• Sonuç bulunamadı

Türkiye'de halkla ilişkilerin piri olarak tanınan Betül Mardin doğru zamanda konuştu:Çerçevesiz hediye olmaz

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türkiye'de halkla ilişkilerin piri olarak tanınan Betül Mardin doğru zamanda konuştu:Çerçevesiz hediye olmaz"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

TURKIYEDE HALKLA İLİŞKİLERİN PIRI OLARAK TANINAN BETUL MARDİN DOĞRU ZAMANDA KONUŞTU

28 Aralık 1997

Pamuk

Prensesi

Betül Mardin'in ofisi “Mavi Ay’in dekorunu andınyor. İşyerleri sevim siz olur sabit fikrine sahip olduğum uzdan, içeri girdiğitnizde h afif bir adaptasyon güçlüğü çektik.

Sadece ofis değil tabii, güzellik yanşmalarmm kulisini andıran salon, “Türkiye'de güzel şeyler de oluyor” diye fısıldaşmamıza neden oldu Batuhan'la. Betül Hanımm karşısına oturduğumuzda, uzunca bir süre buraya ne için geldiğim izi hatırlayamadık. “Eee, hadi!” diye uyarılınca son bir gayretle beynimizi zorladık ve o meşum başlık gözüm üzün önünde belirdi. “Hah, yılbaşm da gazetecilere gönderilen hediyeler.Noel Baba, iyi

bir gazete okuru anlaşılan!

Betül hanım, hala yılbaşı hediyeleri­ miz gelmedi, onun için rahatsız ettik.

Evet, onun için geldin değil mi? Kızı­ yorsunuz...

Camdan sürekli bakıyoruz ama.

Hah ha, gelmiyor mu? Şimdi, Halkla İlişkiler şirketleri, sebebsiz nedensiz hediye veremez. Ahlak yasamızda yasaktır. Fakat ahlak yasamızda, özel günlerde, ki bu yılbaşı ve Türki­ ye'de Şeker Bayramı’nda böyle olabi­ liyor. Çünkü Kurban Bayramında kuzu gönderemiyorsun, orada kur­ tuluyoruz, yani, anneler gününde belki, babalar gününde belki, ya da anne olduğu, baba olduğu zaman­ larda hediye verme imkanın doğar.

Nasıl hediyeler?

Sizin taküdığınız şeylere ben daha çok gülüyorum. Sizin bilmediğiniz insanlar arasında ne hediyeler el de­ ğiştiriyor bir bilseniz.

Şirkette göze çarpmasın diye ev adres­ lerinin alındığını, doğrudan evlere gönderildiğini biliyoruz..

Hayır, yani daha büyükler kimbilir neler veriyorlar birbirlerine? Bakın bana bugün bir suluboya resim gel­ di. Bizim beraber çalıştığımız üçüncü gruplar diye birşey var. Yani, sesçi, ışıkçı, catering gibi şirketler. Biz bu adamlarla bütün sene birlikte çalışı­ yoruz. Bir yılbaşı hediyesi vermeye­ cek mi bu adam? Tabii ki verecek. Eli mahkum. Çünkü başka türlü bana teşekkür edemiyor bütün sene. Ba­ banım bir lafı vaıdı. "Bırak teşekkür etsinler." Para kazandırıyorum ada­ ma, ben bir şey almıyorum, çünkü komisyon yasağı var Halkla ilişkiler­ de. Asıl yasak o.

Alanlar var mı?

Çok var. Ama Ahlak Yasası diye bir şey var. Ben dersim veriyorum. Biz gerçekten bu mesleği Türkiye­ ’de yerleştirmeye çalışan bir ekibiz.

Saçlarım nasıl

beyazladı...

H aldun Dormen'in çok ünlü olduğu zamandı. Amerika'da "G üney Pasifik" diye bir oyun görmüş çok beğenmiş, bunu oynayacağım dedi. Bu zamanki kafamla düşünseydim , çok şeyler söyleyebilirdim ama deli

gibi aşığım Haldun'a, ne derse yapıyorum. Halbuki Güney Pasifiğin konusu Türkiye'yi hiç ilgilendirmiyor aslında. Her zamanki gibi paramız yok. Dekorcu ucuz olsun diye hasır kullanalım dedi. Hasır da yakışır yani, Güney Pasifik'teki kulübelere. Mısır Çarşısı'ndan hasırları aldık ama tek başma zayıf kalıyor. Dediler ki grapon kağıdından çiçekler yapalım. Evde annemle birlikte binlerce çiçek yaptık grapon

kağıdından. Perde açılmasına üç dakika kaldı, yerler daha yeni süpürülüyor. Ucu ucuna yetiştirilmiş yani. Salon doldu, oyun başladı. A dam söyledi birinci aryayı. Hiçbir şey duymadık. Adam ağzmı açıp kapıyor, ses yok. Kadm oyuncu çıktı, o da ağzım açıp kapıyor, ses yok. Homurdanmalar başladı. Meğer, bu hasn denen şey, sesi emermiş. Oyun bitti, çıkanları

izliyorum. Tiyatrocular seyretmeye gelmiş, Haldun bu sefer bitti,

mahvoldu diye kendi aralarında konuşuyorlar.

Eve gelinceye kadar bir şey söylemedim. Haldun "çok iyi geçti, iyi ki operacıları

almışız" diyor. Banyoya gittim, kusmaya başladım. Döndüm, "hayrola" dedi.

Dedim ki, durum çok fena, böyle böyle.

Sabah prova yapıldı, hasın da o zaman keşfettik. Ardından da tiyatrodan çıkartıldık. Gırtlağımıza kadar borçlandık. Herkesin

gözünde bitmiş bir haldeydik. O birkaç gün içinde aynaya her baktığımda saçlarımın beyazladığım hissettim. Aşağı yukarı 35 yaşımdaydım, saçlarım tamamen ak oldu. j •j

Sen bakma ben başka şeyler de yapmıyorum.

Yani sorun hediye değil, veriliş taızı.

Demek istediğim, yılbaşı hediyesi ta­ bu ki vereceksin ama çerçeveli vere­ ceksin, bunun bir nedeni olacak. Ya­ ni diyeceksin ki, Betül Hanım halkla ilişkiler yapıyor, o zaman ondan çi­ kolata gelebilir, çiçek gelebilir ama bir Peugeot, bir Jaguar araba gele­ mez. Bak bu şimdi bana gelen sulu­ boya resim hoş bir hediye bence. Ama bu adamdan bana bir Hoover elektrik süpürgesi gelseydi diyecek­ tim ki, eniştem beni niye öptü? Bir şey mi istiyor bu adam? Yani hediye­ de bu var. Hediye para olamaz, ufak tefek hakikaten düşünülerek yapıl­ mış bir şeydir. Bu sene biz kendi müşterilerimize küçük bakır hamam taslan filan aldık, içine çikolata gibi şeyler koyup yolladık..

BEDAVA REKLAM DEĞİL

Peki o yapmıyorum dediğiniz başka şeyler nedir?

Çok mühim. Halkla İlişikiler bedava reklam değildir. Bunu bir türlü anla­ tamıyoruz. Adam diyor ki, abla rek­ lam çok pahalı, ben reklam vermiye- yim de, Halkla İlişkiler yapayım. Ya o başka şey, bu başka şey...

Neden?

Halkla İlişkiler’de bir haber yazıyor­ sun, mesela Betül Mardin'in yfibaşı daveti kendi yazıhanesinde oldu, herkes katıldı gibi şeyler yazıyorsun. Bunun ne kadar çıkacağı belli değil. Çok ilginç değil, değişik bir açısı yok. Dolayısıyla bu haber belki çok yakın bir-iki arkadaşının gazetesinde üç dört satir çıkabilir, o kadar. Bunu ben reklam olarak verseydim, 1998 yılba­ şı davetime katılanlara teşekkür ede­ rim diye, mot-a-mot her söylediğim kelime içinde çıkacaktı ve ben bunun parasım verecektim. Sen bunu oku­ yacak miydin? Hayır. Ama o içerde ekonomi sayfasında azıcık çıkan ha­ berde, bak kadına, davet vermiş di­ yecekler. Yani kafa daha çok habere inanır. Ama onun da bir problemi var. Çıkmıyor, az çıkıyor, yanlış çıkı­ yor. Betül Mardin'i belki Arif Mardin diye yazıyorlar. Kontrol edemiyor­ sun, ötekinde kontrol Var. Aramız­ daki fark bu. Biri haber, biri parayla satın alman köşe.

Müşteri hangisini istiyor?

Müşteri zannediyor ki, o küçük ha­ ber çıkacak, ismi de geçecek, onun içm yeterli. Sonra geliyor adam: İyi de Betül Hanımcığım, yeni makine­ ler aldığımızı, fabrikanın kaç sene­ sinde kurulduğunu yazmamışlar. Diyorsun ki, haber üç paragraflık, adamın yeri bir paragraflık. En önemli şey senin yaptığın olaydı. Onu aldı, arkasını kesti. Ama diyor, ben onu da istiyorum. O zaman rek­ lam ver şekerim. O zaman reklamcı­

sına ben advetorial istiyorum diyor. Adam fotoğraflarıyla, haberiyle iki sayfayı parayla alıyor ama reklam haber gibi olduğu için tepesine yazı­ lıyor. Türkçesinde ne yazıyorlardı?

Bu bir ilandır.

Evet. Biz bu yöntemi çok tavsiye edi­ yoruz. Çünkü, diyoruz senin yaptığın iş çok büyük haber değil, kusura bak­ ma. Yeni koleksiyonum geldi diyor, . ama diyoruz mayo değil. Mayo olsa

arka sayfalarda çıkar ama mesela, mazallah bir de erkek modası, bir de ceket pantolon, imkan yok çıkmaz. Peki ne yapayım diyor? Reklam ver­ sene! Özellikle pazarlamaya dönük ürün satanlar için büyük rahatlık.

MİTOZ BÖLÜNME

Söylentiler?

Öyle parayla haber yazdınyorlarsa, bravo! Çok fena. Çünkü basma da çok ayıp. Karşılıklı çok kötü. Tevessüh!

Kurumlar değil ama belki kişiler ara­ sında böyle şeyler oluyordur.

Bundan 30 sene önce ben bir müşte­ riyle çalışıyordum. Hiç güvenmedi­ ler bana. Neler geçirdim ben!

Şimdi daha mı iyi yani?

Çok daha iyi.

Sizin için değil, piyasada genel bir ah­ lak sorunu yaşanmıyor mu?

Muhakkak var. Ama yani, 30 yıl ön­ ceyi anlatıyordum. Bir gün toplantı­ ya bir adam geldi, oturdu. Müdire hanım dediler, çok özür dileriz. Bu, dediler bizim için basına para dağı­ tır, o şekilde haber çıkartır. Dedim ki, haberiniz çok değişik, mutlaka çıka­ cak, ben size garanti ediyorum, mec­ bur değilsiniz beyefendiye. Efendim siz karışmayın, siz organizasyonuzu yapm dediler. O kadar bümiyorlar ki, ne yaptıklarını.

Para dağıtıldığına şahit oldunuz mu?

Evet, o adam para dağıtarak, beşer bin lira dağıtarak haberi çıkardı. Hal­ buki çıkardığı haber, yeni bir şeyin açılışıydı. Ama o zaman korkarlardı,

şimdi inanıyorlar bana artık, haberle­ ri çıkacak diye.

İnandınncaya kadar çok maceralı bir iş yaşamınız olmuş. Piyasaya birçok şir­ ket kazandırmışsınız. Mitoz bölünme esprileri yapıyorlar.

Evet, çok.

Kaç tane oldu?

Bir dakika, sorayım, çünkü birisi var bunun hesabını tutuyor; sağ kalanla­ rın. (Telefonla soruyor.) 10 olmuş. Biz 11 yıllık bir şirketiz, demek ki her yıl bizden birileri aynlıp kendi şirket­ lerini kuruyor. Ama yanlız Imaj’dan değil, eski Strateji’den de ayrılıp şir­ ket kuranlar oldu.

Memnun musunuz bu kadar çok şirket kurulmasından?

Beni düşündüren başka birşey var. Benim kurduğum başka düsturlar var, prensipler var, ahlak yönünde var, giyim tarzında var...

Mesela?

Mesela, çok ayıp biliyorum ama ben bu düsturu koydum, yazıhanede blue jean giymeleri yasaktır, saçlar elden geldiğince arkada toplu olarak durur. Giyim bakımından, temiz ol­ mak gerekir, ille parfüm kokmasalar da. Müşterilerle başbaşa bir yere git­ melerinden hoşlanmam. Gece bil­ hassa, saat altıdan sonra müşteri ile veya herhangi biriyle başbaşa çıkma­ larının alevhindeyimdir. Ama bu za­ ten budur!

KOMİSYON YASAK

Sizde hediye problemi yaşanmıyor mu?

Tabu ki büyük hediye yasak olduğu gibi, herhangi bir şekilde komisyon almaları yasaktır. Böyle bir sürü şey­ ler var; yapmam, yaptırtmam. Bir de müşterinin sorusuna, bilmiyorum diye cevap vermek yasaktır. Araştı­ rıp, hızla cevaplandırmak gerek. Halkla İlişkiler budur, ahtapot gibi insanları birbiriyle buluşturup, doğ­ ruyu söyleyip, anında cevap vermek.

Bir de yeni bir eğilim var. Hediye gön­

derilmesine karşı insanlar arasında. Mesela, öyle hediye sepetleri gönder­ mesinler, ağaç diksinler gibi_

Evet, böyle bir şey başladı..

Ama bu insanın doğasına ne kadar uyu­ yor? Demek istediğim, hediyeyle başba­ şa kaldığında insanlar "ulan ağaç yeri­ ne keşke eskisi gibi gömlek dikseler- miş" diye düşünmüyorlar mıdır?

Düşünmezler mi? Sen düşünmez misin?

Ben mi?

Tabü ki. Herkes düşünür, insan dav­ ranışı bu. Bizim bir şirketimiz var, burs veriyor. Bayağı büyük bir burs. Çok insana vermiyor, mesela 30 kişi­ yi seçiyor, onlara diyor ki, sizin adı­ nıza bir kişi bu sene üniversitede okuyacak. Bunlar hoş şeyler.

Bu çok güzel, ama anlatamıyorum...

Anlıyorum. Bak, belki o ağacın fotoğ­ rafım gönderseler, üzerinde bir pla­ ketle Betül Mardin yazan, adresini verseler, ben gider arada o ağacı sula- nm da. Yani, kimsenin aklına gömlek gelmez, bu ufak teferruatları düşü­ nürseniz. Halkla İlişkiler çok ince bir meslek, insan piskolojisiyle çok ilgili.

Haber güvercinleri ile davetiye gönde­ rilmesine ne diyorsunuz?

Bana sordular, efendim siz yapar mıydınız diye? Dedim ki, çok beğen­ dim, çok kreatif, çok tehlikeli! Ben kuşla oynamam. Benim başımdan bir kuş hikayesi geçti, bizim yazıha­ nede kuş yasaktır.

Hiç duymadım.

Sheraton Otelinin onuncu senesiydi. Çok büyük bir pasta yaptırdık bah­ çesine. 5 bin tane kartpostal yaptır­ dım, bütün Maçka parkının etrafın­ daki evlere dağıttık, davetlisiniz di­ ye. Dondurmalar, kağıt helvalar, bir de orkestra koyduk, neşeli bir şey. Balonlar var, 500 tane de güvercin var. Güvercinleri bir terasa koyduk. Elimde telsiz, balonları bırakın de­ dim, bıraktılar, güvercinleri bırakın dedim, bir ağlama sesi, yavrum bı­ rak güvercini diyorum, hüngür hün­ gür ağlıyor. Ne oldu dedim, hepsi öl­ dü dedi. Meğer kafeslere koyup ge­ tirmiş adam, sıkışmışlar, beşyüzü birden ölmüş içerde.

Çok kötü bir hikayeymiş hakikaten..

Onun için ben yapmam. Buyursun­ lar, yapsınlar..

Röportaj bitiyor. Başka rahatsız oldu­ ğunuz bir şey var mı?

Evet, o şimdi moda olan devasa da­ vetiyelere sinir oluyorum. Topluyo­ rum, derste örnek olarak göstermek için, böyle yapmayın diye, israf...

Görmemişlik değil mi?

Görmemişlik, bilmemişlik, hepsi var. Çiğlik var, kiçlik var.

Son sorum, bu röportajın faturasını ne­ reye yollayalım?

Tam sayfa oluyor ama, çok tutar, taksitle yapabilir miyiz?

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

* 0 0 1 5 0 9 2 8 9 0 0 6 * FO TO Ğ R A FL A R : B AT U H AN K IR AN

Referanslar

Benzer Belgeler

Saniç ve arkadafllar› (25), 1993 y›l›nda Samsun’da izole edilmifl 43 AGBHS suflunda penisilin direnci bulunmad›¤›n›, üç suflta eritromisin direncine

O sırada Tanin gazetesinde yayınladığı düzyazıları, küçük hikâyeleri de iki yıl sonra kısmen Harap Mabetler (1911-1924) adlı kitabında topladı.. Mektup

2001 yılında gözden geçirilen dokü- manda ilişkili endüstriler “halkla ilişkiler, tutundurma, doğrudan pazarlama, televizyon, radyo ve sinema, pazar araştırma,

The study reveals that the different levels of linguistic proximity systematically influence brand name adaptation including brand name transliteration, as well as slogan

conducted health education service improved the patient''s knowledge to warfarin use, and to measure patient''s opinion.

Nihayet 1332 (1816) da tıbbî adlî teş kilâtı yapılarak tababeti adliye şubesi, kimyahane, müşahedehane ve morgla birlikte adliyeye bağlandı?. Bugünkü tıbbî

Görme engelli bireylerin diğer duyularında görülen artış ve bu artışa bağlı olarak görme engelli bireylerde propriyosepsiyonun artıp artmadığı sorusundan yola

Thus, the aim of this study is to examine the influence of chunks on teaching English to very young learners in English as a Foreign Language (EFL) context to shed