• Sonuç bulunamadı

Türk Ceza Kanununda suçu bildirmeme suçları

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türk Ceza Kanununda suçu bildirmeme suçları"

Copied!
153
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI

KAMU HUKUKU BİLİM DALI

TÜRK CEZA KANUNUNDA SUÇU BİLDİRMEME SUÇLARI

Hasan KAYA Yüksek Lisans Tezi

Danışman

Dr. Öğr. Üyesi Murat AKSAN

(2)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU ANABİLİM DALI

KAMU HUKUKU BİLİM DALI

TÜRK CEZA KANUNUNDA SUÇU BİLDİRMEME SUÇLARI

Hasan KAYA Yüksek Lisans Tezi

Danışman

Dr. Öğretim Üyesi Murat AKSAN

(3)
(4)
(5)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Tezin Adı Türk Ceza Kanununda Suçu Bildirmeme Suçları Adı Soyadı Hasan KAYA

Numarası 164234001011

Ana Bilim / Bilim KAMU HUKUKU Dalı

Programı Tezli Yüksek Lisans

Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat AKSAN

ÖZET

Ceza doktrininde devletin adli fonksiyonlarının işleyebilmesi için, toplumda bazı kişilerin kamu düzenini bozan haksız eylemlerin işlendiğini öğrendikleri hallerde bu hususları ilgili mercilere bildirmeleri gerektiği anlayışı kabul edilmiştir. Bu anlayış çerçevesinde bu çalışmada 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı Dördüncü Kısmının “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmında düzenlenen, “Suçu Bildirmeme” suçu, “Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi” suçu ve “Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmemesi” suçu konu alınmıştır.

Çalışmaya konu suçların unsurları ayrı ayrı incelenmiş olup, ayrıca TCK m. 278, 279 ve 280’de düzenlenen bu suçlara ilişkin doktrindeki farklı görüşler ile Yargıtay İçtihatları çalışma içeriğinde ele alınmaya çalışılmıştır.

(6)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü

Tezin Adı Crimes Of Not Informing A Crime In Turkish Criminal Law Adı Soyadı Hasan KAYA

Numarası 164234001011

Ana Bilim / Bilim KAMU HUKUKU Dalı

Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora

Tez Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat AKSAN

In order for the judicial functions of the government to executable in the doctrine of punishment, the understanding that some people in the society should report these matters to the relevant authorities in cases where they have learned that they act in public order. Within the framework of this understanding, the Turkish Penal Code No. 5237 '' crimes against the nation and the state '' and the fourth section of the '' crimes against the judiciary '' settle in the second part of the '' do not report the crime '', ''the crime of not reporting of a public official'' crime and ''not reporting the crime of health care professionals''.

The elements of the offenses subject to the study were examined separately, and different views on the doctrine of these crimes, which were held in the Turkish Penal Code 278,279 and 280, and the Supreme Court Practice are tried to be addressed in the content of the study.

(7)

İÇİNDEKILER TABLOSU

KISALTMALAR ... vii

GİRİŞ ... 1

BİRİNCİ BÖLÜM KİŞİLERİN SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU I. Genel Olarak ... 3

II. Mukayeseli Hukuk ... 5

A. Alman Ceza Kanunu ... 5

B. İtalyan Ceza Kanunu ... 6

C. Fransız Ceza Kanunu ... 6

D. Polonya Ceza Kanunu ... 7

E. Finlandiya Ceza Kanunu ... 7

III. Korunan Hukuksal Değer ... 8

IV. Suçun Unsurları ... 10

A. Maddi Unsurlar ... 10

B. Manevi Unsur ... 35

C. Hukuka Aykırılık Unsuru ... 420

D. Kusurluluğu Etkileyen Haller ... 375

E. Suçun Özel Görünüş Şekilleri ... 43

V. Müeyyide ve Kovuşturma Usulü ... 49

İKİNCİ BÖLÜM KAMU GÖREVLİSİNİN SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU I. Genel Olarak ... 53

II. Mukayeseli Hukuk ... 55

A. Alman Ceza Kanunu ... 55

B. İtalyan Ceza Kanunu ... 56

C. Fransız Ceza Kanunu ... 57

III. Korunan Hukuksal Değer ... 58

IV. Suçun Unsurları ... 59

A. Maddi Unsurlar ... 59

B. Manevi Unsur ... 76

C. Hukuka Aykırılık Unsuru ... 78

(8)

V. Yaptırım ve Kovuşturma Usulü ... 84

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM SAĞLIK MESLEĞİ MENSUPLARININ SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU I. Genel Olarak ... 87

II. Mukayeseli Hukuk ... 94

III. Korunan Hukuksal Değer ... 96

V. Suçun Unsurları ... 98

A. Maddi Unsurlar ... 98

B. Manevi Unsur ... 118

C. Hukuka Aykırılık Unsuru ... 121

D. Suçun Özel Görünüş Biçimleri ... 127

V. Müeyyide Ve Kovuşturma Usulü ... 131

(9)

KISALTMALAR

AÜHF : Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

AÜEHFD : Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi AÜHFD : Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

AY : Anayasa

AYM : Anayasa Mahkemesi

AYMK : Anayasa Mahkemesi Kararı

Bkz. : Bakınız

C : Cilt

C.D. : Ceza Dairesi

CGK : Ceza Genel Kurulu

CMK : Ceza Muhakemesi Kanunu

Çev. : Çeviren

E. : Esas

ETCK : 765 sayılı Türk Ceza Kanunu

Hk. : Hakkında

İBGKK : İçtihadı Birleştirme Genel Kurul Kararı

İCK : İtalyan Ceza Kanunu

İÜCTF : İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İÜHFM : İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası

K. : Karar m. : madde No : Numara s. : sayfa S. : Sayı s.k. : sayılı karar ss : sayfalar T. : Tarih

TBB : Türkiye Barolar Birliği

TBMM : Türkiye Büyük Millet Meclisi

TCK : Türk Ceza Kanunu

TCY : Türk Ceza Yasası

TMK : Terörle Mücadele Kanunu

TTB : Türk Tabipleri Birliği Üniv. : Üniversite v.b. : ve benzeri v.d. : ve devamı Yarg. : Yargıtay Yay. : Yayınevi

YKD : Yargıtay Kararları Dergisi

(10)

GİRİŞ

Ceza hukukunun konusu olan suç genel anlamda toplumsal düzeni ve şahsi birtakım hakları tehdit etmesi dolayısıyla işlendiğinde cezalandırılması gerektiğine inanılan bir takım haksız hareketlerdir. Jean-Jacques Rousseau’nun toplum sözleşmesi konulu teorisine göre devlet kavramı insanların genel düzeni ve yaşamını sağlayabilmeleri için teşekkül etmiş, bir takım güçleri elinde bulunduran bir teşkilattır. Bahsedilen bu düzeni sağlamak artık devlete devredilmiştir. Zira aksi, her ferdin kendi adaletini sağlaması gibi ilkel düzen, kamunun anarşik bir durumla karşı karşıya kalmasına sebep olacaktır. Anayasamızın 5. maddesinde de toplumun varlığını korumakla birlikte toplumun ilerlemesini sağlayacak şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevlerinden sayılmıştır.

Devlete bu yetkilerini devreden fertlerin, yetkilerini gerektiğinde kullanılması için devleti harekete geçirecek olan ihbar ve şikâyet hakkı vardır. Ancak bizim ceza öğretimizde de olduğu gibi birçok hukukçu ihbar ve şikâyetin yalnızca hak olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bunun bir yükümlülük olmasının gereksiz ve demokratik toplum olmanın gereğine aykırı olduğunu savunmuştur.

Ancak modern ceza görüşüne göre yukarıda bahsettiğimiz görüş artık geçerliliğini yitirmiştir. Bu yeni görüşe göre devletin toplum düzenini sağlamakla yükümlü olduğu düzende bireyin de, deyim yerindeyse elini taşın altına koyması, icabı halinde ihbar ve şikâyette bulunması yükümlülüğünün olduğu kabul edilmektedir. İşte suçu bildirmeme suçu da bu yükümlülük kapsamında düzenlenen suçlardan en tipik olanıdır.1

5237 sayılı Türk Ceza Yasası 278. maddede genel nitelikli olan “Suçu Bildirmeme Suçu”; 279. maddede “Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmeme Suçları”, 280. maddede ise “Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmeme Suçları” düzenlenerek bahsi geçen kişilerin işlendiğinin farkında oldukları suçları ihbar etme yükümlülükleri kanunla düzenleme altına alınmıştır.

Birinci Bölümde “Kişilerin Suçu Bildirmemesi”, İkinci Bölümde “Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi”, Üçüncü Bölümde ise “Sağlık Mesleği

(11)

Mensuplarının Suçu Bildirmemesi” suçları unsurlarıyla birlikte, Yargıtay İçtihatları çerçevesinde incelenmiştir.

(12)

BİRİNCİ BÖLÜM

KİŞİLERİN SUÇU BİLDİRMEMESİ SUÇU

I. Genel Olarak

Toplum sözleşmesi teorisine göre devlet kamu düzenini sağlamakla yükümlüdür. Ancak devletin bu yükümlülüğü yerine getirdiği sırada, değişen ceza anlayışına göre, vatandaşında belirli bir takım hallerde devlete bu yükümlülüğü icra esnasında yardımcı olması gerektiği fikri güçlenmiştir. Bu bağlamda ihbar ve şikâyetin yalnızca hak değil, bazı durumlarda bir yükümlülük olduğu kabul edilmiştir. Bu şekilde devletler bildirim yükümlülüğüne ilişkin suçlar ihdas etmişlerdir. Suçu bildirmeme suçları bu anlayışın en tipik sonuçlarıdır.

Toplumda suç olan bir fiili yetkili makamlara bildirme yükümlülüğü, tarihin birçok döneminde, değişik şekillerde yüklenmiştir.2 Platon; “bir kimsenin bir diğerini öldürdüğünü bildiği halde, durumu ilgili mercilere bildirmeyen kimsenin bizzat o fiili işleyen kimse gibi cezalandırılacağını” belirtmiştir.3 Ancak Platon’a göre bildirim

yükümlülüğü sosyal yarar ve sorumluluk düşüncesinden doğmakla birlikte, bütün suçlar bakımından değil, yalnızca adam öldürme suçları bakımından mevcuttur.4

Osmanlı devleti uygulamasına bakıldığında, Kanuni Kanunnamesinde hırsızlık suçunun işlendiğini öğrenen kimsenin bu suçu bildirmemesi suç olarak düzenlendiği görülecektir.5 Yine 1858 sayılı Ceza Kanunun 97. maddesinde, “bir dava ile ilgili emir, iltimas ve ricayı devlete ihbar etmeyen kişinin cezalandırılacağı” düzenlenmiştir.6

Suçu Bildirmeme Suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun “Özel Hükümler” başlıklı ikinci kitabının “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmında, “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı dördüncü bölümünde 278. maddesinde;

“1) İşlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2 DÖNER, İsa: Suçu Bildirmeme Suçu, Atatürk Üniversitesi EHFD C.IX, 2005, s. 68.

3 HAKERİ, Hakan: Ceza Hukukunda İhmal Kavramı ve İhmali Suçların Çeşitleri, Ankara, 2003, Seçkin Yayınları, 1. Bası, s. 36.

4 HAKERİ, s. 36. 5 DÖNER, s. 69. 6 HAKERİ, s. 43.

(13)

2) İşlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi, yukarıdaki fıkra hükümlerine göre cezalandırılır.

3) Mağdurun on beş yaşını bitirmemiş bir çocuk, bedensel veya ruhsal bakımdan engelli olan ya da hamileliği nedeniyle kendisini savunamayacak durumda bulunan kimse olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında arttırılır.

4) Tanıklıktan çekilebilecekler bakımından cezaya hükmonulanamaz. Ancak suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.”7

Kanun koyucu suçun kanunda düzenlendiği ilk halinde 4. fıkraya yer vermemişti. Ancak bu şekilde düzenlenen hüküm Genç Asliye Ceza Mahkemesinin itirazı üzerine Anayasa Mahkemesince incelemeye alınmış ve 30.06.2011 tarih, 2010/52 Esas ve 2011/113 Karar sayılı kararla iptal edilmiştir.8

7 Başbakanlık Resmi İnternet Sitesi (www.mevzuat.gov.tr.).

8 Bu karara göre, “Mağdur çocuğun cinsel istismarı iddiasıyla kardeş sanıklar hakkında açılan kamu

davasında, bir kısım sanıklarla birlikte mağdurun da annesi olan kişi hakkında 'suçu bildirmeme' iddiasıyla açılan davada, Cumhuriyet savcısının itiraz konusu kuralın Anayasaya aykırı olduğu iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

İtirazın gerekçesi şu şekildedir; 'Sanık anne hakkında her ne kadar suçu bildirmeme suçundan

kamu davası açılmış ise de, üzerine atılı suçun öz kızı mağdura, öz oğulları olan sanıklar tarafından işlenen fiilleri bildirmemesinden ibaret olduğu anlaşılmıştır.

Türkiye Cumhuriyet Anayasasının 38/5. maddesinde 'Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.' şeklinde hüküm bulunduğu ve 5237 Sayılı TCK'nın 278. maddesinde ise 'işlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildirmeyen kişi...' şeklinde bir düzenleme bulunduğu görülerek; TCK'nın 278. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38/5. maddesine aykırı olarak yakın akrabalık durumu ile ilgili bir düzenleme bulunmadığı anlaşıldığından; 5237 Sayılı TCK'nın 278. maddesinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38/5. maddesine aykırı olduğu ve bu nedenle somut norm denetimi açısından Anayasa Mahkemesine müracaat edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.' Esasın incelenmesi kısmında ise; hukuk devletinde yasa koyucu, ceza siyasetinin gereği olarak Anayasa'nın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, cezalandırmada güdülen amacı da gözeterek hangi eylemlerin suç sayılacağına, bunlara verilecek cezanın türü, miktarı, artırım ve indirim nedenleri ve oranları ile suçun takibine ve yargılama usulüne ilişkin koşullar öngörebilir.

Anayasanın 38. maddesinde suç ve cezalara ilişkin temel ilkelere yer verilmiştir. Bunlardan biri de maddenin beşinci fıkrasında 'Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.' biçiminde ifade edilmiştir. Aynı zamanda evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan bu anayasal hüküm karşısında yasa koyucu, kişinin kendisini ve yasada gösterilecek belli derecedeki yakınlarını suçlayıcı bir beyanda bulunmaya zorlayan bir düzenleme yapamaz.

İtiraz konusu kuralda, işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçu yetkililere bildirmeyenlerin maddede öngörüldüğü biçimde cezalandırılacakları belirtilirken, gerek maddede, gerekse bu maddeye atıf

(14)

Anayasa mahkemesinin iptal kararı yerindedir. Zira düzenleme ilk hali ile yukarıdaki gerekçede de belirtildiği üzere nemo tenatur ilkesine aykırıdır. Anayasamızın 38/5. maddesine ve hukukun temel ilkelerine aykırı, insan doğasıyla uyumlu olmayan bu durum anayasa değişikliği ile ortadan kaldırılmıştır.

Genel anlamda bu suç çokça eleştirilmektedir. Şöyle ki, suçları önlemek, ortaya çıkarmak, failleri bularak cezalandırmak devletin görevidir, bu açıdan, başta kamu görevlileri olmak üzere bazı meslek mensupları (o da belirli sınırlar içerisinde) dışında, tüm bireyleri ceza tehdidi ile suçu bildirme yükümlülüğüne tabi kılmak, bu şekilde onları suçla mücadelede adeta kamusal organların birer zorunlu “muhbiri”, “ajanı” haline getirmek, liberal devlet ve hukuk düzeni açısından çok da ideal bir durum sayılamaz.9

765 sayılı Kanun ile suçu bildirmeme suçu ayrı, bağımsız bir suç olarak düzenlenmemişken bazı suçlar bakımından bildirim yükümlülüğü getirilmiş bulunmaktaydı.10 Bununla birlikte bazı maddelerde belli mesleğe sahip kişilerin

bildirim yükümlülüğü düzenlemişti. Ancak tam anlamıyla 5237 sayılı Türk Ceza yasasında düzenlenen suçu bildirmeme suçu 765 sayılı mülga kanunda kendine yer bulamamıştır.

II. Mukayeseli Hukuk

A. Alman Ceza Kanunu

Suçu bildirmeme suçu Alman Ceza Kanunun kamu düzenine karşı suçlar arasında, “planlanan suçları ihbar etmeme” başlığı altında 138. madde de düzenlenmiştir. Alman Ceza kanununda bizim düzenlememizden farklı olarak bu suç ancak katalog ve belirli

yapacak biçimde başka bir yerde, bu suçun fail veya failleriyle anılan suçu bildirmeyen kişi arasındaki yakın akrabalık durumu cezasızlık açısından ayrık tutulmamıştır.

Açıklanan nedenle kural Anayasa'nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.”8

9 KOCASAKAL, Ümit: Suçu Bildirmeme Suçları, Vedat Kitapçılık, 1. Basıdan Tıpkı Bası, İstanbul, Temmuz 2017, s. 10.

10 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Devletin Şahsiyetine Karşı Cürümler” başlıklı ikinci kitabının “Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler” başlıklı ikinci faslında yer alan 146 ila 150’inci maddelerinde düzenlenen suçlar bakımından, 151’inci madde ile bildirim yükümlülüğü getirilmiştir. Ayrıca 765 sayılı Kanun’un “Çocukları veya Kendilerini İdareye Muktedir Olmayanları veya Tehlikede Bulunanları Kendi Haline Terk Etmek Cürümleri” başlıklı 8’inci faslında yer alan 476’ncı maddesinde de, düzenlenen hususla ilgili belirtilen yerlere malumat vermemek suç olarak düzenlenmişti.

Yine 765 sayılı Ceza Yasasında 235. maddesi ve 530. maddesinde memurlar ve sağlık mesleği mensupları bakımından bir takım düzenleme bulunmaktaydı.

(15)

ağırlığa sahip suçlar bakımından bildirim yükümlülüğü kabul edilmiştir. Ayrıca işlenmiş olan suçlar bakımından bildirim yükümlülüğü kabul edilmemiştir.11

Alman ceza kanunun da ihbarın yapılması gereken makam olarak resmi makamların yanında, bildirime konu suçun mağduru da kabul edilmiştir. Suçun cezası beş yıla kadar hapis veya adli para cezası olarak belirlenmiştir. Maddenin devamı olan 139. madde de ise bir takım cezasızlık sebepleri düzenlenmiştir.12

B. İtalyan Ceza Kanunu

İtalyan ceza kanununda 362. ve 363. maddelerinde suçu bildirmeme suçu düzenlenmiştir. Kanunun 362. maddesinde düzenlenen suçun faili kamu görevlisi iken, 363. madde de düzenlenen suçun faili bütün vatandaşlardır. Ancak ihbar yükümlülüğü doğuran suçlar müebbet ağır hapis cezasını gerektiren devletin şahsiyeti aleyhindeki suçlardır.13

İtalyan Ceza Kanunu bizim düzenlememizdekinin aksine düzenlemeyi gerek ihbara konu suçun niteliği gerekse suçu işleyebilecek kişilerin sıfatları bakımından çok dar tutulmuştur.

C. Fransız Ceza Kanunu

Fransız Ceza Kanunun 434. maddesinde düzenlenen suçu bildirmeme suçu sivil kişileri de bildirim yükümlüsü kılmışken, bildirim yükümlülüğü olan suçların kapsamını dar tutmuştur. Cürüm-cünha-kabahat ayrımı olan sistemde, yalnızca cürüm, yani ağır cezayı gerektiren suçlar bakımından bildirim yükümlülüğü kabul edilmiştir. Fransız Ceza Kanunu 434-1/2. maddesinde belirli akrabalık ilişkisi içinde olanlar ve 434-1/3. maddesinde ise susma hakkı olanları bildirim yükümlülüğünden muaf tutmuştur. Hatta bu muafiyet (434-2/2), çocuklar veya bedensel veya ruhsal bir rahatsızlık nedeniyle kendisini savunmayacak durumda olan kimseler karşı işlenen

11 KOCASAKAL, s. 22. 12 KOCASAKAL, s. 23.

13 ARTUK, M. Emin/GÖKÇEN, Ahmet/YENİDÜNYA, Caner: Ceza Hukuku Özel Bölümler, 2. Baskı, Ankara 2000, s. 617, dipnot 74.

(16)

kötüye kullanma veya cinsel saldırı suçlarında dahi, susma hakkı bulunanlar bildirim yükümlülüğünden muaf tutulmuştur.14

Ayrıca bildirim konusu suçun milletin temel çıkarlarına karşı bir suç veya terör suçu olması halinde ceza ağırlaştırılarak verilecektir.15

D. Polonya Ceza Kanunu

Polonya Ceza kanunu madde 240’a göre, kanuni tiple sınırlı olmak üzere madde numaralarıyla gösterilen yasaklanmış bir eylemin işlendiği veya işlenmesine teşebbüs edildiği yönünde inandırıcı bilgiler elde eden kimse bu bilgiyi hemen ceza soruşturması veya kovuşturması makamlarına bildirmemesi bu suça sebebiyet verecektir.16

Yine madde devamında bir kimsenin kendisi veya yakınının ceza tatbikatına maruz kalacağı korkusuyla bu suçu işlemesi durumunda, faile ceza verilemeyeceği düzenlenmiştir.17

E. Finlandiya Ceza Kanunu

Finlandiya ceza kanununda bu suç dar bir suç olarak düzenlenmiştir. Sadece kanuni tipte saydığı ağır bazı suçların18 işleneceğinin öğrenilmesine ve hala suçun

önlenmesinin mümkün olmasına karşılık yetkili makamlara bildirmemeyi bu suçun tipe uygun eylem unsuru olarak düzenlenmiştir.19

14 ÜNVER, s. 289. 15 KOCASAKAL, s. 25. 16 ÜNVER, s. 305. 17 ÜNVER, s. 289.

18 Bkz. ÜNVER,, s. 296; “soykırım, soykırıma hazırlık, kimyasal silah yasağına hazırlık, biyolojik silah yasağına aykırılık, Finlandiya’nın güvenliğini tehlikeye sokma, vatana ihanet, casusluk, ağır ihanet, ırza geçme, ağır ırza geçmek, çocukların cinsel istismarı, ağır ve basit adam öldürme eylemleri, cezayı hafifletici nedenleriyle adam öldürme, ağır müessir fiil, yağma, ağır yağma, insan ticareti, ağır insan ticareti, rehine alma, ağır sabotaj, başkalarının sağlığını ağır biçimde tehlikeye sokmak, nükleer patlayıcı maddelerle cezalandırılabilir şekilde iştigal etmek, yolsuzluk, kanuni tipte maddesiyle birlikte düzenlenen terör amacına yönelik bir suç, çevreye ağır zarar vermek veya ağır uyuşturucu madde suçu”

(17)

III. Korunan Hukuksal Değer

Suçu bildirmeme suçu ile korunan hukuksal değerin ne olduğu konusunda doktrinde oldukça farklı görüşler mevcuttur;

Bir görüşe göre suçu bildirmeme suçu ile korunan hukuksal değer toplumsal sorumluluk bilincinin arttırılması, güvenli ve huzurlu bir toplum ortamının sağlanmasıdır.20

Diğer bir görüşe göre, öncelikle kişilerin öğrendikleri hukuka aykırı fiilleri yetkili ve görevli mercilere bildirmeleri sayesinde toplumun bu fiiller karşısında tepkisiz kalmaması sağlanacak ayrıca yetkili mercilerin harekete geçmesi temin edilmekle kamu düzeninin korunması ve devletin adli fonksiyonlarının eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesine aracı olunulacak, işlenen bir hukuka aykırı fiilin görmezden gelinmesi önlenerek birey olma hak ve yükümlülüğüne uygun davranılmış olunması sağlanacaktır. Böylece toplumsal bilincin canlanması temin edilmiş olacaktır. Son olarak toplumsal barış ve huzur ortamın korunması, adli mercilerin görevlerinin gerektiği gibi yerine getirebilmelerinin suçlardan haberdar olmalarına bağlı olması sebebiyle, kişilerin suçluların cezalandırılmasını istemek haklarına karşılık, bu suçları yetkili mercilere bildirmek yükümlülüklerinin de olması gerektiği için suçu bildirmeme suçu düzenlenmiştir.21

Doktrinde suçun bireyin adil yargılanma hakkını koruduğunu kabul eden görüş te bulunmaktadır.22

Başka bir yazara göre ise bu suçun düzenlenmesinde öncelikli amaç işlenmiş olan bir suçun kovuşturulması olmayıp, işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin henüz önlenebilme imkânı olan suçlarla korunan hukuksal yarar ne ise, bu suçla korunan hukuksal yarar da o alacaktır.23 Bu bağlamda Erdem’e göre kanun

koyucunun söz konusu suçu “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığı altında değil de “Kamu Barışına Karşı Suçlar” başlığı altında ele alması daha doğru olacaktır.24

20 TANERİ, Gökhan: 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda Sık Karşılaşılan Suçlar, Bige Yayınevi, s.1534; KOLCU, s. 63.

21 DÖNER, İsa: “Suçu Bildirmeme Suçu”, Atatürk Üniversitesi EHFD C.IX, s.3-4; 22 ÜNVER, s. 284.

23 ERDEM, Mustafa Ruhan: “Suçu Bildirmeme Suçu (TCK 278)”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 80, 2009, s. 107.

(18)

Yazara göre, bahsi geçen suçla ilgili mukayeseli hukukta olduğu gibi, suçlar bakımından birtakım ayrıma gidilmemesini eleştirmiştir. Yazarın bu görüşüne katılmamak mümkün değildir, zira yukarıda da bahsettiğimiz üzere birçok ceza kanununda bu suça ilişkin katalog bir takım suçlar seçilerek vatandaşa ancak bu suçlar bakımından bildirim yükümlülüğü getirilmiştir. Kanaatimizce de böyle bir düzenleme daha doğru olacaktır. Söz gelimi şikâyete tabi olan herhangi bir suç yönünden fiilin mağduru dahi şikâyette bulunmadığı hallerde kovuşturma yapılamayacakken, bu suçun işlendiğinden haberdar olup kolluk görevlilerine bildirim yapmayan kişilerin cezalandırılması hakkaniyet ilkesine aykırı düşecektir.

Başka bir görüşe göre ise Türk Ceza Kanunda bu suçu, “Kamu İdaresine Karşı Suçlar” başlığı arasında değil, “Adliyeye Karşı Suçlar” arasında düzenlenerek, devletin adli menfaatlerinin önde tutulduğunu, suç teşkil eden fiillerin resmi makamlara bildirilmesinde, hem bireyler hem de toplum bakımından önemli faydaların olduğunu ifade etmişlerdir.25

Bir görüşe göre, bu suçla kanun koyucunun korumaya çalıştığı hukuksal yarar, devletin adli fonksiyonlarını eksiksiz ve zamanında yerine getirmesi ve bu bakımdan suçla mücadelede bireylerde sorumluluk bilinci oluşmasının sağlanması ve neticede kamu düzeninin korunması ve adaletin devamlılığının sağlanmasıdır.26

Diğer bir görüşe göre suç ile mücadele edip kamu düzenini sağlamak yalnızca -devletin vazifesi değildir, vatandaşların da bu mücadelede bir takım yükümlülükleri vardır. Şöyle ki çalışmamıza konu olan suç vatandaşların yükümlü oldukları sorumluluktan dolayı kanun koyucu tarafından ihdas edilmiştir.27 Yine yazara göre

bireyin suça karşı mücadelesini yalnızca ahlaki boyutta görmek ve sosyal ve ahlaki yaptırımlarla bu durumu geçiştirmek doğru olmaz. Bu sebeple suçla mücadelede dayanışmayı sağlamak ve adli işlemlerin tam ve kusursuz işlemesini sağlamak amacıyla suçu bildirmeme suçu ihdas edilmiştir.28

25 ARTUK, Mehmet Emin/GÖKÇEN, Ahmet/YENİDÜNYA, Caner: Ceza Hukuku Özel Hükümler, 11. Bası, Ankara 2011, s. 1030.

26 PARLAR, Ali/HATİPOĞLU, Muzaffer: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Yorumu, 4. Cilt, 3. Bası, Ankara, 2010, s. 4311.

27 MALKOÇ, İsmail: Açıklamalı- İçtihatlı 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu, İkinci Cilt, Malkoç Yayınevi, 3. Bası, Ankara 2008, s.2502-2503.

(19)

Yargıtay ise bu konuda, suçun adliyeye karşı işlenebilen suçlardan olduğu kanaatindedir.29

Kanaatimizce kanun koyucu suçu bildirmeme suçunu adliyeye karşı suçlar başlığı altında düzenlemekle adli işlemlerin sağlıklı yürütülmesi ve vatandaşın bu işlemlere katkı sağlamasını amaçlamıştır. Elbette ki kanun koyucunun suçu düzenleme yeri, suçun ihdası ile neyi amaçladığını gösterir. Ancak bu suçun amacının yalnızca adliyeyi veya adli işlemlerin devamlılığını sağlamak olarak görmek eksik kalacaktır. Bunun dışında vatandaşın sorumluluk bilinci ve toplum düzeninin sağlanmasında devletin yanında ve devletle birlikte sorumluluk sahibi olması gerektiği anlayışının varlığını da kabul etmek gerekecektir. Elbette ceza hukukunun en temel amaçlarından olan kamu düzeninin sağlanması da bu suçla hedeflenen gayelerden biridir.

IV. Suçun Unsurları

A. Maddi Unsurlar

1. Fail

5237 sayılı TCK’nın 278. maddesinde düzenlenen suçu bildirmeme suçu faillik hususunda bir farklılık arz etmemektedir. Başka bir deyişle, suçu işleyebilmek için özel bir takım sıfatlara sahip olmak gerekmemektedir. Herkes bu suçun faili olabilir.30

Maddenin devamında düzenlenen kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçunda fail, suç başlığından da anlaşılacağı üzere ancak kamu görevlisi olabilecekken, 280. maddede düzenlenen sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçunda suçun faili yalnızca sağlık mesleği mensupları olabilecektir. Yani bu suçlar özgü suçlardır.

Bununla birlikte 278. maddede düzenlenen suçu bildirmeme suçunun faili aynı zamanda kamu görevlisi veya sağlık mesleği mensubu kişilerde olabilecektir.31 Ancak

tabi ki bildirilmeyen suç kamu görevlisinin görevinden dolayı öğrenmiş olduğu veya

29 Yargıtay 9. CD’nin 01.04.2013 tarihli, 2013/411 Esas, 2013/4968 Karar Sayılı Kararı (www.uyap.gov.tr).

30 TEZCAN, Durmuş/ERDEM, M. Ruhan/ÖNOK, R. Murat: Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Güncellenmiş 16. Baskı, 2018, s. 1247.

(20)

sağlık mesleği mensubu kişilerin vazifeleri esnasında ve görevlerinden dolayı öğrenmiş bulundukları suçlar olmamalıdır. Zira böyle bir durumda sırasıyla TCK’da düzenlenen kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçu veya sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçları oluşabilecektir.

Bu halde işlenmiş olan veya işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin devam eden bir suçu göreviyle bağlantılı olmayacak şekilde öğrenen kamu görevlisi, yine böyle bir suçu görevini yaptığı zamanın dışında bir şekilde öğrenen sağlık mesleği mensubu veya bunların dışındaki herhangi biri bu suçun faili olabilecektir.32

Ayrıca özel bir düzenleme bulunmadığı için tüzel kişiler bu suçun faili olamayacaklardır.33

Bir görüşe göre faillik açısından 6352 sayılı kanunla yapılan düzenlemeden önce kanun koyucu tarafından önemli iki hususun düzenlenmesi unutulmuştur. Şöyle ki nemo tenatur ilkesinin hiç dikkate alınmaması ve failin belirli akrabalarının işlediği suçun bildirilmemesinin suç oluşturmayacağı veya en azından şahsi cezasızlık nedeni olduğu düzenlenmediği için, kendi yakının işlediği veya işlemekte olduğu suçu bildirmeyen kimse de bu suçun faili olacaktır.34

Ancak öğretide çoğunluğun kabul ettiği görüş, işlemekte olduğu veya işlemiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılma imkânı olan suçların faillerinin veya suça iştiraki bulunanların bu suçun faili olma imkânı olmadığı yönündedir.

Bir görüşe göre bildirim yükümlülüğüne konu suçun faili veya suça iştirak edenler bu suçun faili olmayacaktır. Zira bir kişinin işlediği veya işlenmesine iştirak ettiği suç açısından bildirim yükümlülüğü altında olduğunu kabul etmek, bu kimselerin kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamayacağı kuralının (nemo tenatur se ipsum accusare) inkârı anlamına geleceği, ayrıca AY m. 38/5’te düzenlenen “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolla delil göstermeye zorlanamaz.” ilkesine aykırılık teşkil edeceği belirtilmiştir. Yine devamında kanun koyucu tarafından bu hususta özel bir şahsi

32 KOCASAKAL, s. 35; ÜNVER, s. 291; TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s. 1247. 33 ÜNVER, s. 285.

(21)

cezasızlık sebebi düzenleme yolu tercih edilebileceği, ancak bunun zorunluluk olmadığı görüşü savunulmuştur.35

Bizce de bir kimsenin kendi işlediği suçu ihbar etmesi, hem nemo tenatur genel hukuk kaidesine hem de bu ilke bağlamında Anayasamızda bulunan düzenlemeye aykırılık teşkil etmiş olacağından, bu kişilerin suçu bildirmeme suçunun faili olması düşünülemez. Yine kanun da kişinin kendi işlediği suç bakımından ihbar yükümlülüğü olmayacağı şeklinde kanunda şahsi cezasızlık halinin her suç bakımından ayrı ayrı düzenlemesi de zorunlu değil, tercihi bir durumdur.

Bir yazar böyle bir şahsi cezasızlık sebebinin düzenlenmesinin gerekli olmadığı, zira ilk suçun failinin bu suçun faili olamayacağının mantık kuralları ve madde gerekçesinden anlaşılacağından bahsederek, bu konuya ilişkin güzel bir örnek vermiştir. Bu örneğe göre, TCK’da düzenlenen “Yardım ve Bildirim Yükümlülüğünün İhlali” başlıklı 98. maddede, yaralanması dolayısıyla kendisini idare edemeyecek kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen veya durumu ilgili makamlara bildirmeyen kişinin, buna yol açan kişi olmayacağını göstermek üzere, “kendi yol açtığı” şeklinde açık bir ibare bulunmaması bu kişinin suçun faili olabileceğini göstermeyip, kişinin hem belirli bir duruma yol açıp hem de onu yetkili makamlara bildirmesinin beklenemeyeceği açık bir hükme gerek göstermeyecek kadar açık bir husus olduğu belirtilmiştir.36

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilk halinde suç işleyen kişiler hakkında tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişiler bakımından bu suçla ilgili bir istisna düzenlenmemişti. Ancak bu durum hukukun genel ilkelerine ve Anayasamızın 38/5 hükmüne aykırılık teşkil ettiğinden eleştirilmiştir. AY madde 38/5’e göre “Hiç kimse kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunamaya veya bu yolla bir delil göstermeye zorlanamaz.” hükmü kanun maddesinin ilk halinin eleştirilmesinin gerekçelerindendir.

Anayasa mahkememiz yukarıda metnini de yazmış olduğum kararı ile maddenin ilk halinin yürürlüğünü Anayasanın 38. maddesinin 5. fıkrası hükmü uyarınca iptal etmiştir. Daha sonra 05.07.2012 tarih ve 28344 sayılı Resmi gazetede

35 ERDEM, s.109.

(22)

yayınlanan 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı kanunun 91. maddesi ile kanun maddesine “Tanıklıktan çekinebilecek olan kişiler bakımından cezaya hükmolunamaz. Ancak,

suçu önleme yükümlülüğünün varlığı dolayısıyla ceza sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır.” hükmü eklenmiştir. Böylece tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiler

bakımından şahsi cezasızlık sebebi düzenlenmiştir.

Tanıklıktan çekinmeye hakkı olan kişilerin kimler olduğuna ilişkin düzenleme 5271 sayılı Türk Ceza Muhakemesi Kanunun 45. ve 46. maddesinde bulunmaktadır. Buna göre; aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir:

“a) Şüpheli veya sanığın nişanlısı.

b) Evlilik bağı kalmasa bile şüpheli veya sanığın eşi.

c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.

d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dâhil kan veya ikinci derece dâhil kayın hısımları.

e) Şüpheli veya sanıkla aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.” (CMK m. 45)

Yine 46. maddeye göre ise meslekleri ve sürekli uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecekler şunlardır:

“a) Avukatlar veya stajyerleri veya yardımcılarının, bu sıfatları dolayısıyla veya

yüklendikleri yargı görevi sebebiyle öğrendikleri bilgiler.

b) Hekimler, diş hekimleri, eczacılar, ebeler ve bunların yardımcıları ve diğer bütün tıp meslek veya sanatları mensuplarının, bu sıfatları dolayısıyla hastaları ve bunların yakınları hakkında öğrendikleri bilgiler.

c) Malî işlerde görevlendirilmiş müşavirler ve noterlerin bu sıfatları dolayısıyla hizmet verdikleri kişiler hakkında öğrendikleri bilgiler.”

Böylece 45. maddede sanığa yakınlığı itibariyle, 46. madde de ise meslek veya sürekli uğraşıları itibari ile tanıklıktan çekinebilecek bu kişiler hakkında şahsi cezasızlık hali düzenlenmiştir.

Ayrıca yazara göre toplum düzeninin sağlanması için devletten suç işleyen kişilerin cezalandırılmasını isteme hakkı ve yükümlülüğü yalnızca vatandaşa ait olduğundan suçun failinin yalnızca Türk vatandaşları olacaktır.37 Ancak Ünver’e göre,

(23)

yabancı düzenlemelerde, bu suçun failinin, fiil anı esas alınarak “vatandaş” olarak belirlenmiş, yani yalnızca vatandaşın bu suçun faili olabileceğini düzenleyerek fail bakımından kişileri vatandaş niteliğiyle sınırlandırmış, ancak Türk Ceza Kanunu bu konuda eksik kalmış, çelişkiye düşmüştür.38

Kanun metni bu konuda bilerek veya bilmeyerek eksik bırakılmıştır, ancak netice itibari ile vatandaş ibaresi değil de “işlenmekte olan bir suçu yetkili makamlara bildiren kişi” ibaresi kullanıldığından dolayı bildirimde bulunmayan vatandaş olsun olmasın herkes sorumlu olacaktır. Ayrıca TCK’nın 8. maddesinde “Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır” hükmü (mülkilik ilkesi) gereği vatandaş olmayan kimseler de bu suçun faili olabilecektir. Doktrinde bazı yazarlar bildirim görevinin bir vatandaşlık vazifesi olduğu ve bu sebeple de vatandaş olmayan kişilerden böyle bir beklentinin olması düşünülemeyeceğinden bahisle yabancıların bu suçun faili olmayacağı inancındadırlar.39

2. Mağdur

Suç Türk Ceza Kanunun Dördüncü kısmı olan “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığının “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı ikinci bölümünde düzenlenmiştir. Kanaatimizce suçun düzenlenme yerinden de anlaşılacağı üzere suçun mağduru adliye, toplumu oluşturan herkestir.40

Bir görüşe göre suçtan zarar gören adliyedir, suçun mağduru ise herhangi bir kimse olabilecektir.41

Diğer bir görüşe göre ise suçun mağduru öncelikle tüm toplum ve adliyedir.42

Suçun mağduru adliyedir, zira suç adliyeye karşı suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Bununla birlikte suçtan zarar gören kişilerin ihbar yükümlülüklerinin var olup olmadığı hususu önemlidir. Yaşar/Gökhan/Artuç’a göre ilk suçun mağdurunun da (zarar görenin), bildirim yükümlülüğü bulunmamaktadır, zira bu suçtan dolayı

38 ÜNVER, s. 290. 39 KOCASAKAL, s. 42. 40 KOCASAKAL, s. 42. 41 MERAN, s. 309. 42 KOCASAKAL, s. 42.

(24)

haksızlığa uğrayan ve korunmak istenilen kişinin cezalandırılması gibi kanun koyucunun amaçlayamayacağı bir netice elde edilmiş olacaktır.43

Başka bir görüşe göre ise işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte neticenin sınırlandırılması olanağı bulunan suçun mağduru, şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, söz konusu suç başka kişilere ait yararları da koruyor olmadıkça bu suçun faili olamayacaktır.44

Yukarıda bulunan iki görüş birbirinden oldukça farklıdır. Şöyle ki ilk görüşe göre suçun mağduru hiçbir şekilde bahse konu suçun faili olamayacakken, ikinci görüşe göre mağdur suçtan yalnızca kendisinin zarar gördüğü hallerde suçun faili olamayacaktır. Şu halde mağdur ilk suçtan yalnızca kendisi zarar görmüyor, kendisinden başkaca kişiler de suçtan zarar görüyorsa veyahut toplum veya devlet zarar görüyorsa, ilk suçu ihbar etmek gibi bir yükümlülüğünün varlığını kabul etmek gerekeceğinden bu suçun faili olabilecektir.

3. Fiil

5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 278. maddesinde düzenlenen “Suçu Bildirmeme Suçunun” teşekkülü için işlenmekte olan veya icrası tamamlanmış olmakla neticelerinin önlenmesi mümkün bulunan suçun bildirilmemesi gereklidir. Metinden de anlaşılacağı üzere söz konusu suçun işlenebilmesi için failin olumlu (pozitif ) bir harekette bulunması gerekmeyip, negatif (olumsuz), daha doğru bir ifade ile hareketsiz olması gerekmektedir. İşte böyle aktif bir hareketi icap etmeyen suçlara ihmali suç denilmektedir. Suçu bildirmeme suçunda da fail ihmali bir davranışla suçu işlemiş olacağından bu suçun ihmali bir suç olduğunu kabul etmek gerekecektir.45

Suçu bildirmeme suçu tehlike suçudur. Zira bu suçun teşekkülü için herhangi bir zararın ortaya çıkmış olması aranmamaktadır. Ancak suçun somut tehlike suçu mu, yoksa soyut tehlike suçu mu olduğu konusunda doktrinde farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı yazarlar suçun somut tehlike suçu olduğu görüşündedir.46 Ancak

bizimde katıldığımız diğer görüşe göre ise sırf bildirim yükümlülüğünün yerine

43 YAŞAR, Osman/GÖKCAN, Hasan Tahsin/ARTUÇ, Mustafa: Yorumlu ve Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınları, s. 8012.

44 ERDEM, s.110. 45 KOLCU, s. 25.

(25)

getirilmemesi bu suçun oluşmasına sebebiyet vereceğinden suç soyut tehlike suçudur.47

Ayrıca bahse konu suç “bildirmemek” eylemine herhangi bir alternatif getirmiş bulunmadığından seçimlik hareketli bir suçta değildir.48 Suçu bildirmeme suçu ancak

işlenmiş olan veya işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin önlenmesi mümkün olan suçun “bildirilmemesi” şeklinde işlenebilir.

Madde metninde bildirimin hangi sürede yapılacağına ilişkin herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Bildirimin derhal mi, yoksa makul bir süre içeresinde mi yapılacağı hususu önemlidir. Ünver’e göre ilk fıkrada düzenlenen suç açısından ne derhal bildirme yükümlülüğü, ne de ikinci fıkrada düzenlenen “sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılmasının halen mümkün olması” gibi bir ölçüte yer verilmediğinden kesin bir biçimde uygulanacak genel götürü bir süreden bahsetmek mümkün olmayacak, ancak burada kıstasın “bildirimin yapılmadığını kabul kadar bir süre” olarak kabul etmek gerekecektir.49 Yaşar/Gökcan/Artuç’a göre, geç bildirme

suçun seçimlik hareketlerinden olmadığından, işlenme veya neticelerinin sınırlandırılması mümkün olan hallerde bildirimde bulunma geçte olsa yeterlidir.50

Bir görüşe göre geç yapılan bildirimin yapılmamış sayılması gerekmektedir, zira geç yapılan bildirimden sonra artık suçun önlenebilme ya da etkilerinin ortadan kaldırılabilme imkânı ortadan kalkmış olacaktır.51

Bildirimin yapılacağı yer hakkında TCK m. 278’de “yetkili makam” ibaresi kullanılmış ancak buna ilişkin bir açıklama yapılmamıştır. Suçun “Adliyeye Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olması sebebiyle öncelikle korunmak istenen hukuksal değerin, işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte neticesinin sınırlandırılma imkânı olan suçun koruduğu hukuksal yarar olduğunu kabul etmek

47 ÖZGENÇ, İzzet: “İcrai Suça İhmali Davranışla İştirak; Anayasa Mahkemesinin bir kararı Üzerine Değerlendirmeler”, Ceza Hukuku ve Kriminoloji dergisi, Cilt 2 Sayı 1-2, s. 5.

48 ÜNVER, s. 298. 49 ÜNVER, s. 300.

50 YAŞAR/GÖKCAN/ARTUÇ, s. 8015; KOLCU, s. 85 (yazar geç bildirimin de suçun unsuru olarak düzenlenmesinin gerektiğini düşünmektedir.); Bkz. Karşıt görüş, DÖNER, “Suçu Bildirmeme Suçu (TCK m. 278)” Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi, C.IX, S. 3-4 (2005), s. 80 ( Yazara göre, madde düzenlenmesinden, işlenmekte olan suçların “derhal”, işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılabilmesi mümkün olan suçların ise neticeleri ortadan kalkmadan bildirimin yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan bildirimin gecikmiş sayılıp sayılmayacağına her somut olayda hâkim karar verecektir.)

(26)

gerekecektir. Kısacası bu suç ile adliye korunmak istenmektedir. Bu sebeple Kolcu’ya göre, bildirimde bulunulması gereken öncelikli makam kolluktur.52

Yetkili makam deyiminden anlaşılması gereken ihbarı kabule yetkili mercidir.53 CMK madde 158’de Cumhuriyet Başsavcılığı ve kolluk makamları ihbar ve şikâyet edilebilecek kurumlar olarak belirtilmiştir. Buna göre; “(1) Suça ilişkin

ihbar, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir. (2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan ihbar…. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (3) Yurtdışında işlenip ülkede takibi gereken suçlar hakkında Türkiye’nin elçilik ve konsolosluklarına da ihbar veya şikâyette bulunulabilir. (4) Bir kamu görevinin yürütülmesi ile bağlantılı olarak işlediği iddia edilen bir suç nedeniyle, ilgili kurum veya kuruluş idaresine yapılan ihbar veya şikâyet, gecikmeksizin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.” Ünver’e göre, bunlar

dışındaki kişi, kurul veya makamlara yapılan bildirimler, bu suç açısından eylemin tipikliğini ortadan kaldıran bildirimler değillerdir.54

Bir görüşe göre, suçun bildirilmesi gereken merci valilik veya kaymakamlıklar, kolluk görevlileri veya adli makamlardır. Yine aynı madde hükmü uyarınca bir kamu kurumunda veya idaresinde suç işlendiğini öğrenen kimsenin, durumu idarenin veya kurumun yetkililerine bildirmesi halinde de yükümlülüğü yerine getirdiği kabul edilmelidir.55

İplikçi kanunda bildirimin ne şekilde yapılacağına ilişkin bir açıklık getirilmediğini belirtmiştir. Bununla birlikte bildirimde bulunma yükümlülüğü getirilen kişinin kimliğini açıklamış olması gerekmeyecektir, fakat yapılmaması suç olarak öngörülen bu bildirimin yapıldığına ilişkin ispat delili de kişinin kimliğini bildirmesi ile vuku bulacaktır.56

TCK madde 278’de bildirimde bulunulması gereken suçlar bakımından nitelik veya ağırlık anlamında herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Kocasakal’a göre, kanunda yalnızca suçtan bahsedilmiş olduğundan bildirimde bulunulmayan suçun TCK’da

52 KOLCU, s. 20.

53 ARTUK, Mehmet Emin/GÖKÇEN, Ahmet/YENİDÜNYA, Caner: Ceza Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, s. 1032.

54 ÜNVER, s. 304.

55 ARTUÇ, Mustafa: Pratik Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, s. 1349; KOCASAKAL, s. 89. 56 İPLİKÇİ, Huriye Elif: Türk Ceza Hukukunda Suçu Bildirmeme Suçları, Yüksek Lisans Tezi,

(27)

veya diğer özel ceza kanunlarında düzenlenen suçlardan herhangi biri olabileceğini kabul etmek gerekir.57 Tezcan/Erdem/Önok’a göre, ancak yine bu tanımdan dolayı

bildirimde bulunulması gereken fiil yalnızca suç olup, kabahat veya disiplin cezası vb. bu suçun konusunu oluşturamayacaktır.58

Suçu bildirmeme suçu bakımından bildirimde bulunulması gereken suçun niteliğinin belirtilmemiş olması diğer bir deyimle her suçun bu suçun konusunu oluşturabilecek şekilde düzenlenmesi doktrinde büyük eleştiriler almıştır. Buna ilişkin açıklamayı aşağıda yapılacak olması sebebiyle şimdilik daha fazla bu konuya ilişkin değerlendirme yapılmamaktadır. Ancak en azından şikâyete tabi olan suçlar ve resen kovuşturulan suçlar bakımından böyle bir ayrımın yapılması gerekirdi. Zira şikâyete tabi olan suçlar bakımından kanun koyucu mağdura bir seçim şansı sunmuş, şikâyette bulunmadığı hallerde soruşturma yapılmayacağını kayda almış olmakla bir nevi soruşturmayı mağdurun tercihine bırakmış, ancak bu halde dahi suçu bildirmeme suçunun varlığını kabul etmek mağdurun şikâyet hakkının varlığına zarar getirecektir. Zira şikâyet bu hallerde bir tercih iken bahse konu suç ile bildirimde bulunmamak suç teşkil edebilecektir.

Bir görüşe göre, yine bahse konu suçun tanzimi ile kanun koyucu bir suçun işlenmesi tehlikesini ortadan kaldırmayı amaçlamış olduğundan suçu işleyenin fiil ehliyetinin bulunmamasının bir önemi bulunmamaktadır.59 Ancak Erdem’e göre,

işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması mümkün bulunan suç fiillerinde hukuka uygunluk nedenleri mevcutsa kişinin bildirim yükümlülüğünden söz edilemez.60 Zira orada hukuka

uygunluk nedeni fiili hukuka uygun hale getirerek hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıracak, deyim yerindeyse fiil haksız olmaktan çıkacaktır.

57 KOCASAKAL, s. 50; TOROSLU, s. 333; KOLCU, s. 80; TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s. 1249. 58 TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s. 1249; KOLCU, s. 80; KOCASAKAL, s. 51.

59 TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s. 1246. 60 ERDEM, s.111-112.

(28)

a. İşlenmekte Olan Suçu Bildirmeme

Bir görüşe göre, işlenmekte olan suçtan anlaşılması gereken, henüz tamamlanmamış, failin mağdur ya da suçun konusu üzerindeki etkisinin halen devam etmekte olduğu suçtur.61

Madde gerekçesinde işlenmekte olan suç ifadesi henüz icrası devam eden suç olarak anlatılmıştır; “… bu maddeye göre, suçu bildirmeme suçunun oluşabilmesi için

henüz icrası devam etmekte olan bir suçun varlığı gereklidir. Örneğin, bir kimsenin kaçırılarak belli bir yerde tutulduğunun bilinmesine rağmen, durumdan yetkili makamların haberdar edilmemesi; keza mütemadi suç niteliği taşıyan elektrik hırsızlığı işlendiğinden haberdar olunmasına rağmen, durumun yetkili makamlara bildirilmemesi, bu suçu oluşturacaktır.”62

Diğer bir görüşe göre işlenmekte olan suç deyiminden, henüz işlenmekte olan suçun, yani icrası hala devam eden suçun anlaşılması gerekecektir ve ihbar edildiği sırada hazırlık hareketlerinden icra hareketlerine geçilmiş ancak henüz tamamlanmamış bulunan suçlar bu suçun konusu kapsamında değerlendirilecektir.63

Döner işlenmekte olan suç ile CMK 2/j maddesinde düzenlenen suçüstü kavramının aynı olduğunu kabul etmektedir.64 Ünver ise, suçüstü kavramı ile

işlenmekte olan suç kavramının aynı olmadığını, kanuni tiple faile getirilen hukuki yükümlülüğün suçüstü durumuna vücut veren hallerden sadece birisi olan, henüz işlenip tamamlanmamış bir suçu ifade eden işlenmekte olan suçu bildirmek yükümlülüğü olduğunu, bunun dışındaki suçüstü hallerinin de bu suç tipi kapsamındaymış gibi değerlendirmenin kanunilik, kıyasa yasağı ve genişletici yorum yapma yasağı ilkesine aykırılık teşkil edeceğini ifade etmiştir.65

Sonuç olarak işlenmekte olan suç kavramını öğretide kabul gören görüşe göre, icrasına başlanmış, icra hareketleri hâlihazırda devam eden, yani icra hareketleri henüz tamamlanmamış suç olarak tanımlamak doğru olacaktır.

61 MERAN, s.309; TOROSLU, s. 329.

62 ARTUK, Mehmet Emin/GÖKÇEN, Ahmet/YENİDÜNYA, Caner: Türk Ceza Kanunu Şerhi, Turhan Kitabevi, s. 5524.

63 ARTUÇ, s. 1348; KOLCU s. 80; KOCASAKAL, s. 58; MERAN, s. 309; GÜNEY Niyazi/ÖZDEMİR Kenan/BALO Yusuf S., Yeni Türk Ceza Kanunu, Adli Yayınevi, Ankara, Kasım 2004, s. 793.

64 DÖNER, s.73; KOLCU, s. 79; İPLİKÇİ, s. 33. 65 ÜNVER, s. 292; ERDEM, s. 112.

(29)

Bu arada bir görüşe göre, mütemadi suçlar bakımından temadi devam ettiği müddetçe suçun işlenmekte olduğu kabul edilmelidir.66

Yukarıda yapılan tanım kapsamında işlenmekte olan suçtan bahsedebilmek için, öncelikle icra hareketlerinin başlamış olması gereklidir. Kocasakal’a göre, böylece icra hareketlerine başlanmış olmadıkça, hazırlık hareketleri safhasındaki bir suç işleme niyet veya kararı, planı bildirim yükümlülüğü kapsamında olamayacaktır.67

Doktrinde gönüllü vazgeçme halinin mevcut olduğu hallerde de suçu bildirme suçunun oluşmayacağını ifade eden bir görüş mevcuttur.68 Ancak başka bir görüşe

göre, bu kabul her zaman doğru değildir, zira her ne kadar gönüllü vazgeçme halinde işlenmesinden vazgeçilen suç bakımından faile bir ceza sorumluluğu izafe edilemeyecek olsa da, gönüllü vazgeçilen ana kadar yapılan hareketler başka bir suçu oluşturduğunda ortada yine cezalandırılan bir suç söz konusu olacağından ve işlenmekte olduğu veya etkilerinin sınırlandırılabilmesinin mümkün olması kaydıyla bu kez bu suçun bildirilmesi gerekecektir.69

Gerçekten de gönüllü vazgeçme halinde işlenmekte olma halinin son bulması sebebiyle suçu bildirme suçunun varlığından kural olarak bahsedilemeyecek, ancak yukarıda değindiğimiz görüşte olduğu gibi gönüllü vazgeçme haline kadar başkaca bir suç teşekkül etmişse bu hallerde suçu bildirmeme suçunun söz konusu olabileceği düşünülmelidir.

Bir görüşe göre, doktrinde “işlenmekte olan” deyiminin suça iştirak biçimlerini de içerip içermediği tartışma konusu yapılmış ise de, bu tartışmanın pratikte bir yararı olmayacaktır, zira suça iştirak edildiği konusunda bilgi sahibi olan fail, asıl fiil hakkında da bilgi sahibi olmuş demektir70 ve bu şekilde bildirim yükümlülüğü zaten

doğmuş olacaktır. Yazara göre, failin bir kişinin başka bir kişiyi suça azmettirdiği bilgisine sahip olduğu durumlarda asıl failin icra hareketlerine başlamadığı sürece, hem korunan hukuksal yarar bakımından bir tehlike durumunun oluşmaması, hem de

66 KOLCU, s. 20; YAŞAR/GÖKCAN/ARTUÇ, s. 8013. 67 KOCASAKAL, s. 60; KOLCU, s. 80. 68 TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s. 1250; KOLCU s. 80. 69 KOCASAKAL, s. 61. 70 TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s. 1249.

(30)

sonuçsuz kalan azmettirmenin cezayı gerektirmediği sebebiyle suçu bildirmeme suçu oluşmayacaktır.71

Burada kısaca şikâyete tabi suçlar bakımından bir değerlendirme yapmak gerekmektedir. Şöyle ki şikâyete tabi olan ve henüz işlenmekte olan bir suç bakımından vatandaşa bildirim yükümlülüğü yükleme doğru olmayacaktır. Zira şikâyet hakkı olan mağdur veya müştekinin dahi, icabı halinde şikâyette bulunmayacağı hallerde üçüncü kişiye bildirim yükümlülüğü yüklemek hakkaniyetle bağdaşmayacaktır. Bu konu hakkında Kolcu, yasanın açık hükmü nedeniyle şikâyete tabi suçlarda mağdurun rızasına rağmen suçun işlendiğinden haberdar olan kişinin bildirim yükümlülüğü olduğunu, ancak yasa koyucunun amacının bu olmadığının kabul edilmesi gerektiğini, zira Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu ifade etmiştir.72

Diğer bir yazar ise konuya ilişkin olarak, suçu bildirmeme suçunun bireyin adil yargılanma hakkına karşı bir suç olduğunu, bireye ait korunan hukuksal değerin taşıyıcısının devlet olması nedeniyle, mağdurun rızasının bu suç bakımından hukuka uygunluk hali olarak düşünülmesinin mümkün olmadığını ifade etmiştir.73

Başka bir görüşe göre, kanun koyucunun yalnızca işlenmekte olan suç nitelemesi eksiktir. Ancak kanun da böyle bir ayrım bulunmadığından vatandaş işlenmekte olduğunu herhangi bir şekilde fark ettiği suçun niteliği, ağırlığı, şikâyete tabi olup olmadığına bakmaksızın bildirimde bulunmak zorundadır.74

Ünver birçok yabancı ülke ceza kanunlarının düzenlemesine rağmen kanunumuzda işlenmesinin planlandığı öğrenilen bir suçun yetkili mercilere bildirilmesinin ihmalinin suç tipi içinde düzenlenmeyişinin eleştiri aldığını belirtmiştir.75 Örneğin Alman Ceza Kanunun 138 ve diğeri maddeleri…

71 TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s, 1249.

72 KOLCU, s. 93; Bkz. Aynı görüş; KOCASAKAL, s. 90; “Bizce belirli bir mağdura yönelmiş suç bakımından, eğer suçun konusu rızaya konu olabilecek bir nitelik taşımaktaysa ve suçun takibi şikâyete bağlı ise ilgilinin rızası suçu bildirmeme bakımından bir hukuka uygunluk sebebi oluşturabilir.”; TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s, 1254.

73 ÜNVER, s. 305. 74 KOLCU, s. 81. 75 ÜNVER, s. 292.

(31)

b. İşlenmiş Olmakla Birlikte Sebebiyet Verdiği Neticelerinin Sınırlandırılması Halen Mümkün Bulunan Suçu Bildirmeme

Burada önceki hareketten farklı olarak, işlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin engellenmesinin halen mümkün olan suçların bildirilmemesi eylemi ele alınmıştır. Yani burada suç teşkil eden fiil, failin suçun konusu üzerindeki hâkimiyetinin söz konusu olduğu ve en önemlisi suç sonucunda ortaya çıkacak neticenin ortadan kaldırılabilmesinin mümkün olduğu suçlardır. Ünver’e göre, şu halde temadi eden suçların bu kapsamda değerlendirilmesi mümkün olmayıp, ilk fıkrada düzenlenen suçu oluşturacağı kabul edilmelidir.76

Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu konuya ilişkin olarak şöyle bir karar vermiştir; “… suçu bildirmeme suçunun oluşabilmesi için henüz icrası devam etmekte olan bir

eylemin varlığı gerekmektedir. İcrası tamamlanmış olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suçun yetkili makamlara bildirilmemesi halinde de bu suç oluşabilecektir. Kamu görevlisi olmayan bir sanığın, oğlu Umut’un mağdure Özge’ye karşı işlediği iddia olunan cinsel istismar eylemi tamamlanmış ve yetkili makamlara bildirilse dahi neden olunan sonuçların ortadan kaldırılmasına olanak bulunmayan bir suç niteliği taşıdığından, bu suç eylemini sanığın yetkili mercilere bildirmemesinin TCK 278. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmayacağının düşünülmemesi ve sanığın beraati yerine hükümlülüğüne karar verilmesi…”77

Bir görüşe göre sebebiyet verilen neticelerin sınırlandırılmasının halen mümkün bulunması ile kast edilen, hala suçüstü hali bulunmasa ve bildirilmesi gerekli suç işlenip tamamlansa dahi, yetkili makamlara bildirildiğinde o suçun sebebiyet

76 Bkz. ÜNVER, s. 304; “ayrıca belirtelim ki, suçu düzenleyen 278. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen ‘işlenmiş olmakla birlikte, sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılması halen mümkün bulunan bir suç ’un yetkili makamlara bildirilmemesine, doktrinde örnek olarak devam eden elektrik hırsızlığının verilmesi ve işlenip bitmiş olan suçun sebebiyet verdiği neticelerin sınırlandırılabilirliğini izah için elektrik hırsızının hırsızlık konusu üzerindeki hâkimiyet kurmuş olması olmasından söz edilmesi yanıltıcı ve yanlıştır. Bu verilen örnekte işlenip bitirilmiş bir suç değil, kesintisiz (mütemadi) bir şekilde işlenen bir suç vardır ve bu örnekte ikinci fıkradaki duruma değil ilk fıkrada düzenlenen ‘işlenmekte olan bir suç ‘un yetkili makamlara bildirmemeye örnek verilebilir…”

(32)

verdiği neticelerin sınırlandırılması, zararın veya tehlikenin artmasının önlenmesi, sınırlandırılmasının olanaklı olması halidir.78

Bir görüşe göre, bir suçun yol açtığı “neticelerinin sınırlandırılabilmesinin halen mümkün bulunması” durumundan söz edebilmek için, netice suçunun varlığından bahsetmek gerekeceğini belirtmiştir.79

Diğer bir görüşe göre, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçların neticeli suç olduğu göz önüne alınarak, temel suç tipi işlenmiş olmakla birlikte, cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren netice henüz gerçekleşmiş değilse, bu durumda da bildirim yükümlülüğünün bulunduğundan bahsetmek gereklidir.80

Bu suçun tanımında geçen neticenin ne olduğu konusu suçun anlaşılması bakımından önemlidir. Erdem’e göre neticenin sınırlandırılması ile kast edilen neticenin haksızlığının daha da yoğunlaşması tehlikesini önlemektir. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu m. 278’de düzenlenen “neticeler” deyimi, tipik netice veya neticelerle sınırlı olarak anlaşılmalıdır, zira tipik netice dışında kalan neticelerin de bildirim yükümlülüğüne dayanak oluşturacağının kabulü, suç tipinin uygulama alanının belirsiz ve tehlikeli bir şekilde gelişmesine yol açacaktır.81

Ancak doktrinde neticelerin sınırına ilişkin farklı düşünen görüşler de vardır. Bir görüşe göre “neticeler” deyimi, sadece suç tipindeki neticeleri değil, bağlı neticelerin olumsuzluklarının giderilmesi imkânı bulunduğu halleri de kapsamakta, mağdurun göreceği zararın azaltılmasının ya da fail veya faillerin suçtan elde edecekleri yararın önüne geçilebilmesinin imkân dâhilinde olduğu halleri de içermektedir.82

Yine başka bir görüş te, neticeler ifadesinin hem işlenen suça ilişkin mağdurla ilgili zararlı neticeleri ve hem de işlenen suça ilişkin olmayan ancak buna bağlı başka neticeleri, mağdurun gördüğü veya görebileceği zararlar ile fail veya faillerin bu suçtan elde ettiği veya edeceği yararları ifade edeceğini belirtmiştir.83

78 ÜNVER, s. 302.

79 TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s. 1250. 80 ERDEM, s.113.

81 ERDEM, s.113.

82 DONAY Süheyl/KAŞIKÇI Mahmut, Açıklamalı-Karşılaştırmalı-Gerekçeli 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, Vedat Kitapçılık, s. 363.

(33)

Kanaatimizce neticeler deyiminden tipik netice dışındaki neticelerin anlaşılması haklı olarak yorumda bir takım problemlere sebebiyet verecek olsa da, bilinçli olarak kullanılmıştır. Ayrıca suç ile amaçlanan adliyenin korunması düşüncesi de neticelerin doğrudan sonuçlar ile birlikte dolaylı sonuçları da kapsaması gerektiği fikrine varmamıza sebebiyet vermiştir. Bu konuya ilişkin olarak Kocasakal neticeler ibaresinin düzenlemesinde esinlenen Fransız Ceza Kanununun yanlış çevirisinden kaynaklandığını belirtmiştir.84

Bir yazara göre, bu suçun düzenlenmesindeki amaç adliyenin daha sağlıklı bir şekilde işlemesinin sağlanması ile birlikte failin, suçtan yarar sağlamaya devam etmesini de engellemeye çalışmaktır.85 Tezcan/Erdem/Önok’a göre, bu suçla kanun

koyucu suçu aydınlatma gibi bir amacı benimsememiştir. Kanun koyucu bu suçun ihdası ile suçu önleme politikası gütmektedir. Bu sebeple suçun icra hareketleri bitmiş ve artık yol açacağı neticeleri de sınırlandırma olanağı kalmamışsa artık bu halde bahse konu suç bağlamında bir bildirim yükümlülüğünden bahsedilemeyecektir.86

Yazara göre, bildirim eyleminin hukuki yükümlülüğün ifası anlamında yeterli kabul edilebilmesi için, öğrenilen suçun tüm detaylarının bildirilmesi zorunlu bir unsur değildir. Mühim olan bir suçun işlendiğini temel olarak yer, suçun ne olduğu ve ayırt edici bir takım özellikleriyle adli veya görevli idari makamlara bildirmektir.87 Diğer

türlü bir düşünce vatandaşa altından kalkamayacağı, ağır bir yük yüklemek olurdu ve pratikte vatandaşın bildirimde bulunmak yerine, suç işlendiğini duyup bilmediği yönünde davranışlar sergilemeye yönlendirebilirdi.

Bildirim süresinin ne olacağı konusunda kanun koyucu tarafından bir düzenleme yapılmamıştır. Bu bağlamda geç bildirim yapıldığı hallerde nasıl bir durum oluşacaktır? Kanunun metni dolayısıyla geç bildirim yapmanın suç sayılamayacağı

84 Bkz. KOCASAKAL, s. 65; “Bize göre burada belirtilen neticeler ifadesi, hiçbir şekilde tipte belirtilen neticeyi (tipik netice) ifade etmemektedir ve kullanılan bu ibare, esinlendiği anlaşılan Fransız Kanununun yanlış çevirisinden kaynaklanmaktadır. Nitekim Fransız Ceza Kanununda cürmün tipik neticesinin önlenmesi veya sınırlandırılmasından değil, etkilerinin (doğuracağı sonuçların) önlenmesi veya sınırlandırılabilmesinden söz etmektedir. Sözcüğün tekil değil de çoğul kullanılmış olması da (les effects) bunu doğrulamaktadır. Nitekim Fransız doktrininde bu kapsamda verilen örneklerde (zehirlenen kişiye panzehir verme, öldürücü yaralar alan kişinin ölüm neticesini önleyecek şekilde iyileşmesi, rehin alınan kişinin kurtarılması) madde de kastedilenin cürmün tipik neticesi değil, ortaya çıkardığı “etkiler” veya “sonuçlar” olduğunu göstermektedir…”

85 KOLCU, s. 82.

86 TEZCAN/ERDEM/ÖNOK, s. 1251. 87 KOLCU, s. 86.

(34)

düşünülmelidir. Zira genişletici yorum yasağı ve tipiklik unsuru geç bildirimin suç olarak kabulünü imkânsız kılmaktadır. Ancak kanun koyucu tarafından geç bildirime ilişkin bir düzenleme yapılmaması eksikliktir. Zira bazı hallerde geç bildirim yapmak ile bildirim yapmamak arasında pek fazla bir fark kalmamaktadır. Kanunun güttüğü amaç ile çelişkili olan bu duruma, uzun süreli olarak hürriyetinden alıkonulan insanın bu halini bilip, uzun bir müddet sonra (bir hafta - on gün) bildirimde bulunmak hali örnek verilebilir. Şu halde verilen örnek üzerinde yorum yapmak gerekirse, failin ilk günden itibaren bildiği kaçırılma olayında, suçun işlenmeye devam ettiği onuncu günde polise haber vermesi TCK madde 278/1’de düzenlenen suçu bildirmeme suçunun oluşumuna sebebiyet vermeyecektir. Zira suç işlenmeye devam eden, işlenmekte olan bir suçtur.

Bir görüşe göre, işlenmekte olan suçların derhal, işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılabilmesi mümkün olan suçların ise neticeleri ortadan kalkmadan bildirilmesi gerektiğinin anlaşıldığını savunan görüşte bulunmaktadır.88 Bu görüşe katılmak geç bildirimin açıkça suç olarak düzenlenmemiş olması, geniş yorum ve kıyas yasağı sebebi ile mümkün görünmemektedir.

Diğer bir görüşe göre, suça ilişkin doğrudan şahit olan kişilerin bildirim yükümlülüğü olduğu konusunda tereddüt olmamakla birlikte, suça bizzat şahit olmayan ancak suçun işlendiğini duyan veya dolaylı bir şekilde öğrenen kişilerin bildirim yükümlülüğü suçla korunan menfaatin ne olduğunu kabule göre değişecektir. Şöyle ki suçla korunan menfaatin adliyenin fonksiyonlarını koruduğunu kabul halinde, ne şekilde öğrendiğine bakılmaksızın herkesin bildirim yükümlüsü olduğunu kabul etmek gerekecektir. Suçla korunan menfaatin suçun tamamlanmasının önlenmesi veya etkilerinin sınırlandırılması olarak kabulü durumunda her iki fıkraya göre ayrı düşünmek gerekecektir.89 Fakat kanaatimize göre korunan hukuki menfaat adli

fonksiyonların korunması olduğundan ciddi bir duyumda bulunan herkesin bildirim yükümlülüğü olduğunu kabul en doğrusu olacaktır.

Bildirim, bir suçun işlendiğinin yetkili makamlara haber verilmesidir.90

88 KOLCU, s. 86. 89 KOCASAKAL, s. 74.

(35)

Yine başka bir yazar bildirimin, CMK m. 158’deki ihbar karşılığında kullanılmadığını, buradaki bildirim kavramından ihbar değil, fiilin işlenmesi ve neticenin önlenmesi amacıyla yetkili mercilerin uyarılmasının anlaşılması gereklidir.91

Bir görüşe göre kişi o anki hal ve şartlara göre, yetkili makamları bilgilendirme yönünde yapılabilecek her şeyi gerçekleştirmiş, bu yönde her türlü imkân ve vasıtayı kullanmışsa artık bildirim yapmış olduğunun kabulü gereklidir.92

Ancak kanaatimizce suçla korunan amaç göz önünde bulundurularak vatandaşın suçun işlendiği hususunda herhangi bir şekilde (telefonla, yazılı, sözlü vb…) elinde bulunan imkânlar doğrultusunda yetkili makamları uyarması yeterlidir. Zira kanun koyucu tarafından bildirimin niteliği ve şekli açısından bir tanım veya niteleme yapılmamıştır. Bu bağlamda Kocasakal’ın belirttiği şekilde “bilgilendirme yönünde yapılabilecek her şeyi gerçekleştirmek ve her türlü imkân ve vasıtayı kullanmak” zannımca gerekli değildir. Suç işlendiği bilgisine ulaşan kişi yetkili mercileri hareket geçirebilecek bir biçimde bir bildirimde bulunmakla yükümlülüğünü yerine getirmiş olacaktır.

4. Suçun Konusu

Bildirim yükümlülüğünün konusunu işlenmekte olan veya işlenmiş olmakla birlikte neticelerinin sınırlandırılması mümkün olan suçlar oluşturmaktadır. Bildirim yükümlülüğü doğuran fiilin mutlaka suç olması gereklidir. Kocasakal’a göre, kabahat ya da disiplin cezasını gerektiren fiiller bildirim yükümlülüğü kapsamında değerlendirilemeyecektir.93

Bir görüşe göre bildirime konu olan suçlar, yalnızca re’sen kovuşturulması gerekenlerdir.94 Ancak Kocasakal şikâyete tabi olan suçların da bildirime tabi

olduğunu düşünmektedir.95 Yukarıda açıkladığımız gerekçelerle, suçun takibinin

şikâyete tabi olup olmadığına bakılmaksızın, bildirim yükümlülüğüne tabi olduğu kanaatindeyiz. 91 ERDEM, s.114. 92 KOCASAKAL, s. 78. 93 KOCASAKAL, s. 51. 94 DÖNER, s. 79. 95 KOCASAKAL, s. 52.

Referanslar

Benzer Belgeler

Key Words: Cyber space, Cyberwarfare, Simulation, Cyber Security, Cyber Defense, Cyber Scenarios, Cyberwarfare principles, IWSIM, Information Warfare, Cyber Simulator, Network

Türkiye’nin stratejik öneme sahip tatlı su kaynağı olan Beyşehir Gölü, gerek sahip olduğu doğal güzelliği ile gerekse önemli yolların kesiştiği bir

Bu sonuçtan yola çıkarak sıvı azot ortamında grafit tozu ve katalizör kullanılmadan sentezlenen gümüş nanopartiküllerin, grafit tozu ve katalizör kullanılarak

Demleme sürelerine ba lı olarak gümü , alüminyum, arsenik, baryum, kalsiyum, kobalt, bakır, potasyum, magnezyum, mangan, sodyum, nikel ve çinko 10 dakikada, bor,

Bu desteklere nasıl ulaştıkları, dolayısıyla bağlantılar ile ilgili dağılıma bakıldığında; en büyük oranla (%65, 128 kişi) kendileri kaynaklara doğrudan

yapıya sahip olması gerekmez. Fakat elektromanyetik dalgalar yayıcı antenden tüm yönlere homojen olmayan bir şekilde yayılırlar. Bir verici ile alıcı arasında r

Araştırmada, Türkiye 5 Vadeli ABD Doları Tahvil CDS primi (CDS), 1 gr altın fiyatı (GOLD), bankacılık sektörü yurtiçi kredi hacmi (BSYKH), cari açık (CA),

Sonuç olarak, mahremiyetin izleyiciler için ayrı, televizyon programlarındaki katılımcılar için ayrı anlama geldiği, televizyondaki kamera etkisine