• Sonuç bulunamadı

Kazak halk edebiyatı aytıs’ı / giriş-metin-aktarma-dizin

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Kazak halk edebiyatı aytıs’ı / giriş-metin-aktarma-dizin"

Copied!
564
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SAKARYA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ

“KAZAK HALK EDEBĐYATI AYTIS I”/ GĐRĐŞ – METĐN

– AKTARMA - DĐZĐN

YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

Zhanat BOTABAYEVA

Enstitü Anabilim Dalı: Türk Dili ve Edebiyatı Enstitü Bilim Dalı: Yeni Türk Dili

Tez Danışmanı: Prof. Dr. M. Mehdi ERGÜZEL

HAZĐRAN–2008

(2)

T.C.

SAKARYA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ

“KAZAK HALK EDEBĐYATI AYTIS I”/ GĐRĐŞ – METĐN

– AKTARMA - DĐZĐN

YÜKSEK LĐSANS TEZĐ

Zhanat BOTABAYEVA

Enstitü Anabilim Dalı : Türk Dili ve Edebiyatı Enstitü Bilim Dalı : Yeni Türk Dili

Bu tez 11 /06 /2008 tarihinde aşağıdaki jüri tarafından oybirliği ile kabul edilmiştir.

_________________________ _________________________ _________________________

Jüri Başkanı Jüri Üyesi Jüri Üyesi

Kabul

Kabul

Kabul

Red

Red

Red

Düzeltme

Düzeltme

Düzeltme

(3)

BEYAN

Bu tezin yazılmasında bilimsel ahlak kurallarına uyulduğu, başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğunu, kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapılmadığını, tezin herhangi bir kısmının bu üniversite veya başka bir üniversitedeki başka bir tez çalışması olarak sunulmadığını beyan ederim.

Zhanat BOTABAYEVA 02/ 05/ 2008

(4)

ÖNSÖZ

Đnsan hayatının vazgeçilmez bir parçası olan dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir araçtır. Đnsanlar duygularını, fikirlerini, sorunlarını birbirine aktarmak için dil denilen araca başvururlar.

Türk milleti yüzyıllar boyu geniş bir coğrafyada devletler yıkıp, devletler kurarak varlığını sürdürürken tarihlerini, kültürlerini, gelecekteki umutlarını dile getiren birçok eserler de ortaya koymuştur.

Yıllardır birbirinden uzak yaşayan Türk Dünyasının aydınları, bin dokuz yüz doksanlı yıllardan sonra birbirine yakınlaşma ve birbirini yakından tanıma fırsatını bulmuştur.

Türklerde dil ve kültür birliği için gösterilecek faaliyet kültürel iletişimin sağlanmasıdır.

Bu çalışmanın giriş bölümünde önce Kazak Türkçesinde “Atışma” hakkında çeşitli açıklamalara değinilmiş, ardından “Kazak Halk Edebiyatı – Aytıs I” kitabının Türkiye Türkçesine aktarılması, transkripsiyonu verilmiştir. En son kısımda bu kitabın dizini bulunmaktadır. Ayrıca metinde geçen anlamı bilinmeyen kelimelerden oluşan sözlük hazırlanmıştır. Bu kelimeler metinde yıldız işareti ile belgilendi ve sözlükte açıklaması verildi.

Bu çalışmanın hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen değerli danışman hocam Prof.

Dr. M. Mehdi ERGÜZEL’e en içten teşekkürlerimi bir borç bilirim, saygılarımı sunarım.

Bu çalışma boyunca benden her türlü yardımını esirgemeyen hocalarıma, Kazakistan’daki hocalarıma, bana gösterdikleri sabır ve sonsuz sevgi için aileme, arkadaşlarıma teşekkür ederim, sevgilerimi sunarım.

Esentepe, Mayıs 2008

Zhanat BOTABAYEVA

(5)

i

ĐÇĐNDEKĐLER

ÖZET...iii

SUMMARY...iv

GĐRĐŞ………....1

BÖLÜM 1: AYTIS (ATIŞMA).………...11

1.1. Aytıs (Atışma) hakkında genel bilgi………...11

1.2. Aytıs (Atışma) Türleri………...14

1.2.1. Yar – Yar………...15

1.2.2. Badik………...15

1.2.3. Kız ile Yiğit Atışması………...16

1.2.4. Din Atışması………...16

1.2.5. Bulmaca Atışması………...17

1.2.6. Ozanlar Atışması………...17

1.3. Diğer Türk Topluluklarında Atışma………...19

1.4. SSBC Dönemindeki Atışma………...21

BÖLÜM 2: KAZAKÇA METĐN VE TÜRKĐYE TÜRKÇESĐNE AKTARMA…..22

2.1. Aytıstar Tuvralı (Atışmalar Hakkında)...22

2.2. Salt - Ädet Aytıstarı (Örf Adet Atışmaları).………...39

2.3. Qayımdasuv………...66

2.4. Qağısuvlar (Sataşmalar)………...241

2.5. Tüsinikteme (Açıklama)...284

2.6. Aytıslarda Geçen Đkilemeler (Kos sözder)……….300

2.7. Aytıslarda Geçen Fiiller………..302

2.7.1. Yazımı ve manası Türkiye Türkçesi ile aynı olan fiiller………...302

2.7.2. Bir ses değişmesi farkıyla Türkiye Türkçesinde de bulunan fiiller………...303

2.7.3. Đki ses değişmesi farkıyla Türkiye Türkçesinde de bulunan fiiller………...304

2.7.4. Türkiye Türkçesinde olmayan ve ikiden fazla ses değişimi bulunan fiiller..305

2.8. Qısqaşa Sözdik (Kısa Sözlük)………309

(6)

ii

BÖLÜM 3: DĐZĐN………..……….314 SONUÇ……….541 KAYNAKLAR……….542 EKLER………....

ÖZGEÇMĐŞ……….550

(7)

iii

SAÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tez Özeti Tezin baslılığı: “Kazak Halk Edebiyatı – Aytıs I”/ Giriş - Metin- Aktarma - Dizin Tezin yazarı: Zhanat Botabayeva Danışman: Prof. Dr. M. Mehdi Ergüzel Kabul Tarihi: 11.06.2008 Sayfa Sayısı: iv(ön kısım)+550(tez) Ana Bilim Dalı: Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı: Yeni Türk Dili

Türk dünyasının kültür varlığının önde gelen unsurlarından biri âşıklık geleneğidir. Bu gelenek Türk cumhuriyetleri ve topluluklarında ortak bir mirastır.

Biz bu çalışmamızda atalarımızdan bu güne kadar gelen gelenek “Aytıs” yanı atışma hakkındaki “Kazak Halk Edebiyatı Aytıs I” kitabını ele aldık. Đncelememizde bu metinin transkripsiyon ve aktarmasını vererek, atışma ve atışma türleri üzerine genel bilgiler verdik.

Đkinci olarak da dizin çalışması yaptık. Bu dizinde bir kelimenin hangi sayfada ve kaç kez tekrarlandığını verdik. Çalışmamız incelenirken bir kelimenin hangi satırda geçtiğini bulabilmek için “Kazak Halk Edebiyatı Aytıs I” kitabının metin kısmında satır numarası verilen yere bakılmalıdır.

Ek olarak bu kitapta adı geçen yazarlar, yazarların hayatı hakkında açıklama ve anlamı bilinmeyen kelimelerden hazırlanan sözlüğü sunduk.

Anahtar kelimeler: Türkiye Türkçesi ve Kazak Türkçesi, Atışma

(8)

iv

SAU-The Institute Of Social Science Abstract Of Master's Thesis The Title of The Thesis: “Kazak Folk Literature Aytıs I”/Introduction - Text – Quatation - Index

Written by: Zhanat Botabayeva Consultant: Prof. Dr. M. Mehdi Ergüzel The Date of Acceptance: 11.06.2008 Number of Page: iv(Front side)+550(Thesis) Branch of Science: Turkish Language

and Literature Science: New Turkish Language

The Minstrely Custom is one of the heading customs of cultural assets in Turk-World.

This custom is a common heritage in Turkic Republics and the communities.

In this study, till today from our ancestors, we deal with the book “Kazak Folk Literature Aytıs -I-“ I mean about “cross talk”. We gave general information about

“cross talk and kinds of “cross talk” by giving the transcription of this text and quatation, in our investigation.

Secondly, we had a study on an index. We mentioned in this index how many times and in which page a word repeats. It must be taken a look in the text section of the book “Kazak Folk Literature Aytıs –I-“ while our study is investigated, to able to find which line a word is in.

By way of addition, we presented a vocabulary prepared for unknown words and explanations about authors whose names were writen and their lives in this book

Key Words: Kazak Turkish and Turkish Türkish, cross talk

(9)

GĐRĐŞ

Dil yetisi, insan aklının ve şuurunun meyvesidir. Kâinattaki sesler, birbirine karşılık birbirinin aynı olmayan, büyük bir orkestranın bitmeyen bestesidir. “Hiçbir şey ifade etmeyen bir dizi ses, dil değildir. Dil, eklemli, sınırlanmış, ifade amacıyla örgülenmiş sesler dizisidir. Đnsanlar, aralarındaki evrensel uyum sebebiyle anlaşırlar. Çünkü hepsi aynı doğaya, aynı us, ruh ve duygu düzenine sahiptir, adeta, aynı tuşlara basıp aynı tellere dokunurlar.”

Dil anlamak, anlaşmak ve anlatmak için vardır. Dilin unsurları; asırların yoğurduğu mânâ sembolleri olan, içinde bir yığın hatırayı barındıran, hafızasında, ait olduğu milletin kültür kodlarını saklayan kelimelerdir (Ergüzel, 2007:71–72).

Türkler gelenekçi bir millettir. Geleneğe bağlılık, iş ve sanatın devam etmesinde önemli rol oynar. Geleneğin bir toplumun tüm kesimlerine yayılması, yüzyılı aşkın zamanı gerektirir.

Bugüne kadar yaşatabildiğimiz gelenekler içinde âşıklık geleneği, kültürümüz açısından mümtaz bir yere sahiptir. Çünkü bu gelenekle birlikte Türk milleti, kültürel değerlerini, sosyal yapısı ve yaşadığı hadiseleri günümüze yansıtma imkânı bulmuştur (Kaya, 2001:87).

