17. yüzyıl Mensur Şehnâme tercümesi (II. cilt vr. 29b-60a metin-Türkiye Türkçesine çeviri-dizin-tıpkıbasım)

443  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANA BİLİM DALI

TÜRK DİLİ BİLİM DALI

17. YÜZYIL MENSUR ŞEHNÂME TERCÜMESİ

(II. Cilt vr. 29b-60a Metin-Türkiye Türkçesine Çeviri-Dizin-Tıpkıbasım)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

SİNEM TARLAK

İSTANBUL 2011

(2)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANA BİLİM DALI

TÜRK DİLİ BİLİM DALI

17. YÜZYIL MENSUR ŞEHNÂME TERCÜMESİ

(II. Cilt vr. 29b-60a Metin-Türkiye Türkçesine Çeviri-Dizin-Tıpkıbasım)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

SİNEM TARLAK

TEZ DANIŞMANI

PROF.DR. ZUHAL KÜLTÜRAL

İSTANBUL 2011

(3)
(4)

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER ... I

ÖN SÖZ ... II

ÖZET ... IV

SUMMARY ... V

KISALTMALAR ... VI

ÇEVİRİ YAZI ALFABESİ ... VIII

GİRİŞ ... 1

METİN ... 31

TÜRKİYE TÜRKÇESİNE ÇEVİRİ ... 104

DİZİN ... 137

KAYNAKÇA ... 369

ÖZ GEÇMİŞ ... 371

TIPKIBASIM ... 372

(5)

ÖN SÖZ

Pek çok manzum ve mensur tercümeleri, sayısız nüshasıyla Şehnâme, İran coğrafyasından sıyrılıp dünyanın da ilgilendiği kaynak niteliğinde bir eserdir. Şehnâme, mesnevi biçiminde, kendi içinde belli bir kronolojik sıra takip ederek düzenlenmiş 60 bin beyitten oluşur. Meşhur İran şairi Firdevsî, eserini 10. yüzyılın sonunda kaleme almıştır.

Doğu edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Şehnâme’de aktarılan mücadeleler, çok uzun yıllar önce yapılmış olmasına rağmen günümüz medeniyetini gölgede bırakacak nitelikte ve canlılıktadır. Destanda söz konusu olan bölge, tarihsel, geleneksel ve kültürel açıdan oldukça çeşitli öğeler barınmakta, bu öğelerle İran tarihine ışık tutulmaktadır.

Belirli sayfa aralıkları üzerinde çalıştığım bu mensur tercüme, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde 6131 demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. İstinsah yılı 1773 olan bu tercümenin mütercimi bilinmemektedir. Kütüphane kayıtlarına göre müstensihi Derviş Mustafa’dır. Eser, üç ciltten ve 1778 varaktan oluşmaktadır. Her varak 25 satırdan oluşmakta, aralarda minyatürler bulunmaktadır. Tek nüshadır.

Üzerinde çalıştığımız bölüm, 17. yüzyılda yapılmış olan mensur Şehnâme tercümesinin ikinci cildindeki 29b-60a arasındaki toplam 30 varağı kapsamaktadır.

Bu çalışma, giriş, metin, Türkiye Türkçesine çeviri ve dizin olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.

Giriş bölümünde Firdevsî’nin hayatı, Şehnâme, Şehnâme tercümeleri ve üzerinde çalışılan eser hakkında bilgilere yer verilmiştir. Mensur tercüme tanıtılırken hikâyenin özeti kısaca aktarılmıştır. Tezin ve dizinin hazırlanılmasında izlenilen yöntem belirtilmiş, metnin imla özellikleri tespit edilmiştir. 17. yüzyılda yapılmış olan mensur Şehnâme tercümesinin I.ve II. cildi üzerine hazırlanmış tezlerde çalışmayı yapan kişilere, çalışan hocalara ve varak numaralarına yer verilmiştir.

Metin bölümünde, varak ve satır numaraları esas alınarak gösterilmiş, eserin noktalama işaretleri günümüz imlası dikkate alınarak uygulanmıştır. Metin, mevcut hikâyelerinin geçiş sırasına göre paragraflara ayrılmıştır. Metinde okunamayan sözcükler (…) şeklinde, tarafımızdan ilave edilen kısımlar [ ] işareti ile gösterilmiştir.

Minyatür ise [MİNYATÜR] biçiminde gösterilmiştir.

Türkiye Türkçesine çeviri bölümü, metin günümüz anlamlandırılmasına uygun şekilde, metindeki hikâyelerin olay örgüsüne göre düzenlenmiştir. Çeviri, metne sadık

(6)

kalarak mevcut hikâyelerinin geçiş sırasına göre paragraflara ayrılmıştır. Metin ile çeviri arasında uygunluk gözetilerek, hikâyenin bütününden kopmamaya çalışılmıştır.

Dizin bölümünde eserin söz hazinesini gösteren sözcükler, metinde geçtiği sayfa ve satır numaraları verilerek; alfabetik ve kök esasına göre anlamlandırılarak hazırlanmıştır. Sözcükler, metinde geçen anlamlarıyla aktarılmıştır. Madde başı olarak alınan sözcüklerin altında, eserdeki birleşik yapılı sözcüklere, deyimlere ve tamlamalara yer verilmiştir. Bu tür ifadeler * işaretiyle gösterilmiştir. Madde başı sözcüğe gönderme → işaretiyle ifade edilmiştir. Sadece madde başı sözcükler anlamlandırılmıştır. Farklı imlalarla yazılmış madde başlarının anlamlandırması bk. ile diğer sözcükte yer almaktadır. Kişi ve yer adları için oluşturulan dizinde metinde geçen şahışların, diğer şahıslarla olan bağlantıları verilmeye çalışmıştır. Böylece okuyucunun metinle daha kolay bağlantı kurabilmesi hedeflenmiştir.

Çalışmanın sonuna ise eserin çeviri yazıya aktarılan 29b-60a varaklarının tıpkıbasımı eklenmiştir. Takibi kolay olması açısından varak ve satır numaraları tarafımızdan yazmada belirtilmiştir.

Yüksek lisans tezi çalışmalarımda yönlendirmeleri, yardımları ve sabrı için değerli hocam, tez danışmanım Sayın Prof. Dr. Zuhal KÜLTÜRAL’a, Cibakaya programı ile dizin çalışmalarıma önemli katkıda bulunan değerli hocam Sayın Prof. Dr.

Ceval KAYA’ya, güler yüzü ve değerli görüşleri için Sayın Yard. Doç. Dr. Ozan YILMAZ’a, başta annem olmak üzere desteklerini hiçbir zaman benden esirgemeyen aileme ve çok değerli meslektaşım Ali Rıza TEKTAŞ’a da sabrı ve sevgisi için sonsuz şükranla teşekkür ederim.

(7)

ÖZET

Bir bölümü üzerinde çalışılan bu eser, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi 6131 demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. Tamamı üç cilt olup 1778 varaktan oluşmuştur. Eserin her sayfası 25 satır olup, minyatürlere de yer verilmiştir. Hicrî 1187, miladî 1773 yılında tamamlanan eser kelime kelime tercüme değildir. Bu tez yazmanın 2.cildindeki 29b-60a varaklarını kapsamaktadır.

Tez giriş, metin, Türkiye Türkçesine çeviri ve dizinden oluşmaktadır.

Giriş bölümünde Firdevsî, Şehnâme, Şehnâme tercümeleri ve üzerinde çalışılan yazma hakkında bilgilere yer verilmektedir.

Metin bölümünde, sayfa ve satır numaraları belirtilip günümüz noktalama işaretlerine göre düzenleme yapılmış, hikâyelerin değişimlerine uygun olarak gerekli kısımlarda paragraflar yapılmıştır. Böylece eserden ve faydalanmanın daha kolay hâle gelmesi hedeflenmiştir.

Türkiye Türkçesine çeviri bölümünde metindeki mevcut hikâyeler, günümüz anlamlandırılmasıyla metnin diline uygun şekilde aktarılmıştır.

Dizin bölümünde eserin söz varlığını gösteren sözcükler, madde başında alfabetik ve kök esasına dayalı olarak hazırlanmıştır.

Çalışmanın sonunda üzerinde çalışılan 29b-60a varakların tıpkıbasımı yer almaktadır.

(8)

SUMMARY

The book which only some parts have been studied on, registered as fibture no 6131 in Central Library of University of Istanbul. It consisted of three volumes and 1778 sheets. Each sheet has got 25 lines that is pictured with miniatures as well. It is not an interpretation word by word and was completed in 1187 according to Hegira Calendar , whereas in 1773 according to Gregorian Calendar. This thesis involves the 29b-60a sheets of the second volume.

The thesis is composed of four parts: introduction, authentic text, summary of the text and the original publish.

In the introductory part the information about Firdevsi, Şehnâme, translation of Şehnâme and its studies is given.

In the authentic text, the page and line numbers is indicated. The text is reorganized according to current punctuation and new paragraphs are formed in necessary parts suitable to story changes. Therefore it is aimed to use it easily.

In the transferred part stories are summarized suitable for the language of the text, considering actual point of view.

In the grammatical index, the list of words reflecting the structure of the text is prepared both in alphabetic and genesis form.

At the end of the summary the original publish of 29b-60a sheets are given.

(9)

KISALTMALAR Alm. Almanca

Ar. Arapça argo argo a.g.e. Adı geçen eser b. birleşik bağ. bağlaç bk. bakınız c. Cilt

cüm. cümle

ç. çokluk

çev. Çeviren dey. deyim e. edat Far. Farsça hlk. halk ağzında is. isim

İt. İtalyanca mec. mecaz

öz. özel Rum. Rumca s. Sayfa sf. sıfat Sl. Slavca Soğd. Soğdca T. Türkçe ünl. ünlem Yun. Yunanca zf. zarf zm. Zamir

(10)

DİZİNDEKİ İŞARETLER

* Madde başı kelimenin türevi olduğunu belirtir.

→ Madde başı kelimeye göndermeyi ifade eder.

/ Farklı imlalarla yazılmış madde başlarını ayırır.

+ İsim kök ve gövdesine gelen ekten önce kullanır.

- Fiil kök ve gövdesine gelen ekten önce kullanır.

[ ] Eksik yazılmış unsurları gösterir.

(…) Anlamı tespit edilemeyen ya da anlamından emin olunamayan kelime.

(?) Anlamı tesbit edilemeyen ya da anlamından emin olunmayan kelime.

[MİNYATÜR] Metnin orijinalinde minyatür bulunduğunu ifade eder.

(11)

ÇEVİRİ YAZI ALFABESİ آ

Ā, ā ا

A, a, E, e ء ’

ب B, b پ P, p ٺ T, t ث ẞ, ẟ ج C, c چ Ç, ç ح Ḥ, ḥ خ Ḫ, ḫ د D, d ذ Ẕ, ẕ ر R, r ز Z, z ﮊ J, j س S, s ش Ş, ş ص Ṣ, ṣ ض Ḍ, ḍ, Ż, ż

ط Ṭ, ṭ ظ Ẓ, ẓ ع ‘ غ Ġ, ġ ف F, f

ق Ḳ, ḳ

ك Ñ, ñ, K, k, G, g ل L, l

م M, m ن N, n

و V, v, O, o, Ö, ö, U, u, Ū, ū Ü, ü ه

H, h, (a, e) ى Y, y, I, ı, Ī, ī, İ, i

(12)

GİRİŞ

(13)

 

Çalışmamızın giriş bölümünde Firdevsî’nin hayatı hakkında bilgi verildikten sonra eseri Şehnâme’nin önemi, dünya edebiyatındaki haklı yeri, Şehnâme Tercümeleri, mensur ve manzum Türkçe çevirileri hakkında bilgi verilmiştir. Bu çeviriler içinde çalışmamıza konu olan 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehnâme Çevirisi 2. Cilt 29b – 60a varakları arasında kalan bölüm kısaca özetlenmiştir.

Metin dil, imla ve ses bilgisi özellikleri bakımında örneklerle incelenmiştir. 17.

Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehnâme Tercümesi üzerine hazırlanmış tezlerde çalışmayı yapan kişiler ve varak numaraları aktarılmıştır.

EBÛ’L-KASIM-İ FİRDEVSÎ’NİN HAYATI 1

Ebû’l-Kasım-i Firdevsî, İran’ın milli destanı kabul edilen Şehnâme’nin yazarıdır.

Firdevsî ile ilgili bilgiler sınırlı olmakla birlikte en kesin bilgi Tâberân’ın Bâz köyünde doğduğudur. Doğum yılı olarak 940 yılı rivayet edilmektedir. Künyesi Ebû’l- Kasım, lakabı Fahreddin, mahlası Firdevsî olan şairin adı çeşitli kaynaklarda birbirinden farklı şekilde Hasan, Ahmed ve Mansûr olarak geçmektedir. Çoçukluk dönemi ve öğrenimine dair hemen hemen bir bilgi yoktur. Çocukluğunda iyi bir öğrenim görmüş olduğu iyi derecede Pehlevce ve şiir yazacak derecede Arapça bildiği çeşitli kaynaklardan anlaşılmaktadır.

İran’ın milli destanı kabul edilen Şehnâme’yi, 980 veya 990 yıllarında yazmaya başlayan Firdevsî eserini 1003-1004 yıllarında tamamlamıştır. İranlıların Müslüman olmadan önceki bin yıllık tarihi anlatan bu eser, eski kitaplara, dilden dile dolaşan söylencelere ve hikâyelere dayanılarak yazılmıştır. Şairin kendi ifadesine göre 60.000 beyitten oluşmaktadır.

Firdevsî Gazne’ye giderek eserini Sultan Mahmud’a sunar. Ancak hükümdar, yeni veziri Ahmed bin Hasan-ı Meymendî’nin de etkisiyle Firdevsî’ye eserinin değerine lâyık bir ödül vermez. Bunun üzerine Firdevsî’nin, kendisine verilen 60 bin dirhemi çeşitli kişilere dağıttığı ve Sultan Mahmud için bir hicviye yazdığı, kendisine verilen

      

1 Mehmet KANAR, “Firdevsî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. XIII, s. 125-127; Mehmet Necati LUGAL, Şahnâme, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2009, s. 15-20; H. RITTER, “Firdevsî” İslâm Ansiklopedisi c. ІV, s.

643-649; Zuhal KÜLTÜRAL-Latif BEYRELİ, Şerîfî Şehnâme Çevirisi, c. І, Ankara1999, s. 17.

(14)

parayı almayıp dağıttığı rivayet edilir. Bir başka rivayet de Sultan’ın, kendisine kızıp öldürtmek istemesi üzerine Herat’a giderek ölümden kurtulduğu şeklindedir.

Firdevsî ömrünün sonlarına doğru doğduğu memleketi Tûs’a yerleşmiş, yaşamını yoksulluk içinde geçirmiş ve burada kimi kaynaklara göre 411 (1020), kimi kaynaklara göre de 416 (1025) yılında vefat etmiştir.

Devletşâh-i Semerkandî, Tezkiretü’ş-Şuarâ adlı eserinde Firdevsî ve şiirlerinden söz ederken “Hemen herkes, onun İslam sonrası dönemde İran’ın en büyük şairi olduğu konusunda hemfikirdir. O şairliğin, fasahat ve belagatın hakkını gerçekten vermiş bir söz ustasıdır.” der. Bunun en önemli kanıtı olan ünlü eseri Şehnâme’ dir.

Milli şair olma unvanına ne derece yakıştığı aşağıdaki dizelerden de anlaşılmaktadır.2

Olmayacaksa İran olmasın benim için ten, Kalmasın bu topraklarda br canlı ten.

Vatanımız ve çocuklarımız uğruna,

Namusumuz, küçük çocuklarımız ve yakınlarımız uğruna, Vatanımızı düşmana teslim etmekten,

Daha iyidir hep birlikte gitmemiz ölüme.

ŞEHNÂME

Firdevsî, İranlılık ruhunu Şehnâme ile yeniden canlandıran, onu harekete geçiren; Zâl’ı, Rüstem’i, Keykâvûs’u, Çemşîd’i, Behrâm’ı, Câm-i Cem’i, Rahş’ı ve Simurg’u yaşatmaya devam eden kişidir. Bunca İranlı şair ve yazar arasında sadece Firdevsî, sosyal reformlarla halkı yönlendirmenin mümkün olamadığını kavramıştır. Bu nedenle eserde yeni kuşakların ibret alınması için çaba gösterilmiştir. Eserin gerçek değeri, eskilerin ve yenilerin bilgi birikimini değerlendirerek gerçek yöneticiliğin kurallarını, teorilerini, İran ülkesini yönetmede gerekli olan siyasi düşüncenin temellerini atmış olmasındadır.3

Çok sıkıntı çektim bu otuz yılda, Dirilttim İranlıyı ben bu Farsçayla…

      

2 LUGAL, a.g.e., s. 20.

3 LUGAL, a.g.e., s. 34.

(15)

Fars edebiyatının büyük kaside ustalarından Enverî’nin kasidelerine, Hakânî’nin aynı türdeki şiirleri eş değer olabilir; Sadî’nin gazellerinin dengi olarak Emir Husrev-i Dihlevî’nin gazalleri gösterilebilir; ancak Şehnâme’nin bir benzeri daha gösterilemez.4

İran’ın millî destanı, Fars edebiyatının en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilen Şehnâme, bütün dünya klasikleri arasında da eşsiz bir yere sahiptir. İlk redaksiyonuna muhtemelen 370 (980) veya 380’de (990) başlamış ve 408 (1018) yılının ardından son biçimini almıştır. Firdevsî eserini bölümler halinde yazmaya başlamış ve yazımı tamamlanan bölümler arasında bağlantı kurduktan sonra 1003 veya 1004 yılında eser tamamlanmıştır. Eserin kaynaklarını IX. Yüzyılın sözlü gelenekleriyle mensur ve manzum şâhnâmeler oluşturur.5

Doğunun en tanınmış epopelerinden biri olan Şehnâme, İran’ın dünyanın yaradılışından Arap istilasına kadar olan zaman periyodunu kapsar. İran’ın tarihi, mitolojisi, gelenekleri ve öykülerine dayandırılarak oluşturulan mesnevi tarzında 60 bin beyitlik destandır. Destan aruzun fa’ûlün / fa’ûlün / fa’ûl kalıbıyla yazılmıştır.

Şehnâme’de olaylar ve hikâyeler kronolojik bir sırayla Keyümers’ten başlayarak Sasani hükümdarı III. Yezdcird’e kadar olan elli hükümdarın hayatını, savaş ve kahramanlıklarını anlatır. İskender Pala eserin dört ana kısımdan oluştuğunu belirtir.6

Orhan Şaik Gökyay, “Destursuz Bağa Girenler” adlı kitabında “Şehnâme ve Türkçe Tercümeleri” adlı makalesinde Firdevsî’nin Şehnâmesi ile ilgili şu bilgileri vermektedir:7

Firdevsî’nin, yalnız Klâsik edebiyatımız üzerinde değil, Halk edebiyatının üzerinde de mühim bir tesiri vardır. Şehnâme yazıldıktan sonra birçok şair ve nesirciler bunun tesiri altında kalarak eski İran geleneğini aksettiren pek çok eserin yazılmasına yol açmıştı. Saraylarda ve halkın toplandığı yerlerde bunları okuyan bir sınıf ortaya çıktı. Bunlara “şehnâmehan” deniliyordu ki sonradan “kıssahan” kelimesiyle müteradif olarak kullanılmaya başlandı. Eserin İran’da uyandırdığı bu tesir bizim hikâyeciliğimizde de görüldü. Meclislerde, kahvehanelerde okunan Salsalnâme, İskendernâme, Anternâme, Hamzanâme, Süleymannâme gibi eserlerin arasında Şehnâme tercümelerinin, ondan alınmış ve genişletilmiş hikâyelerinde bir yeri vardır.

Bu eserlerin her biri ciltler tutmaktadır.

      

4LUGAL, a.g.e., s.19.

5 Mehmet KANAR, “Şâhnâme”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. XXXVIII, s. 289.

6 İskender PALA, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü I-II, Akçağ Yayınları, Ankara,1995, s.462.

7Orhan Şaik GÖKYAY, “Şehnâme ve Türkçe Tercümeleri”, Destursuz Bağa Girenler, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 43-44.

(16)

Fars dilinin sözcük hazinesi sayılan, aynı zamanda eşsiz fesahat ve belagat örneği kabul edilen Şehnâme, içeriğinde yalnızca birtakım hikâyeler barındırmaz.

Eserde, eski İran efsane ve gelenekleri, İslam dönemine kadar meydana gelen hemen hemen bütün olaylar hakkındaki bilgiler bir araya toplanmıştır.Felsefi ve ahlaki konulara da değinilmiş, Firdevsî sözün hakkını yerine getirmiştir.8

Şehnâme’nin üslûbu sadedir. Eserde anlam oyunlarına girişilmemiş, söz sanatlarına fazla başvurulmamıştır.9 Eserin bir önemi de bu sanatsız ve sade üslûpta olmasından kaynaklanmaktadır. Bir İranlı olan Firdevsî, eserinde Arapça kelimeleri fazla kullanmamaya çalışmıştır. Eser çeşitli hikâyelerle süslenmiş, deyim ve güzel beyitlerle zenginleştirilmiştir. Bu özelliğinden dolayı sadece İran’da değil Dünya’da da çok büyük bir ilgi gören Şehnâme, başta İranlılar olmak üzere Türkler arasında da ilgiyle okunmuş, gördüğü ilgiden dolayı birçok dile çevrilmiştir.10

Şehnâme’de anlaşılmayan bazı kelimeler için Abdülkadir el-Bağdâdî “Lugat-i Şehnâme” adıyla Farsça-Türkçe bir sözlük hazırlamıştır. Eserde Şehnâme’nin kelime kadrosunu incelerken açıklanması gereken Farsça kelimelere, ülke ve yer adlarına, ayrıca nadir kelimelere yer verilmiştir. Bazı kelimelerin gramer özellikleri hakkında bilgi verilmiş, ayrıca şâhid beyitler yazılmıştır. Bu çalışma Carolus Salemenn tarafından yayımlanmıştır.(Lexicon Şâhnâmianum, Petersburg 1895) Şehnâme’nin minyatürlü çeşitli yazmalarının neşirleri gerçekleştirilmiş, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan minyatürlü yazmaların on altısından yapılan seçmeler İran hükümdarlığının 2500. yılı dolayısıyla hazırlanan albümde yer almıştır. Şehnâme ayrıca birçok yönüyle çeşitli araştırmalara konu olmuştur.11

Firdevsî Şehnâne’yi hazırlarken Âvesta, Tevrat, Kur’an gibi dini metinleri örnek almıştır. Şehnâme kısa zamanda öylesine yaygınlaşmıştır ki, kutsal kitaplar kadar ve belki de bazı yerlerde onlardan da çok okunmuştur. Yaklaşık on yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, günümüzde bile bir çok Nevrûz törenlerinde Kurân yerine Şehnâme’nin okunduğunu görmemiz bu durumu kanıtlamaktadır.12

 

      

8 LUGAL, a.g.e.,s. 32.

9 LUGAL, a.g.e., s. 34.

10 LUGAL, a.g.e., s. 18.

11 KANAR, a.g.e., c. XXXVIII, s. 289.

12 LUGAL, a.g.e., s. 21-22.

(17)

ŞEHNÂME TERCÜMELERİ

Dünyanın birçok diline çevrilmiş, Türk edebiyatında da önemli yer edinen eserin manzum ve mensur olmak üzere, doğuda ve batıda olmak üzere çeşitli tercümeleri yapılmıştır.

Mehmet Kanar’ın TDV İslam Ansiklopedisi’nde verdiği bilgilere göre Şehnâme ilk defa XII. yüzyılda Bündârî tarafından Arapçaya çevrilmiştir. Eseri ilk defa Turner Macan dört cilt halinde yayımlamış, bunu İran’da, Hindistan’da ve Avrupa’da yapılan birçok baskı izlemiş, M.Jules Molh eseri Fransızca tercümesiyle birlikte neşretmiştir.

Eseri çeşitli zamanlarda neşreden diğer isimler şöyledir: J.August Vullers, Samuel Landaner, F.A. Rosenberg, Fritz Wolff, Saîd-i Nefîsî, Evgeny Bertels.13

Mehmet Necati Lugal tarafından Vullers baskısı esas alınarak yapılan Türkçe tercümenin ön sözünde Doğu’da ve Batı’da yapılan tercümelerden bahsedilmiştir:14

“1. Şahnâme’nin ilk çevirisi olan ve Isfahanlı Kıvamuddîn Feth bin Ali bin Muhammed-i Bundârî tarafından 384/995 yılında tamamlanmış ilk nüshasında 620- 621/1223-1224 yıllarında Dımaşk’ta yapılan Arapça mensur çeviri.

2. Ali Efendi’nin 916/1510 yılında yaptığı tam metin Türkçe manzum çeviri.

3. Sultan II. Osman’ın saray şairlerinden Mehdî’nin çevirisi.

4. Hindistan’da yaşayan adı bilinmeyen İranlı bir yazarın Farsça mensur düzenlemesi. (Bu eserin bazı bölümleri İngiliz Hyde Sir W. Ouseley tarafından yayımlanmıştır)

5. Séraphion Sabachvily (ö.1516) tarafından yapılan Gürcü dilinde manzum ve mensur çeviri.

6. Khosro Thourmanidzé’nin (ö.1588) manzum Gürcüce çevirisi (bu son iki çeviri Gorguidjanidzé tarafından XVIII. yüzyıl sonlarında yeniden düzenlenmiş ve yayımlanmıştır).

7. Gürcistan’da bulunan birçok Şahnâme destanı, İran dilbilimci Justin Abouladze tarafından derlenerek 1916 yılında yayımlanmıştır.

      

13 KANAR, a.g.e., c. XXXVIII, s. 290.

14 LUGAL, a.g.e., s. 41-42.

(18)

8. Turner Macan, 1829 yılında tamamladığı İngilizce Şahnâme çevirisini Farsça- İngilizce ön sözle yayımlamıştır. (Bu Şahnâme’nin daha sonra Hindistan’da birçok kez baskısı yapılmıştır)

9. Friedrick Rückert, 1873 yılında Rüstem ile Sohrâb destanını Almanca’ya manzum olarak çevirdi. Çevirmenin akıcı bir dil kullanmasından ötürü bu çeviri yoğun ilgi gördü ve Avrupa ülkelerinde hem Rüstem ile Sohrâb destanının hem de Şahnâme’nin yaygınlaşmasını sağladı.

10. 1851 yılında Alman oryantalist Schack, Firdevsî’nin biyografisini ve Şahnâme’sini tanıtan uzun bir giriş bölümüyle birlikte tam metin çevirisini yaptı.

Çevirinin bazı bölümleri manzum olarak düzenlenmiş, bu da Schack’ın ün kazanmasına neden olmuştur.

11. 1838-1878 yıllarında Julius Molh (ö.1876) Şahnâme’yi kendisinin hazırlamış olduğu Farsça metni esas alarak Fransızcaya çevirdi.

12. Alman bilim adamı J.A. Vullers, çok güzel bir Şahnâme nüshasını Turner Macan’ın yayımladığı metinle karşılaştırmalı olarak değerlendirip Latince’ye çevirdi.

13. İngiliz James Atkinson, Farsça metin ve İngilizce manzum çevirisiyle birlikte Rüstem ve Sohrâb destanını yayımladı.

14. İtalyan oryantalist İtalo Pizzi (ö.1920), Şahnâme’nin İtalyanca’ya manzum çevirisini yaparak 1886-1888 yıllarında yayımladı.

15. Ünlü Rus İran bilimci Juokovsky (ö.1855) Rusça Rüstem ile Sohrab destanını yayımladı.

16. Rus oryantalist A. Krymsky’nin, Şahnâme’nin başlangıçtan Menûçehr’in saltanatına kadar bölümünü içeren Rusça çevirisi 1896 yılında Lvov’da yayımlandı.

17. Rus şair M.M. Lozimsky, F. Rosenberg’in Şahnâme çevirisini manzum olarak Rusça’ya çevirdi ve yayımladı.

Bunlar dışında Avrupa’da Şahnâme’nin tam metni ya da bazı bölümlerinin çevirileri de vardır: G.E. Hagman’ın Latince(1801), Stephan Veston’un İngilizce(1815), W.Tulloh Robertson’un İngilizce(1831), Halisten’in Latince(1839), Hellen Zimmern’in İngilizce(1822), Georg Varner’in İngilizce(1905), Buxton’un İngilizce(1905), Rogers’in İngilizce(1907), William Stigand’ın İngilizce(1907), Wallace Gandy’nin

(19)

İngilizce(1912), Essigmann’ın Almanca(1919), George L. Leszsinski’nin Almanca(1920), Rado Antal’ın Macarca çevirileri.”

ŞEHNÂME’NİN TÜRKÇE ÇEVİRİLERİ

Şehnâme, manzum ve mensur çevirileriyle üzerine çalışılmış çok kıymetli bir eserdir. Bu bölümde bu çevirilerin neler olduğuna değinilir.

1.ŞEHNÂME’NİN MANZUM ÇEVİRİSİ Diyarbakırlı Şerifî ve Şehnâme Çevirisi

Bilinen tek manzum çeviri olan Şerîfî Şehnâme Çevirisi’nin І. cildini Zuhal Kültüral ve ІІ. cildini Latif Beyreli, doktora tezi olarak hazırlamış, daha sonra bu çalışmalar birleştirilerek yayımlanmıştır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde kayıtlı bulunan bu eser, 2 cilt olup 1170 varaktan oluşmuştur. Eserin her sayfası 2 sutün halindedir ve 25 beyit bulunmaktadır. Eserin bazı kısımları tamir görmüş, sonradan bazı kısımlarına ilaveler yapılmıştır. İlk iki sayfası tezhipli olan eserin ketebesinde Şerîfî tarafından tercüme ve istinsah edildiği hususu ile eserin bitiş tarihi kayıtlıdır. Eserin birinci cildinde 37 ikinci cildinde 24 olmak üzere toplam 61 minyatür bulunmaktadır.

Eserin birinci cildi 29709 beyit, ikinci cildi ise 26786 beyit ihtiva etmektedir. Çevirinin 1. cildinde baştan Luhrasb’ın tahta çıkışına kadar olan bölüm yer almaktadır. Bu cilt 29709 beyittir. İkinci cilt ise (29710-56506) 26786 beyit/satır ihtiva etmektedir. Daha sonraki sayfalarda 1-230 beyitler arasında dua bölümleri, 335. beyitten itibaren Şerîfî tarafından ilave edilen Kansu Gavri’nin sultan oluşu ve sultana övgü bölümleri yer almaktadır.15

55684–56048 beyitler arasında Şerîfî tarafından ilave edilen mensur bir bölüm yer almaktadır. Burada Firdevsî’nin Sultan Mahmud ve mahiyetindeki şair ve sanatkârlarla tanışması, eseri yazmaya başlaması, eseri bitirdikten sonra ca’ize meselesi yüzünden Sultan Mahmud’a gücenip tekrar memleketine dönmesi ve nihayet ölümüne kadar olan hayatı anlatılır. Yine bu bölümde 56205. beyitten itibaren elli beyit Sultan Kansu Gavri’nin övgüsüne ayrılmıştır. Ayrıca 42500. - 42559. beyitler arasında Nizâmî’nin İskendernâmesi’nden de çeviriler yapılmıştır.16

Eserin tamamı 56506 beyit olup asıl Şehnâme vezninden farklı olarak aruzun mefâ’îlün / mefâ’îlün / fe’ûlünkalıbıyla yazılmıştır.17

      

15 KÜLTÜRAL - BEYRELİ, a.g.e., s. 19.

16 KÜLTÜRAL - BEYRELİ, a.g.e., s. 20.

17 KÜLTÜRAL- BEYRELİ, a.g.e., s. 21.

(20)

2. ŞEHNÂME’NİN MENSUR ÇEVİRİLERİ

Şehnâme’nin Türkçe yapılan ilk mensur tercümesi Sultan II. Murad’ın emri ile yapılmış olan çeviridir. Herekeli güzel bir nesihle yazılan bu eser, 328 varaktan oluşmuştur ve yer yer manzum parçalar yer almaktadır. Bu parçalar o dönemin İskendernamesi’ndeki manzumelere benzemektedir. Ayrıca çevride dokuz adet minyatür bulunmaktadır. Çevirinin diline bakıldığında amacının geniş bir halk kitlesine ulaşma düşüncesinin olduğu anlaşılmaktadır.

Şehnâme’nin ikinci bölümünü içeren bu nüsha, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde kayıtlıdır.

İkinci tercüme ise Mehdi mahlaslı Derviş Hasan tarafından II. Sultan Osman’ın emriyle yapılan mensur çeviridir.18

Muallim Cevdet tarafından lise talebelerine yönelik hazırlanmış olan “Şarkın İlyadası Şehnâme” 19 adlı kitapçık eserin sadece küçük bir bölümünü kapsamaktadır.

Seksen sayfalık bu eser, eski harfli Türkçe olarak hazırlanmıştır.20 Şehnâme’nin tanınmış parçalarının çevirisiyle oluşturulmuş bu eserde öğrencilerin belli başlı Türk destanlarındaki tarihi olaylara dikkatlerinin çekilmesi ve bu olaylardan ibret almaları amaçlanmıştır.21

Çalışmamın bir önceki bölümü olan Seda Keçe’nin “17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehnâme Çevirisi 2. Cilt 04a - 27b Varaklar Arası” adlı Yüksek Lisans tezinde Türkiye kütüphanelerinde tespit ettiği manzum ve mensur Şehnâme tercümelerinden bahseder:22

“Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet yazmalarında bulunan Şehnâme Tercümesi 189 varak olup mütercimi belli değildir. Eserin baş tarafı eksiktir. Bu kütüphanede 101 demirbaş numarasıyla kayıtlı olan diğer tercüme ise II. Murat’ın emriyle yapılmış bir tercümedir.

Topkapı Sarayı Kütüphanesinde 1518 demirbaş numarasıyla kayıtlı olan eser II.

Murat devrinde nesir şeklinde yapılmış bir tercümedir. Eldeki nüshanın 16. asırda

      

18 GÖKYAY, a.g.e., s. 45-46.

19 Muallim CEVDET, Şarkın İlyadası: Şehnâme, Necm-i İstanbul Matbaası, İstanbul, 1928, s.88.

20 GÖKYAY, a.g.e., s.43.

21Yusuf ÖZ, Şehnâme Tercümeleri ve Sözlükleri, Name-i Asina (Ortak Kültür Mirasının Arayışında), Ankara, 2002, s.25-38.

22Seda KEÇE, 17. Yüzyılda Yapılmış Mensur Şehnâme Çevirisi 2. Cilt 04a - 27b Varaklar Arası, Marmara Üniversitesi, İstanbul, 2010,s. 3-4.

(21)

kopya edilmiş olması muhtemeldir. Eser 328 varak olup dokuz minyatüre sahiptir. Bu cilt Şehnâme’nin ikinci kısmından başlar.

Topkapı Sarayı Kütüphanesinde bulunan diğer Şehnâme tercümeleri şunlardır:

1116 demirbaş numaralı eser Şehnâme’nin nesir olarak yapılmış tercümelerindendir. Mütercimin ismi geçmemektedir.

1519 demirbaş numarasıyla kayıtlı olan diğer bir tercüme Hüseyin b. Hasan b.

Muhammed al-Hüseyni tarafından 1510’da istinsah edilmiştir. 1170 varak olup 62 adet minyatür vardır. Şerif Âmedî tarafından nazım olarak yapılan tercümedir. Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde başka nüshaları da vardır. Bunlar:

1520 demirbaş numaralı nüsha, 310 varak olup 41 tane minyatürü vardır. Bu cilt Luhrasp’ın hükümete geçmesine kadardır.

617 varaktan oluşan diğer nüsha İstanbul’da Hüseyin b. Hasan tarafından 1544’te istinsah edilmiştir. 1521 demirbaş numaralı bu eser de Şehnâme’nin birinci cildini ihtiva eder. Eser Luhrasp’ın tahta çıkışına kadardır.

Şehnâme tercümelerinin Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ndeki son nüshası 1522 demirbaş numarasıyla kayıtlıdır ve 572 varaktan oluşmaktadır. Bu nüshanın son sayfası eksiktir. İçinde 55 adet minyatür vardır.

Şehnâme tercümesinin Türkiye’de ve Türkiye dışındaki kütüphanelerde bir kısmı minyatürlü çeşitli nüshaları mevcuttur. Şerifi çevirisinin diğer nüshaları şunlardır:

Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine-1522, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine-1520, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine-1521, Süleymaniye Kütüphanesi Dâmad İbrahim Paşa-983, Millet Kütüphanesi-1184, New York Public Spencer Collection- Turkish Manuscript:1, Londra British Museum The Oriental India Office Collections O/C or.-7204, Londra British Museum The Oriental India Office Collections O/C or.-112623

Yukarıda bahsettiğimiz eserler dışında Şehnâme tercümeleri şu kütüphanelerde bulunmaktadır:

İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi (Demirbaş Numarası: 6131)

İstanbul Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkez Kütüphanesi (Demirbaş Mumarası: 22)

      

23 KÜLTÜRAL-BEYRELİ, a.g.e., s. 21-24.

(22)

Süleymaniye Kütüphanesi-Hüsrev Paşa (Demirbaş Numarası: 370) Süleymaniye Kütüphanesi –Reisülkittap (Demirbaş Numarası: 631) Süleymaniye Kütüphanesi-Darülmesnevi (Demirbaş Numarası: 983) Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi (Demirbaş Numarası: 671)

Köprülü Kütüphanesi –Fazıl Ahmet Paşa (Demirbaş Numarası: 1063)”

Yine ne zaman tercüme edildiği bilinmemekle birlikte şark Türkçesiyle yazılmış

“Şehname, Rustam Destanının Kıssası” adı altında eksik bir Şehnâme çevirisi de mevcuttur.24

Osmanlı sahası dışında da Şehnâme’ye ilgi büyük olmuştur. Özbek sultanlarından Şeybânî Han, Şehnâme’yi tercüme ettirmek istemiştir. Özbekçe tam tercüme, Şahislam Muhammedov, Cumaniyaz Cabbarov, Hamid Gulam ve Nazarmat tarafından yapılmıştır. Eser, 20. yüzyılın başlarında Âzerî Türkçesine de tercüme edilmeye başlanmıştır. Reşid Bey Efendiyev, Abbas Ağa Kaibov, Ali Nazmi, Abdulla Şaik Mikayıl Müşfik, bu sahada Şehnâme’yi tercüme eden diğer isimler olmuşlardır.

Eserin manzum tam tercümesi Mehmet Mübâriz Alizâde tarafından yapılmıştır.25

Üzerinde çalıştığımız eser, İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde 6131 demirbaş numarası ile kayıtlı olan tercümedir. Bu tercüme, eksik bir çeviri olup, Şehnâme’nin başından İskender’in doğumuna kadar olan kısmı ihtiva etmektedir. Bu nüsha üç cilt halinde olup 1778 varaktır. Hacmi bize eserin ne kadar genişletilerek halkın merak ve alakasını çekecek daha nice vakalar ve teferruat ilavesiyle cinler, periler, devler,tılsımlar ve daha başka masal ve destan unsurlarıyla beslenerek çevrildiğini gösterir. Bu çeviri halk hikâyelerinin üslûbuna uygun bir ifade tarzıyla başlıyor, söz başlarında “râvîler öyle rivayet iderler kim, öyle rivayet olunur ki, râvî-i dânâ öyle nakl eyler ki, râvî-i şîrîn öyle nakl der kim, râvî-i şîrîn-zebân öyle nakl ider kim, râvî-i şîrîn-edâ böyle rivayet eyler ki, râvî-i sühan kavlince, dâsitân-ı dil-sitân-ı safâ-bahş öyle nakl ü beyân eyler kim, üstâd öyle nakl eyler ki, râvî-i şîrîn kavlince öyle nakl ü beyân olınur ki …” şeklinde mevcut ifadeler bu çeviride Firdevsî’nin eseri esas tutulmakla beraber, daha başka rivayetlerden de faydalanıldığını gösterir. Nitekim sonunda “bu şehnâme bu mahalde tamam olup bu ruzgârdan zuhurât-ı kevniyyeden olan mevatlar nece dürlü ve nece üstadlar dilinden nakl ü beyan olundu.” kaydı bu ciheti bir daha açıklamaktadır.26

      

24 GÖKYAY a.g.e., s.43.

25 KÜLTÜRAL-BEYRELİ, a.g.e., s. 291-292.

26GÖKYAY,a.g.e., s. 45-48.

(23)

Üzerinde çalıştığımız bölüm, yazmanın 29b-60a varaklarını kapsamaktadır.

Sınırlı varak sayısında bile eser, onu okuyanları sarıp, kendine bağlayacak ve ara vermeye müsaade etmeyecek kadar büyüleyici özelliğe sahiptir. İran tarihin en güçlü ve en ünlü hükümdarı olan Rüstem’in oğlu Feramurz, mertliğini ve insanlığını savaş meydanında bile göstermeyi başarmıştır. Karakterlerin kimliği, giriştikleri mücadelelerde savaşın acımasızlığını ört bas etmiştir. Mücadelelerde öne çıkan kişilerin sergilediği davranışlar, savaş olgusunu hafifleterek ve gerekli göstererek yansıtmaktadır.

Metinde, kendini İslam dinine adayan ve dünyaya hükmetmek isteyen ana karakter Feramurz’un etrafında genişleyen olaylar anlatılmaktadır. Feramurz ve askerlerinin güneşe, ateşe tapanlar gibi islâm dinine mensup olmayanlarla olan mücadelesi akıcı bir üslupla, canlı tasvirlerle ve olağanüstü olaylarla beslenmiştir. Bu kadar kısa varaklarda bile destanın müthiş dili, dilin dönemine ait özellikleri, heyecanlı aktarımı genel itibariyle destanın haklı ününü ve tarihe mâl olma özelliğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Üzerinde çalıştığımız bölümün özeti kısaca şöyledir: Bölüm, Feramurz’un Gülgünle olan mücadelesiyle başlar. Mücadeleyi kaybeden Gülgün Feramurz’dan af diledi. Feramurz, onu İslam dinine davet etti. Gülgün kabul edip Müslüman oldu.

Ardından kardeşi Meşhun Zenci ve Erdivan da Müslüman oldu.

Hava uygun olduğunda denizde yol aldılar. Karşılarında bir ada belirdi. Perilerin yaşadığı bu ada, Pervin Şah’ın adasıydı. Feramurz, askerlerinin çekinmesine rağmen bu adaya yanaştı. Adada Kehkaşan-ı Zir-dest adında, soyu Keyümers’den gelen yiğit bir savaşçı yaşıyordu.

Feramurz, adada perileri Müslüman yapmak için Kehkaşanla uzun süren bir mücadeleye girdi ve galip geldi. Bunun üzerine Kehkaşan ölmek istedi. Feramurzla aynı soydan geldiklerini öğrenen Kehkaşan, Müslüman olup Feramurz’un başsavaşçısı oldu. Melik Seyf, Feramurz’un ikinci savaşçısı, Katanur Zenci üçüncü savaşçısı oldu.

Gülgün Zenci dördüncü savaşçısı, Evran Ahen-derid de beşinci savaşçısı oldu.

Daha sonra büyük bir kara parçasına yanaştılar. Feramurz bu yerde Saba Kalesi’nin sorumlusu Zirgam-ı Fil Süvar’a misafir oldu. Amacı İran’a gitmekti.

Bad-ba Kalesi’ne gittiler. Orada Feramurz, Sarsarla karşılaştı. Feramurz, Sarsar’ı kandırmak istedi. Sarsar hileyi anlayınca onu ilaçladı ve bağladı. Bir süre sonra

(24)

Feramurz gerçek kimliğini açıkladı. Kattal Zenci olarak kendisini tanıtıp babasının intikamını almak istediğini söyledi.

Sarsar, Feramurz’a gönülden bağlanıp onun kölesi oldu. Muttahir Şah’dan kıymetli hançerler alarak Bad-ba Kalesi’ne gitti.

Kahhar-ı Azam, kayınbabası Cevahir Şah’ın yanına gitmişti. Saba şehrinin sahiline Feramurz ve askerlerinin çıktığını öğrendi. Bu manzarayı bir müddet izledi.

Çok kuvvetli pehlivanlar gördü. Kahhar-ı Azam, Feramurz’un askerleriyle vuruştu.

Birçoğunu esir aldı, bağladı. Bu arada Feramurz, İskender-i Kübra’da konakladı. Ertesi gün Sarsar’la Kahhar-ı Azam’a mektup gönderdi. Kahhar-ı Azam, “Efendine burdan yol yoktur.” cevabını verdi. Bunun üzerine sıkı bir mücadeleye başladılar. Feramurz Kahhar’ın çok kuvvetli bir pehlivan olduğunu kabul etti. Kırk gün süren savaşın neticesi belli olmadı. Kahhar askerleriyle Kahraman Kalesi’ne doğru kaçtı. Feramurz arkasından gidip kalede onu yakaladı ve kendisine boyun eğmediği için onu demir bir kafese hapsetti.

Cevher Şah, damadı Kahhar’ın başına gelenleri öğrendi ve çok üzüldü. Diğer taraftan onları izleyen ayyar başı Jivek de Feramurz’un ordusundakileri şaha tek tek anlattı. Ansızın bir toz bulutu etrafı kapladı. Feramurz’un beyleri, pehlivanları ve savaşçıları birer birer şehre giriyordu. Ele geçirilen Kahhar da demir kafesiyle şahın önünden geçirildi.

Feramurz, bilgin Feylesuf’a Cevahir Şah için bir mektup yazdırdı. Mektupta böylesi yüce bir padişahın nasıl olurda güneşe tapabildiği soruyordu. Feramurz, Cevahir Şah’ı imana davet etti. Cevap, ertesi gün meydanda verilecekti. Mektubu götüren Sarsar, Cevahir Şah’tan kendisi adına isteklerde bulundu ve Cevahir Şah’ı kızdırdı.

Gün aydınlandığında Feramurz, meydana girerek önüne çıkanları tek tek mağlup etti. Cevahir Şah da duruma kederlendi. Feramurz hiçbir güçle yenilmiyordu. Cevahir Şah’ın veziri Leytan’a göre Kattal, sihirle yenilebilirdi. Akrebe adındaki bir cadı Jivek’e bir sihir öğretti. Jivek, Feramurz’un en kuvvetli savaşçılarını sihirle esir aldı.

Son olarak Feramurz’u esir alacakken başarılı olamadı. Bu arada Kahhar da kafesini kırıp Feramurz’un sihirle esir düşen pehlivanlarını kurtardı. Zor durama düşen Cevahir Şah, savaş için süre istedi. Kahhar’ın mertliğini takdir eden Feramurz, onu başşavaşçısı yaptı.

(25)

Sabah olduğunda Cevahir Şah, daha önce verdiği sözü tutmamış ve Feramurz’un çadırına gelmemişti. Kahhar şahı almaya gitti ve şah çadıra geldi. Cevahir Şah Müslüman oldu. Beylere ve şaha ziyafet verildi.

Durumu gören Akrebe Cadı sihir Feramurz’u yakalamak istedi ama başarılı olamadı. Feramurz’dan korktu ve Bercis Dağı’na kaçtı. Leytan, başka çaresinin kalmadığını görünce Feramurz’u zehirlemek istedi. Sarsar bunu öğrenip engel oldu fakat haksızlığa uğradı. Feramurz tarafından herkesin içinde küçük düşürüldü.

Feramurz’dan intikamını alacağını söyleyen Sarsar onu terk etti. Feramurz, bu durumu çok üzüldü. Sarsar giderken Leytan’a oyun oynadı ve onu komik duruma düşürdü.

Leytan, Feramurz’dan medet umdu ama Feramurz’un yüreği yanıyordu. Leytan’a yardım etmedi. Bu kez Leytan da Feramurz’un düşmanı oldu.

Güçlü Keymurad Han’ın veziri Necetün, Leytan’ın kardeşiydi. Leytan, Keymurad aracılığıyla Kattal’ı mağlup edeceğini düşündü.

Sabah olunca Feramurz’un önüne bir atlı çıktı. Bu kişi, Cihan Efruz Kalesi’nin padişahı Gazanfer Şah’ın oğlu Hüsrev Şah’tı. Amcasının kızı Kalendaht Banu’ya ȃşıktı.

Güçlü pehlivan Ferah-zad da kıza talipti. Amcası Muzaffer Şah, kızı korktuğu için Ferah-zad’a verecekti. Hüsrev Şah’ın rüyasına giren pir, bu derdi için Feramurz’dan yardım istemesini söylemişti. Feramurz, Hüsrev Şah’a Müslüman olursa kızı alacağını söyledi. Hüsrev, imana gelince Feramurz da yardım için yola koyuldu.

Feramurz, Türkistan’dan Hindistan’a, Turan’dan, İran’a doğru yol alacaktı.

Feramurz ve askerleri Cihan Efruz Kalesi’ne gitti. Oğlu için endişelenen Gazanfer Şah onu karşısında görünce tacını ve tahtını Feramurz’a teklif etti. Feramuz’un isteği üzerine yüz bin askeriyle imana geldi. Feramurz, Cihan Efruz Kalesi’nden Jivekle Muzaffer Şah’a durumu anlatan bir mektup gönderdi. Feramurz, onu da İslam’a davet etti. Aksi halde Muzaffer Şah’ın da savaşa hazırlanmasını istemişti. Mektubu okuyan Şah’ın cevabını Ferah-zad verdi ve savaşmayı istedi.

Ertesi gün savaş alayları hazırlandı. Feramurz’un pehlivanları, Muzaffer Şah’ın pehlivanlarını tek tek yenince meydana Ferah-zad girdi. Feramurz’un başsavaşçıları dahil bir çok pehlivanını yendi. Bu durumu gören Feramurz, Ferah-zad’ın karşısına çıktı. Ferah-zad’ı yenerse onu Müslüman yapacaktı. Yenilirse de yurdunu ona bırakacaktı.

(26)

Feramurz’a kızıp uzun bir yola çıkan Sarsar, bir gün bir yerde uyuyakalmıştı.

Surh Kalesi’nde yaşayan Fergun Cadı’nın cadılarından biri onu kaçırdı. Sarsar, marifetleri sayesinde av olmaktan kurtuldu. Kendisini bir çölde buldu. Başından birkaç macera daha geçti. Dermansızdı. Yollara düştüğü için pişmandı. Allah’a yalvarırken bir mağaradan ses işitti. Ses, aksakallı bir pire aitti. Pir, Sarsar’a sihirli bir heykel verdi. Bu heykel sayesinde her kılığa girebilirdi. Tumturak Kalesi’ne geldi. Burada halîfeliğe getirildi. Heykelin sihrini kullanıp kale şahını esir aldı. Feramurz’dan intikam almak için ondan yardım istedi.

Diğer tarafta Tumturak Kalesi’nin yanında Eşk-abad Kalesi vardı. Kalenin Şahı Eşkbud, güneşe tapanlardandı. Sarsar, Eşkbud Müslüman olursa Feramurz’un karşısına onun kılığında çıkacağını düşündü.

Bir gün ava çıkan Sarsar’ın ilgisini dağın eteğindeki kubbe çekti. Kubbenin bir köprüsü vardı, ardında da bir türbe. Sarsar türbeye, bulduğu bir pusula sayesinde ulaştı.

Türbeye gittiğinde babası tarafından onun için bırakılan emanetlerin olduğunu öğrendi.

Sarsar, Eşkbud Hindi kılığına bürünüp türbedeki emanetleri çıkarmayı düşündü.

Sarsar, Siyamek Şah Kalesi’ne gitti. Eşkbud Hindi de askerleriyle kaleye geldi.

Savaş başladı. Eşkbud Siyamek Şah’ı şehit etti. Ertesi gün tekrar kaleye gelmek için ayrıldı. Sarsar, Eşkbud’un uyuduğu yere girdi, onu ilaçladı. Ormana götürdü. İlacın etkisi geçince Sarsar, onu imana davet etti. Eşkbud bu söze karşı çıtı. Islah olmayacak gibiydi. Sarsar da onu öldürdü ve gömdü. Onun yatağına girip yattı.

Sabah olduğunda Eşkbud kılığındaki Sarsar, etrafına kırk bin asker topladı.

Rüyasında imana geldiğini ve filan yerdeki türbeyi feth etmenin ona kısmet olduğundan bahsetti. Hükümdarlığın Cevher-abad yakınında Kattal Zengi’den alınıp ona verileceğini söyledi…

(27)

METNİN DİL VE İMLA ÖZELLİKLERİ

Eserde kullanılan dilin etkileyiciliği, akıcılığı ve eserde yer alan birbirinden ilginç tasvirler, okuyucunun hayal gücünü derinleştirip, zenginleştirmektedir.

Hikâyenin seyrinde konuşmalara çokça yer verilmesi, destanı canlı tutmuş, anlam kargaşası yaratılmadan akıcılık sağlanmıştır. Sade ve anlaşılır bir dil kullanıldığı için geniş kitlelere hitap edebilmektedir.

Yapılan inceleme, eserin tamamının dil ve imla özelliklerini kapsamamaktadır.

Eserin ikinci cildinin 29b-60a varakları arasındaki bölümünü içermektedir. Üzerinde çalıştığımız bölüm, harekesizdir. Metin, müstensih Derviş Mustafa’nın imla tercihine bağlı kalınarak okunmuş ve çeviri yazıya aktarılmıştır. Metinde zaman zaman bazı ekler düz ve yuvarlak ünlüyle yazılmıştır. Aynı sözcüğün yazımında da harf değişikliğine rastlanmaktadır. Tercüme, 17.yüzyılda istinsah edilmiş olmasına rağmen Eski Anadolu Türkçesinin özellikleri taşımaktadır.

Bu inceleme, genel olarak metnin dil özellikleri hakkında ön bilgi edinmemize yarayacak bir çalışmadır.

1.ÜNLÜLERİN YAZILIŞI

Bu bölümde ünlülerin metindeki yazılışına ve yazılış örneklerine yer verilir.

1.1. A Ünlüsünün Yazılışı

A ünlüsü, genellikle ön seste elif (ا) ve medli elif (آ) ile yazılmıştır.

İç seste medli ya da üstünlü olmayan elif (ا) ile yazılmıştır.

Son seste elif (ا) ve güzel he (ه) ile yazılmıştır.

(ā) Uzun a’ların yazımında daima elif (ا) kullanılır.

aḫşam (31a/5), zamāna (31b/12), deryā (32a/19), ḳalḳup (43b/23), birāderi (49b/10), andan (29b/6), añladı (35a/14), anlar (30a/4), eyā (35a/21) ḥesābun (55b/25), ejderhā (55b/23), nā-gāh (55a/11), ḳaçan (59a/3), nāmesin (59a/6),

1.2. E Ünlüsünün Yazılışı

E ünlüsünün yazımı, medli ya da üstün elif kullanılmamıştır.

Ön seste elif (ا) ile yazılmıştır.

İç seste bu harf kullanılmamıştır.

Son seste ise güzel he (ه) ile yazılmıştır.

eyitdi (29b/11), eydür (30a/5), evvel (30a/2), esneden (36a/6), etdürdiler (54a/8)

(28)

1.3. I,İ Ünlüsünün Yazılışı

Ön seste elif ye (اى) ile yazılmış, esreli elif kullanımına rastlanmamaktadır.

İç seste bu harfler kullanılmamıştır.

Son seste düzenli olarak ye (ى) kullanılmıştır.

işlerüz (29b/25), işte (30a/18), iş (36a/11), işüdince (58a/9), itdiremedi (43a/23), gidince (31b/20)

1.4. O,Ö,U,Ü Ünlülerinin Yazılışı

O, ö, u, ü ünlüleri ön seste elif vav (اٯ) ile yazılmıştır.

İç ve son seste ise vav (و) ile yazılmıştır.

öldürdüm (34b/1), ögrenüp (54b/23), öñime (46a/6), ötüri (57b/24), ‘öẕrü (51a/15) 2. ÜNSÜZLERİN YAZILIŞI

Bu bölümde ünsüzlerin metindeki yazılışına ve yazılış örneklerine yer verilir.

2.1. C,Ç Ünsüzünün Yazılışı

C,ç ünsüzü nadiren cim (ج) ile yazılmıştır. Metinde genellikle cim (ج) ve çim (چ) harfleri karışık olarak yazılmıştır. İkili kullanım müstensihle ilgili olabilir.

cüsse (55b/9), cihān (30a/6), cevheri (59b/13), çaġırdı (55a/12), çeng (36b/14), çarpdı (52a/11)

2.2. G Ünsüzünün Yazılışı

G ünsüzü ince seslerde kef (ك) ile yazılmıştır.

Kalın seslerde gayın (غ) ile yazılmıştır.

geçürdi (40b/1), gerçi (31a/2), gerdanına (43a/7), ġılāfına (48b/3), ġışş (40a/14), ġāfil (30b/23), ġulüvv (43b/15),

2.3. K Ünsüzünün Yazılışı

K ünsüzü ince seslerde kef (ك) ile yazılmıştır.

Kalın seslerde kaf (ق) ile yazılmıştır.

kelām (31a/5), kelle (31a/16), kemān (48a/4), ḳuşaḳ (36a/2), ḳuvvet (56b/13), ḳonaḳ (35b/9)

2.4. Ñ Ünsüzünün Yazılışı

Ñ ünsüzünün kef (ك) ile yazılmıştır.

İç ses ve son seste ñ genizli damak ünsüzü bulunmaktadır.

(29)

senüñ (30b/7), göñlinden (30b/23), şarābuñ (31a/6), biñ (31a/8), ṣoñra (31a/13), 2.5. P Ünsüzünün Yazılışı

P ünsüzü, gerindium eki (-up/-üp) görevindeyken be (ب) ile yazılmıştır.

Bu görevde olmayan p, pe (پ) ile yazılmıştır.

bükilüp (31a/2), görüp (31a/13), ḳalḳup (58a/13), köprüye (58a/24), ḳapu (58b/1)

2.6. S Ünsüzünün Yazılışı

S ünsüzü, ince seslerde sin (س) ile yazılmıştır.

Kalın seslerde sad (ص) ile yazılmıştır.

Alıntı kelimelerde peltek se (ث) kullanımı söz konusudur.

süraḫiyi (57b/3), ṣubḥ (53a/17), sürūr (47a/7), sevāḥil (32a/20), sıġınduḳ (37a/11) 2.7. T Ünsüzünün Yazılışı

T ünsüzü, ince seslerde te (ت) ile yazılmıştır.

Kalın seslerde tı (ط) ile yazılmıştır.

tüzden (31a/4), āyine-tenler (32a/4), öte (32a/6), ṭaġdur (31b/23), orṭalıġı (31b/25), ṭaşra (32a/4)

3. METİNDEKİ YAZI İŞARETLERİ Metinde kullanılan yazı işaretleri şöyledir:

3.1. Med

Metinde Türkçe sözcüklerde medli elif (آ) düzenli olmasa da kullanılmıştır.

aldı (40a/24), anuñdur (40a/24), altında (38a/8), altına (51b/2) 3.2. Şedde

Çift ünsüzü belirlemek için kullanılmıştır.

ellerine (36b/15), kelle (37a/16), evvel (38b/12), amma (40b/1), ‘ayyār (40a/10) 3.3. Üstün, esre

Metinde dik üstün ve dik esre kullanımına rastlanmamaktadır.

3.4. Hemze

Metinde düzenli olmayan Farsça tamlamalarda izafet kesresini göstermek için kullanılmıştır.

fi’l-ḥāl (40a/2)

METNİN SES BİLGİSİ

(30)

Bu bölümdeki sesle ilişkili değişimler ve ses hadiseleri Eski Anadolu Türkçesi dönemi göz önünde bulundurularak metinden örnekler verilerek açıklanmıştır.

1. Ünlü Değişmeleri 1.1. i>e değişmesi

Türkçede ünlü gelişmeleri içinde karışık olan bu değişim, metinde i ünlüsüyle yazılıp bugün yazı dilimizde e’li şekilde kullanılmaktadır.

Bu kelimelerin metindeki bazı örnekleri şunlardır: gice (57b/7), didi (29b/10), yitmiş (38b/16), yidi (30b/4)

1.2. e>i değişmesi

Eski Türkçe döneminde e’li olan sesler bugün günümüzde i’li şekilde kullanılmaktadır. Eski Anadolu Türkçesinde de e’li olarak kullanılmıştır. Bu kelimelerin metindeki bazı örnekleri şunlardır: imdi (<emti <amtı) (35a/10), niçe (<neçe) (34b/19),

2. Ünsüz Değişmeleri 2.1. t/d değişmesi

Eski Türkçe döneminde sözcük başındaki t sesinin d’ye dönüşmesi, Eski Türkçe sonlarında başlar. Eski Anadolu Türkçesi döneminde t’yi devam ettirme d’ye dönüştürme açısından karışıktır. Metinde bazı kelimelerin hem d hem de t ile yazıldığı görülmüştür: ṭol- (34a/20) / dol- (58b/8), ṭoġrı (59a/7) / doġrı (56a/7)

Metinde t ile geçen ve günümüzde d olan bazı kelimeler şunlardır: ṭuyarsa (42a/24), ṭokuẓıncı (37a/23), ṭoḳsan (30b/3), ṭaġ (31b/23), ṭaġıl- (70b/1), ṭoḳsan (4a/13), ṭoḳun- (85b/18), ṭoḳuz (62b/11), ṭoġrı (32b/3)

3. Ünsüz Benzeşmesi

Ünsüz benzeşmesi, metinde görülememekte, günümüzde bu kurala uygun ekler getirilmektedir.

Kurala uymayan kelimelerin metindeki bazı örnekleri şunlardır: çarpdı (52a/11), yapdırup (59a/16), ḳapdı (35a/12), buluşdı (36b/4), şaşdı (41b/25)

İki ünlü arasında tonlulaşma görülmektedir. Bu kelimelerin metindeki bazı örnekleri şunlardır:

-k->-g- virmege (42a/25), eylemege (44b/22), getürdügin (46a/25)

(31)

-ḳ->-ġ- ayaġa (46b/20), oturmaġa (47a/14), küstaḫlıġı (47b/8), bıyıġın (48b/15) -t->-d- işidince (50b/3), zūr idince (31b/2), vücūdın (34a/7), gidelüm (49b/5) 5. Ünlü Uyumu

5.1. Kalınlık-İncelik Uyumu

Bir kelimenin birinci hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) bulunuyorsa, diğer hecelerdeki ünlüler de kalın; ince bir ünlü (e, i, ö, ü) bulunuyorsa diğer hecelerdeki ünlüler de ince olur.

Türkçenin en belirgin özelliğinden olan bu uyum, metinde düzenli olarak şu şekilde verilmektedir: birbirine (45a/4), virdiler (45a/12), ögretdi (43b/25), dolaşaraḳ (43b/14), eylesünler (30a/21)

5.2. Düzlük-Yuvarlaklık Uyumu

Eski Türkiye Türkçesinin en mühim ses özelliklerinden biri olan yuvarlaklaşma, Eski Anadolu metinlerinde genel bir yuvarlaklaşma eğilimi olarak kendini gösterir.

Yuvarlaklaşmanın dudak ünsüzlerinin etkisiyle olurken, Eski Türkçe devrindeki -ġ ve - g’lerin Batı Türkçesinde düşmesi sonucunda olmuştur. Bazı kelimelerdeki yuvarlaklık ise sebepsiz şekilde de karşımıza çıkmaktadır.

Metnimizde hem sözcüklerde hem de ekler ve yardımcı seslerde düzlük- yuvarlaklık uyumu karışıklık gösterir: demür (34a/6), altun (35a/25)

Zarf-fiil eki -up/-üp

geçürüp(43a/23), getürüp (43b/21), sürüp (30b/3), çevürüp (32b/23), oturup (34a/17), ḳurdurup (36b/2), ḳaçurup (37b/12)

Faktitif eki -(u)r/-(ü)r şaşurdılar (56b/8)

3. şahıs emir eki -sun/-sün/-sunlar/-sünler

aramasunlar (35a/10), gitsün (49b/3), ḳalmasun (40b/18), bilsün (34b/9), ḳonsunlar (36b/1

Bildirme eki -dur/-dür

pehlevāndur (30b/18), yoḳdur (40b/20), ḳadīmdür (40b/20), çengdür (41b/14) 1. şahıs iyelik eki -(u)m/-(ü)m/-(u)muz/-(ü)müz

(32)

pādişāhum(42a/21), ḳarındaşum (41b/14), ‘aḳlum (42a/23), aḥvālimüz (43a/13), murādumuz (50b/13), dāsitānumuz (54a/9)

2. şahıs iyelik eki -(u)ñ/-(ü)ñ/-(u)ñuz/-(ü)ñüz murāduñuz (50b/11)

Genitif eki -uñ/-üñ/-nuñ/-nüñ

otaġalarınuñ (38a/2), pādişāhınuñ (30a/6), serā-perdenüñ (39b/15), raḫşınuñ (53b/15) Görülen geçmiş zaman 1. teklik şahıs eki -du(m)/-dü(m)

bildüm (29b/10), eyledüm (43b/24), oldum (37b/10), bulımadum (42b/12), olaydum (42b/14)

Görülen geçmiş zaman 2. teklik şahıs eki eki -du(ñ)/-dü(ñ)

gönderdüñ (30b/8), götürmedüñ(38b/8), eyledüñ (31b/5), bulduñ (41b/23) Görülen geçmiş zaman 1. çokluk şahıs eki -du(ḳ)/dü(k)

bulınmaduḳ (42b/13), dayanduḳ (42b/13), ala-bileydük (44a/14), istedük (48a/12) Bildirme 1. çokluk şahıs eki -uz/-üz

salārıñuz (32a/24)

Geniş zaman eki -ur/-ür

getürdi (35b/3), görüşürüz (35b/17), bükilür mi (38b/24), bilür misinüz (29b/24) Zarf-fiil eki -u/-ü

diyü (47a/11), yürüyü-virdi (48b/8) 5.3.3. Düz Ünlü Taşıyan Ekler İyelik eki 3. teklik şahıs eki -ı/-i;-sı/si

siḥrinden (44b/24), ‘aḳlı (45b/8), mu‘āmelesi (47a/13), ġalebesi (47a/6) Görülen geçmiş zaman 3. teklik şahıs eki -dı

eyledi (40a/11), başladı (43a/18), didi (43a/25), bilmezdi (43b/2), urdı (43b/17) Soru eki -mı/-mi

gelür mi gelmez mi (58a/12), olur mı (59a/12), yanına mı (35b/10), gerçek mi (38a/22)

(33)

İsimden isim yapan yapım eki -cı/-ci feryādcı (46b/18), aşcı (54b/12)

Pasiflik eki -(ı)l/-(i)l

yorıldılar (50b/21), açıldı (53a/25), ḳırıldı (53b/20), baḳılmaz (54b/16) Öğrenilen geçmiş zaman eki -mış/-miş

gitmişdür (44a/11), gitmişdür (45b/9), boşanmış (45b/16), kaçmış-ıdı (46a/25) 2. teklik şahıs eki -sın/-sin

bilmezsin (46b/11), kesmeyesin(31b /5), viresin (51b/17), alasın (59a/22) Bildirme 2. teklik şahıs eki -sın/-sin

ḳandasın (50a/15), girsin (41b/18) 2. çokluk şahıs eki -sız/-siz bildiresiz ( 58b/18), olursız (50b/16)

İsimden isim yapan yapım eki -lıḳ/-lik

iyilik (40b/25), kemlik (40b/25), küstaḫlıḳdur (47b/8) Fiilden isim yapım eki -ıcı/-ici

Zarf-fiil eki -ınca/-ince

çıḳınca (56b/21), ṭutınca (57a/14), olınca (57b/6), baḳınca (59b/18), 5.4.4. Yazılışı Düzensiz Olan Ekler

Faktitif eki –dır/-dir/-dur/-dür

öldürürem (31b/9), ṭoldırup (34a/20), ḳaldırup (45b/19), çaldırup (44b/11), ṭutuşdırup (56a/25), oldur (56b/11), yapışdurdı (49a/5)

İsimden isim yapan yapım eki –lı/-li/-lu/-lü bellü (31b/14), belli (38b/15), başlu (35a/15)

Belirtme hâl eki -ı/-i; -(n)ı/-(n)i; -(ı)n/-(i)n

beni (59a/5), seni (59a/3), olmadıġın (29b/1), arḳasıda (29b/2) Dönüşlülük eki -ın/-in/-un/-ün

görünen (32a/14), görinen (55b/2)

(34)

Yön gösterme eki -arı/-eri/-aru/-erü içeri (35a/21), içerü (50b/24), yuḳaru (53b/19)

6. Ünlü Birleşmesi

Ünlüyle biten bir kelimeden sonra ünlü ile başlayan bir kelime veya ek geldiği zaman ünlülerden biri düşerek iki sözcük birleşir:

Bu kelimelerin metindeki bazı örnekleri şunlardır:

n’edeyüm (59b/18), n’oldun (44a/22), n’ol a (52b/9) 7.Ünlü Düşmesi

Ünlü düşmesi, kelime başında görülmemekte, genellikle vurgusuz orta hece ünlüsünde görülmektedir.

Bu kelimelerin metindeki bazı örnekleri şunlardır:

göğüs (gögsinden) (71b/10), burun (burnına) (77a/15)

İçün, ile edatları bazı kelimelere ilk ünlüleri düşerek eklenir:

ḥaḳḳı’çün (45b/20), anuñ’çün (56b/14), vech-le 43a/19, ẓerāfet-le 57b/8

(35)

TEZİN HAZIRLANMASINDA İZLENEN YÖNTEM

Öncelikle tezin konusu belirlendi. Ardından günümüze kadar yapılmış Şehnâme ve Türkçe tercümeleri hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra çalışılan bölüm, kısaca özetlenmiştir. Metnin imla özellikleri belirtilmiş, dizinin hazırlanmasında izlenen yöntem, madde madde aktarılmıştır.

Eser, çeviri yazıya aktarılırken varak numaraları, [29/b] şeklinde kalın biçiminde yazılmış, satır numaraları “2arḳasında” şeklinde gösterilmiştir. Eserin yüzyılı esas alınarak, Eski Anadolu Türkçesine ait dil hususiyetlerinin korunmasına özen gösterilmiştir. Çeviri yazıya aktarılırken eserin zengin dil özellikleri aktarılmaya çalışılmıştır. Tek nüsha olan eserde mütercimin yazmadığı harf ya da ses birlikleri [ ], okunamayan yerler (…) şeklinde gösterilmiştir. Bölümdeki tek minyatür [MİNYATÜR] biçiminde gösterilmiştir. Metinde rivayet edenlerin söylenceleri ve konu değişimleri kalın biçimde gösterilmiştir. Çeviri yazının ardından gelen Türkiye Türkçesine Çeviri bölümü, metin orijinal varak numaralarına göre günümüz diliyle anlamlandırılmıştır.

Dizin bölümünde eserin söz varlığını gösteren sözcükler, madde başında alfabetik ve kök esasına dayalı olarak hazırlanmıştır. Kişi ve yer adları oluşturulan dizinde, kişilerin birbirleriyle bağlantıları verilmiş, hikâyenin bütünlüğü korunmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuna 29b-60a varaklarının tıpkıbasımı, sayfa ve satır numaraları konulmasına özen gösterilerek eklenmiştir.

DİZİNİN HAZIRLANMASINDA İZLENEN YÖNTEM

1. Dizinin anlamlandırılması, İlhan AYVERDİ Misalli Büyük Türkçe Sözlük, TDK Türkçe Sözlük, TDK Yeni Tarama Sözlüğü, Ferit DEVELLİOĞLU Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lûgat ve Mehmet KANAR Osmanlı Türkçesi Sözlüğü esas alınarak oluşturulmuştur. Sözcüklerin kökenlerinin gösterilmesinde yine bu kaynaklardan yararlanılmıştır.

2. Dizinde madde başları alfabetik olarak koyu siyah puntolarla dizilmiştir.

Madde başlarında kelimenin hangi dile ait olduğu (Ar.) (Far.) gibi kısaltmalar kullanılarak sözcüğün türüyle birlikte gösterilmiştir. Türemiş ve birleşik kelimelerde farklı dillerden geçen kökler ve ekler var ise kökenleri, sırasına göre yazılmıştır.

Örnek; davudī (Ar.) sf. Davud peygamberin sesini andıran kalın ses d. 59a/24

(36)

Örnek; eyā (Ar.+Far.)ünl. Ey, hey

e. 35a/21, 41a/18, 42b/20, 51b/13, 52b/18, 55a/16

3. Madde başı olan her sözcük, anlamlandırılmıştır. Sözcüğün anlamlandırılmasında tanım yapılmaz, sözcüğün diğer anlamları verilmez. Sözcük, metinde geçen anlamlarıyla verilmiştir.

Örnek; boş is. Boş, dolu olmayan b.+ko- 29b/4

b.+anup 47b/19

*boş ḳo- Serbest bırakmak b.-dı(ḳarnın boş ḳo-) 29b/8

4. Türkçe veya Türkçeleşmiş olduğu düşünülen kelimelerde dil kısaltması verilmemiştir.

Örnek; geri is. Geri g. 44b/20 g. çek- 43a/2 g.+sinde 51b/25

5. Türkçe deyimler, yardımcı fiillerle kurulu birleşikler, kalıplaşmış sözler, Arapça ve Farsça tamlamalar vb. gruplar ana maddenin biraz içerisinde yazılmıştır. Ara maddelere, deyimlere ve birleşiklere dil kısaltması verilmemiştir. Tamlamalar, deyimler, birleşik fiiller hangi sözcükle başlıyorsa o madde içerisinde toplanmıştır.

Örnek; ‘azm (Ar.) is. Gitme, gidiş a.+eyle- 30a/4, 41a/17, 52b/10

a.+-i bār-gāh-ı cevāhir şāh eyle- 47a/10, 47a/11 a.+-i ceng it- 55b/12

a.+-i cevāhir-ābād 39b/5 a.+-i cevher-ābād eyle- 43b/3

6. Fiil kök ve gövdeleri için kısaltma yapılmazken sözcüğün metin içinde hangi görevde kullanıldığı hangi dile ait olduğunu gösterdikten sonra italik olarak yazılmıştır.

Örnek; bāde (Far.) is. Şarap, içki, b. 58a/21

Örnek; ṭabancala- (Far.+T.) Tokatlamak t.-ladı 30b/17

(37)

7. Metnin değişik yerlerinde farklı anlamlarla kullanılan sözcüğün farklı anlamları 1. 2. …şeklinde numaralandırılmıştır.

Örnek; ‘aşḳ (Ar.) is. Sevgi, aşk a.+50a/22

a.+ına 45b/21 a.+ın al- 30b/3

*‘aşḳ eyle- 1. Selâm vermek; sevgi ve saygı sunmak

a.+, 32a/25, 37a/13, 41a/22, 46a/12, 46b/21, 43a/5, 53b/1 2. hlk. Ani ve şiddetli vuruş

a.+ 30b/3, 42a/6

8. Kişi ve yer adları için oluşturulan dizinde aynı kişi için kullanılan ikili kullanımlar bk. kısaltmasıyla belirtilmiştir.

Örnek; Muẓaffer bk. Muẓaffer Şāh

m. 50b/24, 50b/24, 50b/25, 51b/16 Örnek; Ḳarġūn bk. Ḳarġūn Cāẕū

k. 55a/1, 55a/8

9. Arapça ve Farsça tamlamalar, bu tamlamalarda geçen her kelimenin altında verilmiştir.

Örnek; leşker(Far.) is. Asker, ordu

l. 42a/10, 42b/18, 44b/18, 45b/6, 46b/8, 51b/19, 52a/5, 52a/6, 52b/22, 52b/6, 53a/18, 53a/24, 53a/8, 53b/13, 54a/6, 54a/8

l.+(‘azm-i leşker-i cevāhir şāh eyle-) 43b/9

10. Görev bakımından farklı türlerde kullanılan sözcüklerde kullanılan tür için ayrı şekilde numaralandırma yapılmıştır.

Örnek; bu 1. zm. Bu

b. 34a/22, 34a/23, 36b/12, 37a/12 b.+na 49b/8, 54b/12

b.+nca 58b/12 2. sf. Bu

b. 29b/14, 29b/16, 29b/22, 29b/23

(38)

11. Arapça ve Farsça ön eklerle yapılan, tamlama biçiminde oluşturulmuş bütün birleşik yapılarda ön ek ve tamlamayı oluşturan ilk kelime madde başı olarak alınmış, birleşikler o madde başının altına alfabetik olarak dizilmiş, madde başıyla farklarını belirtmek amacıyla da başlarına yıldız işareti * konulmuştur.

Örnek; ṭamar is. Damar

*ṭamar-be-ṭamar (T.+Far.) sf. Damar damar, katmanlı t. 31a/3, 38a/6

Örnek; bī- (Far.) e. Başına geldiği kelimeye -sız, -maz anlamı katan olumsuzluk eki

*bī-çāre Çaresiz, zavallı, şaşkın b. 37b/22, 54b/6, 55b/16

*bī-gāne Kayıtsız

b.+-i ‘ālem 59a/14

12. Madde başı kelimenin ikinci veya sonraki unsur olarak geçtiği yapılara asıl maddenin altında ok işareti → ile gönderme yapılmıştır.

Örnek; ḫor(Far.) sf. Yiyen, yiyici h. 57a/21

h.+a 54b/11

→ lokma-ḫor, merdüm-ḫor,

13. Argo, halk diline özgü, mecaz, deyim anlamda kullanılan kelimeler, ilgili kısaltmayla belirtilmiştir.

Örnek; *engüşt-ber-dehān (Far.) dey. Şaşakalan e.+ eyle- 47b/7

14. Türkçeye ses değişikliğine uğrayarak girmiş kelimelerde dil kısaltması verildikten sonra kelimenin asıl biçimi gösterilmiştir.

Örnek; cān-āver (Far.) b. sf. Canlı, yaşayan c.+i(raḫş-ı cān-āveri) 32b/11

15. Fiil kök ve gövdeleri madde başı olarak alınırken (-) işareti kullanılmıştır.

Fiil kök ve gövdesine gelen ekten önce (-) işareti kullanılır. İsim kök ve gövdesine gelen ekten önce (+) işareti kullanılır.

Örnek; beñze- Benzemek

b.-r 32b/1, 49a/21, 50b/17, 56b/18, 59a/8

(39)

Örnek; cāme-ḫāb (Far.) b. is. Yatak c. 45b/9, 46a/20, 57b/11, 60a/16 c.+a 48b/12, 57b/8

c.+da 47b/25

16. Yazımın farklı aynı anlamdaki kelimeler ayrı madde başları olarak alınmış, yazılışları farklı olmasına rağmen aynı anlamlı kelimeler olduğunu belirtmek için bk.

kısaltması kullanılarak gönderme yapılmıştır.

Örnek; bildir- bk. bildür- b.-esiz 58b/18 Örnek; besbellü bk. Besbelli

b. 35a/17, 42b/10

17. Kök ya da gövdeye gelerek yeni anlamlar oluşturan yapım ekleri sözcükle gösterilmiş, çekim ekleri sözcüğe gelen diğer eklerle birlikte gösterilmiştir.

Örnek; bildür-Bildirmek

b.-di 29b/14, 31b/9, 35a/6, 39a/10, 43a/21, 43b/3, 48a/14, 53b/4, 59b/21 b.-di(kendin bildür-) 50b/23

b.-diler 30a/3, 44a/7, 57a/15

18. Yardımcı eylemlerle kurulmuş birleşik yapılı filler, sözcüğün biraz içerisinden yazılarak gelen yardımcı eylemle birlikte gösterilir.

Örnek; binā (Ar.) is. Yapı b. 31a/23, 38b/21 b.+eyle- 59a/2, 56b/10 b.+it- 59a/1

19. Dil bakımından kaynağını belirleyemediğimiz sözcük (…) işareti, anlamı için

? işareti kullanılmıştır.

dipre (…) ? d. 41b/23

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :