T.C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH ANABİLİM DALI
ESKİÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI
YEREL ARAŞTIRMACILARDA KONYA VE ÇEVRESİNİN
ESKİ ÇAĞI
FATİH MEHMET GÜNEYÇAKIL
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Danışman
PROF. DR. HASAN BAHAR
i
İÇİNDEKİLER
İÇİNDEKİLER………... .i
BİLİMSEL ETİK SAYFASI……….iii
YÜKSEK LİSANS TEZİ KABUL FORMU………iv
ÖNSÖZ………...v
ÖZET………....vii
SUMMARY.………viii
GİRİŞ………..1
I. BÖLÜM………...3
1. YEREL ARAŞTIRMACILARIN BİYOGRAFİLERİ………..3
1.1 İBRAHİM HAKKI KONYALI………3
1.2 İBRAHİM GÜNDÜZ………....6
1.3 HALİT BARDAKÇI……….8
1.4 GAFFAR TOTAYSALGIR………10
II. BÖLÜM………12
1. YEREL ARAŞTIRMACILARIN ESERLERİNDE KONYA VE ÇEVRESİNİN ESKİ ÇAĞI………....12
1.1 İBRAHİM HAKKI KONYALI……….12
1.1.1 Konya Tarihi………...12 1.1.2 Karaman Tarihi………...23 1.1.3 Alanya Tarihi………...24 1.1.4 Akşehir Tarihi……….28 1.1.5 Aksaray Tarihi……….32 1.1.6 Beyşehir Tarihi………35 1.1.7 Ereğli Tarihi………40
ii
1.2 HALİT BARDAKÇI………..46
1.2.1 Ermenek Tarihi………46
1.3 GAFFAR TOTAYSALGIR………...49
1.3.1 Eti Tapınaklarından Gargara İkizin Eti Tapınağı………49
1.4 İBRAHİM GÜNDÜZ………57
1.4.1 Bütün Yönleriyle Karapınar………57
III. BÖLÜM………...60
1. GÜNÜMÜZ TARİHCİLERİNİN MERCEĞİ İLE YEREL ARAŞTIRMACILAR…..60
1.1 İBRAHİM HAKKI KONYALI………...60
1.2 İBRAHİM GÜNDÜZ………..62 1.3 GAFFAR TOTAYSALGIR………63 1.4 HALİT BARDAKÇI………65 SONUÇ………66 BİBLİYOGRAFYA………..68 EKLER……….70 ÖZGEÇMİŞ………..78
iii T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Bilimsel Etik Sayfası
Öğ
renci
ni
n
Adı Soyadı: Fatih Mehmet GÜNEYÇAKIL Numarası: 154202012001
Ana Bilim / Bilim Dalı: Tarih /Eskiçağ Tarihi
Programı: Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tezin Adı: Yerel Araştırmacılarda Konya ve Çevresinin Eskiçağı
Bu tezin proje safhasından sonuçlanmasına kadarki bütün süreçlerde bilimsel etiğe ve akademik kurallara özenle riayet edildiğini, tez içindeki bütün bilgilerin etik davranış ve akademik kurallar çerçevesinde elde edilerek sunulduğunu, ayrıca tez yazım kurallarına uygun olarak hazırlanan bu çalışmada başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel kurallara uygun olarak atıf yapıldığını bildiririm.
iv T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Yüksek Lisans Tezi Kabul Formu
Öğ
renci
ni
n
Adı Soyadı: Fatih Mehmet GÜNEYÇAKIL Numarası: 154202012001
Ana Bilim / Bilim Dalı: Tarih /Eskiçağ Tarihi
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora
Tez Danışmanı: Prof. Dr. Hasan BAHAR
Tezin Adı: Yerel Araştırmacılarda Konya ve Çevresinin Eskiçağı
Yukarıda adı geçen öğrenci tarafından hazırlanan ……… başlıklı bu çalışma ……../……../…….. tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda oybirliği/oyçokluğu ile başarılı bulunarak, jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir.
v ÖNSÖZ
Konya tarih boyunca çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapmış Anadolu yarım adasının önemli bir şehridir. İpek ve baharat yolunun bu şehir üzerinden geçmesi ve Anadolu yarım adasındaki stratejik konumundan dolayı tarih boyunca çeşitli devletler bu şehri ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleler vermişlerdir.
Tarih sahnesinde birçok devlete ev sahipliği yapan Konya bölgesi haliyle kültür mirası bakımından oldukça zengin bir şehirdir. Gerek müzelerde gördüğümüz gerekse çeşitli bölgelerde yer alan Konya bölgesinin tarihi kalıntıları bu dediğimizi doğrular niteliktedir.
Zengin tarihi geçmişi olan Konya şehri ve çevresinde birçok araştırmacı çalışmalar yapmış, bu doğrultuda Konya tarihi ile ilgili birçok yerli ve yabancı kitap basılmıştır. Bunlardan bazıları Konya bölgesinde yaşamış veya sonradan burada bulunmuş araştırmacıların kitaplarıdır. Bizde çalışmamızda söz konusu yerel araştırmacıların gözünde Konya ve çevresi konusunu işlemeye çalıştık.
İşlediğimiz yerel araştırmacıların çalışmaları birçok araştırmalarda kaynak olarak kullanılmasına rağmen şahıslarla ilgili bir çalışma dikkat çekmemektedir. Çalışmamızın amacı kaynaklanan bu eksikliği gidermek, söz konusu yerel araştırmacıları tanıtmak ve onlara minnet borcumuzu bir nebze olsun ödemektir.
Çalışmamızda söz konusu yerel araştırmacıların eskiçağ bilgilerinde eksik, kusur bulmak veya yanlışlarını düzeltmek gibi bir kaygı duyulmamıştır. Zira çalıştıkları dönemlerdeki eskiçağ kaynaklarının çoğunluğu yabancı dilde yazılmış ve yaşadıkları dönem çoğunun maddi ve manevi imkansızlıklar içerisinde geçmiştir. Dolayısıyla eksiklikleri ve kusurları olduğunu bilerek bu durumu mazur görmekteyiz.
Tezimizin adının “Yerel Araştırmacılarda Konya ve Çevresinin Eskiçağı” olması hasebiyle söz konusu yerel araştırmacıların çalışmalarında kullandıkları çoğu bilgiyi birebir alıntı yaparak onların gözünden Konya bölgesinin eskiçağına bakış açılarını ortaya koymak istedik. Bu durum çalışmamızda kusur doğurmuş olabilir.
Bu çalışmanın oluşturulmasında faydalanılan kaynakları dile getirmemiz gerekirse, yerel araştırmacıların yazdıkları kitapların yanı sıra günümüzde yazılan Konya bölgesinin tarihi konulu dergi, sempozyum ve kitaplardır.
Çalışmamızın aktörlerini günümüzde yeterince tanınmayan beklide unutulmaya yüz tutmuş yerel araştırmacılardan seçtik. Bundan dolayı Konya ve çevresinde çalışma yapmış tüm araştırmacıları işlemediğimizi de belirtmek isteriz. Söz konusu yerel araştırmacıları çalışırken üzerinde durmadığımız veya ağırlık vermediğimiz çalışmaları olabilir. Dolayısıyla çalışmamızın elbette eksik ve kusurları vardır.
vi
Genel anlamda bu çalışmada Konya ve çevresinde çalışma yapan yerel araştırmacıların eserleri incelenerek bu bölgenin eski çağına nasıl bir bakış açısıyla bakmışlar? Sorusuna cevap aranarak, onların araştırma yöntemleri ve bilim dünyasına katkıları gibi başlıklar ele alınacaktır.
Çalışmamızın birinci bölümünde Konya ve çevresinde araştırma yapan araştırmacıların biyografilerine yer verilmiştir. İkinci ve çalışmamızın asıl önemli kısmını teşkil eden bölümünde ise söz konusu araştırmacıların eserlerinde geçen Konya ve çevresinin eski çağına ait veriler incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise bu araştırmacıların elde ettiği ve kitaplarında işlediği veriler ve günümüzdeki verilerin karşılaştırılması, bunlara ek olarak günümüz tarihçilerinin söz konusu araştırmacılar hakkındaki görüşlerine yer verilmeye gayret edilmiştir.
Memleketim olan Konya hakkında şahsım adına önemli, bir o kadar da faydalı bulduğum bu konuyu bana yüksek lisans konusu olarak verdiği ve yardımlarını esirgemediği için yüksek lisansımın yanı sıra aynı zamanda lisans tez danışmanım olan sayın Prof. Dr. Hasan BAHAR hocama, değerli tavsiyelerini esirgemeyen sayın Prof. Dr. Özdemir KOÇAK hocama, üniversitedeki ilk seminerimden bu yana akademik hayatımı desteleyen sayın Yar. Doç. Dr. Sefer SOLMAZ hocama, hiç bir zaman beni geri çevirmeyip yardımıma koşan Arş. Gör. Murat TURGUT hocama ve her zaman arkamda olan başta babam Yunus GÜNEYÇAKIL olmak üzere tüm GÜNEYÇAKIL aileme teşekkürlerimi bir borç bilirim.
Konya 2016 Fatih Mehmet GÜNEYÇAKIL1
vii T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
ÖZET
Konya; tarihi ticaret yollarının üzerinde bulunan ve stratejik konumundan dolayı birçok medeniyete ev sahipliği yapmış önemli bir şehirdir. Konya’nın tarih sahnesinde sırasıyla yer alan uygarlıklar dönemleriyle ilgili çeşitli eserler bırakmışlardır. Bu eserler ve çeşitli tarihi kalıntılar araştırmacılara o dönemin sosyo-kültürel ve ekonomik yapıları hakkında bilgiler veren önemli materyallerdir. Bundan dolayı birçok araştırmacı zengin tarihi materyale sahip olan Konya’yı kendisine çalışma sahası olarak seçmiştir. Bu çalışmaların yanı sıra Konya bölgesinde araştırma yapan, bu bölgede doğup büyümüş ya da sonradan gelip bölgeye yerleşen yerel araştırmacılar da bulunmaktadır. Çalışmamızın aktörleri olan İbrahim Hakkı KONYALI, Halit BARDAKÇI, İbrahim GÜNDÜZ ve Gaffar TOTAYSALGIR buna örneklerdir. Onların çalışmaları birçok araştırmada kaynak olarak kullanılmasına rağmen şahıslarla ilgili bir çalışma dikkati çekmemektedir. Bu eksikliği gidermek adına çalışmamız da çoğunun memleketi Konya ve çevresi olan, adı geçen yerel araştırmacıların kısa biyografilerine yer verilmiş, çalışmalarında Konya ve çevresinin eskiçağına dair veriler işlenmiş, sonrasında ise günümüz araştırmacıların merceği ile söz konusu yerel araştırmacılar incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın sonucunda incelediğimiz yerel araştırmacıların metot, akademik yöntem eksikliklerine ve bilgi kusurlarına rağmen dönemlerinin imkansızlıkları düşünüldüğünde özverili ve fedakar çalışmalar yaparak bilim dünyasına katkı sağladıklarını gördük. Bu doğrultuda günümüzde görme imkanı bulamadığımız fakat çalıştıkları dönemlerde var olan tarihi materyalleri, çekmiş oldukları fotoğraflar ve aktardıkları bilgiler sayesinde çalışmalarımızda kullanabildiğimiz için kendilerine minnet duyuyoruz. Öğ renci ni n
Adı Soyadı: Fatih Mehmet GÜNEYÇAKIL Numarası: 154202012001
Ana Bilim / Bilim Dalı: Tarih / Eskiçağ Tarihi
Programı Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı: Prof. Dr. Hasan BAHAR
viii T. C.
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
Öğ
renci
ni
n
Adı Soyadı: Fatih Mehmet GÜNEYÇAKIL Numarası 154202012001
Ana Bilim / Bilim Dalı: Tarih /Eskiçağ Tarihi
Programı: Tezli Yüksek Lisans Doktora Tez Danışmanı: Prof. Dr. Hasan BAHAR
Tezin İngilizce Adı:
ANCIENT TIME OF KONYA AND ITS SURROUNDINGS ACCORDING TO LOCAL RESEARCHERS
SUMMARY
Konya is an important city on historical trader outes and hosted by many civilizations due to its strategic position. The civilizations, which took place respectively in the history scene of Konya, left various Works related to their periods. These Works and various historical remains are important materials that give information about the socio-cultural and economic structures of thatperiod. Therefore, many researchers have chosen Konya, which has rich historical material, as a place to study. In addition to these studies, there are also local researchers whore search in the Konya region, were born and raised in this region, or came and settled in theregion. The eactors of our work -İbrahim KONYALI, Halit BARDAKÇI, İbrahim GÜNDÜZ and Gaffar TOTAYSALGIR- are the best figures about the subject. Although their work has been used as a source in many surveys, there was no aserious study about the individuals them selves. Toresolve this problem, we have worked on the short biographies of the local researchers living in Konya and its surrounding area. In this study, the historical data of Konya and its environments were processed and then the researchers of the present day and the local researchers were tried to be examined. As a result of our work, we have seen local researchers contribute to the world of science by makingsacrificial and sacrificial studies when considering the impossibilities of their periods despite the lack of methods and academic methods and information deficiency. So we are grateful to all these writers for the fact that we can not see the historical materials the present day but we can use the materials-the photographs they have taken and the information they have provided in the period when authors’ do their research in our works.
1 GİRİŞ
Yerel tarih; ulusal ve genel tarihin çerçevesinin daraltılarak daha çok bölgesel düzeye ve özele indirgenmiş halidir diyebiliriz. Yerel tarih çalışmalarının amacı; doğal ve kültürel mirasımıza sahip çıkmak, çevremizde tarih bilinci oluşturmaktır. Yerel tarih bilinmeden genel tarihten bahsedilmesi eksiklik doğuracaktır. Dolayısı ile parçadan bütüne gitmek faydalı olacağından yerel tarih oldukça önemlidir. Örneğin; tarihi bir hücreye benzetirsek yerel tarih hücrenin çekirdeğini oluşturacaktır. Öneminden dolayı yerel tarihi, genel tarihin çekirdeği şeklinde nitelendirebiliriz.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu; ”Yerel tarih, normal tarihten çok daha önemli, Parmaksız bir eli el olarak tarif etmek mümkün değildir” diyerek yerel tarihin önemini vurgulamıştır.
Yerel tarihçi; bölgesel çalışmalar yaparak, bütün tarihin ayrıntılarını ortaya çıkartan, bu ayrıntıları kullanarak parçadan bütüne ulaşan ve bu doğrultuda çalışmalar yapan kişilerdir. Türkiye’de yerel tarihçilik ise; araştırmacının daha çok kendisinin yaşadığı bölgenin geçmişini araştırarak çalışmalar yapan ve geçmişe çevresel farkındalık kazandırmaya çalışan kişidir. Söz konusu yerel araştırmacılar yaşadıkları bölgenin geçmişini tanıtmak adına çeşitli uğraşlar vermişler ortaya kitap, makale ve fotoğraflar koymuşlardır.
Konya doğumlu veya Konya’da sonradan bulunmuş yerel araştırmacılar Konya tarihi için önemli çalışmalar yapmışlardır. Stratejik konumundan dolayı Konya birçok devlete başkentlik yapmış tarihi derin bir şehirdir.
Tarih boyunca Konya ilk çağdan itibaren Hititler, Frigler, Lidyalılar, Romalılar ve Bizans gibi çeşitli devletlere ev sahipliği yapmıştır, bu devletler de tarih sahnesinden çekilirken arkalarında çeşitli izler, nadide eserler bırakmışlardır. Bu eserlerden çoğu araştırmacıların ilgi odağı olmuş tarihi kaynaklar olup, bize geniş Konya tarihinin çeşitli dilimlerinden haberler vermektedirler.
Söz konusu çalışmamızın merkezi olan Konya ve çevresi birçok medeniyete beşiklik yapmış önemli bir bölge olup bu coğrafya birçok araştırmacının çalışma sahası olmuştur. Anadolu'nun merkezinde bulunması ve önemli yol kavşaklarının ortasında yer alması, tarihi coğrafyası bakımından ayrı bir dikkat çekici husustur.
Her ne kadar bölgede Hasan BAHAR ve Özdemir KOÇAK gibi çalışmalar yapmış günümüzün tanınmış yerel Konyalı araştırmacıları olsa da, biz çalışmamızın çerçevesini yeteri kadar tanınmayan az sayıdaki yerel Konyalı araştırmacılardan oluşturmaya çalıştık. Bu doğrultuda çalışmamızın ana aktörleri olan yerel araştırmacıları şu şekilde sıralayabiliriz; İbrahim Hakkı KONYALI, İbrahim GÜNDÜZ, Halit BARDAKÇI ve Gaffar TOTAYSALGIR. Bu araştırmacıların yazdığı kitaplar ve bıraktıkları verilerden günümüzde genellikle tarihçiler, sanat tarihçileri ve arkeologlar tarafından faydalanılmaktadır.
2
Bu araştırmacıların bilim dünyası tarafından daha çok tanınması amacıyla bazılarının hayatları kaleme alınmakta bazıları için ise armağan kitapları oluşturulmaktadır. Bu duruma editörlüğünü Prof. Dr. Hasan Bahar'ın yaptığı, S.Ü Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünün yayınladığı İbrahim Hakkı Konyalı Armağan Kitabı'nı örnek olarak gösterebiliriz.2
Söz konusu araştırmacıların geneli hayatlarının önemli bir bölümünü Konya ve çevresinin tarihi araştırmalarıyla geçirmişler ve bu konuda çeşitli kitaplar yayınlamışlardır. Bazıları eserlerinde çeşitli tezler savunmuş bazıları ise diğer araştırmaları kaynak olarak kullanmışlardır. Araştırmacıların kimi Konya'lı olduğu için bu bölgede çalışmış, kimi ise ilgisini çektiği için, ancak ortak bir noktaları hepsinin Konya'nın tarihinden etkilenmiş olmalarıdır.
Çalışmamız esnasında çoğu araştırmacının çeşitli imkansızlıklar içinde büyük bir özveri göstererek eserler ortaya koyması bizi oldukça şaşırtmış ve hayran bırakmıştır.
Çalışmamızın konusu Yerel Araştırmacılarda Konya ve Çevresinin Eskiçağı olduğu için çalışmamızın zaman aralığını elimizden geldiği kadar eskiçağı kapsayan tarih dilimiyle sınırlandırmaya çalıştık.
Yazarların kitapları ile hayatları arasında bağ kurduğumuz için çalışmamızın birinci bölümünde yazarların biyografilerine yer verdik. Bunun yanı sıra incelediğimiz kitaplardaki bilgilerin küçük farklarla birbirleriyle örtüştüğü dikkatimizi çekti. Bu durum kuşkusuz araştırmacıların başta İ. Hakkı Konyalı'dan ve birbirlerinden etkilendiklerini göstermektedir.
2 Kitap-> Şehirlerin Sevdalısı İbrahim Hakkı Konyalı Armağanı, Editör: Prof. Dr. Hasan BAHAR, Selçuk
3 I. BÖLÜM
1. YEREL ARAŞTIRMACILARIN BİYOGRAFİLERİ
Bu bölümde yazarların çalışmalarına daha geniş bir bakış açısıyla bakabilmek için kısa biyografilerini işlemeye çalışacağız. Bu doğrultuda yazarların hayat hikayeleri ve eserleri arasında güçlü bir bağın bulunduğunu söylememiz gerekmektedir.
