• Sonuç bulunamadı

35 no’lu Antalya şer’iyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H.1309-1311)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "35 no’lu Antalya şer’iyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (H.1309-1311)"

Copied!
508
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

Özge TOGRAL

35 NO’LU ANTALYA ŞER’İYYE SİCİLİNİN TRANSKRİPSİYONU ve DEĞERLENDİRİLMESİ (H.1309-1311)

Tarih Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi

Antalya, 2014 Cilt I

(2)

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

Özge TOGRAL

35 NO’LU ANTALYA ŞER’İYYE SİCİLİNİN TRANSKRİPSİYONU ve DEĞERLENDİRİLMESİ (H.1309-1311)

Danışman

Yrd. Doç Dr. Hatice AKIN ZORBA

Tarih Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi

Antalya, 2014

(3)

Özge TOGRAL’ın bu çalışması, jürimiz tarafından Tarih Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Programı tezi olarak kabul edilmiştir.

Başkan : Yrd. Doç. Dr. Cezmi KARASU (İmza)

Üye (Danışmanı) : Yrd. Doç. Dr. Hatice AKIN ZORBA (İmza)

Üye : Yrd. Doç. Dr. N. Ayşe BAKIRCILAR (İmza)

Tez Başlığı: 35 No'lu Antalya Şer'iyye Sicilinin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi (H. 1309 - 1311)

Onay : Yukarıdaki imzaların, adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım.

Tez Savunma Tarihi :23/06/2014 Mezuniyet Tarihi :10/07/2014

Prof. Dr. Zekeriya KARADAVUT Müdür

(4)

İ Ç İ N D E K İ L E R TABLOLAR LİSTESİ...iii KISALTMALARLİSTESİ...iv ÖZET...v SUMMARY...vi ÖNSÖZ...vii GİRİŞ...1 BİRİNCİ BÖLÜM XXXV NO’LU ŞER’İYYE SİCİL DEFTERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ 1.1. XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinin Özellikleri ve İçeriği...10

1.1.1.XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinin Şekilsel Özellikleri...10

1.1.2.XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinin İçerik Özelliği... 11

1.2. XXXV No’lu Şer’iyye Sicil Defteri Kayıtlarına Göre H. 1309-1311(M.1891-1892) Tarihlerinde Antalya...12

1.2.1.Tarihsel Süreç İçerisinde Antalya... 12

1.2.2. Antalya’da İdarî Teşkilat ...15

1.2.2.1. Antalya’nın İdarî Yapısında Yörük Aşiretleri...20

1.2.3.İdarî Teşkilat...22

1.2.3.1.Mülkî Erkân...22

1.2.3.2. Adlî Yapı ve Kadı...23

1.3. Ailenin Dağılması Sonucu Meydana Gelen Durumlar 1. 3.1.Miras...26

1.3.2. Emvâl-i Eytâm ve Vasi’ Tayini...27

İKİNCİ BÖLÜM XIX. YÜZYIL SONLARINDA ANTALYA’NIN SOSYO–EKONOMİK DURUMU 2.1.Para...29

2.2.Hayvancılık...30

2.3.Tarım...35 4.3.Tarım...42 2.4. Aile-Evlilik ve Ailenin Yaşadığı Mekân: Ev

(5)

2.4.1.Aile...36

2.4.2.Ev...38

2.5.Kullanılan Eşyalar ve Giyim Kuşam...40

2.5.1. Ev Eşyaları...40

2.5.2.Mutfak Eşyaları...41

2.5.3. Yatak Eşyaları...41

2.5.4. Diğer Ev Eşyaları...42

2.5.5. Giyim Kuşam Eşyaları...42

SONUÇ...44

KAYNAKÇA...46

EK I- XXXV NO’LU ANTALYA ŞER’İYYE SİCİL DEFTERİ’NİN TRANSKRİPSİYONU ...50

ÖZGEÇMİŞ...496

(6)

TABLOLAR LİSTESİ

Tablo 1.1. XXXV. No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defteri’nde Bulunan Köy ve Mahalle İsimleri...16 Tablo:1.2. XXXV. No’lu Antalya Şer’iyye Siciline Göre 1309-1310-1311 Yıllarında Arasında Antalya Yöresinde İkamet Eden Yörük Aşiretleri ve İkamet Ettikleri Mahaller...21 Tablo: 1.3. 1891-1892 Yılları Arasında Antalya’da Yetiştirilen Büyükbaş Hayvan Türleri..31 Tablo: 1.4. Antalya’da Yetiştirilen Küçük Baş Hayvan Türleri...34 Tablo: 2.3. 1891-1892 Yılları Arasında Antalya’da Üretilen Tahıl Ürünleri ve Fiyatları...35 Tablo: 2.4. 1891-1892 Yılları Arasında Antalya’da Mülk Fiyatları...39

(7)

KISALTMALAR LİSTESİ

a.g.e. : Adı geçen eser a.g.m. : Adı geçen makale AŞS : Antalya Şer’iyye Sicili

AÜY : Ankara Üniversitesi Yayınları

BAÜSED : Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Bkz. : Bakınız

Bs. : Basım

C. : Cilt

Çev. : Çeviren

DTCF : Dil Tarih Coğrafya Fakültesi

Ed. : Editör

GŞÜ : Gümüşhane Üniversitesi

H. : Hicrî

İA. : İslam Ansiklopedisi MEB. : Milli Eğitim Bakanlığı

M. : Milâdi

M.Ö. : Milattan Önce M.S. : Milattan Sonra No./no : Numara

OTAM : Osmanlı Tarihi Araştırmaları Dergisi

Örn. : Örneğin

S. : Sayı

s. : Sayfa

TDAV : Türk Dünyası Araştırma Vakfı TDV : Türkiye Diyanet Vakfı

TTK : Türk Tarih Kurumu TTVY : Tarih Vakfı Yurt Yayınları Üniv. : Üniversitesi

vb. : ve buna benzer

vrk. : varak

YKY : Yapı Kredi Yayıları YTY : Yeni Türkiye Yayınları

(8)

ÖZET

XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defteri temel alınarak, Antalya şehrinin 1891 ve 1892 yılları arasında idarî, sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı değerlendirilmiştir.

Osmanlı Devleti kurumlarının tarihsel süreç içerisinde geçirdiği değişiklikler ve dönemin koşulları ile birlikte XIX. yüzyılda Dünya siyasetindeki değişiklikler nedeniyle devletin içinde bulunduğu çözülme artmıştır. Bu dönemde gerileme ile birlikte Osmanlı yönetim mekanizması çözülmeye başlamıştır. Bu nedenle Tanzimat’tan sonra idarî anlamda köklü yenilikler yapılmıştır.

Nitekim XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil defteri kayıtları incelendiğinde 1891 ve 1892 yıllarında bu yeniliklerin Antalya şehrinin idaresine yansıdığı tespit edilmiştir. Bu dönemde Antalya’nın idarî yapısı dahilinde adlî yargıdan sorumlu olarak nâib’i görmekteyiz. Ayrıca değişiklik ve yenilikler sadece yargıya değil aynı zamanda para piyasası, ürün fiyatları, kullanılan eşyalar, ailenin durumu, yerleşim yerlerinin düzenlenmesine de yansımıştır.

Sosyal ve etnik bakımdan önemli topluluk olan yörük aşiretlerinin bu dönemde yaşadığı mahaller ve yörük kültürünün korunduğu Antalya’nın, tipik bir Osmanlı şehri özelliğine sahip olduğunu söylemek mümkündür.

(9)

SUMMARY

XXXV NUMBERED ANTALYA RELİGİOUS REGİSTRY BOOK TRANSCRİPTİON AND EVALUATE 1309-1311

In this study, transcription of registry book of number XXXV Antalya Religious Court (şer’i mahkeme) is conducted and the data in the book are evaluated. As is known, associated with the progression of World politics in XIX. century, the alterations that Ottoman Empire institutions had come across in its historical process increased the distress the government is in. Fundamental innovations are made in the administrative area after the rescript of Gülhane to prevent the resolution in Ottoman governmental mechanism and to supply the needs of the era.

When XXXV numbered Antalya Religious Registry Book (şer’iyye sicil defteri) is analyzed,

it’s understood that these reforms effected Antalya city administration in 1891 and 1892. In this period, delegated judge was responsible for jurisdiction within administrative structure of Antalya.

Changes and reforms effected not only jurisdiction but also money market, prices, property, personal status and settlement arrangement. It’s possible to say that, as an important community where yuruk tribe lived with its social and ethnicity and as a place where yuruk culture is protected, Antalya, has typical Ottoman city features.

Besides including reforms in Tanzimat era, analyzed XXXV Numbered Antalya Religious Court registration book gives us information about Antalya’s economic, social and cultural condition in 1891 and 1892.

(10)

ÖNSÖZ

13. yüzyılın sonlarından 20. yüzyıl ilk çeyreğine kadar geniş topraklara hâkim olan Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren yönetim mekanizmasının merkezinde bulunan padişahın mutlak otoritesi ile yönetilmekteydi.

Hâkim olduğu geniş toprakta ve çok dinli aynı zamanda çok uluslu yapısı olmasına rağmen genel anlamda İslam’ı temel alan yönetim anlayışıyla pek çok idari kurum oluşturulmuştur. Toplumun yönetilmesi ve adaletin sağlanması için şer’i hukuk yanında oluşturulan örfi hukuk kanunları çerçevesinde dönemin ve sosyo-kültürel şartlarına uygun olarak adlî yapılanma gerçekleştirilmiştir.

Osmanlı hukuk sistemi dâhilinde, adlî yapının merkezinde yer alan kadı, aynı zamanda bulunduğu bölgenin beledî işlerini gerçekleştirmekle de görevliydi. Bu bağlamda Osmanlı adlî idaresinden sorumlu olan kadı, şer’i mahkemelerde medeni hukuk ve ceza davaları kapsamında bulunan davalara başkanlık etmekteydi.

Bu noktada şer’i mahkemelerde tutulmuş olan şer’iyye sicil defterleri ön plana çıkmaktadır. Şer’i mahkemelerde görülen davaların kapsam ve içeriğine yönelik bilgiler yer alsa da aslında şer’iyye sicilleri dönemin iktisadi, hukukî, idarî, siyasi yapısı ve toplumun sosyal ve gündelik yaşamı hakkında ayrıntılı bilgiler içermektedir. Ayrıca şer’iyye sicillerinde şehir tarihi ve şehir nüfusuna dair aydınlatıcı veriler bulunması bakımından Osmanlı şehir tarihçiliği açısından da önemli kaynaklar arasındadır.

Şer’iyye sicillerinin içerdiği bilgi ve veriler nedeniyle 1891 ve 1892 tarihlerinde Antalya şehrinin sosyo-ekonomik durumunu içeren XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defteri incelemiş ve değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmanın amacı; söz konusu Antalya şer’iyye sicil defterinde bulunan bilgiler ışığında Antalya’nın idarî, sosyal, ekonomik ve kültürel yapısının aydınlatılmasıdır. Fakat Tanzimat döneminden sonra idarî teşkilatta meydana gelen değişiklikler doğrudan yargı organı olan şer’i mahkemeleri etkilediği ve kadının görev sahasını daralttığı için, bu durum mahkemelerde tutulan şer’iyye sicil defterlerine de yansımıştır.

Nitekim incelenen XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinde genellikle miras ve tereke kayıtları bulunmaktadır. Bu nedenle sicil defterinde yer almayan dönemin koşullarının anlaşılmasında güçlük çekilen konular da vardır. Ticaret ve gayrimüslimlere dair herhangi bir kayıt bulunamamıştır. Bunun sebebi ise Tanzimat döneminden sonra adlî yapıda meydana gelen değişikliklerin söz konusu şer’iyye sicil defterine yansımasıdır.

(11)

Çalışmanın temel kaynağı niteliğinde olan XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinin transkripsiyonunda metne sadık kalınmış ve bu doğrultuda değerlendirilmiştir. Transkripsiyon yapılırken, sicil defterinin her yaprağı bir varak olarak ele alınmış ve bir rakamından başlayarak numaralandırılmıştır. Varaklar “a” ve “b” olarak nitelendirilmiştir. Varaklardaki sağ sütuna “a” sol sütuna ise “b” denilmiştir. Sicil defterinde okunmayan ve anlam verilemeyen kelimelerin yerine “?” kullanılmış, yanlış yazıldığı düşünülen kelimeler dipnotta gösterilmiştir. Ayrıca silik ve okunmayan varaklar için silik ifadesi yine dipnotlarda belirtilmiştir.

Yapılan çalışma esnasında, özellikle belgenin transkripsiyonu, yorumlanmasındaki desteği ile kaynak desteği, yapıcı eleştirileri ve sabrı için Yrd. Doç. Dr. Hatice AKIN ZORBA’ya, belge seçimi ve moral desteği için Yrd. Doç. Dr. Ayşe N. BAKIRCILAR’a, lisans döneminden itibaren sabrından ilham aldığım Yrd. Doç. Dr. Cezmi Karasu’ya, son olarak bu uzun süreçte, desteklerini eksik etmeyen ve beni anlayışla karşılayan aileme ve arkadaşlarıma teşekkürlerimi borç bilirim.

Özge TOGRAL

(12)

G İ R İ Ş

Osmanlı Beyliği, gaza ve cihad anlayışı ile yaptığı savaşlarla topraklarını genişlettikçe

yönetim sistemini daha iyi örgütleme ihtiyacı duymuştur. Bu nedenle Orhan Bey döneminde yapılan siyasi düzenlemelerle devletleşerek Osmanlı Devleti haline gelmiştir.1

Beylikler döneminden itibaren Anadolu’ya telif ve tercüme eserlerin gelmesiyle Osmanlı, klasik İslam siyasi düşüncesi ile karşılaşmıştır. İslam siyasi düşüncesinin temelinde, Padişahın, Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi olması, taşımaları gereken nitelikler, reayaya iyi davranması gerektiği gibi “nizâm-ı âlem” için reaya karşısında statülerinin korunması gibi unsurlar bulunmaktadır.2

Bu bağlamda Osmanlı yönetim anlayışında, belirtilen İslâm siyasi düşüncesi unsurlarına göre, yönetim mekanizmasının merkezinde bulunan padişahın otoritesinin mutlak olduğu, reayaya karşı iyi davranması “nizâm-ı âlem”3 olarak belirtilen yönetimde adaletin sağlanması gibi gerekler bulunmaktadır. Nitekim Osmanlı Devleti’nin ilk kurumsal olarak örgütlenmesi sırasında adaletin sağlanması konusunda “Bursa Kadılığı, daha sonra Kadıaskerlik makamı kurulmuş ve Kadıaskerler Divan-ı Hümayun’da görev almışlardır.”4

Belirtildiği üzere Osmanlı Devleti kuruluş yıllarından itibaren yönetim mekanizması dâhilinde adalet ön planda tutulmuştur. Bu nedenle asıl amacı adaleti sağlamak olan Osmanlı Hukuk sisteminin temelini oluşturan, şer’i hukuk ve örfi hukuk hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır.

Şer’i hukuk; temelde İslam dinini esas alan, dönemlere, kişilere ve olaylara göre değişmeyen ve Fıkıh kitapları içinde yer alan ve geçmiş dönemlerde devletin müdahalesinden bağımsız olan hükümlere denilmektedir.

Örfi hukuk: padişahların emir ve fermanlarıyla oluşan hükümlere denilmektedir. İslam hukukunu uygularken dönemin koşullarına göre düzenlemeler yapmışlardır. Bunu uygularken de İslam hukukunun devlet başkanına verdiği geniş yetkiler çerçevesinde düzenlenmiştir.5

Bu anlamda, Osmanlı padişahları nizâm-ı âlem olarak belirtilen hususlara göre hukukun uygulanması ve adaletin sağlanması için temelde İslam hukukuna dayanan hükümler çıkarmışlardır. Daha önce belirtildiği gibi Osmanlı toplumunda adaletin sağlanması için devletin yönetim mekanizması dâhilinde kadılık kurumu oluşturulmuştur.

1 Ejder Okumuş; Türkiye’nin Laikleşme Serüveninde Tanzimat, İnsan Yay. İstanbul, 1999, s. 177.

2 M. Öz; “Klasik Dönem Osmanlı Siyasi Düşüncesi: Tarihi Temeller ve Ana İlkeler”, İslâmi Araştırmalar,

Türkiye Ekonomik ve Kültürel Dayanışma Vakfı Yay., C.12, S.1, ss. 27-32, 1999, s.28.

3

Nizâm-ı âlem kelimesinin ilkelerine ayrıntılı incelemek için bkz.M.Öz, a.g.m., s.28-29.

4 E.Okumuş; a.g.e., s.177. 5

(13)

Kadı, şer’i mahkemelerde şer’i ve örfi davalara bakan bulunduğu bölgenin idaresinden sorumlu olan görevlidir. şer’i mahkemelerde kadı tarafından tutulan defterlere şer’iyye sicili denilmektedir ve şer’iyye sicilleri içeriğinde yer alan belgeler Osmanlı sosyo-kültürel alanda değerli veriler sunduğu için önemli bir yere sahiptir. Fakat Tanzimat’’tan sonra Nizamiye mahkemelerinin kurulması ile birlikte Osmanlı Devleti’nin hukuk alanında yaptığı değişiklikler nedeniyle kadıların görev sahaları kısıtlanmıştır. Bu durum şer’iyye sicil defterinin içeriğine de yansımıştır. Nitekim incelenen XXXVI No’lu Antalya şer’iyye sicil defterinde bulunan kayıtlarda dava türleri neredeyse aynıdır.

Osmanlı Hukuk Sistemi Dâhilinde Kadı ve Şer’iyye Sicilleri Kadı

Kadı, Arapça’da kazâ (kadâ) kökünden ism-i fâil olan kādî, fıkıh terimi olarak insanlar arasında meydana gelen çekişme ve davaları şer‘î hükümlere göre çözümlemek için yetkili makamca tayin edilen kişiyi anlamına gelmektedir.6

Kadılık kurumu, İslâm Ortaçağında ortaya çıkan bir idarî ve adlî görevdir. Kadılık İslâm hukuk tarihinin merkezinde yer alan bir memuriyettir. Osmanlı Devleti’nde ise kadı, genişleyen görevleriyle son Osmanlı çağına kadar en önemli mülkî amir ve yargıçtır.7

Devletin teşkilâtlanmasında önemli yapısal değişikliklerin olduğu Hz. Ömer devrinde ülkenin fetihlerle genişleyip idarî ve kazâî işlerin çoğalmasının ardından başta Medine olmak üzere Mısır, Irak ve Suriye bölgelerindeki şehirlere ayrıca kadılar tayin edilmiştir. Medine’de halife, vilâyetlerde valiler sınır ve cinayet davalarına bakarken, kadılar sadece medenî davalarla ta‘zir cezası gerektiren davalara bakmakla yetkili kılınmışlardır. Bu dönemde kadıların faaliyeti bir yönüyle fetvaya benzediği için onlara müftü adı da verilmekteydi Bu uygulama Hz. Osman ve Ali’nin hilâfetleri döneminde de sürdürülmüştür.8

İslâm devletininin yöneticileri de giderek adalet dağıtmayı ve uygulamayı, mutlak olarak kendi görevleri arasında saymışlardır. Seçirn yoluna hiç gidilmediği gibi, son zamanlara kadar hükümdarın belirli zamanlarda dava dinlemesi ve en yüksek temyiz mercii olarak görevini yerine getirmesi ancak bu prensiple açıklanmaktadır. Fakat hiç bir hükümdarın geniş bir ülkede bütün adli fonksiyonu bizzat yerine getirmesi mümkün değildir. Bu nedenle, Doğu ve Batı’da hükümdarların kendi adına yargı yetki ve görevlerini yürütmeleri için hakimler tayin etmesi gibi;

6 Fahrettin Atar; “Kadı”, İ.A., C.24, ss.67-69 s.66, TDV, İstanbul, 2004. 7

İlber Ortaylı; Hukuk Ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti’nde Kadı, Turhan Kitabevi Yayını, 1994 Ankara, s.4.

(14)

ilk halifelerden başlayarak, İslam hükümdarları da yargı yetki ve görevlerini, niyabet prensibine uyarak bir memura terk etmek geleneğini zorunlu olarak izlemişlerdir.9

Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren İslam dininin gereklerine göre bir hukuk sistemini kabul etmiştir. Buna bağlı olarak gerek cezai, gerekse vergi konuları ile müslim ve gayri müslimlerin tabi oldukları esaslar ve bunların birbirleri ile olan ilişkileri bu hukuk çerçevesinde konulan hüküm ve gerekliliklere göre düzenlenmiştir.10

Bu bağlamda Osmanlı hukuk sistemi dahilinde şer’i ve örfi hukuku açıklamak gerekirse; “ Şer’i hükümler; Kur’an, hadis, icma’ ve kıyas gibi İslam ilke ve temellere dayanırken, Örfi hükümler; hükümdarın iradesine bağlı olarak konulan kurallar ve bunun için çıkarılan fermanlar olarak tanımlanabilmektedir.”11 Şer’i şerif dedikleri İslâm hukukunu ne dereceye kadar uyguladıkları, padişahların ve Ülü’l-emr denilen devlet yetkililerinin sınırlı yasama yetkilerini, Kur’ân ve sünnette kesin bir şekilde zikredilmeyen ve içtihât ile zamanın Ülü’l-emrinin sınırlı yasama yetkisine terkedilen örfî hukukun uygulanma alanları yani Kanunnâmelerin tanzim ettiği konular bulunmaktadır. 12

Osmanlı devletindeki şer’i mahkemelerde şer’i ve hukuki tüm meseleler Hanefi mezhebine uygun olarak çözüm getirilirdi. Bu Şer’i mahkemelerden başka mahkeme bulunmamaktadır. Aynı zamanda şehir ve kasabalarda günümüzdeki noterler gibi vekâletnameler alım ve satım işlemleri de bunlara aittir. Hükümetin herhangi bir gerekçeyle gönderdiği fermanlar da kadılar tarafından uygulanırdı. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında en büyük kadılık ilk olarak İznik ve sonra Bursa kadılığı olmuş. Daha sonra fethedilen yerlerde de ikinci ve üçüncü derecelerde kadılıklar meydana getirilmiştir. Sonraki yıllarda mülkiye teşkilatında kaymakamlar tarafından idare edilen mahaller, önceden kadılar tarafından idare edildikleri için buralara kaza denilmiştir.13

Osmanlı Devleti’nde ilk olarak Osman Gazi tarafından kadı tayin edilmiştir. Sultan I. Murad döneminde de, önceki İslam devletlerindeki kadiyu’l-kudâtlığın benzeri olan kazaskerlik kurumu oluşturulmuş ve kadıları artık fiilen bu makam tayin etmeye başlamıştır. 14Bazı kaynaklarda kazaskerliğin 1360 yılında Orhan Gazi tarafından kurulduğu ve ilk kazaskerliğe de (kadıasker) Bursa kadısı Çandarlı Halil getirilmiştir. 15

Daha sonra bu makam,

9 İ. Ortaylı; a.g.e. s.5.

10 Yusuf Halaçoğlu; XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı Ve Sosyal Yapı, TTK, 6. Bs.

Ankara, 2007, s. 118.

11

Y. Halaçoğlu; a.g.e., s.119.

12A. Akgündüz; a.g.e., s.21.

13 İsmail Hakkı Uzunçarşılı; Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, 2. Bs. TTK Yay., Ankara,1984, s.83.

14 Ekrem Buğra Ekinci; Osmanlı Devleti’nde Mahkemeler ve Kadılık Müessesi Literatürü, Türkiye

Araştırmalan Literatür Dergisi, C.3, S. 5, ss. 417-419, s.418, Bilim ve Sanat Vakfı Türkiye Araştımaları Vakfı Yay. 2005.

(15)

Rumeli ve Anadolu Kazaskerliği olarak ikiye ayrılmıştır16

Kadıların tayini ve terfisi hususunda bu iki kazaskerlik dairesi sorumludur.17

Tanzimat dönemi yani II. Mahmut dönemi ve onu takip eden dönem, yargı organları açısından da yeniden düzenlemelere sahne olan bir dönemdir. Tanzimattan önce Osmanlı ülkesindeki yargı gücünü tek başına denecek kadar müstakil olarak kullanan şer‘iyye mahkemelerinin yetkileri, dolayısıyla kadıların yetkileri ve düzeni, II. Mahmut döneminden itibaren azalmış ve yeni düzenlemeler meydana gelmiştir. 1235-1837 yılında İstanbul Kadısının makamı, Bab-ı Meşihattaki odalara taşınarak ilk kez resmî bir mahkeme binasında yargı görevini ifaya başlamışlarsa da, 1254/1838 tarihinde kadıların yetkilerini kötüye kullanmalarını önlemek ve mevcut usulsüzlükleri ortadan kaldırmak amacıyla Tarik-i ilmîye dair Ceza Kanunnâme-i Hümâyunu yürürlüğe konmuştur. Osmanlı Devletinde ilk yıllardan itibaren kadılar kazaskerlere, kazaskerler de padişahın mutlak vekili olan sadrazamlara bağlı ve onların adına şer’î hükümleri icra ettikleri halde, kazaskerler Tanzimatın başında şeyhülislâmlığa başlanmıştır ve şeyhülislâmlar Meclis-i Vükelâ’ya alınmıştır. 1253/1837 tarihinde kazaskerlikler birer mahkeme olarak Bâb-ı Meşihâta nakledilmiş ve bütün kadılar şeyhülislâma bağlanmışlardır. Aynı zamanda kadıların idarî mahallî idare yetkileri de kaldırılmıştır.18

Kadılık kurumu, Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar devam etmiştir. Fakat Tanzimat’ın ilanından itibaren çeşitli konularda ihtisas mahkemelerinin kurulması ve buralarda görevlendirilecek hâkimlerin yeni açılan hukuk mekteplerinden mezun olmaları şartı arandığı için, gittikçe eski önemini kaybetmişlerdir. Kadıların yetkileri sadece Müslümanların medeni hukuk alanına giren davalarına bakmakla sınırlandırılmıştır. Buna rağmen sadece din adamı olmaları nedeniyle toplumda saygı ve itibar görmüşlerdir.19

Şer’iyye Sicil Defterleri

Sicil; “okumak, kaydetmek, karar vermek” anlamına gelmektedir. Bu kelimenin terim olarak ifade ettiği anlam şudur: İnsanlar ile ilgili tüm hukuki olayları, kadıların verdikleri karar suretlerini, hüccetleri ve yargıyı ilgilendiren çeşitli yazılı kayıtları içeren defterlere; şer’iyye sicilleri (sicillât-ı şer’iyye), kadı defterleri, mahkeme defterleri, zabt-ı vakâyi sicilleri ve sicillât defteri denilmektedir. Şer’î mahkemeler tarafından verilen her türlü ilâm, hüccet, şer’î evrak, asıllarına uygun olarak bu defterlere kaydedilmektedir. 20

16

E. B. Ekinci; a.g.m. s.418.

17 İlber Ortaylı; “Osmanlı Devleti’nde Kadı”, İA., TDV., C.24. İstanbul 2001, ss.69-73, s.70.

18 Ahmed Akgündüz; “İslam Hukukunun Osmanlı Devleti’nde Tatbiki; Şer’iyye Mahkemeleri ve Şer’iyye

Sicilleri”, Türkler, C. X, ss.58-64, Ed.H.C. Güzel-K.Çiçek,S.Koca, Ankara, s. 61.

19

Abdullah Saydam; Osmanlı Medeniyeti Tarihi, Derya Kitabevi, Trabzon 1999. s.289.

20 Şer’iyye Sicilleri Mahiyeti, Toplu Kataloğu ve Seçme Hükümler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay.

(16)

Mahkemelerde yapılan işlemlerinin suretlerinin yer aldığı, şer’iyye sicil defterleri İslam hukuk tarihinde çok erken dönemlerden itibaren tutulmaya başlanmıştır. Bu defterlerin hem önceki bir davanın hükmünü hem de evlenme evlenme boşanma, satış, vakıf kurma gibi ilk dönemlerden itibaren büyük ölçüde mahkemede yapılması hukuki işlemlerin varlığını ispat etmekde kullanıldığı için bu defterlerin titiz bir şekilde tutulmasına neden olmuştur. Osmanlı Devletinde de aynı şekilde şer’iyye sicil defterlerinin tutulduğu görülmektedir. Ayrıca kadılara gönderilen irade, ferman ve hükümler de gerektiği zaman başvurulmak üzere şer’iyye sicil defterlerine kaydedilmekteydi. Osmanlı hukukunun uygulanması esnasında bir yürürlülük kaynağı olarak da rol oynadığı düşünülebilir. 21

Kadı sicilleri, diğer bir adıyla şer’iyye sicilleri ait oldukları yerde oldukça titiz bir şekilde muhafaza edilirlerdi. Kadıların tuttuğu bu siciller, Osmanlı tarihine ve sosyal bünyesine ait vesikalardır. Bunlardan bir nüsha kadıda bulunur, bir nüshası da merkeze gönderilirdi. Genellikle uzun ince ve cübbe cebine sığabilecek boyutta olan bu defterler; kadılar tarafından görevleri sona erince, yeni gelen kadılara teslim edilirlerdi. 22

Şer’iyye Sicillerinde Bulunan Belge Çeşitleri

Şer’iyye sicil defterlerinde bulunan yazılı kayıtları iki gruba ayırılabilir: Birincisi; kadılar tarafından inşa edilerek yazılan kayıtlardır. Bunlar da kendi aralarında hüccetler, ilâmlar, ma’rûzlar, mürâseler ve diğer kayıtlar olark beş ayrı sınıfa ayrılmaktadır. İkincisi; kadıların kendilerinin inşa etmedikleri, belki kendilerine hitâben gönderildiği için sicile kaydedilen fermanlar, tayin berâtları, buyrultular ve diğer hüküm çeşitleridir.23

Söz konusu XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil defterinin belge içeriğine uygun olarak, sicil defterinde bulunan belge çeşitlerine ve özelliklerine değinmek yerinde olacaktır.

Hüccetler; Arapça kökenli bir kelime olan “hüccet” delil, vesika, sened anlamlarına gelmektedir. Osmanlı diplomatiğinde ise şer’i mahkemeler tarafından verilen, fakat ilâmdan farklı olarak, hüküm içermeyen, sadece kadı huzurunda iki tarafın anlaşmaya vardıklarına dair kadının tasdikini içeren bir belgedir. Hüccetler çok çeşitli konuların tesbiti için düzenlenmiş olub kadılar tarafından tanzim edilen bir nevi noterlik belgeleri de denilebilir. 24

Tanzimat döneminden sonra Osmanlı mevzuatında hüccet tabiri yerine “senet mefhumu” da kullanılmıştır. Şer’i hüccetlere senedât-ı şer’iyye denilmiştir. Ancak bu anlam hüccetin, hukuk

21

M. Akif Aydın; Osmanlı’da Hukuk, Osmanlı Devleti Tarihi, C. II. Ed. Ekmeleddin İhsanoğlu, FAGŞ Yay. İstanbul, 1999, s. 418.

22 Ekrem Buğra Ekinci; Osmanlı Hukuku-Adalet ve Mülk, İstanbul 2008, s. 90.

23 Şer’iyye Sicilleri Mahiyeti, Toplu Kataloğu ve Seçme Hükümler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, C.1,

s. 20.

24 Mübahat S. Kütükoğlu; Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı

(17)

terimi olarak zikredilen anlamıdır. Halk dilinde ise hükmü içersin veya içermesin üst tarafta hâkimin imza ve mührünü taşıyan her belgeye hüccet denilegelmiştir. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan kayıtlar, bu son anlama göredir. 25

Ayrıca Hüccetlerde “şuhûdü’l-hal” ibaresi altında; şahitlerin isimleri yer almaktadır. Bu bir bakıma davanın umuma açık olduğu ve dolayısıyla tarafsız olarak görüldüğünün delili olarak kabul edilmektedir.26 Şuhûdü’l-hâl belgelerde çok sık karşılaşıldığı için önemi göz ardı edilemez. Nitekim bazı kaynaklarda dava şahitliği olarak değil de kurum olarak ele alındığı tespit edilmiştir.

Şuhûdü’l-hâl; Osmanlılarda mahkemelerin icraatları ve işleyişi ile yakından ilgili bir kurum idi. Bu kurumdaki görevliler ileri gelenlerden olup, özellikle fıkıh ve yargılama usüllerini bilenlerden seçilmiş 5 veya 6 kişi olup adaletin uygulanmasına varlıkları ile katkıda bulunurlardı. Bu kişiler yargılama işine kesinlikle karışmazlardı, sadece mahkemeyi takip ederlerdi. Kadı da, bilgi sahibi bu kişiler karşısında karar vermek zorunda olduğundan, davaya ilişkin delilleri dikkatli değerlendirmek ve doğru karar vermek mecburiyetindeydi.27

Şuhûdü’l-hâl olarak görev yapanlar zaman zaman emekli kadılar, kazaskerler, müderrisler, müftüler, görev yapmışlardır.28

İncelenen sicil defterinde ise XIX. yüzyıl sonunda “şuhûdü’l-hâl” ibaresi altında bulunan isimler göz önüne alındığında sadece isimler ve lakaplar olduğu tespit edilmiştir. Kazasker, müderris vb. ünvanlar bulunmamaktadır. Örn. İzzet Efendi bin Musa Efendi, Hacı Halil Efendi bin Celal Hasan bin Hafız Mehmed29

vb. Bu ise incelenen dönemin idarî olarak klasik dönemdeki şer’i mahkemelerin, eskiden sahip olduğu bir takım özelliklerini yitirdiğini göstermektedir.

Ma’rûzlar; Hukuki bir durumun tesbiti için, kadının hükmünü içermeyen, kadının üst icra makamlarına gönderdiği idari bir durumu arz dilekçesidir. 30

İlâmlar; Arapça “ilm” kökünden gelen “i’lâm”ın kelime anlamı, “bildirme, anlatma” demektir. Hukuk terimi olarak ise i’lâm, bir davanın mahkeme tarafından nasıl bir hükme bağlandığını gösteren belgeyi ifade etmektedir. Ancak, Osmanlı diplomatiğinde kadıların şer’î mahkemeye intikal eden bir davanın kararının onayını temin etmek için şeyhülislamlığa; veya herhangi bir konuda bilgi vermek için üst makamlara yazdıkları resmi yazılar için de i’lâm tabiri kullanılmıştır.31

25 Şer’iyye Sicilleri Mahiyeti, Toplu Kataloğu ve Seçme Hükümler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı yay,

C.1, s. 21. 26 M. S. Kütükoğlu; a.g.e, s. 358. 27 A. Saydam; a.g.e., s. 290. 28 A.Saydam; a.g.e., s. 290. 29 AŞS 35, vrk. 51-a.

30 Ahmed Akgündüz; a.g.m, s. 59. 31 M. S. Kütükoğlu; a.g.e, s. 345.

(18)

Tereke Defterleri; Şer’iyye sicil defterlerinde yer alan belge türlerinden farklı olarak diğer önemli belge türlerinden biri de terekelerdir. Nitekim, söz konusu olan XXXV no’lu AŞS defterinde sıkça “Yekûnü’t-tereke” ibaresine hemen hemen her varakda bulunmakta ve değerli bilgiler sunmaktadır. Vefat eden kişilerin vârislerine terk ettiği her türlü mal, eşya ve diğer servet kalemlerinin ayrıntılı dökümünü ve tereke toplamından çeşitli masraf ve harcamalar düşüldükten sonra kalan metrukâtın mirasçılar arasında İslâm Miras Hukuku’na göre taksimini içeren tereke defterleri, Osmanlı sosyal tarih araştırmalarında önemli bir kaynak serisini oluşturmaktadır. Tereke listeleri, kadı sicilleri içindeki en büyük alt belge gruplarından biridir. Tereke veya bir başka ifadeyle terike, ölen bir insanın gerisinde bıraktıklarıdır. Muhallefât ve metrûkât sözcükleri de terekeyle eşanlamlı olarak kullanılabilmektedir. Bu listeler kadı sicilleri arasında dağınık halde yer almaktadırlar. Yalnız İstanbul, Bursa, Edirne gibi büyük şehirlerde ayrı defterler şeklinde düzenlenmekteydiler.32

Tereke kayıtları, belirli koşullarda tutulmuştur. Bunların ilki ölen kişinin küçük yaşta çocuğunun kalması ve kadının bu çocuğun haklarını korumak amacıyla terekeye el koymasıdır. Bunun yanında ölen kişinin eşinin hamile olması, müteveffanın alacak-verecek işlerinin kadı tarafından takibinin zuhuru da tereke kaydının tutulmasında diğer koşullardandır.33

Terekeler biçim yönünden tekdüzedir. Önce vefat eden kişinin ismi varsa ünvanı vb., sakin olduğu mahalle veya köy, varsa eşi, çocukları ve diğer mirasçılarının isimlerinin belirtildiği kısa bir giriş vardır. Bu kimlik bilgileri geç dönem belgelerinde kişinin yaptığı iş vb. ekleme bilgilerle biraz daha ayrıntılandırılmıştır. Sonrasında kalan her türlü malının ve alacaklarının madde madde yazıldığı ve altlarına fiyatlarının biçildiği liste kaleme alınmıştır. En sonda kadılık makamının yaptığı paylaştırma hizmetinin karşılığı olarak resm-i kısmet gibi vergiler ve cenaze vb. masraflar belirtilip, kişinin toplam servetinden düşülerek kalan miktar mirasçılara bölüştürülmüştür. Bazen vefat eden kimsenin borçları olması veya vefat eden kimse malının belli bir kısmının hayır vb., işler için ayrılmasını istemesi halinde toplam servetten çıkarılarak yazılmıştır.34

Terekeler eşya ve mülklerin alt alta sıralanmasından ibaret gibi görünse de, vefat eden kişinin medeni haline, aile yapısına, yaşam standartlarına, tasarrufunda bulunan her türlü giyim ve ev eşyasına, özel uğraşlar ile ev, bağ, bahçe ve çiftlik gibi gayrimenkul mallara ve bunların tespit ediliminde değerlerine dair verdiği bilgiler ile maddi kültürün önemli bir kaynağını oluşturmaktadır. Yine bu defterler ilk zamanlarda ve bölgelerde servetin çeşitleri ve dağılımı,

32 Alpay Özbirlik; “Tereke Kayıtlarına Göre 17. Yüzyılın Ortalarında Manisa Ailesinin Sosyo-Ekonomik

Durumu”, Tarihin Peşinde Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, S.4, 2010, ss.25-52, s.26

33 Ömer Lütfi Barkan;“Edirne Askeri Kassamı’na Ait Tereke Defterleri(1545-1659)”, Belgeler, C. III. S. 5-6,

ss.1-79, Ankara 1966, s.2.

34 İlker Er;“Balıkesirli Tereke Sahipleri Hakkında Sosyo Kültürel Açıdan Bazı Değerlendirmeler (1670-1700)”,

(19)

taşra yaşamının niteliklerini, türlü üretim ve ticaret mallarının belirlenmesi bakımından önem arz etmektedir. 35

Aynı zamanda incelenen XXXV No’lu AŞS defteri incelendiğinde Tereke yazımı, miras davalarının açıklanmasından sonra kayda geçirildiği görülmektedir. Vefat eden kişinin yani murisin tereke dökümü incelendiğinde belirli bir sıra ile kayda geçmiştir. Tereke yazımında maddi değere sahip olan mal ve mülkler ilk sırada yer almışlardır. Bunlar arasında çoğunlukla bahçe, değirmen, mülk-i menzil, ahır, anbar ve buna benzer taşınmazlar yer almaktadır. İkinci sırada ise deve, kısrak, öküz, inek, tay, merkeb, davar, koyun gibi değeri yüksek hayvanlar yer almıştır. Hayvanların yaşı, cinsiyeti ve türüne göre bir değere sahip olmasından dolayı belli bir sıra izlenmiştir. Örneğin; maye deve, kırmızı tüylü deve, sagîr deve, hadim deve, koca öküz, inek, buzağılı inek, iki yaşında tay, dişi merkeb ve buna benzer şekilde belirli bir düzen içinde değerleri ile birlikte kaydedilmiştir. Üçüncü sırada ise tahıl ürünleri (örn. Hınta yani buğday, şair diğer bir adıyla arpa, kum darı vb.) yer almaktadır. Dördüncü sırada ise genellikle, gündelik yaşamda kullanılan ev eşyaları, ( minder, kilim, seccade, mesh, palto, çul, çuval) mutfak eşyaları (kazan, tabak, kaşık vb.) veya hırdavat olarak adlandırılan diğer araç ve gereçlerin isimleri değerleri ile birlikte belirtilmiştir. Terekenin verilen bu sırasını takiben, örnekler vererek ele alınmış ve bu sırayla kaydedilen mal ve mülklerin değerlerinin toplamı “yekûnü’t-tereke” ibaresi altında kaydedildiği görülmektedir.

“Yekûnü’t-tereke” ibaresinden sonra “Minhâ’l-ihrâcât” ibaresi yer almaktadır. Ve bu ibarenin alt kısmında ise mirası bırakan kişinin, yani mûrisin borçları veya giderlerinin değerleri guruş ile ifade edilmiştir. “Minhâ’l-ihrâcât” ibaresi altında yer alan “techîz ve tekfîn” ibaresi bulunmaktadır. Bu kısımda ise vefat eden kişinin borçları yer almaktadır. Bunlar çoğu zaman “deyn-i müsbit” ibaresiyle başlayan cümle ile ifade edilmiştir. (örn: deyn-i müsbit Ali bin Celal Ağa’ya vb.)

Mûrisin borçlarının olduğu kısım incelendiğinde; mehr borcu görülmektedir. Nitekim “mehr-i müeccel” ibaresi altında guruşla ifade edilmiştir. Mehr-i müeccel; nikâh sırasında miktarı şahitler huzurunda tespit edilirdi. Şayet tespit edilmemişse boşanma veya ölüm halinde ya

emsallerine göre ya da mirasçıların kendi aralarında belirleyecekleri miktar müeccel olarak terekeden düşülerek verilirdi.36

Tereke kaydının en sonunda ise; kalan paradan, vefat eden kişinin mirasçılarına bıraktığı hisseler yer almaktadır ve bu kısım “Sahhü’l-bâkî’t-taksîm beyne’l-verese” veya “Sahhü’l-bâkî” başlığı altında guruş olarak ifade edilmektedir.

35

A.Özbirlik; a.g.m., s.26.

36 Latife Kabaklı Çimen; Türk Töresinde Kadın ve Aile, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Nisan 2008 İstanbul,

(20)

İncelenen XXXV no’lu AŞS defterinde yer alan tereke kayıtları, bölgedeki tahıl ürünleri, hayvan çeşitlerini, kişilerin ailelerine bıraktığı miras değerleri hakkında detaylı bilgi vermektedir. Kaytlarda yer alan bu bilgiler Osmanlı hukuku, özellikle miras hukuku, ekonomisi, demografik yapısı ve Antalya bölgesinin sosyo-ekonomik yapısı hakkında önem arz etmektedir. Temel olarak XXXV No’lu AŞS defteri ışığında incelenen tereke kayıtları, bizlere 1309, 1310, 1311 tarihlerinde Antalya ve yöresinde kullanılan eşyalar, yörede bulunan kişilerin maddi durumu, sosyo-kültürel özellikleri ve söz konusu olan dönemde Osmanlı şer’i hukuk uygulanması hakkında ayrıntılı bilgiler sunmaktadır.

Ayrıca tereke sahiplerinin lakap veya ünvanı, nerede meskûn olduğu, mesleği, anne baba, eş veya eşleri, sosyal statüsü, aile yapısı, yaşam ve ekonomik standartları hakkında değerli bilgiler içermesi nedeniyle Tanzimat döneminden sonra meydana gelen değişiklikler ile birlikte şehir tarihi için de oldukça önemli veriler sunmaktadır.

Ayrıca son olarak hisse taksiminde vasî tayin edilen kişilerin isimleri verilmiştir. Bu vasî tayinini gösteren belgeye “Hüccet” denilmektedir. Şer’iyye sicil defterinde önemli bir yer tutmaktadır. Ve “Hüccet” denilen bu belge Tanzimat’tan sonra senet anlamında kullanılmasından dolayı “senedât-ı şer’iyye” denilmiştir.37

(21)

BİRİNCİ BÖLÜM

XXXV NO’LU ŞER’İYYE SİCİL DEFTERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

1.1.XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinin Özellikleri ve İçeriği Hakkında Değerlendirme

1.1.1.XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinin Şekilsel Özellikleri

Şer’iyye sicil defterleri; Osmanlı Devleti’nin, askeri, idari, ekonomik ve sosyal yapısı hakkında bilgi edinebileceğimiz birinci el kaynak özelliklerini taşımaktadırlar. Bu çalışmada incelenen ve Antalya’nın h.1309-1310-1311 yıllarına ait olan XXXV no’lu AŞS defteri sicil defterlerinin bu özelliklerini taşımaktadır.

XXXV No’lu Antalya şer’iyye sicil defteri 1998 yılında mikrofilm ile çekilmiş olup poz sayısı 158 dir. Mikrofilm numarası 4342 dir. Toplamda 103 varakdan oluşmuştur. 244 hüküm numaralandırılmıştır.

Çalışmanın kapsamına giren ilk varak okunamamaktadır. AŞS 35. varak 44.b tamamen silik çıkmıştır. Transkripsiyonda yanlış bir veri kullanmamak için değerlendirilmemiştir. 44. varak b dışında tüm varaklar okunaklı olup boş sayfa bulunmamaktadır.

“Teke Sancağı nâibi faziletlü Münib Efendi’nin zamanı siyasetlerinde nevahiye-i mahsûs ve vesâik-i şer’iyyenin sicil-i ? şehr-i Safer sene 31 ve fî 9 Eylül sene 306 (308)” ibaresi ile başlamıştır ilk varak olunur 1. numaralı hüküm ise “fî’l yevmü’s-isna’ ve’l ışrîn min şehr-i Ramazanü’l-şerîf li-senet-i ihda’ aşere ve selâse mi’eteyn ve’l elf”38

ve son varak “fi’l-yevmü’l-hâmis min şehr-i muharremü’l-harâm li-senet-i isna’ aşera ve selâse mie’ ve elf”39

olarak tarihlendirilmiştir. Genel tabir ile H. 1309-1310-1311 yıllarını kapsamaktadır.

Metin transkripsiyonunda yer alan mahalle, nâhiye isimlerinin doğru ifade edebilmesi için alfabetik şehir adları sözlüğü incelenerek teyit edilmiştir. Aynı zamanda kişi, hayvan, tahıl ve ev eşyaları da günümüzde kullanılan isimleri ile teyit edilerek ifade edilmiştir.

38 AŞS 35, vrk. 1-b.

(22)

1.1.2 XXXV. Numaralı Antalya Şer’iyye Sicil Defterinin İçerik Özelliği

Klasik dönemin aksine örf-i hukuk ve şer’i hukuk uygulamalarında Tazminat dönemi ve sonrasında pek çok değişiklik meydana gelmiştir. Tanzimat sonrasında nizmiye mahkemeleri adıyla yeni yargı kurumları kurulmuş ve devletin genel mahkemeleri aslî özelliklerini korumakla birlikte yapılan ıslahatlardan sınırlı da olsa etkilenmiş, yapılarında bazı değişiklikler gerçekleştirilmiştir.

Bu dönemde merkezi otoriteyi güçlendirme endişesiyle ilmiye sınıfının, bu arada kadıların yetkileri azaltılmaya çalışılmıştır. Öncelikle o zamana kadar daha çok istişâri görevleri bulunan şeyhülislamlığa yargı görevi de verilerek, şer’iyye mahkemeleri kazaskerlere değil ilmiye sınıfının başı olan ve artık kabineye de katılan şeylülislamlığa bağlanmıştır. Eskiden beri adlî yetkilerin yanı sıra sahip oldukları idari, mali ve beledî yetkileri daraltığı gibi şer’iyye mahkemelerinde görülen dava çeşitleri de daraltılmıştır. Bu da şer’i mahkemelerdeki belge çeşidini azaltmıştır.40

Fakat XXXV no’lu AŞS defteri aile hukuku, miras hukuku vb. pek çok konuda değerli veriler sunmuştur. Ayrıca daha önce belirtildiği üzere; söz konusu olan XXXV no’lu AŞS defteri, dönemin ekonomik ve demografik özelliklerini yansıtacak pek çok veri sunmaktadır. Her ne kadar Nizamiye mahkemeleri ile gerçekleşen değişiklikler ve h.1309, 1310, 1311- (M.1891,892) yılları arasında yargı teşkilatında meydana gelen değişiklikler, belge içeriğinin sadece miras ve aile hukuku ile sınırlandırılması şeklinde kendini göstermektedir. XXXV no’lu AŞS defterinde; marûz, ilâm, hüccet türünde belgeler olması dışında tereke kayıtları da geniş ölçüde bulunmaktadır.

Söz konusu olan XXXV No’lu Antalya şer’iyye sicil defterinde yer alan 15-b, 28-a, 29-a, 50-b, 52-50-b, 51-a, 53-50-b, 54-a, 55-a 55-50-b, 56-a, 62-a 73-50-b, 88-a 88-50-b, 89-a 89-50-b, 110-a, 110-50-b, 104-a, 217-b numaralı varaklar miras hakkındadır ve genellikle “Şuhûdü’l-hâl” ibaresi bulunduğu için şahitlerin yer aldığı açık davaların olduğu anlaşılmaktadır.

Genel olarak miras işlemlerinin kaydedildiği, özellikle mûrisin tereke taksiminin ve vasî tayinini içeren belgeler yoğunluktadır. Varakların neredeyse hepsinde tereke kayıtlarının bulunması dikkat çekicidir.

Tereke kayıtları genel itibariyle belli bir düzen ve sıra ile kaydedilmiştir. Murîsin ederde en değerli mal ve mülkünden başlanarak terekeye işlenmiştir.41

Bu özelliğine bakıldığında; fiyatların genel seyri, dönemin iktisadi yöndeki değer oranındaki değişiklikler görülebilmektedir. XXXV No’lu AŞS defterinde bulunan, tereke dökümünün yer aldığı kısımdan sonra masraf veya borç olarak tasvir edilen murîsin bıraktığı giderler bulunmaktadır. Bu borçlardan en önemlisi

40

Ekrem Buğra Ekinci; “Tanzimat Devri Osmanlı Mahkemeleri, Türkler, C.13, ss.764-773, Ed.H.C.Güzel-K.Çiçek-S.Koca, YTY, Ankara, 2002, s.773.

(23)

mehr denilen vefat eden kişinin eşine, ölüm veya boşanma durumunda ödemek zorunda olduğu borçtur. İncelenen XXXV No’lu AŞS defterinde mehr borçlarınn miktarları arasında pek fazla fark bulunmamakla birlikte, genel olarak 101 kuruş olarak belirlenmiştir.

Yine terekenin giderler kısmı incelendiğinde “Techîz tekfîn ve mesârifat”42 ibaresi altında kuruş olarak belirtilen bir tutar bulunmaktadır. Bu vefat eden tereke sahibinin cenaze işlemlerini gerçekleştiren kişi veya kuruma olan borcu olarak nitelendirilebilir. Nitekim “Techîz ve tekfîn” in sözlük anlamı bu nitelendirmeye uygundur.

Yine terekelerin borç kısmında; “Resm-i kısmet” ibaresi yer almaktır. Bu da tereke işlemini gerçekleştiren yani tereke taksimini yapan memura işlem harcı olarak ödenmesi gereken tutarı ifade etmektedir.

Ayrıca gider bölümünde, “dellâliye-i eşya-ı mübî’e” olarak belirtilen borç tutarı bulunmaktadır. Bu ibare altında verilen miktar, tereke toplam değerinden düşülerek mahkeme görevlileri, emvâl-i eytâm müdürü veya emvâl-i eytâm müdürü vekîli olarak isimlendirilen görevlilere taksim edilmiştir.

1.2.XXXV. No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defteri Kayıtlarına Göre H.1309-1311 M.189 1892) Tarihlerinde Antalya

1.2.1. Tarihsel Süreç İçerisinde Antalya

Antalya, Anadolu’nun güneyinde kendi ismini taşıyan körfezin kuzey-doğu ucunda kurulmuş olan bir şehirdir.43

“M.Ö. 158 yılında Bergama hükümdarı II. Attalos Fladelfs (M.Ö. 159-138) tarafından kurulmuştur. Adını kurucusundan alan ve Antik çağlarda Attaleai adı ile anılan şehir”44, Eski eserlerde “Attaleia”, Avrupa dilinde “Adalia”45

, “Satalia”46, Türk eserlerinde ise “Adalya” ismi ile anılmaktadır. 47

Antik kaynaklara göre; Antalya ve çevresinin insanlık tarihi M.Ö. 5-6 bin yıl önceye kadar

gitmektedir. 48

Doğal limanlara sahip olmasından dolayı çevresindeki yerleşim yerlerinden daha hızlı gelişen Antalya, Roma imparatorluğu yönetimi sırasında korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 79 yılında korsanların şehirden kovulmasının ardından, Antalya’da Roma egemenliği dönemi tam olarak

42

AŞS 35, vrk. 70-b.

43 B.Darkot; “Antalya” , İA., C.I. MEB Yay., İstanbul, 1978, ss.459-462, s.459.

44 A.Latif Armağan; “XVI. Yüzyılda Antalya”, Son Bin Yılda Antalya Sempozyumu 18-19 Aralık 2003, Yay.

Haz. Necdet Ekinci-Hatice Akın, Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Antalya, 2006, ss. 95-101, s.98.

45 B.Darkot; a.g.m. s.459.

46 Muharrem Kesik; “ Antalya’ya Yapılan İlk Akınlar ve Şehrin Selçuklu Hakimiyeti Altına Girmesi”, Son Bin

Yılda Antalya Sempozyumu 18-19 Aralık 2003, Yay. Haz. Necdet Ekinci-Hatice Akın, Atatürk İlkeleri ve

İnkılâp Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Antalya, 2006, s.1.

47 B.Darkot; a.g.m., s.459.

(24)

başlamıştır. Antalya M.S. 43 yılında Roma eyaletleri arasına katıldıktan sonra ve Bizans döneminde de şehrin önemi artarak, Akdeniz’in en hareketli ticaret limanı haline gelmiştir. 49

Antalya şehri tarihi süreç içerisinde bulunduğu coğrafi konum nedeniyle Akdeniz’in doğu kesimine hâkim olan ve ya olmak isteyen yöneticilerin dikkatini çekmiştir. Çünkü Akdeniz coğrafyasına sahip olmak demek hem adalara hem de Anadolu coğrafyasının Akdeniz kıyısında bulunan yerleşim birimlerine sahip olmayı gerekli kılmaktadır.50

Bizans döneminde Antalya’nın önemi artmış ve kent, Akdeniz havzasında önemli bir ticaret limanı haline gelmiştir. Bu nedenle Müslümanların ilk yayılış döneminde Müslüman akıncıların saldırılarına uğramış ve Halife Mütevekkil tarafından kent ele geçirilmiştir. XI. yüzyıl sonlarında ise tüm Anadolu bölgesinin Türkler tarafından fethedilmesi ile birlikte Antalya, tamamen Türklerin eline geçmiştir. Fakat çok geçmeden Alexis Kommen tarafından 1103 tarihinde geri alınmıştır.51

Antalya, Selçukluların merkezi olan Konya ve Anadolu’nun güney yönündeki çıkış noktası olup, aynı zamanda Mısır ile yapılan ticarette önemli bir merkezdi. Bu nedenle Selçuklu Türkleri, uzun süre akınlar yaparak Antalya ve yöresini tanımış ve üs kurmayı gerekli görmüşlerdir.52

Anadolu’ya açılan bir kapı olan Akdeniz kıyısında bulunan Antalya limanı, Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Türklerin eline geçmiş ve Kıbrıs ile Rodos’un karşısında bulunan Antalya Limanı dışındaki kıyılar kısa süre içinde Türkleşmiştir.53

Alaaddin Keykubat döneminde Alaiye’nin alınması ile bölgenin ticari güvenliği daha da artığı için ticaret yolları da artmıştır. Bu dönemde Anadolu’da yapılan ticaretin en önemli yolu Antalya ve yöresinden geçmekteydi. Antalya ve Alaiye limanlarından gelen birinci yol Aksaray, Kayseri, Sivas, Erzincan ve Erzurum üzerinden İran’a uzanmaktaydı. İkinci yol ise Antalya ve Alaiye limanlarından gelip Konya’dan kuzeye doğru Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Sinop üzerinden Kırım’a ulaşmaktaydı. Üçüncü yol yine Antalya-Alaiye limanlarından başlayarak Isparta, Denizli ve İzmir yönüne doğru gitmekteydi. 54

Antalya Selçuklular döneminde, bilhassa Alaadin Keykubat döneminde Anadolu’nun en önemli siyasî ve iktisadî merkezlerinden biri iken bu durum daha sonra değişmiştir.55

Osmanlı hâkimiyetine girinceye kadar Bergama, Roma, Bizans, Anadolu Selçukluları, Kıbrıs ve Hamid

49 Hasan Moğol, 19. Yüzyılın Başlarında Antalya, 1.Bs. , Mehter Yayınları, Ankara 1991, s.17. 50

Haldun Eroğlu; “Şehzade Sancağı Antalya”, Son Bin Yılda Antalya Sempozyumu 18-19 Aralık 2003, Yay. Haz. Necdet Ekinci-Hatice Akın, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Antalya, 2006, ss. 15-25, s.16.

51 B. Darkot, a.g.m., s. 460.

52 Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, 2. Bs., Çev. Erol Üyepazarcı, TV Yay., İstanbul, 2000, s.65. 53

C. Cahen; a.g.e, s.134.

54 Mustafa Akdağ;,Türkiyenin İktisadi ve İçtimai Tarihi, C. I , Cem Yayınları İstanbul 1995, s.30. 55 M.Akdağ; a.g.e., C. I., s.100.

(25)

Oğulları’nın Antalya kolu olan Teke Oğulları’nın hâkimiyeti altında kalan Antalya 1390 tarihinde Osmanlı Devleti’nin eline geçmiştir.56

Fakat Yıldırım Beyazıt döneminde Antalya üstünlüğünü Bursa çevresi ve Ege bölgesine kaptırmıştır.57

Anadolu’da Selçuklu hâkimiyetinin Moğol baskısı ile son bulmasından sonra Antalya’da Hamidoğulları beyliğinin hâkimiyeti başlamıştır.58

XIII. yüzyıl sonlarında Göller Bölgesi’nde Hamidoğulları Beyliğini kuran İlyas Bey’in oğlu Dündar Bey 1301 yılında Antalya’yı ele geçirip burayı kardeşi Yunus Bey yönetimine vermiştir. Yunus Bey’in idaresi altındaki kola Tekeoğulları denilmektedir. Türkiye Selçukluları döneminde bölgeye Teke Türkleri yerleştirilmiştir.59

Antalya yöresine Osmanlı döneminde “Teke Sancağı” olarak adlandırılması bu sebepten olabilir. Teke oğulları döneminde Antalya ve çevresi bir ara Kıbrıslıların eline geçtiyse Mehmed Bey veya Teke Bey geri almıştır.60

Tekeoğulları hâkimiyetinde Osman Çelebi’nin oğlu Mustafa Bey’in elinde olan Antalya, Yıldırım Beyazıt tarafından alınarak Osmanlı topraklarına katılmıştır. Yıldırım Beyazıt, Antalya muhafızlığına Firuz Bey’i atamıştır. Osmanlı yönetiminde Antalya aynı zamanda şehzade sancaklarına dâhil edilmiştir.61

Nitekim Sultan Korkut, 1502’den 1511 yılına kadar tam olarak sekiz yıl boyunca Antalya valiliği yapmıştır.

Bu bölge, Osmanlı idaresi altında iken 1511 yılında ortaya çıkan Şahkulu İsyanı, XVI. yüzyılda suhte ayaklanmaları ve Kör Bey isyanı dışında hiç önemli bir olayla karşılaşmamıştır. Bu isyan veya ayaklanmalar sonucunda yeni fethedilen Modon, Koron gibi adalara sürgünler olmuştur.62

Yine Osmanlı yönetimi sırasında yaşanan isyanlardan biri de 19. yüzyılda gerçekleşen Tekelioğlu Hacı Ahmet Ağa’nın oğlu İbrahim Bey isyanıdır. Tekelioğlu İbrahim Bey bu dönemde yarı bağımsız hareket eden ayanlardan biri olup, isyanı Osmanlı Devleti’nin sarsılan idari otoritesini sağlamaya çalıştığı döneme rastlamıştır. 63

Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile başlayan idari düzenleme sonucunda Teke Sancağı, Karaman eyaletine bağlanmıştır. 1865/1281 tarihinde çıkarılan Vilayet Nizamnamesi ile Konya vilayetine bağlanmıştır.64

56 Abdülatif Armağan; “Antalya’ya Yapılan İlk Akınlar ve Şehrin Selçuklu Hâkimiyeti Altına Girmesi”, Son Bin

Yılda Antalya Sempozyumu 18-19 Aralık 2003, Yay. Haz. Necdet Ekinci-Hatice Akın, Atatürk İlkeleri ve

İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayını, Antalya, 2006, ss.97-115, s.99.

57 M.Akdağ; a.g.e., C. I. , s. 100. 58 B. Darkot; a.g.m, s. 459. 59

B. Darkot; a.g.e. 460.

60

Behset Karaca;“Osmanlı Dönemi Antalyası”, Dünden Bugüne Antalya, C.I, T.C. Antalya Valiliği İl Kültür ve Turizm Yayınları, 2012, ss. 103-141, s.103.

61 Yaşar Yücel- Ali Sevim; Türkiye Tarihi , C.II, TTK Yay., Ankara 1990, s.45. 62 B. Karaca; a.g.m., s.104.

63

Fahrettin Tızlak; “Tekelioğlu İsyanı”, XIII Türk Tarih Kongresi, (4-8 Ekim 1999), C.III., ss.237-254, TTK Yay., Ankara 2002, s.240.

(26)

1.2.2. Antalya’da İdarî Teşkilat

Osmanlı Devleti’nde taşra idaresi, aşağıdan yukarıya köy (karye), nahiye, kaza, sancak ve

eyalet şelinde teşkilatlanmıştı. Kendisine bağlı köyler ile birlikte nâhiyelerin birleşmesi ile kazalar oluşmuştur. Kazaların birleşmesi ile sancaklar ve sancakların birleşmesinden ise eyaletler meydana gelmiştir. İdarî teşkilatta en fazla yere sahip birimler kaza ve sancaklardır. Kazalarda yönetici sınıf olarak kadı, subaşı ve alaybeyi bulunurdu.65

XVI. yüzyılda Teke Sancağı askerî ve idarî bakımdan Antalya, İstanos, Kürt, İğdir, Muslu, Karahisar-ı Teke, Bağovası, Mükerrem Gömü, Elmalu, Kaş nâhiyeleri adı ile 11 nâhiyeye, Kaza-i Kaza-idarî bakımdan; Antalya, Elmalu, Kaş, Kalkanlu, ve KarahKaza-isar-ı Teke Kazaları adı altında 5 kaza bölgesine ayrılmaktaydı.66

Teke sancağı 1700-1740 yılları arasında Anadolu Eyaletine bağlı bir sancak olarak kaydedilmiştir. 67

Tanzimat döneminde idarî alanda yapılan değişikliklerle birlikte bölge “Teke sancağının idarî olarak bağlı olduğu birime dair ilk değişikliğin 1847 yılında olduğu ve bu tarihten sonra Karaman Eyaletine bağlı bağlandığı saptanmıştır.”68

1871 yılında çıkarılan “İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi” ile birlikte ilk kez idari birim olarak getirilmiş olan nahiye teşkilatlanması, kaza sınırları içerisindeki köy ve çiftliklerin yakınlıkları ve ilişkileri dikkate alınarak düzenleme yapılmıştır. 69

1309-1310-1311 (1891-1892) yıllarına arasında da, Antalya’nın idari yapısı ile ilgili bilgiler çalışmanın esas temeli olan XXXV No’lu Antalya Şer’iyye sicil defteri çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Nitekim, incelenen şer’iyye sicili defterinde “Teke Sancağı nâibi faziletlü Münib Efendi’nin zamanı siyasetlerinde nevahiye-i mahsûs ve vesâik-i şer’iyyenin sicil-i ? şehr-i Safer sene 31 ve fî 9 Eylül sene 306 (308)70” yer alan ilk cümle ile belirtilen tarihte Teke Sancağı’nın yine sancak olarak kaldığı ve naib tarafından idare edildiği anlaşılmaktadır.

Deftere göre, Teke Sancağı’na bağlı nâhiyeler ise İstanos, İğdir maa Kardıç, Kızılkaya, Bucak, Millu, Serik, Beşkonak, Gebiz olarak belirlenmiştir.

65Y.Halaçoğlu; a.g.e, s.83.

66 Abdüllatif Armağan; “XVI. Yüzyılda Teke Sancağı’nın Yönetimi” , Ankara Üniversitesi DTCF Türkoloji

Dergisi, C. 18, Ankara 2011, ss.273-293, s.275.

67 Ayrıntılı bilgi için bkz. Orhan Kılıç; “XVII. Yüzyılın İlk Yarısında Osmanlı Devleti’nin Eyalet ve Sancak

Teşkilatlanması” Osmanlı, C.6, ss.89-110, Ed.Kemal Çiçek-Cem Oğuz, YTY, Ankara, 1999, s.89.

68

Aydın Beden; 1854-1859 Tarihleri Arasında Antalya (8 No’lu Antalya Şer’iyye Sicilleri Defterine Göre), Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Antalya, 2004, s.36. - Seda Tan; 17 No’lu Antalya Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi

1297-1300 (M.1879-1883), Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı

Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, C. I. , Antalya, 2010, s.18.

69

Musa Çadırcı; Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, TTK Yay. Ankara 1991, s.253.

(27)

Tablo 1.1. XXXV. No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinde Bulunan Köy ve Mahalle İsimleri

Nahiye

Köy

Mahalle Adı

İstanos Yalınlı(yı) kebîr71 _

İstanos Yağcı _

İstanos Çıvgalar _

İstanos Ali Fahreddin-i Sagîr _

İstanos Ali Fahreddin-i Kebîr _

İstanos Yelten _ İstanos Garibce _ İstanos Çaykenarı _ İstanos İstanos Yazır _ İstanos _ Dağlı İstanos Avdan _ İstanos Sülekler _ İstanos Kışla _ İstanos Akilise _ İstanos Sekürlü _

İstanos Karataş Kirişçiler

İstanos İnhat _

İstanos Karkın _

İstanos Varsak _

İstanos Kara Kuyu _

İstanos Zivind _

İstanos Kemerağzı _

İstanos Mirahor _

İstanos Yelten _

İgdir Ma’a Kardıç Kuzca _

İğdir Maa Kardıç Kara Avdan _

İğdir Maa Kardıç Yazı _

(28)

Nahiye

Köy

Mahalle Adı

İğdir Maa Kardıç Çayiçi _

İğdir Maa Kardıç Sarı Kavak 189 _

İğdir Maa Kardıç Savrın _

Kızılkaya ? _ Kızılkaya Pazarönü _ Kızılkaya Kovanlık _ Kızılkaya ? _ Kızılkaya Kızılcaağaç _ Kızılkaya Ilıca _ Kızılkaya Karaveliler _ Kızılkaya

Kızılkaya _ Millu Dağ

Kızılkaya Badem Ağacı _

Kızılkaya Uğurlu Köy _

Kızılkaya Uğurlu _

Kızılkaya Serik _

Kızılkaya Karabekar _

Kızılkaya Keşirler72

Kızılkaya Millu Dağ

Kızılkaya ? _

Kızılkaya Gözköy _

Kızılkaya Kozköy _

Kızılkaya

Kızılkaya Badem Ağacı _

Kızılkaya Avdan Pazarı 73

Kızılkaya Aşağı Oba _

Bucak _ Kemiklik

Bucak _ Çukur

Bucak ? _

Bucak _ Alaaddin

Bucak _ Karaayvatlar

Bucak _ Hoca Şerif

(29)

Nahiye

Köy

Mahalle Adı

Bucak _ Camii Şerif

Bucak Duru _ Bucak _ ? Bucak Keklik _ Bucak _ Yörükler Bucak Çavuşlar _ Bucak Dere _

İğdir Maa Kardıç Kerhamid _

İğdir Maa Kardıç Kemer _

İgdir Maa Kardıç Savrın _

İğdir Maa Kardıç Tekfurova _

İğdir Maa Kardıç Gölcük _

İğdir Maa Kardıç Derekenarı _

İğdir Maa Kardıç Kemer _

İğdir Maa Kardıç Belek _

İğdir Maa Kardıç Kavak _

İğdir Maa Kardıç Sarı Kavak Eğri Kapı

İğdir Maa Kardıç Gökçek _

İğdir Maa Kardıç Gürhi 216. nunmara

İğdir 214 Karacaören _

Millu ?

Millu _ Kızıllu

Millu ?? _

Millu Koca Aliler _

Millu Kara Öz _ Millu Kaya _ Serik Serik ?? _ Serik Berendi _ Serik _ Eskiyörük

Serik Seyid Ahmet -

Serik Kara Çukur

Serik Abdurahmanlar _

(30)

Serik İstavroz _

Serik Nebiler _

Serik Örendi Demirci Kara

Serik Boğazak _

Serik Karıncalı Sülekli

Serik ?167 _

Serik Gebiz Kırbaş

Serik Yanköy _

Serik _ Hacı Nasuh

Serik Kumköy _

Serik _ Seyid Ahmetli

Beşkonak ? _

Beşkonak Bozyaka _

Beşkonak Karabük _

Gebiz _ Çatallı

Tablo 2.1.’de ifade edilen nâhiye, köy (karye) ve mahalle isimleri, sadece XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicilinde bulunan yer isimleri olduğu için doğal olarak incelenen dönemin idari yapısı hakkında kısıtlı bilgi sunmaktadır. Bu nedenle daha önce incelenmiş olan IX. No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defteri’nden Antalya (Teke) sancağına bağlı kazaları öğrenmek mümkündür. Bu kazalar şunlardır: Ahatlı, Koyunlar, Cihadiye, Hatipler, Kurşunlu, Hurma, Yağca, Çamyuva, Aslanbucak, Çığlık74

, Elmalu, Finike, Germiği, Kaş75, Kalkan’dır.76

Yine XXXV. No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinde bulunmayan, Antalya Sancağı’ndaki mahalle isimleri ise şunlardır: Cami-i Atik, Tuzcular, Çullah Kara, Hacı Balaban, Hatib Süleyman, Mecdeddin, Karu Çalı, Aşık Doğan, Timurcu Süleyman, Arap Mescidi, Şeyh Şüceüddin, Araban, Kızılharim, Çavuşbahçesi, Baba Doğan, Makbul Ağa, Takyeci Mustafa, Uncalu, Zetun, Alaylu, Çolak Kara, Yüksek Alan, Karadayı, Hassbalaban, Karakuyu, Değirmençzü, ,İskele, İskender Çelebi, Kesik Minere, Parekende-i Zimmiyan, Çit Zimmî, Karaçello, Barban Çadırı, Parekende-i Zimmiyan Makbule77

74Aydın Beden; a.g.e., s.37. 75

Güven Dinç; 9 Nolu, Antalya Şer’iyye Sicil Defterine Göre 1853- 1859 Yılları Arasında Antalya Şehrinin

İdari ve Sosyo-Ekonomik Durumu, Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı

Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Antalya 2005, s.22

76 Erdal Taşbaş; 15 No’lu Antalya Şer’iyye Sicili Defterine Göre 1866-1867 Yılları Arasında Antalya

Şehrinin İdari ve Sosyo-Ekonomik Durumu, Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana

Bilim Dalı YayınlanmamışYüksek Lisans Tezi, Antalya s.22.

(31)

1.2.2.1. Antalya’nın İdarî Yapısında Yörük Aşiretleri

Osmanlı toplumunu oluşturan önemli unsurlardan birisi de konar-göçer topluluklardır.

Konar-göçer olarak nitelendirilen yörükler genellikle aşiret olarak zikredilmektedir.78 Teke Sancağı, Yörüklerin sıklıkla bulunduğu sancaklardan birisidir. Sancağa tabi kaydedilen Yörüklerin çoğunluğu cemaatler halinde kaydedilmiştir. Bazı cemaatleri “bölük ve tir” gibi daha alt guruplara ayrılarak teşkilatlandığı görülmektedir. Cemaatler halinde kaydedilen Yörüklerin yanında köylerde yerleşen gruplarda görülmüştür.79

Çalışmanın temel kaynağı olan XXXV No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinde sık karşılaşılan yörük aşiretlerinin ve ikamet ettikleri yerlerin isimleri verilmiştir. Fakat belli bir bölgede değil dağınık olarak ikamet ettikleri tespit edilmiştir. Osmanlı idarî yapısında Anadolu Eyaleti’nde özellikle Teke, Menteşe, Hamid sancaklarında konar-göçer diğer bir deyişle yörük nüfusunun yoğun olduğu bilinmektedir. İncelenen Şer’iyye Sicil Defterinde kayıtlı olan yörük aşiretlerinin isimleri şunlardır; Tekeci, Sarı Keçili, Honamlı, Hayme Nişin Hatibli, Yeni Osmanlı, Kömürcüler, Eski Yörük, Hacılı, Kara Hacılı, Koca Hacılı, Saçı Karalı’dır.

Osmanlı Devleti’nde XVII. yüzyıl sonlarına kadar konar-göçerlerin yerleşik yaşama geçmeleri konusunda bir çaba gösterilmemiştir. Bu tarihten sonra devlet zaman zaman iskân politikaları izlemeye başlamıştır. Fakat konar-göçerlerin (yörük) yerleşik yaşama uyum sağlamaları yavaş olmuş ve yüzyıllar sürmüştür. Anadolu yaylalarının göçebeliğe uygun olması, bu konar-göçer grupların sürekli hareketli halde olmaları, güçlü bir aşiret ruhunun davranışlarını yönlendirmesi ve devlet düzeniyle aralarındaki çelişkiler toprağa yerleşmeyi geciktiren etkenler olarak görebilmektedir. Bu gurupların yerleşik yaşama geçtikten sonra da bir takım gelenek, görenek alışkanlıklarını sürdürdükleri bilinmektedir.80

78 Behset Karaca; “XV. ve XVI. Asırlarda Teke Sancağı’ndaki Yörüklerin Sosyal ve Ekonomik Durumu” Son Bin

Yılda Antalya Sempozyumu 18-19 Aralık 2003, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama

Merkezi Yay., Antalya 2006, ss.75-95, s.76.

79Serkan Sarı; XV-XVI. Yüzyıllarda Menteşe, Hamid ve Teke Sancağı Yörükleri, Süleyman Demirel

Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Isparta, 2008, s.361.

(32)

Tablo 1.2. XXXV Numarılı Antalya Şer’iyye Siciline Göre 1309-1310-1311 Yıllarında Arasında Antalya Yöresinde İkamet Eden Yörük Aşiretleri ve İkamet Ettikleri Mahaller

Aşiretin Adı

Nâhiye ve Kaza Köy ve Mahalle

Tekeci Bucak _81

Sarıkeçili İstanos Dağlı82

Sarıkeçili İstanos Çaykenarı83

Sarıkeçili Serik Basan84

Sarıkeçili İstanos Yazır85

Sarıkeçili İstanos Zivind86

Honamlı İğdir Maa Kardıç Yazı87

Hayme Nişin Hatibli İğdir Maa Kardıç Sarı Kavak88

Hayme Nişin Bulacalı İğdir Maa Kardıç Savrın89

Yeni Osmanlı İstanos / Akkilise Kirişçiler90

Yeni Osmanlı İstanos /Karataş Kirişçiler91

Kömürcüler İstanos / Karkın _92

Eski Yörük Serik Seyid Ahmed93

Eski Yörük Serik Köseler94

Eski Yörük Serik Çukur95

Eski Yörük Serik Kovanlı96

Hacılı Serik / Karıncalı _97

Karahacılı Serik _98

Saçıkaralı Serik Hoca Nasuh99

81 AŞS 35, vrk.37. 82 AŞS 35, vrk.69. 83 AŞS 35, vrk.70. 84 AŞS 35, vrk. 91. 85 AŞS. 35., vrk. 149. 86 AŞS 35. vrk. 193. 87 AŞS 35, vrk. 98. 88 AŞS 35. vrk. 190. 89 AŞS 35. vrk.191 90 AŞS 35, vrk. 137.

91AŞS 35, vrk. 140 bkz. Karataş karyesi hududu dâhilinde meskûn Yeni Osmanlı aşiretinin Kirişçiler

mahallesinde.. vrk. 137. de Akkilise Karyesi hududu dahilinde Kirişçiler mahallesinde.

92 AŞS 35, vrk-142. 93 AŞS 35, vrk-153. 94 AŞS 35, vrk-167. 95 AŞS. 35, vrk-204. 96AŞS. 35, vrk-212 97 AŞS. 35, vrk- 155. 98 AŞS. 35, vrk- 166.

Şekil

Tablo 1.1. XXXV. No’lu Antalya Şer’iyye Sicil Defterinde Bulunan Köy ve Mahalle  İsimleri
Tablo  1.2.  XXXV  Numarılı  Antalya  Şer’iyye  Siciline  Göre  1309-1310-1311  Yıllarında  Arasında Antalya Yöresinde İkamet Eden Yörük Aşiretleri ve İkamet Ettikleri Mahaller
Tablo 2.1. 1891-1892  Yılları Arasında Antalya’da Yetiştirilen Büyükbaş Hayvan Türleri
Tablo 2.3. 1891-1892 Yılları Arasında Antalya’da Üretilen Tahıl Ürünleri Ve Fiyatları 156
+2

Referanslar

Benzer Belgeler

takımında iken vefât ettiği veresesi tarafından verilen arzuhalde ifade olunan Aşir oğlu Mehmed bin Osman bin Mehmed’in ber-vech-i âtî vârisi olduklarını iddia iden

tahammülü olduğu sûretde tahammülü mikdârı bedel-i iltizâmına zam ile irsâline bezl ve sa‘y ve makderet eylemek fermânım olmağın zabtını hâvî işbu emr-i

mefahir-il kuzat vel hükkam meadin-ül fezail-ül vel kelam anadolunun orta kolu nihayetine değin vaki’ kazaların kadıları ve naibleri zidet fazlühüm ve

Medine-i Antalya muzâf İstanos Nâhiyesi kurâsından Çuğalar Karyesi ahâlîsinden işbu merbût-ı arzuhal mezkûrü’l-esâmî Hasan Ali bin el-Hâcc Mehmed nâm

Ağa’nın müteveffâ-yı merkûm Ahmed Ağa terekesinden olarak müvekkilim İbrâhim Efendi’nin vesâyetiyle(8)’aleyhinde bi’l-vekâle alacak da’vâsından dolayı mahkeme- i

Atina Kazâsı’nın Hemşin Nahiyesi’ne tabi Tezina Karyesi ahâlîsinden Hacıosmanoğlu Ömer Ağa ibn-i Hacı Osman (م) Tevfik Efendi mahzarında ikrâr-ı tam ve takrîr-i kelâm

Rastlanılan mezra isimleri, Büyük Burç, Batlaniye, Hassa, Kürd, Selevbuh, Türkmen, Yakuka ( Yakutiye) dır. Özellikle müsadere edilmiş topraklarla ilgili kayıtlara

Mahrûse- i Amasya mahallatından Hatuniyye mahallesi sakinlerinden Sette binti Mehmed Beğ nam hatunun tarafından husûs-ı ati’z-zikre vekîl olub vekâlet-i mezbûre