17. yüzyıl mensur şehnâme tercümesi 231a-260b

288  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ ve EDEBİYATI ANA BİLİM DALI

TÜRK DİLİ BİLİM DALI

17. YÜZYIL MENSUR ŞEHNÂME TERCÜMESİ (231 – 260 varaklar)

Yüksek Lisans Tezi

Hazırlayan

Tülin SARIİBRAHİMOĞLU

İstanbul, 2006

(2)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ ve EDEBİYATI ANA BİLİM DALI

TÜRK DİLİ BİLİM DALI

17. YÜZYIL MENSUR ŞEHNÂME TERCÜMESİ (231 – 260 varaklar)

Yüksek Lisans Tezi

Hazırlayan

Tülin SARIİBRAHİMOĞLU

Tez Danışmanı Doç. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL

İstanbul, 2006

(3)
(4)

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER I

ÖN SÖZ II

ÖZET III

SUMMARY IV

KISALTMALAR V

TRANSKRİPSİYON CETVELİ VI

GİRİŞ 1

METİN 10

SÖZLÜK 105

BİBLİYOGRAFYA 246

ÖZGEÇMİŞ 248

TIPKIBASIM 249

(5)

ÖN SÖZ

Firdevsî’nin yazdığı manzum İran Ulusal Destanı olan Şehnâme, insanın yaradılışından Arap egemenliğinin başlamasına kadar olan İran tarihini anlatan bir eserdir. 60 bin beyitten oluşan bu ulusal destan Doğu edebiyatının en önemli eserlerinden biri olmasının yanında doğu-İslam, tarih–siyaset eserlerinin de örneği olmuştur. Şehnâme’nin beğenilmesi bu yolda yeni eserler yazılmasına yol açmıştır.

Türk kültürünü de etkilemiş olan Şehnâme’nin dilimizde manzum ve mensur olmak üzere çeşitli tercümeleri yapılmıştır. Bizim üzerinde çalıştığımız eser mensur bir eserdir.

İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 6131 demirbaş numarası ile kayıtlıdır. 3 cilt halinde 1778 varaktır.

Çalışmamız giriş, metin ve sözlük olmak üzere 3 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Firdevsî, Şehnâme, Şehnâme tercümeleri hakkında bilgi verilmiştir.

Metin kısmı, varak ve satır esas alınarak gösterilmiş, noktalama işaretleri günümüz imlâsı göz önüne alınarak uygulanmıştır. Okunamayan kelimeler […] işareti ile gösterilmiştir.

Sözlük bölümünde metinde geçen kelimeler ve birleşik şekillerin metindeki anlamları verilmiştir. Madde başı ile verilen bu kelimeler ve şekillerin altında ise o madde ile ilgili deyim ara madde ve birleşikler sıralanmıştır.

Ayrıca çalışmanın sonunda çevriyazıya aktarılan 231a – 260b varaklarının tıpkı basımı eklenmiştir.

Yüksek Lisans Tezi olarak bu eseri bana tavsiye eden, çalışmalarım esnasında yardımlarını esirgemeyen tez danışmanım Doç Dr. Zuhal KÜLTÜRAL’a ve hazırladığı Cibakaya programı ile dizin çalışmalarına büyük katkıda bulunmuş olan değerli hocam Prof.

Dr. Ceval KAYA’ya teşekkürü bir borç bilirim.

(6)

ÖZET

Üzerinde çalıştığımız eser, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 6131 demirbaş numarası ile kayıtlıdır. Üç cilt halinde ve tamamı 1778 varaktır. Ayrıca eserde minyatürlere yer verilmiş, her sayfası 25 satır olarak düzenlenmiştir. Üzerinde çalışılan 1. cildin boyu 39, eni 24.5 , kalınlığı 7.5 cm ’dir. Eser Hicri 1187, Miladi 1773 yılında tamamlanmıştır. Kelime kelime bir tercüme değildir. Tez, yazmanın 231 a –260 b varaklarını kapsamaktadır.

Bu tezi hazırlamaktaki amaç Şehnâme’nin bu mensur tercümesini tanıtmak ve 17.

yüzyıla ait olan bu eser ile Eski Anadolu Türkçesinin dil özelliklerini görebilmektir.

Bu çalışma giriş, metin, ve sözlük olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.

Giriş kısmında Firdevsi, Şehnâme, Şehnâme çevirileri ve üzerinde çalışılan yazma ile ilgili bilgiler verilmektedir.

Metin kısmında sayfa ve satır numaraları belirtilmiş, günümüz noktalama işaretlerine göre düzenlenmiş ve gerekli kısımlarda paragraflar yapılmıştır. Böylece eserden

faydalanılması daha kolay hale getirilmek istenmiştir.

Sözlük bölümünde eserin söz varlığını gösteren bir indeks hazırlanmış, eserdeki kelime ve birleşik şekillerin metindeki anlamları verilmeye çalışılmıştır. Madde başı veya ara maddelerin ikinci, üçüncü unsur olarak geçtiği maddelere (Æ) işareti ile göndermeler

yapılmıştır.

(7)

SUMMARY

The work of art we are working on is registered to the Central Library of İstanbul Üniversity with the number 6131. It is composed of 3 volumes with total pages of 1778. Also miniatures have taken place in the book with each page designed in 25 lines. The lenght of the first volume on which the work is being carried on, is 39 cm, the widht is 24.5 cm and

tickness is based 7.5 cm. The work is completed in 1187 – date based on Hegira, in 1773 – date based on Christian Era; İt is not a translation word by word. The thesis includes the pages 231a – 260 b of the manuscript.

The goal of this thesis is to introduce the prose translation of Sehname and to examine the characteristics of the old Anatolian Turkish by means of this work of art which belongs tı the 17th century.

In the introduction part, information about Firdevsi, Şehname translations and manuscript on which the work is carried on, is given.

In the text, the page and line numbers are shown, designed according to today’s punctuation marks and in necessary parts paragraphs are created. In this way, it has been aimed to get benefit of the work more easily.

In dictionary, an index is prepared which shows the vocabulary of the book; the meanings of the words and compound forms in the book are tried to be explained. The items identified as second, third factors of the main intermediary items have been referred with marking (Æ).

(8)

KISATMALAR

A. Arapça

bag. Bağlaç bk. bakınız

e. edat

F. Farsça hlk. Halk dilinde

i. isim

mec. Mecaz sıf. sıfat ün. Ünlem zf. Zarf zm. Zamir

* Bir madde başı kelimenin türevi olduğunu belirtir.

/ Farklı imlalarla yazılmış madde başlarını ayırır.

Æ Yanındaki maddelere gönderme ifade eder.

(9)
(10)

GİRİŞ

FİRDEVSÎ ve ŞEHNÂME :İran’ın milli destanı Şehnâme’nin yazarı Firdevsî 940 yılında Tûs şehrinde doğmuştur.Asıl adı Ebü’l Kasım, lakabı Fahreddin, mahlası Firdevsî’dir.

Yüzyıllar boyunca anlatılan efsanelere karşın yaşamına ilişkin çok az şey bilinmektedir. Şiirlerindeki kişisel göndermelerden bazı ip uçları elde edilmişse de en güvenilir kaynak 12. yüzyıl şairi olan Nizami-i Aruzi’nin verdiği bilgilerdir.1

Şairin otuz beş yılda tamamladığı Şehnâme, daha çok Pehlevi döneminde yazılan Hudayname ’nin çevirisidir. Bu metin efsane dönemlerinden 11. Hüsrev’in hükümdarlığına değin İran hükümdarlarının tarihini ele alır.Ayrıca Sasanilerin 7. yüzyılda Araplara

yenilmesini konu eden ek bilgileri de içerir. Firdevsî’nin Şehnâme’yi 980-990 yılları arasında yazmaya başladığı tahmin edilmektedir.Eserini Gazneli Mahmud’a sunmuş ancak sultan Mahmud’dan umduğu desteği bulamamıştır. Bundan dolayı hükümdara bir hicviye yazdığı da rivayet edilir.

Doğu Edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Şehnâme Doğu- İslam, tarih- siyaset eserlerinin bir örneği olmuştur. Bu kadar önemli bir eseri yazan Firdevsî’nin tarih bilgisinin yanında geçmiş olayları öğrenme isteğinin de etkisi büyüktür. Eserinden Farça’yı çok iyi kullandığı , Pehlevice ve Arapça bildiği, halk kültürüne büyük ilgi duyduğu

anlaşılmaktadır.

Ömrünün sonlarına doğru doğduğu şehir olan Tus’a gitmiş ve orada vefat etmiştir.

Ölüm tarihi bazı kaynaklarda 1020 , bazılarında ise 1025 olarak geçmektedir.

ŞEHNÂME ve Tercümeleri :Mesnevi şeklinde yazılmış olan 60.000 beyitten oluşan Şehnâme İslâmi devre kadar İran tarihini anlatmaktadır. Bir milletin bütün tarihi ve

an’anelerini toplayan böyle bir destana başka hiçbir millet sahip değildir.

Firdevsî , yapıtını yazarken bir tarihçi gibi çalışmış ama tarihsel bilgileri güçlü şiir yeteneği ile işlemiştir. İran tarihi ve mitolojisini eldeki eski kitaplara, dilden dile dolaşan

1 H.RITTER; “Firdevsi “ İslam Ansiklopedisi ІV, S.643-649; Mehmet KANAR, “Firdevsi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.XIII,s.125-127

(11)

söylencelere ve öykülere dayanarak yazmıştır. Ayrıca İran, Hint- Avrupa, Yunan mitolojilerinden ve İslâmi kaynaklardan büyük ölçüde faydalanmıştır.2

Şehnâme doğu edebiyatının en önemli eserlerinden biri olmasının yanında tarih- siyaset alanında birçok eserin önderi olmuştur.

Şehnâme ’ de olaylar ve hikayeler kronolojik bir sıra ile Keyümers’ten başlayarak Sasani hükümdarı 111. Yezdcird ’e kadar elli hükümdarın hayat ve savaşlarını anlatır. Konu Avesta’daki bazı kahramanların yiğitliklerini anlatan ilahiler ile başlar. ve eser dört büyük devre ayrılır.3

1. Pişdadiler dönemi: Burada Keyumers, Fredun, Sâm, Rüstem gibi efsanevi kahramanların hayatları, savaşları anlatılır. Buradaki şahsiyetler esatıri şehasiyetler olup kısmen Hintliler ile İranlıların müşterek mütolojisine dahildirler. Keyumers Avesta’da ilk yaradılan insan olup Ehrimen’e karşı gönderilmiştir. En eski mitolojiye göre bu Keyumers bir dev olup onun vücudundan gök ve yerler yaradılmıştır.

Fredun Hind- Avrupa mitolojisinde görülen ejderha öldüren bir kahramandır.Huşeng, Tahmerus, Cemşid ve Menûçehr de ilk insan tipleridir.

2. Keyaniler dönemi: Keykavus, Keykubat gibi hükümdarların anlatıldığı bölümdür ve bu bölümün sonunda Zerduşt dini ortaya çıkar.

3. Eşkaniler dönemi: Bu dönemde de İskender’in doğu geleneğinde gelişmiş olan hayatı anlatılır.

4. Sasaniler dönemi: Dokuz Sasani hükümdarın anlatıldığı bölümdür. Şehnâme’nin üçte birini tutmaktadır.Nuşirivan veziri Büzürcimihr’in menkıbeleri bu bölümde yer alır.

Şehnâme’de bu unsurlar mitolojik mahiyetten çıkarılmış ve insanlaştırılmıştır.Alalade insanlar ve uzun ömürlü padişahlar olarak gösterilmiştir.4

2 Zuhal KÜLTÜRAL- Latif BEYRELİ, Şerifi Şehnâme Çevirisi ,Ankara 1999

3 H.RITTER; “Firdevsi “ İslam Ansiklopedisi ІV, S.643-649; Mehmet KANAR, “Firdevsi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.XIII,s.125-127

(12)

Firdevsî, parçalar halinde olarak yazmaya başladığı eserini destanlarla bağlantı yapacak şekilde ilavelerle 1003-1004 yılları arasında tamamlamıştır.Eserini bitirdikten sonra şair dönemin hükümdarı Sultan Mahmud’a sunmak ister. Nizami-i Aruzi’ye göre bundan sonra Firdevsî,Gazne’ye gider. ve vezir Ahmed İbn Hasan Meymendi’nin yardımıyla Mahmud’ un kendisini kabul etmesini sağlar.Ama Mahmud düşmanların etkisinde kalarak ona az ödül verir.Bu olaydan duyduğu düş kırıklığı ile Herat’a giden , orada altı ay kalan Firdevsî daha sonra Mazederan’a giderek Şehnâme’yi Bavendilerden Şahryar’a ithaf etmek ister. Şahryar Mahmud’un etkisi altında olduğundan ithafı kabul etmez. ve hicviyeyi 100.000 dirheme satın alarak imha ettirir. Rivayete göre bundan dolayı bu hicviyeden 6 beyit kalmıştır.

Bundan sonra da yine rivayetlere göre Mahmud, Firdevsî’nin eserine önem vermediğinden dolayı pişman olmuş ve kendisine 60.000 dinar kıymetinde çivit göndermiştir. Ancak şair bunu görememiştir.

ŞEHNÂME ÇEVİRİLERİ

Eser, gerek şiirsel gücüyle, gerek bilgi zenginliğiyle Divan şairlerinin baş

yapıtlarından biridir. Bunun yanı sıra bir ulusun tarihi üzerine tek bir şair tarafından yazılmış benzer bir yapıt yoktur. Bu özelliklerinden dolayı da pek çok esere örnek olmuş ve yol göstermiş, dünya edebiyatının klasikleri arasındaki yerini almıştır.

Doğuda ve Batıda yapılan çevirilerin belli başlı baskıları:

Doğu’da yapılan baskılar çoğunlukla taş basması ve yanlışlıklar ile doludur. Doğu’da yapılan ilk tercüme X11. yüzyılın sonlarına doğru Kavamüddin Ebul Fettah İbni Ali tarafından yapılan Arapça tercümedir.

J. Mohl, Doğu’da yapılan manzum tercümenin Türkçe olduğunu Tatar Ali Efendi tarafından Kansu Gavri adına 916/1510 tarihinde yapıldığını söylemektedir.5

5 Necati LUGAL, a.g.e.

(13)

ŞEHNÂME’NİN TÜRKÇE ÇEVİRİLERİ

Doğu ve Batıda birçok dillere aktarılan Şehnâme’nin Türkçe’ ye ilk çevirisi 11.

Murad’ın emriyle yapılan mensur çeviridir.328 varaktan oluşan bu tercüme harekeli ve temiz bir nesih yazıyla yazılmıştır.Yer yer manzum parçalar bulunmaktadır. Bu parçalar o dönemin İskendername’sindeki manzumelere benzemektedir. Çevirinin geniş bir halk kitlesine hitap etmek istediği anlaşılmaktadır. Çeviride dokuz adet de minyatür bulunan bu eser Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi ’nde kayıtlıdır.(Hazine-1518)6

İkinci tercüme Şerîfî tarafından yapılan tercümedir. Bu tercüme Şehnâme’nin tek manzum tercümesidir. Topkapı sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde (Hazine-1519) kayıtlı bulunan ve çok güzel harekeli bir nesihle yazılmış olan bu çeviri iki cilt olup 1170 varaktır. Her

sayfada iki sütun halinde yirmi beş beyit bulunmaktadır.Eser büyük boy olup bazı kısımları tamir görmüş, bazı yerlere de sonradan ilaveler yapılmıştır.Baştaki ilk iki sayfa

tezhiplidir.Ketebesinde Şerîfî tarafından tercüme ve istinsah edildiği hususu ile eserin bitiş tarihi kayıtlıdır. Eserde birinci ciltte 37, ikinci ciltte 24 olmak üzere toplam 61 adet minyatür bulunmaktadır. Çevirinin 1. cildinde baştan Luhrasb’ın tahta çıkışına kadar olan bölüm yer almaktadır. Bu cilt 29709 beyittir. İkinci cilt ise(29710-56506) 26786 beyit/satır ihtiva etmektedir. Daha sonraki sayfalarda1-230 beyitler arasında dua bölümleri, 335. beyitten itibaren Şerîfî tarafından ilave edilen Kansu Gavri’nin sultan oluşu ve sultana övgü bölümleri yer almaktadır.7

55684-56048 beyitler arasında Şerîfî tarafından ilave edilen mensur bir bölüm yer almaktadır. Burada Firdevsî ’nin Sultan Mahmud ile ve maiyetindeki şair ve sanatkarlarla tanışması, eseri yazmaya başlaması, eseri bitirdikten sonra caize meselesi yüzünden Sultan Mahmud’a gücenip tekrar memleketine dönmesi ve nihayet ölümüne kadar olan hayatı

anlatılır. Yine bu bölümde 56205. beyitten itibaren elli beyit sultan Kansu Gavri’nin övgüsüne ayrılmıştır.Ayrıca 42500.-42559. beyitler arasında Nizâmî’nin İskendernâmesi’nden de

çeviriler yapılmıştır.8

6 Necati LUGAL,(çev.[Ön söz: Kenan AKYÜZ]), Şehnâme

7 Zuhal KÜLTÜRAL- Latif BEYRELİ, Şerifi Şehnâme Çevirisi ,Ankara 1999

(14)

Üçüncü tercüme ise Mehdî mahlaslı Derviş Hasan tarafından 11. Sultan Osman’ın emriyle yapılan tercümedir.9

Muallim Cevdet tarafından lise talebelerine yönelik hazırlanmış olan Şarkın İlyadası Şehname adlı kitapçık eserin sadece küçük bir bölümünü kapsamaktadır.Seksen sayfalık bu eser eski harfli Türkçe olarak hazırlanmıştır.

Türk destanları ilgili araştırmaları ile uğraşan Prof. Dr. Rıza Nur Türk Bilig

Revüsü’nün 4. sayısını tamamen Şehnâme’ye ayırmıştır. Burada Şehnâme yer yer kısaltılmış yer yer tam olarak tercüme edilmiştir.276 sayfalık tercümedir.10

Bunların dışında Kenan Akyüz, Necati Lügal ‘in eserinin ön sözünde Doğuda ve Batıda yapılan tercümelerden bahsetmiştir.

Mehmet Kanar TDV İslam Ansiklopedisinde ilk Türkçe tercümesinden bahseder.

Buna göre Şehnâme’yi ilk olarak Turner Macan neşretmiştir. Bunu yirmiye yakın baskı takip etmiştir.

Üzerinde çalıştığımız eser, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 6131 demirbaş numarası ile kayıtlı olan tercümedir.Kütüphane demirbaş kaydından müstensihinin Derviş Mustafa olduğunu tahmin etmekteyiz. Bu eser hakkında en geniş bilgiyi “Şehnâme ve Türkçe Tercümeleri” adlı yazısında Orhan Şaik GÖKYAY vermektedir. 1778 varaktan oluşan eser üç cilt halinde ve minyatürlüdür. Eksik olan bu tercüme Şehnâme’nin başından İskender’in doğumuna kadar olan kısmı kapsamaktadır. Eserin bu kadar hacimli olmasından, Firdevsî’nin Şehnâme ’sini de aşan, halkın ilgisini çekecek masal ve destan unsurlarının esere eklendiği anlaşılmaktadır. Eserde cinler, devler,cadıların bulunması bunun bir kanıtıdır. Ör. “Ravi eydür: Bir gün Ferāmurz iki lālasın alup ŝayd u şiķara gitdi, ammā ĥayli yir gitdi. Ģikmet-i Ĥuda hiçbir şikāra rast gelmedi. Gelüp öyle zāmanı geçdi. Bir de Ferāmurz anı gördi kim ıraķdan bir āhū ķalkdı. Hemān altında olan raĥşına mahmūz idüp bu āhūnuñ ardına düşdi.

Birķaç dere tepe aşup lālasından cüdā düşdi ve fenā bir maģalle vardı kim ķarşusı ormān. Bu āhū ol ormāna varup ġāyb oldı, ammā ol āhū-sūret bir cāzu idi. Adına Dīv Seršān dirler idi.

9 Orhan Şaik GÖKYAY, “Şehnâme ve Türkçe Tercümeleri” ,Destursuz Bağa Girenler, İst. 1982

10 Yusuf ÖZ, Şehnâme Tercümelerive sözlükleri, Name-i Aşina (Ortak Kültür Mirasının Arayışında) s. 25-38, Sonbahar2002

(15)

Yine Dīv-i Sefid’üñ aķrıba larından idi. Rüstem’üñ ardınca Zābil’e gelmiş idi kim, furŝat düşüp Rüstem’den intiķam ala. Furŝat bulımadı. Soñra Ferāmurz’ı şikārda görüp kendüyi āhū şekline ķoyup ol ormana getürdi. Ferāmurz daĥı ol ormana geldükde raĥşınuñ licāmun keşide ķılup devürdi. Ol dem Dīv Seršān kendüyi bir arslān şeklüne ķoyup ormāndan Ferāmurz’a ģamle eyledi....”

Eserde ayrıca yeni bir olaya geçerken halk hikayelerinin üslubuna uygun bir ifade tarzıyla başlıyor. Söz başlarında rāvīler öyle rivāyet iderler kim, rāvī-yi şīrīn öyle nakl ider kim, nakl-ü beyan olunur kim, rāvī kavlince, hasıl-ı kelam, hulāsa-yı kelām, rāvī-yi şīrīn zebān.. Şeklinde mevcut ifadeler bu tercümede Firdevsi’nin eseri esas olmakla beraber başka rivayetlerden de faydalanıldığını gösterir.

Orhan Şaik GÖKYAY tercümenin sonunda geçen “bu şehname bu mahalde tamam olup bu rüzgardan zuhurat-ı kevniyyeden olan mevatlar nece dürlü ve nece üstadlar dilinden nakl ü beyan olundu.” Kaydının bu tercüme ile Firdevsi’nin Şehnamesi’nde işlenen bazı konulardaki farklılığın olduğunun göstergesidir.11

Bizim üzerinde çalıştığımız tez, yazmanın 231/a-260/b varaklarını kapsamaktadır.

TEZİN HAZIRLANMASINDA TAKİP EDİLEN METOT 1 Şehnâme ve çevirileri hakkında bilgi verilmiştir.

2 17. Yüzyılda yazılan bu eser, Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini taşımaktadır. Bu nedenle bu özelliklere uygun olarak çevriyazıya aktarılmıştır.

3 Eserde okunamayan kelimeler[... ] şeklinde gösterilmiştir.

11 Orhan Şaik GÖKYAY, “Şehnâme ve Türkçe Tercümeleri” ,Destursuz Bağa Girenler, İst. 1982

(16)

4 Bizim tarafımızdan ilave edilen kısımlar [ ] işareti ile gösterilmiştir.

SÖZLÜĞÜN KULLANILIŞI

1 Sözlükte madde başları alfabetik olarak dizilmiş , kelime ile ilgili ara madde, birleşik ve deyimler kelimenin altında gösterilmiştir. Metinde kullanılan ve sözlük değeri olan her kelime madde başı olarak alınmış ve siyah puntolar ile yazılmıştır. Madde başındaki kelimenin hangi dile ait olduğu kısaltma ile verilmiştir. Ara maddeler bağlı bulundukları madde başının bir tür alt maddesi olarak düşünülmüş ve ilgili maddenin altında alfabetik olarak dizilmiştir.

2 Türkçe deyimler, yardımcı fille kurulu birleşikler, kalıplaşmış sözler, Arapça, Farça tamlamalar koyu renk olarak dizilmiş ve biraz içerden yazılmıştır.Bundan başka ara madde ve birleşikler farklı anlam kazanmışsa bunlara anlam verilmiştir.

aķl (A.) i. Akıl, us 245a/4, 259a/24, 260a/3

‘aķlı başına gel- Ayılmak 243a/8, 250a/5, 256b/25, 257a/3 , 253b/8

‘aķlı git- 235a/5,235a/17, 242a/19, 249b/24, 253b/20, 253b/3

‘aķlını başına getür- Ayıltmak, kendine getirmek 238b/10

ayaķ i. Ayak 231a/13, 258b/13,

ayaķ bas- Ayağını basmak , 239a/13

ayaķ üzere gel- Ayağa kalkmak 239b/15

ayaķ üzere tur/dur- Ayağa kalkmak244b/13, 249b/19, 255a/18,

ayaķ kalk- Ayağa kalkmak233a/9, 245a/1, 247b/10, 254a/3, 257a/9, 257b/16, 259a/4

ayaķ tur/dur- Ayağa kalkmak 233a/10, 247a/14, 254a/21,

(17)

3. Filler metinde geçtiği anlamlarına göre değerlendirilmiştir.

gör- 1 Görmek: Rüstem'i görince hemān raĥşına meydān virdi. 231a/1, 238a/15, 254b/16

2 Karşılığını bulmak: ... ‘inād iderseñüz ziyān görürsiñüz. 250b/25, 258a/15

3 Anlamak: Var tecessüs idüp gör kimdür ve ķandan gelüp ķanda gider. 234b/4, 237a/3, 238a/12

4 Kabul etmek: Bu tedbīri ma‘ķul görüp ŝabāģa tedārükde oldılar. 240a/6

5 Yapmak: Rüstem eglenüp tedārüklerin görüp altı kerre yüz biñ er-ile ‘azm-i Īran eylediler.

242a/1

ve siz daĥı muĥālefet eylemeñ, baña ġālib gelen pehlüvān cümleye ġālibdür. 252b

4 Türkçe veya Türkçeleşmiş olduğu kabul edilen kelimelerde dil kısaltması verilmemiştir.

Fakat Türkçe’ye ses değişikliğine uğrayarak giren alıntı kelimelerde dil kısaltması verildikten sonra kelimenin asıl biçimi de gösterilmiştir.

rast (F.rāst ) i. Doğru, uygunluk, sağ 241a/20, 242b/14, 243a/23

ġış (A.gışş) i. Karıştırma, karışıklık 247b/4

5 Yazılışları aynı ,fakat anlamları farklı olan kelimeler kendi anlamı içinde değerlendirilmiş, ayrı madde başı olarak alınmıştır.

ĥam (A.) i. İşlenmemiş 231b/23, 235a/21

*ĥam -ender- ĥam zf. Büklüm büklüm 251a/24

6 Metinde değişik yazılan kelimeler en çok geçen biçimi asıl olarak kabul edilmiş, farklı şekilleri “/ ”işaretiyle gösterilmiştir.

(18)

içeri/ içerü İçeri, içeriye 237a/7, 239a/10,

7 Asıl anlamından uzaklaşarak deyimler veya kelimeler mec. kısaltılması ile verilmiştir. Burada mecaz anlamıyla geçen sözcüğün bulunduğu cümlenin daha doğru anlaşılması amaçlanmıştır.

iş i. İş, amel 231b/12, 235a/1, 235a/6

i. i bit-(mec) Ömrünün sonuna gelmek 260a/8

8 Madde başları tam alfabetik olarak dizilmiş ,ara madde, deyim ve birleşikler ilgili madde başının altında belirli bir düzen içinde sıralanmıştır. Türkçe olanlarda yalın

biçimlerden ekli biçimlere doğru, Farça ve Arpçalarda ise alfabetik bir sıralama yapılmıştır.

ĥatm (A.) i. Sona erdirme, bitirme 241a/22, 258a/15, 258a/8

ĥ.eyle- Bitirme 239b/20, 244b/16

ĥ. it-Bitirme 241a/22

ĥ.-i kelām 232b/23

Metinde dil bakımından belirleyemediğimiz sözcükler için (...), anlamını çözemediğimiz kelimeler metinde [... ] işaretiyle gösterilmiş,sözlüğe ise bu kelimeler alınmamıştır.

(19)

231/a Rüstem’i görince hemān raĥşına meydān virdi. Öteden šolı dizgin gelüp raĥşına maģall yirine geldükde rikāba dürüst baŝup: 2“Al imdi nā-bekār Rüstem benden bu yādigārı” diyüp Rüstem’e bir nīze ģavāle eyledi. Rüstem aŝlā ber-ā-ber virmege bir nesne 3tedārükinde olmadı. Tamām nīze ĥašā yirine geldükde bir kerre Rüstem el ŝunup Görgīn-i Mlād’ın nīzesin šop dibinden 4ve yalman girüsinden šutdı.

Lenger virdükde yel gibi gelürken sedd-i İskender gibi dura-vardı. Görgīn dibelik āteş olup 5ķoyı-vir nīzeyi nā-bekār diyü ilerü ķaķdı, ammā olmadı. Rüstem’üñ bāzūsın ģareket itdüremedi. Bu kerre girü çekdi . 6O da olmadı. Rüstem ģemān silküp Görgīn-i Milād’uñ nīzesin elinden aldı atı-virdi. Görgīn darılup el gürze

7urdı.Ol ikinci baĥşından ķavrayup başı üzerinden devr iderek irişüp Rüstem’e bir ēarb ģavāle eyledi. Rüstem el 8açup gürzi daĥı el ayasında żabš eyledi ve çeküp Görgīn’üñ elinden aldı ve atı-virdi. Bu kerre Görgīn daralmış 9iken ġażaba gelüp öykesinden mora bādincānı gibi moŝmor oldı. “Behey nā-bekār Īrānī yā vücūduñ ŝaģīfe-yi ‘ālemden 10ģak idince ne lāzım gelür?” diyüp miyānından tīġ-ı āteş-tābın çeküp Rüstem’e bir ķılıç ģavāle eyledi. Rüstem Ebreş-i gül-endam’ı 11ķucaķlayup Görgīn’üñ ķılıç šutan bilegi eline girdi ve bileginden ķavrayup öyle ŝıķdı kim Görgīn’üñ parmaķları açılup 12ķılıç elinden yire düşdi. Rüstem çevire getürüp bunuñ ŝūratına bir sille-yi saģt-ı ŝāģib-ķırānī öyle urdı ki Görgīn’üñ 13çeģresi çarpılmış çeģresine dönüp, gözleri ķarardı, ŝafrası bulandı; başı döndi. Ayaķları rikābdan boşanup 14depesinüñ üzerine mu‘allaķ yıķıldı. Rüstem aŝlā muķayyed olmayup gezinmege başladı. Zenge, Görgīn’üñ yanına gelüp tamām yataraķ 15Görgīn daģı kendüye gelince ķalķup oturdı. Zenge’yi ‘āfiye pehlüvān “Beni daĥı böyle bir sille

(20)

ile yıķup yüz biñ er ile 16kendüye bende oldum.” didi. Görgīn-i Mīlād: “Yā Zengī

‘acebā kendüsine tābi‘ olup bendeligin iĥtiyār eylesem, ķabūl ider mi?” 17didi. Zenge eydür: “Ve hem ziyāde ri‘āyet eyler. Zīrā bahādurları pek sever.” didi. Görgīn-i Mīlād:“ Pehlüvān lušf eylesün. Benüm 18öñüme düşüp beni ŝāģib-ķırāna iletüp ricā ile bölige ķabūl ide idi,” didi. Zenge: “N’ola?”diyüp Görgīn-i Mīlād 19ķalķup üstin başın silküp düzeltdi.

Zenge-yi Şāvrān öñine düşüp, Rüstem’üñ yanına getürdi ve Görgīn’üñ

20murādın bildürüp ricā eyledi. Bu arada Görgīn daģı gelüp Rüstem’üñ rikābına sarıldı. “Devletlü ŝāģib-ķırān, beni ķulluġa 21ķabūl eyle.”didi. Rüstem: “N’ola ķabūl ideyim ancaķ īmāna gelürseñ” didi. Görgīn ķabul idüp, ol sā‘at īmāna geldi 22ve yüz biñ zengī ile Rüstem’e ķul oldı.

Rüstem, Zenge-yi Şāvrān’a tenbīh ve sipāriş eyledi. “Var ya Zenge, Görgīn’i alup git.” 23didi. Zenge, be-ser-i çeşm diyüp Görgīn’i alup yüz biñ ‘askeri daģı ķafasında Ķal‘a-yı Māzānderān öñinden geçerken Erjeng 24şāh fermān eyledi ķal‘adan Görgīn’i

“Alduñ mı ma‘şūķa yirine silleyi!” diyü heyāhey idüp darıltdılar. Görgīn-i Mīlād:

“Ģay 25mel‘ūn hem ĥaber gönderüp getürdür ve hem böyle beni masĥaralıġa alursın.” diyüp, ķal‘ayı yüz biñ er-ile dögmege başladı. [231b] Erjeng şāh itdügi ķabāĥate peşīmān olup:“Bire amān ben saña şaķa eyledüm.” didi, ammā Görgīn dinlemez. Ķal‘a-yı Māzenderān’ı 2güm güm ŝadā virmege başladı. Erjeng şāh gördi, olmaz, Zenge-yi Şāvrān’a pehlüvān şunı lušf eyle, ferāġat itdür didi. 3Zenge-yi Şāvrān: “Gel yā Görgīn, fārig ol gidelüm; ne zamān ise Erjeng ģāżırdur varup ‘askeri ķondurup yirleşdürelüm.” 4didi. Olmadı, Zenge-yi Şāvrān, söz diñledemedi. ‘Āķıbet gördi olmaz, varup Rüstem’e bildürdi. Rüstem, Ebreş’e süvār 5olup geldi, Görgīn’i men‘ idüp orduya yolladı. Kendi dönüp yine baġa geldi. Kāvus-ı Kāmrān yanına

(21)

çıķup, 6olan aģvāli bildürdi ve oturup ‘ayş u nūşa başladılar. Berüde Zenge Görgīn’i kendi yanına yüz biñ Zengī ‘askeri 7ile yirleşdürüp, oradan döndiler, baġa geldiler.

Görgīn-i Milād gelüp Kāvus-ı Kāmrān öñinde yir öpdi ve Rüstem’e el arķası 8yirde idüp maķām-ı ĥiźmetde dāmen-i der-miyān eyledi. Ol gün ol gice bunlar yidiler, içdiler, baġ-ı ferāģ-fezāda teferrüc eylediler .

9Ŝabāģ oldı. Bunlar yirlerinden šurup ‘ibādetlerin eyledükden ŝoñra ‘ayş u nūşa başladılar.

Ammā rāvī-yi şīrīn-edā böyle 10naķl ü beyān eyler ki Erjeng şāhuñ ĥaber gönderdüklerinden biri daĥı kendi çūbān başısı Erdem Ser-çūbān idi. Ĥaber varduķda

11 on iki biñ ķara nemedli çūbān ile gelüp ķal‘a altında Erjeng’e bulışdı. Erjeng şāh

“Ya Erdem! hemān orduya yüri. Eger 12bir kerre ‘askeri perişān eyler iseñ ġayrı iş āsāndur.” didi. Bu arada Erjeng şāh bunlar Rüstem’üñ ģaķķından gelmeyecegin

13bilürdi, ammā murādı hemān ber-keder olsun diyü eyler idi .

Erdem Ser- çūbān, Erjeng şāh sözi ile orduya yüridi. 14 on iki biñ çūbān ile kendin ‘asker-i Īrān’a urup, “bire bire”diyince ĥayli ‘asker-i İslām’a ĥasāret gösterdi.

Rüstem 15ve Kāvus šarafına baġa feryādcı gitdi. Gelüp Rüstem’e aģvāli ifāde eylediler. Rüstem başın ŝalup hemān at görin eyledi. 16Tiziyye Ebreş’i ģāżır idüp binek šaşına yanaşdurdılar. Rüstem yirinden šurup Kāvus-ı Kāmrān’a” Otur pādişāhum sen źevķüñde 17ol, elem çekme” diyüp varup Ebreş’e süvār oldı ve orduya geldi, ammā ol maģalle dek Erdem Ser-çūbān, leşker-i Īrān’a 18fenā virmiş idi. Ģattā Rüstem geldükde Erdem Ser-çūbān Īrān dil-āverlerinden bir ikisin Rüstem’üñ gözine ķarşu deste-çūb 19ile urup helāk eyledi. Rüstem bunı görince ķarārı ķalmayup bir na‘ra urdı:”Ey la‘īn-i bī-dīn! Çek elin andan, ĥaŝmuñ 20benüm.” diyüp Erdem Ser- ūbānuñ üzerine yüridi. Erdem Ser-çūbān, Rüstem’i görüp:“Hāy nā-bekār aŝl

(22)

istedügüm benüm sensin.” 21diyüp, elinde olan ol ‘acāyib deste-çūb-ıla Rüstem’le bir ēarb urdı. Rüstem ĥod ziyāde ġażabda idi. El açup 22Erdem Ser-çūbānuñ deste- çūbın çeküp elinden aldı ve kendü deste-çūb-ıla Erdem Ser-çūbāna bir deste çūb öyle 23urdı kim Erdem Ser, şaşup ķaldı. Kendi deste-çūbı başına inüp ĥurd[u ] ĥām oldı. Erdem Ser helāk olınca on iki 24biñ çūbān deste-çūbların ķapup Rüstem üzerine yüridiler.

Īrān mübārizleri çūbānlara bir giriş girdiler kim, kişver gibi 25ikişer pāre idüp içlerinde ķatı az çūbān cānın ĥalās eylediler. Çoġı helāk oldı ġayrı ‘asker cengden el çeküp [232a] ķondılar.

Rüstem yine manŝūr u mužaffer dönüp baġa vardı. Kavus’a, çūbān aģvālin söyledi, ol źevķe yine 2yeñi başdan ΄işrete başladılar. Aĥşam olınca źevķ ü ŝafā eylediler. Sudāve Bānū, Kavus’ı ve Rüstem’i ŝalı-virmedi. “Yarın 3gice yine źevķ idelüm.” didi. Ol gice ārām idüp ŝabāģ oldı. Mihr-i münīr-i ΄ālem-tāb, rūy-ı arżı tenvīr eyledükde yirlerinden 4šurup def‘-i ĥumār içün bir yire gelüp biraz bāde nūş eylediler. Birazdan sumāš-ı şāhī gelüp yindi, şükri dinildi. 5Ġayrı yeñi başdan meclis ķurılup ΄ayş u nūşa meşġūl oldılar. Nā-gāh añsuzdan yine leşker gelüp ordu-yı

6Īrān’da bir ‘ažīm vāveylā ķopup hāy u hāy dünyāyı šutdı. Ŝāģib-ķırānī: “Bire bu ne

‘alāmetdür.” diyüp baġdan orduya ĥaber getürmege 7ādem gönderdiler. Rāvī ķavlince meger Erjeng şāh’uñ ser-ģadd-i Māzenderān’da olan muģāfıžı ve ŝāģib- ķırānī çūbānı ceng-āver 8gelüp ķırķ biñ er-ile añsuzdan Erjeng şāha tāc-ĥāne altında bulışup, “Erjeng şāh orduya var.” diyü leşker-i Īrān’a 9göndermiş-idi. Ol idi ki ķırķ biñ er-ile añsuzdan kendin leşker-i Īrān’a šopdan urup çoķ ĥayme ve serā-perdeler

10ser-nigūn eyledi . ‘Asker-i Īrān ata binince çoķ kimse ĥārca sürildi. Ol ķadar ki Direfş-i Gāviyānī gelüp ser-nigūn eyledi. 11Gürbüz pehlüvānlar ile ġulüv idüp

(23)

ķapdılar bir āĥir yire dikdiler. Çūpāy ceng-āver dögüşe dögüşe yine ‘askeri yarup

12ŝāflar söküp Direfş-i Gāviyānī’ye irüp nigūn-sār eyledi.

Ģāŝıl-ı kelām dört kerre Direfş-i Gāviyānī ser-nigūn eyledi. 13Ġulüv idüp yine öñinden ķapdılar, āĥir yire getürüp dikdiler. Bu yañadan Rüstem ile Kāvus-ı Kāmrān orduya ādem gönderdiler 14bu hengāme ve āşūb nedür ĥaber getürüñ diyüp. Gidenler varup, cengi gördiler. Çūpāy ceng-āverüñ aŝlın ĥaber alup geldiler. 15Rüstem’e ve Kāvus’a ĥaber virdüklerinde Rüstem “at”didi ve ālāt-ı ĥarbīn geyinüp Ebreş’e süvār olup ve leşkere yüridi; yaķın 16gelince ne gördi? Çūpāy-ı ceng-cūda eline nīze-yi cān-sitānı almış gūyā şişe serçe kebābı ŝançar gibi ŝançup ādemlerin 17cigerlerin çāk ve yirlerin ĥāk idüp gider. Aŝla bunlara merģamet eylemek semt-i ĥāšırına gelmez.

Rüstem Çūpāy-ı ceng-āverin 18böyle ĥūn-rīzligin görüp Rüstem daĥı merģamet ķapuların ķapadı. Hemān bir na‘ra urup: “Çek elin iy mel‘ūn! Ebedī ģaŝmuñ

19benüm. N’istersin bir alay bī-günāh sipāh-ı cān-tebāhdan?” diyüp ĥışm ile Çūpāy ceng-āverin öñin alup, Çūpāy, Rüstem’i 20görüp: “Hāy nā-bekār Īrānī sen kim olasın kim benüm gibi ādem ejderhasınuñ öñin kesdürüp sedd-i rāh olasın! 21Ben de bildüm ki ecelüñ seni bunda getürmiş. İktizā eyledi ki bir nīze ile seni helāk eyleyem.” diyüp nīzesin dümün baġalda 22żabš eyledi ve yalman-ı nīze raĥşınuñ bināgūşından aşurup irişdi ve Rüstem’e bir nīze ĥavāle eyledi. Rüstem Çūpāy 23ceng-āverüñ nīzesine siper ber-ā-ber virüp yalman-ı nīze siperi pūs idüp alev alev āteşler saçıldı. Rüstem Çūpāy’uñ 24nīzesini šabancalayup yolından ayırdı. Çūpāy nīzesin żabš idüp geçüp ser-i meydāna vardı. Öteden dönüp 25gördi, Rüstem sedd-i İskender gibi šurur. Hāy nā bekār, sen benüm nīzemden ĥalāŝ bulduñ žāĥir nīzeyi bir ĥoşça urmamışumdur.

[232b] Şimdi bir ĥoş urayım diyüp irişüp Rüstem’e bir nīze daĥı urdı. Rüstem anı daĥı āsān men‘ eyledi Çūpāy ceng-āver 2ķudurmış kelbe döndi. “Bu ne dimekdür?

(24)

Bu ana gelince daĥı benüm murādum üzere urduġum nīzeyi kimse men‘ eylemege ķādir degüldi. Şimdi 3n’oldı baña?” diyüp ġażabla ġayret-i cāhiliyye eyleyüp: “Yanar nur, ben senüñ ĥāŝ ķulunam, baña baķ, şevķüm artsun.” diyüp Rüstem’e 4bir nīze daĥı ģavāle eyledi. Rüstem bu kerre pek ġażaba gelüp hemān siper daĥı ber-ā-ber virmeyüp ķolçaġı-la çarpup nīzeyi yolından 5ŝavışdurdı. İki ķulāç miķdārı vücūdından alārġa men‘ eyledi ve nīze-yi bār-keşi eline alup: “İy mel‘ūn-ı bī-dīn

6sen baña üç nīze urduñ ben men‘ eyledüm. Sen er iseñ benüm bu nīzemi men‘

eyle.”didi ve eger ķaşına yumulup bir geliş 7geldi ki Çūpāy ceng-āver Rüstem’üñ gelişinden vehm alup nīzeye siper ber-ā-ber virüp ammā sipere nice nīze-yi bār-keş šoķundı 8ise sözin ģarīrden ne resme güźer eylerse daĥı āsān güźer eyleyüp, sīne-yi Çūpāy ceng-āvere uġradı. “Bire bire!” diyince 9sīneden güźer idüp żahrından yalmān gösterdi. Rüstem nīzeyi ucından šutup: “Yā Allāh!” diyüp zūr eyledi ise Çūpāy

10ceng-āver gibi bir Ķaftāl ve Baššāl dil-āveri nīze ile havāya ķaldurup nīzeyi niçe silkdi ise Çūpāy ceng-āver yalman-ı nīzeden 11serçe gibi fırlayup zemīne öyle bir iniş indi ki ba‘żılar payas inciri gibi yapyaŝŝı oldı, ba‘żılar yoķ İnegöl 12ķurbaġası gibi yaŝŝıldı, dirler.

Ģāŝıl-ı kelām ģerif zemīne inüp mürd oldı. Çünki [...]ķırķ biñ ‘askeri ŝāģib- ķırān 13larınuñ helāk olduġın görüp bir uġurdan: “Bizüm ser-verimüz böyle bir nīze ile helāk eyleyen yā ķor muyuz ser-verimüz 14intiķāmın?” diyüp kimi ķaçdı ve kimi firār eyledi, kimi girīzān oldı ve kimi aldı yürüyi-virdi. Muģaŝŝal ķırķ biñ erden

15ikisi bir yirde ķalmadı, perişān oldılar. Bundan ŝoñra ‘askere šabl-ı ārām çalınup dönüp ķondılar. Arada ķatl olanları 16ķaldurup bir yire defn eylediler. Meydānı leşden ve ģūn u ġubārdan pāk eylediler.

(25)

Rüstem yine baġa varup ŝoyınup ´işrete 17başladılar. “Üç gündür şu baġa ŝoĥbete geldük. Hergün bir ġavġā peydā oldı. Bunda yümn yoķ, ancaķ ġayrı leşkere gidelüm .”18diyüp ol gice baġda yatup irtesi gün baġdan ķalķdılar, leşkere geldiler.

Ol gün daĥı leşkerde ārām eylediler.

İrtesi 19gün Erjeng şāh bir nāme yazup Kāvūs’a gönderdi. Nāmedür gelüp dīvānda Kāvus-ı Kāmrān’a virildi. Kāvus, dānā 20eline virüp dānā da nāmeyi oķıdı:

“Ben ki Ķal‘a-yı Māzenderān şāhı Erjeng şāham, sen ki Īrān-zemīn pādişāhı Kāvus-ı

21Kāmrān’sın. Bā ‘iś-i nāme budur ki ölen öldi, giden gitdi; ġayrı nevbet benümdür.

Yarın vaķt ki ĥāżır olasız daĥı 22senüñle bir devlet ŝınaşalum. Ya sen beni öldürür, ķurtulursın. Yāĥūd ben senüñ ģaķķından gelüp aĥz-ı intiķām iderem. 23Baña niçün ĥaber eylemedüñ diyüp ‘öźr bahāne eylemeyesin.” diyüp nāmesin ĥatm-i kelām eylemiş. Kāvus nāmeden bu cevābları 24istimā‘ idüp döndi. Rüstem’üñ yüzine baķdı.

“Ne cevab virelüm?” didi. Rüstem gelen ķāŝıda: “Var iy ķāŝıd o pādişāhuñ 25olacaķ devleti dönmiş ve ´ömrinden bīzār olmış Erjeng’e söyle, edebi-yle yirinde otursın.

Bu ķadar mel’anet eyledi. Cümlesin [233a] ķızı Südāve Bānū’nuñ ricāsı ile ΄afv eyledüñ, şimden girü ġayrı itdügi yanına ķalmaz elbetde. Be-her-ģāl ben ceng eylerem 2dirse māni‘ degül. Her ne zamān murād eylerse ben ģāżıram ve bütün

‘askere ģācet degül yalñuz ben aña belā ve ķažā yiterem.” 3didi. Gelen ķāŝıda ĥil‘at virüp yolladı. Ķāŝıd gitdükden ŝoñra Kāvūs: “Yā Rüstem, yarın Erjeng şāh, leşkeri ile 4binüp meydāna gelürse ben nice eyleyem? Biz de ‘askerde ceng nidā itdürmeyelüm mi?” didi. Rüstem: “Ĥayır pādişāhum bütün ‘askere ģācet 5yoķdur. Bī- hūde ‘askere ne zaģmet virelüm, ancaķ yarın eger Erjeng şāh ‘askeri eylenüp meydāna gelürse, bizüm ‘askerden 6ŝafāsı olan binsün. Ālet-i mülāģaža ŝaf çeküp šursunlar. İnşā’allāh devletiñüzde ben meydāna girüp kendine de 7ve ‘askerine de

(26)

cevāb vireyim. Sen ĥāšıruñ ĥoş šut.” didi. Kāvus Rüstem’den bu cevābı işitdükde ġayrı bir nesne dimeyüp 8işāret eyledi. Rüstem’e bir ĥil‘at-ı fāĥire getürüp geydürdiler. Kāvus-ı Kāmrān beglere baķup: “İy begler, eger yarın Erjeng murād

9idüp binerse, siz daĥı her ķanġınuzuñ cengden ŝafāsı var ise ayaġa ķalķsun.”didi.

Cümle beglerden yitmiş nefer selāšīn-i 10ser-ver ayaġa šurup yir öpdiler. Kāvus fermān eyledi. Yitmiş nefer pehlüvānlara ĥil‘at geydürdiler ve sabāĥa muntažır oldılar.

11Birazdan dīvān šaġılup begler bār-gāhlarına gitdiler. Kāvus ĥarem-i bār- gāhına girüp Südāve Bānū ile bulışduķda Erjeng 12şāh’ın nāmesin gösterüp “Pederüñ Erjeng şāh, şu siyāķda bir nāme gönderüp yarın ceng eylemek murād eylemiş ne

13dirsin? Bu ķadar def‘ eylemekde sa‘y ve iķdām eyledüñ, ammā olmadı; ıŝlāģa gelür ģāli yoķdur.” didi. Südāve Bānū, şāhdan 14bu cevābı işidince ne disün “Ĥoş imdi

pādişāhum ŝuç sizden gitmiş, günāhı boynına, başı cehenneme, kendi bilür .”didi.

15Ez-īn cānib ģikāyātımuz ilçiye geldi. İlçi Erjeng’e varup nāmenüñ cevābına “Rüstem şöyle didi.” diyüp, ne cevāb virdi ise 16naķl eyledi. Erjeng şāh Rüstem’e derūnī kin idüp fermān eyledi: “‘Asker ģāżır olsun. Yarın Īrānīler ile ceng eylesem 17gerek.” diyüp, bir yirde Ķal‘a-yı Māzenderān’da nidā itdürdi. Herkes ĥaber-dār olup tedārüklerinde oldılar, ammā çoķ çoġı maa-l kerāha 18idi ve bilürlerdi bunda Erjeng şāh’uñ başına ĥayr gelmez. ΄Āķıbet ķatl iderler diyü Erjeng şāhuñ begleri bir yire gelüp 19müşāvere eylediler ki yarın meydān olup Erjeng şāh bize meydāna girüñ diyü teklif eylerse cümlemüz biz Rüstem’e cevāb 20viremezüz diyüp meydāna girmeyelüm. “Ķo kendi girüp nice eylerse eylesüñ.”didiler. Çünkim ol gice mürūr idüp sabah oldı 21Gün ķubbe-yi felekden baş gösterüp, ‘ālemi münevver eyledükde, Erjeng şāh fermān eyledi. Ceng-i ģarbīlere šurralar urılup yüz biñ ķadar

(27)

22Māzenderān ‘askeri ile Erjeng şāh süvār oldı. Andan ‘azm-i meydān eyledi. Kenār-ı ŝaģn-ı nümāya gelüp alayların düzüp ŝaflar 23baġladılar. Erjeng daĥı çīn-i pūlāda ġarķ olup bir esb-i cihān-peymāya süvār olup nīzesine šayanup šurdı. Bu yañadan

24Erjeng’üñ geldügin Rüstem daĥı gördi. Yitmiş ķadār Īrān bahādurları ile ve on biñ ķadar sipāh-ı Īrānī-le raĥşına binüp 25meydān kenārına gelüp ŝaf šutup Erjeng şāh ne ģareket eyler görelüm diyüp nāžar-ı ber-meydān oldılar. Erjeng şāh bir kerre ŝāġ [233b] ve ŝol beglerine baķup: “İy begler girüñ biriñüz meydāna, Rüstem’i dā‘vet idüp ceng idin. Her ķanġıñuz helāk eylerse Çūpāy 2ceng-āver’üñ manŝūbın aña vireyim. ”didi Begler birbirine baķışup cevāb virmediler. Erjeng şāh tekrār bunlara ĥišāb idüp: 3“Size dimez miyem? Biriñüz girüp meydāna!”didi. Begler bir uġurdan

“Pādişāhum bizlerde meydāna girüp Rüstem ile neberd eylemege ķādir 4pehlüvān yoķdur. Ol sıtma degüldür ki üç gün šutup ŝalı-vire, göz göre ölmek ĥayli müşkildür.

didiler. Erjeng şāh gördi ki 5bunlar meydāna girmezler. Bunlara ġażab idüp “Hey muģanneś ķaltabanlar yazuķ sizüñ ķıyāfetiñüze!”diyüp, hemān altında olan raĥşını

6yanar āteş gibi meydāna sürdi. Tamām meydāna gelüp šarīd-i cevelān idüp ŝoñra na‘ra urup “Gele yā Rüstem, merd iseñ buġün 7meydānuma. Senüñ-le ceng eyleyelüm.” didi. Rüstem, Erjeng şāh’uñ sözine gülüp bir kerre ŝaġ ve ŝol begleri selāmlayup 8‘azm-i meydān eyledi. Cümle Īran ser-verleri piyāde Rüstem’üñ öñine düşüp maģall yirine getürdiler ve selāmlayup döndiler. 9Rüstem, Erjeng şāha ‘āşķ idüp: “Ya Erjeng şāh, nedür bu senüñ itdügin mel‘anet? Saña bu ķadar pend ü naŝīģat iderler diñlemezsin. 10İķtizā eyledi. Saña, miķdārın bildürüp ĥalķı üzerine güldüreyim.” diyüp: “İmdi šurma ģamle eyle.” didi. Erjeng şāh 11hemān el nīzeye urup dümün baġalda żabš u rabt eyleyüp, yalman-ı nīzeyi raĥşınuñ bināgūşından dırāz idüp, irişüp Rüstem’e 12bir nīze ģavāle eyledi. Rüstem siper ķapup nīzesine berāber virdi. Yalman-ı nīze, āyīne-yi siperi būs eyledükde, Rüstem’üñ bāzūları süst

(28)

13olup siper gögsine ķapandı. Rüstem bire bire idüp zūr ider, ammā gitdükçe ķuvveti kesilmege başladı. Tīziyye Erjeng sāģir olduġı 14ĥāšırına gelüp Mescā-yı Ābid’üñ ta‘līm eyledügi du‘ā-yı ģıżırı oķıdı. Üzerinden ol mestlik gidüp Rüstem nīze-yi Erjeng’i 15šabancalayup āsān-ı vech üzere men‘ eyledi. Erjeng nīzesüñ żabš idüp ser-i meydāña vardı. Nīzesinüñ yalmānına baķdı. 16Ķan filān yoķ, Rüstem’e baķdı, sedd-i İskender gibi šurur. Erjeng şāh nīzesin zemīne zerk idüp šarafeynden gürz-i girānın

17eline alup on ikinci ķırāšından šutup irişdi. Rüstem’e bir ēarb ģavāle eyledi Rüstem gördi. Erjeng’üñ gürzi yıldırım 18nice inerse öyle iner, ol ise alāmet-i siģr idi. Rüstem gürz-i gāv-seri ber-ā-ber virdi; ammā gürz-i Erjeng gürz-i gāv-sere 19indükde Rüstem’üñ yine ķolları uyuşup iki gürz bir olup başına inmege başladı. Rüstem du‘ā- yı Ģıżır’ı oķuyınca Rüstem’e 20ķuvvet gelüp gürzini çarpup havāda men‘ idüp aŝlā vücūdına elem irgürmedi. Erjeng şāh gürzin żabš idüp 21ser-i meydāna vardı ve dönüp Rüstem’i bī-bāk šurur gördi. Yine olmadı şeklinde başın ŝalup; var ķuvvetin bāzūya ve 22efsūn siģrin ziyāde getürüp bir ēarb-ı şedīd daĥı urdı; ammā Rüstem ġāfil degül idi. Aŝlā elem-i ıżšırāb görmeyüp 23bī-bāk ve bī-pervā üçünci ģamlede redd idüp nevbet kendüye geldükde Rüstem gürz-i gāv-serüñ onuncı ķırāšından šutup Erjeng 24şāha bir ēarb ģavāle idince, Erjeng şāh raĥşınuñ üzerinden havāya uçdı.

Raĥşı daĥı yire geçdi. Ēarb-ı gürz zemīne 25inüp šozdur meydānı büridi. Hele Rüstem gürzin żabš idüp geçüp gitdi; ammā Erjeng’üñ bu ģīle-yi sāģir-ānesine ġażaba [234a]geldi. Bu kerre gürz-i gāv-seri on birinci ķırāšından šutup irişüp, bir ēarb daĥı ģavāle eyledükde, Erjeng şāh bu def‘ā 2yire geçüp raĥşı kūya uçdı. Ġayrı Rüstem āteş-mahż olup: “Behey la‘īn seni ķaldurup yire urınca ne olur?” diyüp

3yüridükde Erjeng şāh girü baķup işāret eyledi. Yüz biñ Māzenderān ‘askeri, ŝaģib- ķırān üzerine yüridi. Rüstem 4daĥı kendi ‘askerine baķup, gelmeñ diyü işāret eyledi.

Andan tīġ-ı ġamġı ‘uryan idüp siper-i Gürşasbı yüzine çeküp 5kendin ‘asker

(29)

Māzenderān’a urdı. Başladı, bunları demet demet, deste deste eyleyüp kimin ķırdı, kimin ķatl eyledi .

6Bu arada Erjeng ruĥŝat bulup tīz yirden bir delükli ŝaķsı paresin alup üzerine bir efsūn oķıyup Rüstem’üñ 7üzerine šoġrı atınca ol ŝaķsı paresi bir degirmen šaşı olup kūh-ı āhenden bir ĥalķa olup Rüstem’üñ başınuñ 8üzerine indi. Rüstem bunı görüp bir šarafa yüridi. Ol ĥalķa da ber-ā-ber yüridi. Rüstem ne cānibe gitdi-se ol ĥalķa 9üzerinden ayrılmayup ‘āķıbet indi. Rüstem’üñ başından boġazına geçdi.

Gerdanından iki omuzlarından baŝdurdı. Rüstem’i 10Ebreş’den bir šarafa egdi.

Gitdükçe Rüstem’i aşaġa çeküp Rüstem gördi Ebreş’den ser-nigūn oluyor. Getürüp kendin zemīne 11atdı. Yine Rüstem’üñ başın zemīne dayadı. Rüstem niyāza başladı.

Bir rivāyetde ģāce-yi Ģıżır nebī gelüp ism-i a‘žamı ša‘līm eyler. 12Bir rivāyet de Erjeng şāhuñ vezīri Ŝāliģ- Pīr gelüp ism-i a‘žamı ša‘līm eyledi. Rüstem tīz ism-i a‘žama müdāvim olınca 13üzerinden ol ģālet def‘ olup gördi. Gerdanında bir delükli ŝaķsı paresidür, çeküp ķopardı ve tīġ-ı ġamġam ile 14Erjeng’üñ üzerine yürüyince Erjeng hemān raĥşından pertāb idüp zemīne indi ve yek-pāre bir siyāh seng-i ĥārā olup 15 ķaldı. Rüstem irüp tīġ ile çaldı, kesmedi gürz-i gāv-ser ile urdı nesne olmadı.

Rüstem gördi, olmaz. Hemān 16Ebreş-i gül -endam’dan zemīne inüp, ol šaşı ķaldurup omuzına urup getürüp Kāvus-ı Kāmrān öñinde meclis 17var idi. Kāvus sāķīye işāret eyledi. Bir cām šoldurup sāķī Rüstem’e virdi. Rüstem alup nūş eyledi. Sāġarı 18 ŝākīye virüp döndi. Ebreş kendi ile maan gelmişdi. Üzerine süvār olup kendin yine Māzenderān ‘askerine urup 19kimin ķatl ve kimin helāk eyledi. Māzenderān ģalķı amān diyüp cengden fāriġ oldılar.

Rüstem gelüp dīvānda Erjeng’üñ üzeride 20meclis ķurup ’işrete başladılar.

ġı yirde nā-gāh anı gördiler. Meclis

(30)

21ģarekete başladı. Ķorķup devletlü ŝāģib-ķırān meclis oynamaġa başladı diyü uyardılar. Rüstem uyanup gözin açdı. 22Meclis yine sākin oldı. Birazdan Rüstem yine ĥāba vardı. Meclis başladı yine ģareket eylemege. Rüstem’i uyanınca yine 23sākin oldı. Böyle böyle Erjeng’i oynatdılar.

Rāvī ķavlince Rüstem yine ĥāba varınca Rüstem’üñ vāķı‘asında bir pīr-i-

24rūşen-żamīr žāĥir oldı. Elinde bir yeşil ġılāflu balçaġı yeşim ĥıšāyīden bir tīġ var.

Rüstem’üñ eline virüp: “Yā 25Rüstem, Erjeng’üñ ölümi işte bu tīġ iledür. Bu tīġ-ı aģżar-ı yemānī dirler, nebīrelerinden bir ser-ver-i ser-firāza naŝīb olsa [234b]

gerekdür. Ancaķ vaķti vardur.” didi. Rüstem bu rü’yādan kendine gelüp gözin açdı.

Tīġ-ı aģżar-ı yemānīyi elinde buldı. 2Döndi, Kāvus-ı Kāmrān’a rü’yāsını naķl idüp tīġı gösterdi. Vāķı‘a bu bir ġarīb tīġ. Kāvus: “Yā Rüstem, şol tīġı ġılāfından 3bir miķdār çıķar seyr idelüm.” didi. Rüstem tīġ-ı aģżar-ı yemānīyi ġılāfındaniki parmaķ çekince šaşdan Erjeng görinmege başladı. 4Rüstem yine tīġı yirine ķoduķda ġayb oldı. Kāvus bundan ģaž idüp Rüstem’e: “Yā Rüstem şol tīġı biraz yine çek görelüm

5ne žuhūr eyler.” didi. Rüstem de biraz çekince Erjeng şāh yine žuhūr eylemege başladı. Kāvus yine “ŝoķ.” didi. Rüstem ŝoķdı, 6yine ġayb oldı. Ġayrı ŝataşup Ķāvus Rüstem’e “ŝoķ, çek.” diyüp Erjeng’i ol gice şabāģa dek oynatdılar. Çünkim 7ŝabāģ oldı. Kāvus-ı Kāmrān fermān eyledi dīvān köslerine; šurralar urılup erbāb-ı dīvān yirlü yirine gelüp ķarār 8eylediler. Kāvus dönüp Rüstem’e “Yā Rüstem, tīġı bütün çıķar görelüm ne zuhūr eyler?” didi. Rüstem daĥı tīġı bütün ġılāfından 9çıķarup

‘uryān eyledi. Erjeng şāh yine şekline girdi. Herkes nažar eyledi. Gördiler ķara ŝaķallu esmerü'l-levn bürnā 10ve dişleri hem iri hem uzun ve hem ġāyet aġzı vāsi‘

olmış.

(31)

Ģāŝılı Kāvus-ı Kāmrān Erjeng şāhı dīv çehreli 11ol hey’etde görüp temāşā eyledi ve cellād eyledi eyledi.1 Meger Südāve Bānū cāŝūs ķomış-ıdı “Pederüm Erjeng şāh 12her nice olursa bildürüñ” diyüp. Şimdi aģvāl böyle olınca Südāve Bānū faķīre, perde ardından pederi Erjeng’i 13ricā eyledi. Kāvus nişlesün Rüstem’e dönüp:

“Yā Rüstem cürmünden geçüp, afv eyledüm, var yine yā Erjeng šahtuña otur.”

14didükde, Rüstem āteş-maģż olup ammā Kāvus: “Yā Rüstem baña baķ.” didi Rüstem baķınca, Kāvus eliyle işāret eyledi.15“Boynın ur!” diyü žāĥir de götür, taģtına oturt.” didi. Rüstem: “Ya Erjeng, yüri şāh seni manŝıbuña idĥāl eyle didi,

16gidelüm.” didi. Erjeng şāh Rüstem’üñ öñince bār-gāh ķapusından šaşra çıķarurken Rüstem ķafasından tīġ-ı aģżar-ı yemānī17birle bir tīġı nice urdı ise šop gibi Erjeng’üñ kellesi zemīne ġalšān oldı.Gelüp ĥaber eylediler “Rüstem, 18Erjeng şāhuñ boynın urdı.” didiler. Kāvus, saģteden Rüstem’e darılup: “Niçün itdüñ?” didi. Ŝoñra tenhāda

19“Pek güzel itdüñ yā Rüstem, şol la‘īnüñ şerrinden bizi ĥalāŝ eyledüñ.” diyüp du‘ā eyledi. Südāve dönüp Kāvus’a: 20“Pādişāhum pederüm Erjeng şāhı öldürdmek revā mıdur?” didi Kāvus: “Ben öldür dimedüm.” diyü yemīn eyledi. Südāve 21Rüstem’e bundan kibr ü kīn eyledi.

Bundan ŝoñra Māzenderān’a bir pādişāh eylemek lāzım geldi. Kāvus, Ŝāliģ Pīri pādişāh 22eylemege ‘ahd eylemiş-idi. Rüstem daĥı gizlü Kāvus ne eyledügin bilmez Evlād Merzbāna, ‘ahd ve yemīn eylemiş bulundı. 23İķtiżā eyledi ki ikisinüñ de sözi rūģ bula ve öteden berü bu Māzenderān ķal‘ası ise hem dīv ve hem benī

24ādem mekānı idi. İttifāķ-ıla getürdiler.Benī ādem üzerine Ŝāliģ-Pīr’i pādişāh eylediler. Ne ķadar dīv ‘askeri var ise 25cümlesinüñ üzerine Evlād Bin-Merzbānī pādişāh itdiler. İkiñüz iştirāken ģükm idün. Ancaķ yine bir emrde Evlād [235a] Bin Merzibān yine Ŝāliģ-Pīr’e danışa, bu iş daĥı tamām oldı; ammā Rüstem’üñ ĥāšırına

(32)

Gīlān -zemīn ‘askeri gelüp 2Kāvus-ı Kāmrān’a: “Pādişāhum ben Zābil’den bu cānibe gelürken, Tūrān yaķāsında Gīlān zemīn ‘askerine rast geldüm 3idi. Onyidi kerre yüz biñ ‘asker pādişāhlarına Siyeh-Merd-i Gīlānī dirler bir ŝāģib-ķırānī var. Sām-ı Pil dirler 4ķahramān oġlı imiş. Īrān niyyetine giderken şöyle imtihān olup tenbīh eyledüm idi, ammā ol zamāndan beri yidi 5sene mürūr eyledi. Bilmem nice oldı?”

didükde, Kāvus-ı Kāmrān’uñ ‘aķlı gitdi: “Ya Rüstem, ol zamāndan beri şimdiye dek

6ķorķaram Īrān memleketi elden gitdi.” didi Rüstem: “Ĥayır pādişāhum, eger öyle bir iş olaydı, elbette bu cānibe ĥaber 7gelürdi. Ancaķ muķaddem evvel bir çeri pehlüvān gönderelüm. Biraz ‘asker ile biz daĥı ardınca yab yab aġır aġır giderüz.” 8didi. Kimi gönderelüm diyü müşāvere idüp cümleden evvel ma‘ķūl Zenge-yi Şāvrān’ı görüp ve biñ nefer ‘asker ile 9Zenge-yi Şāvrān’a fermān idüp, Zenge-yi Şāvrān daĥı tedārükin görüp ķalķdılar. İlerü gitdiler.

Birķaç gün Kāvus 10ve Rüstem eglenüp tedārüklerin görüp altı kerre yüz biñ er- ile ‘azm-i Īran eylediler. Ammā Zenge bir gün der-bend-i Şāvrān’a 11gelüp Ķal‘a-yı Şāvrān’a uġradı. Yirmi er-ile oġlı Tenge’yi daĥı alup ‘azm-i Īran eyledi. İşte bunlar göñlümde 12ammā bizüm dāstānumuz Rüstem’üñ oġlı Ferāmurz dilīre gelsün.

Rāvī eydür: “Ol zamān ki Rüstem Māzenderān’a gelürken Keyān-ābād’a uġrayup 13Ehli Sinduĥt-Bānū bir sene idi vaż‘-ı ģaml idemeyüp Rüstem Sinduĥt Bānū’yı eñsesinden šutup silkince 14bī-emrullāhi Te‘ālā Bānū vaż‘-ı ģaml idüp bir oġlan vücūda geldi. Šāli‘in šutup adını Neyrem Küçek ķodılar 15ve ŝāģib-ķırānlıķda behresi olup çoķ diyār fetģ eylese gerek diyü Mescā-yı Ābid ĥaber virdüginde laķābına Ferāmurz 16didiler. Neyrem Küçek’üñ kem olup Ferāmurz nāmı-yla şöhret buldı. Ķā‘ide-yi ŝāģib-ķırānī üzere oldı. Mužaffer şāh 17‘āķıbet Ferāmurz’ı sürdi. İki dane arslan Ferāmurz’uñ üzerine yüridiler. Mužaffer şāh ile Ġażanfer şāhuñ ‘aķılları

(33)

18gidüp ķorķaruz Ferāmurz’a bir żarar iŝābet eyler diyüp nice ideceklerin bilmediler.

Bu maģalle dek arslānlar gelüp iki 19šarafdan pençe açup Ferāmurz’uñ üzerine hücūm eylediler. Ferāmurz öyle bir na‘ra baĥş eyledi ki arslānlar ġış olup 20na‘radan serāsime oldılar. Hemān Ferāmurz aralarına girüp bir eli-le birin bir eli-le birin ķapup buçuķlıķ çeker gibi 21ķaldurdı ve ikisin birbirine öyle çarpdı ki ikisi daĥı ĥurd [u]

ĥām olup cān virdiler. Mužaffer şāh ile Ġażanfer 22şāh Ferāmurz’uñ bu ģālin görüp engüşt-ber-dehān idüp ĥayrete vardılar. Ferāmurz böbürlenüp dönüp bunlaruñ

23yanına geldi. “İy dayılar nedür iki kedinüñ ģaysiyeti ki ķorķarsıñuz.” didi. Bunlar:

“Behey gözüm nūrı senüñ itdügüñ 24erligi pederüñ Rüstem bile itmedi.” diyüp taģsīn eylediler.

Bundan ŝoñra Ferāmurz’ı Mescā-yı Ābid yidi yaşına varınca 25ta‘līm-i ‘ilm idüp her fende kāmil oldı. Mužaffer şāhuñ iki cihān pehlüvānı var-idi. Biraderler-idi.

Birine Sāfil-i [235b] ŝaf-şiken ve birine Kāmil-i şīr-efgen dirler. Yüzyirmişer arış ķadd u ķāmet çekerlerdi. Mužaffer şāh ‘ilm-i ĥadengi ve Ġażanfer 2 şāh ‘ilm-i tīġı ol ķadar ta‘līm eylediler ki kendiler, Ferāmurz’uñ yanında şākird olmaġa liyāķatleri ķalmadı ve ol iki pehlüvānları 3Mužaffer şāh Ferāmurz’a lāla ta‘yīn eyledi. Ammā kendüyi çeker at bulunmayup gergedāna binerdi.

Bir gün Ferāmurz kendü kendüye fikr 4idüp “Ben bunlara niçe bir oturup böyle günüm havā ile geçer. Īrān’a gidüp pederüm yanında niçe sipāhīlıķ ögrenüp niçe 5cengler iderem.” didi. Bu sözi dayılara söyledi. Bunlar, “Gözüm nūrı pederin şimdi Īrān’da degüldür. Bu araya gelür, o zamān 6bile git.” didiler. Ferāmurz: “Şimdi Īrān’da dedem Zāl-ı Zamān ve hemşīrelerüm varmış. Varup anlar ile bir yol görişürem.” didi. 7Bunlar gördiler olmaz. Bāri ķorķudalum gitmesün. Ŝoñra yolda bir ķażāya uġrayup pederi ŝāģib-ķırānī-yi ālem öyle ma‘ŝūmı 8niçün ŝalı-virdüñiz diyü

(34)

bize ‘itāb eyler, didiler. Dönüp Ferāmurz’a: “Gözüm nūrı bir iş daĥı vardur. İlerüde bir der-bend vardur. 9Ol der-bendi iki pehlüvān bekler. Birine Sa‘d-ı Niķāb-pūş ve birine Sa‘dān-ı Niķāb-pūş dirler. Ziyāde zūr-ı bāzūya mālik zeber-dest 10herīflerdür.

Der-bendden ķuş uçurmazlar. Niçe gidersin?” didiler. Ferāmurz gülüp: “Evvel varup anları öldürem. Andan ŝoñra 11giderem .”didi.

Ol gice geçüp irtesi gün Ferāmurz gergedāna süvār olup ol der-bende šoġrı gitdi, ammā Mužaffer şāh, 12Sāfil ile Kāmil’e yüzleriñüze niķāb aŝup ikiñüz varın der- bende öñin alup birden üzerine ģamle idüñ. Bolayki 13gözin ķorķuda-idüñ.” didi.

Sāfil ve Kāmil: “Pādişāhum bizi gönderme ŝoñra Ferāmurz’a bizi öldürdürsin.”

didiler. Mužaffer 14şāh, ġażāba gelüp: “İy nā-bekār bu ķolunuz ķadar oġlana iki dīve beñzer herīf cevāb viremez misinüz?” diyüp bunlara zūr eyledi. 15Bunlar daĥı nāçār tebdīl olup yüzlerine niķāb aŝdılar ve Ferāmurz’dan muķaddem der-bende varup nīzelerine šayanup 16šurdılar.

Birazdan yalñuz Ferāmurz gelüp der-bende uġradı. Hemān Sāfil ve Kāmil iki šarafdan na‘ralar urup nīzelerin 17ķapup: “İy oġlan sen bizüm reh-güzārımuzda ne ararsın?” diyüp Ferāmurz’uñ üzerine yüridiler. Ferāmurz bir na‘ra urup 18bunları şaşurdı ve aralarına girüp bir eli-le Sāfil’i ve bir eli-le Kāmil’i ķapup ķolınuñ üzerine aldı ve ikisin birbirine 19çarpup ĥurd [u] ĥām eylemek murād eyledükde, bunlar feryād idüp: “Aman iy ŝāģib-ķırānzāde biz lālaların Sāfil ve Kāmil’üz.” 20diyüp, tīz yüzlerinden niķābı atdılar. Ferāmurz: “Bunları bilüp böyle eylemekden murādınuz ne idi?” didi. Bunlar: “Ya kendi 21fi‘limüzden mi eyledük? İşte dayılarınuzuñ tedbīridür ki biri öldürde-yazı, yoĥsa sā‘d ü sa‘dānuñ aŝlı yoķdur.” 22didiler. Oradan dönüp Ķal‘a-yı Keyān-ābād’a geldiler. Mužaffer şāha olduġı gibi naķl eylediler. Mužaffer şāh ġayrı muķaššar 23oldı. Ferāmurz da gelüp Mužaffer şāha: “Āferin iy dayı beg

(35)

lālalarumı baña öldürde-yazdın bundan murādın ne idi?” 24didi. Mužaffer şāh:

“Behey gözüm nūrı ķorķaram kim yolda bir ģašā vāķi‘ olur da, ŝoñra pederün ŝāģib- ķırān-ı ‘ālemüñ dilinde 25ķaluruz. Aŝlı budur.” didi. Ferāmurz: “Dayı beg inşā’allāh baña kimse ĥašā irgüremez. Sen ķorķma. Hemān beni gönder. Zīrā [236a] ben şimden girü bunda šurmam.” didi. Mužaffer şāh: “N’ola?” diyüp vālidesi Sinduĥt Bānū’ya söyledi: “Sen de söyle 2pederi gelince bunda alıķoya-bildüñ.”didi. Sinduĥt Bānū daĥı Ferāmurz’ı çaġırup: “Ciger-kūşem sen Īrān’a gitmek murād 3eylemişsin.

Lušf eyle gel bu sevdādan fāriġ ol ben senüñ ģasretine taģammül idemem.” didi.

Ferāmurz: “Ĥayır iy vālide 4elbetde giderem.”didi. Bir ģāl-ile men‘ idemediler.

Āķıbet Mužaffer şāh, on iki biñ leşker ķoşup ĥadem ü ĥaşem šabl u ālem 5virüp lālaları Sāfil ve Kāmil’e sipāriş eyledi: “Zīrā daĥı ģīle-yi devrāndan bī–ĥaberdür.

Bilmezlikle bir berzaĥa uġramasun.” 6didi Tamām tedārüklerin görüp ģāżır oldılar.

Andan Ferāmurz ģareme girüp 7vālidesi Sinduht Bānū’nuñ elin öpüp, vālidesi daĥı Ferāmurz’ı baġrına baŝup iki gözlerinden pūs idüp “Var imdi gözüm nūrı seni Allah’a emānet 8eyledüm. Lākin bu šarafı unıtma.” didi Ferāmurz vālidesine vedā‘

idüp šaşra çıķdı. Oradan Mescāy-ı Ābid’e varup elin 9öpdi ve murādın bildürdi.

Mescā-yı Ābid daĥı ism-i a‘žamı ta‘līm idüp gözlerinden öpdi. Arķasın ŝıġayup ŝırtın yire 10gelmesün diyü du‘ā eyledi.

Ferāmurz oradan sarāya gelüp dayılarına vedā‘ eyledi. On iki biñ er-ile lālaları Sāfil ve 11Kāmil ile Ķal‘a-yı Keyān-ābād’uñ öñinden ķalķup ķandasın memālik-i Īrān ve 4Ķal‘a-yı Zābil diyüp revān oldı. Yiye içe 12yollarda sayd u şikār iderek bir gün bir sahrāya gelüp ķondılar.

Ferāmurz ol gün oturaķ idüp irtesi gün şikāra 13çıķdı. Gezerek bir yire geldi gördi, bir alay rūstāī nev-cüvānları ĥalķa olup şikār sürmişler. Ferāmurz bunları

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :