• Sonuç bulunamadı

Kenan Döner'in marifetleri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Kenan Döner'in marifetleri"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Yabanc: şahit

Yalancı şahit

Halk Partisinin gazatesi o a n ""ULUS,, un 23 ocak perşembe günkü sayısı? da üç yazı görmüş ve bir h yii düşünmüştük. Düşün­ düklerimizi şimdi yazıyorum :

Birinci yazı, bu gazetenin baş­ yazarının "Londra’dan gönderdi­ ği mt saj,, . Tabiî, büyük adamlar söz söylemez, mesaj yollar. Fa- lih R:ikı Atay da bu mühim me­ sajında, altı sene harp etmiş o- lan İngiltere'nin sıkıntılarını sa­ yıp dökerek, harbe girmemiş alan Türkiye’ye ders veriyor, di­ yor ki ı

Türklarin, İngilteredeki'hayatı yakından takıp etmelerini «e bu örnekleri yakından tanımalarını ns ka ar isterdim,,,

Bütün Türklerin Faiin Rıfkı g!b! bol tahsisat alarak ingiltere- yi ziyaretiarina İmkân olmadığı­ na göre, bu temenni palavradan İbaret, asıl maksat, “ Ingiltere'ye bak ¿a haline şükret,, diyerek, Jju millete ıztıraplarını, sefaletle­ rini, hoş göstermiye çalışmak... Eski ve b r hayli tesirini kaybet­ miş bir usui.

ikinci yazı, "Times gazetesin­ de çıkan bir makaie. «Türkiye’­ nin, yakın tarihte misil görülme­ miş bir şekilde, tek partia n çift paıttye, diktatörlüksen de­ mokrasiye geçtiğini, hem de üs­ telik bunun, diktatör partinin ken­ di IsteŞiyio olduğunu ileri sürü­ yor. Sonra, şu hepimiz n gözü önünde geçen, nasıl yapıldığını mîlletçe b Idiğimiz son seçimleri ele alarak İnce hesaplar yapıyor sonunda, Ingiliz dostlardan bek­ lenebileceği gial, İktidar partisini temize çıkarıyor.

* A *

Üçüncü yazı da şu r "Yabancı {toziyle... Türkiye’de köylü ve tüc­ car memnund.r . Yedi eylül ka- rarlarınoan bahseden b'r l> ¿iliz dergisi çok dıkk-te değer g truş- ler belirt yor,. Makaleyi okuyoru?, b a r a k a n la tic ret bakanının, bu feci k rufları halka bir kara net diye ö t ’ermek İçin ileri sürdük­ leri iddiaları tekrarından ibare'. Hep b !diğ miz lâxırdılar. Bu da tam İngiliz dostlardan Çeklene­ bilecek bir, yazı.

iyi ya, bu parti ve hükümet gazeten neden bu kökü içarda danalarımızı kökü dışarda şahit­ lere müdafaa ettirmek istiyor? Neden gidişattan hoşnut olınıyan Türk milletinin çenesini kapamak İçin irgiliz gazetelerine, dergile­ rine baş vuruyor ? Neden "yerli.,

meseleler) "YABANCI G 0ZİL E,,

Inceismtği işine daha uygun bu­ luyor ?

Türkiye’yi de Ürdün gibi, Irak gioi müstakil görmek istıyen In­ giliz dostlarımızdan eibette başka şey bek,iyem.zdık . Hatta yüz milyo s dolarlık şirketle; ku a - rak Trrk lalkırun emeğ yle ka­ saların. şişi mek isteyen Ameri­ kan tröstlerinin gazeteleri de yarın aynı tarzda şeylşr yaz ırak, kendilerine bu yolda kolaylık gösterenleri övebilirler. Halk par- |6i de mal bulmuş gibi bunları

Bom! Bom! Bern!

Bir mektep arkadaşımız

\ vardı. Hoş çocuktu. Şaka kaldırır bir oğlandı. Çanta­ sından kitapları çıkarır kum doldururduk. Akşam evine gidince farkına varırdı

— Bendeniz muaf! derdi Büyük bir yerden torpili mi vardı. Dayısı mı vardı bilmem Almanyada 15 sene mi 1500 sene mi kalmıştı da öyle pek iyi Türkçe de ko­ nuşamazdı.

Hatta bir de tatlı hatıra­ mız vardır:

Oyun oynuyorduk. Arka­ daşlar halka olduk Sıra ile

rakamları sayıyorduk Bir iki üç dört diyor, beşinci rakamı söyleyecek olan beş yerine bom diyordu. Beş ve i beşin emsali olan 10,15,20,

2-5 gibi rakamları söylemek yasaktı. Bunun yerine bom derdik. Kim diyemezse da­ yak yerdi. Bu nazik arkada- daşımız her seferinde bomu unutur ve bir hayli dayak yerdi. Bir gece o kadar davak yemişti ki ertesi gün jim­ nastik dersinde,

— Sağdan say! komutu verilince, tesadüfen beşinci

( Devamı 4 de )

Ken?n Dönerin m arifetleri

Şimdi adı kızıla çıkarılan j yazmıştır. Kenan Öner dü- fnsan Haklarım Koruma ce- i rüşt bir adamsa, onun bir miyetinin yarı yolda dönen I tek kızıl satırım göstermeli- kuruculanndan Kenan Döner, Mir. Bu bir.

bu sefer de Turancıların o- fç ,>leri bakanının deme- yuncağı olmuş “Yeni Sabah,, cinde Sabahattin Ali’nin adı da, aklınca Mareşali koru-i geçmemiştir. Bu iki.

mak için, bir ^azı neşretti. Sabahattin Ali'nin Anka-Kafası çok daha berrak ve

şuurlu işleyen Mareşalin, böy­ le çÜMİk avukatlıklara ih ­ tivam olduğunda şüpheliyiz. Fakaf artık selâmetle düşü nemedîği anlaşılan Kenan D ö­ ner, hic olmazsa fam a mî He cahili olduğu hususlarda sus malı. "Yoksa, Markooaşa’nm sahibinden bahsettiği satır­ larda olduğu gabi, üc satır­ da altı defa saçmalamak gi­ bi gülüne haller® düşer.

Bir kere Sabahattin Ali’ nin kızıl mızıl olduğunu

ne-ra'da Nihâi Atsız aleyhinde açtığı dava sadece bir haka­ ret davası idi. Bunu adalete müdahele için tertiblenen ma­ nasız nümayişlerle siyasî bir dava haline getiren hasım taraftır Bu üç,

Sabahattin Ali davavı her hangri bir şahsın teşvikivle değil, kendi iradesiyle aca cak kadar şahsiyet sahibidir, Bu dört.

Haşan Ali Yücel, Saba­ hattin Ali’yi asla himaye et­ memiş, hattâ günün birinde,. . . --- y i “ « “ M R u r ı u ' i U l

reden uvdırııvor? Sabahattin ■ hiç bir kanunî ve İdarî sebep Aü, sadece bu vurdun ve bu göstermeden, “görülen lüzum halkın güzelliklerini, iyilikle­

rini, derdlerini, ve bu yur­ du ilerlemekten, bu halkı sa adete ulaşmaktan alıkoyan yolmzlukları, çirkinlikleri, ta

üzerine,, bakanlık emrine al mıştir. Bu beş.

Sabahattin Ali Ankara- daki muhakeme esnasında U jlusün avukatını tutmak şöy- rafsız ve realist bir şekilde j e dursun, hasım tarafın dört

adet namlı ve namsız

avu-lekrcr'ıy^bilir . Çünkü onlar birb’r eriyle dostturlar. Allah müebbetle-ini arttırsın.

Ama bu milletin, kendi da- vr lan, k®ndl dertleri ıç n ne yabancı şah de, ne yalancı şa- hidn ihti’/acı v0 ktur. Yedi

ey-katma karşılık mahkemeye hiç avukatsız çıkmıştır, Bu altı.

Kenan Öner gibi hukukçu ve profesör geçinen bm ada­ mın, bir satırını okumadığı,

'•'* kara-larınm tesirlerini d®, , . . , .

kimlere yaradığın- da, çekti- * şahsiyeti hakkında bilgi s a ­ ğı sıkıntıların sebeplerini de, |hibi olmadığı bir kimse hak- na k. bu satıimış yabancı ga-f kında ve mahiyetini bilme-zelecllerden daha iyi 'biliyor, diği hadiseler üzerinde, şu- hfikmuiııı ona £öre veriyor, fi »

B . efendi erikendllerinills- ” U.n bur a„n iâhna kanarak Stedikleri kadarlLsSaym? dostla- kalem yürütm esi, başına d e-nna»î(beğmıdirmeğe uğraşsm- ğHse |biie y aşm a "yakışm az. !ar,îmiilet|îşin farkında. - .Jjjg Yazık, - •

Gftlacakj z'aman olur ki

hayali tü yle r ü rp e rtir

Ağustos böceği ite karınca

1950 yılında, yine ¡bu­ günkü gibi flapa lapa kar yağıyordu. Ağustos böceği aç ve perişan, soğuktan tir tir titriyeıek, karınca ma pencereleri buğu tut­ muş apartımanma yaklaş­ tı. Kapıyı çaldı. Şişman ve göbekli karınca, pen­ cereyi araladı.

Tir tir titreyen ağustos

— Perişanım bayım, bana bir lokma hürriyet, diye yalvardı.

Şişman karınca, altun dişlerim g österer.k sı­ rıttı :

Ha ha hay... bayım, aklın nerede idi? Sen, demokrasi, hürriyet misakı, anayasa diye, bütün yaz, cır cır öterken gönül eğlendirirken, hea çalı­ şıyordum. 7 Eylül kararlan alıyor; idare kongresi, parti divanı topluyordum. Şimdi ambarımda, dünya kadar, çuval çuval hürriyet var ama, onlar yalnız benim malım.

Allah versin, haydi aşağı kapuya..„„

Ağustos böceği Anglosakson komşunun kapısı­ nı çaldı. İçerden bir ses duyuldu:

— Who are you? (¡Kimsin)

— Ben hürriyet dilencisi, Ağustos böceği ku­ lunuz.

— i do not know Turkish. (Tü rkçe bilmem) Zavailı Ağustos böceği, merdivenlerden yuvar­ landı ve karlara gömüldü.

2950 yılında bu masalı diniiyen minicik Türk çocuğu:

— Zavallı Ağustos b ö c e ğ i, diye ağlamağa başladı.

Kan emdikçe şişen ¿canavar

(2)

2 M A R K O P A Ş A 17,ğŞubat 1947

Maskeler aşağı!

Pafa Cahit yeter artık. Kirler

sussun, vesikalar konuşsun

1327 yılı,., Papa gCahit, sahibi ve başmuharriri bu­ lunduğu Tanla gazetesinde muhalefete geçmiştir. Muha­ lefetinin sebebi nedir? Ge­ çenlerde bir gazetenin

yazdı-naüstantikı iken, ayda dört defa, zaptiye nazırı Şe fik paşayı, gecenin on birin­ den sonra ziyaret ederdiniz. Bu buluşmalar o kadar gizli ¿m a bakarsak, küçük ihti- kapalı, o kadar saklı olurdu raslann bu cüce ruhlu kalem- ki, yanınıza girmek katiyen

Vali Bey nasılsın ?

Adamın biri sarhoş olmuş, İstanbul Valisinin konağı ö- nünden geçerken nezaketi tutmuş.

— Vali Bey nasılsın? di­ ye sormuş.

Vali bey duymamış, o da nezaketinde ısrar etmiş.

— Vali Bey nasılsın? di­ ye daha yüksek perdeden i bağırmış. Bekçiler, polisler İde nazik sarhoşu çal yaka ' etmışıer.

Ertesi gün gazetelerde, nazik sarhoş hakkında taki­ bat yapıldığı yazılıyordu. Ben anamı gördüm, zavallının lambat yapılacak yeri ,kai-«Ben zaptiye n e z a r e t i n i n 9 AcaDd. aana *azla net esinden takibat yapıiaca uÇ jğını merak ediyorum. Mevlâ

oızı bu^çeşit takibattan ko­ rusun.

I oruna bir koltuk vermedik­ leri için, Otomobil vermedik­ leri için,

Ne için olursa olsun, Hü­ seyin Canıt o zaman bir muhalifti , bu sebeple de gazetesinde, bir çok bü- y ü k adamların foyalarım meydana vuruyor

saraya ju.naiciuk ettiğim ya zıyoıdu. (Ne kadar gariptir ki, 36 sene sonr», Papa Ca ait, ak saçlı resmî bir jur­ nalci oldu.)

yasaktı.

Bir defa, vazife icabı, na­ zırı görmekliğim icabetmişti. Sız o sırada, ceplerinize, avuç dolusu mecidiye yerleş­ tirmekte idiniz.

Çok iyi bilirsiniz ki, Şe­ fik Paşa, jurnalci raporia- oniarın! rının yalnız imza yerlerini ,) makasla keser, sonra da bun­

ları ait olduğu memura ve­ rirdi. Ve sız Paşa ile bir odada fıs kos edip ayrıldık­ tan sonra, paşa zile basar ve i bir çoğunda mekteplere, ta- Işte bu hadiseler üzerine j lebelere ait jurnal buiunan Trabzon polis müdürü S a b rı,! gaç tane, imzası m akasla! Hüseyin Cahıde, Refi Cevad kesilmiş rapor verirdi. Acaba Ulunay'm ( Alemdar ) isımii i bu jurnaliar kimindir der- gazetesıcde, şu açık mektu- siniz ? 5

bu neşrediyor: İ (Devamı gelecek sayıda)

D o ğ u m

Kerküklü Alı Galip oğul­ larından istanbuluu hem Va­ li hem de beıediye reisi Lütfü Kırdarın, İstanbul belediye meclisi azası Taıiiı ıvıraarın, Tramvay idaresinin bumem ne' müaurü Şans Kumarın, Havagazı şirketi Md. Kısmet Kırdarın, Sular idaresi bil­ mem ne Md. Baht Kıraarın ve Kader Kırdarın ve aanı Uğur Kıraarın kardeş çocuk­ larından İstaabuıu ıstua et­ mek üzere yeni bir Kırcar dünyaya gelmiştir.

lstaııbuıüa yeni oir vazi­ feye Uy m (veya intihap)

edilen nevzada uzun ömürler dileriz,

T a vz i h

B fa rk o p a şa G a z e te s in e

27 Ocak 947 günlü gazetenizin 8 inci sayısında Malatya Valisi ve MalatyalIlar hakkında yazmış olduğu­ nuz yazıya Matbuat kanunun 48 ci maddesi gereğince vermiş olduğumuz cevabı gazetenizin ilk çıkacak nüs­ hasının ayni sahife ve ayni sütununda ayni puntu harf­ lerle dizilmesini rica eder saygılarımızı sunarız.

Ziraat Od§sı İl Genel Şehir Meclisi Şehir Meclis» Başkanı Meclis üyesi Azası Azası Rüştü Öğüt Nuri Akın Haşan Çuhacı M. Aktürkr

Gazetenizde neşredilen yazının bir MalatyalIya ait olduğu imza, adresinin mahfuz tutulduğu ileri sürülerek gerek bu yazı gerek sahibi Maiatyaya maledilmek iste­ nilmiştir. Yazısını neşretmekle zevk duyduğunuz anlaşılan bu şahsın evvelâ MalatyalI olduğuna inanmak için çok namuslu şahit lâzım. Çünkü, MalatyalIlar hiç bir zaman nankör değillerdir. Onlar, Memleketine bağlı ve hizmeti*, emeği olanları başının üstünde tutan kimselerdir. Eğer bu adam MalatyalI ise isim ve adresi neşredıiirse onun nereli olduğu ve seciyesi ile herhangi bir yolsuz talebe­ nin reddinden muğber kalarak gazetenizi bir alet et­ meğe yelteiendığı açıklanan ılacakıır.

Sız kalemi oynatırken bütün hünerinizi sarf etmek­ ten çekinmiyorsunuz. Azizim: Malatyayı ve onun kıy­ metli enerj.k Valisini İstannuldan hatta yangın k . .sin­ den bile göremezsiniz, söz mahiyetinde kalmamak için Valimizin başardığı büyük eserleri yerinde her zaman kör olmayanlara tek, tek takdim etmeğe hazırız. Sayın hemşerımız İNONÜNÜN heykelinin aıkiiip aıkıimemesi lstanbulda sizi alâkaaar edemez. Onun dikilmesi, Malat­ yalIların şeflerine karşı göstermiş oldukları bir mini borçtan başka Dır şey uegılair.

Bu toprağın halkı kendi Şeflerinin Ebedi değe: İd î-

kalplerinden ve topraklarından betonlaşmış bir abide halinde ilelebet yaşatacaktır.

Bunlar kızıl maskeli muhaliflerin gözlerini kanlan­

dırmaktan başka hiç Dır tesir yapamaz.

... Kervan yüıür.

Bu tavzihi gönderenlere ve Malatya Valisine ceva­ bımızı gelecek sayıda banacaksınız. Tevzihı gönderenler nokta noktalarda ve kervan yürürde haklıdırlar.

Süper vatandaş Fakirizme çalışıyor galiba?.. Herkesin

yapacağı iş değil,. Bravo...

İ l e

Bir devri sefalet ki açıldı ikbal ile Geçtiler baş köşeye bir kamış kaval ile. Falıh Rıfkı ve Nihat öttüler tiz perdeden

Kendilerinden geçmiş hayranca bir hal ile. Marşal, Celâl Bayar oldu fahri komünist Her kes tötımet altında, uydurma maval ile. Vesika icad etti kıbieimilâd mektuptan Dana numrarar çok bu geniş hayal ile. İnhisara aldılar arı, namusu, uzı

Her gün b»r çamur bekle mücedded şapşal ile. Abdest namaz bilmeyen Hamdullah subiıi hoca Şimdi va’za çıkmıştır altundan bir sal ile • U ûmu diniyeye verdiler güçlerini

Ramduilahın yârâm uydurma maval ile Nutuk nutuk üstüne, yazı yazı üstüne Millet nutuktan doydu konuşulsa bal ile Kaçsak semti meçhule tutarlar yakamızdan Kime kazık atarız deyiveren hal ile.

Öyle bir işkembe ki dolmasına imkân yok Aituu kaçıısalar da her guıı yüz çuval ile. Murada erdik şükür kuru vaıtlerıie Bir ata kaldı iş.er, bir de üç tek nal ile. Saluırsalar bıziere, hatta süğüp saysalar Bu kâıvan yürüyecek hep aynı menvai ile. Bana sığınınız der lâyemut Marko Paşa Suihü sükûn içinde defneden bir dai ile. Güneşe karşı durma, tut dilini şairsen Yoksa örtü verirler seni de bir şal ile.

i H alil İb ra h im b e re ke ti

C. H. P. um gizli kapaklı ıl kongrelerine giden gazete muhabirlerine, parti ıiuşer yüz lira veriyormuş. Kong­ releri, istedikleri gibi a r s tt- tırmıyen muhabirlerden 5p hra kesip beğendiklerine ek­ lemişler.

ıNe bereketli hâzinesi va­ rmış partinin, öeçun g e d e ­ rinde faaulya dagıttuar, ü t­ medi. Orhan beyti (ycüi ça ğ } da yedi, bitmedi. Yusuf Zı­ ya ki, Dıtirmectığı şey yok­ tur, o aanı oiUremuaı. ıiaş muharrirlere otomobil dağıt­ tılar, bitiremediler.

Ülke ada gazete de deiira- cıkları b.Uremcüıierf Matoaa dagıttuar, yine bitiremedi­ ler.

Millet bitti, para bitmedi vesselâm. Bu paraları 'iiııd- ioğlu Aİaeıtın Dite lstanbulda-

bitiremedikten sonra, artık- bitmez.

İs ta n b u l E s n a f O d a sın d a n

..Milletvekili stçımlfcn sı- jrâsınüa esnafın ouaya kay- ' deaıimesı için kendilerine göm

üeraığ.mız davetiyede kok kömürü vereceğiz, diye al­ datm ıştık. Kayıtlarım halâ yaptırmıyanların derhal yap- arşınlar, gelecek seçim - den sonra kullandıkları rey pusulalarına göre kendilerine : somur vereceğiz, diye tv jkerre daha aiaatmakta ol d o ­

(3)

17 Şubat 1947 M A R K O P A Ş A 3

T İ Y A T R O :

Koca Bebek Islıklanmalıdır

Cehir tiyatrosunun kapısın-dan girer girmez, on on beş kişi üzerime saldırdı. Kimi şapkamı elimden kaptı, kimi paltomu, yakasından bir çekişte sıyırdı. Bir taar­ ruza uğradığımı sandım. C e­ ketimi, pantalonumu, muha­ faza etmeğe uğraşırken, biri elime tükrüklü kalemle numa­ ra yazılmış kirli bir mukav­ va parçası tutuşturdu.

Bir yandan da ellerindeki beş kuruşları, camlara, tah­ talara, duvarlara vurup,

— Gardrop, gardrop diye avaz avaz haykırıyorlardı. Şehir tiyatrosunun bir mec­ muası vardır. Her sayısında halka terbiyesizce teröiye, ne­ zaketsizce nezaket dersi ve­ rir. Bu vestiyer hucumu da böyie oır nezaket esen mi,? Yoksa Muhsının sık sık ziya­ ret ettiği Fransız, İngiliz, İtal­ yan Uyairolaıınua,

— Gardrop, gararopl di­ ye haykırıyorlar mı ?

Aman dikkat euın, Du gar- dropculaı adamı anadan dog­ ma yapabuer, yanınızda bir j bohça içınae pijamanızı oa götürmeği ihmal etmeyin.

• X

Galiba Cevat Fehmi ömrün­ de deli görmemiş. O Hüseyin Kemali değil, seyircileri de­ lirtti. Bizim halimizi gördük ten sonra piyesini tekrar ka­ leme alsa daha çok muvaffak olurdu.

Haydi diyelim ki Cevad Fehmi, Refik Halide acımadı, seyircilere acımadı, şu zavallı aktörlere de mi acımadı ? Ace­ mi bir müellifin, yirmi beş yıllık aktör Hüseyin Kemali, acınacak hale düşürmeğe ne j hakkı v a r '?

Koca Mahmut Morali, «ko­ ca beneği» kurtarabilmek için tüy sıklet bir boksör gibi, sah­ nede bir o tarafa, bir bu tara­ fa koşdu durdu. En çok mu­ vaffak o.an İbrahim Delideniz bile, ancak merhametimizi toplayabildi.

Ya zavallı Sanııyc nun o sahnede ağladı, ben san- dnlyaoa ağladım. Piyesin en mulıiın espırısi, her zaman kompozisyon rollerde mu­ vaffak olan Kadri Ogtlma- uıu yahudı şıvesile,

— Yaşasın diye bağır­ masıdır.

/ — Kim yaşasın ? , —■ Daha belli değil

Yegâne türk tiyatrosunda bu yaveleri, bu tekerlem ele­ ri espri diye yutturan müel­ lifin cesaretine, yüzünün me­ tanetine hayrattım, tebrik ede­ rim.

*

|^aydi Cevat Fehmi bir işdır yaptı, haydi Muhsin be­ ğendi, haydi bir hakta biz işledik üç saatimizi gâvur et­ tik; ya siz, aktörler 1 Ya sız nasıl oldu da sau’at gururu­ nuzu ayaklarınızla çıynedi- niz. Ne zaman bu memleket­ te de bir piyes yuhalanır, bir aktör ıslıklanırsa, o za­ man Türk sahnesıncde de­ mokrasi girnış demektir. Ypk- sa lâ'...

Temsil sonunda, müellifi isteriz l Diye bağıranlar ol­ du. A caba alkışlamak için oıi?

Ben kendi hesabıma, bu (K o ca Bebeği) aıkiçlamuk- tansa Halk tartısını alkışla­ mayı ttıcıh ederim.

G a z e t e ve G a z e t e c i l e r

Atatürk Ahm et Emine med>unrr uş

Geçen sayılarımızda Tür- j kiye namına Cleevland konfe­ ransına gittiğini bildirdiği­ miz Ahmet Emin Yalman hakkında Time isimli bir A- menkan mecmuası bakın ne­ ler yazıyor:

“Istanbulda çıkan Vatan gazetesi sahibi Ahmet Emin Yalman küçük, yumuşak ta­ vırlı ve ıstıkiâi sahibi bir a- damdır. 1923 te Ata türkün iktidara geçmesine yardım e tti. Ve gazetesini neşre başladı. Bunun üzeıine, hükü­ metin siyasetini tenkit ettiği için Atatürk, Yalmanın ga­ zetesini 10 yıl müddetle ka- paUı.„

“ Yalman 1935 te bıraktı­ ğı yerden yine başladı ”

“^on bir yıl içinde tees­ süs eden zayıf bir muhalefet partisine gnnıesi teklif edildi ise de istiklâline ouşkun ol­ duğundan bunu reddetti.,,

bu malumatın .lim e mec­ muasına bizzat Ahmet Emin tarafından verildiğine katiyen şüphe yoktur. Ve onun ne kadar ve ne derece istiklâ­ line düşkün olduğunu geçen sayılarımızda vesikalara da­ yanarak yazmıştık.

paradideki yerime oturdum, perde açılcn. temsil o f ­ ladıktan on dakika sonra, kürklü hanımlar, kibar se­ yirciler kırıta kırıta sökün etmeğe başındılar.

Üç perde gıcırtı dinledik. Sahne döşemelerinin gıcırtı­ sı, sandaıy aiarın, koltukların I gıcırtısı, kapuların gıcırtısı, bezme en soma gelen ki­ barların ayakkabı gıcırtıları, ve bendenizin dış gıcırtısı...'

Bununla beraber uç per-: de teravi namazına razı idim. Tek o ( ikoca b ebek) aulı

T

£ e h i r v e Y u r d H a b e r l e r i !

Asıl esef edikesk nokta, demek Ataiürkün iktidara geçmesine Ahmet E c in yar­ dım etti, sonra da Atatürk küfranınimet ederek velini­ meti Ahmet Eminin gazete­ sini kapattı. Türk milleti bir yaşına daha girdi Zavallı Atatürk! Her iâsit fikir seni kendisine kalkan olarak kul­ lanıyor.

Affetsin beni ckuyucuia rım, bu rezaletin mizah tara­ fını bulamadım.

O Ahmet Emin ki, Ata- tüıkürı bir nebze iltifatını kazandığını gaze^sınde sü- tunfarca yazı yazarak ken­ disini reklâm etmişti.

D e v le t a c a ip b ir . . Le Caıiurd eı.chaîne (Zim- cire vurmmuş ördek) isimli. Fransızların mizah gazete­ sinde bir muharrir, Fransada genel evlerin kapatılmasına dair bir yazı yazmış.

Yazınının sonu şöyle bi­ tiyor :

“Genel evleri kapatm ışlar: Alâ, fakat kapatılacak daha başka şeyler ete var. Zira teslim edersiniz ki, bu gün­ kü hükümet ve idaresinde acaip bir kârhauedır,, Maa­ zallah, şu bızdekı garp de­ mokrasisi hayranlarına ka­ nıp, - affedersiniz - şu frenk mufla,-riıi gibi...

* İngiliziere meyva gön­ dermişiz, bozuk diye geri çev­ rilmiş. Mısırlılara meyva gön­ dermişiz, bozuk diye geri çevirmişler, diz de burada meyva yiyoruz, yine bozuk. ‘ Peki ama, bu meyvaların bo- izuk olmayanları nerede? Ar­

mudun iyisini kimler yiyor ? # Maraşal Fevzi Çakmak, i Halk partili gazetecilerin

hu-cumlatım kasdederek yazan­ ların suçu yok, yazdıranlar ' suçludur, demişti, t ahir Rıf;

Ahmet Eminin yazısından bu anket naktunda şunları öğ- ı eniyor uz:

«fkhsaaı ve teknik tetkik usullerinde tecrübeli unsurlar vasrtaciyie yapılacak anket­ lerin, Turkıyemn kendi

inki-I

istemişiersede, belediyeden: — Otomobil ve otobüs saltanatı yalnız Halk Partisi­ nindir, cevabını almışlardır.

* bayın Mareşal beyana­ tında, sdâh kaçakçılığı ve üoiandıncııı)c gibi bazı sır-şafma ait imkânları daha ıy ria rı ortaya atınca, etraf: iAr kavı amasına ve halkın vasati - telâş aldı. O dediğin ben seviyesini yükseltebilmesine imiyim? ben misin? ben ben mzaıet edacegı umulmaktadır» | mıyım, ben sen mıyım? dı- Bu lallardan bir şey an- yerek herkes birbirinin arka­ lamadığınıza üzülmeyin. Za

ten anlaşılmaması için böyie aşiremento piyesi görmesey-1kı Atay dûükü (bugün kü ) yazılmıştır. Bizim ha.kın va

dun. ■ ı Ulusta yazdığı b .ş makale- k « m a k a le - sati seviyesinin yükselraesıle ga başladılar | sinde:

s,na gizlenmeğe, yahut sak­ lanmak ıste> en deve kuşu gibi kafalarım kuma sokma-Cevat Fehmi, minareye

kılıf da hazuiıyamamış. Ne- Cib Fazıl da (para) piyesini i

başkasından aparmış ama, \ usturıuplu yapmış. Herkes onun gibi evsahıbun basdııa- cak yavuzlukta maharet g ö s­ teremez.

! •

4

x

j^ o c a bebek, Refik Haiidin (de.ı) anlı bir peruenk enfes komedisi, rtzd edil­ mek sureme şışn ıimesıüiı. Ce vat Felırnı, (ueıı) ma alım­ dan Rctık daiıdın imzasını

ofortıa silip, kenai imzasını — Periî İlham sandalyamız

atsa, dana çok muvaffak o- dır, söyleyene bakma, söy . luıou. bir katı şiir edene katı letene bak! diye müdafaası­

nı yapmıştır.

* Mistir Ahmet Emin Yal zeian lâzım..

Eski şer’iye mahkemeleri i

olsa, Cevat Fehmmın elini; man geçende yine sekiz ku-prasa gıoı ctoğı arlardı laçlık Amerikan meddahlığı Piyesin sonunda Hüseyin] yapmış. Efendim, Amerikalı Kemal delirir ve perde iner. Har bir anket yapıyorlarmış.

ugıaşacaklarmış. iNe hayır se- i ver şu am erikanlar, işlermiş güçlerim bu akmışıar. Peki ama, bizimkiler ne iş yapa­ cak?

* Recep Peker kendi tah­ sisatından 50000 lira ile yurt öğrencilerine İOOO paıto d a -’ gııımıiştır. Üniversitelilerimiz arasıuda ( Peker paltoları) pek meşhur oımuşıur.

* Fuarı Rılki /ıtay tara­ fından, ivilelisin itimadını kay- Oeuen saflık bakanlara, mu- kalalen konuk tevziine baş­ lanmıştır.

* C. il. P. il kongre­ lerine ışın ak eden delegeleri taşımak üzere belediye oto­ büslerim gccelıgı 25 liraya kiralamıştı. DUuun uzeune bazı vatandaşlar belediyeye müracaatla geceliğini iki yüz liraya otobüsleri kiralamak

i gHalbuki, ’ eskiden iyi bir iş, bir muvaffakiyet oldu mu, her kes birbiriniliter, birbi­ rinin önüne geçmeğe çalışır, sen değilsin, benim, derdi. Demek ki, değişen yalnız tellâklar değil, sen ben, ben sen.

* Ekonomi Bakanlığı her vatandaşa birer mendili.k bez verilmesine karar ver­ miştir. Nezleli vatandaşlar Sağlık Bakanlığından musad dak rapor alırlarsa bu bez­ ler 5 santim daha arttırıla­

caktır. Yine Bakanımızın müj­ delediğine göre allı ay son­ ra her vatandaşa el bezi ve bulaşık bezi de dağıtılacaktır.

Maraşın kurtuluş yti dö­ nümü için Maraşlılar mara- şalı davet etmişlerdi. Halk partisi aşağı kalır mı; Onlar da Kâzım Karabckirı davet ettirdiler. Gazetelerin yaz­ dığına göre maraşlıiaı Kâ­ zım Karabekiri karşılamak için müıî kıyafetienle yol­ lara dokuımüşler. Acaba bu milli kıyaret şu bizim İstanbulda fıer gördüğümüz yalın ayak başı kabate kı­ yafet mi ?

Şehrimizde 20 günde 600 uygunsuz kadın yakaian- mış. Uygunsuz kadınlara gelene Kadar yakalanması lâzım gelen ne üyguziukiar var ? Onlar ne olacak ? Uygunsuz konuşanlar uy­ gunsuz ış yapanlar uygun­ suz yazı,ar h.le şu uygun­ suz henlier oniar yakalan­ mayacak m ı?

Mısır kraa Faruk Anka- raya bir zarf göndermiş, bon posta gazetesi zarfın içınae ne olduğunu merak etm,ş. Ankara muhabiri « Şimdilik bilinen bir şey varsa o da mühürlü bir zarf olduğudur » diyor. Biz merakın tatmin edilen. Zar­ fın içinde deve olmaz ya. Kral Faruk kaymayı unut­ mamışsa mektup vardır.

(4)

4 M A R K O P A Ş A 17 !Şubat^l947

Muazzam ye rli kepazelik

Tefrika No. 3 —* *

Rejisör devam e tti: — Can kurtaran otomo bili gelirken, asfalt üzerin­ deki bir çakıl taşma çarpar, otomobi devrilir. İçindeki doktor Hristaki yaralanır. Ondan sonracağzıma efendim Kızın babası bu manzaraya dayanamaz Zaten ihtiyar ad am .. Kızı yanına çağırır. Köy delikanlısı ile el ele verir, vermesile son nefesini de vermesi bir ol ir.

— Vah vah vah.

— Daha var. O kadar olsa öp de başına koy. C a­ hit İrgat da kan döke döke ölür,

— Tuuu , Hepsi öldü. — Bitmedi ki, doktor Hı- ristaki de ölür.

— bak rezalete.

— Dur bakalım, kız bu feci manzaraya dayanamaz. Delikanlı da dayanamaz. İki­ si beraber intihara karar ve­ rirler. Apartımamn kuizini- ne girerler Hava gazi mus­

luğunu açarlar.

— Köyde hava gazı!.. — İşte tam bu sırada kız, pencerenin tül perdesini kal dırır. Sırtdan koyunlar gel inektedir Bir çoban yanık yanık kaval çalar. Bu esna­ da, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Muallâ, Müzeyyen Senar, Zehra Bilir, Hatçe Bilmez, Fatma Azbilir, Ayşe i Hiçbilmez, yaygarayı basar- ' lar

— Yaygara ne oluyor?

— Yani Sadettin Kayna' ğın notalı yaygıraları. T a b ii’ filmin sonu ağlamaklı olacak değil mi ya .

— Evet.

— Derken efendim, kızla oğlan dudak dudağa, kucak kucağa, havagazi den zehir lenir ve aşk uğ ruda şehit düşerler

— Çok öldürdünüz. — Ne yapalım. Şekspir bile böyle yapmaz m ı? Son perdede sahne cesetlerle do­ lar da koyacak yer bulama- î yız.

— Millî olarak daha ne!

var ? |

— Ne yok ki... Bir defa; kızın ismi Hatçe Oğlanın j ki Ehmet. Köy var, kavnli var. Çoban var, dan dan var. Sonra şarkılar.

— Şarkılar neler?

— Meselâ bir tanesini o kuyayım:

Oğlan adın Ehmeeeet, İtme bağa zehmet Giz babağa rehmet Yaaa le lli..

— Nasıl? — Enfes azizim.

Telât Art emele teşekkür edip ayrılacağım sırada, re­ jisörün eline kırmızı balmu- mulu bir zarf uzattılar.

Kıymetli rejisör z a r f ı a ç tı:

— Adliye bakanlığından geliyor dedi

— Ne istiyorlar?

(Davamı ga'ecek sayıda)

Meğer

bi zi m köroğlu...

1 adet erkek Vizon 1 „ kadın Vizon 1 „ erkek Lutr 1 „ Lutria Rönar Aıjante Vizon japonais Kıymetli okuyucularımız tabiî siz de vukaHaki keli- me'erin ne olduğunu, ne dil olduğunu bizim gibi bilmi­ yorsunuz.

Bunlar Amerikalı artist mi İspanyol dansözü mü?

Bu bilmeceyi çözelim. Bunlar beher kılı, yüzler­ ce lira olan ve hanımcıkla­ rın mermer vücudunu ısıtan küık isimleridir. Hanımcık deyince, bizimkiler değil tâbi Taşradan bir hnmşeri gel­ miş. Vapurdan iner inmez bu çeşit b:r mahluk görün­ c e insana benıetememiş, yanındakiue sormuş :

— Bu nedir ? — Karı.

Biz:m hemşeri, köydeki karısını hatırlayarak,

— Desene ki de niş, bunca senedir bizim köroğlu da kendini bar.a karı diye yut­ turdu.

İşte bu kürklerin satılık olduğunu sık sik gazeteler­ de okuruz Hepte kanrıl­ maz fırsattır, hep te azimet dolavısile satılır Nereye a- zi-net ederler hi’mem. Her halde yeni kürkle- s!m~k için azimet, yine bu kürk­ çü dükkanma avdet ederler.

O t çeteciler i,s seyahate

çıkması moda oldu

Kanbersiz düğün olmaz! Markopaşa da yakında Avrupa seyahatine . ç;kıyör. Bekleyin?

M a rtc o p a şâ

DERT DİNLİYOR..*

Bu sayfada, okuyu­ cu sorularına, Markopa- şanın cevaplarını bula caksmız. Adressiz mek­ tuplara cevap verilemez İsteyen okuyucuların is­ imleri mahfuz tutulur.

(

B ir o k u y u c u m u z y a z ıy o r

« Bilen bilmeyen memle­ kette ev buhranı var diye haykırıyor. Kimi çimento yok, kimi demir yok, kimi para yok., ondan.

İnşaat durdu diyor. Bun­ ların hepsi var. Para da var. — Öyle ise ne duruyor­ sun? helva yapıp yesene!

İşte o helvayı bir türlü yaptırmıyorlar. Bir ev inşa ettirecek olsanız tam 48 ma sanın etrafında tam 48 bin defa fırıl fırıl dönmeniz icap eder Dönüp dolaşmakla iş bitse iyi. Her masada üç ka lemli bir zat oturur Kalemin

biri elinde, biri kulağında, biri ağzındadır. Biri yeşil, biri kahve rengi, biri de kır­ mızıdır. Elinizdeki plânın üzerine bir yeşil kalem attı- mı, yandınız.

— Yeşil saha olacak de­ mektir.. Kahve rengi kalemle çizerse, kahve rengi saha, kırmızı kalem ile çizerse kı­ zıl saha demektir.»

M ark o P a ç a t

Okuyucumuzun mektubu bizde mahfuzdur Bu mektu­ bun devamını yazmamıza ka nunlar manidir. Amma., ya­ zılması kamısuz olan lâfları

Som! B o m! Bom!

halk konuşuyor. On sekiz milyonun ağzına torba dik­ mek torba.

X

Aksarayda Millet cad. No. 68 de Niko Saraslanoğlu yazıyor:

— Ben Şark Çikolata fa b ­ rikasında çalışıyordum. Ik- arkadaşımla beni, b rdenbire sebepsiz kapı dışarı ettiler. Kanuna göre 15 gün evvel haber vermesi lâzımdı. Bir işçi, işini habersiz bıraksa patron mahkemeye veriyor. Biz na yapalım ?

M a r k o p a ş a: Yavuz pat­ ron, işçiyi bastırır. Siz yine mahkemeden gelecek celbi bekleyin ve ya sabur çekin

X

(Baştaraf* 1 de)

olan bu arkadaş, dün gece yediği dayakların acısiyle

— Bom I diye bağırmıştı. *

* *

Biliyorsunuz, geçen hafta beş bakan birden fstanbula geldi. Beni en fazla ekonomi bakanı alâkadar ettiği için kendisini ziyarete gittim Bir de bakayım ki, bizim o şa­ kacı arkadaş ... Maşaallah epey türkçesi düzelmiş.

Bakanlar sözlerine şöyle devam e ttile r:

Bu dünyada J çeken öbür dünyada kazanır, 7 Eylül kararlarının neticesini de millet, öbür dünyada göre- | çektir.

Bakanlar ısrarla 7 Eylül kararları üzerinde duruyor­ lardı.

— Neden bu kararlar üz"- ! rinde ısdarla duruyorsunuz? 1 dedim

— Y e .

Lâfı ağzıma tıkayıp 7 Ey­ lül kararlarının lüzumundan bahsetti. Halbuki ben başka şey soracaktım. Tekrar bir hamle vaptım.

— Y e..

Arkasını getiremedim. Ba­ kan 7 Evlu! kararlarının fay­ dalarından bir kitap dolusu laf etti.

— Fakat bendeniz... Ye.. Bakan 7 Eylül kararları­ nın e le tutulur neb'celerin- den 10 radvo plağı dolusu nutuk verdi. Türkçesi pek ilerlemiş olan Tahsin Bekir Balta ile başa çıkamiyacağı- mı anladım ve Ye nin sonu­ nu getirmekten vaz geçtim. Bülü'i hüsnü niyetime rağmen bakan yanlarında bulunan ¡Ticaret bakanı ile birlikte, — Dönmeyeceğiz, diye üzeri ne yürüdüler ve akom- pan?/e olarak bir marşa baş­ ladılar :

Ölmek var var var Dönmek yok yok yok Dönt-r isek biz

Koltuk bize ar olsun.

— Başka duracak yer kal­ madı dediler.

Savın Bakanlara,

— Bom! diye cevap vere­ bildim.

Markopaşa

H a l k

i ç i n

Haftalık SİY A SÎ MİZAH G a z e t e s i Ftsstı 10 ira rn ş

Abone i

Oç aylık 120 krş. Altı » 240 » Bir yıllık 450 »

Sahibi ve yazı işlerini fiilen idare eden

S a tıa h a ttin Alı

Dizildiği y e r: I Ş ! K Mürettiphanesi Basıldığı yer : Berksoy mat.

İdare t Ankara cad Vila­ yet karşısı izzettinhan No. 24 İdare ve yazı işlerine gön­ derilen mektup zarflarının başına Markopaşa yazılması rica olunur.

Köy enstitüsünde öğret­ men Haşan oğlu yazıyor:

Her satırı güler hıçkırıklarla Hürriyet kasidesi her

çıkan sayı Aktır alnı sütü gibi anamın Kara diye dursun üç beş

enayi Hasanoğlu bir köyde

öğretmendir Bu kadar öğebildi Marko-

paşayı X

Karamandan Sezai Selçuk yazıyor:

Elazığda doğdum, büyü, düm. Vilâyetten küomerie lerce uzakta bulunan Tunce- linde isyan çıktı Uydurma zabıtlarla hiç bir günahı ol mayan 13 haneyi Konyaya sürdüler. Bizde Ko-vamn Bozkurt kasabasının Meyre köyüne geldik Okumak is fiyordum Binlerce istida ver­ dim Methameten gelen bir c^vap üzerine Karamanda okumağa başladım. Fakat haksız olarak alnıma sürü­ len bu kara leke kalbime s.; plandı, okuyanındım Şim dı askerliği bitirdim. Serma- ¡yem yok, Sandalyalı davım yok, torpi im vok, tanıdığım giizel bir kadın yok, r»e iş yapıyı ı ?

M ar k r p a ş a :

1 — Ferman kimin olursa olsun bu toprak'ar bizimdir. Şahıslara gücenip yergin i yakmağa hakkımız yok.

2 — Arkadaşım şeninde hiç bir şeyin yokmuş, mum i yak derdine bak.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

dolaysız yani doğrudan iletişime geçen doğadaki insandan doğayı her şeyden önce üretim için bir kaynak olarak gören doğanın üstündeki insana bir geçiştir.

• Yabancılaşma ve nesneleşme kavramlarının içerisinde kodlanan yeni kapitalist insan fikri tüketime dair çok derinlikli bir çerçeve çiziyor.. • Son olarak, bu

A) Kişinin o varlıkla ilgili bilgi düzeyine bağ- lıdır. B) Kimi zaman davranışlara yansıyabilir. C) Kısa bir zamanda ve kolayca değişmesi mümkün değildir.

Lp(a) değiik büyüklükte olması, apo(a) ve küçük çapta olan Lp(a)daki gibi variasyonlar, Lp(a) nun oksidasyonuyla ve makrofajlar(14) tarafından alınmı

İskemik inme sonrası üzerine az çalıma vardır prospektif bir çalımada 48 saat içinde geçirilen erken epilepsilerde mortalite oranı retrospektif

I. Sivas’ta kongre toplandı. Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a çıktı. Cumhuriyet ilan edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı.. 20) Damla’nın dedesi çocukluğunda

Bir toplama işleminde toplam 68’dir. Bir toplama işleminde toplam 97’dir. Toplama işleminde toplam 85’tir. Toplama işleminde toplam 75’tir. Toplamın 77, toplananlardan birinin

Hale, Nuray’a 15 TL verirse ikisinin paraları eşit oluyor.. Nalan ve Burçin’in yaşları