1.6. İş Ahlakına Kuramsal Yaklaşımlar

1.7.4. Uzakdoğu İş Ahlakı

Uzakdoğu iş ahlakını anlayabilmek için öncelikle Uzakdoğu‟da kabul edilmiş öğretilerin (dinlerin) neler olduğunu bilmek gerekmektedir. Çünkü Uzakdoğu‟da iş ahlakını büyük ölçüde bu temel öğretiler şekillendirmektedir. Temel öğretileri şöyle sıralayabiliriz; Taoizm, Budizm, Konfüçyanizm, Şintoizm, Hinduizm.

Taoculuğun kurucusu Lao-Tzu‟dur. Lao-Tzu özellikle mistik sahada ilerlemiş bir düşünürdür. Lao-Tzu‟ya göre, eski zamanlarda yer ve gök herşeyin konumu iken, daha sonraları ahlaki anlamı da içine almıştır. Onun evrenin başlangıcına ilişkin gösterdiği ilk prensip, ezeli ve ölümsüz olan ve her yerde var olan Tao‟dur. Bütün yaratıkların esasını oluşturan Tao herşeyi besleyen ve yaratandır. Bundan ötürü Tao, bazen “Ana” diye de adlandırılır (Polatlı, 2009).

Lao-Tzu‟nun ahlak anlayışına göre, kamu mutluluğunun sağlanmasının yolu,

“dünya işlerinden el çekme” ve “erdem” den geçmektedir. Burada erdem, dünya

42

eylemlerinin, tüm deneyüstü ve olaysal varoluşların “en yüce akıl” a uygunluğudur. “En yüce akıl” hem en iyi ahlaksal varlığı hem de en iyi kanun ve bilimi ifade etmektedir. İnsan için en üstün iyilik bu kanunları özümsemesiyle sağlanacaktır. Lao-Tzu‟nun “iyi bir hükümetin amacı, halkın rahatı ve mutluluğudur” politikası ahlak kuramına uygundur.

Lao-Tzu‟ya göre, insan ancak ruhi erdemleriyle insandır. İdeal insan da, iyi huylu, hoşgörü sahibi, bağışlamayı bilen, bağlı, dürüst ve alçakgönüllü kişidir (Hızlıalp, 2003).

Uzakdoğu‟da inanılan dinlerden biri olan Budizm, milyonlarca müntesibi olan ve herhangi bir Tanrı inancına sahip olmayan bir öğretidir. Budizm‟in öğreticisi Budha, ne bir Tanrı‟ya inanmış ne de ruh ve öteki dünya gibi kavramların varlığını benimsemiştir. Ona göre, herşey geçicidir ve sonsuz bir değişim içinde bulunmaktadır. Tanrı, ruh, sihir ve büyü gibi metafizik olaylarla ilgilenmeyen Budha, Tanrı‟dan bahsetmeyerek sadece kendi düşüncelerini ortaya koyduğu için etik bir kurucu olarak değerlendirilebilmektedir. Onun öğretilerine göre, insan ve toplum sosyal birer varlık olarak, birbirlerine zarar vermeden yaşamalıdır. Irk, ülke ve sınıf ayrımı yapmayan Budizm, tüm canlılara merhametle bakan, semavi dinler gibi evrensellik iddiasında da bulunan bir dindir. Milyonlarca insan günümüze kadar Budha‟nın öğretilerine sadık kalmaya çalışarak, kötülük yapmamaya çaba harcayan, iyi insanlar olarak yaşamaya çalışmışlardır. Budizm‟in Nirvana‟ya ulaşma çabası bu dünyayla ilgilidir. “Nirvana‟ya ulaşmak”, “saf iyiliğe” ulaşmak olarak tanımlanmaktadır. Nirvana‟ya ulaşmış insan, istek, nefret, cehalet, gurur, rekabet duygusu, bencillik, aşırılık ve cinsellik duygusundan tamamen uzaktır. Temel öğretisi dünyasal ve bedensel zevklerden kurtulup mutlu olmak olan Budizm‟in iyi ahlaka ilişkin bazı prensipleri şöyle sıralanabilir; “Hiç kötülük işleme, iyilik yap ve kendi düşünceni temizle”,

“kimseyi azarlama, kimseye vurma, kanunun sınırları içinde davran”, “gökten altın yağsa, insanın isteği doyurulamaz; isteğin küçük bir zevk verdiğini ve aslında acıya neden olduğunu bilen kişi bilge kişidir.” “İyiliği aramada ısrarlı olan ve huzura kavuşmayı isteyen kişi, becerikli, vicdanı duyarlı, nezaketli konuşan, alçak gönüllü biri olmalıdır.”

“Bizden nefret edenlerden nefret etmeden yaşayalım”, “galibiyet nefreti doğurur, çünkü yenilen kişi mutsuzdur; galibiyeti de yenilgiyi de terk eden kişi huzur içindedir”, kişi öfkeyi sevgi ile, kötülüğü iyilikle yenmelidir”, “bedeninizin, dilinizin ve aklınızın öfkesinden kurtulun; bedeninizle, dilinizle ve aklınızla erdemli olmaya çalışın” (Elmalı, 2004:183-185).

43

“Etik” ile ilgili önemli sorunlardan biri olan, yapılanların sonuçlarını dikkate alıp almama konusunda Budizm Kant‟ın görev ahlakına benzer bir yaklaşımla, sonuçların dikkate alınmamasını ve bir görev gibi algılanmasını istemektedir. Buna göre sonuçların fayda veya zararları önemsenmeden yerine getirilmesi istenmektedir. Bu öğretide önemli olan bireylerin tarafsızlığı ve içtenliğidir. Bu anlamda öğretilerin içselleştirilmesi büyük öneme sahiptir. Budizm‟in ahlak öğretisinde bireyler herhangi bir baskı altında kalmadan kendini şekillendirmelidir. Buna göre, “doğramacıların ağaçlara şekil vermesi gibi iyi insan da kendini, sunulan prensipler doğrultusunda biçimlendirmelidir” (Elmalı, 2004: 186-187).

Uzakdoğu dinlerinden Konfüçyanizm, özellikle Çin halkının iki bin yıl boyunca benimsediği bir yaşam biçimi, değerler bütünü ve dinsel inancı ifade etmektedir. Dinin kurucusu Konfüçyüs, Çin tarihinin en büyük düşünürü ve siyasetçisi kabul edilmektedir ve düşünceleriyle Asya‟nın doğusundaki tüm uygarlıkları etkilemiştir. Bir din kurucusu olmaktan çok bir ahlakçı olarak kabul edilen Konfüçyüs‟ün öğretileri; ödevler kanunu, insan kanunu ve gökyüzü kanunu olmak üzere üç kanunda toplanmıştır. Ödevler kanununa göre, bir bireyin en büyük erdemi bilgisidir ve bilinmesi gereken en önemli şey de “ödev”

dir. Mutlu insan, ödevini bilen ve her eyleminde ödevini kendine yol gösterici yapabilendir. İnsanlar ancak ödevlerine baş eğerlerse olgunlaşabilirler. Gökyüzü kanunu ise, bireyin kendini olgunlaştırması (insan kanunu) ve ulaştığı olgunluğu kavramasıdır.

Konfüçyüs‟ün ahlaki ilkeleri beş temel erdemden oluşmaktadır. Bu erdemler ve anlamları şunlardır (Hızlıalp, 2003);

- İnsanlık, en geniş şefkat ve sevecenlik anlamında,

- Adalet, herkese eşit davranmak ve herkesin hakkını vermek anlamında, - Bilgelik, insanlığı her çeşit gerilemelerden ve bozukluklardan kurtaracağı

için din ve törelere uyma anlamında,

- Doğruluk, ruhun kurtuluşu ve tehlikeden korunması anlamında,

- Sadakat ve İyi niyet, insanı ikiyüzlülüğe ve yalancılığa götüren yapmacık davranışlardan çekinmek gerektiği anlamında.

Görüldüğü üzere Konfüçyüs‟ün ahlaki öğretileri, bir dini öğretiden öte, tüm bireylerin iyiliğine ve çıkarlarına hizmet eden bir davranışlar bütününü ifade etmektedir.

44

Uzakdoğu ülkelerinden Japonya‟nın yerli dini olan ve Japon iş ahlakı üzerinde de etkisi olan Şintoizm, insana özgü sağlık, çabuk davranma ve cesaret, ataya saygı, şeref, doğruluk, doğa ile uyum, sadakat ve temizlik gibi özellikler üzerinde durmaktadır.

Şintoizm, Japon yönetim sistemini esas alarak, iş ahlakının saflığını şartlardan öte bir güç olarak benimsemiştir. Özellikle şirket organizasyonlarına ve pratiğine kazandırdığı sadakat ile Japon iş ahlakının gelişimine önemli katkılar sağlamıştır (Kapu, 1996: 173-196)

Hinduizm‟in ahlak öğretisine göre insanlar kendileri için hiçbir şey yapmamalı, sürekli başkalarını düşünmeli ve bu şekilde egolarında kurtulmalıdırlar. Budizm‟de olduğu gibi Hinduizm‟de de iyilik esas alınmıştır. Bu anlamda kötülük yok edilmeli ve iyilik salık verilmelidir. Özellikle bu öğretideki reenkarnasyon inancı, iyilik yapılmasını ve kötülüklerden uzak durulmasını gerekli görmektedir (Elmalı, 2004: 184). Hinduizm dininin de barışa ve iyi ahlaka yönelik bazı prensipleri bulunmaktadır. Örneğin, “eğer insan kötülük yaparsa, tıpkı sabanın adım adım öküzün ardından gittiği gibi acı ve elemle karşılaşır”, eğer insan iyilik yaparsa ve iyi düşünürse mutluluk ve haz onu izler, tıpkı gölgenin insanı izlemesi gibi” (Günay, 1998: 12).

Sonuç olarak genel itibariyle Uzakdoğu dinlerinde “iyi ahlak” la ilgili birçok öğretinin olduğunu görmek mümkündür. Bu dinlerde Tanrı inancı hakim olmasa da, toplumun yaşamını güzelleştirmeye ve insanlığa faydalı olmaya yönelik birçok prensibe yer verilmiştir. Bireysel tutum ve davranışlarla topluma faydalı olunabileceği gerçeği vurgulanırken, bunun sağlanabilmesi için gerekli olan özelliklere de öğretilerde geniş yer verilmiştir.

45

İKİNCİ BÖLÜM

2. NEOLİBERAL EKSENDE KURUMSAL YÖNETİŞİM

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ * SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI İŞ AHLAKI VE NEOLİBERAL DÖNÜŞÜM (sayfa 55-59)