1.1 İBRAHİM HAKKI KONYALI
Resim I: İbrahim Hakkı KONYALI (Özdamar 1997)
Köprü dergisinin Kasım 1982 sayısında “tarih yağmacılığı ile asırlık mücadele” başlığı altında yayınlanan röportaj İbrahim Hakkı’nın hayatını özetlemektedir.
Kendi hayatını kendi ağzından anlattığı Konyalı’nın bu röportajı biyografisi hakkında bizim için yeterli bilgi içermektedir. Şimdi o röportajı inceleyelim:
“-Muhterem hocam, sohbetimize hayat tarihçenizi sizden dinlemekle başlamak istiyoruz. Lütfeder misiniz?…”
“-1312 senesinde Konya’da doğdum. Eski nüfus kağıdımda, ayı gösterilmeden yazılmış olan bu rakam, eğer rûmi ise 86, hicrî ise 90 yaşında bulunuyorum. Nüfus kağıdımda ismim yalnızca İbrahim olarak kayıtlıdır. Rüştiye mektebinde iken Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Mârifetname isimli eserini okumuş, çok sevmiştim. Bundan sonra ismime bir de Hakkı’yı ilave ettim. Babam Konya ulemasından, Nalbandzâdelerin Hacı Mustafa Efendi’dir. Annem Hatice Hanımdır. Neslimiz Hz. Mevlana’ya dayanır.
4
İlk tahsilimi mahallemizdeki Sıbyan mektebinde yaptım. Sonra Füyûzât-ı Hamidiyye Rüşdiyesi’ne devam ettim. İdâdide okudum ve bilâhare bugünkü mânâda bir üniversite olan İslâh-ı Medâris-i İslamiye darü’l- fünûnunda tahsilimi tamamladım.
1. Cihan Harbi başlarında, İzmir’de Amerikan Şimendifer Mektebine girdim. İlk Türk şimendifercileri arasında yer almaktayım. Bu mektebi bitirdikten sonra Almanların idaresindeki Anadolu-Bağdat demiryollarının Gevye ve Bozöyük istasyonlarında staj yaptım. Batum Ruslarından alındığında, oraya gar şefi olarak tayin edildim. Orada bulunduğum sırada Rusça da öğrendim.
1. Cihan Harbinden sonra memuriyetten ayrıldım, Konya’ya döndüm. Konya’da Hak Yolu isimli bir mecmua çıkardım. İntibah ve Meşrık-ı Hakikat, Tercüman-ı Hakikat, İleri gazetelerinde de muharrirlik yaptım.
Cumhuriyetten sonra İstanbul’a yerleştim. Son Posta, Tan ve Vatan gazetelerinde fıkra ve tarih yazarlığı yaptım. Sonradan kendim Tarih adlı mecmuayı neşrettim. Tarih Dünyası mecmuasının ilk sayıları da benimdir. Şu anda adını dahi hatırlamadığım dergi ve gazetelerde yazılar yazarak birçok tarihi konuyu aydınlatmaya, tarihi vesikaları tetkik edip ortaya koymaya çalıştım. Bir asra yaklaşan ömrüm boyunca bu milletin irfanına hizmet gayreti içinde oldum. Cenâb-ı Hakka binler şükür. Kadirşinas milletimiz bu hizmetlerimi takdir ediyor. Bu kadirşinaslığın bir ifadesi olarak bana birçok şilt ve üstün hizmet madalyası tevcih edildi. Konya Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bana önce Fahri Doktorluk Payesi ve sonra da Profesörlük ünvanı verdi. Bu mazhariyetlerden dolayı Rabbime şükrediyorum.3
İbrahim Hakkı Konyalı’yı yakinen tanıyan Mustafa Özdamar onun şahsiyeti, kişilik özellikleri ve akademik yönlerini şu şekilde tarif etmektedir;
“İlk denemelerinden son yazılarına kadar bütün makaleleri “su gibi okunur” bir özellik taşıyan Konyalı, bütün eserlerinde “konuşma dili” denilen kolay anlaşılır berrak Türkçeyi kullandı.
Birbirine ters değişik hazalardan geçen bir ırmak gibi akan 92 yıllık ömrünü, basılmış ve basılmamış pek çok kitap ve yüzlerce makale ile süsledi. “Nev’i şahsına münhasır” tabirinin sanki kendisi için söylenmiş hissini uyandıran Konyalı, çok renkli orijinal bir kişiliğe sahipti.
Pek çok kişinin çözemediği tarihi kitabeleri –Arapça, Farsça ve Osmanlıca’yı çok iyi bilmesi sebebiyle- bütün yönleriyle deşifre eden usta bir kitabeci ve iyi bir Müsekkekâtçı (Eski para uzmanı) idi. Türkiye’nin birçok yerinde, özellikle de İstanbul’da ayakta kalan tarihi dokunun korunmasında büyük emeği vardır.
Türkiye’nin birçok il ve ilçesinin tarihini yazarak atalarımızın bıraktığı zengin kültür mirasının gelecek nesillere ulaşması için payına düşeni yapmıştır.
5
Medenileşmeyi maziyi karalamakta, ecdadın bugüne emanet ettiği kültür mirasını ortadan kaldırmakta gören zihniyetin akıl almaz teşebbüslerini yakından müşahede etti. Ama bu teşebbüsler karşısında seyirci kalmadı. Tarihi kıymetlerimizi yağmalamak ve tahrip etmek isteyenlerle yılmadan mücadele etti.
Bu mücadele içinde, kendi imzasını taşıyan kitaplar dışında, Amber Reisoğlu, Ayhan Atis, Ayhan Nalbantoğlu, Nalbantzade İbrahim Hakkı, İbrahim Atis, Derviş Karamanoğlu, Hakkı Arayan, İbrahim Cimcoz, İbrahim Hakkı, İ. Atis, Ömer Ataoğlu, Mediha Atis ve Vak’anüvis olmak üzere onüç ayrı müstear imza ile muhtelif gazete ve dergilerde yayınlana ve her biri ayrı bir risale mahiyetini taşıyan binlerce yazı kaleme aldı. 8 Haziran 1981 tarihinde Konya Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanlığı tarafından Fahri Doktorluk ünvanı verilmişti bundan sonra Dr. İbrahim Hakkı Konyalı diye imza atmaya başladı. 1982’lerde Şeyhul Muharririn Burhan Felek ölünce, bu dokturluk payesine bir de “Şeyhul Muharrin’lik ekledi Hoca.
Konyalı’yı yakından tanıyanlar iyi bilirler ki, rahmetli Hoca’nın hem yaşı hem de yaratılıştan gelen keskin bir mizacı icabı huysuzluğa varan aşır bir hassaslığı vardı. Doğrusu bu durum kendisiyle yakın plân ilişkisi içinde olanlar için epey zor olurdu ama, ona da yakışırdı.
Kendisi ölümden ve ölüm sonrasından pek korkmazdı. Başka konularda son derece tedbirci ve takipçi olan Hoca’nın, ölüm ve ölüm sonları mevzularındaki tevekkül ve teslimiyetine tanıdığım hiç kimsede rastlamadım”4
Hayat hikayesinden anlaşılacağı üzere, işlediğimiz diğer araştırmacılardan farklı olarak Konyalı, birkaç yabancı dil bilmektedir. Bu durum onun kitaplarının diğerleri arasında daha da ön plana çıkmasına ve çalışmamızdaki diğer yerel araştırmacılar tarafından dipnot gösterilmesine neden olmuştur.
Hem kendi röportajı, hem de Özdamar’ın aktardıklarından yola çıkarak, hayatını ilime adamış nadide şahsiyetlerden biri olarak karşımıza çıkan Konyalı, bize Konya ve çevresinin tarihi ile alakalı birbirinden kıymetli birçok eser bırakmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde bu eserleri eskiçağ çerçevesinde incelemeye çalıştık.
6 1.2 İBRAHİM GÜNDÜZ
Resim II: İbrahim GÜNDÜZ (Gündüz 1980)
İbrahim Gündüz, 1943 yılında Konya’nın Karapınar İlçesine bağlı Kayalı Köyü’nde doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti. İlköğrenimini Kayalı Köyü’nde tamamladıktan sonra, 1955-1956 öğretim yılında, İvriz İlköğretmen okulunu bitirerek Karapınar’ın Emirgazi Kasabası’nda ilk görevine başladı. Bir yıl Emirgazi, bir yıl Ekizli Köyü’nde öğretmenlik yaptı. 1964 yılında 4 aylık askeri eğitimini Sivas Temel Tepe’de tamamladıktan sonra er öğretmen olarak Bingöl iline bağlı merkez köylerden Güvençli Köyünde askeri görevini tamamladı. Daha sonra Karapınar’ın Hotamış Bucağına tayin oldu. İki yıl burada çalıştı. Karapınar Merkez Devrim İlkokuluna kendi isteği ile geldi. Bir süre bu okulda çalıştıktan sonra, 17.4.1980 tarihinden itibaren Merkez Amil Önal İlkokulunda çalışmaya başladı.5
1980 yılından 1993 yılına kadar Karapınar’da görev yapan İ. Gündüz, 1982-1984 yılları arasında Karapınar Halk Eğitim Merkez Müdürlüğü’nü de yürütmüştür. Bu arada bir yandan okuma yazma seferberliği için örnek çalışmalar yaparken, diğer taraftan Karapınar’daki erozyonun önlenmesi için yürütülen “Yeşeren Çöl Karapınar” adlı çalışmada görev almıştır. Bu konuda bir kitabı bulunmaktadır. 1987 yılında Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Eğitim Önlisans programını bitirmiştir. 1988 yılında Karapınar Merkez Yavuz Selim İlkokulu müdürlüğüne getirilmiştir. Bu başarılı çalışmaları artık dikkat çekmeye
7
başlamış ve 1980 yılında yılın öğretmeni seçilmiştir. 1993 yılında Konya merkezde bulunan Mithat Paşa İlkokulu Müdürlüğü’ne ataması yapılmıştır. 1996 yılında ise son görev yeri olan 19 Mayıs İlkokulu Müdürlüğü’ne atanmıştır. Dört çocuk babası olan İbrahim Gündüz 26 Ocak 1999 tarihinde yüksek tansiyon nedeniyle aniden rahatsızlanıp 30 Ocak 1999 tarihinde vefat etmiştir.6
Hayatı ile ilgili yapılan bir çalışmada, günlüklerinin değerlendirilmesinden yola çıkarak onun iyi bir aile babası olduğu anlaşılmıştır. Küçük yaşta babasını kaybetmiş olmasından dolayı ailesine bağlıdır. Annesinin ona verdiği terbiyeyi çocuklarına vermeye çalışmıştır. Özellikle kız çocuklarının yetişmesine önem vermiştir. Öğretmen ve müdür olduğu zamanlarda, okulun yanı sıra çevreninde rehber kişisi olmuştur. Hassas bir kişiliğe sahip olan Gündüz, Gaffar Totaysalgır, İbrahim Hakkı Konyalı, Hanefi Aytekin ve Mehmet önder gibi kişileri örnek almıştır.7
İbrahim Gündüz araştırmalarına 1962 yılında öğretmen olarak atandığı Emirgazi’de başlamıştır. Çalışmalarının büyük kısmını kitap ve makaleler halinde yayımlamıştır. Araştırmaları tarih, coğrafya ve folklor üzerine yoğunlaşmıştır. 1980’li yıllarda Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam’a yazdığı mektupta “Beni yetiştiren Türk Ulusuna katkım olsun” demek suretiyle bu araştırmaları neden yaptığını anlatmıştır.8
İbrahim Gündüz’ün “Bütün Yönleriyle Karapınar” kitabı dışındaki çalışmaları şunlardır;
“-Karapınar Folkloru, Karapınarlılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yayınları, no: 1, Kuzucular Ofset, Konya 1988, 175 sayfa metin, 27 adet resim.
-Karapınar ve Yakın Çevremizi Tanıyalım, Karapınar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Yayınları, no:3 Konya 1989, 51 sayfa metin 35 adet resim.
-Karapınar El Dokumaları ve Kökboyacılık, Karapınar Belediyesi Kültür Yayını, no:2, Damla Matbaacılık ve Ticaret, Konya 1993, 64 sayfa metin, 2 adet tablo, 52 adet resim, birçok halı ve kilim motiflerine yer verilmiştir.
-Yeşeren Çöl Karapınar, Konya 1994, Damla Ofset ve Matbaacılık, 72 sayfa metin, 41 adet resim.
Bunun yanında basımı bekleyen eserleri şunlardır: 1- Anadolu (Kırk Gece) Masalları, 2- Höyükler ve Ören Yerleri, 3- Geleneklerimiz ve Göreneklerimiz, 4- Erozyonu Önleme, Besicilik ve Turizm Şenlikleri.”9
6 Bahar 2001, 148. 7 Bahar 2001, 149. 8 Gös. yer. 9 Bahar 2001, 150.
8 1.3 HALİT BARDAKÇI
Resim III: Halit BARDAKÇI (www.ermenek.com, 08.05.2016, 14.04)
“1939 yılında Ermenek’te doğmuştur. “Emir Aliler” soyundan, ömrünün on bir yılını cephede; yurt savunmasında geçiren, eski Yukarı Çarşı’nın saygın demirci ustalarından merhum Halil Bardakçı’nın en büyük torunu, Ermenek’te ticaretle uğraşan Hasan Bardakçı’nın oğludur. İlkokulu ve ortaokulu Ermenek’te okumuş, 1960 yılında Akşehir ilköğretmen Okulu’nu bitirmiş, 1965 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümünden mezun olarak yüksek öğrenimini tamamlamıştır.
1959 yılında Milli Eğitim Bakanı tarafından açılan liseler ve öğretmen okulları arası yurt tasvirleri kompozisyon yarışmasına “Gez dünyayı, gör Konya’yı” isimli kompozisyonu ile –öğretmen okulu öğrencisi olarak- katılmış ve Türkiye ikincisi olmuştur. 1965 yılında Tokyo’da yapılan uluslar arası amatör fotoğraf yarışmasında “Çocuk ve oyun” konulu fotoğrafıyla dünya üçüncüsü olma hakkını kazanmıştır.
1965-1970 yılları arasında Karaman Lisesi’nde Resim-Sanat Tarihi öğretmenliği yapmış, 1970 yılında Konya Karatay Lisesi’ne tayin olmuştur. 1970-1975 yılları arasında – lisedeki görevine ilaveten- Konya Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Mimarlık Bölümünde Temel Tasar, Serbest Resim ve Sanat Tarihi derslerini okutmak üzere öğretim görevlisi olarak görevlendirilmiştir.”10
9
“1987 yılında kendi isteği ile emekliye ayrılıp Rampalı Çarşı’da sanatsal etkinliklerde yoğunlaşmak üzere özel sanat atölyesini kurmuştur.
1987–1992 yıllan arasında Konya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde dört yıl sanat danışmanı ve sanat eğitimcisi olarak görev almıştır. 1994 yılında Selçuk Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Uygulamalı Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nün kuruluşunda görev almak üzere ikinci kez üniversiteye çağrılmış ve on bir yıl daha hizmet vermiştir. 2005 Akademik Yılı sonunda kendi isteği ile ikinci kez emekliye ayrılmıştır. Selçuk Üniversitesi (22 Kişilik Kurucular Kurulu) onur üyesi olan Halit Bardakçı;
1960–2010 yılları arasında geçen 50 yıllık sure içinde;
Plastik (Görsel) Sanatların resim – heykel -- rolyef ve fotoğraf dallarında altısı fotoğraf (17’si resim-heykel) olmak üzere 23 sanat sergisi açtı.
7.00 m x 2.00 m boyutlarında yedisi Anamur Gökkuşağı Tatil Sitesi’nin Antalya-Mersin yoluna bakan dış cephesinde; üçü Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin hizmet binaları içinde olmak üzere anıtsal boyutta on adet yüksek kabartma beton rölyef kompozisyon gerçekleştirmiştir.
Ayrıca bin heykel ve dört eseri Kültür Bakanlığı Devlet Resim Heykel Müzesince satın alınmıştır. Konya Valiliğince ve Konya Kültür Müdürlüğü’nce ve özel koleksiyonerler tarafından elliyi aşkın yağlıboya eseri satın alınmış bulunmaktadır.”11
“1955-1965 yılları arasında yazılmış şiirlerinden bir bölümünü “Nobesbulla” isimli kitabıyla 1969 yılında yayınlamıştır. “Bütün yönleriyle Ermenek” isimli kitabı Halit Bardakçı’nın uzun emek ve uğraşlardan sonra çok sevdiği, tutkuncasına bağlı olduğu memleketi Ermenek’i tanıtmak, doğduğu toprağa ve Türk kültürüne hizmet açısından ortaya koyduğu ve yayınlamak olanağı bulduğu ikinci eseridir.
Çalışmalarında kendisine güç veren eşi Naciye Bardakçı öğretmen olup, Konya Merkez Orgeneral Tural İlkokulunda görev yapmıştır. Henüz İlkokul öğrencisi kızı “Bahar” ve oğlu “Haşmet” olmak üzere iki çocukları vardır. Mesleki görevlerine ilaveten RESİM-HEYKEL-FOTOĞRAF dallarındaki çalışmalarıyla SANATÇI-ÖĞRETMEN olarak uğraşlarını sürdürmektedir. Bu konuda 1972 yılına kadar çeşitli kentlerde yedi sanat sergisi açmıştır.”12
Yukarda görüldüğü üzere Bardakçı, tarihçiden çok sanatçıdır. Doğup büyüdüğü Ermenek hakkında bölgenin ileri gelenlerinden olduğu için ve bölgenin tarihini tanıtmak amacıyla bir tarih kitabı yazma ihtiyacı hissetmiştir. Bundan dolayı söz konusu araştırmacının Ermenek Tarihi isimli kitabı kaleme aldığını düşünmekteyiz.
11 www.ermenek.com, 08.05.2016, 14.04 12 Bardakçı 1976, 607-608.
10 1.4 GAFFAR TOTAYSALGIR
Resim IV: Gaffar TOTAYSALGIR (Cirtil 1994)
“1882 yılında Kırım’ın Yalta Kazası Avcuköy Kasabası’nda doğmuştur. Babası Osmanoğullarından Abdülcelil’dir. Abdülgaffar Totaysalgır ilk öğrenimini Kırım’ın Avcıköy ve Özenbaş Kasabaları’nda, orta öğrenimini ise Yalta Kazası Rus Jimnazı’nda yapmıştır. Kırım’da devam etmekte olan ve iyice artan Rus zulmünden dolayı 19 Nisan 1903 Perşembe günü İsmail Gaspıralı’nın yazarımızla Bahçesaray’dan gönderdiği mektubu okunmuş ve Türkiye’ye gelmek üzere birçok Kırımlı göçmen ile birlikte memleketinden ayrılmıştır. 21 Nisan 1903 Cumartesi günü Sivastopol’dan vapura binerek 22 Nisan’da İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’da gelen göçmenleri yerleştirmek üzere Konya, Eskişehir ve İskenderun olmak üzere üç yer gösterilmiştir. Totaysalgır’da Konya’yı seçmiş ve 1 Mayıs 1903’te Konya’ya gitmek üzere İstanbul’dan vapurla İzmit’e geçmiştir, 2 Mayıs’ta İzmit’ten trene binerek 3 Mayıs’ta Konya’ya gelmiş ve göçmenler için tahsis edilmiş olan Gemalmaz Mahallesi’nde bir eve yerleştirilmiştir. Konya kazalarında beş yer göçmenlerin iskanı için ayrılmış ve yazarımız Konya-Ereğli’ye bağlı Ayrancı’da oturmak üzere at arabası ile 12 Haziran’da Konya’dan ayrılmıştır. Okuma yazması olması sebebiyle Ayrancı’da 2 Aralık 1903 de ekmek tevzi memuru olarak çalışmaya başlamıştır.
Daha sonra tekrar Konya’ya gelerek Muallim Mektebi’nden diploma almış, bunu takibende mektepte açılan birçok kurslara katılmıştır. Öğretmen olarak Konya-Ereğli Kazası Osmaniye (Ayrancı) Bahiyesi’nde 25 Ekim 1325 (1909) tarihinde göreve başlamış, 1925 yılı başlarında kadar burada hizmet etmiştir. Aynı yıl Karaman Kazası’nda mubassırlık, Karaman İddadisi ilk kısmına başöğretmen, sonra Menbaülirfan Mektebi öğretmenliği, Şemülmaarif
11
Mektebi başöğretmenliğine, Ilgın-Argıthanı Mektebi başöğretmenliği; daha sonra Konya merkez Karaarslan Mektebi öğretmenliğinde görev yapmış ve 17 Eylül 1934 tarihinde kendi isteği ile emekli olmuştur.
Emekli olduktan sonra bir müddet Konya’da oturan Totaysalgır, 1939 yılında dünya siyasi durumunun bozulması ve geçim sıkıntısından dolayı Nisan ayında Ayrancı’ya gitmiştir.
Öğretmenliği sırasında gezdiği yerlerde yaptığı inceleme ve araştırmaları Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından nakti mükafatla ödüllendirilmiştir. Eserlerinin bir kısmı basılmıştır. 1 Eylül 1950 tarihinde Ayrancı’da hayata gözlerini yummuş ve burada defnedilmiştir.”13
Türkiye’de yaptığı çalışmalar incelendiğinde; Totaysalgır’ın bir nevi kendisine kucak açan vatana vefa borcu ödemek istercesine özverili bir uğraş gösterdiği anlaşılıyor. Bu doğrultuda kendisi o dönem lüks sayılan şahsi fotoğraf makinesiyle ulaşılması güç yerlerde tarihi malzemelerin fotoğraflarını çekmiştir.
Fotoğraflanan çoğu eserin günümüzde tahribata uğrayıp çoğunun ise yok olduğunu düşünürsek, bu fotoğraflar şimdi görülmesi mümkün olmayan tarihi kaynakları bizlere gösterdiği için oldukça kıymetlidir.
12 II. BÖLÜM
Bu bölümde yerel araştırmacıların kitaplarında yer alan Konya ve çevresine ait eskiçağ bilgilerini ve onların gözüyle yaptıkları yorumları ele alacağız.
1. YEREL ARAŞTIRMACILARIN ESERLERİNDE KONYA VE ÇEVRESİNİN ESKİÇAĞI
1.1 İBRAHİM HAKKI KONYALI 1.1.1 Konya Tarihi
Kitabın sunuş kısmında o zamanın Konya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Doç. Dr. Halil Ürün hemşerisi İbrahim Hakkı Konyalı’ dan bir Konya tarihi kitabı yazmasını istediğini kitap 1944 yılında basıma hazır teslim edilmiş olmasına rağmen çeşitli sıkıntılardan dolayı kitabın o yıllarda bastırılamadığını nihayet 1964 yılında bastırıldığını söylemiş, yine bu kitabın kullanılan dilinden resimlerine kadar tam anlamıyla bir tarih kitabı olduğunu ifade etmiştir.
Önsözünde yazar yine kitabın Konya Belediyesinin isteğine uyularak 1944 yılında hazırlandığını 1963 yılında basılmasına başlanıldığını 1964’de baskısının tamamlandığını ifade etmiştir.
Kitabın oluşması safhasında Konya sokaklarının numaralı olduğunu sonra isimlendirildiğini, bazı abidelerin sonradan yıkılmış - yıktırılmış veya tamir edilmiş olduğunu ifade etmiştir. Bunların dikkate alınarak kitabın yeniden yazılması gerektiğini belirtmiş fakat buna imkan olmadığını söyleyerek bazı notlarla yetindiğini ve bazı küçük gözlemler yapılabildiğini söylemiştir.
İslami abideler kısmında; Selçukiler, Karamanoğulları ve Osmanlılar şeklinde devirlere ayırmadığını, alfabetik sıraya göre abideleri yazdığını söylemiş, okuyucunun yalnız adını bildiği abideyi kolayca bulabilmesi için böyle yaptığını ifade etmiştir.
Son olarak doğup büyüdüğü Konya’nın bağlı bulunduğu Karaman Eyaletinin topyekün tarihini yazmak için hazırlanmış bu kitap eyalet tarihleri serisinin ilki olmasına rağmen daha sonra gelen Alanya ve Akşehir kitaplarının daha evvel neşredildiğine dikkat çekmiştir.
Kitap 1212 sayfa olup kitabı çalışma zaman aralığımız olan Eskiçağ çerçevesinde ayıklayarak burada işlemeye çalışacağız.
Kitap da Konyalı; Strabon’un Konya hakkında az bilgi verdiğini belirtilmiştir. Sözü geçen ve Konyalı’nın yeterli bulmadığı bilgiler şunlardır;
“…. aynı cihette yabani eşekler merası (ONAGROBOTE) adı verilmiş olan haşin ve arızalı nahiyeden daha ziyade şen ve latif bölge de oldukça kalabalık ve küçük bir şehir olan ICONIUM = İKONYOM vardır ki orada vaktiyle Polemon hüküm sürüyordu. Konya’da TOROS dağlarına hissedilir bir surette yaklaşıldığı görülürki bu dağlar Şimalde LYCAONİA
13
= LİKAONYA, KAPADOKYA = CAPPADOCE ile Cenupta TAŞLIK KİLİKYA = CİLİCİE TRACHEE arasında teşkil ederler”14
Daha sonra Kyros’un isyanı Konya ile ilişkilendirilmiş, müellif sonuna kendi yorumunu da katmıştır.
“LİDYA’ya Vali tayin edilen genç Keyhüsrev = Gyrus kardeşi Erdeşir’in babaları Dara tarafından veliaht ve halef tayin edildiğini işitince bunu yok ederek yerine geçmek istiyordu. İran hakimi Satrab Tisafern’in taarruzuna karşı gelmek bahanesiyle Yunan kuvvetlerini alarak Milâddan 404 yıl önce SARDES’ den yola çıktı. FRİCYA’nın son şehri olan İKONYOM’a da uğradı. Burada 3 gün kaldı. Keyhüsrev LİKAONİ bölgesini 5 günde geçmişti. LİKAONYA’lılar; İksenefon’un ruznamesine göre onbinlerin geçmesine mani oldukları için Keyhüsrev ordusunun bu memleketi yağmalamasına izin vermişti. İşte KONYA 2367 yıl önce on binlerin müthiş bir yağmalamasına uğramıştı.”15
Bu bilgilerden sonra Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devletleri dönemindeki seyyahların ve tarihçilerin Konya hakkındaki bilgilerine yer verilmiştir. Antik Konya ismi olan İKONYOM’un Persiyus’un bir ejderhayı öldürmesi sonucunda şehrin bir kapısı üzerine resmedilmesinden dolayı şehrin isminin resim demek olan İKON’ dan türetildiğini savunmuştur.
“Konya şehri bir zamanda bir takım Yunan muhacirleri tarafından (Danaye) ismiyle inşa olunarak LİKONYA hıtta-ı kadimesinin merkezi olmuştu. Esatir-i Kadimeye göre güya bu şehre bir ejderha musallat olup ikide birde kadın ve kızlarını yediği halde Jubiter’in oğlu Persıyos ejderhayı katli ile şehri bu beladan kurtardığı için ahalisi şehrin bir kapısı üzerinde bunun resmini vaz ettiklerinden (resim) veya (sanem) demek olan (İKON) dan müştak olmak üzere şehre İKONYOM namı verilmişti. Romalılar ve Rumlar zamanında dahi bu isimle yad olunup badehu Selçukilerin yed-i zaptına geçince ihtisaren Konya tesmiye olunmuştur.” 16
Daha sonra Osmanlı dönemi Konya sancağından bahsederken antik dönem yer isimleri kullanmış olması dikkatimizi çekmiştir;
“Konya Sancağının bulunduğu mahal Kadimen LİKAONYA ve PİSİDYA isimleri ile iki hıttadan ibaret ve şimali şarki köşe KAPADOKYA’dan madut idi.”17
Bölümü incelerken Ereğli’nin Herakleia olarak ifade edildiği ve birkaç yerde geçtiğini görüyoruz.
“Eb-ül-fida’nın Takvim-ül-büldan adlı Arapça eserinde Rum şehirleri hakkında çok geniş, doğru ve faydalı malumat vardır. Eb-ül-fida Rum şehirlerinden Alaiyye, Antalya,
14 Konyalı 1997, 7. 15 Konyalı 1997, 7. 16 Konyalı 1997, 28. 17 Konyalı 1997, 29.
14
Ankara, Amoriye, Akşar (Akşehir), Konya, Kayseriyye, Aksaray, Hirakle (Ereğli), Amasya, Malatya, Sivas, Tokat, Erzenirum’dan bahsetmiş…”18
“Ebu Abdullah Zekeriya İbn-i Muhammed İbn-i Mahmud –el- Kazvini’nin Asar-ül-Bilad ve Ahbar-ül-İbad adlı Arapça eserinde Rum şehirlerinden Sivas, Kayseri, Sibri Hisar, Herakles=Ereğli…”19
“Elimizde Harun-ür-Reşid’in Konya Ereğlisi’ne kadar geldiğini gösteren kuvvetli vesikalar vardır. KazvinliZekeriyya İbn-i Muhammed Kita-büasar-il-bilad ve Ahbar-il-ibad adlı eserinde Harun-ür-Reşid Hicri 191, Miladi 806 yılında Herakle=Ereğli’yi zaptettiğini geniş tefsilatile anlatmaktadır.”20
Daha sonra Bizans Theamalar’ından Tem diye bahsederek bunlar hakkında bilgiler verdiğini görüyoruz.
“Bizanslılar ta Tiflis önlerine kadar çıkan topraklarda siyasi hakimiyet tesis ettiler. Sınırlarını müstahkem kalelerden örülen bir çelik çember içine aldılar. Bizans İmparatoru Herakliüs (610-641) zamanında Küçük Asya’nın idari teşkilatı tamamen değiştirilmiş, 20 kadar Theama’ya (tem) ayrılmıştı. Makedonya hanedanından II. Bazil (963-1025) zamanında bu Temler’e Ermeni Vaspuragan (Van gölü civarında) Krallığı ve Gürcistan’ın bir kısmı iltihak etti.
Konya bu Temler’den Anadolu Tem’i denilen 1. Tem’in başşehri olmuştu. Anadolu Tem’i Fricya, Likaonya, Pisidya, ile Likya’nın bir kısmını çerçevesi içine alıyordu.”21
Daha sonra Bizans tarihi hakkında bilgiler vermiş, çıkan ayaklanmalar neticesinde Bizans’ın Türkler’den yardım istemelerini ve arası açılan Türk komutanlardan dolayı durumu Bizanslılar’ın nasıl kendi lehine çevirdiklerini anlatmıştır.
“470 Hicri, Miladi 1077 yılından itibaren Bizans İmparatorunun tahtı ve imparatorluğun Küçük Asya’daki toprakları müthiş bir tehlike geçirmeye başladı. İmparator Mişel Dukas’ın (1071-1078) Rumeli’deki komutanı Nikefor Bryennas baş kaldırmış, hükümdarlığını ilan etmişti. Anadolu ordularının baş komutanı Nikefor Botanyates de Rumeli’deki meslektaşını taklit ediyordu. O da imparatorluğunu ilan etti ve başkente yürümeye hazırlanmaya başladı. İki isyan ve iki ateş arasında kalan İmparator Mişel tehlikeyi önlemek için Küçük Asya’nın iç taraflarını fetheden Kutalmuş zadelerden Mansur ile Süleyman’a başvurarak ve mühim bir para vadederek Anadolu baş komutanının İstanbul’a yürüyüşünü durdurmak için harekete geçmelerini rica etti. II. Horasan hükümdarı Alparslan’ın evvelce Bizans’a iltica eden eniştesi ile diğer Türk komutanları durumdan ve fırsattan faydalanarak Botanyates’e katıldılar. Botanyates bunları Kutalmışoğlu’nun karargahına göndererek kendisinin bazı tavizler karşılığında serbest kalmasını ve hatta yardımlarını bile temin etti. Kutalmuş zade Süleyman bu tarihlerden daha evvelce Konya’yı
18 Konyalı 1997, 14. 19 Konyalı 1997, 15. 20 Konyalı 1997, 35. 21 Konyalı 1997, 36.
15
ve Konya’nın batısındaki (Takkeli Dağı üstündeki) Kevele Kalesini ve bu civardaki kaleleri fethetmiş, Batı Anadolu’ya doğru genişlemeye başlamıştı. Botanyates hareketinden biraz sonra Bizans’ın mühim dini merkezlerinden biri olan İznik’i ve biraz sonra da İstanbul’u aldı. Ve imparatorluk tacını giydi. Sıra Rumelin’deki rakibi ortadan kaldırmaya gelmişti. Fakat yetişecek kuvveti yoktu. Anadolu’daki Türk emirlerinden yardım istemek zorunda idi. Fırsattan faydalanarak karargahlarını Kütahya civarına kadar getiren Kutalmuş zadelerden yardım istedi. Selçuk prensleri bu isteği kabul ederek Üsküdar’a kadar geldiler ve yeni imparatora yardımcılar verdiler. İmparator Rumeli ile meşgul olurken Oğuz Türkleri batı ve Kuzey Anadolu’da yeni yeni gelişme ve genişlemeler sağlıyorlar, buralarda hakimiyet tesis ediyorlardı. Bu genişleme sahip olma hareketi devam ederken Süleyman ile ağabey Mansur’un arası açılmıştı. Bu açılma iki kardeş arasında silahlı bir çatışmaya kadar vardı. Süleyman üst geldi, yenilen Mansur İstanbul’a sığındı. Süleyman, III. Horasan hükümdarı Melikşah’a muhalasat göstererek kardeşinin kendisine karşı isyan etmek tasavvurunda bulunduğunu bildirdi ve yardım istedi. Melikşah Bizans imparatoruna müracaat ederek Mensur’u öldürmesini istedi. Fakat imparator bu teklifi zahiren kabul eder gibi görünerek Mensur’un tekrar Anadolu’ya geçmesi, kardeşiyle vuruşması zeminini hazırladı. Melikşah kuvvetli bir ordu göndererek sevdiği Süleyman’a yardım etti. Mensur ölmüştü.”22
Yine Bizans içindeki imparator olma yarışını kendi yorumunu da katarak anlatmış ve bu durumu Bizans’ın tarihini Selçuklu Devleti ile münasebetini dikkate alarak yazmıştır.
“Komutan Konstantin Dükas Miladi 1078 yılında Üsküdar’a geçer geçmez metubuna başkaldırarak (imparator benim) dedi.
Kutalmuş zadeler den yardım alarak İstanbul’a dönmek istiyordu. Fakat hiçbir hareket yapmadan tutuldu, ordusu da dağıtıldı. İmparator olma sevdası bulaşıcı bir hastalık gibi Bizans komutanlarının kafalarında yer almıştı. Her isyan ve başkaldırış; yardımı Küçük Asya’ya adam akıllı yerleşme istidadı gösteren Oğuz Türklerinde arıyordu. İstanköy adasında bulunan Melissenos isminde bir Bizans komutanı da imparator olmak için Kutalmuş zadelerle münasebet tesis etti. Batı Anadolu’da henüz Türklerin eline geçmeyen kalelerin fethinde kendilerine yardımcı oldu ve imparatorluğunu da ilân etti.”23
Yukarda görüldüğü üzere İbrahim Hakkı Konyalı tarihi bilgiler verirken genelde anlatım dilini hikayeci ve betimleyici olarak tercih etmesi dikkatimizi çekmiştir. Tercih etmesinin nedeni bize göre anlaşırlığı artırmaktır. Bundan dolayı eğitim düzeyi farklı her insana hitap etmeye çalışmış olabileceğini düşünmekteyiz.
Daha sonrasında Anadolu isminin kökeni hakkında da bilgi veren Konyalı, Küçük Asya’ya (Anadolu) adını kendilerine nazaran doğuda olduğu için eski Yunanlıların verdiğini, (Anatolie) Yunancada (Doğu) demek olduğunu, Yunanistan’ın doğusunda kaldığı için Anadolu’ya bu ismin verildiğini savunmuştur.24
22 Konyalı 1997, 40. 23 Konyalı 1997, 42. 24 Konyalı 1997, 46.
16
Konyalı aynı zamanda Takkeli dağ = Kevele Kalesi hakkında da bilgiler aktarmış, bu kalenin ilk defa Romalılar tarafından oluşturulduğunu Bizanslılar tarafından da güçlendirildiğini savunmuştur.25
Kilise Hisar hakkında ise şu antik bilgileri vermektedir; “Kilisehisar; Jüpiter26 mabedi ile ve inanışı ile meşhur olan eski Tiyan şehridir. Ksenephonas’e göre bu şehir İkonyom=Konya’dan dört gün yürüyüş uzaklığında Niğde’nin üç mil cenubundadır.”27
Konya Kalesi’ne yapılan yeni inşaatlarda, Anadolu’nun dört bir tarafından getirilen eski eserlerden; abide, sütün, heykel ve çeşitli parçaların devşirme malzemesi olarak kullanıldığı hususu üzerinde duran Konyalı, bu durumu şu şekilde ifade etmiştir;
“Şehir bilhassa I. Ala-ed-din zamanında büyük bir inkişaf göstermişti. Rum Selçukileri devletinin sınırları içine giren, eski eserler ve tabii servet itibari ile çok zengin olan Anadolu’nun her yerinden Konya’ya servet akıyordu. Eski milletlerin metruk eserlerinden alınan kıymetli parçalar şehirde yükselen yeni abideleri süslüyordu.”28
“Kale duvarları, burçlar, takı kapılarının üstleri muhtelif devirlere ait Latince, Yunanca, Arapça kitabelerle, heykellerle, insan, hayvan, esatiri tanrı ve hayvan kabartmalarıyla süslü idi. Eski devir saraylarının, mabedlerinin sütunları, sütun başlıkları, sütun kaideleri, kitabeleri, kıymetli inşa malzemeleri kalenin duvarlarında (dış kale) ve burçlarında kullanılmıştı. Kitabeler arasında belki de Frigya’lıların Büstrafedan denilen ve henüz anahtarı bulunmayan yazıları da vardı. Türk mimarları ve hükümdarları kıymet taşıyan tarih yadigarı sanat eserlerinin hepsine saygı gösterdikleri için bunları kale de kullanmışlardı. Konya Kalesi zengin bir sanat müzesi idi. Yüz kırk emir ve zengin yaptıracakları burçları ve bedenleri süslemek için iyi ve nefis sanat eserleri aramakta birbirleriyle yarışa girmişlerdi. Binlerce nakil vasıtası Selçuklular yurdunun sınırları içinde eski devir abidelerinden ve harabelerinden Konya’ya sanat eseri ve yapı malzemesi taşıyordu. Bu hususta hiçbir masraftan kaçınılmıyordu. Ta Niğde civarındaki Kilise Hisar’dan, Hatusaray’daki Soldra şehrinden, Hatunsaray kavağı civarındaki Dinorna’dan ve daha birçok yerlerden sanat eseri ve yapı malzemesi getiriliyordu. Eğer bu kale yirminci asra kadar gelseydi Dünya’nın en zengin bir müzesi olurdu.”29
Bahsi geçen devşirme eser kullanımını kitapta yer alan (J. De Laborde’nin kitabından alınmış) bir resim ile görmekte mümkün Konya Kalesinin ERTAŞ kapısında yer alan heykel devşirme bir eser olarak tarif edilmiştir.
25 Konyalı 1997, 121.
26 Jüpiter Eski Roma tanrılarından olup daha sonra bu kült başka milletlerce benimsenmiş ve başka kültlerle
ilişkilendirilmiştir. Genelde bir boğa üzerinde oturmuş çifte balta ve yıldırım kuşanmış olarak betimlenmiştir.
27 Konyalı 1997, 124. 28 Konyalı 1997, 133. 29 Konyalı 1997, 137.
17
Resim V: Ertaş Kapısında Yer Alan Devşirme Melek Heykeli30
Yine dış kapı burçlarının birinde Achilleus Skyros efsanesi lahit kabartmasının yabancılar tarafından dikkat çekici bulunduğunu belirtiyor, mitolojik hikayeyi anlatmıyor fakat bunun bölge için önemli olduğunu düşünüp araştırıp eserinde yer veriyor;
“Charles Texier, kalenin (dış kale) cenup burçlarından birinin üstünde Aşil’in Siros’a ait hikayesini kabartma levhalar bulunduran bir lahdi Avrupalıların dikkatini çektiği için bilhassa belirtiliyordu.”31
Dış Kale Ertaş Kapısının neden bu ismi aldığını İkonyom askeri kabartması ile ilişkilendirerek anlatmış ve bu askeri kabartmanın resmini de koymuştur. Konyalıların soğuk, iri yarı adamlara Ertaş dediklerini kapının ismini de buradan aldığını ifade etmiştir;
“Burcun şimal yüzünde duvara yerleştirilmiş mermerden büyük bir insan heykeli görülüyor. Sol elinde kalkana benzer bir şey vardır. Fredrich Sarre kitabına bu kapının ve kapıdan sonraki bir burcun resmini koymuştur. O vakit heykelin başı ve sağ eli bileğinden kopmuştur. Bu heybetli heykele Türkler (Asker taş), (erkek taş) anlamına Ertaş demişlerdi. Sonra da bu deyiş kapıya da ad olmuştur.
(Ertaş’taki put gibi) sözü Konya’lılar arasında hala yaşayan bir atalar sözü haline gelmiştir. Konyalılar soğuk, iri yarı adamlara böyle derler.
30 Konyalı 1997, 140. 31 Konyalı 1997, 137.
18
Heykelin üstünde beyzi şekilde yapılmış bir süs çerçevesi ve içinde de bir kitabe görülmektedir. Heykelin iki tarafında yarma halinde iki burç penceresi, mazgal vardır. Daha yukarda da taş kabartmalar görülür.
Kapıdan sonraki ikinci burcun kuzeyine beyzi kemerli bir kitabelik yapılmış, sağına, soluna ve üstüne birer aslan heykeli yerleştirilmiştir. Bu burcun üstünde dendanlar ve altında yarma pencereler görülür.”32
Görüldüğü üzere Konya Kalesi birçok kabartma ile süslenmiş daha öncede ifade edildiği gibi bu eserler devşirme olarak başka yerlerden getirtilmiştir. Anadolu’da genelde söylenenin aksine Selçuklular yabancı eserleri “gâvur eserleri” diye tahrip etmemiş, aksine eserlerin çoğu dışarıdan getirtilmiştir. Bu eserlerin özellikle getirtilmesi bize göre sanata ve kültürel zenginliğe büyük önem verildiğinin göstergesidir.
Resim VI: Konya’nın Ertaş kapısında bir İCONYOM askeri kabartması (Küçük Asya’dan)
19
Yine dış kapıda yer alan bir melek kabartmasından şu şekilde bahsetmektedir; “Kapının kemerli ve muhteşem bir portalı vardır. Beyzi kemerin sağında ve solunda, başlarında diyademli taçlar bulunan bir birine doğru uçar ve koşar vaziyette kanatlı melek yüksek kabartması görülür. Bunlar bugün Konya müzesinde muhafaza altına alınmıştır.”33
Konya Müzesi’nde Konya Kaleleri’ne ait mühim olduğu belirtilen bir takım eserler kitapta sıralanmış olduğunu görüyoruz. Bunları incelerken bir eserin, Konyalı’nın tabiriyle “Etiler’le” (Hititlerle) ilişkilendirildiği dikkatimizi çekiyor bu durum Konyalı’nın Hititler hakkında da bilgi sahibi olduğunu göstermektedir;
“570 numarada kayıtlıdır. Sırçalı mahallesinden getirilen bu eserinde vaktiyle kaleden (Dış kale) alındığını sanıyoruz. Elinde mızrak ve başında Eti serpuşuna benzeyen sivri bir başlık bulunan bu taş kabartma pek mühimdir.”34
Daha sonra Kevele Kalesi’nden bahsederken de bu ismin Cybele’den geldiğini söyleyen Konyalı Cybele hakkında bilgiler vermiş, mitolojik olaylar hakkında bilgi sahibi toplumların birbirleri arasındaki ilişki ve etkileşimden de söz ederek, ilk Cybele mabedinin Gevele dağında bulunduğunu iddia etmiştir;
“Kale bu adı Esatir kitaplarında (mabude-i Arz) şeklinde kılişeleşen bir dişi yer tanrısından almıştır. Bu tanrının mabetleri dağ tepelerine yükseklere yapılırdı. Birçok tanrıları doğurduğuna inanılan bu ilahiye Ana Tanrı da derler. Bu tanrının klasik imla adı (cybele) şeklinde yazılır. Çeşitli şekillerde okunan bu kelimeler başka dil ve milletlere geçerken de söyleniş ve okunuş şekillerini de değiştirmiştir. Araplar baştaki K harfini H yaparak (Hübel) demişler, Rumlar sondaki E yi A ya çevirmişlerdir.”35
“Bu tanrıya Balat, Amas, Marea, İra, Dindim, Baldağ, Didim, Zizim İzimmena 36 gibi
adlar da verilmiştir. Tanrı bu adları daha çok mabedin bulunduğu yerlerden almıştır.”37
Daha sonra Cybele ve Kevele Kalesini birbiriyle ilişkilendirerek anlatmaya devam etmiş Cybele kült inancı hakkında bilgi vererek söz konusu tanrının adını bu dağdan aldığını ileri sürmüştür.
“Sibel mabedleri dağların üzerinde kurulur ve yerin yuvarlaklığına göre işaret olmak üzere de künbet biçiminde yapılırmış.
Bu dişi tanrı gürbüz, gebe, başında dokuz dendanlı diyadem, koltuğunun altında veyahut elinde davul olduğu halde ve yanlarında aslan, altında tavşan bulunan bir tahta oturmuş şekilde tasvir edilmektedir. Bol ve geniş elbisesinin rengi de yeşildir. Mehmed Tevfik Paşa merhum bir garp mitoloji mütehassısının kitabından yaptığı bir tercümede şunları söyler:
33 Konyalı 1997, 148. 34 Konyalı 1997, 161. 35 Konyalı 1997, 165.
36 Sızma isminin sızan civadan geldiği fikrinin yanlış olduğunu bu ismin İzimmenâ’nın hafif bir şekilde tahrifi ile
yaşamakta olduğunu belirtmiştir.
20
“Kıbele’nin mukaddes dağ sayılan Dindimi dağı üzerinde dağlar anasının eski bir mabedi olan bir oyuk ile gökten düşmüş bir taş şeklinde iptidai timsali yanında can arkadaşı Attis ile merkadi ziyaretçilere gösterilirdi.
İlk Sibel mabedleri yukarıda söylendiği gibi dağ tepelerindeki oyuklar ve mağaralardı. Sibel mabedleri ovalara hiç inmemiş, daima tepelerde kubbe şeklinde ve daha sonra mazgallı kaleler halinde yapılmıştır.”38
“İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde birçok Sibel heykeli vardır. Bunlardan ikisi Akşehir’den getirilmiştir. Konya Arkeoloji Müzesi’nde ve İzzet Koyunoğlu’nun koleksiyonu arasında birçok Sibel heykelleri vardır. Bunlardan birçoğu Takkeli Dağ, Eflatun manastırı ve Filobattan (Hoca Cihan ve Alavardı tarafları) getirilmiştir. Selçuk Türkleri Hocacihan ve Alavardı civarındaki eski mamurelere Filobad derlerdi. İstanbul şehir meclisi azasından Arpacıoğlu bu kelimenin Yunanca (seven) manasına gelen (filo) ile (vatanı) manasına (patr-is) den bozma olduğunu söylemiştir.
Bir tarihçenin bu mabudenin adını aldığını söylediği (Cibele) dağının Konya’daki bu dağ olduğunu tahmin etmek mümkün oluyor. Bu ihtimale göre bu tanrı adını Konya’daki dağdan almıştır. Şu halde ilk mabedinin Sangaryos (Sakarya) sahillerinde değil Konya’da olması lazımdır. Gevele Dağı üsture uzmanlarının üzerinde önemle durmaları gereken bir dağdır.”39
Yukarıdaki bilgilere ilaveten Romalıları din ve esnam koleksiyoncusu olarak tarif etmiş, Cybele ile ilişkilerini anlatmış, Romalıların bu kültü kendilerine nasıl devşirdiğinden bahsetmiştir.
“Bu esatir kitaplarına göre Sibel dini Frigya’da doğmuştur. İlk mabedi de Pesinond Dağının tepesinde künbet biçimli bir yerdi. İlahenin ilk sanemi gökten düşme bir siyah taş idi. Romalılar istila ettikleri yerdeki dinleri ve putlarını kendi memleketlerine götürürlerdi. Hacer ülesved halindeki Sibel temsili de senato’nun emriyle Roma’ya nakledilmiştir. Romalılara bu devşirmeciliklerinden dolayı din ve esnam koleksiyoncusu bir millet denebilir.”40
Bir başka bölümde ise Konyalı yine isim tahlili yaparken Sille ismini o mevkideki pınarlara ve Şarap tanrısı Dionysos’un nedimelerine bağlıyor ve Sille’de adını aynı dinin şarap tanrısı Dionysos’un nedimlerinden olan (Silen) lerden aldığını iddia ediyor. Sille’de pınarların çok olduğunu söyleyerek Silen’lerin pınarların yarı tanrıları olduğu ilişkisini kurmuştur.”41 38 Konyalı 1997, 166. 39 Konyalı 1997, 167. 40 Konyalı 1997, 166. 41 Konyalı 1997, 167.
21
Daha sonrasında Cybele ve Attis Kültü hakkında bilgi vererek arasındaki ilişkiyi, mitolojik olayı açıklayarak anlatmış, Cybele’nin Attis’e aşık olduğunu ve onu sarayına aldığını, kendisi dışında başkalarıyla alakalı olunca önce cezalandırdığını sonra canını alarak çam ağacına kalbettiğini anlatmıştır. Yine buradan Konyalı’nın mitolojik olaylar hakkında da ilgili ve bilgi sahibi olduğunu görmekteyiz.
“Sibelperestlerce çam mukaddesti. Mitolojinin bize naklettiğine göre yer tanrısı nedimleri Silen’lerle beraber ormanlar içinde gezerlerken kulağına bir Filavta sesi gelmiştir. Dalları aralayarak sesin geldiği tarafa bakmış, bunu bir ağaç kütüğü üstüne oturmuş çok güzel ve genç bir çobanın çaldığını görmüş. Adı Attis olan bu çobanı sarayına götürmüş ve kendisine tahsis etmiştir. Fakat genç çoban saraydaki kızlarla fıkırdamaya başlamış, ilahe kıskandığı için onu evvela hadım yapmış, yine güzel kızlarla oynaşmakta devam ettiğini görünce de onun canını almıştır. Bir müddet sonra ebedi aydınlığa dayanamayan ilahe onu çam ağacına kalbetmiş ve kullarına:
-Kimse çam kesmeyecek, çam benim Attis’imdir, mukaddestir, onu kesenin canını alırım! Demiş. İşte bundan sonra Frigya’da çam mukaddes sayılmış, kimse çam kesmediği için bütün dağlar çamlarla kaplanmıştır.”42
Yukarda anlatılan çam kesme yasağından dolayı dağların çamlarla dolduğunu ifade eden Konyalı, Konya’daki Kapu Camii yapılırken direklerinin buradaki ormanlardan kesildiğinin söylendiğini belirtmiş, bu ormanların madenler işletilmeye başlanınca kesilmeye başlandığını ve dağların çırıl çıplak bırakıldığını ifade etmiştir.43
Cybele inancında çam ağacının kutsal olmasından ve Dionysos ile Sille bağları arasındaki ilişkiden bahseden Konyalı, antik inançların günümüze kadar geldiğini çeşitli örnekler vererek anlatmıştır;
“Sulutaş ve Sille bağlarında Dionysos bayramları için şaraplık çok güzel üzüm yetişirdi. Hala da Sille’nin üzümü meşhurdur. Akşehir’de Frigya kralı Midas’ın çeşmesi yanında köylülerin bir dalını bile kesmedikleri bir Sibel Ormanı hala yaşamaktadır. Sibel dininden kalan bir inanışla halk buradan ağaç kesmeyi günah sayıyor. Küçük Mala Ormanı da böyle olduğu için bize kadar gelebilmiştir.44
Sonrasında Konya’da basılan antik çağ paralarından da bahseden Konyalı, bilinen ilk sikkenin M.Ö. 100 lerde basıldığını söyleyerek bu paranın yüzünde Jubiter – Zevs’in sağa dönmüş defne yapraklı başı olduğunu, arka tarafında sola doğru dönmüş çıplak Perseüs resmi görüldüğünü, sağ elinde harbe ve sol elinde ise Gorgonlardan Medüz (Medusa) başı olduğunu ifade ederek kenarında yunan harfleri ile şehrin adının yazılı olduğunu ifade etmiştir. Bu paralardan bir tanesinin İngiliz müzesinde yer aldığı bilgisini vermiştir.45
42 Konyalı 1997. 169. 43 Konyalı 1997, 169. 44 Konyalı 1997, 169. 45 Konyalı 1997, 195.
22
Üstünde Konya’nın adını taşıyan ikinci derecedeki sikkelerin Roma İmparatorlarından Neron ile karısı Poppea ve Adıryanos – Hadrian adına basıldığını dile getirerek daha sonra Konya’da KOLONYAL sikkelerin basılmaya başlandığını söylemiştir. Kolonyal sikkelerin ise iki tipte olduğunu birinde Roma imparatorunun başı olduğunu diğerinde ise olmadığını ifade etmiştir. Üzerinde Roma İmparatorlarının başı olan paraları ise İmparator Antoninos’un Paraları ve III. Gordiyanos’un Sikkeleri başlıkları altında ikiye ayırmıştır.46
Yine paraları anlattığı kısımda bir parayı anlatırken, Romulus ve Romus isimli ikiz kardeşleri emziren dişi bir kurdun paranın üzerinde resmedildiğini ifade ederek Romulus ve Romus’un hikayesini dipnotta göstermiştir; “Romolos Roma’nın banisi ve ilk kralıdır. Mars’ın oğlu olduğuna inanılırdı. Romos’da onun ikiz kardeşidir. Annesi bunları gizlice peydahladığı için Amolpiyos bunları doğunca bir sepete koyarak Tiber nehrine attı. Bir kurt bunları emzirerek büyüttü. Büyüyünce Romolos Roma’yı yapmıştır. Resimli haritalı tarih-i Umumi cilt 1 sahife 257.”47
Konyalı yukarıdaki Sille konusuna ilaveten ayrıntı bilgiler vererek, buranın isminin Sibel’in (Cybele) perilerinden olan Silen’den geldiğini ifade etmiş ve buranın bol sulu olmasının dinleri etkilediğini, suyu, toprağı mukaddes sayan dinlerin yerleşmesine sebep olduğunu dile getirmiştir.48
Yine Hatıp’daki su kaynaklarından bahsederken; Dionysos, Cybele ve Silenler için ritüel yapıldığını herhangi bir kaynağa dayandırmadan şu şekilde dile getirmiştir; “Büyük ve yanık Fricya’nın son büyük şehri olan İkonyom’lular Sibel mabudesine ve Dionysos’a taparlarken şarap ilahının bayramlarını Hatıp menbaının yeşil ve zümrüd sath-ı maillerinde tes’id ederlerdi.
Menbâdaki tabii mağara; su perileri Silenlere tahsis edilmişti. Buralarda şarap küpleri saklanır ve Dionysos ayinlerinde halka meccanen dağılırdı. Sert bir dağın güneşe ve Konya ovasına bakan eteğindeki mağaranın içinden soğuk ve billur gibi bir su kaynar ve tatlı bir zemzeme ile yamacın eteğindeki çakılların üstüne dökülür, mecradaki çakıllar o kadar temiz ve o kadar beyaz ki güneşin ışığı altında pırlanta gibi akisler yaparlar.”49
Yukarıdaki betimleme ve benzetmeler Konyalı’nın tarihçi kişiliğinin yanı sıra edebi yönünün de olması hakkında bize bilgi vermektedir. Ayrıca Konyalı’nın Eski Yunan ve Roma kültürlerinde suyun kutsal olduğunu bildiğini ve bir kez daha Eski Çağ bilgisinin yadsınamayacak düzeyde olduğunu görmekteyiz.
Bunlara ilaveten Konya Arkeoloji Müzesinde yer alan bir lahitten söz eden Konyalı, bunun Herkülün 12 adamını (Herakles’in görevi ?) tasfir ettiğini nakletmiştir; “1002 numaradaki Beyşehir yolu üzerindeki Yunuslar Köyü harabesinde 1958 de bulunan Miladdan sonra 250-260 yıllarında yapıldığı kabul edilen muhteşem lahdin üç yüzünde efsanevi 12 Herkül’ün adamı ile tasvir edilen yüksek kabartmalar o devrin sanat ihtişamını bize
46 Konyalı 1997, 196. 47 Konyalı 1997, 198. 48 Konyalı 1997, 983. 49 Konyalı 1997, 990.