CUMHUKİYET
)________________ ___ _______________
—4
1 « A r ı b u r n u » g ü n ] l e r i v e s i l lesi l le 1
Cenk sahaları ve
âbidenin
yeri
cenkle-nisanda mayısa yirmiYazan
Arıburnu ri ki 25 ] başlayıp 18 I kadar tam 1 üç gün sürmüştü, tesadüf, 1945 baharında, abidenin dikileceği yerle cenk sahalarım görmek için Çanakkaleye gidişim de aynı günlere rasladı. Gene tesadüfe bakınız, bizi Çanakkaleye gö türen Bursa vapurunda, kaptanın delâ- letile tanıdığım bir Avustralya binbaşı sı meğer İngiliz mezarlıklarına ve abi delerine bakmakla mükellefmiş. Epeyce yıldır bu vazifeyle Çanakkalede bulun duğu için türkçeyi de iyi biliyor. Şen tabiatli bir zat. Çanakkaleye yaptıra cağımız zafer abidesinin harikulade manalı olacağından bahsettiğim zaman güldü. Meğer onların mezarhklarile a- bidelerini teftiş için her yıl yüksek rütbeli bir Ingiliz subayı gelirmiş. Ge çenlerde kendisine bizim otuz yıldır bir abide yapamayışımız hararetle söylen diği zaman demiş ki: «Neye üzülürsü nüz? Biz îngilizlerin diktiğimiz mer merler hakikatte sizin zaferinizin abi deleri değil mi?» Bu, centilmence bir espridir. Fakat hakikatin acı tarafı şu: Yenilenler o kadar çok abide yaparsa yenen bir tane olsun neye yapmaz.
!jc Î-S
1935 te çıkan «Tunadan Batıya» nın son kısmında Çanakkale cenklerine aid dört yazıyı vapurla Boğazdan geçiyo ruz diye yazmıştım. Fakat o cenklerin yapıldığı toprakları gezmek ancak o ya zılardan on yıl sonra kısmet olacakmış. Kolordu emrindeki küçük çaplı bir «Şirketi Hayriye» vapurile Kilya koyu na çıktık. «Arazi otomobili» beş on da kika sonra bizi «Gonk bayırı» na ulaş- tırıverdi. Öyle bir mevkideyiz ki hem önümüzdeki Adalar denizini, hem ge rimizdeki Çanakkale Boğazını görüyo ruz. Önümüzde Arıburnu, gerimizde Kilya koyu. Meğer yarımadanın en dar yeri orasıymış. Yedi kilometrelik bir yer. Birinci Cihan Harbinde yan dün yayı yenenler bu yedi kilometreyi ye nemediler.
Dokuz aylık cehennemi Çanakkale boğuşmasının en büyük hareket cenk- leri iki tanedir. Biri 25 nisanda başlayıp 23 gün süren Arıburnu muharebeleri, diğeri 8 mayısta başlayıp 18 gün süren Anafarta melhameleri. O ikisi arasile Anafartadan sonraki diğer ayların hep si siper cenklerile geçer. Bütün Çanak kale kaderini Arıburnu ile Anafartaya borçluyuz. Her ikisinin de baş kahra manı Mustafa Kemaldi ve her ikisinde de baş rolü şu Cönk bayırı oynadı.
Manzara hem güzel, hem haşin, hem çok çeşidli: Küçükkemikli ve Büyük- kemikli burunları arasında bir dairenin dörtte üçü derecesindeki geniş bir koy pergerle çizilmişçesine hendeseli bir ahenge malik. Arkada Tuzlugöl, gölün berisinde,Mestantepe, Küçükkemikli ile göl arasında Lâlebaba; altın pırıltılı, yumuşak, alabildiğine bir plaj, kıyılar daki bütün bu cümbüşlerden sonra, içeri doğru dalga dalga ilerliyen arazi nin, Conkbayırına varınca, birdenbire yalçın yalçın, şerha şerha, tunç çehreli yârlar halinde, heyulâî kale duvarları
ğu için Çanakkale Boğazım gördü. Fa kat bu görüş ancak bir dakika sürebil- miştir. Yediği kurşunla anide yere se rilen İngiliz subayının haritası da ken di gibi kanlara bulamr. Bu haritayı ga nimet alan Türk zabitinin ailesi onu, şimdi bana bu izahatı veren, Baki Van- demire hediye eder. Muhterem General sahib olduğu tarihî hatıranın sonsuz kıymetini pek iyi biliyor. Dokuz ayda yüz elli bin telefat veren düşman ordu sundan yarımadanın öte böğründeki Boğazı da görebilecek bir noktasına ka dar tırmanarak, o mavi rüyayı bir da kikacık olsun görebilen tek asker bu haritadaki kanı rüya gördüğü yere a- kıtandı. Harita otuz yıl sonra o top raklarda bizimle beraber gezdi. Harita artık bir eşya değil yaşıyan bir mahlûk gibi.
Biz Conkbayırındayız. Solumuzda ya rımadanın en büyük irtiafı Kocaçimen dağı yükseliyor, sağımızda ve ileride Kireçboğazım seçiyoruz. Önümüzde ve en kıyıda Suvla limanı. Bu dört isim, 18 günlük Anafarta cenklerinin de isim leridir. Yüzbinlik Kiçner ordusu ilk gün bizi baskın halinde Conkbayırından çe virmek istedi, grup kumandanlığım eli ne alan miralay Mustafa Kemal üç bu çuk ay evvel Arıburnu çenginde oldu ğu gibi gene burada düşmanı mıhlar. Fakat .düşman bu sefer tek hareketli değil, diğer büyük bir kolla bizi solu muzdan çevirmek için Kocaçimeni ele geçirmek üzeredir. Mustafa Kemal bü tün gece cebrî yürüyüşle dağın yama cına düşmandan önce yetişti. Kireçbo- ğazı sağımızdan çevrilişimiz, Suvla ta arruzu yarma cengi; hiç biri sökmediği için Çanakkale geçilemedi.
* * *
Mezarlık, mezarlık... Yalmz Ingiliz mezarlıkları 44 ü bulmaktadır. Bu me zarlıkların boyu şimalde Tuzlugölün ötesindeki Softatepeden başlayıp cenub- da, yarımadanın ucundaki Seddilbahir- de bitiyor. Mezarlıkların içeri doğru en enli yeri ise Conkbayırı. Yani kanlı ha ritanın kanlandığı yer. Mezarlıklar parklar içine alınmış. Mezarlar mermer safihalar halinde. Her mezarlıkta, ora daki çengin ehemmiyetine göre, çeşid eb’adda abideler dikilmiş. Denizyolun- dan Seddilbahire gitmek üzere aşağıya indik. Ingiliz Kralının Ârıbürnunda karaya ayak bastığı yere bir abide ya pılmaktadır. Henüz bitirilmemiş. Bütün abidelerin en haşmetlisi yarımadanın burun tarafında. Generallerinin öldüğü yer. Yüz elli bin zayiat verdikleri o
rai Baki Vandemire Alçıtepenin nerede olduğunu tam vak tinde sormuş olaca ğım ki otomobili duı
durup: «İşte şu,
dedi, Seddülbahirden yedi buçuk kilo metre içeridedir ve râkımı 219 metre dir.» Abideyi işte bu tepeye dikeceğiz Yer sahiden iyi seçilmiş. Orası Boğaz dan, dış denizden, Karşıyakadan, yanır adanın kara sahasından, yani her taraf tan en çok görülebilen yer.
Sırtı yaylamsı bu tepe üstüne üç döri metre yüksekliğinde geniş merdiven lerle çıkılan eni boyu seksener metre lik ferah bir merasim meydanı. B ı meydan hem abidenin kaidesi, heır toplanma yeri. Meydanın ortasında dört metre yükseklikte, eni boyu otu; birer metrelik bir saha. Burası şereJ holünün zemini. Bu sahanın dört kö şesinde kalınlıkları 10X10 eb’admda ve boyları 41 metreyi aşan dört heybeti: ayak. Bu kaim, yüksek, dört cepheli dört «ayak - sütun» un araları on bireı metrelik birer genişlikle açık bırakıl mıştır. Bu geniş açıklıklar 25 şer metre yüksekliğinde birer «zafer takı kapısı» ile birbirlerine bağlanıyor.
Kapıların üstünde boş kalan 16 met relik kısmın ilk yarısı kasetli bir tavan la dolduruldu, tavanın üstüne de ondar daha kısa bir tac kısmı ilâve edildi. Belli, abideyi yaratan gene sanatkârlaı bunun ilhamını Rumelihisarında keş fettiler. Dört tane zafer takı bloku hem on birer metre genişliğindeki kapılarla birbirinden ayrı, hem kapılar üstünde ki taçlı tavanlarla birbirine bağlı. Bu, ayrılıkla bütünlüğü birleştirmenin sır rına ermek olmuş. Dolu olanla açıt olanın birleşmesindeki ahenk.
Bu dört zafer takı blokunun içindeki eni boyu otuz birer metrelik «şeref ho lü» nü daraltmamak için sanatkârla! «Ayak - sütunlar» m iç kısımlarını köşe zaviyeleri açmak sayesinde, holden ayaklara saha payı vereceklerine, ayak lardan hole fedakârlık yaptırmışlar Hem dıştan hiç belli olmıyan bir iç fe dakârlığı. Dıştan kalınlıklarile heybet kazanan «ayak - sütunlar» içten de c fedakârlıkla zarafet kazandılar.
Şeref holünün en ortasında «Meç hul Asker» in, yani Mehmedciğin koyu somakiden yapılma iki katlı lâhdi hey betli bir vakarla duruyor. Bu lâhdt merasim meydanının dört tarafından de hep bir zafer takından geçilerek girilir ve lâhid kazandığı zaferler zaferinir mübarek sahalarım dört taraftan rahat rahat görür. Tereddüdsüz hükmtimüzi verebiliriz: Bu abide bir tabiat eser kadar tabiidir.
^ ❖ Hî
Çanakkaleye otuz yıldır abide yap mamaklığımız ihmallerin en ayıbıdır Fakat çabuk yapılmış bir «yarımyama- laklık» yerine geç yapılacak bu