Kültür tarihi içinde ozanlık geleneği ve ozanların önemli bir yeri vardır. Bunlar, tarih içinde mitolojiden aldıkları destek ve güçle destanların yaratılmasında rol oynamış, yaşadıkları dönem ve içinde bulundukları toplumun sosyal, siyasal, kültürel ve dini hayatında etkili olmuşlardır. Bu güçlü oluşum, durağanlaşmamış, dünde kalmamış, halk biliminin dinamik yapısı içinde günümüze kadar gelmiş ve günümüzde de etkisini sürdürmektedir. Bu gelenek, ad değiştirerek günümüzde Türkiye’de “âşıklık geleneği”, Kırgızistan’da “akın aytış” ve Kazakistan’da ise “akındar aytısı” olarak yaşamaktadır.

Bu çalışma, eskiden beri süregelmiş Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası olan atışmanın tarihteki yeri ve Kazak Türklerinde hala devam etmekte olan bu geleneğin önemini içermektedir. Bugünlerde de Kazakistan’da bu gelenek devam etmektedir.

Kazak edebiyat tarihini atışmasız düşünmek mümkün değildir. Bütün tarih boyunca

(10)

2

ozanlar halk taraftarı olup, köy ileri gelenlerini sert bir şekilde eleştirebilen insanlar olmuştur. “Baş kesmek var, dil kesmek yok” atasözü de buradan gelmiş olmalıdır.

Atışmalar sadece ve sadece ozanlar tarafından yapılmıştır. Ozanlık geleneğinin, Türk edebiyatının ortaya çıkışıyla birlikte kültür tarihi içindeki yerini aldığı söylenebilir. Ali YAKICI; “Dede Korkut Kitabı’nda Görülen Ozan Tiplerinin Türkiye Sahası Âşıklık Geleneğinin Oluşumuna Etkisi” adlı makalesinde: “Ozanın, yaşadığı dönem ve coğrafyalarda içinde bulunduğu toplumların sosyal, siyasal ve dinî hayatında önemli görevler üstlendiği, birçok bakımdan toplumun önder kişisi olduğu, Türk kültürünün edebî oluşum ve gelişmesinde yerini aldığı bilim adamı ve araştırmacıların genel kabulleri arasında yer almaktadır” demiştir (Yakıcı, 2002: 40-47).

Araştırmanın Amacı

Bir toplumun pek çok özelliği; yaşayışı, geleneği, dünya görüşü, yaşam felsefesi, inançları, bilim, teknik ve sanata katkıları o toplumun diline yansır; o toplumun dilinden izlenebilir. Kısaca söylenecek olursa dil, aynı zamanda her yönüyle bir ulusun kültürünün aynasıdır; insanın ve uygarlığın en önemli belirtisi ve aracı dildir (Aksan, 2003:13).

Bu atışmaların yazıldığı zamanlardaki ozanların kullandığı kelime hazineleri o dilin zenginliğini ortaya koyar.

Türk tarihinde atışmanın önemini belirtmek ve bölgelerde hala devam etmekte olan atışmaların eski dönemdekilerden farkını ortaya çıkarmak, bu çalışmanın amaçlarından biridir.

Çalışmanın Önemi

Yaşayan Türk şivelerinden Kazak Türkçesinin sözlü halk edebiyatı eserlerini Türkiye Türkçesine kazandırarak aynı kökten gelen iki Türk topluluğunun söz zenginliğini ortaya koymak ve karşılaştırmalar yaparak yeni çalışmalar için malzeme hazırlamak bu çalışmanın odaklandığı önemi gösterir.

(11)

3 Çalışmanın Metodu

Çalışmamız “Kazak Halk Edebiyatı Aytıs I” kitabı üzerinde hazırlanmıştır. Bu çalışmada Kiril harfleriyle verilen metin Latin harflerine transkribe edilmiştir ve her satıra numara verilmiştir.

Đnceleme, söz varlığını ortaya koyma bakımından kelime sayılarının gösterildiği dizin çalışması ile devam etmektedir. Bu çalışma hangi kelimenin hangi sıklıkta ve hangi satırda geçtiğini bulmak bakımından faydalı olacaktır. Dizin çalışmasında Cibakaya 2.2 programı kullanılmıştır. Bu kelimelerin kolay bulunması için numaralandırmış metin ek olarak verilmiştir.

(12)

4 A. “KAZAK” Kelimesi Hakkında

Bugün Kazak Türklerinin yaşadığı ülke olan Kazakistan, Türkistan’ın geniş bozkırları ile eski Türk Anayurdu Altaylara kadar uzanan bir Türk cumhuriyetidir. Bu geniş bozkırda yaşayan halk “Kazak” diye adlandırılmaktadır.

Kazaklar, eskiden beri Turanlı göçebe bir halk diye gösterilmiştir. X. Asırda Bizans hükümdarları ve tarihçisi Konstantions Porfiregenetos, Kazakların bulunduğu yerden Kazahi diye bahsederken daha bin yıllarında Ferdevsi Şehname’sinde eski tarih kayıtlarına dayanarak bir Kazak hanı ve göçebe bir savaşçı Kazak kavminden bahseder.

Çingiz Han’ın oğulları zamanında da Kazaklardan bahsedilir ve Kazakların Coçı Han’a bağlı olduğu kabul edilir.

XVI. ve XVII. asırlarda Sibirya’yı ve Altay havalisini işgal eden Ruslar XVIII. asırda Türkistan’a yayılmış ve burada konuştukları dil ve yaşayışları bakımından Kırgızlara benzeyen Kazak Türklerine de Kırgız adını vermişlerdir.

Kazakların büyük şairi Abay “Kazak’ın Esasının Nereden Çıktığı Hakkında” isimli makalesinde bu hususta iki fikir ortaya koymuştur.

1) “Araplar göçebe halklara “Huzağı” demişlerdir”.

2) Eski zamanlarda bir han, göç etmekte olan bir kavmin (Kazakların) sırayla gitmekte olan develerini göstererek “Đşte bunlar gerçekten Kaz – ak’mış” demiş.

Bu sözleriyle han, göç etmekte olan Kazak göç kervanını dönen kazların sırayla uçmasına benzeterek “Kaz – ak gerçekten kazmış” demiş diyor.

A. Haydarov da “Kazak” sözünün bir kabile adından geldiğini söylemekte ve Kazakistan toprağında 5 ile 8. yüzyıllarda yaşayan “Az” kabilesinin adı olarak yorumlamaktadır (Kokıbasova, 2003:16 -19).

Prof. N. I. Vaselovski’nin taş basması “Doğu Tarihi Tahrirlerinde” “Kazak” kelimesi hakkında ancak “Kaza benzeyen insan, yani kuş gibi serbest” izahı vardır.

Gombocz’un mütalaası münasebetiyle Finlandiya Altaistlerinden Ramstedt, şayet Hazar ve Kazak isimlerini gerçekten kaz- “göç et-” fiilinden türetmek icabediyorsa, bunun menşe şeklinin kas olduğunu söylemiştir (Samoyloviç, 1957:95–97).

(13)

5 B. Kazak Türkçesi

Kazak Türkleri, Türk boylarının kuzey, yani Kıpçak koluna; Kazak Türkçesi de Kıpçak lehçe grubuna dâhil edilmektedir. Türk lehçeleri içerisinde en geniş sahada konuşulan Türk lehçesi Kazak Türkçesidir. Kazak Türkçesi, Kıpçak lehçelerinden en çok Karakalpak ve Nogay lehçeleriyle benzerlik göstermektedir.

Kazak Türkçesi, Kazak boyunun hayat şartları içerisinde, serbest bir gelişme imkânı bulmuştur. Kazak halkının büyük bir kısmının dini kültür merkezlerine uzak olması sebebiyle, din eğitimi küçük bir zümrenin dışına çıkmamıştır. Bu yüzden diğer Türk lehçelerine göre, Kazak Türkçesinde Arapça ve Farsçanın etkisi oldukça azdır. Arapça ve Farsçadan çok az etkilenen Kazak Türkçesi, özellikle son yüzyıllarda Rusçadan etkilenmiş ve kelimeler almıştır.

Kazak Türkleri 1923 yılına kadar Arap alfabesini kullanmıştır. 1928’de Latin alfabesine geçerler. 1940 yılında Kiril alfabesini kabul ederler ve şu anda da Kiril alfabesini kullanmaktadırlar (Buran, 2001:193 -194).

Kazak Türkçesinde 9 ünlü vardır: a, ä, e, ı, i, o, ö, u, ü. Görüldüğü gibi Türkiye Türkçesindeki 8 ünlüden farklı olarak Kazak Türkçesinde bir de açık ä ünlüsü bulunmaktadır. Bu ünlü a ile e arasındaki hafif vurgulu olarak söylenen seslidir.

Kazak Türkçesindeki ünsüzler şunlardır: b, g, ğ, d, j, z, y, k, q, l, m, n, ň, p, r, s, t, w, f, x, h, ş. Rusça kelimelerde görülen В(V), Ё (Yo), Ц (Ts),Ч (Ç),Щ (Şç), Э (E), Ю (Yu), Я (Ya), Ъ, Ь işaretleri (Ercilasun, 2007:433).

1. Türkiye Türkçesindeki bütün ş’ler Kazak Türkçesinde s’dir: tös (döş), tüs- (düşmek).

2. Türkiye Türkçesindeki bütün ç’ler Kazak Türkçesinde ş’dir: aş- (açmak) 3. Kelime başındaki bütün y’ler Kazakçada j’dir: jıl (yıl), jaz- (yazmak).

4. Türkçe asıllı kelimelerin başındaki bütün g’ler Kazak Türkçesinde k’dir: köz (göz), kir- (girmek).

5. Türkçe asıllı kelimelerin başındaki bütün d’ler Kazak Türkçesinde t’dir: til (dil), de- (demek).

(14)

6

6. Kalın ünlü ve tek heceli kelimelerin sonundaki bulunan ğ’lar Kazakçada v’dir:

tav (dağ), bav (bağ).

7. “Varmak, vermek, var” kelimeleri Kazak Türkçesinde b iledir: bar-, ber-, bar.

8. Arapça kelimelerdeki ayın sesi, kelime başında ve ortasında ğ olur: ğılım (ilim), tabiğat (tabiat).

9. Arapça ve Farsçadan alınan kelimelerin başındaki h, ya düşer, ya q’ya döner: är (her), qazir (hazır, şimdi).

10. Hece sonunda bulunan rk, lk gibi sesler arasında ünlü türer: berik (berk), Türik (Türk) (Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I,1991: 1047–1048).

11. Kazak Türkçesinde l ünsüzü, Türkiye Türkçesinden farklı olarak l, m, n, ñ ve z ünsüzlerinden sonra geldiğinde değişerek d olur. Bu değişme daha çok l ünsüzü ile başlayan eklerde (-lar, ler çokluk eki; -lıq, -lik ve –lı, -li isimden isim yapma ekleri; -la-, -le- isimden fiil yapma eki) görülür: jıldar (yıllar), adamdar (adamlar, insanlar mânâsında), teñizder (denizler), xandıq (hanlık).

12. Kazak Türkçesinde l ünsüzü, sedâsız (tonsuz) ünsüzlerden (k, q, p, s, ş, t) sonra geldiğinde değişerek t olur. Türkiye Türkçesinde böyle bir değişme görülmez.

Bu değişme de daha çok l ile başlayan eklerde görülür: kitaptar (kitaplar), kiyikter (geyikler), dostıq (dostluk), quttı (kutlu), küşti (güçlü).

13. Kazak Türkçesinde m ünsüzü bir kısım sedâlı (tonlu) ünsüzlerden sonra geldiğinde değişerek b olur. Bu değişme özellikle m ünsüzü ile başlayan (-ma-, - me- fiilden olumsuz fiil yapma eki, -ma, -me soru eki) eklerde görülür. Bu ekler m, n, ñ, ve z sedâlı (tonlu) ünsüzlerinden sonra geldiğinde başlarındaki m’ler b’ye dönüşür: jazba (yazma), oyun ba? (oyun mu?), aldıñ ba? (aldın mı?), az ba?

(az mı?).

14. Kazak Türkçesinde m ünsüzü, sedasız (tonsuz) ünsüzlerden (k, q, p, s, ş, t) sonra geldiğinde değişerek p olur. Türkiye Türkçesinde böyle bir değişme görülmez.

Bu değişme de özellikle m ile başlayan eklerde görülür: jetpis (yetmiş), atpa (atma), işpe (içme), aldıq pa? (aldık mı?), bos pa? (boş mu?), ağaş pa? (ağaç mı?), sağat pa? (saat mi?) (Tamir, 327–330).

(15)

7 C. Kazak Edebiyatı

Kazak Türklerinin kendine has, oldukça zengin bir halk edebiyatı vardır. Hayatın çeşitli dönemleri ile ilgili törenler, Kazaklar arasında çok canlı bir şekilde yaşamaktadır.

Kazaklarda halk türküsüne “jır” veya “ölen”, türkü söyleyen kimseye de “cırav” veya

“ölenşi” denir. “Akın” adı verilen Kazak ozanları irticalen şiir söyler, diğer akınlarla atışır, halk hikâyeleri anlatır, destanlar okurlar. Akınların atışmasına “aytısuv” adı verilir.

Çağdaş Kazak Edebiyatı, XIX. yüzyılda başlar. Çağdaş edebiyat kendi arasında:

1. Hazırlık Dönemi (XIX. yüzyıl) 2. Hürriyet Dönemi (1905 – 1920 arası)

3. Sovyet dönemi (1920’den sonraki devir) olarak üç bölümden oluşmaktadır.

1. Hazırlık Dönemi: Rusların Kazakistan’ı istilası ile başlar ve Kazak edebiyatında roman, hikâye, tiyatro gibi yeni türler ortaya çıkar.

Hazırlık döneminin en önemli kişileri Abay Kunanbayulı, Çokan Velikanov ve Ibray Altinsarin’dir. Abay, Çağdaş Kazak Edebiyatının ve Dilinin kurucusu sayılır.

Ibray Altınsarin ilk Kazak eğitimcisidir. Folklorla yakından ilgilenmiştir; realist Kazak nesrinin kurucusudur. Đlk kez Kazak Türkçesini resmi yazışmalarda kullanmış ve bu şiveyle ders kitapları yazmıştır.

2. Hürriyet Dönemi: 1905 yılında gerçekleşen Rus ihtilalinden sonra, hürriyet havasından faydalanan Kazak aydınları derhal teşkilatlanıp halka seslenmiş ve çeşitli basın yayın organları kurmuşlardır. Kazak Türkçesiyle çıkan Sirke gazetesi, Đslamcı Aykap mecmuası, Kazakistan gazetesi, Kazak gazetesi, Đşim Dalaşı ve Alaş gibi gazeteler milli şuurun canlanmasında önemli rol oynamışlardır. Daha çok milli konuların işlendiği bu dönemin önemli şair ve yazarları arasında Asfendiyer Köbeyulı, Sultan Mahmut Torayğırov, Ahmet Baytursınoğlu, Mağjan Cumabayev, Alihan Bökeyhan sayılabilir.

3. Sovyet Dönemi: 1920’den başlayarak devam eden dönemdir. 20 Ağustos 1919’da Ruslar, milli hükümeti yıkarak yerine Kazakistan Muhtar SSB Cumhuriyetini kurarlar.

(16)

8

Böylece Kazakistan’da Sosyalizm ve Komünizmin baskısı altında bir edebiyat ortaya çıkar. Bu yıllarda yeni rejime ayak uydurmayan milliyetçi sanatçılar 1937, 1938 ve 1939 katliamlarıyla öldürülürler. Yeni yetişen nesillere resmi ideoloji kabul ettirilir ve bu yolda eserler yazdırılır.

Bu dönemin önemli edipleri arasında Saken Seyfulin, Muhtar Avezov, Sabit Mukanov, Ğabiden Mustafin, Ğabit Musrepov, Tahavi Ahtanov gibi isimler önde gelir (Çağdaş

Türk Lehçeleri 2001:194 -196).

Sözlü Edebiyat Hakkında Genel Bilgi

Kazak halkının medeni mirasının büyük bir bölümü halkın sözlü edebiyatından oluşur.

Okuma yazmanın olmadığı dönemlerde de Kazak halkı kendi yaşamı, siyasi hayatı, işi, sevinci ve üzüntüsü, dünya görüşü hakkında şiirler, destanlar, masallar, atasözleri üretmiş ve onları sözlü edebiyat halinde ortaya koymuştur. Bu yüzden bunlara halkın sözlü edebi eseri, bilgelik sözü, yani sözlü edebiyatı diyoruz.

Sözlü edebiyatı, folklor diye de adlandırıyoruz. Folklor - Đngiliz sözüdür. Bu kelime halk yaratma kabiliyeti, halkın sözlü edebi eseri, halk bilgeliği manasını bildirir.

Folklor, yeryüzündeki halkların hepsinde vardır. Halk arasından çıkan yetenekli, edebi sözlerin ustaları da kendi çalışmalarını sözle söyleyip, bir sonraki nesillere bırakmıştır.

Onları arkadan gelen yeni nesiller birbirlerinden ezberleyip günümüze kadar getirmiştir.

Sözlü edebiyat, geçmiş zamanlardan bu güne kadar gelen bir mirastır. Bu konu hakkında Rusların ünlü eleştirmeni B. G. Belinskii: “Edebiyat Diyen Sözün Genel Manası” adlı çalışmasında sözlü edebiyat ve yazılı edebiyat arasındaki farklılıkları da söyleyip, sözlü edebiyatın halkın eski zamanlardaki düşünce ve fikrinin meyvesi olduğunu belirtir. “Halk veya kabile, yazma sanatını bilmeyebilir, ama onun nazmının olmaması mümkün değildir.” diye Belinskii sözlü edebiyatın çok eski olduğunu söyler.

Sözlü ve Yazılı Edebiyat Arasındaki Farklılıklar

Kazak Türklerinin ozanlık sanatı sözlü edebiyat ürünlerinden edebiyata kavuştuğu dönem olan XIX. asrın sonu ve XX. asrın başı olarak tanımlanıyor (Abdikalıkova, 2003:20).

(17)

9

B. G. Belinskii sözü edilen çalışmasında ve “Edebiyatın Türleri” adlı makalesinde sözlü ve yazılı edebiyatın arasındaki farklılıkları sıralamıştır.

Belinskii’ye göre: sözlü edebiyatın en önemli farkı eserin yazarının olmamasıdır. B. G.

Bilinskii’ye göre: “...Sözlü edebiyatı ele alacak olursak, onun belli bir yazarı yoktur, çünkü sözlü edebiyatın yazarı halktır. Halkın veya bir soyun iç ve dış yaşantılarını hiç değiştirmeden, olduğu gibi gösteren sıradan bir şiiri veya destanları çıkaran kimler idi, bunu kimse bilmiyor... gibi. Yazılı edebiyata bakarsak, sözlü edebiyata göre çok daha farklı bir durum ortaya çıkıyor: Onun yazarı halk değildir, onun yazarları halk ruhunu her yönüyle kendi düşüncesi halinde bildiren bir insandır.”

Sözlü edebiyatın başka bir farklılığı da sözlü edebiyat eserlerinin çok çeşitli olmasıdır.

Bunun sebebi eserlerin sözle çıkarılıp, halk arasında ağızdan ağza söylenerek tartılmasıdır, diyebiliriz. Yani bir eserin toplulukta söylenip, daha sonra dinleyiciler tarafından başka bir yerde bazı yerleri değiştirilerek, kendi sözleri katılarak söylenmesidir. Böylece o eserin birkaç türü meydana çıkıyor. Yazılı edebiyatta bunun gibi olaylarla karşılaşmıyoruz. Çünkü her yazar (ozan), eserini kendi adları ile yayınlıyor. Hangi eseri kimin yazdığı ve tarihi belli oluyor.

Sözlü edebiyatın bir başka farklılığı da, sözlü edebiyatta kalıplaşmış sözlere ve cümlelere çok sık rastlanmasıdır. Mesela masalların çoğu:

Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde

Kalbur saman içinde diye başlanıyor.

Yazılı edebiyat eserlerinde bunun gibi kalıplaşmış sözler yoktur. Her yazar eserini başka bir yazara benzetmeden kendi bakış açısı ile yazar (Gabdulin, 1996:5–12).

Sözlü Edebiyatın Türleri

Kazak Edebiyatı her alanda, her türlü janrda gelişmiştir. Örf adet yırlarından başlayıp, aşk destanlarına kadar uzayan zengin bir miras, Kazak halk edebiyatının janrlık bakımından geliştiğini gösteriyor.

Kazak sözlü edebiyatının birkaç türü vardır. Onlar:

(18)

10

Halk arasında her konuda yazılan şarkılar, atasözleri, masallar, efsaneler, kahramanlık yırları, örf adet yırları ve atışmalar v.b (Kazak edebiyatı 8,1984:4–5).

(19)

11

BÖLÜM 1: AYTIS (ATIŞMA)

1.1. Atışma Hakkında Genel Bilgi

Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı ilk günden bugüne kadar daima gelişen, ancak mahiyetini değiştirmeyen bu milli oluşum; özellikle Đslamiyet’in kabulünden sonra kültürel, dini, sosyal ve politik şartlar altında çeşitlenme göstermiş ve bunun doğal sonucu olarak da gelenek ve gelenek temsilcileri farklı Türk boylarında ve coğrafyalarında çeşitli adlarla anılmışlardır.

Türkiye’de “Âşık Tarzı” olarak tanımlanan gelenek, Kazakistan’da “Jıravlar ve Akınlık Geleneği” olarak adlandırılmıştır. Bu farklı adlandırılışa karşın her iki oluşumun da özü birdir ve her iki coğrafyada yaşayan gelenek temsilcilerinin proto-tipi “Ozan” olarak adlandırılan sanatçı tipidir.

“Ozan” kelimesi, Oğuzların halk şairi -musikişinası- manasında çok eskiden beri kullanılan bir kelimedir.

Bu bağlamda “Âşık Tarzı” diye nitelendirilen oluşumun Anadolu’daki ayağına “Aşıklık Geleneği”; Kazakistan’daki ayağına ise “Jıravlık – Akınlık geleneği” denilmiştir.

Kazakistan’da yaşayan jıravlık - akınlık geleneği, ayrıntılardaki bazı farklılıkların dışında Türkiye’de yaşayan âşıklık geleneğiyle benzerlik gösterir.

Aşık tarzı şiir geleneği içerisinde önemli bir yer tutan sistemli değişmeler bügün de Anadolu’da özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan aşıklar arasında devam etmektedir (Şişman, 2002:68–74).

Atlı – göçebe kültürün temel teması, ozan - baksılar tarafından kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Âşık; arzu ve ümitleri dile getirir, halkın yaşayışı ve tarihini yansıtır, sözlü kültürü yayar.

Türkiye'de ozan, âşık, halk şairi, saz şairi olarak nitelendirilen âşıklar; Azerbaycan Türklerinde ozan, âşık, el şairi; Kazak Türklerinde halk akını, suvırıp salma akın, aytısker; Kırgız Türklerinde halk akını, aytışçı; Türkmen ve Özbek Türklerinde akın,

(20)

12

ahun, bahsi, şair; Uygarlarda bahsi, aşuk, goşakçı; Karakalpaklarda akın, aytısger;

Başkurtlarda sâsân; Tatarlarda çaçan olarak nitelendirilmektedir (Artun, 1-2).

Türk kavimlerinin âşıklık geleneği ortak bir geçmişe sahiptir. Türklerde sözlü gelenek kültürü Oğuzlardan inen Türkmenler bir yana bırakılırsa, Kıpçak grubunda yer alan Tatar Türkleri dışında kalan Kazak, Kırgız, Karakalpak, Altay, Tuva gibi kavimlerde;

yazılı gelenek kültürü varlığını ancak yakın tarihte hissettirmiştir. Bu bakımdan diğer ya hiç olamayan veya zayıf bir şekilde yer alan hikâye ve destan anlatma geleneğinin Kars yöremizde, özellikle Karakalpaklar arasında canlı bir şekilde sürmesi Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Kıpçak Türkleri ile sıkı bir ilişkisinin olmasıyla açıklanabilir.

Prof. Dr. Umay Günay, “ Orta Asya’da teşekkül edip gelişen, Kafkaslar ve Anadolu üzerinde geniş bir coğrafaya yayılan milli Türk şiirinin dolayısıyla aşıklar geleneğinin müşterekliğini sağlayan belirli unsurlar vardır” demekte, bunları sıralamaktadır. Bu unsurlar, dünya üzerinde hangi coğrafiyada olursa olsun bütün Türk kavimlerinde ortaktır. Şiir daima ezgili söylenmektedir ve mümkün oldukça bir müzik aleti kullanılmaktadır. Bu müzik aletleri Türkiye’de çöğür veya saz; Azerbaycan’da saz, tar;

Türkmenistan’da dutar; Özbekistan’da dombıra, dutar; Kazakistan ve Karakalpakistan’da dombıra; Noğay ve Kumuklarda ağaç (homuz) olarak netelendirmektedir. Hepsinin ortak üzelliği telli çalgı oluşlarıdır. Fonksiyon aynıdır (Çınar, 1998:59-60).

Atışma yeryüzündeki halklar içinde tam anlamıyla sadece Kazaklarda korunan bir söz hüneridir. Atışma hüneri önceki devirlerde âşıklık kabiliyetini tanıtma ve değer vermenin bir ölçüsü durumundayken, daha sonraları ozanlık hünerinin gelenekselleşen bir mektebi haline de gelmiştir. Türk topluluklarının nazmında unutulmaya yüz tutmuş, ama konar - göçer hayat geleneğini devam ettiren Kazak, Kırgız ve Karakalpak topluluklarının nazmında bugüne kadar korunup güzelleştirilerek devam etmiştir. Bu atışma hüneri özellikle Kazak şiirinde önceki geleneğini de bozmadan korunmuştur.

Bugün de atışma hünerinin yenilenerek ve her geçen gün gelişip yayılarak halkın manevî çölüne su veren, hayata uygun nazım türüne dönüştüğünü, Kazakistan’da aralıksız olarak yapılan ozanların atışmaları şahitlik etmektedir (Mırzahmetulı, 2002).

(21)

13

Atışma Kazak halk sözlü edebiyatının sosyal manası çok geniş olan bir dalıdır. O, ozanlık sanatının meyvesidir. Yazılı edebiyatı olmayan göçebe bir halkın yaşadığı ülkede, atışmanın estetik etkisi de vardır.

“Atışma” eski bir kelimedir. Önceleri atışmak, söz yarışması, sanat yarışması anlamında kullanılmıştır. Eski zamandan bugüne kadar “Sanatın kaynağı edebi dil” diye söz sanatına değer verip, hürmet eden Kazak halkı genel edebi mirasa, onun içinde söz sanatı bol ozanlar atışmasına ayrı bir önem verip, onu kendi manevi ömrünün görüntüsü olarak nesilden nesile devam ettirmiştir.

Ozan atışmalarının hepsi halkın toplandığı oyun, eğlence, toplantı ve düğünlerde olurmuş. Kalabalık arasında bu yarışmaya katılan iki ozanın da sözlerini inceleyip, değerlendirenler de halk, kadı ve ihtiyarlardır (Kazak Halk Edebiyatı, 1986:5–6).

Kazak halk biliminin en çok gelişen bağımsız dalı, atışmadır. Atışma I. Söylemek, II.

Atışmak fiillerinden meydana gelmiştir. S. Mukanov “Atışma” külliyatının birinci cildine yazdığı ön sözünde bu sözün bazen “tartışma” anlamında da düşünüldüğünü söylemiştir. Ancak iki insan arasındaki tartışma, çatışma – edebi janr ozanlar atışması olmuyor.

Atışma nazmının izlerine Kazak halkının destanlarında çok rastlanır. Ona çoğunlukla iki insan arasındaki karşılıklı konuşmalar diyebiliriz (Konıratbayev, 1991:273).

Atışmanın ilk baştaki türlerinin çok eskiye dayandığını, eski zamanlardaki halk eserlerinin küçük türleri olan örf adet yırlarından başlandığını görüyoruz. Đki grup olarak hep beraber söylenen düğün, adet şarkıları (“Yar - Yar”) ile eski dini inanışlara bağlı yırlar (“Badik”) veya Nevruz bayramıyla ilgili dua, dilek türündeki sırayla söylenen şarkı, yırlar atışma janrının temelini atmıştır. Fakat bu yırlar, ozanlar atışmasındaki gibi akıldan çıkarılan söz, hüner yarışması değil, sadece gelenekli örf adet yırlarını, inanış dileklerini söylemeye yararmış. Onların sözlerini ezberlemek kolay olurmuş. Söyleniş sırasında yukarıda belirttiğimiz şarkı sıralarının hepsi tekrarlanıp, sadece bazı yerleri değiştiriliyormuş. Böylece “Yar - Yar” ile “Badik’teki” iki tarafa da ait metinler ezberlenerek, yavaş yavaş kendisine ait şiirler de yazılarak ozanlığın başladığını görüyoruz.

(22)

14

M. Ayevov’ın sözüyle söylersek, grup halinden tek başına, ezberlenen metinden yaratıcılık sanatına doğru bir değişim (Jarmuhamedov, 1990:8).

Aytıs kelimesi “ayt-” fiilinden isim yapma ekiyle türetilmiştir. “ayt-” fiili “hatır sormak, söylemek, sormak, söyletmek, konuşmak” gibi anlamlara gelmektedir.

“Aytıs” kelimesi Qazaq Tiliniñ Sözdigi’nde: 1. Đrticalen söyleyen ozanların sözlü şiirlerle yaptığı söz yarışması; 2. Söz yarışı, fikir tartışması; 3. Şiirle söz yarışmasına

girmek, atışmak şeklinde izah edilmektedir.

Kazak Türkçesi Sözlüğü “Aytıs” kelimesinin anlamını: “Đki adam arasında veya iki grup arasında karşılıklı söylenen ağıt, şiir.” diye, Qazaq Tiliniñ Tüsindirme Sözdiği’nde ise

“Aytıs: Sadece iki kişinin veya iki grubun arasında şiir türünde irticalen yapılan söz yarışı. Aytısuv: Şiirler halk sözleriyle söz yarıştırmak, tartışmak, fikir mücadelesi”

olarak verir (Biray, 2003:58–76).

1.2. Atışmanın (Aytıs) Türleri

Edebiyat tarafından baktığımızda, atışmayı şarkıların mazmununa, başlıklarına göre iki gruba ayırabiliriz. Birinci grup halk yaşamını, örf ve âdetleri anlatan atışmalar, ikinci grup ise ozanların atışmalarıdır.

Örf ve âdetlerle ilgili aytıstar halkın toplandığı yerde, oyun eğlence sırasında çıkarılmışlardır. Onları çıkaranlar da ozanlardır. Bu atışmalar genel atışma sanatının ilk türleri olduğundan kendine ait bazı farklılıkları vardır. Đlk başta atışmaların halkı neşelendirmek, güldürmek amaçlarıyla meydana getirildiği söylenebilir (Gabdulin, 1996:320).

M. O. Avezov’ın “Kazak Edebiyat Tarihinin” ilk kitabı ile son yayınlanan kitabında, kendisinin atışma ile ilgili yazdığı bölümde atışma şarkılarını iki büyük gruba ayırıyor.

Onlar: 1. Örf adet atışmaları; 2. Ozanlar atışması. Yazar örf adet atışmalarına “Badik”,

“Yar- Yar”, ve ozanların atışmasına bulmaca, din, soylar atışması adını veriyor (Jarmuhamedov, 1978:11).

(23)

15 1.2.1. Yar - Yar

Evlenecek kızın düğününde söylenen örf adet atışmalarının bir türüdür. Bunun gibi Orta Asya, Arap, Parsı halklarında da vardır. Kendisine layık olmayan, ihtiyarlara verilen kızlar bazen düğün yapmadan evleniyormuş. Bu durumlarda kız kendinin nasıl birine verileceğini yar – yar şarkısından öğreniyormuş. Bu sebeple yar- yar şarkısında bir taraftan kızın, anne babasını, doğduğu, büyüdüğü yerini kıymadıkları söylese, diğer taraftan “gözyaşıma bakmadan kendime layık olmayana verildim” diyerek incinmesi de anlatılıyormuş (Konıratbayev, 1991:50).

Yar – yar atışması iki gruba ayrılarak atışma şeklinde söyleniliyor. Bir tarafta kızlar, bir tarafta yiğitler ya da kız veren, kızı almaya gelen dünürler olarak ikiye ayrılarak söyleniliyor. Yar – yarı düğüne gelen ozanlar veya “yar - yarın” halka ezberletilmiş yiğitler başlıyor. Atışmanın baş konusu evlenecek kız ve onun tanınmayan bir yere gitmesi oluyor. Bununla birlikte kızın gönlü alınıp, onun yeni yerinde iyi olması, çoluk çocuklu olması hakkında sözler, güzel dilekler söyleniyor. Hepsinden önce kıymetlisi, kızın yâri olduğunu bastırarak söyleyip, her satırda yar – yar diye tekrarlıyor.

Yar – yar atışmaları sadece evlenecek kızın düğününde değil, onunla birlikte gençlerin toplandığı oyun eğlencesinde de söyleniyormuş. Bu durumlarda toplanan gençler “yar - yarın” şarkısını, şakalarını gönül eğlendirmek için, aşk sırlarını açıklamak için söylüyormuş.

1.2.2. Badik

Badik diğer halklar gibi Kazak Türklerinin de eskiden gelen dini inancı olmuş. Bunun gibi kavramlar Ş. Valikanov’ın söylediklerine göre şaman devrinde, Allaha ibadet edilen zamanda ortaya çıkmış. Yaradılış sırını anlamayan eski zamandaki insanlar her doğa olayını bir güç olarak nitelendirmiş.

Hastayı veya hasta hayvanı tedavi etmek için eskiden özel geceler yapılırmış. Buna Kazak Türkleri “badik gecesi” demektedir. Bu gecede çoğunlukla gençler toplanıp hastayı ortalarına alarak tedavi etmeye çalışır. Đnsana ve hayvana hastalığı gönderen bir Allah var diye inanmış ve “badik gecesinde” Tanrısına şarkı söyleyerek yalvarıyormuş.

Badik gecesine toplanan kız ve yiğitler iki gruba ayrılarak atışmış. Her satırın sonunda

“göç, göç!” diye nereye göç edeceklerini söylüyorlarmış.

(24)

16 1.2.3. Kız ile Yiğit Atışması

Bu atışma, halkın örf âdetine bağlı oyun eğlencelerinde söyleniyormuş. Eğlenmeye gelen halkı güldürmek, moralini yükseltmek için bu atışmalar çıkarılmış. Bunun ilk türlerini ozan, kız ve delikanlılar çıkarmış. Bu atışmayı genellikle kızlar ve yiğitler başlatırmış, onlar atıştıktan sonra halk bu atışmaya “kız ve yiğit” atışması adını vermiş.

Kız ile yiğit atışması, genellikle iki gencin selamlaşması ile başlayıp şakalaşmalarıyla devam ediyormuş. Bu atışmada ozanlar atışmasındaki gibi büyük problemler pek yer almıyor.

Atışmaya katılan kız ve yiğit bazen gönül sırlarını, birbirlerini beğendiklerini söylüyorlarmış (Gabdulin, 1996:56-62, 320–322).

Bu tür kız – yiğit atışmaları, genellikle düğün ve eğlencelerde, amatörce ve ezberlenmiş usta malı şiirlerle yapılmaktadır. Đrticalen icra edilenleri de vardır. Bu tür, Doğu Karadeniz bölgemizde kızlarla erkeklerin icra ettiği “atma türkü” geleneğine benzemektedir (Biray, 2003:58–76).

1.2.4. Din Atışması

Tarihçilerin söylediklerine göre, Kök Tanrı inancındaki Kazak Türkleri, XVI. – XVII.

asırlarda Đslama yaklaşmış, XVII. asırdan itibaren Đslam dinini tamamen kabul etmiştir.

Mollalar, imamlar Kazak halkına Đslam dinini yaymak için nazımdan, özellikle de atışma şarkılarından faydalanmıştır. Onlar halka anlaması zor dini sözleri, dini şartları bazı ozanlar tarafından anlatmak istemiş, topluma ozanlık dili ile dini hikâyeleri yaymıştır. Bu esaslarla din atışmaları meydana gelmiştir.

Din atışmaları, iki ozanın birbirleriyle yaptıkları soru cevap metni halinde söyleniyor.

Atışmanın esas konuları din hikâyeleri, din nasihati, halk inançlarıdır. Bu sebeple din atışmaları değişmeyen, söylenenlerin tekrarlandığı bir şarkıya dönüşüyor.

Din atışmaları soru cevap şeklinde gökyüzü, yerin altı, tabiat görüntüleri, hayvanlar hakkında söyleniyor. Bunların hepsini yaratan bir Allah olduğunu söyleyip, halkı ona inandırmaya çalışıyor. Bununla birlikte beş vakit namaz kılmak, oruç tutmak, adak vermek hakkında da söyleniyor. Din atışmasında, “Allah Teala’nın emrine uymak,

(25)

17

Allah’a sığınmak” gibi yönler de söylenerek; namaz kılan, oruç tutan, adak veren kişi

“cennetin” baş köşesinde yer alır, bu şartları yapmayanlar “cehennem ateşinde”

yanacaklardır diye halk korkutuluyormuş.

1.2.5. Bulmaca Atışması

Kazak Türklerinin yaşantısına, örf âdetine bağlı atışmanın bir türüdür. Bu atışmada oyun eğlencesi, halkın toplandığı yerlerde söyleniyormuş.

“Bulmaca atışması” atışma sanatının içindeki en zoru gibidir. Çünkü bu atışma ozanlıkla birlikte, zekiliği de gerektiriyor. Bu yüzden bu atışmaya katılan ozanın şarkıyı aklından çıkarmaması yetersizdir. Bununla birlikte ozan zeki ve çabuk düşünüp, çabuk cevap vermeyi bilmelidir. Bulmacayı soran da, çözen de her şeyden haberdar olmalıdır.

“Bulmaca atışması”na katılanlardan bulmacayı cevaplayanlar, çoğunlukla insanlar tarafından bilinen eşyalardan yola çıkıp, bir şeyi ikincisine benzeterek sonucu çıkarıyor.

Bu sebeple bulmaca konuları: gökyüzü, yaratılış, dünya, hayvanlar, insan, bilim, meslek… gibi konulardan oluşuyor (Gabdulin, 1996:56–62, 322–325).

Bulmaca atışmaları kendi tarz ve konuları bakımından sınıflandırıldığında, dört büyük bölüme ayrılıyor: 1) Dünya, yaradılış hakkında; 2) Đnsanın hayatı ve insanın yaptığı eşyalar hakkında; 3) Hayvanlar hakkında; 4) Đlim ve sanat hakkında (Jarmuhamedov, 1976:129).

1.2.6. Ozanlar Atışması

Atışma şarkılarının içindeki en geniş kapsamlısı, başlığı ile manası bakımından zor, edebi eser bakımından en güzel atışma olan– ozanlar atışmasıdır.

Kazak Türklerinin atışma şarkılarını araştıran edebiyatçı bilim adamlarının söylediklerine göre ozanlar atışması, XIX. asırlarda meydana gelmiştir. Böyle bir tespitin sebepleri de vardır. XIX. asra kadar atışma ozanlarının özgeçmişi hakkında kaynaklar da, onların atışma şarkıları da yoktur. XVIII. asırda yaşayan bazı ozanların (Bukar jırav, Köteş, Jankisi, Şal v.b) isimlerini bilsek dahi, onların hangi türde atıştıklarını tespit etmek zordur.

Kazan ihtilaline kadar yazı sanatı olmayan halklarda ozanlar atışmasının alanı ve yaptıkları iş oldukça farklıdır. Yazma edebiyatı başlamadan önce, ozana “ozan”

(26)

18

unvanını veren hazım – atışma olmuştur ve bu durum ozanlar için büyük sınama olarak kabul ediliyor. Bu sınamadan geçen, ozanlık sanatını topluluk içinde gösteren insan, halk tarafından “ozan” olarak sıfatlandırılıyor.

Atışma – ozanlar için söz tartışması, söz yarışı değildir. Atışma, ozanlık sanatının karşılaştırıldığı, cevap verme sırasında yeteneğin de gösterildiği yerdir. Atışmaya katılacak her bir ozan birçok hazırlık yaparak gelir. S. Mukanov atışmaya katılan ozanı yarışmaya katılan küheylanlara benzetir. M. Avezov “Jambıl’ın atışmadaki sanatı”

hakkında yazdığı eserinde çabuk cevap veren, zeki ozanı: “kınından kılıç almış gibi parlayan, keskin hüner iyesi” ne benzetir.

Atışmaya ozanların çok hazırlanarak gelmesinin ikinci bir sebebi daha vardır. Atışma halkın toplandığı yerde olur ve atışmanın hangi konuda olacağı ozanlara önceden söylenmez. Atışmanın konusu atışma sırasında ortaya çıkar. Bu sebeple her bir ozan kendisi ile atışacak ozanı nasıl kazanacağını düşünerek gelir (Gabdulin, 1996:328–331).

Atışmalar, özelliklerine göre ikiye ayrılır:

1. Türe aytıs: Birer dörtlükle, kısa, çabuk ve ezbere söylenen atışmalardır. Halk tarafından kısa sürede halk türküsüne dönüştürülür. Karşılıklı soru-cevap şeklinde veya ozanların birbirine sataşması şeklinde icrâ edilir.

2. Süre aytıs: Ünlü ozanlar ve usta ozanlar tarafından söylenir. Söyleyen akının yaşı önemli değildir. Eğer çocuksa, en az 12–13 yaşında olması gerekir. “Süre aytıs”larda daha çok sosyal problemler, fikrî tartışmalar söz konusudur. Bunlar, “türe aytıs”a göre daha uzun olur. Bu atışmaların giriş, gelişme, sonuç bölümleri de vardır. Giriş bölümünde birbirlerini ve halkı selamlar, sağlık-sıhhat dilerler. Gelişme bölümünde birbirlerinin eksiğini, kusurunu arar, olumsuz huylarını yüzlerine vururlar. Soy, akraba ve boyun eksik ve kusurları bile söz konusu edilebilir. Atışmacıyı ayıplama da söz konusudur. Ancak bu ayıplama küçük düşürme amaçlı değildir. Olumlu ve olumsuz sözlerle halka örnek olmak, nasihat vermek amacı güdülür.

Burada anlatılan giriş bölümü, Doğu Anadolu âşık fasıllarındaki girişle benzerlik arz etmektedir. Doğu Anadolu âşık fasıllarında girişte hoşluma, merhabalaşma, “hoş geldiniz”, “safa geldiniz”, “merhaba” gibi rediflere bağlı ayaklarla söylenen koşma dörtlükleri veya ayrı ayrı söylenen divanîler yer almaktadır. Kazak atışmalarındaki

(27)

19

gelişme bölümü ile Doğu Anadolu âşık fasıllarındaki “Tekellüm” bölümünün de birbirine benzediği görülmektedir. Kazak atışmalarında ayrı bir tür olarak gösterilen

“Cumbaq Aytıs”, Türkiye’de uygulanan âşık fasılları içindeki “bağlama-muamma”

bölümüyle aynılık taşımaktadır. Her iki uygulamada da bir bilmece söz konusudur.

Bilmece tabiattaki canlı veya cansız herhangi bir şey hakkında olabilmektedir. Amaç âşıkların bilgi ve sanattaki hünerinin denenmesidir (Biray, 2003:58–76).

1.3. Diğer Türk Topluluklarında Atışma

Kazak Türklerindeki atışma, şahıslara ait sanat türü olmakla birlikte, ilk başta bir halk türüdür. Atışmanın gelişmesine, ilerlemesine bütün halk katılmıştır.

Halk boylarındaki bu ozanlık yeteneği Kazak Türklerinin ilk bilim adamı Ş.

Valikanov’un, bozkırda hayvan besleyen Kazak ve Arap nazımlarının benzerliklerine önem verip: “Nazım veya akıldan doğaçlama yapma sanatına eğilim göçebe halklara aittir’’demesiyle daha da belli edilmiştir. Arapların bu sanatları Avrupalılardan daha önce biliniyordu. Bu, Moğol Türklerinde de vardı. Bu duruma onların göçebe hayatları mı yoksa her zaman tabiat kucağında yürüyerek, mavi gökyüzü ve sonsuz yeşil toprağı hissetmeleri mi sebep, belli değildir. Ancak göçmenlerin ozanlığa yakın oldukları bir gerçektir.” diye yazmış.

Aklından çıkarma geleneği ve atışma sanatı eski zamanda da sadece Kazak Türklerinde değil birçok halkın hayatında da vardı. Kazak Türklerinin ulu bilim adamı M. Ayezov

“Atışma şarkıları” adlı araştırmasında Batı Avrupa’nın orta asırdaki fillerin, Fransa’daki truverlerin, Avrupa’daki meyistenzinlerin, Skandinaviya halklarındaki skaldilerin, Rus halklarındaki skomoroxların, eski Đran, Hind halklarındaki “muşayra” ve Arabistan’daki

“muğallaqatka” katılan ozanların hepsinin aklından çıkarma sanatının, Kazak Türklerindeki atışmaya çok benzediğini kanıtlamıştır. S. Mukanov da göçebe Moğol, Türkmen, Arap halklarında da atışmaya rastlandığını söylemiştir.

Atışma türü, yaşam tarzı benzeyen komşu Kırgız, Karakalpak edebiyatında da vardır.

Kırgız edebiyatındaki atışmanın “Sermeden” (iki kişinin atışması), “Alımsabak” (birçok kişinin atışması) adlı iki türü vardır. Bu atışmalar Kazak Türklerinin geleneğinde olduğu gibi düğünlerde, toplantılarda çıkarılmıştır. “Sermeden” örneğindeki atışmalar

(28)

20

geniş manada, nazmı her türlü konulardan oluşuyorsa, “Alımsabak” atışması belli bir konuda söyleniyormuş.

Karakalpak Türklerinde oyun ve eğlence gecelerinde söylenen kız ve yiğidin şaka örneğindeki soru cevap atışmaları çokça söylenirmiş. Atışmada şarkı kısa, zekilik ile az söze çok mana sığdırıp, gençlerin oyun eğlencesi amacıyla oluşturuluyormuş. Bu atışma latife özelliği bakımından Kazak Türklerindeki kız ve yiğit atışmasına çok benzer (Jarmuhamedov, 1978:5–7).

Türk halklarında atışmanın eskiden beri başka janrlardan üstün bir dal olduğuna delil, tarihi eserlerden biri olan M. Kaşgari’in “Divan-ı Lügati’t Türk” adlı eseridir. Burada verilen “Yaz ve Kışın atışması”, yapısı ve manası bakımından örnek atışmanın bazı türlerini hatırlatır. Hatta kendini methedip göklere çıkarması, karşısındakini sınayıp acımadan eksiğini bulması ve eleştirmesi bakımından ozanlar atışmasına çok benzer.

Atışmaya ilk başlayan Kış kendini hemen yüceltip:

Hastalığı tedavi ettim, Cesaretlenir yiğitlerim.

Küheylanları besledim, Güç vereceğim vücuda da...

Hastalıklar bitiyor,

Düşmanlar da eğiliyor,- diye, sonra rakibi Yazı suçlayarak:

Sen geldiğinde kuvvetlenip, Hepsi aynı güzellenip.

Çıktı hemen sıçrayıp, Yılan zehri çoğalıp.

Akrep yürür rahat, Sivrisinek neşelenip...

Kışın düşmanda eğiliyor, Yaz mevsiminde kulağı

Hoplaya, zıplaya yürür,- diye suçlamış.

Yaz, kışın bu söylediklerini cevaplayarak, onun insanlara, tabiata karşı kuru ayazını, soğuğunu, üşüyen insanların neşesiz taraflarını söyleyip, kendisinin yer ve gökyüzüne verdiği şefkatiyle övünerek:

(29)

21 Ay nuru döküldü,

Yıldızlarda dizildi.

Beyaz bulutlar göründü Koşuşturuyor pınarlar.

Baksana kurumuş saylara Yeşil göle değişti.

Yer yeşerip canlandı,

Hayatın rüzgârı esti (Kazak halk edebiyatı, 1986:8–9).

1.4. SSBC Dönemindeki Atışma

Halk nazmında, atışma janrı SSBC döneminde tekrar canlanmaya başlamıştır. Onun Jambıl, Nurpeyis, Nartay, Doskey, Şaşuvbay, Kenen, Kalka, Nurlıbek, Bolman, Budabay, Ümbetali, Alibek, Kete Jüsip, Kanlı Jüsip gibi temsilcileri olmuştur. Savaştan sonraki senelerde onların yerini birçok genç ozan almıştır.

SSBC döneminde meydana gelen atışmaları birkaç zamana ayırıyoruz:

1) 1920 -1940 yıllar arasındaki atışma nazmı. Bu zamanın atışma konusu başlık parasının ortadan kaldırılması, sınıf tartışmaları, zenginlerin hayvanlarını kamulaştırmak, köyleri kurumlaştırmak.

2) Đkinci dünya savaşı 1941 – 1945 yıllardaki atışma. Burada savaş alanı ile cephe arkasının birliği, vatanseverlik konuları ele alınmıştır.

3) 1946- 1947 yıllarındaki atışma nazmı. Bu zamanda ortaya çıkan atışmalarda iş süreci, sanayi kazançları baskın konular olmuştur (Konıratayev, 1991:286).

(30)

22

BÖLÜM 2: KAZAKÇA METĐN VE TÜRKĐYE TÜRKÇESĐNE

AKTARMA

1. 2.1. AYTISTAR TURALI

2. Aytıs - halıq ömiriň beyneleytin körkem ädebiyat salasınıň biri.

3. Odan halqtıň quvanışı da, qayğısı da, sayasi- şaruvaşılıq turmısı da, mädeni därecesi de, zamana ideologiyasi da, ädet – ğurpı da, jalpı älemettik jäne jeke adamdardıň qarım – qatınastarı da, zamanına layıq örbigen tartıstıň formaları da korinedi.

4. Sondıqtan aytıs janırınıň taqırıptarı äldeneşe tarav bolıp butalanıp ketedi, sol butalardıň bäri halq turmısınıň şındığın birşama durıs ta däl beyneley aladı.

5. Aytıs qazaqtın eski zamannan kele jatqan avız ädebiyetiniň bir keň salası.

6. Biraq XIX ğasırdıň är jağındağı aytıstar (“bädik”, “jar – jar”, “Aqbala – Bozdaq”

t.b ) qazirgi zamanğa öte az jetken jäne halq folklorına aynalıp, şığaruşı aqını umıtılğan aytıstar.

7. Aytıs janırınan en mol saqtalğan sala – XIX ğasırdağı aytıstar.

8. XIX ğasırdıň aytıstarınan, qazir Qazaq SSR Ğılım Akademiyasınıň ortalıq ğılımi kitaphanası men

ATIŞMALAR HAKKINDA

Atışma halkın hayatını biçimlendiren edebi eserin bir dalı. Onda halkın sevinci de, kaygısı da, siyasi birlik yaşantısı da, medeni derecesi de, örf âdeti de, sosyal topluluğun ve şahısların ilişkileri de, zamanına uygun gelişen mücadelenin şekilleri da görülüyor. O nedenle atışma tarzının konuları birkaç bölüme ayrılıyor ve o dalların hepsi halk yaşantısının gerçekliğini epeyce doğru ve net biçimlendiriyor.

Atışma Kazak halkının eski zamanlardan gelen sözlü edebiyatının geniş bir dalı. Ama XIX. asırdan önceki atışmalar (“badik”, “jar – jar”, “Akbala – Bozdak” v.s ) günümüze kadar az gelen ve halk bilimine değişip, yazarları unutulan atışmalardır.

Atışma janrının günümüze kadar gelen bölümü XIX. asır atışmalarıdır. XIX. asır atışmalarından bir kısım şimdi Kazak SSB Đlim Akademisinin bilimsel kütüphanesi ve

(31)

23

M.O. Ayezov atındağı Ädebiyet pen öner instetutınıň qoljazba fondlarında juzdegen aytıs bar.

9. Olardıň köbi äli künge deyin baspağa şıqpağan.

10. XIX ğasırdıň aytıstarın jasavşı aqındardıň kopşiligi tarihqa mälim, Mäselen:

Orıbay, Şortaňbay, Seräli, Toğjan, Saqav, Şöje, Balta, Kempirbay, Tezekbay, Qaldıbay, Jaksıbay, Tübek, Qultuma, Janak, Äset, Mayköt, Qulmambet, Irısbay, Murat, Marabay, Süyinbay, Sabır, Ibıray, Birjan, Jarılğasın, Küderi, Qudaybergen, Aqanseri, Nurğoja, Jambıl t.b.

11. Äyel aqındardan atı saktalğandar: Küykentay, Şaripjamal, Däme, Ulbike, Tınıştıq, Şökey, Qadişa, Aqsulu, Manat, Rısjan, Aqbala, Ayqın, Sara, Bolıq, Tabiya t.b.

12. Künü burın eskerte ketetin ökinişti bir kemşilik – Ädebiyettanu ğilimı edayir marqayıp qalsa da osı atı atalğan aqındardıň köpşiliginiň tvorçtvosı men ömirbayandarıň äli tolıq ayqındap, anıqtay almavda.

13. Biz azirde ol aqındardıň kopşiliginiň tuğan jeri men atın ğana bilemiz, naktı qay jılı tuğanın, qaşan ölgenin, aqındıq ömirinde neşe ret aytısqanın, aytıstan basqa qanday jırlar qaldırganın öte az bilemiz.

M.O. Ayezov adındaki Edebiyat ve sanat enstitüsünün el yazma bölümünde yüzlerce atışma rastlanıyor. Fakat onların çoğunluğu bugüne kadar yayınlanmamıştır.

XIX. asırda atışma sanatını yapan ozanların çoğunluğu tarihte belli bir yer alan, bilinen ozanlardır. Bunlar: Orıbay, Şortanbay, Serali, Toğjan, Sakayu, Şöje, Balta, Kempirbay, Tezekbay, Kaldıbay, Jaksıbay, Tübek, Kultuma, Janak, Aset, Mayköt, Kulmambet, Irısbay, Murat, Marabay, Süyinbay, Sabır, Ibıray, Birjan, Jarılğasın, Küderi, Kudaybergen, Akanseri, Nurğoja, Jambıl v.s. Tarihte adı kalan bayan ozanlar:

Küykentay, Şaripjamal, Dame, Ulbike, Tınıştık, Şökey, Kadişa, Aksulu, Manat, Rısjan, Akbala, Aykın, Sara, Bolık, Tabiya v.s.

Ama göze çarpan bir yetersizlik Edebiyat bilimi epeyce gelişse de, yukarıda adı geçen ozanların çoğunluğunun yaratıcılığı ile öz geçmişi hala belli değildir. Biz şimdilik o ozanların çoğunluğunun sadece dünyaya geldiği yeri ile adını biliyoruz, kesin olarak hangi yılı dünyaya geldiğini, ne zaman vefat ettiğini, ozanlık ömründe kaç kere atışmalara katıldığını ve atışmadan başka hangi yırlar bıraktıkları hakkında bilgimiz çok azdır.

(32)

24

14. Aytısqa aralasqan Şortaňbay, Janaq, Murat, Marabay, Süyinbay siyaqtı aqındardıň aytısqan basqa öleňderine qaraganda olar jalğız aytısta ğana emes, sonımen qatar öz zamanınıň barlıq kündelikti tirşiligine aralasıp, halqtıň jaksılığın dariptevşi, kemşiligin sınavşı, tarıqqanda aqılşısı, quvanganda sayravşısı bolğanın bayqaymız.

15. Aqındardıň jäne bir özgeşeligi, olar – aqındıktıň üstüne änşiler.

16. Aleksandır Zataeviç jinağan qazaq halqınıň eski mıňğa tarta äniniň, keyin Brusilovski, Erzakoviç, Ahmet Jubanov tağı basqa kompozitorlar jinap jurgen qazaq änderiň köpşiliginiň avtorları aqındar.

17. Birjan sal, Aqan seri, Jayav Musa, Muhit, Ibıray, Ğaziz, Jarılqapberdi, t.b aqındardıň ärqayıssınıň tiyisti jiyırma – otızdan änderi bar.

18. Qazaq halqı aqındardıň jalın atqan ötkir sözderine ğana emes, onıň än- äveninede erekşe män berip sözi men äni “qıyınnan qıyıskandarın” ayrıqşa qadir tutkan.

19. Öleň formasınan aqındardıň qoldanğanı şubırtpalı, är jolı jeti buvındı keletin jır men än jolında 11 buvın bar, tört joldan uyqasıp otıratın qara oleň.

20. Öleň türin aqındar budan äri örkendete alğan joq.

Atışmaya katılan Şortanbay, Janak, Murat, Marabay, Süyinbay gibi ozanların atışmalardan başka şiirlerine baktığımızda, onlar sadece atışma konusu olarak değil, şiirlerinde de, kendi zamanının günlük yaşamına katılıp, halkının iyiliğini methetleyici, eksikliğini eleştirici, sıkıldığında yol göstericisi, sevindiğinde birlikte olduğunu görüyoruz.

Ozanların sadece saz şairleri değil, onunla birlikte şarkıcılardır. Aleksandır Zataeviç’in topladığı Kazak halkının iki bine kadar şarkısının, sonra Brusilovski, Erzakoviç, Ahmet Jubanov v.b bestecilerinin topladığı Kazak şarkıcılarının çoğunluğunun yazarları, ozanlardır. Birjan sal, Akan seri, Jayau Musa, Muhit, Ibray, Ğaziz, Jarılkapberdi, v.s ozanların her hangi birinde yerme – otuz civarında şarkıları vardır. Kazak halkı sadece ozanların tutuşturan keskin sözlerine değil, onların şarkı bestesine de ayrıca önem veriyorlarmış.

Şiir forması ozanların kullandığı arka arkaya gelen, her mısrası yedi heceden oluşan yır ile her yolunda 11 hece var dörtlüklerden ibarettir. Fakat şiir türünü ozanlar bundan üstelik ilerletemedi.

(33)

25 21. Al söz qurılısına kelgende:

22. Qara kemer, endeşe qara kemer,

23. Aynalıp boz ingendi taylaq emer,- degen siyaqtı är pikirden quralgan öleňder de aqındarda kezdesip otıradı, biraq sonımen qatar, Birjan men Saraniň, Äset pen Rısjannıň, Aksuluv men Kenşimbaydıň, Mansur men Dameniniň aytıstarında til tazalığı, baylığı tamaşa.

24. Bul aytıstar – estetika zaňın tolıq saqtap, til qurılısı men obrazdılığı jağınan ädebiyet teoriyasınıň tilegine tolıq jayap beredi, jazba ädebiyettiň eň körkemine talasa aladı.

25. Bertin, qazaq eli Đslam dinine erkin aralasqan kezde, arap äripimen hat tanığan kezde, burınğı ayızşa aytısqa jaňaşa tür qosıldı, ol – qağazğa jazılıp aytısuv.

26. Mäselen: Musa men Manat, Aqan men Nurqoja, Aqan men Mäşhür Jüsüp, Nurjan men Saparğali t.b.

27. Sonımen, burın avız ädebiyetiniň keň salasınıň biri bolğan aytıs janrı birtindep jazba ädebiyet dästürlerinen ülgi aludan boyın avlaqqa salmadı.

Ama söz yapısına geldiğimizde:

Siyah kemer demek ki, siyah kemer, Dönüp deveyi taylak emer,-

dediği gibi her fikirden kurulan şiirler de ozanlarda rastlanıyor, ama onlarla birlikte, Bircan sal ile Saran’ın, Äset ile Rısjan’ın, Aksulu ile Kenşimbay’ın, Mansur ile Damen’in atışmalarında da dilin temizliği, zenginliği mükemmeldir. Bu atışmalar estetik kanunu tamamıyla koruyor ve dil sistemi ile karakteri tarafından edebiyat teorisine uyuyor, bu nedenle yazma edebiyatın en güzel aşamalarına çıkıyordur.

Geçenlerde Kazak halkı Đslam dinini kabul ettiği ve Arap harfleri ile mektup tanıdığı zaman, önceki sözlü atışma yeni bir değişikliğe uğradı, o da kâğıda yazıp atışma idi.

Mesela: Musa ile Manat, Akan ile Nurkoja, Akan ile Mäşhür Jüsüp, Nurjan ile Saparğali v.b. Öylece, eskide sözlü edebiyatın geniş dalının biri olan atışma sanatı yavaş, yavaş yazma edebiyatı geleneğine değişmeye başladı.

(34)

26

28. Ulı Oktiyabr sosiyalistik revolyutsiyasına deyin qazaq halqınıň avız ädebiyeti revolyutsiyağa şeyin jazba ädebiyetpen qatar jarısıp otırdı, ömirleriniň mol jağı XIX ğasırda ötken qazirgi halq aqındarı: Jambıl, Döskey, Nürpeyis, Orınbay, t.b.

29. Bularğa qabattasa XX ğasırda Nartay, Nurlıbek, Säbi, Sayadil, Quvat, tağı sonday jas aqındar şığıp, olardıň bari de aqın dağdısımen aytısqa qatıstı.

30. Aytıs janrı qazaq ädebiyetinde künü bügünge şeyin bar.

31. Oğan 1939 jıldıň küzinde Almatıda bolğan aqındar sletindegi aytıs, sonday – aq keyingi jıldarda da avdan, oblıs, respublika köleminde kele jatkan aytıstar kuvä.

32. Biraq qazirgi aytıstar tür jağinan ğaňa burınğı aytıstarğa uqsamasa, mazmunı jağınan eşbir uqsamaydı.

33. Qazirgi aytısta burınğıday ruşılıq talastıň, ya jınıstıqk talastıň motivi joq.

34. Qazirgi kezdesetin aytıstardıň motivi – halqtı komunizm ruhına tärbiyelev, osı jönidegi jetistigiň madaqtap, kemşiligin sınav.

Ulu Kazak sosyalistik ihtilaline kadar Kazak halkının sözlü edebiyatı ihtilal ile birlikte yazma edebiyatı gelişmeye başladı. Hayatlarının altın dönemini XIX. asırda geçiren şimdiki halk ozanları: Jambıl, Dökey, Nurpeyis, Orınbay v.s. Bunlarla birlikte XX.

asırda Nartay, Nurlıbek, Säbi, Sayadil, Kuvat ve daha da başka genç ozanlar çıkmaya başladı. Onların hepside ozanlık âdeti ile atışmaya katıldılar.

Atışma janrı Kazak edebiyatında bugüne kadar devam ediyor. Buna 1939 yılın sonbaharında Almatı şehrinde olan ozanlar atışması, bununla birlikte son yıllarda ilçe, eyalet, memleket aralarındaki atışmalardan da görüyoruz.

Fakat bugünkü atışmalar sadece görünüş tarafından eski atışmalara benziyor ama anlam bakımından hiç benzemiyordur. Şimdiki atışmalarda eskisi gibi kabilecilik ve nesillik tartışmaları yok. Bugünkü rasgelen atışmaların türü halkı komünizm duygusuna eğitmek, bu yöndeki başarıları övmek, yetersizliği sınamaktır.

(35)

27

35. Aqındı da, onıň halıq qazınası – altın sözin de qadirlep, aqınnıň aqındıq talantı tolıq iske asuğa bar jağday jasalğan Oktiyabr revolyutsiyası, Kommunistik partiya, Sovet ökimeti.

36. Qazir aqın halıqtıň, ökimettiň en ardaqtı adamdarınan sanaladı.

37. Oğan küvä – üş ordenli, jüz jasağan Jambıl bastağan halıq aqındarınıň tobı.

38. Qazaqtıň halıq adamdarınıň revolyutsiyadan burın davsı, atağı en zor degende qazaq eliniň arasına jayıluvşı edi de, köbi öz ruvına malim bop qaluşı edi.

39. Qazirgi sovet däyirinde qazaq aqınınıň asqaq üni, Qazaqstan tügil, bükil odaqqa, qala berdi jer jüzüne jayıldı.

40. Qazaq halqınıň avız ädebiyetinde batırlar jırınan sonğı kölem jağınan köbi de, manız jağınan salmaqtısı da – aytıs janrı.

41. Aytıs – “ayt” etistiginen tuğan zat esim, öz mağınasımen alğanda, “aytıs” eki kisinin söylesuvi.

42. Bul söylesuv qazaq arasında köp uşırasadı.

Ozana da, onun halk hazinesi olan altın sözüne de değer veren, ozanın bütün talepleri işe yaramasına ahval yapan Kazak ihtilali, Komünist partisi, Sovyet hükümetidir.

Bugün ozan, halkın ve hükümetin en değerli insanlarının biri olarak sayılıyorlar. Buna örnek üç madalyalı yüz yıl yaşayan Jambıl’la başlayan ozanlar grubudur.

Đhtilalden önce Kazak ozanlarını sadece Kazak halkı tanıyordu ve çoğunluğu kendi soyu tarafından biliniyordu. Sovyet döneminde Kazak ozanlarının gururlu adlarını, Kazakistan’dan başka bütün Sovyet Birliği ve dünya tanıdı.

Atışma janrı - Kazak halkının sözlü edebiyatında büyüklüğü ve değerliği bakımından kahramanlık destanlarından sonradır.

Atışma (ayt) “söyle” filinden meydana gelen isim, kendi manasıyla aldığımızda (aytıs)

“atışma” iki insanın konuşmasıdır. Bu konuşma Kazak halkı arasında çok rastlanır.

(36)

28

43. “Aytıs” keyde “talas” mağınasında uğılıp, birey men birey talassa, janjaldassa

“pälenşe men tügenşe aytısıp qalıptı” dep te aytadı.

44. Aytıstıň mağınası osınday keň bolğanmen,”aytıs” uğımındağı sözderdiň işindegi eň basımı öleňmen aytısuv.

45. Jazba ädebiyetiniň tarihi äriden kele jatkan, mädeniyetke erte suvarılğan elderde (grek, rim, t.b) “aytıs” poeziyasi uşıraspaydı.

46. Tek eski mädeniyetli elderde “aytıs” bar el - arap.

47. Arapta bizdiň “aytısqa” uqsas öleňmen söylesuv (muğallahat) bar, biraq zertteyşilerdiň sözine qarağanda, “muğallahat” köbinese araptıň köşpeli tuqımı – beduvinder arasında uşırasatın körinedi.

48. Jazba ädebiyeti eskiden kele jatqan basqa elderde “aytıs” poeziyası barı bimağlum.

49. Sonğı kezderge deyin köşpeli ömir sürip kelgen Qazaq, Türkmen, Moňğol sıqıldı elderdiň köbinde aytıs janrı bar.

50. Bul janrdıň tuvuvna jäne örkendeyine bas sebep – bul elderdiň savatınıň azdığı.

“Atışma” bazen “tartışma” manasında da anlaşılıp, bir biriyle çekişse ve kavga çıkarsa,

“falanca ile filanca tartışmış” diye de söylenirdi.

Atışmanın manası bunun gibi geniş olmasına rağmen “atışma” anlamındaki sözlerin büyük bir kısmı şiirle atışmaktır.

Yazma edebiyat tarihı eskiden gelen ve medeniyeti gelişen memleketlerde (yunan v.s) atışma nazımı rastlanmıyor. Sadece eski kültürlü milletlerde “atışma” sanatı vardır. O da Arap halkı. Arap halkında bizim “atışmaya” benzeyen şiir ile konuşmak (muğallahat) var, ama araştırmacıların eserlerine baktığımızda “muğallahat” çoğunlukla Arapların göçmen grupları arasında rastlanıldığını görüyoruz. Yazma edebiyatı eskiden gelen başka milletlerde atışma janrı olduğu belli değildir.

Son zamanlara kadar göçebe hayat yaşayan Kazak, Türkmen, Moğol gibi milletlerin çoğunluğunda atışma sanatı vardır. Bu janrın ortaya çıkmasına ve gelişmesine asil sebep, bu milletlerin tahsilinin azlığıdır.

Referanslar

Benzer Belgeler

Metnimizden şeçilen aşağıdaki örneklerde de görüldüğü gibi bünyesinde yuvarlak ünlü taşıyan bazı yapım ve çekim ekleri, Eski Türkçedeki şeklini

Bu yüksek lisans çalıĢmasının konusu, aslı Rodos Hafız Ahmetağa Kütüphanesi’nde bulunan, dijital görüntüleri ise Konya Bölge Yazma Eserler

O yüzden bu tür destanlar pek araştırmamışlardır(Kaskabayev ve Azerbayeva, 2004: 17).. Dini destanlar Sovyetler Birliği zamanında yasaklanıp yayımlanamayan,

Sabahattin ve Lûtfullah Beyler, Ahmet Rıza, İsmail Kemal (1), bi­ lâhare Amasya mebusu olan İsmail Hakkı Paşa (2), «Kanunu Esasi* gazetesi sahiplerinden Hoca

dokuz yıl sonra Ankara Devlet Opera ve Ba­ lesi’nde, Kiev Devlet Balesi koreograflann- dan Anatoii Shakerea’nın koreografisiyle sahneye kondu, birkaç gösterimden sonra..

Araştırma sonuçlarına göre TAM faktörlerinin bu tercihleri olumlu açıkladığı, ayrıca eklenen özdeşleşme faktörünün ürünün al- gılanan kullanışlılığı

Lüksemburg'daki hayal kırıklığının ardından ise sadece iki yıl sonra dün Türkiye 13'üncü aday olarak Avrupa ge­ nişleme sürecinde yerini aldı.. Bütün

iletişim araçlarındaki reklamlara ve bilgilere dayalı olarak insanların kendi inisiyatifleri ile kullandığı bitkisel ürünler, çok ciddi sağlık sorunlarına hatta ölüme