• Sonuç bulunamadı

* Büyüklerinizden masal dinlediniz mi? Dinlediğiniz ya da okuduğunuz masalların gerçek olduğunu düşünüyor musunuz? Neden?

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "* Büyüklerinizden masal dinlediniz mi? Dinlediğiniz ya da okuduğunuz masalların gerçek olduğunu düşünüyor musunuz? Neden?"

Copied!
11
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

*       Büyüklerinizden masal dinlediniz mi? Dinlediğiniz ya da okuduğunuz masalların gerçek olduğunu düşünüyor musunuz? Neden?

*        Günümüzde masal anlatma geleneği devam etmiyor. Bunun nedenlerim nelere bağlıyorsunuz?

*        Masallar eski gelenekte eğitim amacıyla anlatılmıştır, masal; dinleyeni

düşündürür, dinleyene ders vermek amacım güder. İhsanlar yüzyıllar boyunca hep iyilik, güzellik ve mutluluk peşinden koşmuştur. Hayatm içinde belki yakalayamadığı iyiliği, güzelliği ve

mutluluğu masalların içine katarak mutlu sonlar yakalamayı amaçlamıştır. İyiler her zaman kazanır, çirkinlikler güzellikler karşısında yok olur masallarda....

*       Masalların yerini almaya çalışan çizgi filmlerin bu konuda başardı olduğuna inanıyor musunuz? Neden?

Aşağıdaki masalı önce sessiz sonra sesli olarak okuyunuz. Her iki okuma tekniğininde kendine özgü kuralları vardır. Bunlara dikkat ediniz. Sessiz okumada gözün sıçrama noktalarını iyi ayarlamak gerekmektedir. Sesli okuma ise sesinizi okuma metninize ve okuyacağınız metnin türüne göre ayarlamaya dikkat ediniz. Okumanızı noktalama işaretlerine uyarak yapınız çünkü bu her iki okuma şeklinde de en önemli yardımcı öğedir.

BÎR AŞK MASALI

Bir varmış, bir yokmuş. Ormanda bir bülbül yaşarmış. Gençmiş, güzelmiş. Öylesine duygulu bir sesi varmış ki dinleyenleri mest edermiş. Rengi san olduğundan, orman sakinleri onu “San Bülbül” diye çağırırmış. Ormanın erkek bülbülleri San Bülbül’e aşıkmış. Onunla karşılaşmak, konuşabilmek için yanş ederlermiş. Su içtiği dereden su içer, tünediği ağaçlara tüner, gezdiği yerlerde gezerlermiş.

(2)

ama minicik kalbinin aşk köşesi bomboşmuş. Bir akşamüstü ovadaki gezintisinden ormandaki yuvasına dönerken, bir kayanın yarığına sıkışmış siyah bir kuş görmüş. Yaklaştığında onun bülbül olduğunu anlamış. Siyah Bülbül bitkin yatıyormuş. Bir bacağı kırıkmış, kanadından da kan damlıyormuş. Yan açık gözleri ile yalvarır­casına San Bülbül’e bakıyormuş. San Bülbül, onu tek başma taşımayacağı için, hemen ormana uçmuş ve öteki bülbülleri yardıma çağırmış.

Siyah Bülbül’ü, San Bülbül’ün yuvasına taşımışlar. Ona su ve yiyecek vermişler. Kırık bacağım sarmışlar, yaralı kanadına çiçek balı sürmüşler. Siyah Bülbül tüm gece

 

(3)

baygın yatmış, güneş doğup kendine geldiğinde sevinç dolu gözlerle ona bakan San Bülbül’ü

görünce çok şaşırmış. Öldüğünü, cennette olduğunu sanmış. San Bülbül’ün güzelliğinden de o

denli etkilenmiş ki onu meleğe benzetmiş. Nerede olduğunu sormuş heyecanla. San Bülbül,

“Merak etme, benim yuvamdasm” demiş. Siyah Bülbül rahatlamış ve başından geçenleri

başlamış anlatmaya. Meğerse Siyah Bülbül’e bir atmaca saldırmış. Uzun bir kovalamacadan

sonra Siyah Bülbül yorulmuş, atmacadan kurtulamayacağım anlayınca da kendini kayalara

atmış, daracık bir yarığa sıkışmış kalmış. Düşerken bacağı kınlmış, kanadı yaralanmış ama

atmacaya yem olmaktan kurtulmuş.

Birkaç gün sonra Siyah Bülbül tamamen iyileşmiş. Eskisi gibi uçmaya, şarkı söylemeye

başlamış. Sesi güzelmiş. Üstelik çok yakışıklıymış. San Bülbül’le birlikteyken, kalbi duracak

denli hızlı atıyormuş. Siyah Bülbül’ü gördüğü zaman San Bülbül’ün de gözlen parlıyor, sesi

titriyormuş. Eh... Olup bitenler aşk meleğinin gözünden kaçmamış elbette. Bir gece, gökyüzünü

(4)

süsleyen pınl pınl yıldızların arasın­dan görünmez iki ok fırlatmış yeryüzüne. Aşk oklanymış

bunlar. Birisi San Bülbül’ün, öteki Siyah Bülbül’ün kalbine saplanmış. Kalpleri sevgi ile dolmuş

âşık olmuşlar bir­birlerine. Öylesine âşık olmuşlar ki âşk meleği bile şaşkınlığından parmağım

ısırmış. Böylece sevgi dolu günler sürmüş gitmiş. San Bülbül, birçok kez yumurtlamasına,

kuluçkaya yatmasına karşın, bir türlü yavru sahibi olamamış.

Tannya dua etmekten başka çareleri kalmamış. Tanrının buyruğunda her şeyin çaresi vardır ya!

Âşık bülbüllerin de üzüntüleri son bulmakta gecikmemiş.

Bir akşamüstü, yuvalanmn bulunduğu ağaca bir baykuş konmuş. San Bülbül’e, “San Bülbül,

güzel bülbül.” demiş. “Üzülme, yakında yavrun olacak. Yumurtlamadan önce, Siyah Bülbül’le,

henüz açmamış bir gül goncası yemelisiniz.”

(5)

Sonra uçmuş, gitmiş. Bu söz âşık bülbülleri çok şaşırtmış. “Ama nasıl olur? Gül goncasını nasıl

yiyebiliriz? Güller bizim dostumuz, canımız, ciğerimizdir.” diye haykır­mışlar. Ne olursa olsun,

gonca yememeye karar vermişler. Bu olayı güllere anlatmışlar. Bülbüllerin böylesine derin

sevgisi, gülleri çok duygulandırmış. Onlann dertlerine çare aramışlar ama bir çözüm

bulamamışlar.

Bir sabah gül bahçesine iki insan girmiş. Birisi erkek, öteki genç bir kızmış. Delicesine

âşıklarmış birbirlerine. Güllerin arasında dolaşırken sevgiden, aşktan konuş­muşlar. “Bülbül güle

âşıktır ama onun aşkı benim sana olan aşkımın yanında hiç kalır.” demiş erkek. Genç kız da

“Gül de bülbüle âşıktır ama onun aşkı benimkinin yanında hiç kalır.” demiş.

(6)

Bu sırada erkeğin eli, henüz açmamış bir goncaya dokunuvermiş. Onu koparmış, sevgilisinin

saçlarına takmış. Aşkın sarhoşluğundan olmalı, ikisi de goncanın acı feryadım duymamış bile.

Oturmuşlar güllerin araşma bakışmışlar, gülüşmüşler tatlı tatlı.

Bu sırada yaşlı bir gül, yaprağına konan uçuç böceği ile San Bülbül'e haber göndermiş. San

Bülbül ile Siyah Bülbül hemen bahçeye gelip, yaşlı gülün dalına kon­muşlar. Gül olanları bir bir

anlatmış onlara “Kızın saçından minik goncayı kapabilirseniz, üzüntünüz sona erer.” demiş.

Gözyaşlan içinde ağıtlan boğazında düğümlenirken sürdürmüş sözlerini: “Ne yapalım! Minik

goncamız öldü. Acımız büyük. O artık geri gelmez. Size yararlı olursa, acımız azalır.” Siyah

Bülbül gözyaşlan içinde yaklaşmış, kızın saçındaki goncayı kapmış ve kaçmış. Soma San

Bülbülle birlikte yuvalarına dönmüşler. Ağlaya ağlaya minik goncayı yemişler.

Birkaç gün soma San Bülbül iki yumurta yapmış. Onları sıcak kanatlarının altına almış. Sevgisi

(7)

ile can vermiş, kan vermiş. Güneşin ormanı ısıtmaya başladığı bir günün sabahında,

yumurtalardan iki yavru bülbül çıkmış, ikisinin de kırmızıymış tüyleri. Anne ve babalan çok

şaşımuş bu işe. Ama biz şaşırmadık! Neden mi? Çünkü ölen gonca yaşasaydı, kıpkırmızı

açacaktı da ondan!

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düşmüş; biri sevenlerin, biri

anlatanların, diğeri de dinleyenlerin başına...

Prof. Dr.Uğur Büğet

OKUMA, ANLAMA

(8)

“Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken iki hamam

içinde, hamamcının tası yok, külhancının baltası yok, kocakarılar hamama gider, koltuğunda

bohçası yok... Hancıdır handa, yetmiş iki zorba ile bir manda, yedik içtik dişimizin dibi et

görmedi. Bereket versin hacı cambaza, bize at verdi, dut diye; at bize bir tekme vurdu geri dur

diye... Kız Kulesi açığma uğradık kıyıdır diye, Kız Kulesi’ni belimize soktuk boru diye, tuttu bizi

bir zaptiye delidir diye, attı tımarhaneye... Bir, iki, üç tuttuk pirenin birisini, yüzdük derisini, çadır

kurduk Üsküdar’ın tepesine. Masalda söylenenin adı, söylemekle çıkar bunun tadı, her kim

dinlemezse hakkından gelsin Kambur Kadı...”

Yukarıdaki tekerleme bir Türk masalından alınmıştır. Günlük hayatımızın ölçülerine sığmayan

masal dünyasına bir tekerleme ile girilir. Tekerlemeler, dinleyicilerin dikkat ve ilgisini çekmek

amacıyla söylenir.

(9)

Eski dönemlerde insanlar masallar aracılığıyla vakit geçirirlerdi. Masallar toplumun yapısmı

ortaya koyardı. İletişim için önemli öğelerdendi. Halkı hayal dünyasında günlük hayatın sınırlı ve

yalan gerçeğiyle yetinmeyip gerçek dışı bir dünyada yaşattığı kahramanların hikâyesidir. Sözlü

halk geleneğinden olan masallar tıpkı destanlar, efsaneler gibi sonradan yazıya aktarılmıştır.

Anlatıcısı genellikle kadınlar, dinleyici ise genellikle çocuklardır.

Bilinmeyen bir zamanda, bilinmeyen bir yerde, genellikle olağanüstü kişilerin başından geçmiş,

doğaüstü olayların anlatıldığı yazılara masal denir. Masallar genellikle tasarlanmış olaylan

anlatır.

Masallar halk masalları ve sanat masalları olmak üere ikiye ayrılır. Halk masallarının kaynağı

(10)

bilinmez yani anonimdir. Sonradan yazıya geçirilmiştir. Sanat masalları ise bir yazar tarafından

yazılmıştır. Yazan bellidir, yazar masalını bir düşünceyi ortaya koy­mak ya da bir olayı

eleştirmek amacıyla yazmıştır.

Masalların amacı; haksızlıkları, kötülükleri yenmek; iyiliği, doğruluğu övmek; iyi ve doğru

kişilerin eninde sonunda haklannı alabileceklerini göstermektir. İyiler karşılaştıklan her türlü

engeli aşabilirler.

Masallarda yer ve zaman kavramı belirsizdir. Masal anlatımında genellikle öğre­nilen (duyulan)

geçmiş ya da geniş zaman kullanılır. Masal kişileri toplumun her kesi­minden seçilebilir.

Bunların yanısıra olağanüstü varlıklar (cinler, periler, devler, cadılar vb.) da olabilir.

(11)

Masalların başlangıç bölümü bir tekerlemeden oluşur. Masalın anlatılmaya başlanılan bölümüne

asıl masal denir. Bu bölüm giriş, gelişme, sonuç diye üçe aynlır.

Masalların sonu hep güzelliklerle, iyiliklerle biter. Kötüler bu bölümde cezalandınlır. Masalın

sona erdiği bu bölüme dilek bölümü denir.

Referanslar

Benzer Belgeler

Kişisel veriler, VERİ SORUMLUSU tarafından yetkilendirilmiş veri işleyen gerçek veya tüzel kişiler tarafından, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda ve

Kısa Sap için tığı resimdeki yere takalım 7znc çekelim 4si atlayalım cc ile başlayalım 1znc çekelim dönelim içine 7si yapalım. Çantanın içini az miktarda dolduralım

normal doğum kendi içerisinde sürprizlerle doludur, hem hasta, hem doktor için çok üzücü şeyler olabilir’’.. (Muayenehane hekimi,

Gitmek için gün sayan misafir gibi Hiç benim olmadı bu şehir. Az az

yüzünü potre diye çizip duvara astım kimse görmesin diye üstünü örttüm elimi uzatıp hayaline dokundum seni sevdim ben biliyormusun kardelen çiçeği gibi diktim

yüzünü potre diye çizip duvara astım kimse görmesin diye üstünü örttüm elimi uzatıp hayaline dokundum seni sevdim ben biliyormusun kardelen çiçeği gibi diktim

(Atasoy 2013: 308/313) cümlesinde metin içerisinde verilen örneklere paralel olarak, yukarı-aşağı yönelimlerinde yukarı kavramının olumlu, aşağı kavramının

Ayrıca, İdrimi‟nin heykeli üzerine yazılmış olan metin de, İdrimi hakkında olduğu kadar, onun zamanında meydana gelen hadiseler için de temel kaynak