i--- -— ... ... ... ■
|
B u g ü n d e n , D ü n d e n
Istanbulda seyyahlar
r-
... —»■
...
— —
Geçen hafta gelen seyyahlar — Çocukluğumdan beri vapur
lara merakım — Eskiden buraya uğrayan transatlantikler —
Turistler Galata rıhtımına inince — Sivri akıllıların
sokak
köpekleri peşine düşüşü — Uçarılardan Hidayet’in seyyahlara
kıtmir tedariki
Geçen hafta Panama bandı ralı (Atlantic) vapuru ile gelen, lodos yüzünden şehre inme'eri güçlüklere uğrayan seyyahlar dan iki gün sonra Amerikanın Exprot Lines şirketinin en yeni transatlantiği (İndependence) 500 turist getirdi. Limandaki vapurların dükükleriyle selâm lanan bu modern gemi Boğaz- içinde bir gezinti yapıp Dolma- bahçe açıklarında demirledi. İçindekilerin çoğu milyoner, memleketlerinde mevki sahibi kimselermiş; Boğazın, İstanbul lun umumi manzarasına hay ran kalmışlar.
A
Bazı yazılarımda arasıra be lirttiğim veçhiyle bende vapur ve denizcilik merakı çocuklu ğumdan berj mevcuttur. On, on bir yaşlarında iken, o zaman İdarei Mahsusa, şimdi Deniz yolları denilen teşekkülün Ka dıköy’üne, Haydarpaşaya, Ada lara işleyen yandan çarhhlarmı adlariyle, numaralariyle bilir, bacalarını, davlumbazlarını, gü vertelerini karşıdan görünce hangisi olduğunu hemen tanır dım. Meselâ 4 numaralı Tonton, 21. numaralı İki başlı, 23 nu maralı Çifte bacalı, numarasız
(Ferah) ve (Eseri Şevket).. Gitgide, yine İdarenin Akde- nize, Karadenize gidip gelen lenduhalarını da bilgi dağar cığıma koymuştum. Gel zp.man git zaman Messagerie Maritime, Llyod Triestino, Paquet, Hidi- viye, Romanya gibi yabancı kumpanyaların yolcu vapurları, ecnebi sefaret istasyonerleri, Rus-Japon muharebesi sırasın da muhtelif yıllıkları yoklayarak bütün devletlerin harb sefine leriyle haşir neşir olmağa baş lamıştım. Bu merak ortanca dayımızın damadında, süt kar deşim Süleyman Sadride de az çok vardı.
Yazan:
Serme! Muhtar ALUS I
risUer kafile kafile karaya iner ler; tazeler, delikanlılar fay tonlara kurulur; yaşlı madam ların, erkeklerin kimi bir eivan çevikliğiyle arabacının soluna atlar, kimi, dizginleri yakalayıp biran evve> yolu tutmağa ha zırlanırlar.
i Hepsinin boynunda dürbün, fotoğraf çantası, ellerinde Bae deker, Meyer, Joanne rehber leri. Onlarla hiç oyalanmaz, o {seyyar şehre ağzı açık, hayran • hayran bakardık. Hayrette hak
liydik. Bu üç dört bacalı, beş altı güverteli alâmetler bildi- ‘ ğimiz daima gördüğümüz gemi
lerle kabili kıyas değildi. Mese- |lâ Garb Trablusuna, Bahriâh- mere, Basra körfezine seferler
i
yapan, ucu bucağı bulunmaz {sanılan en battal vapurumuz ; (Garp) 2359 tondu; saatte 6-7 ¡mili zor çırpardı. Sahil şehirlerimize sıvırya yolcu taşıyan Messagerie Maritimin en şaha ne ve yürük gemileri (Equa teur), (Congo), (Senegal) 4 bin küsül tonu asmaz, süratleri 12 .mili geçmezdi. Halbuki bahar ¡başlangıcında arzı endam eyle- I yen o transatlantikler heybet, ¡lüks ve ihtişamlariyle İstanbul ¡halkına parmak ısırtırlardı.
Hatırımda kalan bir kaçının eski yıllıklardan aldığım eb’ad- larını aşağıya kaydedeyim:
(Kaiser Wilhelm) - Alman Nord Deutscher Llyod kumpan yasının, tezgâhtan indirilişi 1897, tonası 14350, sürati 23 mil. (Kaiser Wilhelm II.) - Aynı kumpanyanın; 1901 de yapıl mış, 19500 ton, 23,5 mil. (Oce- anie) - İngiliz Wite Star Line- in; 1899 da^nşa edilmiş, 17300 ton, 21 mil. (Korea), (Sibe- ria) - Amerikan Pacific Mail O vakit kış nihayet'erine
doğru Hamburgdan, Liverpool- dan. New-Yorktan kalkan, sey yahlarla hıncahınç transatlan tikler İstanbula da gelir, bura ya uğrayacaklarını gazetelerde okur okumaz gününü iplerle çekerdik. Ekseriya sabah sabah kulakları uğuldatan kalın dü dük sesini işitince keyfimiz ke yif, çırpmırdık:
— Acaba ne oiçimde, kaç bacalı, kaç bin tonilâtoluk? Ga lata rıhtımına mı yanaşacak, yoksa Kızkulesi açıklarına mı demir atacak, uzaktan mı sey redeceğiz?
Dağ gibi âlâmetin rıhtımı kapladığını görünce dört nala yanma seğirtirdik. Burnu Hal- lacyan hanının — bugünkü Zi raat bankasının — hizasında, kıçı ta nerede? Kat kat güver tesi seyyahlarla dopdolu. Rıh tım boyuna ardarda kira fay tonları sıralanmış.
Alman, İngiliz, Amerikalı
tu-şirketinin 1901 yapısı, 11200 ton, 18 mil...
Seyyahlar arabalarda lebaleb, zincir halinde şehrin şayanı te maşa mahallerini görmek için rıhtımdan caddeyi tutar, ilk mola yeri Ayasofya meydanına gelirlerdi. Sürüsüne bereket, İstanbulun sokak köpekleri dünyaya nam salmış a; ortalık ta başı boş dolaşan, duvar dip lerine kıvrılıp büzülen kıtmir- lere rastlarlaydı.
Sivri akıllılar kıtmirlerden birini memleketine götürmeğe dünden teşne. Gözüne kestirdi ğine usulcacık sokulur; cebin den çikolata, kek, jamponlu sandviç çıkarıp uzatır, hayva nın hırlama mırlamasına aldır- mıyarak, kafasını, boynunu ka- şıya kaşıya kara burnu, benek- kaşı, kamçı kuyruğu koltuğuna sıkıştırıp arabaya alıverirdi.
Şehzadebaşı Nizamiye kara-
i
kolunun karşı köşesinde, cami in kapısından ayrılmıyan, Sulu Hidayet adında bir uçarı vardı. Kışın balık, yazın karpuz, ka vun, üzüm satar; Şeker ve Kur ban bayramı günleri Fatih mey danında salıncaklara binen ço cukları türlü maskarahklarla
e g r c n u i l l ı . t K . ı ı v K - t r M j i
rırdı. Seyyah vapurları çıka gel- i di mi, aksatası tıkırında. He- ı men balıkçılığı, manavlığı, hok- j kabazlığı bırakır: elinde kangal j kangal ip, sırtında kasaplardan topladığı et kırıntıları dolu zembiller, mahalle mahalle do laşıp köpekleri yakalar, turist lere tanesini iki, üç liraya sa- i tardı.
O zaman bunların Amerıkada çok kıymetli olduğu, bin dolar dan fazla ettiği söylenrdi. Ri vayete göre milyonerler, mil yarderler bulup buluşturup e- dinirier, kuş sütüyle besler, sa lonlarından uzaklaştırmaz, yan larından ayırmazlarmış. Gûya pek cins, sadık mahlûklarmış.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Ta h a To ros Arşivi