2.2. Kurumsal Yönetişim

2.2.1. Kurumsal Yönetişimin Kavramsal Çerçevesi

“Yönetişim” kavramına ilk kez Dünya Bankası‟nın 1989 yılında yayımladığı bir raporunda “good governance” olarak rastlanmaktadır. Bu raporda kavram tam olarak açıklanmamış, devlet ve piyasa güçleri arasındaki belli bir biçimde örgütlenme anlamında kullanılmıştır. Kavramın işaret ettiği anlam, devletin piyasaya yönelik düzenlemeler yaparak “oyunu kurallarına göre oynaması”dır. Yönetişim yaklaşımı, aslında neoliberal politikaların revize edilmesini amaçlamakta, bir yandan devletin sağlık ve eğitim konularındaki rollerini arttırıp, diğer yandan küreselleşmenin ve değişimin etkisiyle ulus devletin gücünü azaltan bir yapıyı amaç edinmektedir. Neoliberal politikaların artık işlerliğini kaybetmesiyle beraber, serbest piyasa ve devlet arasındaki ilişki farklı bir yapı kazanmıştır. Neoliberal politikaların devletin piyasadan olabildiğince çekilmesi gerekliliği görüşünün yerini artık “piyasa dostu devlet ve mevcut sistemi tıkayıcı önlemleri alma görevini üstlenmiş devlet almaktadır. Tüm bu gelişmeler Dünya Bankası tarafından ortaya atılan yönetişimle paralellik arz etmektedir (Çiftçi, 2005: 190-191).

Dünya bankası kurumsal yönetişimi şöyle tanımlamaktadır; Kurumsal yönetişim, geniş anlamda modern dünyada bireylerin bir amaca ulaşmak için oluşturduğu herhangi bir şirketin düzenlenmesidir. Dar anlamda ise kurumsal yönetişim, bir şirketin etkin bir performans göstermesine, mali ve beşeri sermayeyi çekmesine, bu şekilde de beraber yaşadığı toplumun değerlerine saygı gösterirken, uzun dönemde de şirket ortaklarına ekonomik fayda sağlamasına imkan veren her türlü yasa, yönetmelik ve uygulamalar bütünüdür (Menteş, 2009: 43).

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Birliği (OECD) Kurumsal Yönetişim Komitesi‟ne göre ise Kurumsal Yönetişim, şirketlerin yönlendirdiği ve kontrol edildiği sistem olarak tanımlanabilir. Aslında şirketlerin yönetimi, yönetim kurulu, hissedarları ve diğer çıkar grupları arasındaki ilişkileri içerir. Kurumsal yönetişim, şirketlerin amaç ve hedeflerinin belirlendiği, bu amaç ve hedeflere ulaşmanın ve performanslarını gözetim araçlarının

56

belirlediği bir yapıyı ortaya koyar. Farklı bir deyişle şirketlerin yönetimi, yönetim kontrolü ve performansına odaklanan kurumsal yönetişim, şirketlerin sahipleri ile yönetim arasındaki ilişkiler sistemini temsil etmektedir (Bekçioğlu ve Güngör Ak, 2005: 283-284).

Tanımlardan da anlaşılacağı üzere, kurumsal yönetişim kavramı, işletmelerin sorumluluklarını bilerek, kurumlarının devamlılığını sürdürebilecek, ortakların elde ettikleri değerlere karşı işletmenin değerini arttırabilecek ve bu sorumluluğu yerine getirirken de ilişkide olduğu tüm kişi ve kurumlarla ilişkilerini etik değerlerle bağdaşan ilkeler çerçevesinde yürütebilecek bir kavramdır (Coşkun ve diğerleri, 2005: 396).

2.2.1.1. Kurumsal Yönetişim İlkeleri

Ülkelerin sosyal, kültürel, politik ve yasal alt yapıları farklılaştıkça ihtiyaçları da farklılaşmaktadır. Bu anlamda ülkelerde kurumsal yönetişimin uygulanışına ilişkin birçok çalışma mevcuttur. Buna rağmen kurumsal yönetişimle ilgili bazı ilkeler uluslararası anlamda genel kabul gömüştür. Bu ilkeler; şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk ve adillik ilkeleridir.

2.2.1.1.1. Şeffaflık

Şeffaflık ilkesi kamuyu aydınlatma adına, şirketlerin pay sahiplerine yönelik olarak bilgilendirme politikası kurallarının oluşturulmasını ve bu kuralların tamamına sadık kalınarak kamuyu bilgilendirmeyi amaçlamaktadır (Bekçioğlu ve Güngör Ak, 2005: 287).

Yani bu ilke işletmelerin aldıkları kararların ve faaliyetlerinin, kamuyu yanıltmadan, doğru ve eksiksiz bir şekilde kamuya duyurulmasını ifade etmektedir. Günümüzde iş ve finans dünyasında yaşanan yolsuzluklar, krizler ve skandallar şirketlerin şeffaf olmasının önemini daha çok arttırmaktadır.

2.2.1.1.2. Adillik

Adillik ilkesi, şirket paydaşlarının şirketteki varlıklarına bakılmaksızın haklarının korunmasını ve paydaşlara eşit davranılmasını ifade etmektedir. Şirketler kararları alırken, bu kararların tüm taraflarına eşit mesafede davranmak zorundadır. Kurumsal yönetişimin adillik ilkesinin şirket çalışanları için de uygulanması, çalışanların şirkete olan güvenini

57

arttırmakta ve bu güven duygusu şirket içi iletişimi de sağlıklı kılmaktadır. (Menteş, 2009:

52).

2.2.1.1.3. Hesap Verebilirlik

Hesap verebilirlik ilkesi özellikle bankacılık, denetim, muhasebe standartları ve ulusal mali uygulamalar konusunda büyük öneme sahiptir. Bu anlamda temel hedef;

yönetim ve denetimde etkinliği arttırmak ve uluslararası arenada iyi işleyen bir sistem geliştirmektir. Hesap verebilirlik ilkesi, hem şirket yönetim kurulunun hem de idari yöneticilerin şirket faaliyetlerine ilişkin aldıkları kararlarla ilgili olarak hissedarlar tarafından da sorgulanmalarını sağlar. Çünkü yönetim kurulu üyeleriyle hissedarların çıkarları her zaman uyuşmayabilir (İpek, 2009: 12).

Hesap verebilirlik ilkesi, özellikle son yirmi yılda uygulanan neoliberal politikalarla birlikte daha önemli hale gelmiştir. Özellikle küreselleşmenin beraberinde getirdiği zor şartlara uymak ve artan ihtiyaçlara daha iyi cevap verebilmek için şirket yönetimleri daha fazla yetkiye ihtiyaç duymaktadır ve bu yetkiler karşısında şirket performansının da etkili bir şekilde ölçülmesi gerekmektedir. İşte hesap verebilirlik ilkesi bu ihtiyaçların giderilmesi konusunda önem kazanmaktadır. Bu ilkeyle beraber sorumlular tüm eylemlerinin sonucu hakkında tüm şirket paydaşlarına hesap vermektedirler (Menteş, 2009:

49).

2.2.1.1.4. Sorumluluk

Kurumsal yönetişime ilişkin olarak şirket içinde öncelikli söz sahibi olanlar Yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerdir ve bunlar şirketin alınan tüm kararlarında ve faaliyetlerinde, sorumluluk ilkesi çerçevesinde gerekli mevzuata ve düzenlemelere uymalıdırlar. Bunun gerçekleşebilmesi için kurum içinde herkes yerini ve sorumluluklarını bilmelidir (Dinler, 2009: 4).

Bir kurumda güçlü bir etik kültür sistemi oluşturmak, çok çalışmayı, şeffaflığı, sorumluluğu, işçi yetiştirme programlarını, özeni ve yöneticileri de içine alan bir sistemi gerektirmektedir. Vogl (2002: 7-8)‟a göre, kurumlar minimum düzeyde de olsa bazı kurumsal etik kurallara sahip olmalıdır. Bu kurallara göre;

58

- Yönetim kurulu etik kodlarını düzenli bir şekilde yeniden incelemeli ve uygulanabilirliği konusunda emin olmalıdır.

- Uygulama müdürleri, etik kodlarıyla ilgili kilit öneme sahip konuları, yönetim kuruluyla rahatça tartışabilmelidir.

- Üst düzey yöneticilere, etik kodlarını yerine getirme konusundaki performanslarına bağlı olarak teşvik primleri ödenmelidir.

- Kurumsal sosyal sorumluluk adına yapılan ve etik kodları konusundaki performanslar herkesin öğrenebileceği şekilde rapor edilmelidir.

- Yönetim kurulu üyeleri, üst düzey yöneticilere teşvik primi verirken, miktarın tespiti konusunda etik algılama ve etik davranış konularını göz önünde bulundurmalıdır.

Yukarıda da belirtildiği gibi, bir kurumda, yöneticiler için tatmin edici ödemeler yapılmalı ve çeşitli ödüllendirmelerle, çalışanlarla organizasyon arasında bir sorumluluk bağı kurulmaya çalışılmalıdır. Bununla beraber kurum adına şeffaflığı sağlayıcı raporlandırmalar yapılarak, özellikle yatırımcılara karşı firmanın itibarı korunmalıdır. Tüm bunların bir firmada sağlanabilmesi için, firmaya uygun etik kodlarının sağlıklı bir şekilde uygulanması gerekmektedir.

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ * SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI İŞ AHLAKI VE NEOLİBERAL DÖNÜŞÜM (sayfa 69-72)