3. Devletin Özgürlüklerin Sınırlandırılmasında Dikkat Etmesi Gereken Temel

1.1 Ġntihar veya Ötenazi

1982 Anayasasının 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. AİHS‟nin 2. maddesinde de yaşam hakkı düzenlenmiş ve bu hakkın yasanın koruması altında olduğu belirtilmiştir. Bireyin yaşam hakkının varlığı ve dokunulmazlığının kabulü, bu hakkın kullanımının birey açısından sınırsız olup-

152

olmadığı sorusunu getirmektedir. Birey kendi yaşam hakkına sahiptir fakat bu sahip olma durumu ona yaşamına istediği zaman son verme hakkını da verir mi? TDK tarafından kişinin kendi hayatına son vermesi şeklinde tanımlanan intihar, klasik manada kişinin kendini öldürmesidir. Bireyin bir hukuk varlığı olarak kabul edilmesi onun insan olmasından kaynaklanmaktadır. Bireyin hukuk ve reel hayatta değer ifade etmesi veya bireysel kişilik hakkına sahip olması ancak yaşaması ile mümkünlük kazandığından gerek bireyin gerekse de bir başka kişinin bu hakka son verme yetkisi yoktur. Bireyin beden bütünlüğüne dokunulmazlık fikri, bireyin hayatı açısından “öldürülemezlik ilkesini” oluşturmaktadır. İlke gereği birey, bu ilkeyi etkisiz kılacak her türlü eylemden korunmalıdır (Yıldız, 2004: 115). Çalışmamız açısından ele alındığında devletin bireyi intihardan koruması nasıl ve hangi hallerde gerçekleştirileceğinin incelenmesi gerekmektedir.

1982 Anayasanın 17. maddesinde birey için kullanılan “…yaşama … hakkına

sahiptir “ ifadesi, devletin hem negatif hem de pozitif yükümlülüğünü ifade

etmektedir. Devlet bireyin Anayasanın 12. maddesinde zikredildiği vazgeçilmez ve devredilmez olan haklarından yaşam hakkına müdahale edemeyecek (negatif yükümlülük), aynı zamanda ve anda bireyin yaşam hakkını tehlikelerden koruyacaktır.

Daha önceki zamanlarda intihar eden veya intihara teşebbüs edenler cezalandırılır ve mallarına el konulurmuş. Ancak bugünkü hukuk sisteminde her iki durumda suç olarak kabul edilmemektedir. Bunun sebebi olarak da verilecek cezanın bireyin böyle bir eyleme başvurmasını önlemekten ziyade, içinde bulunduğu ruh hali sebebiyle yaşamına son verme yönünden olumsuz etki doğuracak olmasındandır (Yıldız, 2004: 116). Devletin pozitif yükümlülüğünün gereği olarak bireyin yaşamını devam ettirmesini sağlaması gerektiğinden bu şekilde bir düzenlemenin amacıyla orantılı olarak yerinde olduğu söylenebilir.

Bireyin yaşamına kendisinin son vermesi olarak kabul edilen intihar eylemini iki farklı açıdan incelemek gerekir. Bunlardan bir tanesi bireyin yaşamına bir başka

153

kişinin yardım/teşvik etmesi sonucu son vermesi1

diğeri ise devletin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülükler sebebiyle bireyin intihar etmesini önleyecek tedbirler almamasıdır.

Konuya birinci açıdan baktığımızda, bireyin intihar etmesini sağlamak TCK‟nun 84. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Madde de başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin cezalandırılacağı belirtilirken, intiharın gerçekleşmesi ve intihara alenen teşvik edilmesi halinde cezanın ağırlaştırılacağı hüküm altına alınmıştır. Kanun koyucu şu hallerde de suçun nev‟inde değişiklik olacağını belirtmiştir. Bunlar; işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle, cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenlerin kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı belirtilmiştir.

TCK‟nın 84. maddesinin gerekçesinde insanın güdüsel olarak hayatını sürdürme eğilimli olduğu belirtilerek, algılama yeteneğinin olmaması veya hastalığın vermiş olduğu acı ve ızdırabın etkisiyle kişinin hayatına son verme yönünde bir fikre sahip olabileceği belirtilmiştir. Kişi bu fikrini irade açıklamasıyla ortaya koyar. Ancak bu durumda bulunan kişinin doğru ve sağlıklı karar vermesi beklenemez. Bu durumda bulunan kişinin intihar veya intihara teşebbüs yönünde ortaya koyduğu davranışın cezalandırılabilir olmadığı, buna mukabil bir başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişinin bu fiillerinin cezalandırılması gerektiği ifade edilmiştir.

TCK‟nın gerekçesinde yukarıda da belirtildiği üzere intihara yönlendirme bakımından kişinin içinde bulunduğu hastalıktan ötürü, acı ve ızdırap dolu yaşamdan kurtulma isteği gösterilmiştir. Bu hususta AİHM‟nin TCK‟nın gerekçesinde yer alan düzenlemeye benzer bir olayla ilgili olarak vermiş olduğu kararının incelenmesinin

1

Nitekim Türk Ceza Kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapan 29/6/2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanunun 10. Maddesindeki düzenlemeyle madde başlığı “intihar” iken “intihara yönlendirme” olarak değiştirilmiştir.

154

çalışmamızın konusunu daha anlaşılır kılacağı gibi AİHM‟nin intihara yönlendirme suçuyla ilgili olarak görüşlerini anlamamıza yardımcı olacağını düşüncesindeyiz.

Pretty/Birleşik Krallık davasında başvurucu Bayan Pretty, 43 yaşında, evli, kronik ve tedavisi olmayan motor nöron hastalığından (MND) muzdarip, felç olması sebebiyle konuşma yeteneğini büyük çoğunlukla kaybetmiş buna karşın akli melekesini ve karar verme kapasitesini kaybetmemiştir. Fakat Bayan Pretty hastalığın seyri süresince hastalık nedeniyle yoğun üzüntü ve ıstırap içerisindedir. Bayan Pretty, hastalığının tedavisinin bulunmamasından ve sürekli yaşamış olduğu korku ve bir başkasına muhtaç olmaktan kaynaklanan gurur incinmesinden dolayı, intihar etmeye karar vermiş ve bu konuda kocasından yardım istemiştir (akli melekeleri yerinde fakat fiziki olarak intihar edemeyecek durumda). Bayan Pretty‟nin yaşamış olduğu Birleşik Krallıkta intihar etmek suç değil ve fakat tıpkı Türkiye‟de olduğu gibi intihar etme düşüncesinde olan birisine yardım etmek suçtur. Birleşik Kralık‟ta intihara yönlendirme suçunun davasını açma yetkisi Başsavcıdadır. Bayan Pretty, Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kocasının, ölümüne (intiharına) yardımcı olması durumunda herhangi bir cezai soruşturmaya uğramayacağı hususunda talepte bulunmuş, ancak Cumhuriyet Başsavcısı talebi reddetmiştir. Ulusal mahkemeye giden Bayan Pretty‟nin bu başvurusu yerel mahkemelerce de reddedilmiştir. Bunun üzerine Bayan Pretty AİHM‟ye başvurmuştur.

AİHM öncelikle, AİHS‟nin 2. maddesinin kişilere intihar etme hakkı tanıdığı iddiasını kabul etmemiştir. Mahkeme, bu maddenin “yaşamı risk altında bulunan

bir kişiyi korumak için önleyici eylemsel tedbirler” almak yönünden devlete, pozitif

yükümlülük getirdiğini belirtmiştir. Mahkeme kararında; “2. maddede güvence

altına alınan “yaşam hakkının” yorumlanmasının olumsuz bir yön içerdiği şeklinde yorumlanamayacağı kanaatindedir...2. madde, herhangi bir dil çarpıtması olmadan, tamamen zıt bir hakkı verdiği şeklinde yorumlanamaz, bir ölme hakkı ya da bu madde bireyin yaşamaktansa ölmeyi seçme hakkı bağlamında kendi kaderini tayin hakkını yaratamaz. Mahkeme buna göre ister üçüncü bir kişinin

155 eliyle olsun, ister kamu makamlarının yardımı ile olsun ölme hakkı gibi bir hakkın AİHS’nin 2. maddesinden türetilemeyeceğine belirtmiştir2

.

Bayan Pretty yaşamış olduğu acılar sebebiyle “onur kırıcı muamele” olarak yorumlanabilecek derecede acı çektiğini ve devletin pozitif yükümlülüğü gereğince kendisine acıdan kurtulması yönünde, AİHS‟nin 3. maddesi (işkence yasağı) çerçevesinde yardım etmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme ise 3. maddenin tek başına değil 2. madde ile birlikte yorumlanması gerektiğini ifade etmiştir. Mahkeme AİHS‟nin 3. maddesinin devletlere, başvurucunun durumundaki gibi kişilerin hayatlarına son verilmesine yardımcı olacak eylemlere izin vermediğini belirtmiştir3. Bayan Pretty bireyin kendi geleceğini tayin hakkının AİHS‟nin tamamında ancak özellikle 8. madde kapsamında korunduğunu belirtmiştir. Bayan Pretty kendi geleceğini tayin hakkı kapsamında kişinin, bedeni üzerinde nasıl ve ne zaman öleceğine karar verebilme hakkının bulunduğunu ve bu sebeple kocasının kendi ölümüne yardım etmesinin kesin olarak yasaklanmasının 8. maddenin ihlali olacağını iddia etmiştir (Nomer, 2014: 47). Mahkeme, kişinin akıl sağlığının yerinde olması halinde kendi hayatı açısından önemli olan bir tıbbi müdahaleyi reddetmesinin kabul edilebileceğini belirtmiştir. Eğer kişi bu tıbbi müdahaleyi kabul etmemesine rağmen müdahale gerçekleşirse 8. maddenin ihlalinin gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerektiğini ifade etmiştir. Ancak bu davada ileri sürülen husus farklıdır. Gerekli bir tıbbi müdahalenin yapılıp/yapılmaması değil, kocasının hastaya ölümü hususunda yardım etmesinin sağlanması talep edilmektedir. Mahkeme 8. maddenin ikinci fıkrasını hatırlatarak, özel yaşama yapılacak müdahalenin

demokratik toplum için gerekli ve kanunla uyumlu olması şartını hatırlatmıştır.

Mahkeme başvurucunun talebine izin verilmemesinin nedeninin yaşamı korumak olduğunu, bununla da bu durumda olan diğer hastaların korunmasının sağlandığını ifade etmiştir (Nomer, 2014: 47).

Bayan Pretty en son olarak kocasının intiharına/hayatına son vermesine yardımcı olunmasına izin verilmemesini, AİHS‟nin 14. maddesinde düzenlenen

2 Pretty-Birleşik Krallık Davası, Başvuru No: 2346/02, 29.04.2002, prf. 39-40. 3

156

ayrımcılık yasağının ihlali olduğunu savunmuştur. Çünkü başvurucuya göre, kendi durumunda olmayan, fiziki yeterliliğe intihar etme fiilini gerçekleştirme yönünde sahip olan bir kişinin, hiç kimseden izin almaksızın bu eylemi gerçekleştirebildiğini, ancak kendisinin fiziksel yetersizliği sebebiyle bu fiili gerçekleştiremeyecek olmasından ötürü, bir başkasından yardım talep etmesinin kanunen yasak olmasını ayrımcılık olarak değerlendirmiştir. Mahkemeye göre yasanın fiziksel olarak intihar

etme yetisine sahip olanlar ve olmayanlar arasında bir fark gözetmemesinin objektif ve makul bir haklı gerekçesi vardır... Bu iki kategori arasındaki sınır çizgisi her zaman çok hassas olacaktır ve yasada intihar etme yetisine sahip olmayanlara bir muafiyetin getirilmesinin, 1961 tarihli Yasanın güvence altına almayı amaçladığı yaşam hakkını ciddi bir şekilde zayıflatarak suiistimal riskini büyük ölçüde artıracaktır.” Mahkeme bu gerekçeyle düzenlemenin, AİHS‟nin 14.

maddesine aykırı olmadığını savunmuştur (Korff, 2006: 22). Bu kararın en önemli yönü AİHM‟nin başvuru kapsamında, intihara yardım etme eylemini ilgilendirecek tüm maddeleri bakımından değerlendirmiş olmasıdır. Nitekim Mahkeme bu davayı AİHS‟nin 2, 3, 8, 9 ve 14. maddeleri çerçevesinde değerlendirmiş, yaşam hakkının kutsallığını ve kişi yönünden önemini temellendirdiği kararında başvurucunun tüm savlarını farklı gerekçelerle reddetmiştir.

Belgede Türk Anayasa Hukukunda toplum güvenliğinin sağlanabilmesi için birey özgürlüklerinin sınırlandırılmasının koşulları (sayfa 163-168)