Türkel Minibaş’ı kaybettik. O bir doğa severdi, o kültürel mirasın koruyucusuydu, o bir yaşam savunucuydu. Türkel Hoca, hastalığına karşın, insanın ve doğanın sömürülmesine karşı sözünü söylemek, kitlelerle buluşmak için hep koşturdu, hastalığına da aldırmadan. İlk hastalığı ortaya çıktığında gönderdiğim geçmiş olsun mesajıma, “bir an önce aranızda olmak için çok gayret gösterdiğimden emin ol” yanıtı vermişti. Öyle de oldu, kısa sürede yataktan kalktı ve mücadeleye katıldı. Onsuz biraz daha eksildik, Türkel Minibaş, artık çok sevdiği doğanın kalbinde ve bizim
kalbimizde yaşayacak. Bu yazımı Türkel Hocamın anısına yazıyorum. KAPİTALİZM, YOKSULLUĞU VE ÇARESİZLİĞİ KULLANIYOR
Küreselleşen kapitalist sermaye, şimdi gözlerini doğal varlıklara diktiler. Yerüstü ve yeraltında para eder ne varsa, sömürüyorlar. Toprağın, suyun, havanın kirlenmesi, çevrenin yaşanmaz hale gelmesi, doğal yaşam ortamlarının yok olması pahasına doğal varlıklar kapitalizmin hammaddesi halini aldı. Bu arada deregülasyon, yani serbestleştirme, kuralsızlaştırma dayatılıyor. Şirketler, medyayı kullanarak yandaş kamuoyu oluşturuyorlar. Yoksul insanların çaresizliğini kullanıyorlar.
Kuralsızlaşan ya da barbarlığı kural haline getiren kapitalizmin uygulamaları ile artık iç içe yaşıyoruz. Çoğu zaman bu uygulamaların farkına bile varmıyoruz, içimizi acıtmasıyla fark ediyoruz.
Efemçukuru Köyü’nün gençlerinin öğrenim haklarını kullanmalarının biçimi benim en çok içimi acıtan olaylardan birisi. Ege Bölgesi’nin bölgesel gazetelerinden Yeni Asır Gazetesi’nin 4 Şubat 2008 tarihli sayısının manşet haberinin başlığı "Efemçukuru'nda kardelenler açıyor" (YENİ ASIR-Haber). Alt başlığı “Ailelerin kız çocuklarını liseye
göndermediği köyde şimdi 4 genç kız eğitim görüyor...” Başlıktan ilk anda, “Efemçukuru Köyü’nde kız çocukları daha önce gönderilmedikleri liseye gönderilmeye başlandığı” haberi veriliyormuş duygusu yaşıyorsunuz, anacak haberin içeriğini okuduğunuz zaman haberin asıl amacının Efemçukuru Köyü’nün kızlarının lise öğrenimi görmeleri olmadığı ortaya çıkıyor. Efemçukuru Köyü'nü ve yöresini yaşanmaz hale getirecek, İzmir'in su havzasını kirletecek olan Efemçukuru Altın Madeni'ni işletecek Tüprag Metal Madencilik A.Ş. Efemçukuru Köyü’nün gençlerini okutmak için kolları sıvadığını öğreniyoruz. Altıncı şirket, Efemçukuru Köyü’nün gençleri için, 23 kilometre uzaklıktaki Menderes Lisesi’ne ücretsiz araç sağlamış, gençlerin eğitim masraflarını karşılıyormuş, hatta gençleri özel dersaneye bile gönderiyormuş. Yeni Asır Gazetesi de bunu ballandıra ballandıra haber yapmış. Haberde, İzmir Milli Eğitim Müdür Vekili Seyfettin Yılmaz’ın, Tüprag Yetkililerini kutladığı da yazılı. Altıncı şirketin Efemçukuru Köyünün gençlerinin öğrenimi ile ne alakası var? Alakası olamayacağı ortada, ama Tüprag’ın kendisine itiraz etmeyecek köylülere gereksinimi var, kendisini alkışlayacak Milli Eğitim İl Müdürleri’ne de gereksinimi olabilir.
Efemçukuru köylüleri çocuklarını liseye gönderemiyorlar, çünkü köylerinde okul yok, okulun olduğu Menderes İlçesine de araç yok. Altıncı Şirket, bunu görüyor ve fırsat olarak değerlendiriyor ve hemen bir okul servisi tahsis ediyor, gençlerin okul giderlerini karşılıyor. Asıl bu sorunla ilgilenmesi gereken Milli Eğitim Müdürlüğü de altıncı firmayı alkışlamakla meşgul. Peki, İzmir Büyükşehir Belediyesi ne yapıyor? Efemçukuru’na konacak otobüs seferlerinin kar zarar hesabını mı yapıyor? Öyle ya, artık belediyelerin kamu hizmetleri, ticari işletme gibi kar-zarar boyutuyla değerlendiriyorlar.
TİCARİLEŞEN BELEDİYECİLİK
Bu olay Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven ve Belediye Meclis Üyelerinin yargılanmaları olayını anımsatıyor. Dikilililere 10 tona kadar suyun ücretsiz verilmesine nedeniyle açılan davanın yargılaması sürüyor, mahkeme Sayıştay üyeliğinden emekli olmuş bilirkişilerden “kamunun uğradığı zararın tespiti için rapor alınmasına” karar verildi.
Yaşama için zorunlu, canlılar için bir hak olan suyun, zorunlu gereksinim olan kısmına erişimin ücretsiz sağlanması nedeniyle kamunun zarara uğrayıp uğramadığı konusunda rapor alınacak ve mahkeme kararını verecek. Yargıç neye göre karar verecek? Önüne konan hukuk kurallarına göre, yasalara göre karar verecek.
Davanın açılmasına yol açan yasa 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklikler Yapılması Hakkında Kanun’un 1.maddesinin birinci fıkrasının son tümcesi; “… kamu kurum ve kuruluşlarınca üretilen mal ve hizmet bedellerinde işletmecilik gereği yapılması gereken ticari indirimler hariç herhangi bir kişi veya kuruma ücretsiz veya indirimli tarife uygulanmaz…”
8 Ocak 2002 tarihinde (Ecevit-Bahçeli-Yılmaz Koalisyonu dönemi) kabul edilen yasa ile belediyelerinde de içinde yer aldığı kamu kurum ve kuruluşlarının sunmakla yükümlü oldukları kamu hizmetlerini, ticari bir işe, belediyeleri ve diğer kamu kurumlarını da ticari işletmeye dönüştürmektedir. Bu yasa olduğu sürece, toplum yararına belediyecilik yapmak cesaret ister. Var olan Anayasa’ya ve Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na dahi aykırı olan bu düzenlemenin, yerel seçimler öncesinde çokça tartışılması gerekmez mi? Aday gösteren siyasi partilerin ve belediye başkan adaylarının tercihini belli etmesi ve yasaya rağmen toplum yararına uygulamalara cesaret edileceğini anlatmak, göstermek gerekmez mi?
Yerel seçimler, kapitalizmin saldırısını durdurmak, kamu kurum ve kuruluşlarının ticarileşmesinin önüne geçmek için toplumsal direnci örmenin başlangıcı olmalı. 30 Mart sabahı, barbarlığa geçit vermeyeceğimizi, insanın ve diğer canlıların yaşamını güvence altına alacak yeni bir ülke, yeni bir dünyayı kurmakta kararlı olduğumuzu göstermeliyiz. Şimdi, barbarlığa karşı, yaşamın siyasetini yapma zamanı.
Arif Ali CANGI 10.2.2009 sesonline.net