Tiirk Edchluatı
ARALIK
M uzaffer D oğan
Türk Edebiyatından
EDEBİYAT DÜNYASINDAN ÇEHRELER
Rıza Tevfik Bölükbası
»
1869 yılında Edirne’ye bağlı Cisr-i Mustafapaşa kasaba sında doğan Rıza Tevfik, baba tarafından Arnavut, ana tara fından Çerkeş olduğunu şu beytiyle açıklar:
“Babam Arnavuttur, anam Çerkeş Bilmeyen varsa öğrensin herkes”
Babası Debreli Hoca Mehmet Tevfik Efendi, annesi ise Kafkasya’dan kaçırılarak İstanbul’da bir konağa satılan Münire Hanımdır.
Rıza Tevfik, Yahudi, Ermeni okullarında ve Galatasaray Lisesinde okumuş, haşarılıklarından dolayı çeşitli okullar değiştirerek Tıbbiyeye girmiştir. Buradan da birkaç kere çıkarıl mışsa da nihayet diploma alabilmiştir.
1908 Meşrutiyet hareketinde şiirleri, tenkidleri ve nutukla rıyla herkesin dikkatini çekmiş, Edebiyat-ı Cedidenin ileri gelenlerinden biri olmuştur.
Önceleri İttihad ve Terakki Partisi ile beraber hareket ederen, sonra muhalefete geçmiş, birkaç kere hapsedilmiştir. Bu yüzden siyaset hayatını bırakarak 1914-18 yılları arasında Rehber-i İttihad-ı Osman! Mektebinde felsefe dersleri okutmuştur.
Tevfik Paşa kabinesinde M aarif Nazırlığı (1918), Damat Ferit Paşa hükümetinde ise iki defa Şûrâ-yı Devlet Reisliği yapmıştır (1919-20). Aynı yıllarda Darülfünûn’da felsefe ve estetik dersleri okutan Rıza Tevfik, 1919’da Paris’te toplanan sulh konferansına önce müşavir sonra murahhas olarak katil miş ve 1920’de Sevr antlaşmasını imzalamıştır.
Anadolu’daki Milli Kurtuluş Hareketine karşı olan Rıza Tevfik 1922 yılında yurdu terkeder. Sevr’i imzalamak suçun dan "Yüzellilikler” listesine dahil edilir.
31 Mart kışkırtmasında İttihat ve Terakki’nin ileri gelenle rinden Selim Sırrı (Tarcan) la beraber birinci derecede rol alan
Rıza tevfik, gurbet günlerinde yaptığı muhasebe sonucu “Abdülhamid’in Ruhaniyetinden İstimdat” dileyici şiirler de yazmıştır:
“Divâne sen değil, meğen bizmişiz. Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz. Sade deli değil, edebsizmişiz, Tükürdük atalar kıblegâhına.”
20 yıllık gurbet hayatı Mısır, Ürdün ve Lübnan’da geçti. 1943’de yurda döndü. 30 Aralık 1949 yılında İstanbul’da öldü ve Zincirlikuyu mezarlığına defnedildi.
Şiire Abdülhak Hâmid’in tesiriyle başlamasına rağmen mizaç olarak hiçbir edebî akımın dar kalıplarına girmeyen Rıza Tevfik, 1905’den itibaren Mehmet Emin tesiriyle hece vezni ve sade Türkçe ile şiirler yazmaya başladı. Aşık tarzı ile Bektaşî şiir geleneğinden ustaca faydalanarak kendine has bir şiir ortaya koyd j. divan, koşma ve nefesleriyle bu sahaya karşı
büyük ilgi uyandırdı, kendisinden sonra gelen hece şairlerini tesiri altında bıraktı.
Şiirlerini "Serâb-ı Ömrüm” (Kıbrıs, lefkoşe, 1934, İkinci baskı, İstabul 1949) isimli bir kitapta toplamıştır. Hatıralarını 1948 yılında Yeni Sabah Gazetesinde “Biraz da Ben Konuşayım” başlığı altında yayınlayan Rıza Tevfik’in “Abdü- hak Hamid ve Mülahâzat-ı Felsefıyesi” (1913) isimli tenkid eseri ile "Felsefe Dersleri" (1914), "Mufassal Kamus-u Fesefe” (1914) isimli iki eseri ve Hüseyin Daniş’le beraber hazırladığı “ Rubaiyat-ı Ömer Hayam” (1922) isimli bir tercümesi vardır.
Muhtelif gazete ve mecmualarda çıkmış birçok edebî ve İlmî makaleleri de bulunan Rıza Tevfik’in edebî makalelerinen bir kısmı Abdulah Uçman tarafından "Rıza Tevfik’in Tekke ve Halk Edebiyatı ile İlgili Makaleleri" adıyla hazırlanarak, 1982 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınları arasında yayınlanmıştır.
Aşağıda, Balkan Muharebesini kaybeden İttihad ve Terakki komitesi erkânı için 1912 yılında yazılmış ve çokça basılıp dağıtılmış bir şiirini okuyacaksınız.
R UM ELİ İÇİN Şu kuytu çamların içinden yine
Yanık bülbülümün figanı gelir Ruhumun, aşina sanki, hissine; Şiirime aşkının beyanı gelir.
I Ne mümkün dağlara derdin izharı! Hep böyle figandır gönül diyarı!.. Yanında bulursun vefasız yârı. Ağlama bülbülüm zamanı gelir. Ay doğdu tepeden, yayıldı koya İşliyor ■■dara hayâli oya. O t, bülbülceğizim, öt, doya doya Bu bağın da bir gün hazanı gelir.
Öttükçe bülbülüm Sâd'abadda sen, Ses verdikçe dağlar şeyda sesinden, Lâle devri gelm iş sanırım da ben. Yâdıma Kedimin lisanı gelir. Öttükçe bülbülüm Sâd'abadda sen, Ses verdikçe dağlar şeyda sesinden. Lâle devri gelm iş sanırım da ben. Yâdıma Nedimin lisanı gelir. Ne bir mest-i nazı, ne şehlevendi Kalmadı vatanın, çözüldü bendi. Sus bülbülceğizim, sus! Yâdıma şimdi Yeşil yurdlarımın hicranı gelir.