Gördüklerim, duyduklarım
Kurt Ali beyin bir kurtluğu
Bir yazımda daha bahsettiğim, Üs küdar Bedevi tekkesi postntşini şeyh Halimin oğlu, eski adliye müstaııtikle- rinden, gayet neşeli ve ehli keyifler den Sadık efendi merhum, Üsküdarlı Kurt Ali beyi ve menkıbelerini anla tıp dururdu.
Şimdi bunlardan birini ¡size nakle deceğim. Fakat önce Ali beyi tanıta yım : Yaşı 40, 45 kadar. Kara kaş, ka ra bıyık; ense kelle, boy bos, yani ya kışıklılık yerinde. Kıyafet oldukça omuzdaşvari.
Vapur dumanı renkte sıfır numa ra fes, şakaklarda perçem, alında kâhkül. Üstünde kolalı gömlek, yanar döner kravat, siyah setre pantalon, nohudî kadife yelek, aralıktan görü len yün kuşak; altta sivri burun, yu murta ökçe kunduralar.
Hal ve tavırları da afice: Daima ciddî, hiç kahkaha yok, gülme nadir, tebessüm ender. Lâ fı kıt; hep göz, kaş, yüz, el ifadeleri.
(Evet) mi diyecek, iki gözü kırpma; (hayır) mı diyecek, kaşları kaldırma. Bir şeyi iyi mi buldu, beş parmağının ucunu bir araya getirme; kötü mü gördü, ağzmı bir yana bükme... Son ra, boyuna altı kol İskambildeki işa retler: Sakallı demek istiyorsa sağa sola çene oynatış, kadınsa diliyle avurdunu şişiriş; delikanlıya omuzu nun birini indirip kaldırış. Zırva şe ye, küçük kozdan kinaye, (kü!) yü ; fıslayış.
Bir zamanlar tulumba sandığiyle takım açmışlardan, kurt dingili git- mlşlerdenmiş. Otuzunu aştıktan son ra evlenmiş ve uslanmış.
Dokuzuncu Üsküdar belediye daire si muhasebe kalemine 300 kuruş maaşla devam eder, Toptaşmda ba badan kalma evinde otururmuş.
Her akşam daireden dönünce gece liğini giyip yazın ipek Şam hırkasını, kışın gene (peder mande) samur kür künü sırtlar sırtlamaz meşhur tur şucuya bitişik Çardaklı kahvenin mihmanı.
Kurt lâkabiyle anılması boşuna de ğil. Bütün mahallenin, civarın akıl hocası, âdeta kâhyası o. Bilekliliği, babayiğitliği de yaman. Gözü kızdı mı, yanında tırnak çakısı, topluiğne yokken, bir iki (hot, m öt!), birkaç tokatla, burun bile kanatmadan, or talığı dağıttı gitti.
Bir yaz günü, cuma sabahı, âdeti üzere Top taşındaki Çardaklı kahve de nargilesini içerken, sarıklı, fesli, sakallı, bıyıklı sekiz on kişi kapıdan Veri dalıyor: Öbür mahallenin ha tırlı ağa babaln, bey amcaları, efendi biraderleri...
(Esselâmüaleyküm evlât!.. Merha ba Ali bey oğlumuz!.. Sabah şerifler hayır olsun ağabeyclğim!) diyerek çöküyorlar karşısına:
— Dinin aşkuıa bizleri dertten, ce hennem azabından kurtar!.
îkl hafta kadar evvel sokaklarında, ebe Şahende hanıma kapı karşı aşı boyalı eve uygunsuz takımdan bir kocakariyle iki kızı taşınmış. Her ge ce zamparalarla utlar, şarkılar gırla gidiyormuş. Karakol komiserine çıt latmışlar: (İcabına bakarız) demiş amma hiç oralı değil; muhakkak yos malarla dalaveresi var... Cahil genç lerimizin yüzleri, gözleri açılacak. Aman tosun şu facirelerin mahalle mizden defolmalarına bir çare bul!.
