• Sonuç bulunamadı

SEVİLAY SARAL IN BİR KADIN UYANIYOR ADLI ESERİNDE FEMİNİST TİYATRO AÇISINDAN KADIN MESELELERİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "SEVİLAY SARAL IN BİR KADIN UYANIYOR ADLI ESERİNDE FEMİNİST TİYATRO AÇISINDAN KADIN MESELELERİ"

Copied!
12
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SEVİLAY SARAL’IN “BİR KADIN UYANIYOR”

ADLI ESERİNDE FEMİNİST TİYATRO AÇISINDAN KADIN MESELELERİ

Dr. Öğr. Üyesi Funda ÇAPAN ÖZDEMİR*

Öz

Sevilay Saral’ın tiyatro eserlerinde özellikle kadın kahramanları tercih et- mesi ve seçtiği bu kahramanlar aracılığıyla birçok kadın sorununa değinmesi ilgi çekicidir. Bu bakımdan yazar, bir farkındalık fikri ve hissiyle edebî bir eser oluşturmanın yanı sıra sosyolojik açıdan çok mühim tespitlerde bulun- maktadır. Kadın oyunlarında yazar ve oyuncu olarak faaliyet gösteren Saral, feminist bir bakış açısıyla, dramadaki kadın anlatıcı kavramını dikkate ala- rak, kadın karakterlerin drama içerisindeki diyaloglarıyla, anlatıcı-dinleyici ilişkisini okurlara farklı açılardan aktarabilen bir yazardır. Cinsiyet ve kadın- lık kavramlarını sorunlaştıran “Bir Kadın Uyanıyor” adlı tiyatro eserinde, ka- dının ailesiyle olan sorunlarını, evliliğini, psikolojisini, kendini gerçekleştirme isteğini, sağlık sorunlarını, çocuklarıyla ilişkisini anlatmaya çalışır. Tercihle- rinde gelgitler yaşayan, özel ve sosyal hayatlarında sıkıntılar yaşayan kadın kimliğine dikkati çeken yazarın eserinde bir toplumsal sorun olarak işlediği kadın meseleleri, çalışmamız içinde çok yönlü ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Çalışmanın amacı, son dönem Türk edebiyatının tiyatro yazarlarından Sevilay Saral’ın “Bir Kadın Uyanıyor” adlı tiyatro eserini kullanılan teknikler ve seçtiği konular bağlamında incelemektir.

Anahtar kelimeler: Sevilay Saral, Kadın, Sorun, Eleştiri, Fikir, His.

In Terms Of Feminist Theater The Women’s Issues In Sevilay Saral’s Work “Awakening Of A Woman”

Abstract

It is an interesting fact that Sevilay Saral especially prefers female charac- ters in her theatrical works and addresses many women’s issues via the selec- ted characters. In this scope the author makes very significant sociologic points in addition to creating literary works. Saral takes part in the plays as author and actress and is an author who can reflect the narrator-audience relations-

*Yozgat Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Ede- biyatı ABD Öğretim Üyesi.

Türk Dünyası Araştırmaları TDA

Ocak - Şubat 2019 Cilt: 121 Sayı: 238 Sayfa: 191-202

Geliş Tarihi: 07.01.2019 Kabul Tarihi: 15.01.2019

(2)

hip, by taking the female narrator concept into account in scope of the drama, based on a feminist point of view. She tries to explain the issues of a woman with her life, “The Awakening of A Woman (Bir Kadın Uyanıyor)”, which takes the gender and womanhood concepts as a problem. The purpose of this study is to examine “The Awakening of A Woman” theatrical work of Sevilay Saral, who is one of the recent-period drama authors of Turkish literature, in terms of the used techniques and the selected subjects.

Keywords: Sevilay Saral, Female, Problem, Critic, Idea, Feeling.

Giriş

Antik tiyatroda kadın tipi, mitolojideki çeşitli mitler etrafında Tanrıça ka- dın rolleriyle işlenir. Agamemnon ve Elektra piyeslerinde iktidar hırsı, annelik ve aşk gibi hislerin etkisiyle hareket eden Klütaimestra, Eurıpıdes’in Alkeskis piyesinde işlenen fedakâr ve bencil kadın tipleri, Antigone piyesinde sadakat hisleriyle anlatılan Antigone, kadın kıskançlığını anlatan Media adlı piyesi, kadın kıskançlığının ve intikam duygularının ifade edildiği Sophokles’in Trak- his Kadınları isimli piyesleri, kadın hislerini ve sorunlarını irdeleyen mühim yapıtlardır. Klasik tragedya konularının Batı tiyatrosunu fikrî ve hissî bakım- dan beslediği bir gerçektir. Shakespeare’in tragedyaları, kader rolünü oyna- yan kadınlarla hayat karşısında ezilen kadınlar söz konusudur.1 Moliere’in pi- yeslerindeki kadın kahramanları kendi istedikleri değil de babalarının istekle- ri doğrultusunda evlenmeye zorlanan âşık kızlar, çeşitli entrikalar düzenleyen kadın tipleri ve köylü kadınlar olmak üzere üç grupta incelemek mümkün- dür.2 Moliere’nin çağdaşı klasik dönem İtalyan komedi yazarlarından Carlo Goldoni’nin piyeslerinde aile içi ilişkiler ve kadın-erkek münasebeti, cemiyetin töreleri karşısında baskı altında tutulan kadınlar, kadının güçlü zekâsı saye- sinde bu gibi baskılardan sıyrılması, kadınların güzellik ve kıskançlık hisleri söz konusudur.3 On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında romantizmin tesiriyle kadın, aşk ve feragat gibi kutsiyet atfedilen hislerle anlatılır. Romantik ya- zarlar, bu ekolün etkisiyle kahramanlarına aşk, nefret, ölüm, iyilikseverlik ve kötülük gibi temalar etrafında idealist bir şekil verirler.

Geleneksel Türk tiyatrosunda kadın meselesi ve tipleri fazla derinleştiril- meden işlenir. Kapalı bir toplum ihtiyacına cevap veren mahrem veya ahlak kurallarını çiğneyen hafif meşrep kadınlar söz konusudur. Karagöz ve Ortao- yunu’ndaki imparatorluk sınırları içindeki belli çizgilerdeki kadın tipleri işle- nir. Tanzimat devri Türk tiyatrosunda geleneklerin baskısı altında kalan genç kız tipleri, Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre adlı eserinde geçen Zekiye gibi vatan şuuruna eren, vatansever kadın tipi ön plandadır. Abdülhak Hâmid Tarhan’ın tarihî piyeslerinde sosyal rol üstlenen kadın kahramanlara savaşçı, entrika çözücü, kötülük giderici, yönetici olma gibi fonksiyonlar yükler. En- dülüs piyeslerinde kadına verdiği vazife, o topraklarda İslâm varlığını açmak, kökleştirmek ve savunmaktır. Tarık adlı eserinde Endülüs’ü fethetmeye giden

1İnci Enginün, Türk Edebiyatında Shakespeare, Dergâh Yayınları, İstanbul 2008, s. 53.

2Enver Töre, Hayattan Sahneye Kadınlar, Duyap Yayınları, İstanbul 2006, s. 11.

3Töre, a.g.e., s. 12.

(3)

kadınlar, vazife duygusuyla yekparelik kazanan erkek kadar güçlü kadınlar- dır. Tarihî piyeslerinde kadının karşı konumdaki erkeği sevmesi savaş zaman- larında ihanet olarak değerlendirilir; bedeli ölüm olur.4 Meşrutiyet tiyatro- sunda kocasını aldatan kadın, maddi çıkarları için evlenen kadın, ihtiraslı ve dalavereci kadın, hakkını arayan kadın gibi yeni ve farklı kadın tipleri ortaya çıkar. Cumhuriyet döneminin başlangıcından günümüze kadar Türk tiyatro- sunda kadın meselesi, geniş bir yelpazede ele alınır. Gelenekler karşısındaki kadın ve Batılı değerlerin tesiriyle değişen olumlu ve olumsuz kadın tipleri göze çarpar. Kadının evlilikte hür iradeye sahip olamayışı, çok eşliliğe imkân tanıyan töreler, ekonomik baskılar altında ezilen kadının çaresizliği gibi me- seleler, bu dönem tiyatrosunda işlenirken kadının toplumsal hayattaki yeri ve önemi üzerinde durulur. Bilhassa dış şartlarla sarsılan aileler, aile fertleri arasındaki çatışmalar, kadın ve yaşlanmanın getirdiği psikolojik değişmeler bu tür eserlerde ele alınır.5

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında sonra ortaya çıkan feminizm ha- reketleriyle kadın sorunsalı, toplumsal bir mesele halini alarak gündeme ge- lir. Fransız devrimiyle başlayan eşitlik fikri, insanın kendisini birey olarak görme fikrinin de bir kaynağıdır. Bahsi geçen bu eşitlik fikrinden hareketle kadın-erkek eşitliğine dayandırılan feminizm, aydınlanmanın ve modernizmin de tesiriyle toplumda hüküm süren cinsiyet temelli, eşitlikçi olmayan fikir ve davranışlara bir karşı çıkıştır.

Feminizm, cinsiyet ayrımcılığına karşı bir tavır alma, kadınların maruz kaldığı baskıların ortadan kaldırılmasını savunan, ataerkil yapılanmaların aleyhinde, kadınların meşru haklarına ulaşmada bir mücadele fikrini savu- nan bir yaklaşımdır.6 Cinsiyetçi sömürüyü, özel ve sosyal hayatlarında kadın üzerinde uygulanan baskıyı sona erdirmeye çalışır. Kadının kişisel, psikolojik ve cinsellik gibi yönlerine işaret edilerek, kadınların özgürleştirilmesi düşün- cesiyle hareket eden bir yaklaşımdır.

Feminist tiyatro sahnesi, kadınların kendi amaçlarına uygun bir şekilde haklarını aramak için verdiği bir mücadele ruhunun yansımasıdır. Feminist tiyatronun öncülerinden Perlgut, tiyatro sanatında kadın bakışını ve kadının kendine has duyuş tarzına işaret eden tespitleri dikkate değerdir:

“Kendimiz hakkında daha fazla şey bilmek için can atıyoruz… Şimdiye kadar her şey hep erkeklerin bakışıyla oldu; onların kadınları gördüğü şe- kilde, onların tasarladıkları kadın kahramanlar olarak. Ancak biz böylesi kadın kahramanlar olmadığımızı biliyoruz ve biliyoruz ki başka türlü bir kadın var ve bunu göstermenin bir yolu kadın tiyatrosudur; çünkü erkek- ler bu konuda (kadın deneyimleri) bir şey yazmayacaklardır ama kadınlar yazacaktır -çünkü kim olduğumuzu biz biliyoruz-, bir fahişe olmamız ge-

4Sema Uğurcan, Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Eserlerinde Tarih, Akademi Kitabevi, İzmir 2002, s.

276-278.

5İnci Enginün, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, Dergâh Yayınları, İstanbul 2005, s. 146.

6 Gün Taş, “Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel Süreçleri ve Dönüşümleri”, Akademik Hassasiyetler Dergisi, Sayı: 5, Cilt: 3, Alter Yayıncılık, Ankara 2016, s. 163.

(4)

rekmediğini, bir anne olmak zorunda olmadığımızı biliyoruz… Çok daha karmaşığız; daha çok fikrimiz var ve bunlardan söz edeceğiz. Keşke daha karmaşık olduğunu hissettiğim, çok saygı duyacağımız kadınlar olabilse.

Keşke sinemaya gittiğimde tam anlamıyla özdeşleşebileceğim ve kendim- le ilişkilendirebileceğim bir kadın karakter görebilsem. Sinemaya gitmeyi ya da bir sürü şey yapmayı bıraktım, çünkü tasvir ediliş biçimine taham- mül edemiyorum. Kadın tiyatrosundaki kadınlar ‘Farklı olduğumuzu gö- rün, işte biz buyuz ve bunu göstereceğiz.’ demeye çalışıyor.”7

Burada vurgulandığı gibi, feminist tiyatro metinlerinde bilhassa kadın ya- zarlar, bilinçli olarak kendi gerçekliklerini anlatma ve bir isyan duygusuyla kadın-erkek farklılıklarını ve farkındalıklarını ortaya koyma çabası içine gi- rerler. Kadının hâlinden en iyi kadın anlar, fikrinden hareketle bilinçli olarak erkeklerin olmadığı yazım ekipleri kurarlar. Sadece kadınlar için sahnelenen oyunlar kaleme alırlar. Kadın yazarlar, paylaşmak, dertleşmek istedikleri ve muhatapları olarak gördükleri kadınları kız kardeş olarak düşünürler.

Feminist tiyatronun dünyanın çoğu yerinde ortaya çıkan belli başlı özel- liklerini anlamak, feminist metin çözümlemelerinde mühim bir yer tutar:

Feminist tiyatroda ortaya çıkan gruplar, ataerkil düzenin getirdiği disipline karşıdır. Grup bilinci ve kız kardeşlik duygusuyla bağlar kurarlar. Klasik ti- yatrodaki hiyerarşik yapı yerini daha sıcak ve samimi ilişkilere bırakır. Ken- dilerini daha iyi ifade etmek adına tek bir yazardan ziyade çok sesli metinler yazma peşindedirler. Halktan ve özellikle kadınların sorunlarından uzakta olmayan bir tiyatro anlayışının oluşması sağlanır. Feministler, sadece lüks salonlarda değil kadınlara seslerini duyurabilecekleri her mekânda oyunlarını oynarlar. Böylelikle tiyatral olanı, mümkün olduğunca yaşamın içine katar- lar. Yapıtlarında geleneksel olanı yıkıp, yeni düşünceleri çarpıştıracak tarihi karakterlerin yorumunu hedeflerler. Mevcut hâkim tarih anlayışını olduğu gibi yansıtmak gibi bir kaygıları yoktur. Feminist tiyatro, ataerkil düzenin bekçiliğini yapan sözsel kaleleri yıkmayı hedefler, kendine yeni bir dil kur- ma çabası içindedir.8 Feminist tiyatro, kadınların sorunlarını sahneye çıkarır.

Kadınların sıkıntılarını, çekmeye maruz kaldığı tecavüz, kürtaj, çekirdek aile, erkek-kadın eşitsizliği, iş yaşamındaki baskı ve ayrımlar, ev içi ve toplumsal ayrımlar, şiddet, toplumsal cinsiyet gibi kavramları seyirciye sunar; burada amaç haksız uygulamaları ortadan kaldırmaktır. Kapitalist kültürün yaşamın her alanında olduğu gibi sanatın içine yerleştirdiği yarışmacılık hırsının yeri- ne feministler, kız kardeşlik bilincini aşılamaya çalışırlar. Yaşamı tüm gerçek- liğiyle sergilemek istediklerinden en mahrem anları bile seyirci önünde pay- laşmaktan çekinmezler. Feminist tiyatroya göre, kadınlar için kendini tanıma, etrafındaki dönüşümü ve diğer insanları anlayınca başlar.9 Feminist tiyatro,

7Charlotte Rea, “Kadınlardan Kadınlara Seyirciler, İçerik ve Biçimler”, Mimesis Dergisi Feminist Ti- yatro Özel Sayısı, (Çev. Ayşan Sönmez), Sayı: 12, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul 2007, s. 74.

8Sinan Gül, Feminist Tiyatro Metninin Nitelikleri ve Model Oyunlarda Yansıması, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, İzmir 2009, s. 32.

9Gül, a.g.e., s. 30-33.

(5)

daha fazla insana hitap etmeyi hedefler. Metinlerin dramatik yapısı oluştu- rulurken, yaşanmış kadın hikâyelerinden, fikir ve hislerinden istifade edilir.

1. Sevilay Saral’ın “Bir Kadın Uyanıyor” Adlı Eserinde Feminist Tiyat- ro Açısından Kadın Meseleleri

Gerçek bir hayat hikâyesinden yola çıkılarak Sevilay Saral tarafından ya- zılan “Bir Kadın Uyanıyor” adlı tiyatro eserinde bir kadının genç kızlığından evlilik hayatına, eşi ve çocukları ile ilişkisinden boşanma ve kendi ayakları üzerinde durma süreçlerine kadar kadın meselelerine sorgulayıcı ve eleştirel bir yaklaşım söz konusudur. Hem mizahi hem de dramatik bir üslûpla bir kadının hayatına ayna tutan eser, kadının özel ve sosyal hayatında karşılaş- tığı sorunları açık bir dille tartışır; tek kadının hayat hikâyesinden hareketle aslında pek çok kadının karşılaştığı sorunları irdeler. İlk olarak sadece kadın seyirciye oynanan oyun Alev ismindeki başkarakterin etrafında şekillenen bir kurguya sahiptir. Kurgu, diğer feminist tiyatro metinlerinde olduğu gibi bir kadının gerçek hayat hikâyesinden söyleşi yoluyla elde edilen malzemelerle sahnelenmeye dönük olarak dramaturjik bağlamda hayâl unsurlarıyla yeni- den yorumlanır ve biçimlendirilir.10

Erkek egemen bakışın bertaraf edildiği “Bir Kadın Uyanıyor” tiyatro ese- rinin başkarakteri Alev’in yani bir kadının fikirleri, hisleri, davranışları ön planda işlenir. Kocası Doktor Moro, oğulları Can ve Gökhan, kendisini eşiyle aldatan hemşire, aldatma olayını bertaraf etmek için medet umduğu Cinci Hoca, Alev’in anne ve babası, bu tiyatro eserinde başkarakter Alev’e göre daha silik karakterler olup; Alev’in şahsiyetini ve sorunlarını daha belirginleştirmek için işlenen yardımcı karakter rolündedirler. Oyunun başlangıcında bir sandı- ğın içinden çıkan Alev, kırk beş yıllık hayat hikâyesini anlatacağını haber verir ve mazisinde yaşadıklarını anlatmaya başlar. Seyirci ile muhabbet eden Alev, feministlerin üzerinde önemle durdukları hemcinsleriyle birlikte mücadele, dertleşme ve kız kardeşlik temasına vurgu yapar. Erkeklerin olmadığı ortam- larda kendilerini daha rahat ifade imkânı bulan feministler, bu gibi tiyatro çalışmalarına önem verirler.11 Alev de kadını en iyi anlayanın yine kadınlar olduğu görüşünden hareketle sadece kadınlara hitap eder: “Ne mi oldu? Neler neler olmadı ki? Sabırlı olun, anlatacağım. Karar verdim her şeyi anlatacağım.

Ama sadece kadınlara! Neden mi? Ben bazen erkeklerin ameliyatla vicdan- larını aldırdıklarını düşünüyorum da ondan.”12 Burada, erkeklerin vicdansız olduklarına dair tenkit, kadının yaşadığı ızdıraplardan ve bir isyan hissinden kaynaklanır.

Alev, on beş yaşındaki genç kızlık hâlini samimî hislerle ifade eder. Bu yaşlarda sahip olunan güzelliğin takdir edilme hissi birinci sırada gelir. Elbise seçimi ve elbisenin yakışıp yakışmadığı konusu, genç kızlar için önemli bir meseledir. Burada Alev, doğrudan seyirciyle konuşan bir anlatıcıdır:

10Sevilay Saral, Bir Kadın Uyanıyor, BGST Yayınları, İstanbul 2006, s. 5-7.

11Charlotte Rea, “a.g.m.”, s. 74.

12Saral, a.g.e., s. 19.

(6)

“Yeni elbisenizle aynanın karşısına ilk geçtiğinizde aslında bacaklarınızın o modellerden hayli kısa olduğunu fark ederdiniz. Bu yüzden de bu diz üstü modelin hayli kısa olduğunu fark ederdiniz. Bu yüzden de bu diz üstü modelin size pek yakışmadığını, biraz dekolte olan bu yakanın da, daha büyük göğüslülerde güzel durabileceğini, boynunuzun kalın olduğu- nu, kalçalarınızın geniş, kollarınızın da bedeninize göre uzun olduğunu…

(Annesine…) Anne! Anne! Ben var ya, bu elbiseyi asla giymem! Ne biçim terzi bu? Yanlış kesmiş işte! (Yüksek perdeden ağlamaya başlar.)”13

Burada kadınların ergenlik çağından itibaren yaşadıkları psikolojik sorun- lara ve kendilerine özgü olan his dünyalarına işaret edilir.

1980 sonrası eser veren Adalet Ağaoğlu, Firuzan, Buket Uzuner, Neşe Ka- rel gibi kadın yazarların eserlerinde baba-kız ilişkisi, babaya düşkünlük ve baskıcı baba figürü mühim bir yer tutar.14 “Bir Kadın Uyanıyor” tiyatro eserin- de Alev, gençliğinden itibaren bir albay hakim olan babasının baskısı altında büyür. On beş yaşındayken bir yaz kampında bir genç ile dans eder. Dans, bardak kırılma sesiyle kesilir. Bu, babasının onu dans pistinde gördüğü za- man avucunun içinde kırdığı kadehin sesidir. Kanın babasının bileklerinden süzüldüğünü gören Alev’in bu son dansı ve kendi deyimiyle ilk ve son isyan girişimi olur. Korku ve üzüntü hissiyle birlikte yaşadığı bu anı şöyle ifade eder:

“Kan bileklerinden süzülmeye başladığında annem telaşla kanamayı durdurmaya çalışıyordu. Benim nerelerimin kanadığını ise kimse görmedi bile… Bir daha dans ettiğimizi hatırlamıyorum. Düşünsenize ilk dansım babamın kanıyla bastırılmıştı. Ve ben sadece 15 yaşındaydım. İkinci bir sefer olacakları düşünmek bile istemiyordum. O yüzden kabullendim.”15

Bu sebeple, on altı yaşında kuzeninin doğum gününde kendisiyle dans etmek isteyen bir gencin teklifini de bir öğrenilmiş çaresizlikle reddeder. Bu meseleyi yazar, Alev örneği ile kadının gençlik yıllarından itibaren itaat etmesi gereken bir varlık olarak görülmesini, eleştirel bir yaklaşımla ele alır. İlk önce babasına itaat etmesi mecbur kılınan kadın, daha sonraları kocasına itaate mecbur tutulacaktır. Yazar, itaate mecbur edilen ve baskı altında tutularak yetiştirilen kadınların hayatta mutsuz olabileceklerine dikkati çeker.

Alev, evde temizlik yaptığı esnada, sıra kömürlüğe gelince canı sıkılır, bu- nun bir erkek işi olduğunu düşünür ve babasının sözlerini hatırlar: “Kömür- lük! İşte en ağırıma giden iş o. Erkek işi o. Ama Doktor Moro’ya söylesem alay eder muhakkak. Öyle ya, kömürcü çırağı olan kim? Alev Hanım. Alev Hanım evinin hem erkeği, hem kadını oldu. Babam görse gurur duyardı. (Taklit eder.)

‘Erkek kızım benim.’”16 Buradaki birinci mesele, kadının erkeğin yapması ge- reken işlerde eşinden sağduyulu bir yaklaşım ve bir yardım görememesidir.

13Saral, a.g.e., s. 23.

14 Zeynep Kevser Şerefoğlu, Son Dönem (1980-2000) Türk Kadın Hikâyecilerinde Kadın Kimliği, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2012, s.

182-199.

15Saral, a.g.e., s. 23.

16Saral, a.g.e., s. 23.

(7)

İkinci mesele ise, babasının erkek egemen bir bakış tarzıyla kızıyla erkek kızım benim, diyerek gurur duymasıdır. Burada yazar, kadının yeri geldiğinde evinin hem erkeği hem de kadını olduğuna dikkatlerimizi çekerek, kadının büyük bir mesuliyet yükü altında ezilmesini eleştirel bir yaklaşımla ifade eder. Bu bağlamda, feminizmin önde gelen yazarlarından Erendiz Atasü, “Edebiyattaki Kadın İmgelerinde Cumhuriyet’in İzdüşümleri” başlıklı yazısında kadının duy- gusal olarak eve bağlı kalmasında, yazmamasında kadının sırtındaki yükten söz eder.17 Bu yük, ailenin sevgi ve emek yükü, hislerin ve bedenin ikiyüzlü ahlak katılığında tutuklu kalması olarak tanımlanır. Bu büyük yük altında ezilen kadınlar, bilhassa 1980 sonrası Türk tiyatrosunun önemli bir meselesi haline gelir.

Eserde, Alev’in içinde bulunduğu kabullenme ve isyan hissi arasında kal- mışlık hâli, derin bir rûhî buhranın habercisidir. Bir yanda babasının erkek gibi güçlü olan kızı, diğer yanda annesinin istediği gibi bekâretini korumakla yükümlü olduğunu iyi bilir. Hepsini kabullenir ve ailesinin isteklerine uyum sağlayan kendisiyle gurur duyulan bir kız çocuğu olarak yetiştirilir. Babasının erkekten arkadaş olmaz ihtarlarıyla ve baskısı altında büyür. Ailesi kızlarının arkadaşları konusunda çok seçicidir; onu arkadaş seçimi ve bekâretini ko- ruma konusunda korkuturlar. Alev, tüm bunların bir takıntı hâline geldiğini düşünür ama elinden bir şey gelmez, ailesinin baskısını çaresizce kabullenir:

“Erkekten arkadaş olmaz. Tamam, bunu öğrendiniz. Peki, hepsi bu kadar mı? Hayır. Mesela zenginden de arkadaş olmaz, bunu biliyor muydunuz?

Fakirden hiç olmaz! Hele kapıcı çocuklarından asla olmaz! Çok bilenden arkadaş olmaz kızım… Çok gezenden de arkadaş olmaz… Solcudan, sağ- cıdan, büyükten, küçükten, zayıftan, şişmandan asla arkadaş olmaz. Ol- maz; çünkü hepsi tarafından kirletilebilirim. Nasıl mı? Ne bileyim ben?

Hijyen takıntısı olan onlar, ben değilim ki.”18

1980 sonrası Türk kadın yazarlarının eserlerinde kadın, aşk ve evlilik önemli bir yer tutar. Eserlerde işlenen kahramanların içinde zorla evlendiri- len, aile, çevre, ekonomik zorluklar ve tecavüz gibi baskılarla evlenmek mec- buriyetinde bırakılanlar, bu bağlamda kaderine boyun eğip yaşayanlar, ka- dere isyan edenler azımsanmayacak kadar çoktur. Bahsi geçen eserde Alev, yirmi üç yaşına geldiğinde babasının seçtiği ilk damat adayı ile evlenmek zo- runda bırakılır ve annesinin düğünü için çizdiği gelinliği giyer.19 Burada ya- zar, kadına evlenirken eşini seçme hakkını vermeyen bir zihniyetin eleştirisini yapar. Buna göre, aileler elbise seçimlerinden eş seçimlerine kadar çocuk- larına seçme hakkı tanımalıdır; ancak bu şekilde topluma sağlıklı ve mutlu bireyler kazandırılır.

Cinsellik, genellikle konuşulmayan bir tabudur ve bu sebeple Alev, ora- dan buradan duyma bilgilerle gerdek gecesinde yalnızlık, heyecan ve korku

17 Erendiz Atasü, Edebiyattaki Kadın İmgelerinde Cumhuriyetin İzdüşümleri, 75 Yılda Kadın ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1998, s. 129-141.

18Saral, a.g.e., s. 29.

19Saral, a.g.e., s. 30.

(8)

hissine kapılır.20 Burada yazar, kadının en mahrem anına ışık tutarak kü- çük bir kızın kadına dönüşmesindeki serüvende, tabularıyla yüzleşip, bede- nini ve cinselliğini tanımasındaki süreçten okuru bilhassa haberdar etmek ister.

Evlilikte zaman kavramı, evliliği yıpratan, eşleri değiştiren, özverinin, heye- canın ve sevginin azalmasına bir sebep olarak ve genellikle olumsuz yönleriyle hikâye, roman ve tiyatro eserlerinde karşımıza çıkar. “Bir Kadın Uyanıyor”

oyununda Alev’in kocasında zaman içerisinde büyük bir değişim görülür. Za- manla karısını sağduyu ile anlamayan, karısıyla ve çocuklarıyla ilgilenmeyen bir eş hâlini alır. Bu durum karşısında Alev, ızdırap dolu kötümser hislere ka- pılır: “Bakın bu benim kocam. Evlendiğimizde zayıftı, giderek şişmanladı. Gür saçları vardı, hepsi döküldü. Yoksuldu, zengin oldu. Giyinmeyi hiç bilmezdi.

Sıradan bir adamken, aranan adam oldu. Çocuklarına daha yakındı, giderek uzaklaştı. Artık bana da fazla yaklaşmıyordu.”21 Alev, kocasını yeniden ka- zanmak için Cinci Hoca’ya gider ama bir faydası olmaz. Hastalanır, jinekoloğa gitmek ister; fakat kocası, doktor parasını ona vermez. Bileziklerini satarak doktora giden Alev, ciddî bir rahatsızlığı olduğunu ve ameliyat olması gerek- tiğini burada öğrenir. Çok geçmeden kocasının kendisini başka bir kadınla aldattığı haberini alır. Tüm bu sorunlarla başa çıkarken kendi ifadesiyle tıpkı bir Amazon kadını gibi güçlü olmaya çalışsa da kocasını sevgilisinden ayıra- maz. En çok kırıldığı noktalardan biri de babasının evine dön ve evinin kadını ol, uyarısıdır. Kocasından ağır bir darbe gören bu aldatılan kadın, anne baba- sından da bir destek göremeyince giderek bedbinleşir ve bir yalnızlık hissine kapılır; fakat hayat karşısında mücadele ruhundan asla vazgeçmez. Burada yazar, sorunlar karşısında kadını yalnız bırakan bir eşin ve bir ailenin eleş- tirisini yapar. Bu, kadını maddî ve psikolojik açılardan ezmeye çalışan bir zihniyetin eleştirisidir.

Alev, duygu gelgitleri yaşasa da hayat karşısında bir mücadele ruhu ta- şıyan güçlü bir kadındır. Çocuksu bir ruh dünyasına sahip olsa da annelik vazifesini layıkıyla yerine getiren takdire şayan bir kadındır. İhaneti mahkum yaşamayı kabullenemez. Tüm baskıları reddederek ve de iki oğlunu da yanına alarak İstanbul’a taşınır. Eşi Doktor Moro, eğitim gören evlatlarına rağmen maddî desteği keser. Bir anne olarak iki evladının sorunlarına tek başına gö- ğüs gerer. Burada ise fedakâr bir anne rolünü üstlenir ve zor da olsa bir iş bularak hayatını kazanır. Kocasından ayrı yaşayan Alev’in evlilik yüzüğünü toplum içinde bir koruyucu olarak görmesi ve ondan bir cesaret hissi edinme- si, mühimdir. Şirketin gönderdiği bir tatilde güneşlenirken bile onu parma- ğından hiç çıkartmaz: “Yüzük izi mi? Hakikaten yüzüğün olduğu yer bembeyaz kalmış. Yok çıkartmadım. Öyle deme, dul kadın olmak kolay değil bazı yerler- de. Yüzük beni koruyor.”22 Burada yazar, toplumun dul kadına olan bakışına dikkati çekerek dul kadın olmanın zorluklarını bir farkındalık hissiyle işler.

20Saral, a.g.e., s. 32.

21Saral, a.g.e., s. 34.

22Saral, a.g.e., s. 65.

(9)

Alev, kocasından çocukları ve kendisi için tazminat, nafaka almak ve bo- şanmak için kocasına dava açar. Burada kendi davasının avukatı olan güçlü bir kadındır. Dört sene süren ve tek başına mücadele eden bir kadın için yo- rucu ve yıpratıcı bir süreç olan mahkeme sonunda kocasından az bir miktar tazminat alarak boşanır. Boşanmanın ardından doktora giden kadın, kırk üç yaş gibi çok erken bir yaşta menopoza girdiğini öğrenerek büyük bir hayâl kırıklığı yaşar.23 Burada yazar, kadının güçlü durmaya çalışsa da psikolojik yönden büyük bir sarsıntı geçirdiğini ve yaşadığı sıkıntıların, sağlığını olum- suz yönde etkilediğine dikkati çeker.

Eserde kullanılan birinci anlatım biçiminde Alev, doğrudan seyirciyle ko- nuşan bir anlatıcıdır. Bu sahneler, seyirciye dönük (dışa dönük) oynanır.

Alev, bu anlatım biçiminde kırk beş yaşı içinden konuşur; hayatı ve aktardığı olaylar üzerine yorum yapar; seyirciye sorular sorar. Anlattıklarına karşı me- safeli bir duruşu vardır:

“Merak etmeyin her şeyi ayrıntılarıyla anlatacağım. Artık susmaya hiç niyetim yok. Bütün hikâyemi… İlk kez size, yani kadınlara… Pardon daha önce anlattım. Evet anlattım. Yeşilırmak’a… Ama o da erkek sayılmaz.

Hatta bence Yeşilırmak kesinlikle bir kadın. Evet, Yeşilırmak… Doktor Mo- ro’nun zorunlu hizmete gittiği Çarşamba’nın içinden geçen Yeşilırmak…

Benim de iki oğlumla peşinden gidip yıllarca kıyısında yaşadığım Yeşilır- mak… Döküntü evimin manzarası olan Yeşilırmak… İşte ona anlattım.

Hem de neler neler anlattım.”24

Yalın ve yer yer mizahi bir üslupla kaleme alınan pasajlar ile sahneler birbirine bağlanır. İkinci anlatım biçimi olarak da eserde, mizahi bir üslûp söz konusudur. Bunlar, başkarakterin argoyu en çok kullandığı sahnelerdir.

Üçüncü anlatım biçiminde, Alev’in bilinç akışı tekniğiyle içe dönük ve dramatik bir üslûpla ifade edildiği, bu oyuncunun Yeşilırmak’la ve İstanbul Boğazı ile sohbet ettiği sahneler söz konusudur. Bu konuda Saral, kadının suyla konuşmasının bir açıdan delice bir eylem olduğunu ve psikolojik bir etki oluşturma riskini taşıdığını; bu gibi sahnelerin acıklı sahneler olmaktan kurtulması için yalın bir oyunculukla icra edilmesi gerektiği üzerinde durur.25 Eserde, bir tabu olarak görülen, konuşulması yasaklanan cinselliğin ve ka- dını cinsel sorunların merkezi olarak gören bir zihniyetin eleştirisi yapılır.

Alev, kimselere anlatamadığı en mahrem sorunlarını bir suçluluk ve yalnızlık hissiyle, içe dönük ve dramatik bir üslûpla Yeşilırmak’a anlatır. “Yeşilırmak’la Sohbet” başlıklı bu bölümde kadının acizlik ile güçlü olma arasındaki duygu gelgitlerini, suçluluk duygusunu, kendisiyle empati kuracak bir eşten yok- sunluğunu, en mahrem sorunlarını suya anlatır:

“İşte böyle Yeşilırmak… Dün gece yine canım çok acıdı. Ama gıkımı çıkar- madım. Gurur duyabilirsin benimle. Senin Amazonların kadar güçlüyüm,

23Saral, a.g.e., s. 70.

24Saral, a.g.e., s. 19.

25Saral, a.g.e., s. 19.

(10)

gördün mü? Hayır, çok merak ediyorum, acaba canımın yandığını anlıyor mu, yoksa anlamıyor mu? Anlatsam üzülür mü? Anlatsam mı?... Sanki ben suçluymuşum gibi. Ben böyle olsun istemiyorum. Küsmek istemiyorum…”26 Alev, kocası tarafından aldatıldığını öğrenince bunu gururuna yediremez ve tüm maddî yetersizliklere rağmen iki çocuğunu alarak İstanbul’a taşınır.

Kocasından hiçbir maddî yardım göremez. Elindeki altınları da biten bu ça- resiz kadın, hayatını kazanmak için çalışacak bir iş bulamayınca büyük bir umutsuzluğa kapılır ve bir kaçış hissiyle bir an intiharı düşünür. Burada da bir kadın olarak güçlülük ve âcizlik hisleri arasında gelgitler yaşayan oyun- cunun ruh hali olduğu gibi yansıtılmaya çalışılır. Hayat karşısında yorgun, bıkkın ve hüzünlü olduğu kadar kızgındır:

“Burası da bayağı yüksekmiş yani. Şansa bak yine suya karşı oturuyo- rum. Merhaba! Delirdim ben, gördüğüm her suyla konuşmaya çalışıyo- rum. Çok yoruldum da ondan. Dayanacak gücüm kalmadı artık. Zaten param da kalmadı. Çocukların beslenmesine koyacak bir lokma bir şey yok dolapta. Ne yapıyorum ben? Deli cesareti bendeki. Kimsesiz İstan- bul’da. Kötü yola da düşerim ben bu gidişle. Atsam şimdi kendimi şura- dan aşağı, çocuklar kurtulurdu hiç değilse. Ne? Ne dedin sen? Sıkıldın mı?

Neden sıkıldın? Bu intihar konuşmalarından mı? Beni mi dinliyordun sen?

Ne? Salak mı? Bana salak deme, sakın bir daha deme. Koskoca İstanbul Boğazı’na ne yapabilirim, öyle mi? Ben kendimi korumaktan mı acizim?

Sen beni ne sandın? Sümüklünün teki mi? Ne mücadeleler verdim bugüne kadar, biliyor musun sen? Ölmeye falan niyetim yok, seni kandırdım. Ha- yır efendim, biraz maddî sorunum var; ama aç falan değilim. Hem yarın bir iş görüşmem var benim.”27

Gayrişuur psikolojisine göre deniz, anneyi temsil eder.28 Alev’in dertleştiği deniz, ıztıraplarına katılan ve onu teselli eden canlı bir varlık olarak gözükür.

Burada, oyuncuyla konuşan ve tartışan bir varlığın hayalini görürüz.

Kapitalist kültürün yaşamın her alanında olduğu gibi sanatın içine yer- leştirdiği yarışmacılık hırsının yerine feministler, en samimi hislerle bir kız kardeşlik bilincini aşılamaya çalışırlar. Feminist tiyatro yapıtlarında simgesel anlatımların kullanılması, sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Feminist metin- lerde kız kardeşle dertleşmek demek, kadının kadınla dertleşmesi demektir.

Burada kadının hâlinden yine en iyi kadının anlayacağı temel fikrinden ha- reket edilir. “Bir Kadın Uyanıyor” adlı tiyatro eserinin en etkileyici sahnele- rinden biri de bu kız kardeşlik bilincinin vurgulandığı eserin son sahnesidir:

“Bir kız kardeşim olsaydı eğer masalların kıyısında yaşayan, ona şöyle derdim. ‘Bunların hepsi masal! Belki de güzel masallar; ama bil ki, sen o prenses değilsin. O yüzden, uyan!

26Saral, a.g.e., s. 19.

27Saral, a.g.e., s. 19.

28Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser, Dergâh Yayınları, İstanbul 2004, s. 120.

(11)

O da bana derdi ki, ‘Hiç dert etme sen. Ben bebek değilim ki, öyle kolay uyumam.’

‘Benim güzel kız kardeşim şimdi iyi dinle beni…’

Hırçınlaşırdı hemen. ‘Ya çok yorgunsam, ya derin uyumak istiyorsam, sana ne bundan?’

Gücenmiş gibi yapardım: ‘İyi, dinlemek istemiyorsan artık beni, uyu o zaman.’

Bir süre konuşmazdık belki. Ama, eminim, dayanamaz sorardı: ‘Abla, sen uyandın mı peki?’

Uzun uzun düşünürdüm. Fazla uzun sürerse düşünmem, belki biraz da korkudan. Ama doğruyu söylemek boynumun borcu der ve söylerdim:

‘Uyanmak kavga etmek, hiç durmadan kavga etmektir kardeşim. Dinlen- mek hakkım olsa da, uyumak haram. Bir gün yorulur vazgeçersem eğer, uyanışım da biter o zaman.”29

Burada yazar, kadınların direnişçi ve muhalif söylemlerinin, hayat karşı- sında verdikleri kavganın, mücadelenin bir uyanış olduğuna dikkati çeker.

Kadın sorunu, aldatıcı/uyutucu çözümlerle halledilebilecek bir mesele değil- dir. Bu bakımdan, kadının erkek egemen bir toplumda verdiği mücadeleye ve kadının taleplerine işaret eder. Kadının uyanması ve kavgası, her türlü baskı- ya, özel ve sosyal yaşamda karşılaştıkları mağduriyetlere karşı bir başkaldırı demektir. Hayat karşısında mücadele ruhu var oldukça ve kadının hak arama eylemi devam ettikçe, kadının uyanık olma durumu devam edecektir. Bahsi geçen metinde, kadının yüzeysel bir şekilde yüceltilmesinden ziyade eleştirel ve sorgulayan bir kadının varlığı söz konusudur.

Sonuç

Sevilay Saral’ın “Bir Kadın Uyanıyor” adlı tiyatro eserinde kadın mesele- lerine dair fikirler ve hisler geniş bir yer tutar. Bu edebî eser, yüzeysel bir şekilde okunursa, yazarın sadece kadınların yaşam öykülerinde takılıp kalan bir tahassüs içinde olduğu anlaşılır. Oysaki Feminist tiyatro bağlamında çok dikkatli ve geniş bir yelpazedeki okumalar neticesinde, Saral’ın kadın mese- lelerine olan ilgisinin sadece hatıralardan ibaret olmadığı anlaşılır. Saral’ın kadın meselelerine yönelmesinin sebebi, kadın sorunlarına çözümler bekle- yen bir ihtiyaçtan ve kadının kendisini gerçekleştirme isteğinden kaynaklanır.

Saral, yaşamın bir aynası olarak tanımlanan tiyatro sahnesine toplumun gör- mesini istediği şeyleri çıkartır. Bu bağlamda feminist tiyatro metni ve oyunu, sessiz kadınların sesi olur. Eserde yazar, kadın kimliğini ön plana çıkararak;

kadının aile ve toplumdan gördüğü baskılara, kadının gençliğinden itibaren baskıyla ve korkuyla yetiştirilmesine, kadının en tabiî hakkı olan kocasını seçme hürriyetinden yoksun bırakılmasına, kadının ailesi tarafından maddî desteklerden yoksunluğa, yalnızlığa ve çaresizliğe terk edilmesine sebep olan bir zihniyetin eleştirisini yapar. Geriye dönüş, bilinç akışı gibi tekniklerin yar- dımıyla kadının gâh çocuksu ve gâh ıztıraplarla dolu ruh dünyasını gözler önüne serer. Doğrudan seyirciyle konuşan, kimi zaman içe dönük bir anlatım-

29Saral, a.g.e., s. 19.

(12)

la, kimi zamansa mizahi bir üslûpla kadının fikir ve his dünyasını çok farklı boyutlarla aktararak meselelerin çözümlerinden ziyade kadın sorunsalının birey üzerindeki etkisini ifade etmeye çalışır. Kadının hem güçlü yönüne hem de zayıf yönüne ışık tutar. Hayattaki sorunlar karşısında kadınların yalnız olmadıklarına vurgu yapan yazar, bilhassa kadınlara güven aşılar ve bu bağ- lamda cemiyette bir vicdan, bir farkındalık fikri ve hissi oluşturmaya çalışır.

Kaynaklar

AND, Metin: Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu, İş Bankası Yayınları, Ankara 1983.

AND, Metin: Elli Yılın Türk Tiyatrosu, İş Bankası Yayınları, Ankara 1973.

AND, Metin: Türk Tiyatrosunun Evreleri, Turhan Kitabevi, Ankara 1983.

ANDAÇ, Feridun: Edebiyatımızın Kadınları 1: Edebiyatımızın Kadınlarıyla Yapılmış Söyleşiler, Dünya Kitapları, İstanbul 2004.

ATASÜ, Erendiz: Edebiyattaki Kadın İmgelerinde Cumhuriyetin İzdüşümleri, 75 Yıl- da Kadın ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1998.

BERKTAY, Fatmagül: Kadın Olmak / Yaşamak / Yazmak, Pencere Yayınları, İstan- bul 1994.

BOZOK, Mehmet: “Feminizmin Erkekler Cephesinde Yankıları”, Cogito Dergisi, Sayı: 58, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2009.

CASE, Sue Ellen: “Radikal Feminizm ve Tiyatro”, Mimesis Dergisi, Feminist Tiyatro Özel Sayısı, Sayı: 12, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul 2007.

ÇAHA, Ömer: Sivil Kadın: Türkiye’de Kadın ve Sivil Toplum, Savaş Yayınevi, İstanbul 2010.

ENGİNÜN, İnci: Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, Dergâh Yayınları, İstanbul 2005.

ENGİNÜN, İnci: Türk Edebiyatında Shakespeare, Dergâh Yayınları, İstanbul 2008.

GÜL, Sinan: Feminist Tiyatro Metninin Nitelikleri ve Model Oyunlarda Yansıması, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Ensti- tüsü, İzmir 2009.

GÜLENDAM, Ramazan: Türk Romanında Kadın Kimliği, Salkımsöğüt Yayınları, Konya 2006.

KAPLAN, Mehmet: Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser, Dergâh Yayınları, İstanbul 2004.

KÖKALAN, Füsun: 1980 Sonrası Türkiye’de Kadın Çalışmaları, Muğla Üniversitesi Sosyoloji Ana Bilim Dalı, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, 2001.

ÖZSOYSAL, Fakiye: Oyunlarda Kadınlar, E Yayınları, İstanbul 2008.

REA, Charlotte: “Kadınlardan Kadınlara Seyirciler, İçerik ve Biçimler”, Mimesis Der- gisi Feminist Tiyatro Özel Sayısı, (Çev: Ayşan Sönmez), Sayı: 12, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul 2007.

SARAL, Sevilay: Bir Kadın Uyanıyor, BGST Yayınları, İstanbul 2006.

SARAL, Sevilay: Kadın Oyunları, BGST Yayınları, İstanbul 2007.

ŞENER, Sevda: Cumhuriyetin 75 Yılında Türk Tiyatrosu, Türkiye İş Bankası Yayın- ları, İstanbul 1998.

ŞENER, Sevda: Oyundan Düşünceye, Gündoğan Yayınları, Ankara 1993.

ŞEREFOĞLU, Zeynep Kevser: Son Dönem (1980-2000) Türk Kadın Hikâyecilerin- de Kadın Kimliği, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2012.

TAŞ, Gün: “Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarih- sel Süreçleri ve Dönüşümleri”, Akademik Hassasiyetler Dergisi, Sayı: 5, Cilt: 3, Alter Yayıncılık, Ankara 2016.

TÖRE, Enver: Hayattan Sahneye Kadınlar, Duyap Yayınları, İstanbul 2006.

UĞURCAN, Sema: Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Eserlerinde Tarih, Akademi Kitabevi, İzmir 2002.

YAMANER, Güzin: 20. Yüzyıl Tiyatrosunda Kadın Bakış Açısının Yansımaları, Kül- tür Bakanlığı Yayınları, Ankara 2001.

YÜKSEL, Ayşegül: Çağdaş Türk Tiyatrosundan On Yazar, Mitos Boyut Yayınları, İstanbul 1997.

Referanslar

Benzer Belgeler

ve çift uyumu arasındaki ilişki: üç grup evli çiftte karşılaştırmalı bir çalışma. Evliliklerini 20 yaş ve altı yapmış kadınlar ile evliliklerini 20

(es-Sa‘dâvî (t.y.): 56) Asena ve es-Sa‘dâvî, incelenen her iki eserde gerek kahramanların duygu ve düşünce dünyasıyla gerekse yaşam tarzları ve davranışlarıyla

Burada vankomisin tedavisine bağlı olarak nötropeni gelişen bir hastada glukopeptit yapısı bakımından vankomisine benzer olan teikoplanin kullanılması ile kısa sürede

This part of the study is just a modest attempt to illustrate what extent the other disciplines can make use of the uncanny. To start with, the term has been mostly related

 Medya sektörünün erkek egemen yapısı nedeniyle bu sektörün kadın temsiline ve kadın sorunlarının dile getirilmesine duyacağı ilginin de sınırlı olacağı

 1.Korintliler,11: 8, Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı.  1.Korintliler,11: 9, Erkek kadın için değil, kadın erkek

kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız

Ataşalan’ın (2008) yorumuna göre Ortaçağ Hristiyan toplumunda kadının hiçbir yasal konuma sahip olmadığı kabul edilmiş ve evlendiği zaman bütün