Cahide Sonku'nun anıları:Hayatım:Elveda Marcel

Loading.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

• Geceleri sahnede hüngür hüngür ağlamak

geliyor içimden.Marcel'i Aşkale'den

kurtarmak için birşeyler yapmamız gerekiyor.

Ama Marcel' i kurtarmaya değil beni ondan

ayırmaya çalışıyorlar...Sevdiğim erkeğin

hayatını kurtarmak uğruna aşkımı feda edeceğim

1 i

11 Nisan 1981 Cumartesi ©

Collide Sonku nun onıları

-@ C a h id e Sonkunun a n ıla rın ın

es

H U R R lî

*1" '1

Marcel

©

( j r p p n i n r *

dahide Sonku, sanat yaşamında çok sayıda

n t l ı IvULLIL.

nim çevirmiş, birçok tiyatro oyununda rol almıştı. Bahardı bir sanatçı olan Sonku, her tür rolün altından kalkmış her zaman alkış toplamıştı.

t tZGÜN ve öfkeliydim... Sa- hırsızlığım yüzünden, çok değer verdiğim bir insanı kaybet­ mek üzereydim. Bir söz daha söy­ lersem belki de her şey bitecekti... O anda her şeyi göze alabilirdim ama Marcel’den ayrılmayı asla...

Marcel'in kırgın bakışları, aklı­ mı başıma getirdi.

“Sinirlerim bozuldu, abuk sa­ buk konuşuyorum işte” dedim ve meseleyi kapadım ... Marcel de ra­ hatlamıştı... O günden sonra bir daha ayrılma sözünü ağzımıza al­ madık.

Aradan iki ay kadar geçmişti. Bir akşam, çat kapı, bir polis... “ Sizi müdürüyette bekliyorlar.” Anlaşıldı, yeni bir oyun peşinde­ ler... Ama bende de öyle kolay kolay oyuna gelecek göz yok...

Müdürüyetin kapısından içeri girince ben hemen m üdür beyin odasına doğru yürüdüm. Yanım­ daki polis atıldı, “ Bu tarafa buy- run, Cahide H amm... Müdür bey sizi yemekhanede bekliyor” dedi. Hoppalaaa.. Beyoğlu Emniyet Amiri evime polis gönderip, beni müdürüyete çağırıyor. Kendisiyle makam odasında değil de yemek­ hanede görüşeceğiz. Bu işte bir bit yeniği var ya... Neyse...

1 Ben acılara üzü n tü lere alışkın ım . K aderim bu ona

karşı çık m a k ta m anasız. K im seye birşey sezd irm i­

yorum . T iy a tro y a gidip g eliyo ru m . M a rc e l’e bir m ek­

tup y azm ay a g e liy o r sıra. G a y e t soğuk ve kısa bir

m ektu p ...

Yemekhanenin kapısı açılınca bir de ne göreyim. M üdür bey ve üç arkadaşı daha, odanın ortasına bir çilingir sofrası kurulmuş Hepsinin elinde rakı kadehleri Hepsi de çakır keyif.

Canımın sıkıntısını belli etme meye çalışarak, “ Hayrola beyefen di, beni çağırtmışsınız” dedim.. “Galiba bir yanlışlık oldu... Ben sizi vakitsiz rahatsız ettim ... Her

halde beni yarın görmek istiyordu­ nuz..."

Müdür bey ile arkadaşları ba­ kıştılar... M üdür bey sarhoş ağzıy­ la, “yok canım, efendim, sizi sof­ ramıza davet etmek istemiştik. Karşılıklı bir kaç tek atalım de­ dik..."

"Siz aklınızı mı kaçırdınız, be­ yim?” Sesimi perde perde yükselt­

meye başladım. “ Bu ne biçim iş­ tir? Amirleriniz görseler ne derler? Adi bir sokak kadınına bile böyle davranılmaz. Kusura bakmayın ama ben burada daha fazla kala­ mayacağım.”

Bu defa diğeri söze karıştı, "Cahide abla, aramızda teklif mi var yani? Ne de olsa seninle eski akraba sayılırız. Hem biz bugüne bugün T ürk’üz ve de elhamdülil­ lah M üslümamz...”

“ Sarhoş ağzına Müslüman sözü hiç yakışmıyor” dedim, “ Kes se­ sini... İçkini zıkkım lan...”

İkinci darbe

Varlık vergisi olayı

İşte bir gün, varlık vergisi kar­ şımıza dikiliverdi... Yanılmıyor­ sam Marcel’in ailesinden iki mil­ yon lira vergi istiyorlarmış... Çok varlıklı insanlardı... O parayı vere­ bilirlerdi. Fakat servetlerinin bir kısmını da Avrupa’daki bankalara yatırmışlar... Durum karışık... Hem de çok... Marcel'in biraz da benimle olan ilişkisi yüzünden şim­ şekleri üzerine çektiği malum... Vergi ödenmiyor... Marcel’in Aş­ kale’ye gitmesi kesinleşiyor... Bu, bizim ilk ayrılışımız olacak... Kısa zamanda her şeyin düzeleceğine inanmak istiyorum. Fakat bunun çocukça bir düşünce olduğundan da eminim... Ara sıra bir kolayını bulup İstanbul'a geliyor, hasret gi­ deriyorduk. Fakat o eski, neşeli, kibar Marcel gitmiş, yerine bam­ başka bir adam gelmişti. Yaşama sevincini kaybetmişti... Günün bi­ rinde eski hayatımıza dönmekten umudunu kesmiş görünüyordu.

Ben de onu gördükçe, üzüntü­ den kahroluyorum tabii... Gece­ leri sahnede hüngür hüngür ağla­ mak geliyor içimden... Bereket, oynadığım piyeslerde de bol bol ağlama sahnesi var... herkes, be­ nim ağlayışımı gördükçe, rolüm­ de sağladığım büyük başarıya şa­ şıyor... Ben ağlıyorum... Onlar al­ kışlıyorlar...

Maksat başka

Marcel’i Aşkale’den kurtarmak için birşeyler yapmamız gerekiyor. Fakat tanıdıklarım, karşımda el pençe divan duran hayranlarım, Marcel'i kurtarmaya değil, beni

ondan ayırmaya çalışıyorlar. T a­ lat'la evliyken tanıştığım bazı meş­ hur iş adamları var. Mesela T ü­ tüncü İhsan... Yani Ihsan Do­ ruk... Bana haber üstüne haber gönderiyor... Emrime amadeymiş. Benim için herşeyi yapabilirmiş... İyi ya... Marcel’i Aşkale'den kur-tarsa ya... Anladığım kadarıyla,

el Aşl

O odadan dışarı nasıl çıktığımı bilemiyorum... Ayaklarım birbiri­ ne dolanıyordu. Adamlara bir şey belli etmemiştim ama bu muame­ le çok ağırıma gitmişti... Aşkın be­ deli bu olmamalıydı... Bizim kim­ seye bir zararımız yoktu ki... Bir­ birini seven iki insana bu derece eziyet etmek günah değil miydi?

Marcel, gene beni arabada bek­ liyordu. Geri döndüğüm zaman yüzümün sapsarı kesildiğini far- ketmiş... Beni daha fazla üzme­ mek için müdürüyette neler oldu­ ğunu sormadı... Sorsaydı da ona bu hikayeyi anlatamazdım... Uta­ nırdım...

Savaş yılları malum... Geceleri karartm a var. Sokaklar, zifiri ka­ ranlık oluyor. Ama tiyatronun içi gene tıklım tıklım seyircilerle dolu­ yor... Gene piyesler oynuyoruz... Sahnede herşeyi unutuyorum... Rolümü her zamankinden daha iyi oynamaya gayret ediyorum. Fakat gecenin zifiri karanlığında tiyatro­ dan çıkınca içimi bir korkudur alı­ yor... Marcel’in beni tiyatronun kapısında beklemesini de istemi­ yorum. Onun başına bir felaket gelecek diye ödüm kopuyor...

Marcel benim bu yersiz korku­ larıma gülüyor... Bizi hiç bir kuv­ vetin ayıramayacağını defalarca tekrarlayıp, beni neşelendirmeye çalışıyor. O günlerde, varlık vergisi meselesinin bizi bir daha buluş­ mamak üzere ayıracağını elbette bilemezdi... Ben de ayrılmamızın böyle bir olaydan kaynaklanaca­ ğını tahmin edemezdim.

Marcel Aşkale’ye gittikten sonra oturduğumuz evin kirasını İhsan Doruk ödemeye başlamış... Mar- cel’e de para yardımında bulun­ muş...

Aşkale’den gelen haberler hiç de iyi değil... Marcel’e benimle ilişkisi yüzünden eziyet ediyorlar­ mış... Bunu eski dostumuz, Beyoğ­ lu Kaymakamı Daniş beyden öğ­ rendim... Daniş bey, ağabeyi Raif bey, Sular İdaresi Müdürü Ziya bey, her fırsatta bana nasihat edi­ yorlar... Fakat benimle açık açık konuşmaya cesaret edemiyorlar. Daniş beyin ağabeyi Raif bey, “ Bi­ lirsin, seni de Marcel'i de çok se­ verim" diyor, “beni anlamaya ça­ lış... Zavallı adamın durumu çok kötü...”

Evet, biliyorum... Marcel’in durumunun iyi olmadığının ben de farkındayım. Ama elimden ne ge­ lir ki? Onu Aşkale’ye gönderen ben değilim... Ailesi istenen parayı ödesin, olsun bitsin...

Tabii mesele bu kadar basit de­ ğildi... İşin içinde başka işler var­ dı... Belki bunu ben de seziyor­ dum ama bilmezlikten gelmeye ça­ lışıyordum.

Kamelyalı kadının

kaderi

Bir akşam tiyatrodan çıkarken, Vahap bey adında bir dost yanı­ ma geldi. “ Yürü, seninle ko­ nuşacaklarım var" dedi "M ar- cel'in ailesinin pek çok dostlan var... Kisoryan'lar, Bardakyan'lar ve Pamukçuyan'lar... Marcel’i Aş­ kale’den kurtarm ak için çare an- yorlar... Bu saydığım ailelerden bi­ rinin güzel bir kızı varmış... Pa­ ris’te okuyormuş...Marcel de vak­ tiyle o kızı beğenirmiş... Tabii seni tanıdıktan sonra o kızı unutm uş... Eğer Marcel bu kızla evlenmeyi kabul ederse, kâbus sona erecek.."

Tam am ... Ben, Marcel'e deliler gibi aşık olan ben, şimdi duygu­ larıma gem vurup, “ La Dame O Kamelya”yı oynayacağım... Her zamankinden daha başarılı bir oyun olacak bu... Sevdiğim erke­ ğin hayatını kurtarm ak uğruna aş­ kımı feda edeceğim... Bu fedakâr­ lığımın karşılığı ne olacak?.. Göz yaşı... Istırap...

Çarem yok... Acıya katlanma­ lıyım... Marcel’in o zengin Ermeni kızıyla evlenebilmesi için benim aradan çekilmem gerekiyor... Ona bir oyun oynamalıyım... Benim fe­ dakârlık yaptığımı anlamamak. Dahası k a lb id e k i sevginin yerini bitmez tükenmez bir kin ve öfke almalı...

Haydi, Cahide, diyorum içim­ den, sıva kolları... Yeni oyunu­ na hazırlan... Rolünü ezberlemen için zamana da ihtiyacın yok. Sen bu rolü kaç defa oynadın... Bunun da altından kalkarsın...

Kararımı verdikten sonra, tat­ bik etmek güç olmayacak... Ben acılara, üzüntülere alışkınım. An­ nemin öldüğü gece “ Adalar Revü- sü’’nde şarkı söylemeyi göze almış kadınım ben... Sevgilimi bir baş­ kasına emanet ettiğim gece de bir rakı sofrasında, şen kahkahalar atabilirim... Kaderim bu... Ona karşı çıkmak da manâsız... Allah bana mutlu olmayı, sevmeyi, sevil­ meyi çok görüyor... Kimseye bir şey sezdirmiyorum. Tiyatroya gidip geliyorum. Bu arada kendime de yeni bir ev aramaya başlıyorum. Evi bulduktan sonra Marcel’e bir mektup yazmaya geliyor sıra. G a­ yet soğuk ve kısa bir mektup... “ Ben lüks içinde yaşamaya alış­ tım " diyorum, “ Asker yolu bekle­ yecek durumda değilim... Beni be­ ğenen tek erkek sen değilsin... Başkaları var... Hayatıma bir çeki düzen vermek zorundayım. Elve­ d a ...”

Yarın: Tütüncü İhsan'ı

anlamak çok güç

VAI N I7 liAHIM*

şöhret ve paraya kavuşan Cahide • n L I I I C . I \ n l / I İ l a Sonku, yine de yalnız bir kadındı... Çevresindekiler, onunla şöhretli olduğu zaman ilgilenmişler, son­ radan onu terketmişlerdi...

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :