ANKARA HBVÜ HUKUK FAKÜLTESİ
CEZA MUHAKEMESİ HUKUKU-I DERSİ FİNAL SINAVI (A ve B şubeleri)
6.1.2020,16:00 TALİMAT: Sınav süresi iki saattir. Mevzuat (gerekçeli olabilir) kullanmak serbesttir. Cevaplamada, madde numaraları belirtilmelidir; aksi halde puan verilmez. İlave tek yaprak kağıt alınabilir. Kurşun kalem kullanmayınız ve yazınızın okunaklı olmasına dikkat ediniz. Soru kağıdı sizde kalabilir. Başarılar.
OLAY I- Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında "Silahlı Terör Örgütü Üyesi Olmak" suçundan (TCK m. 314/2) dolayı soruşturma başlatılan (S), tutuklanması istemi ile Isparta Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilir. (S), Isparta Sulh Ceza Hakimliğince yapılan sorgu işlemi sırasında müdafi huzurunda savunmasını yapar ve tutuklanmasına karar verilir. Tutuklama kararı verildikten sonra (S) hakkında iddianame düzenlenerek Isparta 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılır. (S)’nin sorgusunun yapıldığı 27/02/2017 tarihli celsede, (S)’ye CMK’nın147 ve 191.
maddeleri uyarınca hakları anlatılır. (S), haklarını anladığını ve savunmasını kendisinin yapacağını beyan eder.
Tutukluluk incelemelerinin de müdafi olmaksızın yapıldığı yargılamaya devam edilir ve (S) hakkında mahkumiyet hükmü verilir. (Yargıtay 16. CD, 19.03.2018, 2018/1227-754)
Soru 1- Olayda, yapılan yargılamanın ve bunun sonucunda verilen mahkumiyet hükmünün hukuka uygunluğunu değerlendiriniz (15 p.).
Cevap- Müdafi görevlendirilmesi, kural olarak talebe bağlıdır (ihtiyari müdafilik). Fakat alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda müdafi görevlendirilmesi zorunludur (m. 150/3). TCK m. 314/2’de düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun cezası, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıdır. Söz konusu suçun cezasının alt sınırı beş yıl olup, beş yıldan fazla değildir. Bu nedenle, somut olayda ceza miktarı bakımından müdafi tayin edilmesi zorunlu değildir.
CMK’da zorunlu müdafiliğe ilişkin bu genel düzenlemeden (m. 150/2-3) başka sadece belirli işlemler bakımından geçerli olmak üzere zorunlu müdafiliğe ilişkin özel düzenlemelere de yer verilmiştir. Söz konusu işlemler tekrarlandığı sürece müdafi görevlendirme zorunluluğu devam edecektir. Bu hallerde, ayrıca CMK m. 150’deki şartların varlığı aranmayacaktır. Tutuklama kararı verilmesi de söz konusu özel durumlardan birisidir. Tutuklama istendiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır (m. 101/3). Somut olayda S, sulh ceza hakimliğindeki tutuklama sorgusunda müdafiin yardımından yararlandırılmıştır.
Hakim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da en geç otuzar günlük süreler içinde re’sen karar verir (m. 108/3). CMK m. 108/1, 3’e göre “şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle” karar verilecektir.
Düzenlemenin lafzına bakıldığında, tutukluluk incelemelerinde savunma makamının görüşünün alınması gerekli olmakla beraber müdafiin hazır bulunması zorunluluğu yoktur. Fakat, müdafi bulunmasının zorunlu olduğu işlemlerin tekrarlanması halinde, yine müdafiin bulundurulması gerekmektedir. Yargıtay kararlarında kabul edildiği üzere özel zorunlu müdafilik halleri öngörülen belli işlemler tekrarlandığı müddetçe müdafi görevlendirilmesi zorunluluğu devam etmektedir. Yargıtay 16. CD’nin verdiği bir karara göre “…tutuklamaya sevk gibi özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması tehlikesinin doğduğu anlarda müdafi zorunluluğuna işaret eden kanun koyucunun, tehlike gerçekleşip şüpheli veya sanığın tutuklanmasından sonra müdafi gerekmez düşüncesiyle hareket ettiğinin kabulüne olanak yoktur.” Bu husus, delillere erişim ve savunmayı hazırlama olanakları itibarıyla adil yargılanma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin gereğidir. Dolayısıyla, sadece tutuklama kararı verilmesi sırasında değil;
CMK m. 108 kapsamındaki tutukluluk incelemelerinde de müdafiin hazır bulunması zorunluluğunun devam ettiği kabul edilmelidir.
Sanık, kural olarak zorunlu müdafii kabule zorlanamaz. Somut olayda, (S), her ne kadar müdafi yardımından faydalanmak istemediğini ve savunmasını kendisinin yapacağını ifade etmiş olsa da tutuklu olması nedeniyle savunmasını hazırlaması ve delillere ulaşması son derece güçtür. Silahların eşitliği ilkesi ve adil yargılanma hakkının gereği olarak, (S)’nin müdafi yardımından faydalanmak istemediğine dair iradesinin geçersiz sayılması ve istemi aranmaksızın müdafi huzurunda tutukluluk durumunun incelenmesi gerekmektedir. Kaldı ki, somut olayda bir müdafi atanması söz konusu olmadığı gibi; sanık tarafından da müdafi atanması açıkça reddedilmiş değildir.
Tutukluluk incelemelerinde müdafii hazır bulunmalıdır. Fakat tutukluluk incelemelerinde müdafiin hazır bulunmaması, münhasıran yargılamanın bütünü ve hüküm üzerinde etkili olan bir hukuka aykırılık değildir. Sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmü, sırf bu sebeple hukuka aykırı olarak nitelendirilemez.
OLAY II- Asayiş Büro Müdürlüğüne bağlı Güven Timlerinin yaptıkları araştırma ve ön izleme çalışmalarında, gümrük kaçağı sigara ve tütün ürünlerinin satıldığını tespit ettikleri Haşimiye Meydanı Gümrük Hanı ve çevresinde yaptıkları çalışma kapsamında, Ucuzluk Pazarı içerisinde Şanlıurfa 3. Sulh Ceza Hakimliğinin arama kararına istinaden yapılan kontrolde (S)’nin elinde bulunan ağzı açık siyah poşette 120 paket kaçak sigara olduğu görülür.
(S) yakalanır ve sigaralara elkonarak Sarayönü Polis Merkezi Amirliğine teslim edilir.
(S) müdafi hazır olmaksızın alınan kolluktaki ifadesinde; tanımadığı bir şahıstan 12 karton (120 paket) sigarayı 500 TL'ye satın aldığını, Haşimiye Ucuzluk Pazarı içerisinde yürürken kendisini durduran sivil polis memurlarının, yanındaki siyah renkli poşet içerisindeki sigaraları bulduklarını, sigaraları satmak için aldığını söyler. (S), mahkemede ise; sigaraları tarım işçiliğine gittiklerinde ailesi ile birlikte içmek için aldığını, mahkemedeki savunmasının doğru olduğunu, önceki ifadesinin yanlış anlaşıldığını, sigaraları satma niyetinin olmadığını ifade eder.
Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesi, “Olay tarihinde kolluk kuvvetlerince durumundan şüphelenilen bir şahsın elindeki ağzı kapalı poşette yapılan aramada çok sayıda kaçak sigara bulunduğunun tespit edildiği, sigaraların ele geçirildiği yer, ele geçiriliş şekli, soruşturmadaki ikrar ve olayın diğer özellikleri gözetildiğinde sanığın ticari maksatla bu sigaraları bulundurduğunun anlaşıldığı, sanığın yargılama aşamasındaki inandırıcılıktan uzak afaki savunmalarına itibar edilemeyeceği, soruşturmadaki samimi savunmasının oluşa daha uygun olduğu vicdani kanaatiyle” (S) hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/5. maddesinde düzenlenen suçtan dolayı mahkumiyet kararı verir. (Yargıtay CGK, 12.2.2019, E.2017/569, K. 2019/85)
Soru 2- Olaydaki arama işleminin hukuki dayanağını açıklayınız (5 p.).
Cevap- Olayda PVSK m. 9 kapsamında önleme araması işlemi söz konusudur. Bu hükme göre, “Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş sulh ceza hakiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kağıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar.” Önleme aramasının yapılabileceği yerler yine kanunda sayılmıştır. PVSK m. 9/4-d hükmüne göre “Umumi veya umuma açık yerlerde”
önleme araması yapılabilir.
Soru 3- Mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının gerekçesini değerlendiriniz (15 p.).
Cevap- Olayda, zorunlu müdafilik kapsamına giren bir durum söz konusu değildir. Kolluktaki ifade alma işlemi sırasında müdafiin hazır bulundurulması zorunluluğunu öngören bir düzenleme de bulunmamaktadır. Kolluktaki ifade tutanakları, okunmak suretiyle duruşmaya dahil edilebilir ve delil olarak değerlendirilebilir. Bu hususta, CMK m. 148/4 ve m. 213 hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. CMK m. 148/4’e göre “Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz”. CMK m. 213’e göre, “Aralarında çelişki bulunması halinde; sanığın, hakim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir.” Kolluk tarafından alınan ifade tutanaklarının çelişki sebebiyle duruşmada okunabilmesi, ifade alma işlemi sırasında müdafi de hazır bulunmuş ise mümkündür. Müdafi hazır bulunmaksızın alının kolluk ifadeleri, hakim ya da mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
Somut olayda, kolluk tarafından alınan ifade işlemi sırasında müdafi hazır değildir. Sanığın kollukta verdiği ifadenin hükme esas alınabilmesi, hakim veya mahkeme huzurunda sanık tarafından doğrulanmasına bağlıdır.
Ancak olayda, sanık; kollukta verdiği ifadeyi duruşmada yalanlamış ve sigaraları satmak için değil, kullanma amacıyla aldığını söylemiştir. CMK m. 148/4’te yer alan düzenlemeye göre, bu ifadenin mahkumiyet hükmüne esas alınması hukuka aykırıdır.
OLAY III- Silahlı terör örgütüne düzenli aralıklarla fon sağladığına yönelik şüphe üzerine (S) hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılır (6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun m. 4). Yürütülen soruşturma kapsamında (S)’nin ortağı ve aynı zamanda yöneticisi olduğu şirkete İzmir 5.
Sulh Ceza Hakimliğinin kararı ile CMK’nın 133/1. maddesi uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak tayin edilir.
Soruşturma sonunda (S) hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına ve CMK’nın 133/1. maddesi uyarınca şüphelinin ortağı olduğu şirkete İzmir 5. Sulh Ceza Hakimliğinin kararı ile atanan kayyum tedbirinin sona erdirilmesine ilişkin ek karar verilir. Kayyım olarak tayin edilen TMSF’nin, hakim kararı olmadan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının söz konusu şirket üzerindeki kayyım kararının kaldırılmasına dair kararının
uygulanmasında tereddüt yaşayarak, bu hususta hakim kararı alınması için müracaatta bulunması üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının talep yazısına istinaden İzmir 5. Sulh Ceza Hakimliği, talep hakkında görev ve yetkisi olmadığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz, İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin kararı ile reddedilir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı “5271 sayılı Kanunun 133. maddesinde, şirket yönetimi için kayyım atama kararı ile ilgili Cumhuriyet savcısına herhangi bir karar alma yetkisi tanınmadığı, kayyım atanması ve atama kararının kaldırılmasına ilişkin kararın, soruşturma aşamasında hakim, kovuşturma aşamasında ise mahkeme tarafından verileceği, sulh ceza hakimliği veya mahkeme tarafından verilen kararların re'sen Cumhuriyet savcısı tarafından kaldırılabilmesi için kanunda açık hüküm bulunması gerektiği,…” gerekçesi ile kanun yararına bozma isteminde bulunur. Bunun üzerine dosya Yargıtay 16. Ceza Dairesinin önüne gelir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi “CMK'nın 133/1. maddesinde, suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hakim veya mahkemenin, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabileceği hükmüne yer verilerek, kayyım atama işleminin mutlaka hakim ya da mahkeme kararı ile yapılabileceği kabul edilmiş ise de, bu tedbirin hangi merci tarafından sonlandırılacağına dair CMK’da bir hükme yer verilmiş değildir. Gerçi anılan kanunun 131. maddesinde genel manada elkonulan eşyanın iadesine hangi mercilerin karar vereceği sayılmıştır. Ne var ki, gerek 131. maddenin sistematik açıdan düzenleme yeri itibariyle 133. maddeyi de kapsayacağına dair bir atfa yer verilmemesi, gerekse şirkete kayyım atanmasının karar verme mercii itibariyle daha güvenceli, şartları itibariyle de daha sınırlayıcı sıkı koşullara bağlanması birlikte değerlendirildiğinde CMK'nın 131. maddesinin, 133. maddesi yönünden uygulanma yeri bulunmadığının kabulü gerekir.//Ancak kanunun 133/3. maddesindeki atıfla bu konudaki boşluğun 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundaki düzenlemeler ışığında doldurulabileceğine işaret ettiği söylenebilir.//Esasen kayyımlık müessesesi, medeni hukukun bir enstrümanı olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 403 ve devamı maddelerinde yer almıştır.//Yasa koyucu Medeni Kanunun 470 ve 471. maddelerinden farklı olarak 472.
maddesinde, diğer kısıtlılar üzerindeki vesayetin, yetkili vesayet makamının kararıyla sona ereceğini, vesayeti gerektiren sebebin ortadan kalkması üzerine vesayet makamının, vesayetin sona ermesine karar vermesi gerektiğini tespit etmektedir. Anılan yasanın 477/2. maddesinin amir hükmüne göre de; yönetim kayyımlığı, kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınmasıyla sona erer. Kayyımın görev süresini vesayet makamı belirler (MK.madde 458).//Bu düzenlemelerden şu sonuca ulaşmak mümkündür:
Geçici/arızi bir durum olan bu tedbirler, gerektirici sebep ortadan kalktığında yasal düzenlemede açıkça belirtilmişse kendiliğinden sona erer. Aksi halde ihbari mahiyette de olsa tedbiri va'zeden merciin kararı ile kaldırılması gerekir. TMK'nın 477/2. maddesinde de kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması ile yönetim kayyımlığının kendiliğinden sona ereceğine dair bir düzenlemeye yer verilmemiş olduğundan, bu hususta yetkili vesayet makamından yani kayyımı atayan merciden bir karar alınması zorunludur.//Kanun vazıı, kimileyin CMK'nın 103/2. maddesinde olduğu gibi müdahale edilen hakkın önemine binaen koruma tedbirini sonlandırma kararını/yetkisini istisna kabilinden Cumhuriyet savcısına devretmiş görünse de, şirkete kayyım atanması tedbirinde böyle bir istisnayı benimsememiştir.//Şu hale göre; kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde gerektirici sebep ortadan kalktığından, yetkili ve görevli İzmir 5. Sulh Ceza Hakimliğince daha önce CMK'nın 133.
maddesi gereğince ilgili şüpheliler hakkında verilen şirkete kayyım atama kararının sonlandırılmasına karar verilmesi gerekirken, yasaya yanlış anlam yükleyerek oluşturulan gerekçelere dayanan gerek anılan hakimliğin, gerekse itirazı reddeden mercii İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin incelemeye konu kararları ile yazılı şekilde karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.” gerekçesiyle İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin kararının CMK’nın 309/4-a maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verir. (Yargıtay 16.CD, 31.12.2018, 2018/5333-5602) Soru 4- Olayda, (S)’nin ortağı ve aynı zamanda yöneticisi olduğu şirkete kayyım atanması mümkün müdür? (5 p.) Cevap- Suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atanması mümkündür (m. 133/1). Bu tedbir, her suç için değil; CMK m. 133/4’teki katalogda sınırlı olarak sayılan suçlar için uygulanabilir. Terörizmin finansmanı suçu, CMK m. 133/4’teki katalogda yer almamaktadır.
Fakat 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4/7. maddesine göre, bu suç bakımından şirket yönetimine kayyım atanması mümkündür.
Şirket yönetimine kayyım atanması için, soruşturma veya kovuşturma konusu suçun zincirleme veya kesintisiz suç olarak şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olması gerekir. Olayda, düzenli aralıklarla terör örgütüne fon sağlandığı belirtilmektedir. Yine, (S) sadece şirketin ortağı değil, aynı zamanda yöneticisidir. Dolayısıyla, yönetim faaliyeti çerçevesinde şirket kaynaklarından terör örgütüne fon sağlandığına yönelik kuvvetli şüphenin varlığı halinde, şirket yönetimine kayyım atanması mümkündür.
Soru 5- Olaydaki hukuki sorunu tespit ediniz (5 p.).
Cevap- Şirket yönetimine kayyım tayini kararını, soruşturma evresinde sadece sulh ceza hakimi verebilmektedir;
Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi yoktur (m. 133/1). Kanunda, kararın kaldırılmasına hangi merciin karar vereceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Olayda çözülmesi gereken hukuki sorun, soruşturma evresinde şirket yönetimine kayyım tayini kararının hangi merci tarafından kaldırılacağıdır.
Soru 6- Kanun yararına bozmaya konu olan sorun bakımından Yargıtay 16. Ceza Dairesinin açıklamalarını değerlendiriniz (20 p.).
Cevap- Tartışma, yukarıda tespit edilen hukuki soruna ilişkin olarak Kanunda bir boşluk bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak kıyas/yorum uygulamalarından hangisine başvurulacağı ile ilgilidir.
Koruma tedbirlerinin özellikleri arasında “geçici olma” ve “araç olma” vardır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı soruşturma evresini sona erdiren bir karardır ve bu kararı verme yetkisi münhasıran Cumhuriyet savcısına aittir.
Soruşturma evresi kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sona erdiğinde, koruma tedbirinin uygulanma amacı da ortadan kalkar. Dolayısıyla, koruma tedbirinin uygulanmasına son verilmesi gerekir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmayı sevk ve idare eden olarak kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla soruşturmayı sona erdirme yetkine sahip olduğuna göre koruma tedbirlerinin uygulanmasına da son verebilmesi gerekir. Bu, Cumhuriyet savcısının soruşturma evresindeki konumunun bir sonucudur. Tutuklama tedbiri bakımından Cumhuriyet savcının şüpheliyi serbest bırakma yetkisi (m. 103/2), istisnai bir düzenleme olarak değil; kişi hürriyetine verilen önem gereği tutuklamanın gereksiz olduğu bir durumda şüphelinin derhal serbest kalmasını sağlamaya yönelik olarak Cumhuriyet savcısının yetkisine yapılan özel bir vurgu şeklinde anlaşılmalıdır. Diğer taraftan, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalacaktır. Kişi hürriyetine verilen önem gereği, bu husus Kanunda özel olarak düzenlenmiştir (m. 103/2/c.2). Fakat özellikle CMK m. 128, 133’te düzenlenen tedbirler bakımından ilgili sicillere şerh verilmesi ya da belirli şekillerde ilan edilmesi arandığından, ilgili mercilerin bunu kaldırabilmesi için bir karara ihtiyaç olduğu açıktır. Bu tedbir bakımından CMK m. 131/1’deki Cumhuriyet savcısının yetkisi bulunduğunu, CMK m. 103/2/c.1’in yorumu da desteklemektedir. Bu itibarla, tespit edilen hukuki soruna ilişkin olarak CMK’da bir boşluk bulunmamaktadır.
CMK m. 131, gerek genel elkoyma gerekse elkoymanın özel türleri için geçerli olan bir düzenlemedir. Şirket yönetimine kayyım tayini de elkoymanın özel bir türüdür. Ayrıca CMK m. 128/10 hükmüyle elkoyma ve şirket yönetimi için kayyım tayini tedbirleri arasında bir irtibat kurulduğu söylenmelidir. Dolayısıyla, Kanunun sistematiğinde 131. maddenin 133. maddeden önce yer alması bu hükmün şirket yönetimine kayyım tayini için uygulanmasına engel değildir. CMK m. 131, 128 için uygulanabildiğine göre; 133 için uygulanmasına engel bir durum yoktur.
Bu tedbir bakımından Kanunda bir boşluk bulunduğu kabul edilse dahi, CMK m. 131/1 ve 103/1 hükümleri kıyasen uygulanmalıdır. Temel hak ve hürriyetleri sınırlandırması sebebiyle koruma tedbirlerinin uygulanmasında kıyas yasak olsa da; olayda bir koruma tedbirinin uygulanması değil, kaldırılması söz konusudur. Temel hak ve hürriyetler lehine bir sonuç ortaya çıkıyorsa, kıyas yapılabilir. Cumhuriyet savcısının tedbiri kaldırması, temel hak ve hürriyetler bakımından hukuki bir güvensizlik oluşturmamaktadır. Bu nedenle, söz konusu düzenlemelerin kıyas yoluyla uygulanmalarına engel bir durum yoktur.
CMK’daki hükümlerin kıyas yoluyla uygulanmaları mümkün iken; Türk Medeni Kanunu hükümlerine başvurulmamalıdır. Ayrıca medeni muhakeme hukukunda bir soruşturma evresi yoktur. Dolayısıyla tedbiri koyan makamın aynı zamanda kaldırılmasına da karar vermesi; tedbirin kendiliğinden kalkacağı hallerin özel olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Ceza muhakemesinde ise, yukarıda belirtildiği üzere bir soruşturma evresi vardır ve bu evrenin nasıl sona ereceği Kanunda düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, CMK m.133/3’te 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa yapılan atıf kayyım tayini kararının kaldırılmasına ilişkin değil, “kayyımın işlemlerine” yöneliktir. Atıf, kayyım tayini kararının kaldırılmasını kapsamaz.
OLAY IV- (S), bir gazetedeki köşe yazıları ve sosyal medyadaki paylaşımları gerekçe gösterilerek, “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan (TCK m. 220/7) dolayı 31.08.2016 tarihinde yakalanarak gözaltına alınır. Aynı soruşturma kapsamında (S), 03.09.2016 tarihinde tutuklanır. İstanbul ... Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davada, 31.03.2017 tarihli kararla (S) salıverilir. Yargılama devam ederken (S)’nin salıverilmesinden birkaç gün sonra, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından (S) hakkında önceki yakalama, gözaltı ve tutuklama kararlarına dayanak olan yazılar gerekçe gösterilerek “Anayasal düzeni ve Hükümeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçundan” başka bir soruşturma başlatılır ve (S) yakalanarak
gözaltına alınır. Bunu takiben “Anayasal düzeni ve Hükümeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçundan”
dolayı söz konusu yazılar gerekçe gösterilerek (S) hakkında tutuklama kararı verilir. (AYM, Atilla Taş, B. No:
2016/30220, 29.5.2019)
Soru 7- (S) hakkında “Anayasal düzeni ve Hükümeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçundan” verilen yakalama, gözaltı ve tutuklama kararlarının hukuka uygunluğunu değerlendiriniz (15 p.).
Cevap- “Non bis in idem” ilkesi: Aynı fiilden dolayı, suçun niteliği değiştirilerek, kovuşturma devam ederken aynı kişi hakkında bir soruşturma başlatılamaz. Soruşturma başlatılmış ise, soruşturma evresi sonunda düzenlenen iddianamenin iadesi gerekir. Fakat iddianame düzenleninceye kadar sorunun CMK m. 91/6 hükmü bağlamında tartışılması gerekmektedir.
CMK m. 91/6’da “Gözaltı süresinin dolması veya sulh ceza hakiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya neden olan fiille ilgili yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça bir daha aynı nedenle yakalama işlemi uygulanamaz.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu hükmün
“yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe kişi hürriyetini kısıtlayıcı tedbirler uygulanamaz” şeklinde anlaşılması gerekir. Yeni ve yeterli delil elde edilmeden verilen yakalama kararı hukuka aykırı olduğunda, yakalama kararı sonrasında aynı olgulara dayanan gözaltına alma ve tutuklama kararı da hukuka aykırı olacaktır. Yakalama işleminde dahi kişi hürriyetine yönelik bir ihlal olmaması için böyle bir düzenleme öngörülmüşken; kişi hürriyetine yönelik daha ağır müdahaleyi gerektiren tutuklamada bu hükmün evleviyetle uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Bu nedenle, CMK m. 91/6 uyarınca (S) hakkında “Anayasal düzeni ve Hükümeti cebren değiştirme ve yıkmaya teşebbüs suçundan” verilen yakalama, gözaltı ve tutuklama kararlarının hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir.
Metin Sorusu- İstinabe ve naiplik kurumları hakkında bilgi veriniz (20 p.).
I. Cildin ilgili bölümlerine bakılmalıdır.