caymasını Dilmeyen
r> -»t* «cr
İnsan olam az!
i ı U ^
Y a z a n
: Vedat Örfi BENGÜ
Dünyaya insan olarak g el mek bir hüner değildir,
Asıl hüner, insan olarak doğduktan sonra gerçek insan lığın ne olduğunu değerlemek ve insanlığını bilmektir,
«İnsanlığını bilmek» herşey- den önce hakkı tanımaktır.
Dünyayı kendi hükmünde, duyguları kendi inhisarında, haklan sadece ve doğrudan doğruya kendi varlığında gö ren insan < tam manasiyle bir
insan » değddir. « Hakkı tanı mak » düsturuna ön plânda giren şeylerden b'ri de elbet başkalarına saygı ile muamele etmeği > bilmektir.
Herkesin sevmeğe ve say mağa bir hakkı bulunduğu gibi her ferdin de sevilmeğe ve sayılmağa bir hakkı vardır.
Başkasını sevmeğe kimse kimseyi mecbur edemez. Şu halde sevmek veya sevi’mek ihtiyari bir mesele olarak ka
lır.
Fakat., saymak ve sayılmak fertlerin karşılıklı göstermeğe mecbur oldukları bir görev, insanlık adına bir mükellefi yettir.
Ne servet bu mükellefiyeti aksatnıalı, ne makam bu mec buriyeti unutturmalıdır.
Bu satırları bana yazdırtan şey, iki üç gün önce tesadüf eseri bir dostumun çalışma oda sında otururken, onun, içeri gelen bir gazeteciyi karşılama sındaki garip tavur oldu, ’çeri giren gazeteciyi tanımıyordum. Fakat yazıhane sahibinin onu karşılarken takındığı soğuk la- vurdan memleket namına ben utandım, tahammül edemedim, müdahaleye mecbur kaldım. Benim müdahalem üzerine y a zıhane sahibi arkadaş ta utandı. Tavurunu değiştirdi ve hatası nı düzeltmeğe çalıştı.
Yazıhane sahibi dostum bir fabrikatördür. Hâdiseyi şu sa
tırlarla anlattığıma elbet gü cenmez. Mazeret olarak şunu gösterdi :
— Ben, b e y kardeşimizi abone yazmağa gelmiş biri san mıştım da, onun için o şekilde karşılamıştım.
Bu bir mazeret değildi. Ka bahatini örtemezdi. Bilâkis bu sözlerle büsbütün sorumlu b:r duruma düşüyordu. İçeri gelen zat abone istemeğe veya her hangi bir dilekte bulunmağa gelmiş olsa da, yazıhane sahi bine, geleni soğuk ve âdeta istihkarla karşılamak selâhiye- tini acaba kim veriyordu... Kim verebilirdi?.. Onu nezaketle karşılayabilir, nezaketle de red veya müsbet cevabını verebi lirdi.
Bu gibi hareketler, maalesef sık sık karşılaştığımız hallerdir.
Yazıhanesi başında oturan zata, o yazıhane başında otur mak « ahiri tahkir etmek > hakkını vermez.
Resmî veya hususî bir ma kama geçmek, öbür yurtdaşlar- dan üstün fevkalâde bir insan lık payesi olmsk demek değil, d ir.
Bir atalar sözü vardır: «Müşteriyi güler yüzle kar şılamağı bilmiyorsan, dükkân açmağa heves etme!.»
Bu sözü daha şümullendire- rek şöyle de diyeb lir iz :
«Yurtdaşına iyi muamele et meği bilmiyorsan, ne ticaret yap, ne memur o l ».
Azametle’başarı olmaz. Ne zaketle kazanılan sevgi ve el de edilen başarı faydalı olur.
Nezaketi, baş gaye edinelim ve kendi hakkımız kadar baş kasının hakkına saygı göste relim.
Birbirimizi hakir görmeğe hakkımız yok, b-rbirimizi say mak için omuzlarımıza yüklü bir memleket ve insanlık gö revirniz vardır.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi