t İV. »V f
V '
1 » v %i s t a n b u l A r k e o l o j i M ü z a s i (*)
II
Arkeolog. Mehmet î. T U N A Y .
istanbul Arkeoloji Müzesinin Mimari Eserler Salonu (2 numaralı salon) ndaki seçme eserleri sizlere tanıtmaya çalışaca-ğım.
Bu salonun esas ağırlığını, Müzenin Mi-marî eserleri teşkil etmektedir. Bu salon-daki eserlerin içinde en önemlisi şüphe-siz ki, Aydın ilinin, Ortaklar mevkiinde-ki, meşhur Alabandalı Mimar Hermoge-nes'in yapmış olduğu Magnesia Artemis Tapınağına ait olan frizler ve mimarî par-çalardır. M. ö . 2. yüzyılın ikinci yarısın-da Hermogenes'in yaptığı bu eser, 20 yüz-yılın başında yabancılar tarafından kazıl-mış ve bulunan parçaların hemen hepsi Avrupa Müzelerine taşınmıştır. Bize, ta-pınağın frizlerinin bir kısmı ile yerinde merdivenleri bırakılmıştır. Arkeoloji Mü-zeleri Heykeltraşlık Atölyesi Şefi Reha Arıcan'ın tapınağın esas ölçülerinden is-tifade ederek meydana getirdiği maket, salonda cam bir muhafaza içinde teşhir edilmektedir. Maket, iyon stilinde yapıl-mış bir tapınak hakkında fikir edinmek istiyenlere en iyi şekilde hitâp etmektedir.
(*) Birinci yazı geçen sayıdadır.
Anadoluda Tanrıça Artemis adına ya-pılan tapınakların en büyüklerinden biri olan Magnesia Artemis Tapınağı mimari-ye getirdiği mimari-yenilikleri ile de arkeoloji dünyasında yer almaktadır.
Eskiden ibâdet, bugün olduğu gibi ca-mi ve kiliselerin içinde değil, tapınakla-rın dışında yapılmaktaydı. Tek Tanrıya inanmak diye de bir şey yoktu. Herkes istediği kadar Tanrı ve Tanrıçaya
inana-Phedre ile Hippoliyte'in yasak aşklarını anlatan bir kabartma.
bilirdi. Bu Tanrı ve Tanrıçaların sayısı 300 'e yakındı. Bunların içinden sadece birini seçip inanmak da serbestti. İşte, Artemis'e inananların, yaptıkları yardım-larla bu tapınak meydana getirilmiştir. Ona inananlar bu kutsal binanın dışında
gelip ibadet eder ve giderlerdi. Tapınağın içinde yalnız rahip ve rahibeler bulunur-du. Halkın ilgisinin azaldığı, tapmağın eşyasız, yiyeceksiz ve parasız kaldığı gün-lerde, alınlıktaki bir pencereden rahipler Tanrıçanın heykelini göstererek tekrar
in-sanları ona bağlarlar ve dolayısiyle tapı-nağa yardımların devam etmesini de te-min ederlerdi.
İlk defa, bu tapınağın alınlığında açı-lan pencere için bazı Arkeolog ve Sanat Tarihçileri, bunun dinî maksatlar için ya-pılmadığını, olsa olsa çatının ağırlığım hafifletmek için yapıldığını söylerler. Fa-kat bir Arkeolog olarak, konuyu incele-diğimde bu ihtimâlin zayıf olduğunu gör-düm. Zira o güne kadar alınlığında pen-cere olmıyan tapınaklar yapılmış ve bun-lardan hiç biri de çökmemiştir. Alınlık-taki bu pencere muhakkak ki, dinî amaç-lar için yapılmış olmalıdır.
Bu tapınağın bir özelliki de, etrafını çevreliyen frizin konusudur. Friz üzerin-de bir savaş sahnesi vardır. Yalnız bu savaş sahnesi diğer bildiğimiz savaş sah-nelerinden çok farklıdır. Bir yanda Yu-nanlılar, diğer yanda ise Amazonlar var-dır. Bu kadar söyledikten sonra, niye fark-lı olduğu hususunda biraz sizleri aydın-latmaya çalışalım. Yunanlılar normal ola-rak savaşçı erkek kavimlerdir. Amazon-lar ise, yine savaşçı bir kavim fakat hep-si genç kızlardan kuruludur. Amazonlar, Karadenizin kuzey ve güneyinde yaşıyan bir diğer ismi İskit olan, aralarına erkek almadan yaşantılarını sürdüren savaşçı bir kavim. Kızlar genç kızlık yaşlarına gel-diklerinde; iyi birer savaşçı olabilmek; ya-yını iyi gerip; okunu iyi atabilmek için Magnesia Artemis tapınağında Yunanlılar ile Amazonlar arasındaki savaşı gösteren
friz parçası.
(Sardes) harabelerinden getirilmiş büyük bir baş. (îst. Arkeoloji Müzesi).
sağ göğüslerini dağlatırlarmış. Bunu da bir erkeğinki gibit düz bir göğüse sahip olabilmek için yaparlarmış. Bir arada ya-şarlar, bir erkek gibi dövüşürler ve çoğu zamanda kazanırlarmış. Kraliçelerinin için-de en meşhurları Tomris ve Sinopedir. Sinope, bizim Sinop ilimize ismini ver-mesi yüzünden de önemli bir kadındır. Frizin üzerindeki savaş sahnesinde Ama-zonlar kahramanca dövüşürken görülmek-tedirler. Bu sahneyi, başınızı maketten kaldırıp yanındaki duvarın üst tarafına çevirirseniz, tapınağın orijinal frizleri ü-zerinde de izliyebilirsiniz.
Salonda, tapınağa ait rriaket ve friz-den başka, yine maketten gelme sütun başlıkları, gövde ve kaideler de bulunmak-tadır.
Ayrıca, bu salonda Aiol stilindeki sü-tun başlıkları, Salihli'nin Sart Harabele-rinden gelen Artemis tapmağına ait par-çalar bulunmaktadır.
Antik mimaride üç tip başlık kullanıl-mıştır.
Birincisi Dor, ikincisi İyon ve üçüncü-sü Korinttir.
Başlıkları kronolojik alalrak hir ince-lemeye tabi tutacak olursak, en erken de-vir özelliği gösterenin İyon stilinde olan-larının olduğunu görürüz. îyon başlıklrın uzun yıllar orijinin neresi olduğu a-raştmlmış ve bunların neticede Anado-lu'nun batı sahillerindeki antik şehirlerde kullanılan Aiol tipindeki örneklerden il-hâm alınarak yapılmış oldukları anlaşıl-mıştır. İyon başlıklarının o kadınımsı in-ce, ve hafifliğinin bir parçası bu Aiol sti-lindeki başlıklarda rahatlıkla görülür. Yine volütlerin kıvrımının erken tipini de bu batı Anadolu örneklerinin meydana ge-tirdiğini anlıyabiliriz. Efaşlıklar, batı A-nadoludaki Larissa ve Neandria gibi ar-keolojik merkezlerde, tek odalı tapınak-ların iç taraftapınak-larında tavana destek olmak üzere kullanılıyorlardı. Başlıklar iki cep-heden görülmek üzere yapılmışlardır. 19.
yüzyılın sonunda Larissa ve Neandria'da yapılan kazılarda bulunan bu başlıklardan bir tanesi sonradan yapılan restoresi ile teşhir edilmektedir. Başlığın çanak kısmı-nı düzeltmdk, bu şekilde teşhir etmek-ten daha tehlikeli ve mesuliyetli olduğun-dan ilgililer de müdahalede bulunmaktan çekinmektedirler.
Bu salondaki eserlerden bir gurupta Sart'tan gelmedir. Amerikalıların ^art'ta 1910 - 1914 yıllarında yaptıkları kazılar-da Artemis tapınağınkazılar-da buldukları eser-lerin bir kısmı o zamanlar İmparatorluk Müzesi olan bugünkü Arkeoloji Müzesi-ne verilmişti. Bunların içinde duvarda teşhirde olan büyük baş, aslan başlı çör-ten ve konsolları söyliyebiliriz. Büyük baş ve konsollarda o devrin ihtişâmını görür-ken, aslan başlı çörten de Lidyalılara, Asurluların yaptıkları tesirleri izlemekte-yiz.
Magneuia Artemis tapınağının frizleri-nin teşhir edildiği duvarın karşı tarafın-daki duvar üzerinde de Lagina (Turgutlu) da ki Hekate tapınağının frizleri yer al-maktadır. Müzede duvar, üzerindeki friz-ler 33 levhadan ibarettir. Üzerindeki tas-virlerde, Romalı askerler ve diğer bazı figürler vardır. Tamamı ile frizin anlaşıl-ması güç bir manzara arzetmektedir. Fa-kat pek çok sahne HeFa-kate ibâdeti ile il-gilidir.
Ayrıca, bu bölümde, yerde bir taban mozaiği vardır. Bu mozaik Kos (lstanköy) dan getirilmiştir. Mozaiğin üzerindeki ko-nu, meşhur Örfe ve onun hayvanlar dün-yasındaki yaratıkları ile ilgilidir. Mozai-ğin yan tarafında Gladyatörlerin müca-dele sahnesi vardır. Galip gelen Gladya-törün isminin altına yazılan NE1 harf-leri, zaferini anlatmaktadır.
Salonda daha pek çok irili ufaklı mi-marî parçalar ve taban mozaikleri mev-cuttur.
Böylece gezisini tamamladığımız Mima-rî Eserler salonundan sonra sizleri Mezar Kültü ile ilgili bir yere, Sidamara lahdi salonuna götürecek, oralarda gezdirip, ta-nıtmaya çalışacağız.
Lahid kelimesi günümüzde «Ölünün içi-ne konulup, defiçi-nedildiği sanduka» anla-mına gelir. Bugün de kullanıldığı gibi yüzyıllar öncesi de kullanılmıştır. Mo-dern mezarlıklarda verebileceğimiz para karşılığı küçük veya büyük, süslü veya sâde lahidler yaptırabiliriz. Yıllar önce de durum aynı idi. Eskiden de sanatkârlar zengin kimselerin lahidlerini para karşılı-ğı yapıyorlardı.
Anadolunun Roma devrindeki en büyük lahid atölyesinin bulunduğu merkez Kon-ya'nın tarihî Sidemara şehri idi. Bu şe-hirden yalnız lahid ustaları yetişirdi. Si-demara'nın ihtiyacını karşıladıkları gi-bi Anadolunun pek çok yerinde de sanat-larını yürütürlerdi. Bu şehirde bulunup
Arkeoloji Müzesine getirilmiş «Sidemara» isimli lahid, bu sanatkârların eseridir. La-hidin yan yüzlerinde mitolojiden alınma sahneler vardır. Bunlardan bir tanesi ilgi çekicidir. Ortada bir Filozof oturmakta ve elindeki kitabını okumakta, bir yanın-da karısı diğer yanınyanın-da kızı ayakta dur-maktadırlar. İki yan uçta birer mitolojik varlık tasvir edilmiştir. Çıplak Diyaskur kardeşler yanlarından hiç ayırmadıkları atlarının dizginlerini tutar vaziyettedirler. Lahidler, ölüler dünyasının bir parçası ol-duklarından, Zev" tarafından cezalandırıl-mış bu kardeşler, yaşıyanların dünyası ile ölüler dünyası arasındaki irtibatı te-min ediyorlardı. Bir tanesi 12 saat dün-ya yüzünde iken diğeri aynı saatlerde top-rak altında, ölüler dünyasında kalıyordu. Böylece yaşıyanların dünyasına öteki dün-yanın ne kadar karanlık ve kötü olduğu-nu anlatabiliyordu. Laiudlerin kapakları üstüne uzanmış vaziyette yatan ölünün heykeli yapılırdı. Bazı durumlarda yanla-rına eşleri de ilâve edilirdi. Lahidlerin üzerindeki dantelâ gibi işlenmiş motifler küçük bir çekiç ve çivi ile yapılıyordu. Sanatkârlar lahdi süslerken, gölge ve ışık oyunlarına bilhassa dikkat ederlerdi.
Bazı lahidlerin yan yüzlerinde mitolo-jiden alınma konular vardır. Bunlardan bi-ri de bir «Aşk hikâyesidir». Bu bilinenin aksine yasak bir aşkın hikâyesidir. Bir kadının üvey oğluna olan aşkı anlatılmak-tadır. «Fedra ile Hipolitos'un Aşkı». Hi-kâye şöyle: Eskiden yaşlı bir Kral yaşar-mış. Bu Kralın yaşına uygun bir karısı ve yakışıklı bir oğlu varmış. Günün bi-rinde kralın karısı ölmüş. Kral bu sefer kendisine çok genç ve güzel bir kraliçe seçmiş, evlenmişler. Fakat, günün birinde yaşlı Kral da ölmüş. Hayatta üvey oğul ile üvey ana kalmışlar. Fedra, üvey oğ-luna âşık olur. Hipolitos, bir zamanlar babasının karısı olan bu kadının aşkına karşılık vermez. Fedra, aşkına karşılık görmek için bir çok aracı kullanırsa da Hipolitos kurtuluşu silâhını, atını ve ar-kadaşlarını alarak o diyardan kaçmada bulur. Fedra'yı ümitsiz aşkı ile başbaşa bırakır».
Ekseriya lahidlerin iç kısmı tek kişilik yapılırken Mısır tesiri altında Yunanlı t i r sanatkârın yapmış olduğu iki kişilik (ka-rı - koca) bir lahid de teşhirdedir.
Lahidler bölümünde ayrıca kapağı ters dönmüş tekne şeklindeki Likya lahidleri, Trablusgarp örnekleri ve çok sayıda Si-demara tipli sandukalar bulunmaktadır. İskender lahdinin bulunduğu geniş salonu biraz evvel sözünü ettiğimiz lahidlerin bulunduğu bölüme bağlıyan yol üzerinde ise, kurşundan yapılmış sandukalar var-dır.
Gelecek yazımızda sizlere Sayda Kral-lar Nekropolünde bulunmuş eserleri tanıt-maya çalışacağız.