk ordusu, binlerce yıllık za­ ferlerine Atatürkün zaferlerini de ilâve ederek eşsiz bir kahramanlık timsali halin­ de karşımızda duruyor. Bu bilenmiş kılıç, Cumhuriyetin, yurdun, istiklâlin, bir keli­ me ile Onun Eserinin muhafızı ve nigeh- banıdır.

A tatürk gibi, büyük ve muzaffer bir asker olan Reisicumhurumuz İsmet İnö- nünün hakkı var: «M ille tim iz ve şanlı o rdu m u z, m ecbu r olursa, geçm iş kahram anların hayran lığın ı c elb e- d e c e k y e n i kahram anlarla dolu o- an fe d a k â r göğsünü en p a rla k va­ z ife le r le sü slem eğ e h a zırd ır.»

A B tD IN D A V ER P E Y A M İ SA F A ı r

Í

'

:

?

L

Tabutunun karşısında...

Y a z a n : S alâh addin G Ü N G Ö R

¿.ir vatan çırağ o ld u ; k a rşın d a ya k ılıyo r, B ir cihan y ık ılıy o r, bir cih an y ık ılıy o r! Bu a d e ta bir bahar: Ç iç e ğ ile , d alile, G irlan dların tacile, g ü llerin in alile... O na k ıya n , boğulsun u ta n cın d a n terlere, Ölüm d en en heyula, k a p a n m a lı yerle re ... M a n evî hu zu ru nda tarih, yutsun d ilin i... U m m an, sin sin görünce, bu g ö z y a ş ı selini!.. S eza r k e k em e le şsin , A n ib a l d iz e g e lsin ; N a p o ly o n u n bağrın ı, hased okları d e lsin ! Bu va rlık ta n yok lu ğ u n heyulası ü rkm eli, O kyan u slar ç e k ilip , «H im a la y a », ç ö k m eli! Ölümü şu d a k ik a , in kâr etse k y erid ir, Ö ldü denen A ta tü rk , an d içsek k i d irid ir! D iridir, baştan başa y ü k se lttiğ i vatanla, D iridir, var e ttiğ i on y e d i m ilyo n canla! Bu m ucize a d a m ı; ölüm g e lip b o ğ a m a z! H a yır, bütün bir m illet, b ir ta b u ta sığ a m a z!

Referanslar

Benzer Belgeler

The index is arranged in alphabetical order of surnames and names of the authors of the articles.. The numbers next to the names are the fi rst pages of

Ba-husus Fener hâdisesi b iz i, hele şu günlerimizde hiç de meşgul etmiye değmeyen âdi b ir zabıta vak'asından fa zla ehemmiyeti hâiz değildir .Ondan sonra

Bugün dilerseniz, Ağacamii yanındaki Sakı- zağı sokak (onlara cadde diyorlar) üstündeki vitrininde, kavanozlarda kompostoların turşula­ rın, tabaklarda güzel

‘Tombul’ çeşidinde farklı rakımların ve yöneylerin verim ve kalite özelliklerine etkisinin araştırıldığı bir çalışmada sağlam meyve oranı, her ne

deydi. Renkli halleriyle hepimizi eğlendirir- ken göz zevkimize de iyilik etmiş oldular. Oyunun başrollerinden Çağlar Çorumlu oyu- nun ortalarına doğru kadın kılığına ve

Sansür uygulamaları yapan AKP, gün- den güne, adım adım hayatımızın tüm öz- gürlüklerine bir bir el atıyor. Elbette daha önce de tam anlamıyla bir özgürlük yoktu

Bireysel bir çıkışla sorunların üstesinden gelinemeyeceğini artık öğrenelim, çalıştığımız iş yerlerinde, karşılaştığımız sorunlar ortak sorunlardır ve ancak

Körfez bölgesinin en gözde finans merkezi Dubai’de devlete ait en büyük yatırım şirketlerinden Dubai World’ün piyasaya olan 59 milyar dolar borcunu ödeyemeyece