Ali bey fesini öne yıkıp, parmak lan bıyıklarında düşünürken kaytan bıyıklılar da araya karışıyor:
— Vallahi sümme billahi aksataları tıkırında bey ağabeyciğim. Yatsıdan sonra kimi vakit mekiği çift tek, kimi vakit tek çift atarak, tezgâhla sözüm yabana bez dokumak, (bu gece bo şuz, değiliz) 1er onlarda. Akşam ka ranlığında yukanki cumbadan tire ile lâstik bebek sarkıtmak, fasafiso- larım çevirmek onlarda. Kafesin dı şına yarım kalıp sabun koyup o gün hamama gittiklerini, tertemizliklerini bildirmek te tamam...
Kurt iki gözünü kırpıyor:
— Kâfi, inlehü şildi; 24 saate kal maz dehlerim kahbelerl ve lâkin bir ziyafete mal olacak!..
Dertliler derhal:
— Aslan, istediğin ziyafet olsun. Şemsipaşanm hıyar bostanında mı, Bülbülderesi çayırında mı, Bağlarba- smdaki Kör Kirkorun bahçesinde mi, nerede dilersek. İçkilisi, kuzulusu, dol malısı, helvalısı. Selâmsızlı kemençeci Kantarın saz takımını, zurnacı Arap Mehmedi de peyleriz.
Ali beyde kaşlar kalkık:
—• Yok canım, o kadara varmayın. Birer okka pirzola, yufka, telkada- yıfı ve yufka ile kadayıfın takım tak- lavatı; yarım okka da düz rakı ye ter de artar bile. Bu dediklerim K a ramanlı bakkal Bodosun dükkânına gelsin, alt tarafına karışmayın...
Ak sakallılar, yok sakallılar: (Baş- üstüne!) yi basıp kahveden çıkıyor lar. Üsküdar kurdu, hemen evine ko şup, sinekkaydı tıraş olup giyiniyor, kuşanıyor. Elinde fil dişi saplı siyah şemsiye, göğsünde altın köstek, ko lunda pardösü, öteki sokağı boylu- yor.
Bir baştan bir başa, ağır ağır gidip gene gerisin geri dönerken, mahut hanenin alt kafesinde şarkkadak bir aralanma. Asana kabağı gibi bir kol dışarıya yarım kalıp sobunu korken
yavaştan yavaşa da ahenkli bir m ı rıltı:
Bakmıyor çıeşmi siyaih feryada Yetiş ey gamze yetiş imdada Çeşml siyah usulcacık:
— Akşama müşerref olmak isterim. Naçizane göndereceklerimi kabul bu yurun elmasım!, deyip hızlı hızlı yü rüyor.
Karamanlı bakkalın dükkânına gelsin ki dediklerinin hepsi fazlasile yollanmış.
Şikâyetçilerin başı, son derece cim riliğinden ötürü bütün Üsküdarca (Pinti) diye nam alan, eski Hayriye taciri hazretten koca bir hindi. Es- bak menasıbı divaniye eshabmdan bilmem ne beyefendiden iki kıye pir zola, iki kıye köftelik kıyma. Sabık dersiâm ve huzuru hümayun mukar- riri efendiden yufka, telkadayıfı. Mu maileyhin Babıfetva (arzuhali) mua-
vinliğlndlen mütekait bacanağından bunların tetümmatı Halep yağı, yu murta, peynir, maydanoz, şeker. Üç ambarlı (Mahmudiye) firkateyninden yetişme, 50 yıllık kaptan beyden bir binlik kayık düzü, bir binlik Sisam şarabı.
Geride kalan cebi yufkalardan da karınca kararınca, meze olarak ev mahsulü tütün balığı, sarımsak tur şusu, üzüm, kavun, karpuz...
Ali bey bunları küfeye doldurtup bakkal çırağına emri basıyor:
— Ebanımm karşısındaki kırmızı boyalı eve götür!
Kahveye dönüp yatsıyı bekliyor. Bir de baksın kİ eski Hayriye taciri tahta parmaklığın kenarından çar dağın altını kolaçanda; yavaşça fısıl tıda:
— Bir mâni çıktı da vaz mı geçtin evlât? Anaç hindim boşuna mı elden gitti?
Bu lâfa tepesi atan Kurt, hemen: — Bey baba, diyor, sen de gelecek sin; zira yosma İki tane. Tek başına benim düşmekliğim raconsuzluk olur. Belki kapıyı bile açmazlar, ziyafete başkalarını kondururlar.
Pinti, eşhedüler, olur mu molur mu- Iardan sonra razı. Yola koyulup ma hut eve yaklaşırlarken, cumbadan aşağı tire ile bebek sarkıtılınca haydi aralık kapıdan içeriye dalıyorlar.
Misafirleri karşıhyan kocakarı eııtıbent. Sokaktan her geçişte Nem rut Nemrut pencerelere bakan, lânet- ler okuyan bu pinponun ne işi var orada?.. Meğerse fikri başka İmiş; onunkisi, kedinin uzanamadığı ciğere mundar demesi kabilindenmiş.
Yukarı kata çıkıyorlar. Odanın is- torlan inik, perdeleri iğneli, ortasın da İçki masası kurulu. Biraz sonra iki hemşire, saç’ an omuzlara dökük, ipek elbiseler İçinde, levanta kokulan yaya yaya, yerle beraber temennah- larla buyuruyorlar.
Masanın etrafına oturuluyor. Sıcak mezelerden pirzolalar, cızbız köfte leri. cigara börekleri ile atıştınlmağa başlanıyor. Nazenin ve şivekârlann birinde ut, öbüründe tef, gelsin gazel ler, şarkılar...
Keyfinden pişmiş kelleye dönen Hayriye tüccan da:
— 40 yıldan beri tövbeliydim, ağzı ma koymamıştım amma oyunbozan lık etmiyeyim!. deyip yuvariamada.
Nihayet kocakarı karşılanna dikili yor:
— Kısacıcık yaz gecelerindeyiz. Ar tık yemeğinizi de yiyip odalannıza çekilin ayol!..
Hindi dolmasını, tepsi böreğini, tel- kadayıfmı da bardak bardak şarapla gövdeye atıp sofradan kalkıyorlar. Kahvesini içerken, perdeyi ve istoru araiıyan Ali beyde birdenbire bir pırtav. Camı ve kafesi kaldırır kal dırmaz var kuvvetle haykırış:
— Ulan Nuri, Süruri, Sünuhl tah- tabuştan İnin aşağı!...
Kocakarı, kızları:
— Aman ne yapıyorsun beyciğa-zım? Mahalleliyi ayaklandırıp baskı na mı koşturacaksın, bizi rezilü rüs- va mi edeceksin? diye ayaklara ka- panadursıılar; Kurt son tetikte: „
— Karşıki ev eniştemin evi; Nuri, Süruri, Sünuhi. Ablamın toy, cahil, pırlanta gibi oğullan. Baştan çıkar larsa umurunuzda nn sizin?.
Karşıda eniştesi oturduğunun, oğlanların tahtoboştan baktığının aslı astan yok ha!...
Ardından dışarı bir sayha daha: — Gene orada mısınız külhaniler? Perde arkasındaki pandomimaları seyre dgdandmız galiba? Burası Y ol geçen hanı, daha anlıyacağmız, kol tuk işte! Bıyıklan ele alın, ondan sonra siz de dalın!..
Kadınlar: (Gördün mü başımıza gelenleri? Şimdi basılacağız) diye çır- pınırlarken, dayıyor kumandayı:
— Yanndan tezi yok bu mahalle den piliyi pırtıyı toplayıp arabayı çekeceksiniz, yoksa şimdi naranın da niskasını atıp, camı çerçeveyi de in dirip mahalleliyi kapıya toplıyaca- ğım!
Tacir efendi de ne yalvarma: — (El’aceletü mineşşeytan). Sevgi lin her kimse, onun başı için bu gece vazgeç evlât. Hemşlranım ve kerimei muhteremleri makul kimesneler; er geç münasip bir haneye nakli me kân eyler.
Ali bey yakalıyor sakallıyı göğsün den:
— Beni belâya sokma moruk, tükür
düğümü yalamam ben!..
Kocakarının, kızlarının başına bal ta, hemen eşyalarını toplattırıyor; yatak yorganlarını, denklerini bağla tıyor; aşağı taşlığa yığdırıyor.
Ertesi sabah ev bomboş, tamtakır velâ bakır. Şafak sökmeden çekmiş ler arabayı...
Sermed Muhtar AIus
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi