Şubat 1999 13 Etkili bir zehir olan arsenik, yüz -
yılın başlarında frengi hastalığının tedavisinde kullanılmıştı. Şimdi bu öldürücü maddeye, gene öldürücü bir hastalığa çare olarak başvurulu- yor. ABD’li uzmanlara göre arsenik, kan kanserinin (lösemi) nadir görü- len bir türünün tedavisinde şaşılacak derecede etkili. New York’taki Me- morial Sloan-Kettering Kanser Mer- kezi’nden Raymond Warrell ve ekibi Akut Promyelocytic Lösemi tedavi- sinde Çinli hekimlerin arseniğe baş- vurduklarını duymuşlar. Hazırladık- ları bir arsenik bileşiğini başka yol- larla tedaviye cevap vermeyen 12 lö- semili hasta üzerinde denemeye ka- rar vermişler. Hastaların 11’inde has- talık gerileme göstermiş. Bunlardan altısı daha sonra yeniden hastalan- mış ya da ölmüş, ama beşi bir daha kanser belirtisi göstermemiş. Öteki tedavi yöntemleri ile hastaların yal- nızca yüzde 10 ya da 15’inin tümüy- le tedavi edilebildiğine işaret eden doktorlar, şimdi kanserin başka tür- lerinde de yararlı olup olmadığını anlamak için arsenikle kapsamlı kli- nik deneyler planlıyorlar.
New Scientist, 14 Kasım 1998
Kan Kanserine
Arsenik Tedavisi Türkiye’de çobanpüskülü olarak bilinen Holly Bush bitkisinin hayat kurtarıcı özellikleri olabilir. Bitki üze- rinde 18 aydır araştırmalar yürüten İr- landalı bilim adamları, elde ettikleri bazı bileşimlerin, günü geldiğinde kanser gibi hastalıkların tedavisinde kullanılabileceğine inanıyorlar. Bu bitkinin özsuları Avrupa’da zaten yüz- yıllardır "kocakarı ilaçları"
listesinde yer alıyor ve baş dönmesinden tutun, yüksek tansiyona, hatta kansere kadar birçok has- talığa iyi geldiğine inanı- l ı y o rdu. Galway-Mayo Teknoloji Enstitü- sü’nden Myles Keogh,
"çobanpüskülü Türkiye
ve İspanya’nın bazı bölgelerinde hâlâ yaygın olarak kullanılıyor" diyor.
Avrupa’da yetişen çobanpüskülü (Ilex Aquifolium) üzerinde araştırma yapan ekip, kısa sürede umut verici bulgulara ulaşmış. Araştırmacılar bit- kiden tıpta kullanılabilecek çeşitli kimyasal bileşikler elde etmişler.
Bunların etkinlikleri henüz ölçülme- miş ama bilim adamları elde ettikleri maddelerin benzerlerinin tıpta kulla- nıldığını vurgulayarak çobanpüskülü-
nün de tıp literatürüne gireceği konu- sunda umutlular. Keogh ve ekibi, adı geçen bitkiden üç ayrı tür saponin el- de etmişler. Soya fasulyesi ve tatlı pa- tates olarak da bilinen Hint yerelma- sı’ndan (Yam) elde edilen benzer bi- leşiklerin kansere direnç sağladığı, ayrıca aşıların bağışıklık sağlama özel- liklerini kuvvetlendirdiği biliniyor.
Üstelik çobanpüskülü saponinlerinin ayırıcı bir özelliği var. Her biri bir çift şeker içeriyor, bu sa- yede hücre içine daha kolaylıkla gire b i l i y o r l a r.
A r a ş t ı rmacılar bitkinin sap kabuğundan triter- pen denen kimyasal bi- leşikler de elde etmişler.
Bunlar da tıbbi kullanım için incele- niyor. Huş ağacı kabuğunda bulunan bir triterpen olan betulinik asit, deri kanserine karşı deneniyor. Keogh, ço- banpüskülündeki triterpenlerin yağlı asitlere bağlı durumda ve çok miktar- da bulunduğunu söylüyor. Triterpen- ler, bitkinin kabuk ağırlığının yakla- şık beşte birini oluşturduklarından, tıbbi değerleri kanıtlanırsa ucuz bir hammadde stoku hazır.
New Scientist, 19-26 Aralık 1998 – 2 Ocak 1999
Çobanpüskülü Kansere Karşı
Alkol kokan nefesten hoşlanmayan otobüs yolcuları ya da ev hanımları bu- nu duymaktan hoşlanmayacak; ama düzenli olarak içilen bir iki şişe bira kansere yakalanma olasılığını azaltıyor- muş. ABD’li bir grup bilim adamı bira- nın tümör gelişimini engelleyici ve kansere yol açan zehirleri yok eden ba- zı maddeler içerdiğini söylüyor. Bulu- şun, kansere karşı, olumsuz yan etkile- ri daha az, birtakım yeni ilaçlar gelişti- rilmesine yardımcı olacağına inanılıyor.
Savı öne sürenler, ABD’nin Corval- lis Kentindeki Oregon Devlet Üniver- sitesi araştırmacılarından Donald Buh- ler ve Cristobal Miranda. İki bilim ada- mı tezlerini, biranın ana maddelerin- den olan şerbetçiotlarından elde ettik- leri ve flavonoid denilen dokuz ayrı bi- leşik üzerinde yardımcıları ile birlikte yürüttükleri araştırmalara dayandırıyor- lar. Bu acı bileşikler, biraya özel tadını
veriyorlar. Buhler ve Miranda, ABD Toksikoloji Derneği’nin geçen yıl Se- attle’da yapılan yıllık toplantısında yaptıkları sunuşta, flavonoid bileşimle- rinin meme ve yumurtalık kanserleri- nin ilerleyişini yüzde 50 oranında ya- vaşlattığını açıkladılar. Ayrıca iki ayrı flavonoid bileşiğinin de kinon redük- toz denen zehir yok edici bir enzimin üretimini dört kat arttırdığı saptanmış.
Adı geçen protein, kanser yapıcı mad- delerin yok edilmesinde vücuda yar- dımcı oluyor. İki araştırmacının ortaya koyduğu bulgular, soya fasulyesindeki
flavonoidlerin de göğüs kanserinin As- ya’da görece az görülmesinin nedenle- rinden biri olabileceği yolunda daha önce yapılan önermeyle de çakışıyor.
Oregon Üniversitesi araştırmacıları, kanser önleyici niteliklerinden yararla- nabilmek için ne kadar bira içmeniz ge- rektiği konusunda bir şey söyleyemiyor- lar. Ama Miranda, tecrit edildiklerinde flavonoidlerin herhangi bir toksik etki yaratamayacak derecede düşük dozlar- da kullanıldıklarında da kanser hücrele- rinin gelişmesini yavaşlatabilmelerinin umut verici olduğunu söylüyor. Buluşun önemi, yan etkileri şimdikilere göre da- ha az olan yeni bazı kanser ilaçlarının habercisi olması. Ama bu aşamada ilk hedef, flavonoidlerin bazılarının daha saf biçimleriyle elde edilerek halen kul- lanılmakta olan kanser tedavi yöntemle- riyle bir arada uygulanması.
New Scientist, 21 Mart 1998
Sağlığınıza…