1. Pozitif Yükümlülük

1.2.3 Etkin SoruĢturma Yapma Yükümlülüğü

1.2.3.5 Yargı Kararların Yerine Getirilmesi

Devlet otoritesinin hukuka bağlı, sınırlı ve dengeli bir Ģekilde iĢlemesini sağlayacak iki temel Ģart vardır. Bunlardan ilki kuvvetler ayrılığı prensibi diğeri ise, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıdır (Metin, 2010 (a): 217). Kuvvetler ayrılığı ilkesi Montesquieu‟nun klasik kuvvetler ayrılığı ilkesine benzer nitelikte 1961 ve 1982 Anayasasında da mevcuttur. 1982 Anayasasında Türk Milletinin egemenliğinin yasama, yürütme ve yargı olarak üçe ayırılan devlet erkleri eliyle kullanılacağı ifade edilmiĢtir (Saldırım, 2008: 9). Anayasanın baĢlangıç bölümünde kuvvetler ayrılığının, erklerin birbirlerine üstünlüğünü değil medenî bir iĢbölümü ve iĢbirliği içerisindeki faaliyetler olarak nitelendirmiĢ ve üstünlüğün erklerde değil ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu ifade edilmiĢtir. Konumuz

103

açısından inceleyeceğimiz erk yargı erki ve bu erkin diğer erkler karĢısındaki pozisyonudur. Yargı erki veya genel ifadesiyle yargı fonksiyonunu diğer erklerden ayırt etmek için kabul edilen iki ayrı ölçüt bulunmaktadır. Maddi ölçüt kriterine göre yargı fonksiyonu, meydana gelen bir hukuki uyuĢmazlığı ve hukuka aykırılık savlarını inceleyen, bunlarla ilgili olarak karar veren bir devlet fonksiyonudur. Bu açıdan yargı fonksiyonu üç aĢamadan oluĢmaktadır. Birinci aĢamada, yargılama faaliyetinin yerine getirilmesi için bir hukuka aykırılığın bulunması gerekir. Ġkinci aĢamada, yargı organlarının bilgi sahibi oldukları hukuka aykırılık iddialarının mevcudiyetini araĢtırmaları gerekir. Üçüncü aĢama ise, yargı organları yerine getirdikleri faaliyetler neticesinde hukuka aykırılık durumunun mevcut olduğunu tespit ettiklerinde, hukuk düzenini tesis etmek gayesiyle, yasal müeyyideler uygulamalıdırlar. Görüldüğü üzere yargı fonksiyonu, “iddia”, “tespit” ve “müeyyide” den oluĢmaktadır. ġekli ölçüt kriterine göre, yasama ve yürütme organlarının dıĢında kalan ve yargı organları tarafından yerine getirilen tüm faaliyetler yargı fonksiyonu olarak adlandırılmaktadır (Yargıtay Cumhuriyet BaĢsavcılığı, 2012: 2).

Anayasanın 138. maddenin son fıkrasında “Yasama ve yürütme organları ile

idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez”

ilkesi benimsenerek, idareye yargı kararlarına uymama serbestisi tanınmamıĢtır. Yargı kararlarına uyma zorunluluğu ülkemiz hukuk sistemi açısından ele alınacak olursa yapılan çalıĢmaların büyük çoğunluğunun idare hukuku ile iliĢkili olduğu görülmektedir. Ancak kiĢi özgürlüğü ve güvenliği kavramlarının pratiğe yansıması ve hukuk aleminde yer bulması çoğunlukla idare mahkemelerinin değil ceza yargılama makamlarının görev alanına giren konulardır. Ceza yargılamasının yürütülmesinin ana gayesi maddi gerçeğe ulaĢmaktır. Ancak suç soruĢturmasında görevli olanların maddi gerçeğe ulaĢma hakkı/yetkisi sınırsız değildir. Öncelikle maddi gerçeği elde etme faaliyeti süresince kiĢisel ve toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu noktada ceza yargılaması kiĢi özgürlüğünü yakından ilgilendiren bir alandır. Anayasada yer alan adil yargılanma hakkı ceza yargılama hukukunun temel ilkelerinden biridir38. Örneğin; kiĢinin yakalanması, göz altına

38

104

alınması, tutuklanması, evinin, iĢ yerinin ve üzerinin aranması gibi kiĢinin özgürlüğüne direk müdahale gerektiren konular CMK‟nın ilgili maddeleri gereğince adli makamların görevi kapsamındadır. Bu nedenle çalıĢmamızın bu bölümünde adli makamların suç soruĢturmasındaki etkinliği incelenmeye çalıĢılacaktır.

Ceza Muhakemesi Kanunu‟nun amacı, kanunun kapsamı kısmında da ifade edildiği üzere suç soruĢturmasının nasıl yapılacağına iliĢkin kurallar ile bu suç soruĢturma sürecine katılan aktörlerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenlemektedir. CMK‟nın 90. maddesinde kolluğun vâkıf olduğu her olayı Cumhuriyet savcısına hemen bildirerek alacağı emir doğrultusunda iĢlem yapması gerektiği düzenlenmiĢtir. Bu maddenin yanında CMK‟nın gözaltına alma (madde 91), yakalananın yakınına haber verme (madde 95), soruĢturma evresinde çağrı üzerine gelmeyenler hakkında yakalama kararı verme (madde 98), arama kararı (madde 119), el koyma kararı verilmesi (madde 127), bir suçun iĢlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevleri (madde 160), Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri (madde 161), soruĢturmanın sulh ceza hâkimi tarafından yapılması (madde 163), diğer kolluk birimlerinin adlî kolluk görevi (madde 165) maddeleri de Cumhuriyet savcısı ve Sulh Ceza Hâkimine suç soruĢturma kapsamında kolluk kuvvetlerine talimat verme yetkilerini düzenlemiĢlerdir.

Cumhuriyet savcısının topladığı delillerden soruĢturulan suçun bütün unsurlarıyla tamamlanmıĢ bir suçu oluĢturduğu kanaati oluĢmuĢsa, toplanan deliller yeterli ise, Ģüphelinin elde edilen deliller kapsamında mahkumiyeti beraat etme olasılığından fazlaysa Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye sunmalıdır. SoruĢturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, mahkeme ve hâkimlerin ana hedefi “maddi gerçeğe” ulaĢmaktır. Ancak bu hedefe ulaĢmada her yol ve yöntem mübah değildir ve bu durum CMK‟nın 147, 148, 161. maddelerinde yer almaktadır. Bu bakıĢ açısıyla konuya yaklaĢıldığında, Ģüphelinin/sanığın temel haklarıyla devletin güvenliği tesis etme yükümlülüğü (suçluları cezalandırma) arasında her daim niza vardır. Devlet kendisine yüklenen güvenliği tesis etme görevini yerine getirirken maddi gerçeği elde etme gayesiyle de olsa Ģüphelinin haklarını çiğneme olasılığı bulunmaktadır. Bu olasılığın her suç soruĢturması sürecinde gerçekleĢebilmesi mümkün ise de, hukuk devleti ilkesinin hâkim olduğu

105

devletlerde Ģüpheli, suç soruĢturmasında hak süjesi olarak kabul edildiğinden, devlet görevlilerine (kolluk, C. savcısı vb.) yardım etme yükümlüğü yoktur. Bilakis, devlet ve onun suç soruĢturmasına katılan tüm aktörleri Ģüphelinin haklarını her daim gözetmelidirler (Birtek, 2013: 954-956).

Suç soruĢturmalarında Cumhuriyet savcısı soruĢturma evresini baĢlatarak öğrenme muhakemesi yapılmasını sağlar; iddia makamı olarak iddianame düzenler; hükmün yerine getirilmesini sağlar (Kunter ve diğerleri, 2009: 299). Cumhuriyet savcılarının hukuk sistemimizdeki yer alması 1864 tarihli «Vilayet Nizamnamesi» ile olmuĢtur. Nizamnamede Cumhuriyet savcısı ifadesi ilk defa ülkemiz hukuk sisteminde yer alsa da, görev tanımı 1879 tarihli «Mehakimi Nizamiyenin Teşkilât

Kanun-i Muvakkati» kanunuyla mümkün olmuĢtur. Cumhuriyet savcısının

görevlerini düzenleyen kanunun 65. maddesi incelendiğinde daha çok kamu düzenine müteallik konularda görevli olduğu görülmektedir (Yılmaz, 1972: 256). Cumhuriyet savcısının iddia makamında bulunması suç soruĢturmasına muhatap olan Ģüphelinin/sanığın aleyhine bir pozisyona sahipmiĢ Ģeklinde algılanabilir. Cumhuriyet savcısı kanunla kendisine tevdi edilen görevi yerine getirerek, suç iĢlenmek suretiyle bozulan toplumsal barıĢın tesis edilmesine katılıp toplumun genel çıkarlarını, kiĢisel ve kamusal özgürlükleri korumaktadır (Keskin, 2014: 48). Nitekim CMK‟nın “bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” baĢlıklı 160‟ıncı maddesinde, Cumhuriyet savcısının maddi gereceğin araĢtırılması ve adil bir yargılamanın sağlanabilmesi için Ģüphelinin lehine olan delilleri de toplamakla yükümlü olduğu düzenlenmiĢtir.

Suç soruĢturmasında Sulh Ceza Hâkimiyle Cumhuriyet Savcısının konumları yukarıda izah edildiği Ģekildedir. Mer‟i mevzuat hükümleri kapsamında kolluk görevlileri, bir suçun soruĢturulması kapsamında Cumhuriyet savcısı veya Sulh Ceza Hâkiminin soruĢturma ile ilgili olarak vermiĢ oldukları emir ve talimatları soruĢturmayı akamete düĢürmemek Ģartıyla yerine getirmekle mükelleftirler.

Belgede Türk Anayasa Hukukunda toplum güvenliğinin sağlanabilmesi için birey özgürlüklerinin sınırlandırılmasının koşulları (sayfa 114-117)