ARALIK 2019
Haklarımız için
mücadeleye ve örgütlenmeye
Sendikadan...
Yeni dönemde sağlık işçileri örgütlenmeye ve mücadeleye...
Arzu ÇERKEZOĞLU
Genel Başkan
S
ağlık hizmetinde “işçi ol- mak” sunduğumuz hizmetin niteliğinden dolayı uzun süre uzak durulan bir kavram oldu.Sağlıktaki temizlik görevlileri ve kısmen hasta bakıcılar dışında bütün sağlık çalışanları kendileri- ni bu kavramın uzağında gördü- ler. Sağlık hizmetinin belirleyici pozisyonlarında yer alan hekim- ler, hemşireler, ebeler, laborant- lar, teknisyenler, ATT’ler, yüksek öğrenim mezunu olduklarından ve sağlık hizmeti on yıllarca kamu sağlık kurumlarında sunuldu- ğundan, devlet memurluğundan gelen alışkanlıklarla hiçbir zaman kendilerini “sağlık işçisi” olarak görmediler. Toplumsal algıda işçi- lik, yüksek öğenim görmeyenlere ve sadece beden gücünü kullana- rak çalışanlara yakıştırıldığından sağlık iş kolunda yüzbinlerce emekçi işçiliği kabullenmediği gibi emeğinin karşılığını almak için sendikalı olmaktan da imtina etti.
Oysa bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de işçi kavramı genişledi. Sağlık hizmeti hem kamu işletmelerinde hem de özel sektörde kar amaçlı sunulan ve sağlıkçılarının emeği ile üretilen bir meta haline geleli çok zaman oldu. Algılar bir yana, 657 sayılı devlet memurluğu kanuna tabi çalışmayan bütün sağlık çalışan- ları hem yasal statü olarak hem de ekonomik tanım olarak “sağlık işçisi” konumundadır. Ve hekimi, hemşiresi, ebesi, sağlık memu- ru, laborantı, teknisyeni, ATT’si,
Devamı Sf.2’de >>
SAĞLIKTA İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ
GÜVENLİĞİ
TAŞERONA KADRO:
KADROLU TAŞERONLUK!
KIDEM
TAZMİNATIMIZ, İŞ GÜVENCEMİZDİR!
2020’DE BİZİ NELER
BEKLİYOR?
KADIN SAĞLIK
EMEKÇİLERİNİN SESİ
TAŞERONA KARŞI, KADRO
MÜCADELESİNDE
BİR DÖNÜM NOKTASI
2
S
ağlık çalışanları olarak, işçi sağlığı ve iş güvenliğine en çok dikkat edilmesi gereken ancak ülkemizdeki çalışma yaşa- mında en az dikkat gösterilen bir işkolunda çalışıyoruz. Uzun mesa- ilerde, dinlenme fırsatı bulmadan, çoğu zaman mobbing altında çalışmaya çalışıyoruz. Sağlık gibi toplumsal yaşamda çok kritik bir yer tutan alanda çalışıyoruz.İnsanların yaşamları ve sağlığıyla doğrudan ilgili bir halde bulun- duğumuz için, sorumluluğumuz yüksek.
Türkiye işçi sınıfı içerisinde, mes- lek hastalıkları gerçeğiyle en çok yüz yüze gelen, meslek hastalık- lardan en çok çeken gruplardan birini oluşturuyoruz. Örneğin sürekli hastalarla iç içe olan hasta bakıcı arkadaşlarımız, sürekli has- talık ve enfeksiyon tehdidi altında.
Temizlik işçisi arkadaşlarımız, temizlik yaparken kullandıkları malzemelerin etkisi altında kalı- yor. Bel fıtığı, sinir sıkışması gibi rahatsızlıklar da cabası. Çalışırken yakalandığımız bu rahatsızlıkla- rın, hastalıkların neredeyse hiçbiri resmi olarak meslek hastalığı sayılmıyor.
Sağlık işkolu, dünyada iş kazaları- nın en çok yaşandığı üç işkolun- dan biri durumunda. Ülkemizde de durum farklı değil. İş kazaları İşçi sağlığı ve iş güvenliği elbette yalnızca fiziksel durumumuzla
sınırlı değil. Çalışma yaşamımızda birçok psikolojik zorlukla da karşı karşıyayız. Kimi zaman işyerin- deki şeflerimizin, kimi zaman hastane yönetiminin, kimi zaman da hastaların psikolojik baskısına maruz kalıyoruz.
Haftada altı gün, ailemizle yeteri kadar ilgilenemeden, kendimize zaman ayıramadan, dinlenemeden çalışıyoruz. Çalışma yaşamımız- daki ilk birkaç seneden sonra yaşam kalitemizde gözle görü- lür bir düşüş yaşanıyor. Üstelik ülkemizdeki çarpık emeklilik sistemi yüzünden, bu şartlarda kadın arkadaşlarımızın 62, erkek arkadaşlarımızın 65 yaşına kadar çalışması bekleniyor.
Hükümet tarafından hayata geçi-
rilen “Sağlıkta Dönüşüm Progra- mı”ndan sonra, işyükünde artış, iş güvenliğinde ciddi eksiklikler, iş güvencesinin olmayışı, artan çalışma saatleri, mobbing ve stres, dolayısıyla biz işçiler için tüken- mişlikle karşı karşıyayız.
Tüm bu zorluklar altında, beraber çalıştığımız birçok arkadaşı- mız kendi yaşamına son verdi.
Sağlık işkolunda yaşanan intihar örneklerinde son yıllarda maalesef gözle görülür bir artış var. Resmi olmayan verilere göre son dört yıl- da altı yüzün üstünde sağlık işçisi arkadaşımız intihar etti. Arkadaş- larımızın kendi yaşamlarına son vermesinin arkasında çaresizlik, sistemli psikolojik baskı, yüksek borçluluk, çalışma yaşamında
ekmeğimiz kadar haysiyetimizle de sınanmamız gibi gerekçeler yatıyor.
Peki, tüm bunların karşısında biz neler yapacağız?
Başta kendi çalıştığımız hastane- den, kendi işyerimizden, kendi birimimizden başlayarak örgüt- lenmeliyiz. İş güvencesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçi sağlığı ve güvenliği hizmetleri, sendikaların varlık nedenlerin- dendir. Hükümet sendikalarında, hastane yönetimiyle danışıklı süreç yürüten sendikalarda değil, gerçekten mücadele eden DİSK’te örgütlenmeliyiz.
Örgütlü mücadelede çeşitli zorluklarla karşılaşabiliriz. Kimi
zaman yasal sınırlamalar, kimi za- man yönetimin tehditkar konuş- maları veya baskısı, kimi zaman da sarı sendikaların kuyruklu yalanları.
Kesintisiz hizmet gerektiren bir işkolunda çalıştığımızı, ülkemiz- de sağlık hizmetinin düzenli bir şekilde işlemesi için en çok bize ihtiyaç duyduklarını unutmama- lıyız.
Kendi gücümüzün farkında olup örgütlenirsek, iş kazalarının, intiharların, meslek hastaları- nın, işçi sağlığı ve iş güvenliğine dair tümeksiklikleri üstesinden gelebiliriz.
Sağlık çalışanlarının sağlığı için mücadeleye!
hasta bakıcısı, tıbbi sekreteri ve sağlık temizlik işçisiyle sağlık iş- kolunda çalışan herkes için eme- ğinin karşılığını almak, hukuksal ve fiili olarak yalnız kalmamak ve çalışma koşullarını iyileştire- bilmek için tek araç “sendikalı”
olmaktır. Sağlık işkolunda sendi- kanın adı DİSK/Devrimci Sağlık İş’tir.
Kamu hastaneleri ve üniversite hastanelerinde taşeron sağlık işçilerinin 2000’li yılların ortala- rından itibaren sendikamız çatısı altında ülkenin dört bir yanında ortaya koyduğu örgütlenme ve mücadele yeni bir dönem başlat- tı. Kamu hastanelerindeki taşe- ron sağlık işçilerinin mücadelesi hem işçi olduğunu, hem de sağlık işçisi olduğunu kendine de, şir-
ketlere de, ülkeyi yönetenlere de örgütlenerek gösterdiği bir süreç oldu.
Böylece, sendikaya üye olmak için “işçi olmak” gerektiğinden sağlık emekçilerinin geniş bir kesimi için sendika kavramı çok uzak kaldı. Özel sağlık kuruluş- larında yoğun bir emekle sağlık hizmetini sırtlananlar biraz bu nedenlerle ve biraz da işini kay- betme korkusuyla sendikadan
uzak durdular.
Özel hastaneler ve tıp merkezleri başta olmak üzere, belediye sağ- lık kurumlarında, sağlık iştirak- larinde, ortak sağlık ve iş güven- liği birimlerinde (OSGB), kamu hastaneleri, üniversite hastane- leri ya da özel hastanelerin sağlık hizmetini sunan şirketlerinde taşeron sağlık işçisi olarak ya da bu taşeron firmalardan 656 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile
“kadrosuz kadroya alınan yüz- binlerce çalışan sağlık işçileri için yeni bir örgütlenme ve mücadele dönemi başlamıştır.
Bugün kamu hastaneleri, üni- versite hastaneleri, şehir has- tanelerinden özel hastanelere, tıp merkezlerinden, Aile Sağlığı Merkezlerinden OSGB’lere kadar tümüyle piyasalaşmış ve özel- leşmiş devasa bir sağlık alanı ve buralarda sağlık işçisi olarak çalışan ve yaşam mücadelesi veren binlerce hekim, hemşire, teknisyen, hastabakıcı… var.
İşsizlik, iş güvencesi, sosyal hak- lar, ücretler düşüyor…
Çare…ÖRGÜTLENMEK, SENDİKALI OLMAK…
SAĞLIKTA İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ
Yeni dönemde sağlık işçileri örgütlenmeye ve mücadeleye...
Arzu ÇERKEZOĞLU / Genel Başkan
3
S AĞLIK SEKTÖRÜ KADIN EMEĞİYLE VAR!
Sağlık alanı kadın emeği üzerine kuru- lu desek yanlış söylemiş olmayız. Sağlık sektöründe kadınların çoğunu hemşireler, ebeler, sağlık teknisyenleri, büro çalışanı, tıbbi sekreter, temizlik çalışanları oluştu- ruyor. Bir nevi kadınlara uygun görülen işler. Neden mi? Kadın hekimlere “doktor bey” diye hitap edilmesi, erkek hemşirelerin mesleklerinin kadınlarla özdeşleşmiş ol- ması nedeniyle yaşadığı sıkıntılar, temizlik için öncelikle kadınların tercih edilmesi, aile reisi olan erkeklerin hastane yöneticisi olması oysa kadınların nadiren yönetici kadrolarda yer alıyor olması tesadüf değil.
Yaşlı, hasta ve çocuklara ev içinde bakım veren kadınlar, hastalara bakım verme işiyle özdeşleştirilebiliyor. Ev işlerinin de uzantısı olarak kadınlara uygun görülen iş bölü- müyle sağlık alanı kadınların yoğun olarak istihdam edildiği, kadınların emeğiyle var olan bir sektör.
KADIN EMEĞİ NE KADAR GÖRÜNÜYOR, HAK ETTİĞİ DEĞERİ GÖRÜYOR MU?
Kadın emeğinin yoğun olduğu bir alan olmasına rağmen kadınların emekleri hak ettiği değeri görmüyor. Kadınların asli görevleri olarak atfedilen ev işleri ve bakım işlerinin devamı olarak nitelenen meslekleri de değersizleştiriliyor. Temizlik, çamaşırhane, yemekhane, hasta bakımı gibi işler emek değeri olmaktan çok kadınların doğalarıyla özdeşleştirilerek zaten yapmala- rı gereken işler; sekreterlerin, hekimlerin, hemşirelerin hastayla kurduğu ilişki bir sağlık emekçisinin ‘hasta-sağlık çalışanı ilişkisi’ olmaktan çok kadınların doğal işi, doğal ilişki kurma biçimi olarak görülüyor.
Oysa hasta- çalışan ilişkisi tanı, tedavi, ba- kım, temizlik ve iletişime kadar başlı başına bir emek sürecidir. Kadınlar da sağlık emek sürecinin hakiki emekçileridir.
KADINLARIN MESAİLERİ İŞ YERİNDE BİTMİYOR!
Yoğun iş mesaisi sonrası eve giden kadınla- rın evdeki mesaileri devam ediyor. Evdeki cinsiyetçi iş bölümü ev işlerini kadınların sorumluluğunda ve onların asli işi olarak tanımlıyor. Ev işlerini erkek paylaşıyorsa bile organizasyonu kadın yapıyor, er- kek kadına yardım eden olarak asla asıl sorumluluğu almıyor. Erkek yaptığında övgüler dizilirken kadın yaptığında sıradan ve değersiz olan ev işleri kadın emeğinin görünmeyen en büyük kısmını oluşturuyor.
Evi bir erkekle, kocayla paylaşmasa bile bekar bir kadının eviyle bekar bir erkeğin evinden beklentiler eşit olmuyor. Kadın sağlık çalışanları yoğun çalışma şartlarının üstüne eklenen evde devam eden işleri nedeniyle kat be kat daha fazla yıpranıyor.
Ev işlerinin yorgunluğu hastaneye, hasta-
nedeki yorgunluk eve taşınıyor. Kadınlar neredeyse dinlenemeden çalışıyor. Kadın emeği durmaksızın üretmeye devam ediyor.
KREŞ ÇALIŞANLARIN EN TEMEL HAKKI, KADINLARIN İŞ GÜVENCESİDİR!
Çocuk bakımını sadece kadınların sorum- luluğu olarak gören toplumsal cinsiyetçi yaklaşım nedeniyle kreş hakkı yalnızca kadın çalışan sayısına göre belirleniyor.
Oysaki çocuk bakımı ebeveyn sorumlu- luğudur ve kadın-erkek çalışan sayısı ve meslek grubu gözetmeksizin iş yerlerinde ücretsiz olarak sunulmalıdır. Kreşlerin olmaması, var olan kreşlerden de çalışanla- rın eşit biçimde yararlanamaması nedeniyle kadınlar ya işten ayrılmak, ücretsiz izin almak durumunda kalıyor ya da kazançla- rının büyük kısmını çocuklarına baktırmak için harcıyorlar. Ücretsiz, 24 saat hizmet veren kreşler iş güvencesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
SAĞLIKTA ŞİDDETİN İLK HEDEFİ KADINLAR!
Sağlık hizmet sunumunda sağlık çalışanla- rı- hasta ve hasta yakınlarını karşı karşıya getiren, yaşanan sorunları sağlık emekçile- rinin sırtına yükleyen sağlıkta yıkım orta- mında kadınların yaşadığı şiddet katlanı- yor. Uysal, sakin deyim yerindeyse ‘hanım hanımcık’ olması beklenen kadınlar, hasta ve hasta yakınlarıyla iletişimde de aynı uysallıkta davranması beklenerek bir nevi sağlıkta şiddet ortamında tampon vazifesi
görüyor. Kadın sağlık çalışanları yaptıkları sekreterlik, hemşirelik gibi işler nedeniyle hasta ve hasta yakınlarıyla ilk temas edenler olarak şiddetin de ilk hedefi oluyor.
ŞİDDET VE TACİZ MESLEK GRUBU, YAŞ, YAPTIĞI İŞ
FARK ETMEDEN KADINLARIN ORTAK SORUNU!
Kadınlar yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik-duygusal ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Birçok kez ‘erkek olsam bunları yapamazlardı’ dedirtecek şekilde kadınlar hakarete, baskıya, şiddete maruz kalıyorlar.
İş yerinde uygulanan taciz, tehdit ve şan- tajla sistematik hale gelebiliyor ve çoğu kez açığa çıkarılamıyor. Cinsel şiddete uğrayan kadın ne giydiğiyle, nasıl davrandığıyla
yargılanarak, uğradığı şiddetin sorumlusu ilan edilebiliyor ya da bu korkuyla susabili- yor. Taciz bildirilse bile tacize maruz kalan kadın değil tacizci gözetilebiliyor. Tesadüf ve münferit olmayan cinsiyetçi şiddet iş yerinde, evde, sokakta, işe gidip gelirken, toplu taşımada tüm kadınları tehdit ediyor.
HAYDİ KADINLAR HAYAT- LARIMIZI VE HAKLARIMIZI SAVUNMAYA!
Kadın emeğiyle var olan sağlık alanında emeğimizin yok sayılmasına, şiddete, taci- ze, mobinge karşı dayanışma ve mücadele ağlarımızı örelim, var olan mücadelemizi büyütelim.
Kadınların sendikayla işi olmaz diyenlere karşı haydi kadınlar örgütlü mücadeleye!
KADIN SAĞLIK
EMEKÇİLERİNİN SESİ
K
adınların yıllardır şiddete, tacize karşı yürüttükleri mücadele saye- sinde ‘şiddet ve taciz’ çalışma hayatının gündemi haline geldi. 2019 yılında yapılan Uluslararası Çalışma Konfe- ransı’nda, Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) şiddet ve tacizi çalışma hayatının bir konusu olarak görerek ‘İşyerinde şiddet ve tacizin önlenmesi sözleşme- si’ni kabul etti. İmzacı ülkeler çalışma hayatında kadınların şiddet ve tacizdenkorunması gerektiğini kabul etmiş ola- cak ve buna uygun yasal düzenlemeleri yapması gerekecek.
Şiddete, tacize uğramadan kadınların çalışma hakkının yasal güvenceye alınması için öncelikle Türkiye’nin bu sözleşmeyi imzalaması gerekiyor.
Türkiye’nin imzacı olmasını sağlamaksa yine kadınların mücadele başlığı olarak önümüzde duruyor.
‘İşyerinde şiddet ve tacizin
önlenmesi sözleşmesi’
4
B
undan tam 17 yıl önce 2002’de AKP iktidara gel- diğinde ilk icraatlarından biri şimdi de yürürlükte olan 4857 sayılı iş kanunu oldu. Bu kanunla taşeron çalışma biçimi yaygınlaş- tırılmış oldu. Özellikle hastaneler ve belediyeler başta olmak üzere Kamu kurumları ihale yoluyla hizmet satın almaya başladı. İşte 2005-2006 yıllarında devrimci sağlık iş insan ihaleyle çalıştı- rılmaz sağlıkta taşeron olmaz diyerek mücadeleye başladı. Dev Sağlık İş başta sağlık olma üzere taşerona karşı güvenceli iş, güven- celi gelecek mücadelesi verirken bugün hastane koridorlarında değil başhekimlerin odalarında gezmeye başlayan birçok sendika taşeron işçinin sendikası mı olur diyordu. Başkası taşeron işçile- rin aslında işçi olmadığına dair mahkemelerde bizim aleyhimize dilekçeler veriyordu.Dev sağlık iş içinde bulunduğu şartların zorluğuna hiç bakmadan yoluna devam etti. Örgütlenmeye ilk başladığı zaman hastaneler- de yıllardır çalışan ancak ihale değişiklikleri gerekçe gösterilerek yıllık izin, kıdem tazminatı hakkı yok sayılan on binlerce taşeron sağlık işçinin adı bile yoktu. En iyi yerde adımız’’ personel’’di.
Yöneticiler, taşeron firmaların şefleri tarafından insan yerine konulmazdık. Adımız yoktu.
Adımıza ya personel ya da giy- diğimiz üniformaların arkasında yazan temizlik firmasının adıyla çağırırlardı.
Devrimci sağlık iş olarak toplu sözleşme yetkisine sahip olmaksı- zın yaptığımız eylemler, örgütlen- meler, hukuki mücadele neticesin- de her bir iş yerinde yasaların bize tanıdığı ama kullanamadığımız en temel haklarımızı bile söke söke almanın kavgasını verdik.
İşyerlerinden başlayıp, şehir mey- danlarına, Ankara’ da bakanlık önünden meclis önüne uzanan eylemlerimizle oluşturduğumuz sendikal anlayışla taşeron çalış- manın kural dışı, ahlak dışı, gayr-i insani ve gayri vicdani yüzünü açığa çıkardık.
Taşeron işçiliğin tartışılması ve verilen mücadele sayesinde yıllardır yok sayılan taşeron işçiler muhalefet partilerinin en önemli vaatleri arasına girebilmiş, nihayetinde iktidar taşerona kadro talebine yanıt üretmek zorunda kalmıştır.
Bizler yıllardır hastanelerde “taşe- ron’’ adıyla çalıştırıldık. Devrimci sağlık işin kurduğu mücadele hattı, fiili meşru militan ve de- mokratik bir sendika anlayışıyla taşeron işçileri işyerlerinde önce insan yerine konulmasını sağlamış daha sonra işçi olarak haklarının varlığını kabul ettirmiştir.
Yani bugün bizlere lütuf diye su-
DEVRİMCİ SAĞLIK İŞ:
nulan, pek çok işyerinde taşerona rahmet okuttu bu iş diye anılan kadro” durup dururken olmadı.
Taşeron sağlık işçilerinin devrimci sağlık iş çatısı altında taşeron karşı mücadelesinin sonucudur.
Dev sağlık işin yıllar boyunca yürüttüğü eylem çizgisi mücadele pratiği taşeron sağlık işçilerinin belki maaşlarına yansımadı,
ücretlerinde büyük değişiklikler yaratmadı ama bu kavga üç beş kuruşun değil, insanca yaşamın kavgasıydı, çalıştığı işyerinde önce insan sonra işçi olarak kabul edilmenin kavgasıydı. Bu konuda hiçbirimizin mütevazı olmasına gerek yok. Biz bu kadroyu söke söke aldık.
2000’li yılların başından itibaren
verdiğimiz bu kavga 2013 yılında başka bir biçime dönüştü. 2009 yılından 2013 yılına kadar sendika istatistiklerini yayınlamayarak Devrimci Sağlık İş’in toplu sözleş- me yapmasını engelleyen çalış- ma bakanlığı 2013’te açıkladığı istatistiklerle dev sağlık işin 15 bin civarında olan üye sayısını 1234 olarak belirlemiş ve on binlerce
TAŞERONA KARŞI,
KADRO MÜCADELESİNDE BİR DÖNÜM NOKTASI
işçinin sendika hakkını, toplu söz- leşme hakkını elinden aldı. Kamu hastanelerinde çalışan ve devrimci sağlık üyesi olan temizlik, veri hazırlama, tıbbi sekreter, hasta bakıcı, yemekhane işçileri kısacası güvenlik işçileri dışındaki bütün işleri farklı işkollarına bölerek bir hastane içerisinde birden fazla işkolu yarattı. Sağlık işçileri artık farklı iş kollarında gösterilerek dev sağlık işe üye olmaları engel- lendi.
2103 yılından başlayarak taşero- na toplu sözleşme hakkı verdik dediler, yüksek hakem kurulunun kararlarına bağlı kalmaya zorla- dılar. Her seçim dönemi iktidarın aklına gelerek taşerona kadro diye diye oy istediler.
7 Haziran 2015 seçimlerinde adımızı ve taleplerimizi ağzına al- mayan hükümet seçimi kaybedip 1 Kasım 2015te girdiği seçimle- rinde en önemli vaadiydi taşerona kadro. Seçimleri kazandılar ama 22 Mart 2016’ya kadar bir adım dahi atmadılar. 22 Mart 2016’da dönemin başbakanı bütün işçilere kadro vereceğiz dedi, altından kadro değil ‘özel sözleşmeli’ adı altında 3 yıllık ihalelerle çalıştırma çıktı. Sendikamız bu yasal düzen- lemeye karşı çıktı. 24 Ara 2017’de ise kanunla yapılması gerekirken bir KHK ile 696 sayılı KHK ile taşerona kadro verdik dediler ve 1 Nisan 2018 itibariyle kadroya geçirilmiş olduk. Kadro dedikleri de bizimle aynı kanunun aynı maddesi içinde yer alan aynı sta- tüde olduğumuz sürekli işçilerin ne özlük hakları ne de maaşlarıyla benzemeyen bir kadro oldu.
Peki, aldığımız kadro neticesin- de hepimiz kendimize bir soru soruyoruz?
Değişen ne oldu? Yok, eğer pek bir şey değişmediyse, değiştirmek için ne yapacağız, nasıl yapacağız?
Cevabı yine birlikte arayıp, bir- likte bulacağız. Cevabı Devrimci Sağlık İş’in 3-5 satıra sığdırmadı- ğımız mücadele tarihinde, hemen hemen her hastane bahçesine kurduğumuz direniş çadırların- da arayacağız. Cevabı Adana’da Balcalı hastanesinde, Hacettepe’de, Samsun Devlet Hastanesinin Bah- çesinde, Bursa Uludağ Üniversite hastanesinde, Kocaeli Üniversitesi Hastanesinde, Dicle Üniversitesi tıp fakültesinde, Ağrı, Tunceli Yüksekova Kızıltepe devlet hasta- nelerinde Koşuyolu Hastanesi’nin girişinde, Okmeydanı’nda, Şişli Etfal’de, Taksim İlkyardım ’da başhekimlik önlerinde, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde, Cer- rahpaşa’da, Çapa’da, Süreyyapaşa Hastanesi’nin önünde, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanesi’nin çam ağaçları altında yeniden arayaca- ğız yeniden bulacağız. Hakkımız olanları almak için hep birlikte mücadeleye devam.
5
T
aşeron işçilik uygulamasının en yay- gın uygulandığı işkollarından biri olan kamu hastaneleri ve üniversite hastaneleri bu güvencesiz çalışma düzenine karşı uzun yılları alan bir mücadeleye tanık oldu. Güvenceli iş ve insanca yaşam tale- biyle yürütülen mücadeleler sonucu pek çok seçim sürecinde taşeron işçilere kadro vaadi bütün siyasi partilerin seçim broşür- lerinde yer alırken, taşeron işçilik uygula- ması yaygınlaşarak devam etti. Seçimden seçime hatırlanan seçimler geçtikten sonra da unutulan taşeron işçilere “müjde” 696 sayılı KHK ile geldi.24 Aralık 2017 tarihinde yayımlanan 696 sayılı kanun hükmünde kararname ile OHAL şartlarında işçilerden, sendikalar- dan, kamuoyundan habersiz bir şekilde bir gece yarısı yapılan düzenleme ile kamuda ve belediyelerde çalışan taşeron işçilere dair düzenleme yapıldı. Hiç birimizin söz ve karar alma mekanizmalarında temsil edilmediği bir sürecin sonunda bu karar- name ile kadroya alınan bizler asgari ücret düzeyinde, özgür toplu sözleşme düzene- ğinden uzak, sadece küçük iyileştirmelerle bir statüye dâhil edildik. Kamu hastane- lerinde çalışan işçiler olarak bizler taşe- ron şirket işçiliğini, özel statülü personel garabetini, asıl iş yardımcı iş ayrımcılığını, güvenceli esneklik güvencesizliğini, sendi- kasızlığı, iş hukukundan yoksun uygulama- ları yıllar içerisinde bilfiil yürüttüğümüz ör- gütlü mücadele ile aşarak bu günlere geldik.
İnsanca yaşanacak bir Asgari ücret hakkı, yol parası hakkı, yıllık izin hakkı, insanca muamele görme hakkı gibi meşru talepleri- miz yıllar içinde çığ gibi büyüdü. Yanımızda olanla karşımızda duranı bu bilinçle ayırt ettik. İhale masalarında emeğimizin heba edilmesini örgütlü mücadelemiz ve sağlık alanında örgütlü dost sendikalar ve sağlık meslek odalarının dayanışmaları sayesinde kamuoyuna teşhir ettik. Taşeron çalıştır- manın insanlık dışı bir çalıştırma biçimi olduğunu tüm ülkede dolaşıma soktuk. Bu uğurda sömürülen, kötü muameleye maruz kalan, ücretlerini alamayan hatta can veren işçi arkadaşlarımız oldu ve onların anıları halen belleklerimizde.
Taşeron işçiler 696 Sayılı KHK’de yayın- lanan kararla “kadro”ya geçirilmiş oldu.
Kamu hastanelerinde güvencesiz biçimde çalıştırılan işçiler 2 Nisan 2018 tarihi itiba- riyle 4-D statüsünde çalışmaya başladılar.
TAŞERONA “MÜJDE”
2. SINIF KADRO
Kadroya geçişte belirlenen kriterler gereği hastanelerde birlikte çalıştığımız pek çok işçi arkadaşımız bu haktan yararlanamaz- ken, kadroya geçmeye hak kazanan yüz binlerce işçiye de 2. sınıf yeni bir kadro yaratıldı.
696 sayılı KHK ile kadroya geçen bizlere daha önce kadrolu olarak çalışan işçilerle eşit haklarla çalışmaya beklerken çok farklı bir statü tarif edildi.
Taşeron şirketlerde çalıştığımız şartlar ve ücretlerle zaten yıllardır çalıştıkları kuru- mun işçisi olarak çalışmaya devam ediyo- ruz. Dolayısıyla taşeron şirketlerde alınan ücretlerle hastane bünyesinde çalışmaya devam ederken ücretlerimizde herhangi bir artış da olmadı. Hatta çalışma bakanlığının yayınladığı çerçeve sözleşmeye göre 6 ayda bir verilen yüzde 4 zamla kadroya geçen pek çok işçinin maaşı asgari ücretin altında kaldığı için asgari ücrete sabitlendi. Asgari ücretin yüzde 5 yüzde 10 fazlası gibi ihale şartnameleriyle ücretleri hesaplanan işçiler ilk asgari ücret zammından sonra bu fark ücretlerini kaybetmek zorunda kaldı.
İşçilerin kendi ücretlerini arttırabilmele- rinin en önemli yolu olan toplu sözleşme süreci ise 2020 Yılının Ekim ayına kadar ertelendi. Toplu pazarlık yerine belirlenen çerçeve sözleşme geçerli olacak.
Yüksek Hakem Kurulu’nda (YHK) belir- lenen sözleşme bütün işçiler için uygulan- ması gerekirken taşeron düzeninden alışık olduğumuz keyfi hukuksuzluklar pek çok hastanede karşımıza çıkmaktadır. Taşeron şirketler tarafından bile tedarik edilen iş kıyafetleri hastane yönetimleri tarafından tedarik edilmemekte, kişisel koruyucu ve ekipmanların eksikliği işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından sağlık işçilerini yüksek risk altında bırakmaktadır.
Hastaneler enfeksiyon ve bulaşıcı hastalık- lar açısından yüksek risk taşıyan işyerle- ridir. Buna rağmen YHK’de çıkan çerçeve sözleşme uyarınca sadece temizlik perso-
neline enfeksiyon farkı ödemesi yapılmak- tadır.
YENİ GÜVENCESİZLER ORDUSU İŞKUR İŞÇİLERİ
Kadroya geçiş sürecinde daha önce emekli olmuş ama geçim sorunlarından kaynaklı çalışmaya devam edenler ya da emeklilik koşullarını sağlamış ama çalışmaya devam edenler kadroya alınmadılar. Güvenlik soruşturması, ya da kuruma açtığı alacak davasını geri çekmeyen işçiler de kadroya alınmadılar. Zaman içinde kadroya geçiş sürecinde başlayan işçi sayısındaki azal- ma takip eden zaman dilimi içinde çeşitli sebeplerle işten ayrılmalarla artarak devam etti.
Ortaya çıkan durumda pek çok sağlık işçisi daha fazla iş yükü ve daha fazla çalışma ile taşerona rahmet okutacak angaryalarla boğuşmak zorunda kaldı.
Sağlık işkolunda yıllardır hem işçiler açı- sından hem de sağlık hizmeti sunumunda güvencesiz çalışmanın yarattığı sorunlar ortadayken ortaya çıkan bu sorun İŞKUR üzerinden 6 aylık geçici veya daimi işçi statüsünde işe atamalarla çözülmeye çalışı- lıyor. Taşeron çalışmanın alternatifi olarak yeni güvencesizler ordusu İŞKUR işçileri yaratıldı. Kaldı ki işkur atamaları ile gelen işçiler kendilerine vaad edilen ücretler ve çalışma koşullarının mevcut olmadığını görünce işten hemen ayrılıyor. Böylelikle eksik personelle çalışma şu anda hastanele- rimizdeki en temel sorunlardan biri.
Hastalar hastanelere ayak bastıkları andan itibaren bir ekip faaliyeti olarak sağlık hizmetinden yararlanırlar. Statüsü ve çalışma biçimi farklı da olsa sekreterinden
hasta bakıcısına, hemşiresinden doktoruna, temizlik personeline kadar hastanelerde ça- lışan bütün personeller zincirin bir halkası olarak sağlık hizmeti üretirler.
Taşeron işçiler 4-D’li olarak kadroya geçiril- mesine rağmen hala hastanelerin ikinci sınıf personelleri durumundadır.
Kamu hastanelerinde sağlık hizmeti sunu- munun önemli bir parçası olan biz sağlık işçileri yaklaşık 2 yılını geride bıraktığımız
“kadrolu” çalışma döneminde taşeron şirket çalıştırma biçimlerinden farklı uygulama- larla karşılaşmadık. Uzun çalışma saatleri, artan iş yükü, geçiş sürecinde kadroya alınmayan işçi arkadaşlarımızın yerine yeterli işçi takviyesi yapılmaması, İşkur araçlığı ile işbaşı yapan yeni işçilerin çıplak asgari ücret nedeni ile istifa etmeleri, alın- mayan işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri, yetersiz ve sağlıksız yemekler, göstermelik eğitimler, keyfi baskılar gibi birçok sorun yaşıyoruz. Hala bir iş tanımı olmayan bizler ne iş verilirse yapan, oradan oraya koşturan işçiler konumundayız. 2014 yılında yapılan iş kolları düzenlemesi ile paramparça edilen sağlık emeği ve o emeğin arkasındaki güç olan bizler şu an bir arada olmadığımız için bu ve benzeri sorunları bırakalım aşmak konuşamıyoruz dahi.
Türkiye’nin her köşesinde sağlık hizmeti üreten işçi arkadaşım geçmişten bu yana dayanışma ve kesintisiz mücadele bizi kaza- nımlara götürmüştür. Güvenceli iş insanca bir yaşam temel talebimizdir. Bize dayatılan sefalet ücretini, kötü çalışma koşullarını ancak bir arada olarak, söz karar ve yetkiyi sağlık işçileri olarak elimize alarak değiş- tirebilir, taleplerimizi görünür kılabiliriz.
Bize dayatılan bu deli gömleğini ancak bizim örgütlü mücadelemiz yırtabilir.
TAŞERONA KADRO:
KADROLU TAŞERONLUK!
6
KIDEM TAZMİNATIMIZ, İŞ GÜVENCEMİZDİR!
K
ıdem tazminatı nedir?Kıdem tazminatı, 4857 sayılı İş Kanunu gereğince bir işçinin işten çıkarılması ya da emeklilik dolayısıyla işten ayrılması durumunda işveren tarafından çalıştığı yıllar için ödenen ücrettir. İşçiler çalıştığı her bir yıl için bir maaşı kadar kıdem tazminatı alır. İşçi bir iş yerinde bir yılı doldurduğu andan itibaren o iş yerinden kıdem tazminatı almaya hak kazanır. İşçi kendi isteğiyle yani istifa ederek işten ayrılırsa ancak belirli sebep- lerden dolayı kıdem tazminatına hak kazanabilir.
Yani kıdem tazminatı işçinin emeği karşılığında biriken güvencesidir. Kıdem tazminatı, işverenin işçiyi keyfi bir biçim- de işten çıkarması karşısında frenleyici bir görev görür. Ya da işten çıkarılmış işçinin yeni iş arama sürecinde en azından bir süreliğine ona güvence sağlayan bir ücret almasını garanti eder.
Peki, şimdi durup dururken nereden çıktı bu kıdem tazmi- natı tartışması? Ülke olarak sık sık girdiğimiz seçim dönemleri boyunca aynı zamanda seçmen olan işçileri küstürmemek adına çok fazla dillendirilmemişti ancak hükümetin uzun zamandır kıdem tazminatını kaldırmak gibi bir fikri vardı. Patronlarla yapılan her toplantıda, her buluşmada bir şekilde gündem kıdem tazmi- natına geliyordu. Patronlar kıdem tazminatının kaldırılmasını talep ediyor, hükümet “Bir yolunu bulup, halledeceğiz.” Diyerek güvence veriyordu.
En sonunda 31 Mart yerel seçimleri sonrasında Türkiye’nin ekonomisinin emanet edildiği Be- rat Albayrak açıkladı. 10 Nisan’da Ekonomide Yapısal Dönüşüm Adımları adı altında, patronların ve devletin para ihtiyacını işçinin cebinden sağlama planlarını tek tek anlattı. Bu planlara göre kıdem tazminatı için ayrı bir fon oluşturulacak ve kıdem tazmi- natı bu fona devredilecek, bütün çalışanlar da zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’ne dâhil edi- lecek.
Plan açıklandı açıklanmasına da,
yenilenen İstanbul seçimleri, bu planın hayata geçirilmesi için hızlı adımlar atılmasının önüne geçti.
Ancak hem 31 Mart’ta hem de 23 Haziran’da seçim sonrası açıklam- alara baktığımızda “seçimsiz dönem” ve “reform” vurgusu asıl olarak bu planları hayata geçirmek isteyeceklerinin vurgusudur.
Peki, ne olacak bu planlar ha- yata geçerse? En basit şekilde söylersek, işçinin iş yerinde iş
güvencesi ortadan kalkacak! Bunu daha iyi anlayabilmek için kıdem tazminatının fona nasıl devredi- leceğine daha yakından bakmamız gerekiyor.
Mevcut uygulamada, işçinin kıdem tazminatı işten çıkarılma veya emekliye ayrılma durumun- da, anında işveren tarafından ödeniyordu. Eğer yeni sistem hayata geçerse işçinin kıdem tazminatı, oluşturulan fon tarafın-
dan ödenecek. Ancak anında değil. Kıdem tazminatı almak için emekli olmak gerekecek, emeklilik yaşının da 65 olduğunu hatırlar- sak durumun vahimliği ortaya çıkıyor. Ya da kıdem tazminatı fonunda 15 yıl kalmış bir işçi, ev ya da araba almak koşuluyla bu giderlerinin bir kısmını kıdem tazminatı fonunda biriken para- dan alabilecek.
Burada durumun işçiler açısından dezavantajlı durumu yalnızca, kıdem tazminatı hakkımıza bu kadar geç ya da kısıtlı bir şekilde ulaşmak değil. Aynı zamanda bu hakkımızı devlet bünyesinde oluşturulacak fondan almak işçiler açısından dezavantaj- dır. Çünkü kıdem tazminatı, patronlar karşısında işçinin çalışma güvencesi olarak da görülebilir. Çünkü patron işçiyi işten çıkarırken, kıdem tazmi- natı ödeme yükümlülüğünden kaynaklı iki kere düşünür. Ancak kıdem tazminatı fondan öden- meye başlarsa patronları zorlayan her hangi bir yaptırım olmayacak.
Böylelikle işsizliğin de yoğun olduğu ülkemizde işçileri daha düşük ücretle çalıştırmak için sık
sık işten çıkarmaların yaşanması, işçinin bununla tehdit edilmesi daha kolay hale gelecek.
Peki, işçinin kıdem tazminatının bir fonda birikmesini nasıl değerlendirmeliyiz? Daha önce de işsizlik fonu oluşturulduğun- da gördük, deneyimini yaşadık.
Devlet kendi bütçe açığını işçinin cebinden yapılan kesintilerle kapatacak ve bu bütçe genelde olduğu gibi patronların borçlarını silmek, kredilerini ödemek için kullanılacak. Bu adaletli değildir.
Milyonlarca işçi kredi borçlarıy- la, birikmiş faturalarla yaşarken patronların ihtiyaçlarını işçinin hakkını gasp ederek oluşturulan fonlarla karşılamak adaletsizliktir.
Devlet, patronlar lehine kıdem tazminatı hakkımıza göz dikmişse bize düşen hem devlete hem de patronlara karşı hakkımıza sıkı sıkıya sarılmak ve onu savun- maktır. Unutmayalım, yalnızca kendimiz için değil aynı zamanda çocuklarımız için, bizden son- rakiler için kıdem tazminatını savunmak güvenceli çalışmayı savunmaktır.
7
4
D SÜREKLİ İŞÇİ KADRO- SU NEDİR? 686 SAYILI KHK’DEN ÖNCE VAR MIYDI?VARSA ÖZLÜK HAKLARI NASILDI?
Taşerondan kadroya geçirilen işçiler 657 sayılı kanunun 4.
Maddesinin D bendine göre çalıştırıldığı için 4/D’li denir. Halı hazırda hastanelerde 4/D kadrolu (daimi işçiler) işçi olarak çalıştı- rılan 3 farklı statü var. Bu üç statü içinde KHK öncesinde sayıları az olmakla beraber eski kadrolu işçiler, KHK ile kadroya geçirilen eski taşeron işçiler ve daha sonra İŞKUR tarafından atanan işçiler var. Yani devlet yasal olmayan bir şekilde aynı maddeye bağlı 3 farklı statüde işçi çalıştırıyor.
Eski kadrolular nerdeyse KHK ile kadroya geçirilen işçilerin iki katı maaş almakta, İŞKUR tarafından atanan işçiler ise KHK ile atanan- ların faydalandığı Yüksek Hakem Kurulu’nun imzaladığı Toplu İş Sözleşmesinden bile fayda- lanmıyor. Yani tek bir madde 3 farklı uygulama var. Bu farklılıklar karşısında eşit haklar talebin- de bulunmamız ve bunun için mücadele etmemiz kaçınılmaz bir zorunluluk olarak duruyor önümüzde.
T
OPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İM- ZALANMASI İÇİN GEREK- LI ŞARTLAR NEDİR? SENDİ- KAMIZIN ŞU ANKİ DURUMU NEDİR? TOPLU SÖZLEŞME NASIL YAPILACAK?6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nda belirtilen koşullarda sendikalar TİS imzala- yabilir.
Sendika, kurulu bulunduğu işko- lunda çalışan işçilerin en az yüzde birinin üyesi bulunması şartıyla işçi sendikası, toplu iş sözleşmesi- nin kapsamına girecek işyerinde başvuru tarihinde çalışan işçile- rin yarıdan fazlasının, işletmede ise yüzde kırkının kendi üyesi bulunması hâlinde bu işyeri veya işletme için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
TİS süreci yetki tespiti için başvuru ile başlar, bunun için belirli bir süre yoktur. Bakanlık tarafından hazırlanır yetki tespiti.
Yetki tespitine 6 iş günü içinde bir itiraz gelmediği takdirde çalışma bakanlığı yetki belgesi düzenler.
Yetki belgesi sendikaya geldikten sonra 15 gün içinde işveren toplu görüşmeye çağrılır. İşveren gel- mezse çalışma bölge müdürlüğü tarafından çağrılır buna katılması zorunludur. Toplu sözleşmenin ilk toplantıdan sonra 60 gün içinde sonuçlanması gerekir. Anlaşma sağlanırsa TİS örneği bakanlığa gönderilmek üzere çalışma bölge müdürlüğüne verilir.
Anlaşma sağlanamadığı takdirde uyuşmazlık tutanağı tutulur ve grev kararı asılır.Ancak yine 6356 sayılı kanun grev yapılamayacak işkollarını belirlemiştir. Sağlık iş kolu da bu sayılan işkolları içeri- sinde yer alır.
Ş
U ANDA SAĞLIK İŞ KO- LUNDA HAK-İŞ’E VERİLMİŞ OLAN YETKİNİN ANLAMI VE KAPSAMI NEDİR?HAK-İŞ’e bağlı Öz Sağlık İş ve TÜRK-İŞ’e bağlı T. Sağlık İş sendikası yıllarca taşeron işçileri görmezden gelmiş, taşeron sağlık işçilerin hakları konusunda en ufak bir sorumluluk almadan varlığını devam ettirmiştir. 2014 yılı itibariyle taşeron işçilerin kadük de olsa toplu iş sözleşmesi yapmasının önü açıldıktan sonra bu sendikalar hastanelerde görül- meye başlandı. Daha öncesinde aidat geliri yok diye derdi çok diye taşeron işçilerin sorunlarına kulaklarını tıkayanlar, işçilerin hakkını ben daha iyi korurum diyerek alanda dolaşıyorlar.
HAK-İŞ’in almış olduğu yetki sağlık bakanlığına bağlı işyerle- rinde geçerli olan bir yetkidir. Bu yetkiyle 2020 yılının ekim ayına kadar herhangi bir toplu sözleşme imzalama yetkisi değildir. Bu güne dair verilen br yetkidir. Sağlık iş kolunda Ekim 2020’ye kadar YHK tarafından imzalanan TİS geçerlidir. Bu tarihten önce belki
İŞKUR aracılığıyla atanan işçiler adına TİS yapabilir. Ancak buna ilişkin bakanlığın konuya dair bir yönetmeliği ya da benzer bir yazılı kaynak henüz bulunmamaktadır.
T
ÜRK-İŞ’ İN KAMU İŞÇİLERİ ADINA İMZALADIĞI ÇER- ÇEVE PROTOKOLÜN ANLAMI NEDİR?Türk-İş, Kamu İktisadi Teşebbüsü diye ifade edilen devlet iştirakle- rinde çalışan yine bizim gibi 4/D sürekli işçi kadrosunda çalışmak- ta olan yaklaşık 200 bin işçiyi ilgilendiren bir çerçeve protokol imzalamıştır. Bu çerçeve protokol TÜRK-İŞ’e bağlı sendikaların uy- mak zorunda olduğu bir protokol- dür. Çerçeve protokol genel olarak ayrı ayrı sendikalar yerine Konfe- derasyonun imzaladığı bir toplu sözleşme niteliği taşımaktadır.
D
AYANIŞMA AİDATI NE- DİR? DAYANIŞMA AİDA- TI İLE HANGİ HAKLARDAN FAYDALANABİLİRİZ?Dayanışma aidatı ile sendika- nın yapmış olduğu bir toplu iş sözleşmesinden üye olamadan faydalanma hakkı tanınmıştır. Bu dayanışma aidatı tutarı sendi- kanın tüzüğünde bulunur ve bir günlük yevmiyeden fazla olamaz.
dayanışma aidatı ile TİS’ten fay- dalanmak için dilekçe verdiğimiz andan itibaren TİS bizim için de uygulanır, ancak geçmişe dönük bir hakkımız olmaz.
S
AĞLIK İŞ KOLUNUN ÖRGÜ- TLENMESİ BAKIMINDAN SAĞLIK BAKANLIĞINA BAĞLI HASTANELER İLE ÜNİVERSİ- TE HASTANELERİ ARASINDA BİR FARK VAR MIDIR?Sağlık bakanlığına bağlı hastane- lerin ayrı tüzel kişilikleri yoktur, genel bütçeli idare olarak adlandı- rılan sınıfa girer. ancak Üniversi- telerin ayrı tüzel kişilikleri vardır.
Sağlık bakanlığına bağlı hastaneler ile üniversite hastanelerinin TİS süreçleri birbirinden bağımsız işleyecektir.
T
OPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İLE HAFTALIK ÇALIŞMASÜRESİ, YILLIK İZİNLER, 12/36 VARDİYA VB. GİBİ KONULAR- DA DÜZENLEME YAPILABİLİR Mİ?
TİS bir işyerinin anayasasıdır.
Anayasa ve kanunlara aykırı olmayan her türlü hüküm TİS kapsamı içerisine girer. Kanunda çalışma saati bakımından üst sınır belirlenmiş ancak daha az süre çalışma işçi-işveren arasındaki anlaşmaya bırakılmıştır. Tabi ki TİS’te istediğimiz talepleri gerçek- leştirmek için sadece yetki yetmez, aynı zamanda etkili bir sendika olmamız gerekiyor.
İ
ŞYERİNDE İŞÇİLER ADINA ÇEŞİTLİ GEREKÇELERLE TUTANAKLAR TUTULA- BİLİYOR BUNA KARŞILIK NE YAPMAMIZ NE LAZIM?Bize tutulan tutanaklara karşı mutlaka savunmamızı almak zorundalar. Almadıkları takdir- de tutulan tutanakların işleme konulması hukuksuzdur. Tuta- naklar eğer bizim üstümüzde bir mobbing olarak uygulanmaya çalışılıyorsa buna karşılık hemen sendikamızla iletişime geçmeniz gerekir.
S
AĞLIK İŞ KOLUNDA ARA DİNLENME SÜRESİ NE KADARDIR? ARA DİNLENME SÜRELERİ ÇALIŞMA SÜRESİN- DEN SAYILIR MI?Sadece sağlık iş kolunda 4857 sayılı iş kanununa tabi tüm işçiler için çalışma süresi haftalık 45 saat, aylık 180 saattir. İşveren işin koşullarına bakarak 2 aylık denkleştirme süresi esas alarak bir çalışma düzenleyebilir. Bu şekilde de iki aylık çalışma süresinin kesinlikle 360 saati geçemez. İş kanun’un 68. maddesi ile ara dinlenme süreleri belirlenmiştir.
Buna göre;
“a) Dört saat veya daha kısa süreli işlerde 15 dakika,
b) Dört saatten fazla ve yedi bu- çuk saate kadar (yedi buçuk saat dahil) süreli işlerde yarım saat, c) Yedi buçuk saatten fazla süreli işlerde bir saat ara dinlenme süresi
verilir’’ der.
Aynı kanunun 66. maddesi ise çalışma süresinin düzenler ve İşçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla bera- ber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler çalışma süresinden sayılmaktadır der.
Ayrıca Yargıtay’ın verdiği em- sal kararlarda da konuya ilişkin verdiği kararlarda hastane ya da diğer işyerlerinde işçinin işinde ve her an iş görmeye hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmak- sızın ve çıkacak işi bekleyerek boş geçirdiği süreler çalışma süresin- den sayılmıştır.
Dolayısıyla bizler hastanede her an göreve hazır beklerken, çoğu bölümde yemek için yemekhaneye bile gidemezken ara dinlenme sürelerimizin çalışam süresinden sayılmaması kabul edilemez.
K
AMU HASTANELERİNDE ÇALIŞAN, KADROYA ALINMAYAN LABORANT, RADYOLOJİ TEKNİKERLERİ VB. ALANLARDA ÇALIŞAN- LARIN DURUMLARI NEDİR?SENDİKAYA ÜYE OLMA HAK- LARI VAR MIDIR?
Hizmet alımı yoluyla kamu hasta- nelerde çalışan işçiler girdikleri iş koluna göre sendikaya üye olabi- lirler. Bu işçiler için asıl muhatap çalıştıkları kurum yani sağlık bakanlığı ya da üniversite yöneti- midir. Asıl işveren bizim doğru- dan hedefimiz ve muhatabımızdır.
İhaleyi alan taşeron firmalar gelip geçici ancak çalışan işçiler sağlık bakanlığı ya da üniversite hasta- nesi aracılığıyla hizmet vermek- teler ve dolayısıyla asıl işveren her türlü sorumluluğu üstlenmek zorundadır.
Bir soru da bizden: 2020’de mücadele ederek kazanacağımız kocaman bir hayat var. Güvenceli iş, insanca yaşam mücadelemiz var. Bu mücadele binlerce sınıf kardeşimizle omuz omuza, DİSK/
Devrimci Sağlık İş çatısı altında mücadeleye var mısın?
SİZ SORDUNUZ
SENDİKAMIZ CEVAPLADI
Sendikal Mücadelede Sağlık Çalışanlarının Sesi Sahibi: Arzu Çerkezoğlu Yazıişleri Müdürü: Gürsel Kaya Adres: Söğütlüçeşme Cd. No: 29/5 Kadıköy / İstanbul Tel: 0 (0216) 450 50 40 E-Posta: [email protected] Basıldığı Yer: Yön Matbaacılık