T. C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
KAMU HUKUKU (HUKUK FELSEFESİ VE SOSYOLOJİSİ) ANABİLİM DALI
TÜRKİYE’DE YAPILAN
KADIN HAKLARIYLA İLGİLİ İKİ ARAŞTIRMANIN FEMİNİST METODOLOJİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Yüksek Lisans Tezi
Damla Alver
Ankara-2017
T. C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
KAMU HUKUKU (HUKUK FELSEFESİ VE SOSYOLOJİSİ) ANABİLİM DALI
TÜRKİYE’DE YAPILAN
KADIN HAKLARIYLA İLGİLİ İKİ ARAŞTIRMANIN FEMİNİST METODOLOJİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Yüksek Lisans Tezi
Damla Alver
Tez Danışmanı Prof. Dr. Gülriz Uygur
Ankara-2017
T. C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
KAMU HUKUKU (HUKUK FELSEFESİ VE SOSYOLOJİSİ) ANABİLİM DALI
TÜRKİYE'DE YAPILAN
KADIN HAKLARIYLA İLGİLİ İKİ ARAŞTIRMANIN FEMİNİST METODOLOJİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
Damla Alver Yüksek Lisans Tezi
Tez Danışmanı: Prof. Dr. Gülriz Uygur
Tez Jürisi Üyeleri
Adı ve Soyadı
Prof. Dr. Gülriz Uygur
ffo,f ,İHı
D\\cev-- 6c)<�
'])0 ç,1v Sc �m �
Tez Sınav Tarihi:
Ankara 2017
İmzası
·--�·-···
i-�---·
_).��-e
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE
Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim (.../.../...)
Damla Alver
i
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ ... 1
BİRİNCİ BÖLÜM FEMİNİST METODOLOJİ VE HUKUKA YANSIMASI I.FEMİNİST METODOLOJİ ... 6
A. FEMİNİST METODOLOJİNİN ANLAMI VE ÖZELLİKLERİ ... 6
1. Feminist Araştırmanın Anlamı ... 7
2. Feminist Duruş Noktası ... 11
a. Postmodernizmin Etkileri ... 12
b. Feminist Duruş Noktasının Anlamı ... 17
3. Feminist Araştırma Etiği... 26
4. Değerlendirme ... 28
B. FEMİNİST ARAŞTIRMADA ARAŞTIRMACININ KONUMU ... 30
1. Araştırmacının Tarafsızlığı Sorunu ... 30
2. Araştırmacının Hiyerarşik İlişkiden Kaçınması ... 33
3. Bulunan Çözümler: Araştırma Örnekleri ... 35
C. DENEYİMLERE YER VERME ... 45
D. KESİŞİMSELLİK ... 54
E. DÜŞÜNÜMSELLİK ... 65
II. HUKUKTA FEMİNİST METODOLOJİYE BİR BAKIŞ ... 68
A. GİRİŞ ... 68
B. FEMİNİST HUKUK METODOLOJİSİ ... 77
1. Martha Fineman’ın Görüşleri ... 77
2. Catharıne Mackinnon’un Görüşleri ... 81
ii
3. Katherine Barlett’ın Görüşleri ... 83
İKİNCİ BÖLÜM ARAŞTIRMA İNCELEMESİ: TÜRKİYE'DE KADINA YÖNELİK AİLE İÇİ ŞİDDET ARAŞTIRMASI I. GİRİŞ ... 92
II. ARAŞTIRMA KONUSUNUN SEÇİMİ ... 93
A. GENEL BİR DEĞERLENDİRME ... 93
B. ARAŞTIRMADA KADINA YÖNELİK ŞİDDET ... 95
III. KULLANILAN YÖNTEMLER ... 101
A. NİCEL ARAŞTIRMANIN İNCELENMESİ ... 103
B. NİTEL ARAŞTIRMANIN İNCELENMESİ ... 110
1. Kadınlarla Yapılan Görüşmeler ... 112
2. Erkeklerle Yapılan Görüşmeler ... 114
3. İçerik Analizinin İncelenmesi ... 117
4. Görüşmecilerin Şiddetle Mücadele Hakkındaki Önerileri ... 119
C. ARAŞTIRMANIN HUKUKA ETKİSİ ... 122
SONUÇ ... 136
KAYNAKÇA ... 141
ÖZET ... 152
ABSTRACT ... 153
iii
KISALTMALAR
CEDAW Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women)
diğ. diğerleri
DSÖ Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization-WHO)
GREVIO Kadına Yönelik Şiddet ve Ev-İçi Şiddet Uzman Grubu
(Group of Experts on Action against Violence against Women
and Domestic Violence)
s. sayfa
ŞÖNİM Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi
GİRİŞ
Ortaçağda cadılık faaliyetinde bulunmaları sebebiyle yakılan kadınlar aslında çoğunlukla insanları iyileştirmekle uğraşan kadınlardı. Cadılıkla suçlanmalarının sebebi, kilisenin bu kadınları, tıp fakültesinde eğitim almadıklarına göre, bir hastalığı ancak büyücülükle veya şeytanla yapılan bir işbirliğinin sonucunda iyileştirebilecekleri iddiasıyla itham etmesiydi. 13. yüzyılda aforoz edilen Jacoba Felicie, döneminde yalnızca erkekler tıp fakültesinde okuma imkânına sahipken, eğitim almadan ebelik yaptığı için suçlanmıştı. 14. yüzyılda ise kilise, devlet ve akademinin işbirliği sonucu kadınların, insanların iyileştirilmesi işinden men edilmesi başarıya ulaşmış, sırtını bilime dayayan ve uzmanlığa sahip olan doktorlar açısından bir tekelleşme sağlanmıştır. Bunun sonucu ise, hem kadınların işlerinden olması hem de özellikle gebeliklerde öncelikle kadını düşünen ebelerin ortadan kalkması olmuştur. Kilise, özellikle çocuk düşürtülmesine karşı çıkmakta ve ebeleri “erkeklerde şehvet duygusu uyandırmak, erkek organlarını işlemez hale getirmek, erkekten olma çocukları kadınların karnında öldürtmek, çocuk düşürtmek, onları şeytana sunmakla” suçlamaktaydı.1 Kadın sağaltıcıların cadılıkla suçlanmalarının arkasında kilisenin kendi otoritesini sağlamlaştırmak istemesinin olduğu söylenebilirse de, bu yapılırken hem kadınlar hakkındaki zaten varolan düşüncelere dayanılmış hem de bu düşüncelerin pekişmesine yol açılmıştır.2
1 Şirin Tekeli, “Bilimlerde Metodolijinin Kadın Bakış Açısından İrdelenmesi”, Derleyen: Necla Arat, Türkiye’de Kadın Olgusu, Say Dağıtım Ltd. Şti., Ankara, 1992, s. 34, Ülkü Özakın, “Cadılar, Kocakarılar ve Doktorlar: Jacoba Felicie Vakası”, 20 Mayıs 2014, http://www.amargidergi.com/yeni/?p=271 adresinden 30.11.2017 tarihinde alınmıştır.
2 Fatmagül Berktay, Politikanın Çağrısı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010, s. 262-264.
2
Kadın sağaltıcıların cadılıkla suçlanarak insanları iyileştirmekten men edilmesi, onların tıp alanından dışlanmasının hikayesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadınlar tarih boyunca akıldan3, bilimden4, sanattan5, kamusal alandan6, hukuki haklardan* ve toplumda bağımsız olarak varolabilmelerini sağlayacak her alandan dışlanmışlardır. Kadınlar, bu dışlanmaya karşı ses çıkarabilmek için, 18. yüzyılda görünür olmaya başlayan bir hareket başlattılar. Bu hareket, feminizm olarak adlandırılmıştır.7
Feminist hareketin öncüleri, öncelikle birtakım hukuki haklara sahip olmak için mücadele ettiler. 18. ve 19. yüzyıldaki kadın hakları hareketini yürüten feministler, çoğunlukla, insanın doğuştan sahip olduğu belirtilen vazgeçilmez doğal haklara ve oy hakkı gibi siyasi haklara kadınların da, hukuken korunacak şekilde, sahip olmaları gerektiğini dile getirmişlerdir.8 Bu anlamda feminizm, her zaman, hukukla ve hukukun kadına bakışıyla ilgilenmiştir. Çünkü hukuk, hem toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yansıtmakta hem de bu eşitsizliğin devamını sağlayacak bir işlev görmektedir. Feministler
3 Bakınız Genevieve Lloyd, Batı Felsefesinde ‘Erkek’ ve ‘Kadın’, Çeviren: Muttalip Özcan, Ayrıntı Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 2015.
4 Bakınız Evelyn Fox Keller, Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler, Çeviren: Ferit Burak Aydar, Metis Yayınları, İstanbul, 2007, Banu Subramaniam, “Moored Methamorphoses: A Retrospective Essay on Feminist Science Studies”, Signs, Volume 34, No. 4, 2009, s. 951-980.
5 Bakınız Linda Nochlin, “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?”, Sanat/Cinsiyet: Sanat Tarihi ve Feminist Eleştiri, Çeviren: Ahu Antmen, Beşinci Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2016, s.119-160.
6Fatma İrem Çağlar Gürgey, “’Feminist Hukuk Kuramı’ Nedir?”, http://www.hukukkurami.net/editor/Sayi_5/05_03_gurgey.pdf adresinden 26.11.2017 tarihinde alınmıştır, s. 37-38.
* Kadınlara eşitlik, özgürlük ve kardeşlik haklarının tanınmasını isteyen ve giyotine gönderilebilen kadınların siyasi haklara da sahip olması gerektiğini dile getiren Olympe de Gouge, 1793 yılında yayınladığı Gouges Les Droits de la femme (Kadın Hakları) broşürü nedeniyle tutuklanmış ve giyotine mahkum edilmiştir. Josephin Donovan Feminist Teori, Çevirenler: Aksu Bora, Meltem Ağduk Gevrek, Fevziye Sayılan, Onuncu Baskı, İletişim Yayınları, İstanbul, 2015, s. 21, Nermin Abadan Unat, “İdeoloji Açısından Kadın Araştırmaları”, Yirminci Yüzyılın Sonunda Kadınlar ve Gelecek Konferansı, Editör: Oya Çiftçi, TODAİE Yayın, Ankara, 1998, 6.
7 Donovan, Feminist Teori, s. 21.
8 Donovan, Feminist Teori, s. 21-72.
3
toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan adaletsizliklerin en çok göründüğü yerlerden biri olan hukuk alanına da kendi eleştirel bakışlarıyla yaklaşmaya çalışmışlardır.9
Feministler hukuktan bilime ve siyasete her alanda bir mücadele yürütmüşlerdir ve bu mücadelenin yürütülmesinde oldukça önemli olan, ataerkil sistemde kadınların durumunu ortaya koyabilmek ve bu durumu değiştirmeye çalışabilmek için, yürüttükleri araştırmalarda ve ortaya koydukları teorilerde epistemolojik ve metodolojik bir yaklaşımı içeren seçimlerde bulunmaya ihtiyaç duymuşlardır. Bu nedenle 1970’lerden itibaren metot ve metodoloji konusu üzerine tartışmalar yapılmaya başlanmıştır.10 Çünkü feministlere göre, bu zamana kadar bilim ve metodoloji, nesnellik ve tarafsızlık maskesi altında erkek bakış açısını yansıtan ve kadınların görünmez kılınmasına sebep olan bir konumda olmuştur.11 Feministler ise, erkeklerin görmezden geldiği kadın deneyimlerini temel alan ve kadın bakışını yansıtan yeni bir anlayışla kendilerini ifade etmek istemişlerdir.12 Bu nedenle, feministler ilk olarak geleneksel anlayışları terk ederek yeni bir metodolojiye ihtiyaçları olup olmadığını tartışmışlardır. Bu tartışmalar feminist metodolojiye ihtiyaç olup olmadığını, feminist metotların olup olmadığını ve feminist bir bakış açısıyla araştırma yapmanın gerekliliğini de içermektedir.
9 Çağlar Gürgey, “’Feminist Hukuk Kuramı’ Nedir?”, 30.
10 Nermin Abadan Unat, “Kadın Araştırmalarının Neden, Amaç ve Kapsamı”, Derleyen: Necla Arat, Türkiye’de Kadın Olgusu, Say Dağıtım Ltd. Şti., Ankara, 1992, s. 15.
11 Tekeli, “Bilimlerde Metodolijinin Kadın Bakış Açısından İrdelenmesi”, s. 31-47.
12 Sandra Harding, “Feminist Yöntem Diye Bir Şey Var mı?”, Çeviren: Zelal Ayman, Farklı Feminizmler Açısından Kadın Araştırmalarında Yöntem, Yayına Hazırlayanlar: Serpil Çakır, Necla Akgökçe, Birinci Baskı, Sel Yayıncılık, İstanbul, 1995, s. 39- 41.
4
Bu çalışma özellikle toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin söz konusu olduğu hukukta, feminist metodolojiye yer verilip verilemeyeceğini tartışmayı ve bunu da hukukla ilgili bir konu çerçevesinde yapmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde, ilk olarak feminist metodolojiye uygun olarak yürütülen feminist araştırmalardan bahsedilecek, ardından feminist metodolojinin nasıl olabileceğine dair bir düşünceden yola çıkarak onun özelliklerinden bahsedilecektir. Bunlar yapılırken feminist bir araştırmanın gerekip gerekmediği, feminist bir metodolojinin varolup varolmadığı gibi tartışmalara da değinilecek ve özel feminist metotların bulunup bulunmadığı sorusuna da bir cevap aranmaya çalışılacaktır.
Birinci bölümün ikinci kısmında ise, genel olarak feminist hukuk teorilerinden bahsedilecek ve feminist metodolojinin hukuktaki yansımalarına da bakılarak feminist hukuk metodolojisinin özellikleri belirlenmeye çalışılacaktır.13
İkinci bölümde, ilk olarak 2008 yılında yapılan ve daha sonra, 2014 yılında da takip araştırması yapılan Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması genel olarak feminist metodolojiye, özel olarak da feminist hukuk metodolojisine uygunluğu çerçevesinde ele alınacaktır. Araştırma hem kapsamı ve niteliği hem de konusu nedeniyle tercih edilmiştir. Son olarak ise, araştırmanın hukuk alanında ne sunduğuna ya da sunabileceğine dair kısa bir tartışmaya yer verilecektir. Bu şekilde feminist metodolojinin hukuka etkisinin mümkün olduğu gösterilmeye çalışılacaktır.
13 Feminist metodolojiyi hukuk bağlamında ele alan bir başka çalışma için bakınız Fatma Süzgün Şahin, Feminist Hukuk Teorisinde Metodoloji, Danışman: Gülriz Uygur, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2006.
5
BİRİNCİ BÖLÜM
FEMİNİST METODOLOJİ VE HUKUKA YANSIMASI
Feminist metodoloji, tartışılmaya ve uygulanmaya 1970’li yıllarda başlanan yeni bir kavramdır. Bu nedenle konuyla uğraşan feministler için feminist metodolojinin temel özelliklerini belirlemek ve feminist araştırmaların nasıl yapılması gerektiği üzerine ilkeler oluşturmaya çalışmak oldukça yakın bir geçmişe sahiptir. Bu süre içerisinde konu hakkında oldukça fazla ürün verilmiş ve feminist araştırmaların ne olduğuna dair fikirler de ileri sürülmüştür14. Bu bölümde feminist metodolojinin anlamı ve özellikleri üzerinde durularak, ayrı bir feminist metodolojinin gerekip gerekmediği hususu ve bunlara ilişkin değerlendirmeler üzerinde durulacaktır. Ardından feminist teorilerin hukuka yansımasına kısaca değinilerek feminist metodolojinin hukukta nasıl ele alındığına değinilecektir.
14 Andrea Doucet, Natasha S. Mauthner, “Feminist Methodologies and Epistemology”, http://www.andreadoucet.com/wp-content/uploads/2010/11/Doucet-Mauthner-2005-Feminist-
Methodologies-and-Epistemologies.pdf adresinden 25.11.2017 tarihinde alınmıştır, s. 37.
6
I.FEMİNİST METODOLOJİ
A. FEMİNİST METODOLOJİNİN ANLAMI VE ÖZELLİKLERİ
Marie Mies, feminist araştırmalar için bir metodoloji ortaya koyarken “Yeni şarap eski şişelere doldurulmamalıdır.”15 demektedir. Bu da, birçok feministin üzerinde uzlaşacağı şekilde, geleneksel metotlarla feminist bir araştırma yapmanın olanağının sorgulanması anlamına gelmektedir. Ancak feminist metodolojinin ne olduğu, ayrı feminist metotlarının olup olmadığı gibi konuların yanında feminist araştırmanın ne olduğu ya da nasıl olması gerektiğiyle ilgili tartışmalar da sürüyor görünmektedir.
Feminist araştırmanın ne olduğuna dair bir belirleme ise, aynı zamanda bir araştırmanın kendisini feminist bir araştırma olarak ortaya koymasının ardındaki ihtiyacı da göstermektedir. Bu nedenle ilk olarak feminist araştırmanın anlamına dair tartışmalara yer verilecek ve bununla bağlantılı olarak görülen feminist bir metodun var olup olmadığına ve feminist metodoloji hakkındaki anlaşmazlıklara da bakılacaktır. Feminist postmodernizm ve feminist duruş noktası üzerine tartışmalara kısaca değinildikten sonra feminist metodolojinin özelliklerinin neler olabileceğine dair bir arayış söz konusu olacaktır.
15 Marie Mies, “Feminist Araştrımalar için Bir Metodolojiye Doğru”, Çeviren: Ayşe Durakbaşa, Aynur İlyasoğlu, Farklı Feminizmler Açısından Kadın Araştırmalarında Yöntem, Yayına Hazırlayanlar: Serpil Çakır, Necla Akgökçe, Birinci Baskı, Sel Yayıncılık, İstanbul, 1995, s. 48.
7 1. Feminist Araştırmanın Anlamı
Feminist araştırmalar, genellikle feministler tarafından kadınlar hakkında ve kadınlar için yapılan araştırmalar olarak tanımlanmıştır.16 Liz Stanley ve Sue Wise, feminist araştırmanın genel tanımının “…. feminist kadınlar tarafından diğer kadınlar için yapılan, kadın üzerinde odaklanmış araştırma….” şeklinde yapıldığını söylemektedirler.17 Feminist araştırmaların ne olduğuna dair bir fikir vermesi umulan bu tanım, feministler tarafından ayrıntılı olarak gözden geçirildiğinde oldukça fazla eleştiri almıştır. Feminist bir araştırmanın gerçekten uzlaşılabilir bir tanımının ortaya koyulabilmesi için öncelikle bu eleştirilere kısaca bir göz atarak, her bir noktanın üzerinde durmak gerekir. İlk olarak, bu tanımda bahsedilen önemli bir nokta feminist araştırmaların kadınlar üzerinde odaklanmış araştırmalar olduğunun söylenmesidir. Ancak burada şunun belirtilmesi gerekir ki, bir araştırmanın kadınlara odaklanmış olması, onun feminist bir araştırma olduğunu söylemek için tek başına yeterli değildir. Benzer şekilde bir araştırmanın odağının yalnızca kadınlar olmaması sebebiyle, onun feminist bir araştırma olmadığını söylemek de mümkün olmayacaktır. Örneğin, bir araştırmanın yapılma amacı kadınların çalışma hayatına uygun olmadığını söylemek ve bunu kanıtlamaya çalışmak olduğunda, bu araştırmanın odağında kadınlar olmasına karşın, böyle bir araştırmanın kadınlar için yapılmış olduğu söylenemez. Bu yüzden yukarıdaki tanımda yer alan bir diğer husus olan feminist araştırmaların aynı zamanda kadınlar için yapıldığının söylenmesi oldukça
16 Doucet, Mauthner, “Feminist Methodologies and Epistemology”, s.40.
17 Liz Stanley, Sue Wise, “Feminist Araştırma Sürecinde Metot, Metodoloji ve Epistemoloji”, Çeviren:
Füsun Şaşmaz, Farklı Feminizmler Açısından Kadın Araştırmalarında Yöntem, Yayına Hazırlayanlar:
Serpil Çakır, Necla Akgökçe, Birinci Baskı, Sel Yayıncılık, İstanbul, 1995, s.67-68.
8
önemli bir nokta olarak görülmüştür.18 “Feminist araştırma politik olarak kadınlar içindir, feminist bilgi bazı temellendirmelerini kadın deneyimlerinde ve adaletsiz toplumsal cinsiyetlendirilmiş ilişkiler içinde yaşamanın nasıl hissettirdiğinde bulur.”19 Feminist araştırmalar kadınlar içindir, çünkü yıllarca erkeklerin hâkimiyetinde olan bilim anlayışıyla kadınlar hakkında hiç araştırma yapılmadığını söylemek çok doğru olmasa da kadınlar için yapılan araştırmaların yok denecek kadar az olduğunu söylemek mümkündür. Erkeklerin kadınlar hakkında cevaplanmasını istedikleri sorular, genellikle, kadınların ihtiyacına göre değil kadınların sömürülmesine ve baskı altına alınmasına ve bu baskının devam edebilmesine ilişkin olmuştur.20
Sandra Harding, araştırmanın kadınlar için/kadınlara yönelik olmasını “sosyal olayları kadınların istediği ve gereksindiği biçimde kadınlar açısından açıklığa kavuşturulması” olarak tanımlamaktadır.21 Bu noktada kadınların başvurduğu en önemli yollardan biri, kadın deneyimlerine yer vermek olmuştur.22 Kadın deneyimlerine başvurmak, meseleleri kadın bakış açısıyla yeniden değerlendirmek hakkında kadınlara söz hakkı vererek, hem kadınlar hakkındaki yargıların değişmesine sebep olacak, hem de kadınlar için problem olan birçok sorunun araştırılması gerekliliğini ortaya çıkaracaktır.23 Feminist araştırmanın kadınlar hakkında yapılmasını söylemenin doğurduğu bir diğer
18 Joan Acker, Kate Barry, Johanna Esseveld, “Objectivity and Truth: Problems in Doing Feminist Research”, Beyond Methodology, editors: Mary Margaret Fonow, Judith A. Cook, Indiana University Press, 1991, America, 134.
19 Caroline Ramazanoğlu, Janet Holland, Feminist Methodology: Challenges and Choices, Sage Publications, London, 2002, s. 16.
20 Harding, “Feminist Yöntem Diye Bir Şey Var mı?”, s.41-42.
21 Harding, “Feminist Yöntem Diye Bir Şey Var mı?”, s. 39-41.
22 Acker ve diğ., “Objectivity and Truth: Problems in Doing Feminist Research”, s. 135.
23 Harding, “Feminist Yöntem Diye Bir Şey Var mı?”, s. 39.
9
problem de, araştırmaların toplumun diğer kesimlerine kendini kapatıyor görünmesiyle ilgilidir. Oysa hem kadınların sömürülmesi yalnızca kadınlara bakılarak tam olarak anlaşılamayacaktır hem de kadınların sömürülmesine yol açan ataerkil sistemin, aynı zamanda farklı cinsel yönelimleri olan insanları da ve doğrudan erkekleri de baskı altına aldığı görülmeyecektir. Feminist araştırmalar güç ilişkilerini anlamaya çalışıyorsa, bu araştırmaların erkekleri ve erkeklik ilişkilerini de incelemeleri gerekmektedir.24 Bu eleştiriler sonucunda da, erkeklik çalışmaları da gelişen bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır.25
Stanley ve Wise’ın yukarıda belirtilen tanımında yer alan son nokta olan feminist araştırmanın kadınlar tarafından yapılması gerektiğini söylemek de sorunlara yol açmıştır.
Bu düşünce, hem özcülüğe düşmeden bir kadın tanımının yapılmasının oldukça zor olması ve yapılan kadın tanımları üzerinde de tam bir uzlaşma olmaması nedeniyle hem de feminist araştırmaların yalnızca kadınlar tarafından yapılmasıyla bir yere varılamayacağı iddiaları nedeniyle sıkça eleştirilmiştir.26 İlk olarak, doğal şekilde belirlenmiş kadın ve erkek kategorilerinin varlığının kabul edilmesindense, sosyal olarak inşa edilmiş kadın ve erkeklerin varlığı kabul edilebilir. Ayrıca, feminist araştırmalar yalnızca kadınlarla sınırlandığında interseksüel ve transseksüel araştırmacıların feminist araştırma
24 Ramazanoğlu, Holland,Feminist Methodology, s. 7-9.
25 Serpil Sancar, Erkeklik: İmkânsız İktidar: Ailede, Piyasada ve Sokakta Erkekler, Üçüncü Baskı, Metis Yayınları, İstanbul, 2013, s. 11.
26 Toby Epstein Jayaratne, Abigail J. Stewart, “Quantitative and Qualitative Methos in the Social Sciences:
Current Feminist Issues and Practical Strategies”, Beyond Methodology, Editors: FONOW Mary Margaret, COOK Judith A., Beyond Methodology, Indiana University Press, America, 1991, s. 94-96.
10
yürütemeyeceği iddia edilmiş olur. İkinci olarak, yalnızca kadınların araştırılmasıyla kadınların durumunun tam olarak anlaşılamayacağı da belirtilebilir.27
Feminizm kadınlar için bir mücadele alanı olarak çıkmaya başladıkça, feminist araştırmalar da kadının durumunu ortaya koyabilmek için yapılmaya başlanmıştır.
Kadınların yaşamını bilmek için empirik araştırma yapmak gerekir. Ancak cinsiyet ilişkilerini ve kadın yaşamlarını anlamak için araştırmalar yapıldıkça bu araştırmaların yöntemi de sorgulanmaya başlanmıştır. Bu noktada feminist bir metodun, metodolojinin ya da epistemolojinin olup olmadığı sorularına farklı cevaplar verilmektedir. Örneğin
“feminist yöntem diye bir şey var mı?” sorusunu soran Harding, sınırları belirlenmiş bir feminist yöntemin varolmadığını, ayrıca olmaması gerektiğini, çünkü bunun feminist araştırmaların etkili yönlerinin gözden kaçmasına sebep olacağını söylemektedir.28
Caroline Ramazanoğlu ve Janet Holland ise feminist yöntemlerin varolmadığını söylemektedirler. Feminist araştırmacılar kadınların deneyimlerini gösterebilmeleri ve kadınların seslerini duyurabilmeleri sebebiyle nitel araştırmalara sıklıkla başvurmuşlardır.
Ancak, nicel yöntemleri de kullanmakta ve yalnızca feminist araştırmacıların kullanabileceği özel feminist yöntemlerden bahsetmenin imkânı olmadığını belirtmektedirler. Ramazanoğlu ve Holland, ayrıca, kadın araştırmacılar tarafından kadınların araştırılmasının feminist metodolojinin ayırt edici bir özelliği olmadığını da söylemektedirler. Feminist metodolojinin ayırt edici özelliği olarak vurguladıkları niteliklerini ise feminist teori, politika ve etik ve kadın deneyimleri tarafından
27 Ramazanoğlu, Holland,Feminist Methodology, s. 7-9.
28 Harding, “Feminist Yöntem Diye Bir Şey Var mı?”, s. 34.
11
temellendirilme olarak belirtmişlerdir. Feministler, kadınların doğal olarak erkeklerden daha aşağı olduğunu iddia eden ataerkil “gerçek”lere ve erkek egemenliğini görmezden gelen bilimsel yöntemlere karşı çıkmaktadırlar. Feminist araştırmaları diğer araştırmalardan ayıran şey, onların epistemolojik farklılıklarından çok, politik ve ahlaki birtakım bağlılıklara uygun davranmalarıdır. Feminist araştırmalar, politik olarak kadınlar içindir, kadın deneyimlerine dayanır ve kadınların adaletsiz toplumsal cinsiyet ilişkileri içindeki konumunu anlamaya çalışır.29
Gerçekten de feminist araştırmaların asıl özelliğinin varolan yöntemlerin yeni bir bakış açısıyla kullanılması olduğunu söylemek mümkündür.
2. Feminist Duruş Noktası
Feminist bir metodolojinin veya feminist bir epistemolojinin olması gerekip gerekmediğine dair yukarıda da yer verilen sorgulamalar postmodern düşünceden de oldukça etkilenmiştir. Bu bağlamda özellikle feminist duruş noktasının postmodernizmden etkilendiği belirtilebilir. Bu nedenle burada öncelikle postmodernizm üzerinde durulup, ardından feminist duruş noktası açıklanacaktır.
29 Ramazanoğlu, Holland,Feminist Methodology, s. 15-16..
12 a. Postmodernizmin Etkileri
Postmodern düşünce, modern düşüncenin sorunlarını ortaya koyan ve bunu yaparken de modern düşüncenin temel ve sorgulanmaz kabul ettiklerini eleştirel bir gözle yeniden ele alan düşüncelerden oluşur. Postmodernlerin postmodern düşünceyi tanımlanmaktan kaçınmalarına karşın, postmodern bir feminist olduğu söylenebilecek olan Judith Butler, postmodern dendiğinde aklına “özne öldüyse, her şey metinse, gerçek bedenler aslında yoksa” gibi koşullu cümlelerin geldiğini söylemektedir.30
Postmodernizm ve feminizmin, modernitenin büyük anlatılarına karşı çıkmak konusunda benzerliklere sahip olmaları, bu iki düşüncenin beraber hareket edebileceği fikrini doğurmuştur.31 Örneğin postmodern bir feminizmin mümkün olduğunu iddia eden Susan Hekman, hem feminizmin hem postmodernizmin odağının modern düşüncenin ikili düşünce yapısının sorgulanması olduğunu söylemektedir.32 Feminizm, postmodern düşünceden yararlanmıştır. Ancak bu ikisinin her zaman uyumlu olduğunu söylemek mümkün değildir. Bazı feministler, postmodern düşüncenin güç ve bilgi üretiminin ilişkisine bakmanın yolunu mümkün kıldığını söyleseler de bu konuda çözülmesi gereken bir sürü problem de ortaya çıkmıştır. Feminizm ve postmodernizmin her ikisinin de modernizm kaynaklı olduğu söylenebilirse de, özneyi öldürebilen, gerçeklik hakkındaki
30 Derya Aybakan Saliya, “Feminizim ve Postmodern Feminizm”, Özne, 18. Kitap, Feminizm ve Felsefe Sayısı, Çizgi Kitabevi, 2013, Konya, s. 275-276, Judith Butler, “Olumsal Temeller: Feminizm ve
‘Postmodernizm’ Sorusu”, Çatışan Feminizmler: Felsefi Fikir Alışverişi, Hazırlayanlar: Seyla Benhabib, Judith Butler, Drucilla Cornell, Nancy Fraser, Çeviren: Feride Evren Sezer, Metis Yayınları, İkinci Baskı, 2014, İstanbul, s.44.
31 Seyla Benhabib, “Feminizm ve Postmodernizm: Huzursuz Bir İttifak”, Çatışan Feminizmler: Felsefi Fikir Alışverişi, Hazırlayanlar: Seyla Benhabib, Judith Butler, Drucilla Cornell, Nancy Fraser, Çeviren: Feride Evren Sezer, Metis Yayınları, İkinci Baskı, 2014, İstanbul, s.44.s. 25-26.
32 Susan J. Hekman, Toplumsal Cinsiyet ve Bilgi: Postmodern Bir Feminizimin Öğeleri, Çevirenler: Bekir Balkız, Ümit Tatlıcan, Say Yayınları, İstanbul, 2016, s. 23.
13
iddiaları yalnızca bir metin olarak görebilen ve bedenlerin de inşa edildiğini söyleyebilen postmodernizm, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak gibi bir misyonu olan, kadının maruz kaldığı baskıları göstermek isteyen ve bu nedenle de bir kadın tanımına ihtiyaç duyan feminizmden çok daha eleştirel olabilme ve modernizme karşı çıkma konusunda da daha sert olabilme imkânına sahiptir.33 Bu bölümde postmodernizm ve feminizm arasındaki ilişkiden postmodernizmin özelliklerine de değinilerek bahsedilecektir.
Postmodern düşüncede bilgi, deneyim ve gerçek arasındaki ilişki sorgulanır.
Disiplinler arasındaki sınırların ne derece gerçek olduğu incelenir ve neyin gerçek olarak kabul edildiği ve bunun nasıl ifade edildiğinin asıl önemli olan şey olduğu söylenir.
Üretilen bilgiler yalnızca farklı yollarla okunabilecek metinler olarak görülür. Bu ise, bir anlamda gerçek ile kurgu arasındaki sınırın silinmesi anlamına gelmektedir. Böylece de yeni yöntemlere olanak sağlanmış olunur. Otobiyografi, yaşantı öyküleri ve anılar baskı altındakilerin seslerini duyurmaları için bilgi üretmenin yolu olarak görülür.
Postmodernizme göre bilim yalnızca düşünme ve konuşma yollarından biridir. Bu ise bilimsel metotlarla üretilen bilginin dış gerçeklikle ilişkisinin kesilmesi anlamına gelir.
Bu noktada feminizm artık daha az yanlış olanı söyleme iddiasını kaybeder, yalnızca dış dünyayla ilişkisi kanıtlanamayan, politik kurgulardan biri haline gelir. Sosyal yaşamın bilgisini sunan diğer bilgi iddialarından biri olur. Feminist duruş noktasını savunanlar, erkek egemen bir toplumda bilimin erkek bakış açısından yapılan bir etkinlik olduğunu ve tarafsızlığın bunun üstünü örtmeye yarayan sözde bir ilke olduğunu söylerler. Postmodern düşüncede ise bilgi, gerçeklik ve deneyim arasındaki ilişkiyi açıklama iddiasında olan
33 Ramazanoğlu, Holland,Feminist Methodology, s. 84-86.
14
bütün rasyonel bilimsel metotlar reddedilir. Bu açıdan bakıldığında feminizm yalnızca bir söylem olarak görülür ve postmodern düşüncede önemli olan söylemin doğruluğu- yanlışlığı ya da kim tarafından ortaya konulduğu değil, nasıl etkili olduğudur. Bu ise, kadın hakkında ve kadın için konuşma iddiasında olan ve toplumun ataerkilliği ve kadının konumu hakkında doğru bilgiyi üretmeye çalışan feminizm için problemlere yol açabilecek bir düşüncedir.34
Postmodern düşünce, doğruyu keşfedecek olan bir özne fikrine karşı çıkar; çünkü bu düşüncede keşfedilecek tek bir doğrunun bulunmadığı, bilginin üretim sürecinden bağımsız olarak ortaya çıkamayacağı, bilgi üretiminin bir toplumda yaşayan insanlar aracılığıyla yapıldığı ve bu üretimin de güç ilişkileriyle doğrudan ilgili olduğu söylenmektedir. Özne zamandan ve mekândan bağımsız bir bilen olarak konumlandırılmış olarak görülmeyerek, tarihsel olarak değişen bir toplumsal, dilsel ve söylemsel pratik içine yerleştirilir. Feministler de modern düşüncede tarafsız ve evrensel olduğu iddia edilen öznenin aslında erkek olduğunu ve toplumsal cinsiyetin oluşmasını sağlayan pratiklerin bunda büyük bir pay sahibi olduğunu söylerler. Feministler bu noktada postmodern düşünceyle örtüşen görüşlere sahip olabilseler de, postmodernizmde bundan daha fazlası söylenir. Örneğin bilen öznenin öldüğünü söylemek feminist düşüncede probleme yol açabilir. Öznenin yalnızca dildeki bir konum olduğu, bu sebeple de sorumluluk, özdüşünümsellik gibi kavramların kendisine yüklenemeyeceği söylenir.
34 Ramazanoğlu, Holland,Feminist Methodology, s. 86-88.
15
Ancak öznenin öldüğünü söylemek yerine, özneyi merkezsizleştirmek de postmodern düşüncede söz konusu edilmiştir.35
Michel Foucault öznenin rasyonelliğini reddetmiştir. Butler da kadınların tek bir başlık altında feminizmin öznesi olarak ortaya konulmasına ve bütün kadınlar adına konuşan bir bilen kadın kavramına karşı çıkmaktadır. Ona göre ilk olarak kadını tanımlamaya çalışmak, onu örneğin bazı feministlerin yaptığı gibi anne olmasıyla ilişkilendirerek açıklamaya, yani kadın kavramına evrensel bir tanım sunmaya çalışmak birleştirici olmaktan çok bölünmeye yol açacak bir girişim olmaya mahkûmdur. Çünkü kadını tanımlamak, “kadınlar kategorisini neyin oluşturduğu ya da neyin oluşturması gerektiği”ni36 söylemek, ancak ‘kadın’ olmayanı tanımlayıp onu dışlama şeklinde gerçekleştirilecektir. Ayrıca kadını tanımlamaya çalışmak nihayetinde özcülüğe yol açacaktır. Yine de Butler’ın da kabul ettiği gibi bilen öznenin yapıbozuma uğratılması, yani “temelci bir öncül olarak öznenin kurulumunu irdeleme yolu”37, feministlerin politik olarak ‘kadın’ı terk etmek zorunda olmaları anlamına gelmemektedir. Çünkü politik alanda mücadele edebilmek için kimliklere ihtiyaç vardır. Buna rağmen bu politik pozisyonun kadın hakkındaki bilgi iddialarıyla nasıl birleştirilebileceği bir problem olarak kalmaya devam etmektedir. Feministler, politik olarak kadın kavramına bağlıyken özcülüğe düşmeden hareket edebilmek konusunda zorluklar yaşadılar. Ramazanoğlu ve Holland, Foucault’nun kimin konuştuğunun önemli olmadığını, önemli olanın neyin
35 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 98-91, 97-98, Benhabib, “Feminizm ve Postmodernizm: Huzursuz Bir İttifak”, s.29-30.
36 Judith Butler, Cinsiyet Belası: Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi, Çeviren: Başak Ertür, Metis Yayınları, Beşinci Baskı, 2016, İstanbul, s. 44.
37 Butler, “Olumsal Temeller: Feminizm ve ‘Postmodernizm’ Sorusu”, s. 53.
16
kural haline geldiği, ne söylendiği ve bunun etkisinin ne olduğunu düşündüğünü belirtmektedirler. Ancak feministler için kimin konuştuğu önemlidir. Çünkü feministler kadınların yaşadığı zorluklarla mücadele etmek zorundadırlar. Bu mücadele teoride verilemez ve bunun için kadın deneyimlerinin bilgisine ihtiyaç duyulur.38
Postmodern düşünce, kavramları birbirinin karşıtı üzerinden anlamlandıran ikili anlayışa karşı çıkmaktadır. Bu anlayışın yapıbozuma uğratılması, “kadın-erkek, duygu- akıl, öznel-nesnel” gibi karşıt kavramlar üzerinden tanımlanan dünyadaki güç ilişkilerini sorgulama imkânı vermektedir. Bu şekilde yalnızca toplumsal cinsiyetin değil, bedenlerin de sosyal olarak inşa edildiğini görmek mümkündür. Bedenlerin maddi bir varlığa sahip oldukları tartışılmasa da, onların sosyal olarak inşa edilmiş ve bu şekilde onlara anlam verilmiş olduğu düşüncesi sorgulanır. 39
Postmodernizm büyük anlatılara, yani her zaman ve her yerde geçerli olduğu iddia edilen ve tek doğru olarak kendilerini ortaya koyan ve diğer bütün söylemleri reddeden, genelleştirici olan iddialara karşı çıkar. Postmodernizmde gerçek olduğu iddia edilenin zamana ve mekâna ve söyleme bağlı olduğu söylenir. Feminizmin büyük anlatısı ise, kadınların özgürlük istedikleri düşüncesidir. Bu düşünce ataerkilliğe dair bir anlatı oluşturarak, kadınların kabul etmeleri gereken evrensel bir kurtuluştan bahseder.
Ramazanoğlu ve Holland, bu şekilde postmodern düşüncenin feminizmin kendisini de
38 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 89-92, 97-98, Aybakan Saliya, “Feminizim ve Postmodern Feminizm”, s. 280-281, Linda Nicholson, Giriş Bölümü, Çatışan Feminizmler: Felsefi Fikir Alışverişi, Hazırlayanlar: Seyla Benhabib, Judith Butler, Drucilla Cornell, Nancy Fraser, Çeviren: Feride Evren Sezer, Metis Yayınları, İkinci Baskı, 2014, İstanbul, s.13-14, Benhabib, “Feminizm ve Postmodernizm: Huzursuz Bir İttifak”, s.27-31.
39 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 88-89, 94.
17
ataerkillik hakkında büyük anlatıya sahip olan bir düşünce olarak etkisiz kılabileceğini söylemektedir.40 Seyla Benhabib de feminizmin postmodernizmle bir ittifak oluşturabileceği fikrine karşı çıkarken, postmodernizmin “kadınların kurtuluş arzusunun kavramsal ifadesi olarak feminizm olanağını da baltaladığını” söylemektedir.41
Ramazanoğlu ve Holland, postmodern düşüncenin feminizmi bir bölünmeye götüreceğini ileri sürmektedirler, çeşitli feminizmlerin olduğu bu yerde de feminist metodolojinin bir varlığı olamayacağını iddia etmektedirler. Ancak yine de feministler postmodern düşüncenin işaret ettiği sorunlar üzerinde durarak ilerleyebilirler.42
b. Feminist Duruş Noktasının Anlamı
Postmodernizmin ortaya koyduğu sorunların feminist epistemolojide feminist duruş noktasıyla ilgili olduğu belirtilebilir. Ramazanoğlu ve Holland klasik epistemolojide bilgiyi açıklamaya çalışan teorilerin, mutlak hakikatin varolduğu iddiası ile hiçbir şeyin doğru olduğunun kabul edilemeyeceği rölativizm arasında kendilerine yer bulmaya çalıştıklarını söylemektedirler. Onlara göre deneyim, gerçeklik ve hakikat arasında ilişki kurabilen bir bilgi teorisi oluşturmaya çalışmak, bu iki nokta arasında sıkışmaya yol açmaktadır. Feministler de toplumsal cinsiyetin doğru bilgisini ileri sürmeye çalıştıklarında, bu iki uç arasında konumlanmaya çalışmışlardır. Onlar bilime
40 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s.93-94, Gencay Şaylan, Postmodernizm, İkinci Baskı, İmge Kitabevi, Ankara, 2002, s.279.
41 Benhabib, “Feminizm ve Postmodernizm: Huzursuz Bir İttifak”, s. 41.
42 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s.102-103.
18
olan bağlılıklarından vazgeçmeden, toplumsal cinsiyetin hüküm sürdüğü toplumsal yaşamın geçerli bilgisini üretmek istemişlerdir. Bunun için de hem doğru feminist bilginin olabileceğini, hem de mevcut bilginin erkekler tarafından üretildiğini ve hakikat olduğu söylenenin ataerkil toplum tarafından inşa edildiğini belirtmişlerdir. Ramazanoğlu ve Holland, bu iki nokta arasındaki gidiş gelişin çözümsüzlüğe yol açtığını ve bununla ilgili Donna Harraway’in bulduğu çözümün önemli olduğunu söylemektedirler. Onlara göre Harraway, deneyimler, gerçeklik ve hakikat arasında feministlerin yaptıkları gibi bir bağlantı kurmaya çalışmaktan vazgeçmiş ve konumlandırılmış bilgi üzerinde durmaya başlamış ve bilginin politika ve güçle ilişkisini sorgulamıştır.43
Ramazanoğlu ve Holland, Harraway’a göre, bilgi iddialarının araştırmacının konumuna bağlı olduğunu belirtmekte ve bu nedenle de, onun bakış açısından, tarafsız bilgi bulunmadığını söylemektedirler. Her bilgi taraflıdır ve nesnel bilgi de yalnızca taraflı bilgi olabilir.44 Ayrıca nesnel olma iddiası, ancak bilenin soyut bir bilen olarak kabul edilmesi durumunda geçerli olacaktır. Oysa Joan Acker, Kate Barry ve Johanna Esseveld, Dorothy Smith’in, bilen özne bir defa kadın olarak varolduğunda onun artık soyut özne olarak kabul edilemeyeceğini söylediğini belirtmektedirler. Kadın özne, artık toplumda tanımlanmış bir yer işgal eden bir sosyal sınıflandırmanın içinde yer alan somut birisi haline gelir. Üstelik nesnellik iddiasının aksine, araştırmalarda bilene ayrıcalık tanıyan bir güç ilişkisinin varlığından söz etmek mümkündür.45Böylece, feminist bilginin,
43 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 60-63.
44 Hekia Ellen Golden Bodwitch, “Why Feminism? How Feminist Methodologies Can Aid Our Efforts to
‘Give Back’ Through Research”, Journal of Research Practice, AU Press, Volume 10, Issue 2, 2014, Canada, s.6.
45 Acker ve diğ., “Objectivity and Truth, Problems in Doing Feminist Research”, s. 139-140.
19
nesnel olduğuiddiasını taşıyan ve ataerkil sistem içerisinde ortaya çıkan modern bilgiden daha iyi bilgi olduğunu dile getiren bir anlayış doğmuştur. Duruş noktası olarak adlandırılan bu yaklaşım, modern metodolojinin ikilemlerine düşmeden feminist bilgiden söz etmeyi mümkün kılmıştır.
Feminist duruş noktasının ortaya çıkmasında Harding’in büyük bir payı vardır.
Ramazanoğlu ve Holland, Harding’in hakikat ve görecelilik arasında kaybolma sorununa bir çözüm ararken, duruş noktasına fikir verdiğini söylemektedirler. Harding, nesnel bilginin tek ve mutlak bir hakikatten oluştuğu fikrine karşı çıkarak bazı bilgi iddialarının “daha az yanlış” olduğunu belirtmektedir. Ancak, burada sayısız bilgi iddiaları arasından hangisinin savunmaya değer olduğuna dair bir kriter kalmamaktadır.
Harding hangi bilgi iddialarının, “daha az yanlış” olduğunu neye göre ve nasıl söyleyeceğimizi göstermemektedir. Ancak yine de buradan feminist bilginin “feminist duruş noktası”nın bakış açısına göre olacağını düşünmenin yolu açılmıştır. Harding’in aksine feminist duruş noktasında hakikat ve rölativizm arasında bir yer bulmaya çalışmaktansa, bilgi ve güç arasındaki ilişkinin ortaya konmasına uğraşılmıştır.46
Feminist duruş noktası, daha iyi bilgi ya da daha az yanlış bilgiye sahip olma iddiasını Karl Marx’ın işçilerin merkezî ve marjinal konumlarının onlara sağladığı perspektif aracılığıyla, kapitalist sistemin onlar tarafından daha doğru şekilde anlaşılacağı iddiasına dayandırmaktadır. Kapitalist sistemde sömürülen işçilerin, konumları sebebiyle, sistemin gerçekten ne olduğunu anlamada kapitalizm hakkındaki yaygın kabullerden daha
46 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 63, 66-67.
20
farklı bir bilgiye sahip olma imkânları vardır. Bu bilgi, muhtemelen sistem hakkında daha doğru bir bilgi olacaktır. Marksizmin kapitalizmin işleyişini anlamada işçilere epistemolojik bir ayrıcalık vermesi gibi, feminist duruş noktası da kadınların, toplumu ve dünyayı anlama konusunda daha ayrıcalıklı bir konumu veya duruşu olduğunu söylemektedir.47
Duruş noktasını savunan feministlere göre kadınlar, toplumsal cinsiyet ilişkilerinin her alanda varolduğu toplumda, toplumun varlığının devam edebilmesi açısından merkezî konumda olmalarına karşın, onun hakkında söz söyleme imkânlarına sahip olma açısından marjinal konumdadırlar. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin hâkim olduğu toplumda yaşayan kadınların elde ettikleri deneyimler aracılığıyla sahip oldukları perspektifin, ataerkil toplumun ne olduğunu anlamada ayrıcalıklı bir perspektif olduğu iddiası feminist duruş noktasının temelini oluşturmaktadır. Örneğin kadınların pratik işler yaparak edindikleri deneyimler, erkeklerin oluşturduğu soyut ve nesnel bilimle çok fazla uyuşmamaktadır. Bu ise, kadınların erkeklerin sahip olduğu bilgiden farklı bir bilgi türüne sahip olmaları demektir. Patricia Hill Collins, siyah kadınların toplumdaki farklı yerlerinin onlara mevcut bakışlardan farklı bir şekilde görme imkânı sağladığını söylerken, bunun siyah kadınların duruş noktalarının, verili kabul edilen birçok şeye çok daha eleştirel ve sorgulayıcı bakmalarını sağladığını ifade etmektedir.48
47 Alessandra Tanesini, Feminist Epistemolojilere Giriş, Çeviren: Gülhan Demiriz, Berivan Binay, Ümit Tatlıcan, Sentez Yayınları, İstanbul, 2012, s. 170-171, Ahmet Cevizci, Bilgi Felsefesi, Üçüncü Baskı, Say Yayınları, Ankara, 2012, s.268-272.
48 Patricia Hill Collins, “Learning from the Outsider Within: The Sociological Significance of Black Feminist Thought”, Beyond Methodology, editors: Mary Margaret Fonow, Judith A. Cook, Indiana University Press, America, 1991, s. 50-51.
21
Toplumsal cinsiyet ilişkileriyle ilgili egemen anlayışların bu ilişkilerdeki hiyerarşiyi gizlemeye yarayan ideolojiler oldukları kabul edildiğinde, gizlenmiş gerçekleri kadının deneyimlerinin ona sağladığı bakış açısıyla görünür kılmak mümkündür. Feminist duruş noktası, bütün bilen öznelerin konumlanmış olduğunu söyleyerek, bilginin ve bilgi üretiminin bu konumun etkisinde gerçekleştiğini ve konumların nesnel, tek doğru bilgiyi imkânsız kılacak kadar fazla olduğunu iddia etmektedir. Ancak bilgi üretiminde tercih edilen kadının bulunduğu konum, içinde bulunulan koşulların fark edilmesi sonucu oluşan bir bilinçlenme sonucu var olacak olan bir duruştur.49
Feminist duruş noktası, en genel özellikleriyle bu şekilde tanımlanmaktadır. Ancak feminist duruş noktası adı altında birbirinden farklı çok çeşitli düşünceler ortaya konduğundan, yukarıda bahsedilenlerin, bütün duruş noktası teorilerinde olduğunu söylemek mümkün olmayabilir. Ramazanoğlu ve Holland bu yüzden duruş noktasının genel özelliklerinden bahsetmekten kaçınmış ve duruş noktası üzerine yapılan eleştiriler ve bu eleştirilere verilen cevapları içeren bir bölüm altında anlatmayı tercih etmişlerdir.
Gerçekten de yukarıda bahsedilen özelliklerde duruş noktasını savunanların farklı yaklaşımlar sergiledikleri noktalar bulunmaktadır. Bu husus, duruş noktasına getirilen aşağıdaki eleştirilerle ilgilidir.
İlk olarak, kadınların ayrıcalıklı perspektife sahip olduğu iddiası çeşitli problemler doğurmuştur. Örneğin, bu ayrıcalıklı perspektife kim sahiptir? Bu perspektife bütün kadınlar mı sahiptir, yoksa yalnızca feminist bir bilinci olan kadınların ayrıcalıklı
49 Ahmet Cevizci, Bilgi Felsefesi, s. 268-272.
22
perspektifinden mi söz edilmelidir? Ayrıca ayrıcalıklı perspektife sahip olan kadınların ortak deneyimleri olduğu varsayılır. Bu ise özcülük tehlikesi barındırmakla itham edilmiştir. Dahası, feminist duruş noktasını savunanlar arasında kadınların ayrıcalıklı perspektife sahip oldukları konusunda da tam bir fikir bütünlüğü yoktur. Örneğin Nancy Hartsock, kadın bilgisine açıkça ayrıcalıklı perspektif tanıdığını ifade ederken, “çünkü onlar, bana daha adil sosyal ilişkileri tahayyül etme imkânı sunabilmektedir”
demektedir.50
Ancak ayrıcalıklı perspektife sahip olmak yalnızca kadın olmaya bağlı değildir.
Bu perspektif kadınlar cinsiyet eşitsizliğinin varolduğu bir toplumda yaşıyor olmanın getirdiği ortak bir deneyimi paylaştıklarında ve politik bir bilinç geliştirdiklerinde söz konusudur. Feminist duruş noktasının oluşmasına imkân veren deneyimlerden bahsedebilmek için politik mücadele şarttır. Bu noktada da, Hartsock’a göre, bütün kadınların ayrıcalıklı perspektife sahip olmadıkları ve ayrıca bu bilince sahip olmak için kadın olmanın da şart olmadığı belirtilebilir.51
Harding evrensel kadının olmadığını, kadınların deneyimlerinin de kültüre, ırka, kısacası kadının sahip olduğu tüm koşullara göre değişkenlik gösterdiğini söylemektedir.
Bunlar feminizmin zengin kaynaklarıdır. Feminist araştırmanın kaynağını da herhangi bir kadının deneyimleri değil, feminist mücadelede ortaya çıkan kadın deneyimleri oluşturur.52
50 Aktaran, Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 68.
51 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 68-69.
52 Harding, “Feminist Yöntem Diye Bir Şey Var mı?”, s. 40-41.
23
Stanley ve Wise, kadınların baskı görüyor olmaları sebebiyle ortak bir deneyim yaşadıklarını kabul etmelerine karşın, bu deneyimin tüm kadınlar için aynı olduğunu, tüm kadınların aynı baskı deneyimini yaşadıklarını söylemenin mümkün olmadığını ileri sürerler. “Farklı kadınların yaşadığı, çalıştığı, mücadele ettiği, yaşamlarına anlam vermeye çalıştığı toplumsal bağlamlar hem dünyanın değişik bölgelerinde hem de değişik kadın grupları arasında geniş ölçüde farklılaşmaktadır. Biz kadınların deneyimlerinin ontolojik olarak çok parçalı ve karmaşık olduğunu öne sürdük; çünkü tek ve parçalanmamış bir maddi gerçekliği paylaşmıyoruz.”53 Onlara göre sosyal olarak inşa edilen kadın kategorisi ve tüm kadınların bir şekilde deneyimlediği baskı kategorisi kabul edilse de, bu her kadının aynı deneyimleri paylaştığı anlamına gelmemektedir.54
Ramazanoğlu ve Holland’a göre, Smith kadınların epistemolojik ayrıcalığa sahip olduğunu kabul etmez ve kadın deneyimlerini doğrudan bir bilgi kaynağı olarak ele almaz.
Ona göre kadınlar ezilen olarak yaşadıkları deneyimlerden bahsettiklerinde, anaakımda mevcut olmayan bir bilgi iddiası üretmiş olurlar. Bu yüzden baskı altındaki grupların gündelik deneyimlerini başlangıç noktası olarak ele almak gerekir. Ama bu deneyimlerin kendisinin gerçek bilginin doğrudan kaynağı olduğu söylenemez. Deneyimler araştırma sorularını ortaya koysa da, araştırma cevabını vermez. Deneyimler bu şekilde kabul edildiğinde, toplumsal yaşam içinde bütünlükle ele alınması gereken bir hale bürünür ve kadınlara epistemolojik ayrıcalık verilmesi de söz konusu olmaz. Smith bu şekilde
53 Stanley, Wise, “Feminist Araştırma Sürecinde Metot, Metodoloji ve Epistemoloji”, s.68.
54 Stanley, Wise, “Feminist Araştırma Sürecinde Metot, Metodoloji ve Epistemoloji”, s.68.
24
kadınların evrensel deneyime sahip olduklarını iddia eden özcü yaklaşımlardan da uzak durmuş olur.55
Feminist duruş noktasına getirilen bir diğer önemli eleştiri, feminist duruş noktasında hangi bilgi iddiasının, neden daha iyi bir açıklama getirdiği konusuna net bir cevap verilemediği hususudur. Feminist bir duruş noktasından üretilen bilginin neden
“daha az yanlış” bilgi olduğunun açıklanabilmesi için, onu diğer duruş noktalarından farklı olma sebeplerinin açık olarak ortaya konması gerekir. Zira feminist duruş noktasından (bakış açısından) daha doğru bilgi üretildiği yeterince iyi açıklanmadığında, duruş noktası görecelikle suçlanabilir. Ramazanoğlu ve Holland, Collins, Harding ve Hartsock’un bu soruna yukarıda bahsedilen görecelik ve mutlak hakikat çizgisinden feminist duruş noktasıyla çıkmaya çalıştıklarına işaret ederek cevap verdiklerini söylemektedirler. Onlar, feminist duruş noktasını epistemoloji olarak değil, teori olarak adlandırmayı bilinçli bir şekilde tercih ederler; çünkü epistemolojiyi dış gerçekliğin tarafsız ve kesin bilgisini oluşturabilme iddiası olarak görürler. Kendileri ise çözümü, deneyim, gerçeklik ve hakikat arasında bağlantı kurabilecek bir açıklamayı yapmaktansa, güç ve bilginin birbirinden ayrılmaz olduğuna odaklanmakta bulduklarını söylerler.56
Bir diğer sorun da, feminist duruş noktasında yalnızca cinsiyet ilişkileri üzerine odaklanıldığından, kişilerin bir bütün içinde ele alınmasının zorluğudur. Hiçbir kişinin tüm yaşamı boyunca yalnızca “ezilen” konumunda olduğunu söylemek mümkün değildir.
Zira kişi farklı ilişkilerin içinde ezilen konumundayken bazı ilişkiler içinde ezen
55 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 71-73.
56 Ramazanoğlu, Holland, Feminist Methodology, s. 66-67, 78.
25
konumunda olabilir. Ayrıca tüm kadınları, yalnızca baskıya maruz kalan bir konumda ortaklaştırmak, kadınların farklılıklarının da görmezden gelinmesine yol açtığı gerekçesiyle eleştirilmiştir.57
Bu noktada da feminist duruş noktasının ele aldığı kadının Batılı, beyaz kadın olduğuna dair eleştiriler getirilmiştir. Özellikle Collins bu eleştiriyi yapanlardan biridir.
Collins, siyah kadınların yaşantılarının beyaz kadınlarınkinden farklı olduğunu söylemektedir. Ona göre siyah kadınlar yaşantıları sebebiyle farklı bir bakma biçimine sahiptir. Beyaz feministlerin genel olarak kadından bahsetmelerine karşın, siyahlar
“Bahsettiğiniz hangi kadın? (which women do you mean?)” sormaktadırlar.58 Stanley ve Wise da siyah ve lezbiyen kadınların bakışlarının feminist duruş noktasında görmezden gelindiğini söyleyerek, özellikle Harding’i bu konuda eleştirmektedirler. Onlara göre bir kez feminist bir duruş noktası kabul edildiğinde, bu kabul edilenden başka feminist duruş noktaları da söz konusu olacaktır.59
Feminist duruş noktası, bu şekilde birçok eleştiriye maruz kalmasına rağmen feminist düşüncede oldukça önemli bir yer işgal etmiştir.
57 Alison Stone, Feminist Felsefeye Giriş, Çeviren: Yonca Cingöz, Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, 2016, İstanbul, s.44.
58 Collins, “Learning from the Outsider Within”, s. 51, Patricia Hill Collins, “Siyah Feminist Düşüncenin Toplumsal Yapısı”, Çeviren: Ayşe Atalay, Farklı Feminizmler Açısından Kadın Araştırmalarında Yöntem, Yayına Hazırlayanlar: Serpil Çakır, Necla Akgökçe, Birinci Baskı, Sel Yayıncılık, İstanbul, 1995, s.99- 116.
59 Stanley, Wise, “Feminist Araştırma Sürecinde Metot, Metodoloji ve Epistemoloji”, s. 72-73.
26 3. Feminist Araştırma Etiği
Brooke Ackerly ve Jacqui True, feminist araştırmaların, belirli bir metotla yapılması zorunluluğunun olmadığını belirterek, araştırma için bir rehber veya belli metotlar serisini kullanmaktan ziyade, metodolojik ve normatif bağlılıklara uyarak araştırmayı tamamlamayı amaçlamaktadırlar. Onlara göre bir araştırmanın feminist araştırma olarak tanımlanabilmesi için, feminist araştırma etiğinin farkında olmak ve araştırmayı buna uygun olarak yapmak gereklidir. Feminist araştırma etiğinin ise iki boyutu vardır: İlk boyut epistemolojinin gücü, araştırmacının konumu ve araştırmanın yapılması sürecinde karşılaşılacak sınırlar hakkında bir farkındalığa ve bunların üzerinde düşünmeyi gerektiren metodolojik bir bağlılığa sahip olmayı içerir. İkinci boyut ise cinsiyet eşitsizliklerinden kaynaklanan adaletsizlikleri fark etmek, açıklamak ve toplumu bu adaletsizliklerin yaşanmaması yönünde dönüştürmeye çalışmak için çaba sarf edilmesini talep eden normatif bağlılığa uygun davranmakla ilgilidir. Bunlar için ise, eleştirel bir feminist bakışı benimsemek gereklidir.60
Feminist araştırma etiğine bağlılık, araştırmada dört meseleye karşı dikkatli olabilmeyi gerektirir. Bunlardan ilki epistemolojinin gücüdür. Ackerly ve True, bilgiyi inanıştan ayıran düşünce sistemi olarak tanımladıkları epistemolojinin kendisinin de, esasen, bir inanış olduğu söylerler ve özellikle imtiyazlı, geçerli epistemolojinin araştırmacının konumunu gizlemeye ve güç ilişkilerini yeniden üretmeye yol açmasına karşı dikkatli olmak gerektiğini ileri sürerler. Örneğin kavramları özel-kamusal, kadın-
60 Brooke Ackerly, Jacqui True, Doing Feminist Research in Political and Social Sciences, Palgrave Macmillan, China, 2010, s.1-7.
27
erkek, nesnel- öznel gibi ikili karşıtlıklar üzerinden tanımlamak, anlayışımızı belirleyen epistemolojik bir güçtür. Bu gücün farkında olmak, kürtajı, fetüsün yaşamına karşı ebeveynlerin hakları olarak ikili karşıtlık şeklinde açıklayan görüşlere itibar etmememizi sağlayarak, meseleyi kadının kendi bedeni hakkında karar verme imkânına sahip olması gerektiği üzerinden ele almamızı sağlar. İkinci olarak da, kadının ve kadın yaşamının ihmal edilmesiyle sonuçlanan kavramsal sınırlara ve çalışılan disipline bağlı olarak karşılaşan sınırlara karşı dikkatli olmak gerekmektedir.61
Ackerly ve True’nun feminist araştırma etiğinin bir diğer meselesi olarak ortaya koyduğu durum ise araştırma sürecindeki ilişkiler konusunda dikkatli olmaktır. Burada, araştırmanın hem araştırmayı yapan, hem de diğer katılımcıları etkilediği, ayrıca araştırmacı ve diğer katılımcılar arasındaki ilişkilerin de her biri üzerinde bir etki yarattığı kabul edilir. Araştırmacının görüştüğü kişiler, araştırma nesnesi olarak değil, katılımcı olarak kabul edilir. Son olarak feminist araştırma etiği, araştırmacının konumuna da dikkati gerektirir. Araştırmacının, kendi konumu ve araştırmaya etkisi hakkında düşünmesi beklenir.62 Ayrıca, feminist araştırmaların araştırma sorusunun rehberliğinde tasarlanmasını önermektedirler. Buna göre, feminist araştırmalar önceden belirlenmiş metotlara göre yapılmamalıdır. Araştırmanın nasıl yapılacağına, hangi metotların kullanılacağına araştırma sorusunun araştırmacıyı götürdüğü yere göre karar verilmelidir.63 Metodolojiye rehberlik edenin soru olması önerilmektedir.64
61 Ackerly, True, Doing Feminist Research in Political and Social Sciences, s. 2, 24-29.
62 Ackerly, True, Doing Feminist Research in Political and Social Sciences, s. 24-39.
63 Ackerly, True, Doing Feminist Research in Political and Social Sciences, s.122.
64 Ackerly, True, Doing Feminist Research in Political and Social Sciences, s. 128.
28 4. Değerlendirme
Özel feminist bir metodolojinin varlığına ilişkin kesin bir anlaşmaya varılmamış olmasına karşın feministlerin, yukarıdaki gibi, araştırma yaparken kendi amaçları doğrultusunda kendilerine özgü bir bakış açısıyla birtakım yenilikler getirdiklerini söylemek mümkündür. Sally L. Kitch ve Mary Margaret Fonow, Amerika’daki üniversitelerde kadın çalışmaları doktora programları kapsamında yapılan doktora tezlerini inceledikleri araştırmalarında, kadın çalışmalarının bilginin üretilmesinde birçok yönden yenilikçi ve hatta devrimci olduğunu söylemektedirler. Onlara göre, kadın çalışmalarındaki bu yeniliklerden en önemlisi, geleneksel disiplinlerin hiçbir şekilde bahsetmedikleri meselelerin ortaya konulması ve bu meseleleri anlatabilmek için yeni bir terminoloji getirilmesidir. “Feminist araştırma akademik çevreye girmeden önce, şu anda çok yaygın olan ve bir zamanlar ne kadar devrimci olduğunu unutmuş olabileceğimiz cinsel taciz, kadına karşı şiddet, flört tecavüzü (date rape), cam tavan (glass ceiling) ...
gibi birçok başka analiz terimi ve formunu anlamak için hiçbir bilgi çerçevesi yoktu.”65
Elbette ki feminist araştırmalar yenilikler getirirken, mevcut yöntemlerden ve düşüncelerden de yararlanmışlardır. Ancak yalnızca kadınların maruz kaldığı cinsiyet eşitsizlikleriyle değil, aynı zamanda bu cinsiyet eşitsizliklerini meşru kılan bir ataerkil
65 Sally L. Kitch, Mary Margaret Fonow, “Analyzing Women’s Studies Dissertations: Methodologies, Epistemologies and Field Formation”, Signs, Volume 38, No.1, The University of Chicago Press, 2012, s.
110, 113.
29
anlayışla da mücadele etmek zorunda kalan feminizm*, çoğu zaman bu eşitsizlikleri görünür kılmak için yenilik getirme konusunda cesur davranmak zorunda kalmıştır.
Buraya kadar söylenenlerle birlikte, feminist araştırmaların, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ortaya çıkarmak ve aynı zamanda bu eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için toplumu dönüştürmek amaçlarına sahip olan, bu amaçları gerçekleştirebilmek için eleştirel bir feminist bakış açısından bakmaya çalışan,66 kadın deneyimlerine dayanan ve geleneksel metotlardan çok aşağıda özellikleri belirtilmeye çalışılan bir feminist metodolojiye uygun olacak şekilde metotlar kullanan araştırmalar olduğunu söylemek mümkündür.
Bundan sonra feminist araştırmalarda olduğu söylenebilecek temel özelliklere yer verilecek ve literatürde bu özelliklerle ilgili tartışmalara da değinilerek feminist araştırmaların hem ortak yanları hem de amaçları üzerinde daha ayrıntılı bir fikir verilmeye çalışılacaktır.
* Lloyd, Erkek Akıl kitabında bütün bir Batı felsefesi geleneğinde evrensel olarak sunulan ‘akıl’ın erkeklikle nasıl özdeşleştiğini oldukça güzel bir şekilde anlatmaktadır. Genevieve Lloyd, Batı Felsefesinde ‘Erkek’ ve
‘Kadın’, s.19-21.
66 Ackerly, True, Doing Feminist Research in Political and Social Science, s.2-3.
30
B. FEMİNİST ARAŞTIRMADA ARAŞTIRMACININ KONUMU
Feminist araştırmacılar, araştırmanın nasıl yürütülmesi gerektiği hakkındaki sorulara cevap ararken araştırmacının konumuyla özellikle ilgilenmişlerdir.
Araştırmacının konumu iki temel epistemolojik problemde karşımıza çıkmaktadır. İlk olarak, pozitivist paradigmaya uygun olarak şekillenen bilim anlayışının sonucu olarak
“araştırmanın değerden bağımsız olmasına verilen önem ve bu doğrultuda da araştırmacının tarafsız olması ve varlığının araştırmaya etki etmemesi gerektiği iddiası”, feminist araştırmacılar tarafından tartışma konusu edilmiştir.67 İkinci olarak ise
“araştırmacının, araştırma öznesi olarak, araştırılanla arasına mesafe koyması, yani bir anlamda araştırılanı nesneleştirmesi” kadınların sömürüsünün devam ettirilmesi olarak kabul edilerek eleştirilmiştir.68 Bu iki sorundan hareketle araştırmacının tarafsızlığı ve hiyerarşik ilişkilerden kaçınması üzerinde durmak gerekmektedir.
1. Araştırmacının Tarafsızlığı Sorunu
Feministler, pozitivist paradigmada varolan ve bir araştırmanın bilimsellik kriteri olarak ortaya konulan araştırmacının tarafsızlığı düşüncesini eleştirmişlerdir.
Araştırmacının tarafsız olamayacağını söylemek feminist düşünce açısından oldukça
67 Keller, Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler, s.101-105, Ali Yıldırım, Hasan Şimşek, Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri, Dokuzuncu Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2013, s. 28-35.
68 Ece Öztan, “Feminist Araştırmalar ve Yöntem”, Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları, Hazırlayan: Feryal Saygılıgil, Dipnot Yayınları, Ankara, 2016, s. 284-285.