• Sonuç bulunamadı

Billur bardak içinde getirilen nar şerbeti...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Billur bardak içinde getirilen nar şerbeti..."

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

rl-

t

C ? c .

TANIMADIĞIMIZ MEŞHURLAR:

Billur bardak içinde

getirilen nar şerbeti..

Sahnede Bican efendinin sesi işitilirken

içeride narlar kesilir, taneleri ezilirdi..

*SİM<

Şadının haşam hayatı

Evi ile sahneyi ayıran merdiven

Haftalarca

sokağa çıkmıyan sanatkâr

Tiyatroda oturan yeni evliler

Temsiller

-

den sonra oflama ayran

Dışarıda lapa lapa kar yağarken..

Çerkeş

tavuğu

E v Yeşilay a benzedi!

Yeşilay menfaatine Sekizincinin temsili

mmem

O günü çok yorgun­ du. Hem matinede, hem suvarede oyna­ mıştı. Bitkin bir halde son perdenin indiğini görünce makyajı »e yukarıya çıktı.

Esasen Şadi için ti­ yatro yalnız «oynana­ cak yer» değil, aynı za­ manda evdi de... Ekseri senelerini tiyatro üs­ tünde kendisine ayır­ dığı dairecikte geçirir­ di. Çok defa haftalarca sokağa çıkmadığı olur­ du. Eviyle tiyatroyu birleştirdiği için, al­ kışlandığı sahne île, yatak odasını bir iki merdiven ayırırdı. Vs hayatı bu merdivenin iki ucundaki yerler arasında geçerdi.

. Hattâ evlendiğinden bir gece sonra da böy­ le olmuştu. Nikâh ol­ duktan 24 saat sonra tiyatronun üstüne yer­ leşmişlerdi.

Bunun için hemen her zaman Şa­ di sahnede işi bitince mâkiyajı yü­ zünde olduğu halde tiyatronun yukarı katındaki dairesine çıkardı. Orada yaz - kış soğuk su ile yıkanır, pakla­ nır. Ve yorgun argın oturduğu iskem­

leden: !

— Aman bana bir ayran!., derdi. 1 İşte meşhur aktörü en dinlendiren şey bu idi. Temsilden döner dönmez bir, bazan iki bardak ayran!.. Dün­ yada en çok sevdiği şey ayrandı. Hat­ tâ hiç kaçırmadığı oruçlarını çok de­ fa, sahurda yalnız ayran içerek tu­ tardı.

Pek hareketli roller oynadığı için, sahnede saatlerce oradan oraya koş­ tuktan sonra su gibi terlemiş bir hal­ de olduğu zaman bile buz soğuklu­ ğundaki ayranını ihmal etmezdi.

Hattâ bazan terli gömleği bir ta­ raftan sıkılıp kurutulurken, o etrafın

dakilerin bütün ısrarlarına rağmen, | buzlu aşlama ayranı bardak bardak içer, zevkli zevkli nefes aldıktan son­ ra:

— Bunun güzelliği buradadır... Ter­ li terli içmekte... derdi.

Seyahatlerde, turnelerde termos içinde daima buzlu ayranı yanından eksik etmezdi.

Tababete ve onun konulmuş kaide­ lerine inanmaz mıydı?... Bilâkis... Esasen babası da doktordu: Doktor Rlfat Bey... Tababetin her şeyine ina-* ım ıııım ıııııııııım m 'n ,t|m M,m ,,,,,,,l,,,t,,,l" ,l,,,ln,,,m I1ina-* .

mm

ğu içinde pek sevdiği ve hususî bir surette yaptırdığı nar şerbetini bir billûr bardak içinde kendisine getir­ mişler!... Şadi için en büyük dünya zevklerinden biri bu olurdu.

Nar şerbetine pek dikkat eder ve bunu hakikaten bir şaheser denilecek tarzda yaptırtırdı. Narın tanelerini sıktırdıktan sonra, içindeki o sarı zar­ lardan birazı dövülüp içine konulur­ du. Bu suretle nar şerbetine, tâbir caizse «tatlı bir acılık» verilmiş olur­

du. Şerbet tam bir nar lezzeti ve ko­ kusu alırdı. Bir taraftan o sahnede meşhur «Bican Efendi» rolünde oy­ narken veya «Sekizinci» nin Habip Neccar’ı olurken, yukarıda da mutlaka kendisi için nar şerbeti hazırlanırdı.

Yemek hususiyetleris

Bursa’da çıkarılmış bir resi m: Şu di ve ailesi..

nırdı Fakat bunları pek kendi nefsin­ de tatbik edemez, daha doğrusu ken­ disini sıkıntıya sokmazdı.

Meselâ yıkanmağı pek severdi.

Ha-mp’TU'm h'oftz çıkmış. Su

yorgunlu-Şadi’nin çocukluğu

Dışarıda lapa lâpa kar yağıyor. Ve Şadi eve canlı tavuk göndertmiş!.. O zaman kendisinin en sevdiği yemek yapılırdı: Çerkez tavuğu... Kendisi yemekten önce bir aperetif alırdı. Lâ­ kin ne annesinin, ne öteki büyükleri­ nin yanında asla...

Bunun için de bir kolayını bularak sofradan kalkar, dışarıya çıkar ve tekrar hiçbir şey olmamış gibi dö­ nerdi. Bu hususta da ailesine karşı titiz bir itinası ve saygısı vardı.

Ramazan arifesinde içki resmen evde paydos edilirdi. İçmek değil, ç a - , tı altında alkollü içki dahi bulun­ mazdı.

Hattâ Şadi:

— Ev Yesilaya benzedi vallahi...,

derdi. 1

Ve hiç bir ramazan orucunu kaçır­ mazdı. Bayramın birinci, ikinci, üçün­ cü, dördüncü günü geçerdi. Ancak o günü toplar atılırken 35 günlük bir fasıladan sonra kadehler meydana çıkabilirdi...

Buna mukabil muhtelif vakalar, hâdiseler ve ibret verici misaller an­ latarak, oğlu Gazanfer’i tam bir içki aleyhtarı olarak yetiştirmişti. O ka­ dar ki, Bay Gazanfer uzun zaman Yeşilay gençlik teşkilâtının en faal uzuvlarından biri olmuştur.

Şadi, pek sevdiği oğluna — kendisi­ nin koyu bir Yeşilaycı olduğuna memnun olmakla beraber — bu mev­ zu üzerinde şaka ederdi. Hattâ onun içki düşmanlığı faaliyetini gösteren bir resmi karşısında, kendisine lâtife olsun diye, kadeh kaldırdığı da ol­ muştur.

Fakat aym sanatkâr ruhlu adam uzun seneler sahneye çıkmadığı ve bir daha katiyen oynamayacağına ka­ rar verdiği ha’d?, son olarak Yeniay menfaatine «Sekizinci» yi temsil et­ miştir.

Yeşilay faaliyeti sırasında alınmış resminin karşısında kadeh kaldırdığı sevgili oğlu:

— Baba... Yeşilay Cemiyeti için «Se­ kizinci» yi lütfen oynar mısınız*»., der demez, yıllarca uzak olduğu sah­ neye hemen çıkmıştır. Netekim aynı Şadi, sinemasını, hattâ elektrik mas­ rafı bile almadan Yeşilayln em rre vermiştir. Hem de pazar günü gibi kazançlı günlerde....

Hikmet Feridun Es

Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği. Taha

Çal›flmam›zda üst solunum yolu infeksiyonu olan 0-5 yafl grubundaki çocuklar›n bo¤az kültürlerinde H.influen- zae, H.parainfluenzae ve invazif hastal›klar›nda en s›k et-

İşte son zamanda be nim elime geçen bir takım Fransız dergileri sanat sayfalarında böyle bir ölçü ile uğraşıp duruyorlar.. İşte bilhassa Etoiles,

SİRMEN — Peki Sayın Çakırhan, sizin Ağa Han Mimari Ödülünü almanıza eleştirel değil de, olumlu yaklaşan mimarlar da oldu mu. ÇAKIRHAN —

C/2012 S1 (ISON) yapısal olarak beklenenden daha farklı bir bileşime sa- hip olabilir ve parlaklığı buna bağlı olarak farklı olabilir. Bunun yanı sıra, bir kaya ve

Pensilvanya Devlet Üniversitesi’nde beslenme bilimi uzmanı Barbara Rolls araştırmalarında şimdiye kadar insanların kronik olarak susuz kaldığına ilişkin hiçbir

Avrupa ve ABD’nin bellibaşlı şehirlerini âdeta istila etmiş olan Çin, Japon, Kore, Vi­ etnam, yani tek sözcükle Uzakdoğu lokan­ taları, hep bu

durumları değiştirir. Bu ışıkta Kovel Marx’ı insan merkezci olarak görmenin onun sermayenin dayatmaları nedeniyle insanın doğadan yabancılaştığına ilişkin