• Sonuç bulunamadı

Bilinmeyen Türkler

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bilinmeyen Türkler"

Copied!
12
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)
(3)

Yazıldığı günlerde yayımlansa belki de çok et-kili olabilecek bir kitap, yazılışından uzun yıllar sonra İngilizcesi ve Türkçesiyle gün ışığında. 1921’de İstanbul’a gelen ve Anadolu’ya geçen bir gazeteci olan Clarence K. Streit’in yazdığı The Unknown Turks notlar eklenerek Heath W. Lowry tarafından yayıma hazırlanmış ve yine ancak Türkiye’de basılabilmiştir: Kitabı ya-yımlayan Bahçeşehir Üniversitesi’dir.1 Yazarı-nın hedefi, Türkleri tanımayan, yanlış tanıyan ve tanımak isteğini de duymayan Batı okurla-rıdır, fakat kitap burada basıldığı için yine de onlara ulaşmamış olmaktadır. Millî Mücadele günlerinde gerçekleri görenler ve yazanlar ol-muşsa da, onlar da yazdıklarını bastırmayı ba-şaramamışlardır. Bunlardan biri de misyoner-lerden Miss Allan’ın Yunan ordusunun yaptığı mezalimle ilgili hazırladığı rapordur. Anado-lu’da uzun yıllarını geçirmiş olan Miss Allan, Tedkik-i Mezalim komisyonu raporlarının doğruluğuna inanamaz, bunun üzerine Hilâl-i

Ahmer heyetiyle birlikte temsilci olarak köyleri dolaşır. İyi Türk-çe bilen Miss Al-lan, karşılaştığı bol malzemeyi toplayarak Hali-de Edib’e yardım eder ve bir rapor yazar. Bu rapor basılamaz. Bu konuda Halide Edib şöyle yazar:

“İngiliz basını ve İngiliz kamuoyu daima Yunan dünyasının ve Yunan ordusunun kuvvetle tesirindeydi. Eğer Miss Allan’ın raporu o sırada İngiltere’de basılsaydı ve Yunan ordusunun yaptıklarına karşı tepki gösterilseydi, daha sonra İzmir yolunda, sadece Türkler bakımından değil, fakat

Yeni Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı 6, Ekim 2012, s. 247-256

BİLİNMEYEN TÜRKLER

İnci Enginün

*

THE UNKNOWN TURKS

* Prof. Dr., Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Emekli Öğretim Üyesi.

1 Clarence K. Streit: Bilinmeyen Türkler Mustafa Kemal Paşa, Milliyetçi Ankara ve Anadolu’da

Günde-lik Hayat Ocak-Mart 1921, gözden geçiren, yayıma hazırlayan ve notlandıran Heath Lowry, çev. M.

(4)

Anadolu’da uyandırdıkları intikam duy-gusuna tabiî olarak maruz kalan Yunanlı-lar bakımından da, daha iyi olurdu.”2 Batılılar, Türklerin yazdıklarına inanmadıkla-rı gibi yabancılainanmadıkla-rınkine de inanmazlar. Onlainanmadıkla-rı görmezden gelmedikleri zaman da, yazarının aşırı “Türk yanlısı” olduğunu okuyucularına belirtmeyi görev sayarlar. Bu konuda Ellison, Berta-Gaulis gibi gazetecilerin yazılarına da bakılabilir.

Streit’in kitabını okurken Hellsen adlı bir Dani-markalı gazetecinin Ankara’da Türk askerlerini anlattığı yazısını hatırlamadan edemedim.3 Hel-lsen her şeyi gözüyle görüp çok ilginç tespitler-de bulunmuştur.

Streit’in “1914-1922 senelerinde hayatlarını kaybeden tüm Bilinmeyen Türkler’e ithaf” et-tiği kitabının son cümlesi şudur:

“Türkiye’ye, Türklere karşı önyargıyla gelmiş-tim; Türkleri yakından tanımak için onlarla yaşa-yan birçok kişi gibi, ülkeyi onların dostu ve hay-ranı olarak terk ediyorum” (s. 160). Türkiye’ye gelip Türkleri tanıdıktan sonra ön yargılarını itiraf edenler vardır. Fakat 1921 tarihinde bunun bir kitap olarak yazılması söz konusu değildi. Kitabın editörü Heath Lowry, bu kitap ve ya-zarla kendisini karşılaştıran tesadüfü eserin ön-sözünde anlatır. Türk Büyükelçiliği’nde Üçün-cü Sekreter olan eski bir öğrencisi Uğur Doğan (halen Hollanda’da Türkiye Cumhuriyeti bü-yükelçisidir), 1921’de Ankara’da bulunan ve Atatürk ile görüşen ve Türkiye hakkında kitap yazmış bir gazeteci ile tanıştığı haberini verir. O tarihlerde Public Ledger (Philadelphia) gaze-tesinde çalışan Streit İstanbul’dan Samsun yolu ile Ankara’ya gitmiştir. Lowry bu yaşlı gazeteci ile görüşür, onun Ankara ziyaretini, gazetesine gönderdiği haberleri dinler.

“Haberlerden biri şöyle: ‘Ve o kadar çaba sarf

etti ki tarih Mustafa Kemal Paşa’yı yeni Türk Devleti’nin kurucusu olarak tanıyacaktır’” “Bunu 1922’de Türk birliklerinin Ege Deni-zi’ne zafer yürüyüşü yapmasından sonra değil, 1921’de geri çekilirlerken yazmıştır.”

Lowry bu cümlelerinden sonra onun bu mesajına kimsenin aldırmadığını ve yazdığı The Unknown Turks adlı kitabı da bastıramadığını, zira o tarih-lerde “Türk milliyetçilerinin genelde asi eşkiya-lar oeşkiya-larak görüldüğü”nü, Streit’in ise “oneşkiya-ları son derece olumlu şekilde ele” aldığını nakleder. Streit 1982’de kitabın yeniden gözen geçirilmiş nüshasını, orjinal el yazısının da bir kopyasını Lowry’e vermiş ve eserinin basıldığını görme arzusunu ifade etmiştir. Ancak araya giren baş-ka projeler kitabın yayımlanmasını geciktirmiş ve Streit de 6 Temmuz 1986’da Washington’da kitabının basıldığını göremeden ölmüştür. Kendisinden kalan belgeler Library of Cong-ress’tedir ve bunların içinde Streit’in Anado-lu’da çektiği birçok fotoğraf da yer almaktadır. Lowry’nin “Bu fotoğraflar, orijinal 1921 el yazmasının metniyle birlikte mevcut çalışma-nın temelini oluşturuyor. Streit’in bugüne dek yayımlanmamış 1921 el yazmasının kısaltılmış ve yoğun bir tashih sürecinden geçmiş versiyo-nu ile daha önce yayımlanmamış yüzden fazla fotoğrafından (Ankara’da çektiği ve şimdiye dek ortaya çıkmamış Mustafa Kemal Paşa’nın birçok fotoğrafı da dâhil) oluşuyor.” cümlele-rini karışık bulduğumu söylemeliyim. Doğrusu ben 1921’deki metnin tamamını okumayı tercih ederdim. O günlerin havasının ilk metinlerde daima daha canlı olduğunu tecrübelerimden biliyorum.

Bu kısa önsözünde Lowry, Millî Mücadele ve Atatürk’ten söz eden eserlerde Stanford J. Shaw’un From Empire to Republic: The Tur-kish War of National Liberation (2000, C III/I, s. 1066-68) adlı eseri dışında Streit’in

ziyare-2 The Turkish Ordeal, NewYork-London: The Century Co. 1928, s. 316-317; Türkün Ateşle İmtihanı,

İstanbul: Çan Yayınları, 1962, s. 239-240.

3 Hellsen “Türk Askeri” başlıklı yazısına Sakarya Savaşı günlerinde, genç, yanık tenli köylülerin

(5)

uyandır-BİLİNMEYEN TÜRKLER

249

tinin görmezden gelindiğini söylemektedir ki bu ifadeyi haksız bulduğumu belirtmeliyim. Atatürk ve Millî Mücadele hakkında yazmış pek çok gazetecinin yazdıklarından yararlanı-lamamaktadır, çünkü bunlara ulaşmak çok güç-tür.4 Bunlardan yararlanılamaması “görmezden gelinmek” gibi suçlama içeren bir ithamı ge-rektirmez. Streit’in adına, ben Halide Edib üzerindeki çalışmam sırasında rastlamıştım.5 Fakat Lowry’nin bibliyografyalarda bu yazı-ların bulunmadığını söylemesi ve örnek olarak Bodurgil’in bibliyografyasını anması daha an-lamlı. Amerikan basınındaki Milli Mücadele

ve Atatürk hakkındaki en geniş bibliyografya olan bu eserde Türklerle ilgili olumlu yazıların yer almadığına vaktiyle dikkat etmiştim. Lowry, Streit’in üniversiteyi bitirdikten sonra I. Dünya Savaşı sırasında “Fransa’da ABD is-tihbaratında hizmet ettiğini, gazeteci, yazar ve öğretim üyesi kariyeriyle meşhur” olduğunu ve “Batı demokrasilerini ‘Atlantik İttifakı’na ça-ğıran Union Now” adlı kitabıyla da ünlendiğini belirtmektedir. Library of Congress’deki kayda göre onun 1896’da doğduğu görülmektedir ve 1921 yılında henüz yirmi beş yaşındadır. Sadece Ankara’daki görevlilerin değil, halktan

dıklarından başlayarak “Yeni Türkiye’nin dönüm noktasında Mustafa Kemal’in” askerlerinden söz eder. Ankara’da bu türkü sadece Cuma günleri duyulmaz, çünkü o gün askerler İncesu kenarında ‘yegâne gömleklerini” yıkarlar ve kuruyana kadar yarı çıplak vücutlarını güneşte yakarlar. Çoğunun boynunda bir muska vardır. Giyindikten sonra el ele tutuşup, çocuklar gibi yürüyüp giderler. Dansları halk danslarıdır. İzmir dolaylarından gelenler zeybek oynarlar.

a Ankara’nın eğlenceleri çok masumdur. Askerlerin ne parası vardır ne de para harcayabilecekleri

mey-haneler.. Burada kadınlar da askerlere bakmazlar. Asker elbiseleri de cazip değildir. Mustafa Kemal sefer süresinde hiç de bol paraya sahip değildir.

a Silahları bile İngilizler tarafından çok iyi korunan depolardan, kazılmış tünellerden geçilerek çalınmış

ve gecenin karanlığında kayıkçılar tarafından Asya’ya geçirilmiştir. Ve İngilizler uzun zaman bunu fark etmemişlerdir.

a “Kemalist asker kalben Kemal’in öteki benidir. Onun resmi adı Gazi’dir. Adamları ona sadece Paşa

derler. Türkülerinde anlayabildiğim tek kelime budur.” Mustafa Kemal’in hayatından kısaca söz et-tikten sonra Hellsen, Ankara’da her adımda rastlanan daha aydın Türklerdeki duygusallığın, varlığı güzelleştirdiğini ve çirkinlikleri unutturduğunu söyler.

a Yeni Gün gazetesinin bürosunda genç şair Nüzhet Haşim yazısını yazmakla meşguldür. Daha sonra

öğretmenlik yaptığı okula gider. “Hepimiz bir ideal için çalışıyoruz” der. “Şairler bakanlık raporlarını şarkıya dönüştürüyorlar, ben de kendi payıma düşeni yapmalıyım.”

a Bir başka şair Kemalettin Kâmi “Bizim gençlerimiz Henrik Ibsen’e hayran” diye atılır. Hellsen,

“Bi-zim gençlerimiz Ibsen’i eski moda buluyor. Biz bugünün sesi olarak Jensen’i tercih ediyoruz” cevabını verir.

a Hellsen şairlerle birlikte eski şehrin bulunduğu kaleden iner. Eskilerden kalıntıları görür. Ertesi gün

ayrılacağı geniş bozkırı, yükselen toz bulutunu seyreder. İncesu kıyılarından kurbağa sesleri gelir, bir leylek kanatlarını açarak dağın tepesinden süzülür. Ankara tamamiyle bir Asya köyüdür. Burası vatan-severliğin güç merkezidir. Nüzhet Haşim “Bizi unutmayın” demesine Hellsen cevap verir: “Ankara’yı unutmak mı? Asla!” Hellsen’in yanındaki gençler de askerlerin türküsüne katılırlar. (“The Turkish Soldier and the Sakaria March”, Living Age, vol. 319, 20 Ekim 1923, s. 123-126).

4 1979 yılında Kathleen W. Burrill ile Atatürk’ü bizzat gören, onunla konuşan ve hakkında yazanlarla,

onun faaliyetini uzaktan takip ederek görüşlerini zikreden siyasilerin izlenimlerini derleyen çalışma-mızda adı geçen nice yazıyı da bu dönemle ilgili eserlerde görmemekteyiz. Bu kitabı ne yazık ki Kathleen W. Burrill’ın hastalığı ve telif haklarında karşılaştığımız sıkıntılar yüzünden bastıramadık. Bu malzemenin bir kısmına dayanan bir yazı için bk. İnci Enginün, “İngilizce Yayınlarda Atatürk’le İlgili İzlenimler”, Mukayeseli Edebiyat, İstanbul: Dergâh Yayınları, 3.b. 2011, 129-150.

5 Clarence K. Streit, Halide Hanım resites the epic of Turkey’s revival, The NY Times, Book Section, 14

(6)

insanların ve Anadolu sahnelerinin yer aldığı fotoğraflarıyla çok güzel basılmış bu kitapta, 1921’in yoksulluk ve yokluklarından bir dev-letin nasıl doğduğu görsel olarak da takip edile-bilmektedir. Resimler, yazılanın etkisini somut-laştırmaktadır. Halide Edib’in Anadolu’da ilk yattığı yatakta duyduğu koku üzerine yazdıkla-rını hatırlamamak kabil değildir.6

Clarence K. Streit, 1921’de Kaleme Aldığı kita-bının Önsöz’ü “Şark Meselesini” asla çözeme-miş olan ve “bedeli”ni sadece Yakın Doğu’da değil bütün Batı dünyasında kanla ödemiş olan Batı’ya bir hitaptır. Streit

“Bu kitap, eğer meseleye bir çözüm yolu bulacaksak, her şeyden önce Türklere kar-şı daha insancıl, anlayışlı ve gerçekçi bir yaklaşımın onlar hakkındaki görüşlerimi-zi uzun zamandır çarpıtan önyargımızın yerini alması gerektiği inancıyla yazıl-mıştır.” (s. XV)

diyerek tanıdığı sıradan Türk insanını Ba-tı’ya tanıtmayı ve kurulan “tarihteki ilk Türk Cumhuriyeti”ni inceleyeceğini belirtir. Yazarın teşekkürleri arasında kitabı Fransa’daki evle-rinde yazdığı Monsieur ve Madame Fernand Payen de bulunmaktadır. Naşir bu kişilerle il-gili herhangi bir açıklama yapmamıştır. Acaba Monsieur Fernand Payen, 1935’te Baro Sanat ve Vazife adlı kitabı Türkçeye çevrilen baro baş-kanı avukat mıdır?7

Kitabın 1. bölümü “Tecrit Edilmiş Türkler (Ocak-Şubat 1921)” adını taşımaktadır. Yazar İstanbul’un işgalinden sonra geldiği İstanbul’da Ocak 1921’de Ankara’ya gitmek istediğini kime söylese itirazla karşılanmıştır.8 Kendisine söylenen iklim şartları, ulaşım ve konaklama yetersizlikleri ile eşkıya ve “korkunç Türk” teh-didine “Kemalistlerin Amerikalılara son derece düşmanca davrandığı” ihtarı da eklenmiştir. Ya-zar birkaç cümleyle kısaca durumu açıkladıktan sonra Türklerin başarı kazanmakta olduklarına hükmedince “Yakın Doğu’da anlatılmamış tek hikâye” olan “Kemalist Hükûmetin hikâyesini” öğrenme cazibesinden kendisini kurtaramaz ve şansını denemeye karar verir. Birkaç referans mektubu ve eski harflerle basılmış kartvizit edi-nir, Rum ve Ermeni tercümanların Türkleri ger-çek çehreleriyle görmeyi engellediklerini fark ettiğinden halı tüccarı İranlı (muhtemelen Azeri) Mehmed Ali [Mehmedoff]’u yanına alır. Meh-med Ali Amerika’da yedi yıl kalmıştır ve İngiliz-ce bilmektedir. Streit’e İstanbul’da yardım eden-lerden biri de daha sonra kendisi de Ankara’ya gitmiş olan ve Streit’in savaş sırasında Fransa’da Askerî İstihbarat Servisi’nde birlikte çalıştığı Laurence Moore’dur. Streit 21 Ocak 1921’de (ki bu onun 25. doğum yıldönümüdür) tercüma-nı Mehmet Ali ile İstanbul’dan ayrılır. Yirmi üç günlük seyahat sonunda Ankara’ya 14 Şubat’ta varır. Bu da kendisine Ankara’ya ulaşmadan önce Anadolu hakkında bir fikir vermiştir.

6 Metnin yazar tarafından yapılan Türkçe neşri: “Kim bilir kaç kişinin yatmış olduğu bu şiltenin kokusu

beni bir türlü uyutmuyordu. Evet, bu, o zamanki Türkiye’nin o insan sınıfının kokusuydu. Yüzyıllar süren zulüm, sessiz meşakkat onların vücuduna bu kokuyu vermişti. O zaman bazı genç yazarların, halkın hayatı diye halk psikolojisine dair yazdıkları yazıları düşünerek gülümsedim. İnsan, o günün o tabakasını anlamak için mutlaka bu kokuyu koklamış olması lâzımdı…” (Türkün Ateşle İmtihanı, İstanbul: Çan Yayınları, 1962, s. 93-94). Metnin İngilizcesi için bk. The Turkish Ordeal, NewYork-London: The Century Co. 1928, s. 103.

7 Fransa’daki avukatlarla ilgili bir antolojinin (Anthologies des Avocats Français Contemporains avec

un préface et des notices par F.P. Payen) önsözünü yazmış olan (1913) Fernand Payen aynı zamanda

Raymond Poincaré Chez Lui, Au Parlement, Au Palais (1936) ve Le Justice En Danger (1937) adlı

kitapların da yazarıdır.

8 Bu da Batılıların gösterdikleri ortak bir davranıştır. Grace Ellison da An Englishwoman in Angora adlı

eserinde, zaferden sonra Ankara’ya gitmek istediğinde aynı tepkilerle karşılaşmış ve bunları önemse-meyerek, eski tecrübelerine dayanarak gitmiştir.

(7)

BİLİNMEYEN TÜRKLER

251

Daha Samsun’da iken İstanbul’da duydukları-nın yanlışlığını öğrenmeye başlar. İlk izlenim-lerine göre Ankara onu iyi karşılayacaktır. Stre-it’in istihbaratta geçen yılları onu, bu konularda hayli ayrıntılı bilgiler vermeye de iter. İngilizce belgelerin araştırılması Yunan propagandasını engellemek içindir. Yakın Doğu Yardım Başka-nı Albay Coombs’un başına gelenleri bu arada anar (s. 7),9 fakat kendi vatandaşını da koruma-ya çalışarak Yunan propaganda evrakının Albay Coombs’dan habersiz eşyası arasına konmuş olacağı yorumunu yapar. “…çoğu yardım ku-ruluşu ve misyoner açık açık Rum ve Erme-nilerden yanadır ve hükûmetleri yönetiminde çalıştıkları Türklere köpek gibi davran”maları “Türklerin Amerikalılardan şüphelenmesi için yeterli olmuştur” (s. 7) der.10 Duydukları yü-zünden “ürke ürke adım” attığı Anadolu’da bundan sonra gördükleri onun Türkler hakkın-da, başka Amerikalılardan hayli farklı izlenim-ler edinmesine yol açar. Ankara’ya gitme izni gelince, şehre giren halk ile tanışan Streit, Dr. G.T. Pomeroy’un söylediklerini de nakleder. Pomeroy “İslam dinini seçebilirdim” diyerek Müslümanların eşlerine Rum ve Ermenilerin eşlerine davrandıklarından daha iyi davrandık-larını nakleder. Haremin anlamı üzerinde duran ve bu kelimenin Batılı hayallerine benzemedi-ğini belirten ve çok eşliliğin fazla yaygın olma-dığını, evlenme âdetlerini anlatır. Doktor olarak Pomeroy evlere rahat girmekte ve kadın hasta-larını da muayene etmektedir. Hasta bir kadının iki kız kardeşi “Yunanlıların işgal ettiği bölge-den iltica etmiş” ve dokuma tezgâhında çalış-maktadır. Streit on iki yaşındaki bu kızın resmi-ni çekmiştir. Öteki on dokuz yaşında, Fransızca konuşan ve Kuva-yı Milliye’de mülazim olan

yeğeni ile nişanlıdır.

“Anne bana üzüntüyle ‘Sizce onların dedikleri kadar barbar mıyız?’ diye sordu. Ona böyle bir durumun söz konusu olmadığını söylediğimde ‘Öyleyse umarım okurlarınıza bazı insanların dediği gibi öyle insanlık dışı canavarlar olmadı-ğımızı anlatırsınız” dedi (s. 10). Bu satırların in-sana Ateşten Gömlek’teki Ayşe’nin İngiliz gaze-teciye söylediklerini hatırlatmaması imkânsızdır. Bu ziyaretle birlikte Streit Türkiye’deki âdetle-ri –kahve içme, yemek vs.– öğrenmeye başlar. Onu şaşırtan şeylerden biri de yabancı misafir-den hanlarda bile para almamalarıdır. Resim çekmek de onun için bir mesele olmamıştı:

“Türkiye’de her yerde resim çektim ve hiçbir zaman sorun yaşamadım. Hatta neredeyse bütün modellerim son derece istekliydi ve istekli olmayanlar da hayır diyemeyecek kadar nazikti.” (s. 11) Streit sadece Türklerin değil Rumların evine de gider. Pontus kışkırtmasının Rum papaz-dan kaynaklanmasına rağmen, papaz hâlâ işine devam etmekte, kilisesi dâhil her yerin mavi-beyaza boyanmasını sağlamaktadır. Türklerin buna ses çıkarmamalarına şaşan yazara Po-meroy, “Rum papazların faaliyetleri olmasa Rumlar ve Türklerin sorun olmadan birlikte yaşayacaklarını” söyler (s. 11). Rumlar Türk ordusunda çalışmamak için dağlara çıkmış, “İngilizlerden silah alıp eşkıya” olmuşlardır ve Türk köylerine, kervan yoluna saldıran bu eşkı-ya, Rum köylüler tarafından korunmaktadırlar. Streit Yunanlılarla savaşan Türklerin arkaların-da bu büyük tehlikeyi bırakamayacakları için eşkıyaya yataklık ettiğinden şüphelenilen bir-çok köyü yakıp yıkmasını tabii bulur.

9 New York Times, 9 Ağustos 1920 tarihli “Americans at Adana safe” başlıklı haberinde, İstanbul’daki

Albay J.P. Coombs’dan aldıkları haberde Adana’daki on dokuz Amerikalının iyi olduklarını bildirir. Fransızlar iki aydan beri şehri kuşatan Türk milliyetçilerini uzak tutmaktadırlar. “Adana’daki Ermeni garnizonu silahlıdır ve yerlerini sonuna kadar koruyacaktır.”

10 Streit Rum ve Ermenileri şehirlerde çalışır görünce Türk hoşgörüsüne örnek gösterir (s. 117).

Ermeni-lerin Azerbaycan’da yaptıkları zulümle ilgili satırlar Ankara’da KomünistErmeni-lerin etkisi olmadığını belirt-mesi önemlidir (s. 134); çünkü bunlar, Batı basınının bitmez tükenmez konularındandır.

(8)

Bir Rum oteline çay içmek için gittiğinde orada Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Danışma Bürosu başkan yardımcısı olan, İn-gilizce ve Almanca konuşan güler yüzlü genç ve şevkli komünist Valdemar Ingall ile tanışır. Şehirdeki Yakın Doğu Yardım merkezi sorum-lusu ve Amerika’nın Ankara’daki yeni hükûme-ti tanıması gerekhükûme-tiğine inanan McDovell’larla akşam yemeği yerler. Beraberlerinde bir Türk doktor ve eşi de vardır. O da İngiltere’yi Yunan savaşından sorumlu tutar ve “yabancıların Türk-leri barbar olarak görmesine” kırgındır (s. 12). Streit bu konuda Türklere hak verir. Bir batılı ile konuşmak onların Türklere bakışını göstermeye kâfidir. “Elbette tarihleri suçlarla lekelenmiştir ama bildiğim kadarıyla bu dediklerim tarihine aşina olduğum her millet için geçerlidir” diyen ve “bir milletin böyle peşin yargılanmasını ada-letsiz olduğu kadar da aptalca” bulan Streit böy-le yazan nadir gazeteciböy-lerdendir (s. 12). Streit doktorun genç karısını da tasvir eder. Samsun’daki tütün fabrikasının Türk yönetici-si, Rum fabrika müdürü, jandarma komutanı birlikte çay içerler. Fabrikada Türk, Rum, Er-meni kadınları birlikte çalışırlar. (Bütün bunla-rın bugün istirmar konusu olan tehcirden sonra-ki tespitler olduğu unutulmamalıdır.)

Eserin II. Bölümü “Anadolu’da Kış Seyahati” başlığını taşımaktadır ve Streit’in Samsun’dan ayrıldıktan sonra Ankara’ya Çorum üzerinden önce otomobil, sonra yaylı arabayla –daha son-ra buna tren de eklenecektir– ile gidişinin hikâ-yesidir. Bu seyahatte hiç ummadığı sahnelerle karşılaşmış, yoksul ve efendi insanları anlama-ya çalışmıştır. I. Dünanlama-ya Savaşı’ndaki askerli-ğinde Viyana’yı görmüş bir köylünün, köyünü bu örneğe göre kalkındırma hayali Streit’i etki-leyen sahnelerdendir (s. 40).

Ankara’ya giden Streit orada çok ilginç sahneler-le karşılaşır. Bunlardan biri de tiyatro tarihi açı-sından özellikle önem taşıyan Hamlet oyununun

temsilidir. Kraliçenin bir Ermeni, Ophelia’nın da bir Rum oyuncu tarafından canlandırıldığını belirten Streit, dilini anlamasa da oyunu ilginç bulur ve izlenimlerini kaydeder (s. 69). Türkçe çıkan dergilerden, yaver Tarık Mümtaz’ın çı-kardığı lüks kâğıda basılan Ümit dergisini anar. Ancak bu tarihlerde çıkan Ankara’nın sesi olan gazeteler gibi İstanbul’daki gazetelerin de çok kötü kâğıda basıldıklarından söz etmez. Streit’in dikkatini çeken çocuk askerlerdir, on-ları hem anlatır hem de resimlerini çeker (s. 65-67). Millî Mücadele’ye katılan çocuklardan haberdar isek de, onların resimlerini Kara Fat-ma’nın resmi gibi ilk defa bu kitapta gördüm. Belki de bazı gazetelerde görmüş bile olsam bu kadar güzel basılmış olmadıkları için unutmuş olabilirim.

Streit Ankara’da rastladığı bir Hollandalı gaze-teci olan Nypels’den de söz eder, birlikte bir de resimleri vardır (s. 75). Bu gazetecinin de adına daha önce rastladığımı hatırlamıyorum. Streit Meclis’e bir giriş belgesi temin ettikten sonra müzakereleri de takip eder. Burada “duhul fırkası” denilen giriş belgesi, fotoğrafından da görüldüğü gibi “duhul varakası” diye okunma-lıdır. Streit’in muhtemelen tercümanının yanlış okuduğu bu ibare Lowry’nin de gözünden kaç-mıştır (s. 79). TBMM’nin uzunca bir tasvirini yapan, hoş değerlendirmelere (3. paragraf) yer veren (s. 80) Lowry, Mustafa Kemal Paşa’nın açış konuşmasının çevirisini de vermiştir (s. 80-81). Maalesef Türkçeye pek de iyi çevrilmemiş olan bu kitapta Atatürk’ün nutku İngilizceden Türkçeye nakledilirken çok şey kaybetmiştir. Herhalde asıl kayıp, İngilizceye çevirisindedir. Bunun aslı ile karşılaştırılması doğru olurdu. Bu çeviri Mustafa Kemal’in nutku ile karşılaş-tırıldığında anlaşılmazlığın metnin İngilizceye çevrilmesi, sonra da onun yeniden Türkçeye naklinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.11 Mamafih, o dönemde nutuk metinleri yazılan

11 Atatürk’ün nutku için bk. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih

(9)

BİLİNMEYEN TÜRKLER

253

notlara dayandığı için gazetelerde yayımlanan metinlerde bazı eksikler olmaktadır. Metinde başka çeviri bozuklukları da bulunmaktadır (s. 111).

O günlerde “bakan” yerine kullanılan “vekil” kelimesini Streit “commissars” diye karşıla-maktadır. Fakat bu kelimenin Türkçeye akta-rılırken “komiser” (s. 84, 94, 169) kelimesiyle karşılanması yanlıştır. Kendi tarihimizle ilgili metinlerde herhalde o dönemdeki kelimelerin kullanılması doğrudur.12 Streit bazı Türkler “kabine üyelerine ‘halk komiseri’ denmesine” itiraz etmiş ve Türkçe kelimenin “Halk sözcü-sü, vekil ya da bakan olarak” değiştirilmesini istemişlerse de “hükûmet Fransızca yapılan diplomatik yazışmalarda hâlâ “comissaire du peuple” terimini kullandığı için bu kullanıma uydum” (s. 169) demektedir. Fakat eserin na-şiri olarak Lowry bunu başlangıçta açıklamadı-ğı için okuyucu rahatsız olmaktadır. Bugünün okuyucusunun o günün diplomasi dilinde geçen terimleri bilmesi beklenmemelidir.

Bu konuşmalar Anayasanın 7. Maddesi’nin de-ğiştirilmesi hakkındaki teklif (21 Şubat 1921) ve Londra Konferansı’nda Tevfik Paşa’nın sözü Ankara murahhaslarına bırakması (25 Şubat 1921) dolayısıyladır. Streit Mustafa Kemal Pa-şa’nın Meclis’in ikinci toplanma yılını açarken 1 Mart’ta yaptığı konuşmasını dinlemiştir. Meclis’in teşekkülü hakkında bilgi verirken mecliste Hristiyan mebus olmaması dolayı-sıyla, bunu yasaklayan bir madde yoksa da, Hristiyanların kendi müstakil hükûmetlerini kurma umudundaki önderlerinin tavsiyesiyle seçime katılmamış olduklarını belirtir (s. 83) ki Streit’in bu tavrı, kendisinin de tanıştığı

Ro-bert Dunn’un yorumundan çok farklıdır. Dunn, mecliste Hristiyan olmamasını yadırgamıştır.13 Streit, Ankara’ya gelen Dunn ile de görüşmüş-tür. Lowry, Dunn’ın World Alive’da çıkan yazı-sını da çevirisiyle birlikte vermiştir.

Streit Ankara’da idarecilerin her konuda halka açık olmasını çok beğenmiştir (s. 87). Yeni bir millet yaratma, değerleri yerleştirme çabaları anlatılır (s. 88-89). Türkiye’nin maruz bulun-duğu düşman hedefleri dünden bugüne az de-ğiştiğini açıkça gösteren (s. 89) cümleler dikkat çekicidir (89). Gelecek hakkındaki görüşleri ise kehanet gibi görülebilir. Streit’in hayali salta-natın kalkacağını düşünmeye yetmemiş fakat padişahın mutlaka değişeceğini tahmin etmiştir (s. 89).

Streit’ten önce Paul Williams Mustafa Kemal ile konuşmuştur (s. 93). Streit, 3 Mart 1921’de Mustafa Kemal ile o sırada oturduğu Ankara tren istasyonundaki ufak evde görüşmüştür (s. 93).

Streit, Mustafa Kemal Paşa’nın mülakattan hoşlanmadığı söylendiği için Fransızca yazılı on dokuz soru hazırlamıştır. Mustafa Kemal bunları cevaplandırdığı gibi, Streit’i de kabul etmiş ve iki saat Fransızca konuşmuşlardır. Mustafa Kemal’in canlı bir tasvirini yapar (s. 94). Mustafa Kemal Paşa bu uzun görüşmede açık konuşmuştur. Streit, onu “doğuştan beye-fendi, nazik, kültürlü, zarif ve daima iyi giyim-li” bulmuştur (s. 111) Mustafa Kemal’in “Di-yanet İşleri Komiserimiz” demesi elbette sa-dece çeviri yanlışı sayılmalıdır. Bu konuşmada Mustafa Kemal’in Pan-İslamizm, Pan Türkizm hakkında verdiği bilgiler çok ilginçtir. Bunlar

12 Lowry kitabın sonuna doğru (s. 169) Fransızca metinlerde ve Halide Edib’in The Turkish Ordeal’inde

commissar kelimesinin kullanıldığını belirtir. Ancak Halide Edib de Türkün Ateşle İmtihanı’nda kelimenin Türkçedeki karşılığını kullanır ve “Vekiller Heyeti”nin listesini verirken her birinin karşısına “vekil” kelimesini yazar (s. 132). O dönemdeki Türkçe metinlerde commissar kelimesi hiç kullanılmadığından bu kitapta yadırganmaktadır.

13 “The Key to India and Egypt” (Dunn), World’s Work, C 44, Mayıs 1922, s. 57-67. (Bu metinden

İngi-lizce Yayınlarda Atatürk’le İlgili İzlenimler” adlı yazımda söz etmiştim (Mukayeseli Edebiyat, İstan-bul: Dergâh Yayınları, 3. b. 2011, s. 129-150).

(10)

“İngiltere emperyalistlerinin, kendi mil-letlerini bize karşı daimî bir haçlı seferine sürüklemeyi temin etmek maksadı ile uy-durmuş oldukları ‘korkuluk’lardır. Thames nehrinin kıyılarından bize gülünç ithamlar savuranların yapmış oldukları ve her gün biraz daha yaptıkları gibi dünyanın yarısını fethetmeye bizim herhangi bir şekilde ne niyetimiz ne de arzumuz vardır. Dahası, Misak-ı Millî’miz bu konuda yeterince açıktır. Politikamız İngilizlerin tam zıddı-dır, kendi kaderini kendi tayin etme ilkesi-nin Müslümanlar da dahil tüm halklara sa-mimiyetle uygulanmasının insanlığı daimî hâle gelen savaşların yol açtığı felaketten kurtaracağına inanmaktayız.” (s. 94) Streit Atatürk’ten etkilenmiştir (s. 110), onu “doğuştan önder, insanların uğrunda öleceği, zor zamanların adamı” diye niteler ve izlenim-lerini nakleder. 1 Mart 1921’deki konuşmasını dinledikten sonra Mustafa Kemal’in “büyük bir hatip olmadığını (he is not a great orator) söyler (s. 111). Bu izlenim de kendisini kürsüde dinle-yen başka yabancıların mesela Laurence Moo-re’unkiyle çelişir. Streit, Mustafa Kemal’in bü-yük bir hatip saymasa da, daima ölçülü bir tonda konuştuğunu ve bunun söylediklerine garip bir güç kattığını da eklemekten kendisini alama-mıştır. Hakkında söylenenlerin gerçeği yansıt-madığını, Mustafa Kemal’le rahat bir görüşme yaptığını belirtir. Streit’in izlenimleri, önceden kendisine söylenenlerden çok farklıdır (s. 111). Mustafa Kemal Paşa 24 Nisan 1920 tarihli

nutkunda, kendisine verilen Üçüncü Ordu Mü-fettişliği göreviyle Anadolu’ya gönderilmesini Allah’ın lutfu saydığını söylemiştir.14 Mustafa Kemal’in bu sözlerini Streit şöyle yorumlarken gelecek için âdeta kehanette bulunmuştur: “Ve o kadar çaba sarf etti ki tarih Mustafa Kemal Paşa’yı Yeni Türk Devleti’nin kurucusu olarak tanıyacaktır (s. 113).

Lowry’nin Grace Ellison’a dayanan yorumu yanlış, çünkü Ellison Ankara’ya 1922’de za-ferden sonra gelmiştir ve zafer, mücadelenin kahramanını da ortaya çıkarmıştır (s. 107-108). İflastan dengeli bütçeye ulaşan Ankara hükû-metinin başarısını zikreden Streit gibi (s. 114, 118), Yahya Kemal Beyatlı da Mustafa Kemal Paşa’nın nutkunu yorumlarken Ankara’nın denk bir bütçe yaptığını belirtmiştir.15

Anadolu’daki millî amaçta birleşen kişilerin kökenlerine meraklı olduğu anlaşılan Lowry, dipnotlarında Hamdullah Suphi Çerkez kökenli derken sadece annesinin bir Çerkez olduğunu söylemiş ve baba tarafından nereye mensup ol-duğunu söylememiş (s. 108, 170). Herhalde bu tespiti Tanrıöver’in “Annemin Derdi” adlı o gü-zel şiirinin etkisinden kaynaklanır, çünkü anne-leri Çerkez cariyeler olan Türk yazarları çoktur. Streit’in Dışişleri Vekili olarak anlattığı (s. 110) Ahmet Muhtar’ın Amerika’ya Türkiye Cumhu-riyeti’nin gönderdiği ilk büyükelçisi olduğunu16 (s. 172) resminin altına eklemiştir.

Ankara’da aydınlarla konuşan, onlar hakkında

14 Bu metnin orijinali şudur: “İşte bu sırada idi ki Anadolu’ya mülkî ve askerî hususatla muvazzaf olmak

üzere ordu müfettişliğine tayin edildim; bu teveccühü, din ve millete hizmet etmek için en büyük bir mazhariyet-i İlahiye addeyledim.

a Vicdan-ı millînin irade-i âliyesine tâbi olarak milleti müstakil, vatanımızı masun görünceye kadar

çalışmak ahdiyle Dersaadet’i terk eyledim (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, 1989, I/13.

15 Millî hareketin şimdiye kadar gösterdiği en büyük meziyet siyasettedir. Millî siyasetiyle dağılan

gönülleri topladıktan sonra, idari siyasetiyle intizam, mali siyasetiyle geliri çıkarına uygun bir büt-çe, askerî siyasetiyle yoktan ordular yarattı; şimdi de haricî siyasetiyle Londra’da galip devletlerin itimadını kazanmış bir vaziyettedir.” Yahya Kemal, “Onun Sesi”, İleri, 12 Mart 1337/1921. Eğil

Dağlar, İstanbul: Yahya Kemal Enstitüsü, 1966, s. 36.

16 Ahmet Muhtar Mollaoğlu’nun Amerika’ya tayin edilişi ve Amerika’da karşılanması, Ermenilerin

hareketleriyle ilgili geniş bilgi için bk. Bilâl N. Şimşir, Bizim Diplomatlar, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1996, s. 103-127.

(11)

BİLİNMEYEN TÜRKLER

255

bilgi veren Streit, Amerikalıların çok önemse-dikleri Halide Edib’e de geniş yer ayırmış ve onun çok güzel resimlerini çekmiştir (s. 120-126). Halide Edib hakkında bilgi verilen bu kısımda, Streit, onun Amerika’ya büyükelçi olarak gönderilme tasavvurunu duyduğundan söz eder. Halide Edib’in eğitim bakanı olduğu pek çok Amerikan kaynağında doğru bilgi gibi kaydedilmiş olmakla beraber, elçilik görevin-den söz edilmemiştir. Ankara’da bunu duydu-ğunda, çevresindekilerin fikrini de soran Streit, bu soruyu Mustafa Kemal Paşa’ya da sormuş ve hiç kimseden olumsuz bir tepki görmemiştir (s. 121). Halide Edib’in Fransa’ya gittiği kaydı dışında, hayat hikâyesi doğrudur. Halide Edib, Streit’e “Türkiye’nin on yıllık bir barış dönemi yaşaması halinde Türk kadınlarına oy hakkı-nın verileceğini söylemiştir. Streit ondan Türk feminizmi hakkında kısa bir yazı isteyince de “Yeni Türkiye’de Kadınların Yükselişi” başlık-lı bir yazı vermiştir (s. 125-126). Yazı yayım-lanmamış olmakla birlikte Halide Edib aynı noktaları kitaplarında ve kadın konulu yazıla-rında işlemiştir.

Celal Bayar hakkındaki notta geçen “Başarıyla Milliyetçilere geçen Jön Türk aktivistlerinden biriydi. 1960’taki askerî darbeyle indirilmesey-di, Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü Cumhur-başkanı olacaktı” demektedir. Halbuki Celal Bayar zaten 1950-1960 arası üçüncü cumhur-başkanı idi. Bu cümle maddi bir yanlıştır (s. 135).

Streit Türklerin teknikte başarısız olduklarını işitmekten bıkmış olmalı ki, trende çalışanların hepsinin Türk olduğunu ve bu ayrıntı üzerin-de neüzerin-den durduğunu belirtir: “Tren personeli sadece Türk’tü. Bu ayrıntıyı veriyorum çünkü Türklerin teknik iş yapamayacağı ile ilgili yay-gın ve saçma bir kanı var.” (s. 139). Streit daha sonra cephede silahları gördüğü zaman, eksik parçaların yapılmasına hayran olur: “İşçilik çok iyiydi ve bir kez daha Türklerin sergiledikleri teknik yetkinliğe hayran oldum” (s. 143). “Yol üstünde bir istasyonda Türk ordusunun

savaşan bir kurum olarak bu kadar iyi olma-sının sebebini daha iyi anladığım bir örnekle karşılaştım. Kasabadaki bir Türk subayı treni-mizi bir başka görev için terk ediyordu. Erler ona veda etmek için çevresinde toplanmıştı. Her biri, subayın elini ilk önce çenelerine sonra alınlarına değdirerek, Türk usulü selamladı ve sonra elini sıkıp öptüler. Tren kalktığında bazı-larının gözlerinde yaş vardı. Türk subayları ve askerleri arasında başka güzel hissiyat örnekle-rine de rastlamıştım ama bu duygu seliyle hiç-biri yarışamazdı” (s. 141) cümleleri ordudaki dayanışmayı gösteren bir tespitidir.

Afyonkarahisar hakkında da hayli bilgi verdiği kısımda Streit, Afyon’daki arabacısını Kızılde-riliye benzetir (s. 157).

İstanbul’a tekrar gelen ve 6 Ekim 1923’te İstan-bul’a giren Türk birliklerini seyreden, askerleri ve şehrin coşkun Türk halkının resimlerini çe-ken Streit, daha önce çektiği resimlerle birlikte bize önemli bir hatıra bırakmıştır. Millî Mü-cadele dönemi yazarlarının eserleriyle birlikte okunduğunda o devrin geniş resmindeki bir boş nokta daha doluyor, insan bir kere daha insa-nın insanla temasında nasıl değiştiğini görüyor ve Sultanahmet Mitingi’nde Halide Edib’in “Hükûmetlerin düşman, milletlerin dostumuz olduğu”na dair o çarpıcı ifadesini hatırlıyor. Eserin sonraki sayfalarında yer alan eklerden biri de 1 Temmuz 1921 tarihinde Robert Steed Dunn’ın Mustafa Kemal ile yaptığı mülâkattır. Anlaşıldığına göre hem konuşmuş hem de ce-vaplandırılması isteğiyle bir soru listesi bırak-mıştır. Atatürk onu da yazılı olarak cevaplan-dırmıştır. Bu belge Amerika Birleşik Devletleri Millî Arşivi’nden alınmış, bizim için de yeni bir belgedir. Atatürk, Dunn’ın yazılı sorularına ya-zılı cevap vermiştir. Dunn’ın daha ilk cümlesi şaşırtıcıdır. Ankara’da doğru dürüst oturacak ev bulunamazken “Milliyetçilerin önderi ile is-tasyondaki “Kışlık Sarayı”nda (Winter Palace) buluşacağı ifadesini o dönemi bilenler gülünç bulurlar. Herhalde Dunn Ankara’nın yoksullu-ğu içinde kendisini mutlaka bir saray görmeğe

(12)

hazırlamış olmalıdır. Streit üç ay önce Mustafa Kemal Paşa ile mülakat yaptığı Ankara tren is-tasyonundaki aynı mekândan ufak ev diye söz etmiştir (s. 93). Lowry de Dunn’ın izlenimleri-ni nakleden ifadesindeki alaycılığa dikkati çek-miştir (s. 106).

Streit ile Dunn’ın görüşleri arasında öylesi-ne farklar vardır ki, okurken insanın aklına Dunn’ın gerçekten istihbarat subayı olup ol-madığı geliyor (s. 225). Streit’in Anadolu’daki meseleleri ve insanları anlama çabasına saygı duyuyor, aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa’ya hayranlığı artıyor. Her türlü insanın Ankara’ya gazeteci kisvesiyle geldiği ve kendisiyle

mut-laka görüşmek istemesi karşısında, millî hükû-metin amacını dünyaya tanıtmak için onlarla konuşması ve daima amaçlarını tekrarlamasına şaşıyor ve hayran kalıyor. Bu kitabı okurken Türkçe çevirinin bozukluğu beni çok rahatsız etti17 ve İngilizcesine bakmak ihtiyacını hisset-tim. Streit’in hem gözlemleri hem de çektiği resimlerle büyülendim. Keşke bu kitap vaktiyle basılabilseydi, basılamamış nice eserle birlikte keşke Millî Mücadele’nin anlamını Batı dünya-sına sunsaydı, acaba bugün bile devam ettiğini gördüğümüz önyargıların hiç değilse bir kısmı silinebilir miydi?

17 “Rusya’dan cephanelik aldılar” (s. 233) ibaresini bir örnek olarak veriyorum. Cephane alınır ama

cephanelik nasıl alınır? Kitapta dizgiden kaynaklanan yanlışlar kötü çeviriyle birleşiyor. Örnek: “Du-yuluyor” kelime “duyuyor” olmalı (s. 124).

Referanslar

Benzer Belgeler

1877 – 1878 Osmanlı - Rus Harbi (93 Harbi) sırasında Osmanlı Devleti borçlarını ödeyememesi üzerine, 1881 ’ de yayımlanan Muharrem Kararnamesi ile iflas

[r]

Üniversitemiz, 11 Temmuz 1992 tarihinde Niğde Üniversitesi adı ile Selçuk Üniversitesine bağlı Eğitim Yüksekokulunu Eğitim Fakültesine dönüştürerek ve İktisadi ve

Erdal AYDOĞAN (Atatürk Üniversitesi / University) Prof.. Mustafa BUDAK (İstanbul Üniversitesi /

Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XIV, Sayı: 42, Kasım 1998... Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XIV, Sayı: 42,

giren öğretmenin adı da Mustafa’ydı. - Bir gün matematik öğretmeni Mustafa’yı yanına çağırdı. —Oğlum Mustafa! Senin adın Mustafa, benim adım da Mustafa. Bundan

Ölüm Tarihi: On Kasım Bin Dokuz Yüz Otuz Sekiz (1938) Öldüğü Yer: Dolmabahçe Sarayı.. Anıt

A) EVET, EVET, HAYIR, EVET, EVET B) EVET, EVET, HAYIR, HAYIR, EVET C) EVET, EVET, HAYIR, HAYIR, HAYIR D) HAYIR, EVET, HAYIR, EVET, EVET.. Meltem rüzgârları birbirlerine komşu kara