IRAK BÖLGESEL KÜRT YÖNETİMİ SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE

Tam metin

(1)

İnceleme

>

Abstract

Domestic political composition of Iraqi Kurdistan Region dramatically changed after the parliamentary elections that were held on 25 July 2009. Accordingly, PUK and KDP lost ground and Gorran List which was formed by former PUK leader Noshirwan Mustafa managed to get a popular support. The consequences of elections are expected to trigger fundamental changes in the foreign policy of Kurdish region due to the democratization and decentralization of domestic political atmosphere.

IRAK BÖLGESEL KÜRT YÖNETİMİ SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE

Seçimlerin, bölgenin hem iç hem de dış siyasetinde önemli gelişmeleri beraberinde getirmesi beklenmektedir.

Burak Bilgehan ÖZPEK Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Doktora Öğrencisi

The KRG Elections and Turkey

(2)

Giriş

I

rak Bölgesel Kürt Yönetimi’nde 25 Temmuz 2009 tarihinde yapılan seçimlerin, bölgenin hem iç hem de dış siyasetinde önemli geliş- meleri beraberinde getirmesi beklenmektedir.

Seçimlerle beraber, Kuzey Irak’ta, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurt- severler Birliği (KYB)’nin neredeyse 20 yıldır sürdürdükleri politik tekel kırılmış ve iç siyaset çoğulcu ve rekabetçi br yapıya kavuşmuştur. Se- çim sonuçlarına göre parlamentoda önemli bir başarı elde eden GORAN yani DEĞİŞİM Listesi önümüzdeki dönemde parlamentoda güçlü bir muhalefetin var olacağının sinyallerini vermek- tedir. Bütün bu iç politik gelişmelerin de öte- sinde, KDP ve KYB’nin dış politikada, özellikle Türkiye ile ilişkilerde artık eskisi kadar rahat ve umursamaz davranmayacakları ve halkın denet- lediği bir siyasal sistem gerçekliğiyle tanıştıkları için çatışma riskini kolay kolay göze alamayacak- ları savunulabilir.

İlişkinin Adını Koymak

2003 yılının Mart ayında Amerika Birleşik Dev- letleri tarafından Saddam rejimini devirmeyi amaçlayan operasyonunun başlamasıyla beraber Türkiye’nin Irak politikası dramatik bir kırılma noktası yaşamıştır. Şüphesiz ki, bu operasyonun kendisi kadar Irak içindeki siyasi aktörlerin ve Türkiye’nin operasyon karşısında aldıkları tu- tum da girilen yeni dönemin şekillenmesinde etkili olmuştur.

Türkiye, 1 Mart 2003 günü, operasyonu yürüten ittifak kuvvetlerine aktif olarak katılıp katılma- yacağını ve ABD askerlerinin Türk topraklarını kullanarak Irak’a giriş yapıp yapamayacaklarını

içeren tezkereyi parlamentosunda oylamış ve savaşın bir tarafı olmamayı tercih etmiştir. Bu tarihten sonra, Türkiye’nin işgal sürecinde ve bu sürecin ertesinde şekillenen siyasi ortamda etkinliği kaçınılmaz olarak sınırlandırılmıştır.

Türkiye’nin operasyona karşı takındığı çekimser tutumun aksine, Iraklı Kürt gruplar operasyon süresinde ve ertesinde ABD liderliğindeki koa- lisyon güçlerine destek vermiştir.

Saddam rejiminin devrilmesinden sonra Irak federasyon olmuş ve ardından kuzeyde bölgesel bir Kürt yönetimi kurulmuştur. Bu süreçte, Irak- lı Kürt grupların kendi bölgelerinde sağladıkları istikrar ABDli yetkililer tarafından operasyonun başarısı olarak değerlendirilmiş ve sürekli takdir edilmiştir. Irak’ta gelişen süreç ve ABD’nin des- tekleyici tavrı Kürt yetkililerin federe yapılarını pekiştirmelerini ve kendi dış politika gündemle- rini oluşturmalarını da beraberinde getirdi. Ne var ki, Kürt bölgesel yönetiminin işgal sonrası dönemde uyguladığı dış politika ve geliştirdiği diplomatik dil Türkiye ile olan ilişkilerin oldukça bozulmasına sebep olmuştur.

Bu dönemde, Türkiye ile Kuzey Irak’taki bölgesel yönetim arasında PKK, Kerkük’ün nihai statüsü, Türkmenlerin durumu ve Irak’ın toprak bütün- lüğü gibi birçok konuda görüş ayrılıkları belir- di. Hatta taraflar arasındaki gerginlik ve diyalog eksikliği, 2008 yılının Şubat ayında hat safhaya ulaştı ve Türk askeri birlikleri PKK ile mücadele kapsamında Irak topraklarına girdi. Bu olay, Tür- kiye ile Kuzey Irak ilişkilerinin ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu ve bir çatış- ma riskinin son derece olası olduğunu göster- miştir. Şunu da belirtmekte fayda var ki, askeri

Seçim sonuçlarına göre Kürt parlamentosunda artık güçlü bir muhalefet

vardır. Bu güçlü muhalefet, Barzani ve Talabani’ye demokratik bir or-

tamda hiçbir iktidarın ilelebet kaim olamayacağını hatırlatmaya yetecek

ve bu durum liderlerin dış politika üretirken iç politikayı hesaba katma

gerekliliğini doğuracaktır.

(3)

operasyon sadece Türkiye ile Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim arasındaki ilişkileri sarsmamış aynı zamanda Türkiye ile Bağdat hükümetinin de arasını açmıştır.

Bu tarihten sonra, Türk dış politkasının Bölgesel Kürt Yönetimi ile geliştirdiği yeni bir ilişki mo- deli karşımıza çıkmaktadır. Bu yeni modele göre, taraflar arasındaki sorunların çözümü için var olan tansiyon düşürülmeli ve diyalog mekaniz- maları tesis edilmelidir. Zaten, bu tarihten sonra Türk yetkililerin bölgeye yaptıkları ziyaretler ve PKK terör örgütüne karşı işbirliği arayışları dik- kat çekmektedir. Bu noktada, Amerika Birleşik Devletleri’nin rolünü de ihmal etmemek gerekir.

ABDli yetkililer Türkiye ile Iraklı Kürt grupların çatışmasının bölgeyi istikrarsızlaştıracağını ve tarafların sıkı bir işbirliği içinde olmaları gerek- tiğini defalarca dile getirmiştir. Bu yeni modelin neticesinde, Türkiye ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasında nisbi bir istikrar dönemi yakalanmış ve işgalden beri devam eden yüksek tansiyon düşü- rülmüştür.

Ne var ki, yeni dönemin ürettiği barışın devam- lılığı konusu hala belirsizdir. Türkiye ile Bölge- sel Kürt Yönetimi arasında kurulan diyalog ve işbirliği mekanizmaları, her ne kadar çatışma riskini azaltsa da, taraflar arasındaki gündemin devletler tarafından domine edilmeye devam et-

Noşirvan Mustafa liderliğindeki GORAN hareketinin seçimlerde sağladığı başarı ile Kürt parlamentosunda artık güçlü bir muhalefet vardır.

(4)

mesi, tarafların diğerlerinin niyetleri konusunda asla emin olamamasını ve temkinli davranmak zorunda kalmalarını beraberinde getirmektedir.

Bu durumda, Türkiye ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasında çatışma riskinin önümüzdeki dönemde ortadan kalkması mümkün görünmemektedir.

Bu riskin ortadan kalkabilmesi için ise tarafların iç politik sistemlerinin karakteristiğinin değiş- mesi gerektiği iddia edilebilir. Zira, bu değişiklik hükumetlerin saldırgan ve tehdit edici dış poli- tika seçeneklerine eskisi kadar rahat yönelme- sini engelleyebilir. Diğer bir deyişle, demokra- tik kurumlara sahip ülkelerin kendi aralarında savaşmaları, bu kurumlara sahip olmayan dev- letlere göre daha zordur. Yöneticilerin demok- ratik süreçler vasıtasıyla denetlendiği ülkelerde hükümetler halkın kaderini etkileyebilecek sa- vaşa girme gibi konularda daha temkinli dav- ranırlar çünkü savaşın halk üzerinde yarattığı ölüm-sefalet-göç-özgürlük kaybı gibi sorunlar hükümetlerin bir sonraki dönemde seçilmeleri- ni engelleyebilir. Bu sebepten dolayı, demokratik kurumların tesis edilmesi ve işlemesi devletlera- rası ilişkilerde çatışma riskini azaltan bir faktör olarak görülebilir.

Bu temel varsayıma göre şu iddia edilebilir ki, 1991 yılından beri, KDP ve KYB’nin Kuzey Irak siyasetini kontrol etmesi ve hatta tekelleştirme- si, Türkiye ile işgal sonrası yaşanan sorunların temel sebebidir. Yıllardır, hükümeti ellerinde tutan ve sosyal-siyasal-ekonomik hayatın bütün alanlarına hâkim olmayı başarmış iki büyük Kürt partisi, merkezileşmiş yapıyı dış politkaya da yansıtmaktaydı. Denetlenmeye alışık olmayan KDP ve KYB, çatışma konusunda halkın sosyal ve ekonomik taleplerini rahatlıkla göz ardı ede- bilmekte ve Türkiye ile ilişkilerinde çatışmayı göze alan bir yaklaşım sergilemekteydi.

25 Temmuz seçimleri bu geleneğin bozulması ve Türkiye ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasındaki ilişkilerin yeni bir döneme girmesi için önemli bir nokta olarak değerlendirilebilir. Zira Kürt bölgesinde seçimler, o zamana kadar hiç olmadı- ğı kadar rekabetçi bir ortam içinde seyrediyordu ve etnisite temelli siyaset yerini modern ideoloji ve söylemlere bırakmış gibi görünüyordu. Seçim sonucunda ortaya çıkan tablo ise, Kürt Bölgesi- nin Türkiye ile kuracağı ilişkilerin eski çatışma risklerini barındırmayacağına dair umut verici olmuştur.

Iraklı Kürtlerin Seçimi

25 Temmuz 2009’da, Bölgesel Kürt Yönetimi sı- nırları içindeki 3 vilayette yerel parlamento ve devlet başkanlığı seçimleri yapılmıştır. Kürt Böl- gesel Meclisi 111 sandalyeden oluşmaktadır. Bu rakamın içinde Türkmenler için 5, Hıristiyan- Asuri-Keldaniler için 5 ve Ermeniler için 1 san- dalyelik kota bulunmaktadır. Yani Kürt listeleri 100 sandalye için yarışmıştır.

Seçimlerden önce, tabanı Süleymaniye’de olan KYBirliği ile gücünü büyük ölçüde Erbil ve Duhok’tan alan KDP “Kürdistan Listesi” olarak seçimlere girme kararı aldığında bu ittifakın 100 sandalyeden en az 85’ini alacağı öngörülüyordu.

“Kürdistan Listesi”nin en büyük rakibinin ise geçen seçimlerde 9 sandalye kazanan “Kürdis- tan İslami Birliği” olacağı düşünülüyordu. Zira İslami Birlik, Sosyal Demokrat Parti ve Emekçi Parti’yle ittifak kurmuş ve Temel Hizmetler Lis- tesi adıyla seçime katılma kararı almıştı. Bu Liste temel politikasını, İslam kardeşliği kadar Bölge- sel Kürt Yönetimi sınırları içinde eksikliği dra- matik şekilde hissedilen elektrik ve belediyecilik gibi temel hizmetlerin yerine getirilmesi üzerine kurmuştu.

Seçimler Barzani ve Talabani’nin ulusal kurtuluş lideri sıfatlarına meydan

okumuştur. Daha önce dış politika üretirken halkın tartışılmaz ve meşru

temsilcileri olan Barzani ve Talabani artık Kürt topraklarının sadece yarı-

sını temsil eder duruma düşmüştür.

(5)

Ne var ki, Bölgesel Kürt Yönetimi içindeki siyasi kısırdöngü, eski bir KYB kurucusu olan ve yıllar- ca bu partinin ikinci adamlığını üstlenmiş olan Noşirvan Mustafa liderliğindeki GORAN hare- ketinin 2009’un ilk günlerinde ortaya çıkışıyla kırılmıştır. Noşirvan Mustafa’yı demokratikle- şen ülkelerde ortaya çıkan cılız muhalefet hare- ketlerinden ayıran ve etkili bir muhalif hareket olarak ortaya çıkmasını sağlayan birçok nokta bulunmaktadır.

İlk olarak Noşirvan Mustafa, Kürt ulusal ve siya- si hareketinin önemli bir figürüdür. Bu pozisyon, ona iktidar tarafından yöneltilecek “işbirlikçi”,

“dış güçlerin maşası” gibi suçlamaların önünü kesmektedir. Zaten, Mustafa’nın kadrosunda hem halk hem de peşmergeler üzerinde büyük etkisi olan komutanlar mevcuttur.

İkinci olarak, GORAN, ekonomik bakımdan sıkıntı yaşamayan bir siyasi harekettir. Birçok aşiret ve önemli askeri-siyasi figürün desteğinin yanı sıra GORAN’ın masrafları “Vuşa” isimli şir- ket tarafından karşılanmaktadır. Aynı şirket GO- RAN propagandası yapan Rojname gazetesi ile KNN Televizyonu’nu da finansal olarak destek- lemektedir. Yani GORAN listesinin ekonomik sorunu olmadığı gibi, bu güç onların propagan- da yeteneklerini de arttırmaktadır.

Üçüncü olarak, Goran dünyadaki trendlere uy- gun olarak “değişim” retoriğini benimsemiştir.

Bu çerçevede, demokratik haklar, siyasi özgür- lükler, daha dinamik ve istikrarlı ekonomi, rüş- vet ve yolsuzluktan arınmış yönetim ve çatış- maların diyalog ve uzlaşma ile çözülmesi gibi söylemler üretmiştir. Bu söylemler, GORAN’ın, halkın gerçek sorunlarına yönelik çözümler üre- teceği kanısını güçlendirmiş ve suni sebeplerden dolayı ortaya çıkmış cılız bir fraksiyon olarak al- gılanmasını engellemiştir.

Son olarak, GORAN’ın tecrübeli politikacıları, kendilerine sempati duyan devlet görevlilerinin baskı gördüklerini, askerlerin terfilerinin engel- lendiğini ve devlet memurlarının maaşlarını ala- madıklarını iddia etmiştir. Bu politika da başarılı olmuştur keza GORAN’ın Kürt siyasi hayatına

emek vermiş peşmerge komutanlarının ve si- yasetçilerinin uğradıkları mağduriyet halk üze- rinde bir sempati yaratmıştır. GORAN’ın yani Türkçe ismiyle “Değişim” Listesi’nin özellikle Süleymaniye bölgesinde önemli bir başarı sağla- masının sebepleri bu etkenlerle açıklanabilir.

Seçim sonuçları 2009’un ilk günlerinde yapılan tahminleri boşa çıkarmıştır. KDP-KYB ittifakının sandalye sayısı 78’den 59’a gerilemiş, GORAN Listesi de 25 sandalye kazanmıştır. İslamcı-Solcu ittifak ise 13 sandalye kazanarak parlamento- ya girmiştir. Geriye kalan üç sandalyenin ikisi İslamcı-Solcu ittifaka girmeyen İslami Hareket Partisi tarafından, diğeri de Özgürlük ve Sosyal Adalet Listesi tarafından kazanılmıştır. Sonuç olarak Kuzey Irak’ta iktidar güçleri halkın ciddi uyarısına maruz kalmış, parlamentodaki mutlak ve tartışmasız üstünlüklerini koruyamamıştır.

Seçim sonuçlarının Türkiye-Bölgesel Kürt Yöne- timi ilişkilerini de etkileyeceği düşünülmektedir.

Bu düşünce ülkelerin iç siyasal durumlarının dış politikalarını kaçınılmaz olarak etkileyeceği var- sayımının sonucudur. Daha önce de belirtildiği gibi, ülkeler demokratikleştikçe ve hükümetler iktidarı kaybetme korkusu yaşadıkça daha ılımlı ve barışçı bir dış politika üretme eğiliminde ola- cağı söylenebilir.

Kürt bölgesindeki seçimlere bakarak, önümüz- deki dönem Türkiye ile kurulacak ilişkilerin nite- liği hakkında bazı tahminlerde bulunabiliriz. İlk olarak, seçim sonuçlarına göre Kürt parlamen- tosunda artık güçlü bir muhalefet vardır. Bu güç- lü muhalefet, Barzani ve Talabani’ye demokratik bir ortamda hiçbir iktidarın ilelebet kaim olama- yacağını hatırlatmaya yetecek ve bu durum lider- lerin dış politika üretirken iç politikayı hesaba katma gerekliliğini doğuracaktır. Zira, liderlerin dış politikada atacağı agresif ve halkı zor duruma düşürecek adımların acısı bir sonraki seçimlerde çıkabilir ve her iki lider de bu adımların cezasını iktidarlarını kaybederek ödeyebilir.

İkinci olarak, seçimler Barzani ve Talabani’nin ulusal kurtuluş lideri sıfatlarına meydan oku- muştur. Daha önce dış politika üretirken halkın

(6)

tartışılmaz ve meşru temsilcileri olan Barzani ve Talabani artık Kürt topraklarının sadece yarısını temsil eder duruma düşmüştür. Artık ürettikleri dış politikalar muhalefet tarafından eleştirilebi- lecek ve medyada tartışılacaktır. Kürt bölgesinde 2003 sonrası ortaya çıkan monolitik yapı çatır- damaya, Kürt siyasal hayatı iyice renklenmeye başlamıştır.

Üçüncü olarak, Bölgesel Kürt Yönetimi dâhilindeki iç iktidar mücadelesinde taraflar dış aktörleri karşılarına almak istemeyecektir. İç po- litikada rekabet arttığına göre iktidarı korumak iyice zorlaşacaktır. Bu durumda taraflar, özellikle komşu ülkelerle daha önceki dönemlerde girilen sert diyaloglardan kaçınacaktır çünkü bu sert di- yaloglar karşıt grubun bahsi geçen komşu ülke- lerle flörtünü beraberinde getirebilir. Bu sebeple Kürt bölgesinin dış politika gündemi 2003 son- rasında sıkça dile getirilen “gerekirse askeri güç kullanırız” söylemiyle zehirlenmeyecektir.

Bu üç parametrenin her biri Türkiye’nin Bölge- sel Kürt Yönetimi ile kuracağı ilişkilerin geleceği açısından önelidir. Artık Türkiye’nin muhatabı halkın %80 desteğine sahip, dengelenmeyen ve kontrol edilemeyen bir iktidar değildir. Bunun yerine Türkiye, ciddi bir muhalefetle karşı kar- şıya kalan, önümüzdeki dönemde sıkça denet- lenecek ve her hareketi muhalefet tarafından titizlikle incelenip medya organları vasıtasıyla

kamuoyuyla paylaşılacak bir iktidar ile karşı kar- şıyadır. Bu durum ise ilişkilerin yumuşaması, çatışma risklerinin ortadan kalkması ve yeni bir gündem oluşması için önemli bir fırsattır.

Sonuç

GORAN’ın üst düzey yöneticilerinden General Mam Rustam seçimlerden önce, kendisiyle yap- tığım mülakatta Türkiye ile ilişkiler konusunda uzlaşma, diyalog ve işbirliği gibi prensiplere ön- celik vereceklerini söylemiş ve bölgesel barışın bölge halklarının huzuru ve refahına kaçınılmaz olarak katkı sağlayacağının altını çizmiştir. Hal- kın Kürt bölgesinde değişime gösterdiği tevec- cüh General Rostam’ın öngördüğü dış politika- yı iktidara taşıyamamıştır ancak bu destek öyle beklenmedik ve hayati bir zamanda gelmiştir ki General’in söyledikleri artık hiçbir Kürt hükü- meti tarafından kolay kolay göz ardı edilemeye- cektir.

Bu seçimlerin bir başlangıç olduğunu, muhalefe- tin hükümeti siyasi-sosyal ve ekonomik reform- ları yapmaya zorlayacağını ise tahmin etmek güç olmayacaktır. Bu reformlar yapıldığı takdirde demokrasinin serbest seçimler dışındaki kurallı ve adil işleyen bir piyasa ekonomisi ve sosyal- siyasal özgürlükler gibi diğer ayakları da tamam- lanacaktır. Bu durum, Türkiye ile Bölgesel Kürt Yönetimi arasındaki ilişkileri kaçınılmaz olarak yeni ve olumlu bir seyre sokacaktır.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :